ALLAHI İNKAR EDENE SAYGI DUYULUR; ONUNLA DOST OLUNUR MU ?

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur´an-ı Kerim (Moderatör: Yonetim) > ALLAHI İNKAR EDENE SAYGI DUYULUR; ONUNLA DOST OLUNUR MU ?
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur´an-ı Kerim (Moderatör: Yonetim) > ALLAHI İNKAR EDENE SAYGI DUYULUR; ONUNLA DOST OLUNUR MU ?
Sayfa: [1] 2 3 ... 6   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: ALLAHI İNKAR EDENE SAYGI DUYULUR; ONUNLA DOST OLUNUR MU ?  (Okunma Sayısı 31565 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« : 16 Ağustos 2007, 05:09:52 ÖS 17 »

Kuran-ı Kerimin çeşitli ayetlerine baktığımız da Allahı inkar edenlerin, kafirlerin, ortak koşanların Allahın düşmanı, oldukları şeytanın ise dostları olduğu belirtilmiştir.

Saygı, Şahsa değer vermek, onu adam yerine koymak, hürmet göstermek anlamındadır.Yani saygı terimi çok az da olsa sevgi terimini de içine kapsar.

Allaha ve ayetlerine inanmayanlarla en güzel bir biçimde mücadele etmemiz allahın emridir. Onlarla bu fikirlerinden dolayı hemen onlara düşman kesilmek, onlara sert davranmak ve onlara saygı duymamak olmaz.Bu şekilde davranmak yanlış olur ve aynı zamanda islami de değildir. Onlarla en güzel bir biçimde, gerektiğinde dost olarak da, saygılı bir biçimde diyalog halinde ilişkilerimizi sürdürmemiz şarttır.
Bakın ayetlere, Müminun 96 ve Fusilet 34, ne der ? Kötülüğü en güzel bir şekilde sav ( Onu deffet, Bu işlemi güzellikle dene ve yap )

NAHL-125- İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle (maharetli bir yöntemle) ve güzel öğütlerle çağır, onlarla en güzel şekilde mücadele et. (üslupların en güzel, en etkilisi ile tartış.) Hiç şüphesiz Rabbin, yolundan sapanları herkesten iyi bildiği gibi, doğru yolda olanları da herkesten iyi bilir.

İSRA-53- Mü'min kullarıma de ki; konuşurken en güzel sözleri söylesinler. Şüphesiz şeytan aralarını bozar (aralarındaki havayı gerginleştirir. )Hiç kuşkusuz, şeytan insanın açık düşmanıdır.

MÜMİNUN-96- kötülüğü en iyi davranışla karşıla.( En güzel bir şekilde sav ) Biz onların asılsız yakıştırmalarını herkesten iyi biliyoruz
( Ne var ki, Mekke döneminde inen bu surenin inişi sırasında uygulanan davet metodu; kötülüğü iyilikle savmak, Allah'ın buyruğu gelene kadar sabretmek ve işi Allah'a bırakmak şeklindeydi)

FUSSİLET-34- İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir tavırla sav O zaman bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir

 
( Birçok durumlarda bu kuralın doğruluğu ortaya çıkmıştır. Güzel bir söz, yumuşak bir konuşma, kontrolünü kaybetmiş, kızgın, öfkeli ve gururlu kişinin yüzünde beliren tatlı bir tebessüm, heyecanı yumuşaklığa, kızgınlığı sakinliğe dönüştürür.

Oysa karşıdakinin davranışının aynısı ile karşılık verecek olursa heyecan, öfke, kibir ve azgınlık gittikçe artar. En sonunda utanma diye birşey kalmaz. Kontrolünü kaybeder ve günahları ile övünmeye başlar.

Şu da var ki, böyle bir hoşgörü, kötülükle karşılık vermeye gücü yettiği halde hoşgörülü davranmayı, şefkat göstermeyi tercih eden büyük bir kalp sahibi olmayı gerektirir. Hoşgörünün gereken etkiyi gösterebilmesi için böyle bir güce sahip bulunmak zorundadır. Ta ki kötülük yapan kişi bu iyiliğin zayıflıktan kaynaklandığını sanmasın. Eğer karşıdaki kişinin zayıf olduğu için böyle davrandığını farkederse ona saygı göstermez. Ve iyiliğin hiçbir yararı olmaz.


Bir insanın ulaştığı bir derece; kötülüğü iyilikle savma, kin ve öfke gibi dürtüleri yenip hoşgörülü davranma, nereye kadar hoşgörülü davranılacağını, nereye kadar kötülüğe iyilikle karşılık verileceğini dengeleyebilme derecesi... Her insanın ulaşamadığı bir derecedir. Çünkü böyle bir düzeye erişmek sabır gerektirmektedir. Bu, aynı zamanda yüce Allah'ın çalışıp ta onu hakkeden kullarına bahşettiği bir lütuftur )


Bu kesin ayetlerden anlıyoruz ki, Allaha inanmayanlara karşı onlarla diyalog yöntemimiz ,onları aşağılamak,kötülemek, alay etmek, sert davranmak, saygı göstermemek olmayacaktır.

Rabbimiz Firavuna bile tatlılıkla tatlı sözle ve öğütle yaklaşılmasını istemiştir.


TAHA-43- Firavun'a gidiniz. Çünkü o gerçekten azıttı.

TAHA-44- Ona yumuşak sözler söyleyiniz. Belki aklı başına gelir ya da kötü akıbete uğramaktan korkar.

ALİ İMRAN-159- Allah'tan gelen merhamet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer sert, katı kalpli biri olsaydın, kuşkusuz çevrenden uzaklaşırlardı. Onları bağışla, kendileri için Allah'tan af dile, yapacağın işler hakkında onların görüşlerini al, ama karar verince artık Allah'a dayan. Hiç kuşkusuz Allah kendisine dayananları sever


Evet, sert ve katı kalbli olmak , Kötü davranışlı, sert usluplu,olmak, insanlara nazik ve kibar yaklaşmamak, insanları değil allahın yoluna biraraya getirmeyi, onları tamamıyla uzaklaşmalarına bile sebeb olur.

Fakat bu iyi ve güzel ve kibar davranma ne zamana kadar ve nereye kadar nasıl devam eder ?
Logged
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4812


Dosdoğru ol!


« Yanıtla #1 : 16 Ağustos 2007, 06:21:29 ÖS 18 »

tavırda denge

yukarda ki kavramın altını kalın harflerle çizip hayatımızın en içine almalıyız

tavırların iki rengi yoktur hamit abi
yani ya hoş görüsüz sertkaba
veya saygılı samimi dost
olmak durumunda değiliz
ortası vardır...şahsen bir inkarcıya sevgi besleme konusunu itikada ters buldum dost olmak ise sevgisiz olmaz
ayrıca saygı: içten gelen bir histir. daha deruni anlamları içerir.yani benimsemediğine saygı duyulmaz
hoşgörü ise: benimsemediğin o durumu kabullenmiş olursun empati yardımı ile

evet yaa müslümanların dostları(velileri) kimdir/kimler olmalıdır
buna kurandn delil var mı??
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« Yanıtla #2 : 16 Ağustos 2007, 06:26:56 ÖS 18 »

Alıntı
ortası vardır...şahsen bir inkarcıya sevgi besleme konusunu itikada ters buldum dost olmak ise sevgisiz olmaz

Değerli serender, nedir bu acelen ?
Daha yazım bitmedi devam ediyor, daha 2 bölümü daha var. yani anlayacağın yazım uzun ve 3 günümü aldı. Şimdi az sonra 2. bölümü gelecek ve sonra 3. bölümü ondan sonra eleşştri yapmak istersen memnun olacağım
saygılarımla
Logged
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4812


Dosdoğru ol!


« Yanıtla #3 : 16 Ağustos 2007, 06:40:18 ÖS 18 »

devam edecek diye not düşebilirdiniz
teşk.ler
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« Yanıtla #4 : 16 Ağustos 2007, 06:47:02 ÖS 18 »

unuttum not düşmeyi kusuruma bakmayın ama soru işareti ile sonlandırmışım ki bu devamı gelecek anlamındadır
insan nisyan kökünden türeme unutkan bir varlıktır.
Nisyan olmayanın kim olduğunu bilirsiniz herhalde
teşekkürler
saygılarımla
Logged
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« Yanıtla #5 : 16 Ağustos 2007, 07:11:40 ÖS 19 »

Fakat bu iyi ve güzel ve kibar davranma ne zamana kadar ve nereye kadar nasıl devam eder ?  Demiştim. izah edelim.

Allahın emirlerini tebliğ ettik, onlarla en güzel bir biçimde mücadele ettik, saygı gösterdik ve bununla beraber, kişi hala inancında ısrarla direniyor ve dönmüyorsa, artık yapacak birşey kalmadığında( Eğer kalbi mühürlü değilse öğüt alacaktır)
Yani kesin kes inadını ,ısrarını sürdürüp, iman etmeyeceğine dair kesin kaanat getirilse,
artık onlarla dostluk kesilir ve ve onlara artık saygı da gösterilmez

Saygı, karşı tarafı adam yerine koymak, şahsına değer vermek ise

Allahımız, müşriklere pisliktir demiştir. insan hiç pisliğe saygı gösterir mi?

TEVBE-28- Ey müminler. Allah'a ortak koşanlar birer somut pisliktirler. Bundan dolayı bu yıldan sonra bir daha Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer (ziyaretçi sayısının azalması yüzünden) yoksul düşeceğinizden korkuyorsanız, biliniz ki, Allah eğer dilerse yakında kendi lûtfu ile sizi zengin edecektir. Hiç şüphesiz Allah her şeyi bilir ve her yaptığı yerindedir.

Allahımız onlara hayvan diye hakaret etmiştir. Hatta daha da aşağılamıştır, onlar hayvan bile olamazlar, demiştir.
Saygı kelimesinin anlamında karşındakini şahıs olarak adam yerine koymak. ona değer vermek var ise,
Rabbimiz , kendisini inkar edenleri, bırakın adam yerine koymayı, hayvan yerine bile koymuyor. Onları daha da aşağalıyarak, hayvan bile olamazlar.
Bunlar o kadar sapık, şakın ve bunaklar ki, Hayvanlar bile onlardan daha üstündür, anlamında ayet indiriyor, bunlara saygı duyulmasın, adam yerine konulmasın ve kesinlikle katiyen onlara değer verilmesin diye.

ARAF-179- "Andolsun ki, birçok cini ve insanı cehennemlik olarak yarattık. , Onların kalpleri var. Fakat anlamazlar, gözleri var, fakat görmezler, kulakları var, fakat işitmezler. Onlar hayvanlar gibidirler. Hatta hayvanlardan da sapıktırlar. Onlar gaflet içindedirler.
.
ARAF-175- "Onlara şu adamın olayını anlat: Adama ayetlerimizi sunduk, fakat o onların içinden sıyrılıp çıktı. Arkasından onu şeytan peşine taktı da azgınlardan oldu. "

ARAF-176- "Eğer dileseydik bu ayetler aracılığı ile onun düzeyini yükseltirdik, fakat o yere saplandı kaldı. Onun durumu üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp horlayarak soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu hikâyeyi onlara anlat, ola ki, üzerinde düşünürler


 ( Evet işte bir benzetme de köpek gibidirler der. Onlara saygı duyulmaz, ne de adam yerine konurlar. Onlar artık hayvandır ve hayvanlaşmıştır. Köpektir o ( Çok ağır hakaret bu ) onları Kovsan da ,kovmasan da dilini sarkıtıp, köpek gibi soluyacaklardır.

İşte şimdi biz bu tuhaf yaratık ile karşı karşıyayız. Yeryüzüne çakılıp kalmış, çamura batmış bir yaratıktır bu. Bir de bakıyoruz ki, bu yaratık köpek şekline girmiş, kovulsa da kovulmasa da solumasını sürdüren bir köpek şekline. Bu hareketli manzaraların hepsi birbirini izliyor, arka arkaya geliyor. İnsanın hayatı burada olayı somut bir şekilde izliyor. Zaman zaman tepki gösteriyor, hayret ediyor, heyecana kapılıyor. Bu sahnelerin sonuna yani ardı arkası gelmeyen solumalar sahnesine gelindiğinde, sahnenin tamamını kuşatan gizli direktiflerle dolu bulunan yorum geliyor:

İşte onların örneği budur. İnsanı doğru yola ileten ayetler, imanı aşılayan direktifler onların fıtratlarına ve bünyelerine ayrıca çevrelerini kuşatan bütün varlıkların yapılarına da yerleştirilmiştir. Buna rağmen onlar bunların hepsinden sıyrılmışlar. Sonra onların şekilleri değişmiş, hayvanlaşmışlar. Bünyeleri çirkinleşmiş "insan"lık konumundan hayvanların düzeyine düşmüşler... Çamurda debelenen köpeğin seviyesine inmişler. Halbuki onların imandan kanatları vardı. Bunlarla yüce alemlere açılabilirlerdi. Ne var ki, onlar bu güzel makamdan alçakların alçağı bir dereceye yuvarlanıyorlar!)

yunus 100
........... O, aklını kullanmayanlara kötü bir azap verir. Ve pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine koyar
.

( Akıllarını kullanmayıp, allahı gereği gibi kavrayamadıklarından, onu ve ayetlerini inkar ettiklerinden dolayı Pislik onların ( Şahıslarının ) üzerlerine bırakılmıştır. Artık onlara saygı da duyulmaz.

FURKAN-77- De ki; "Eğer Duanız (yalvarmanız, kulluğunuz ) olmasa Rabbim size ne değer versin ? ( Ne diye saygı duysun ) Sizler Allah'ın ayetlerini yalanladığınız için azap hiç yakanızı bırakmayacaktır

( Allahı inkar edenler allaha dua etmezler ve ona kulluğu da red edenlerdir onlar. Bundan dolayı size ne diye değer verilsin ki anlamında ayet inmiştir.
Yani ,Rabbiniz olan Allah ,ne diye sizi adam yerine koysun, sizi ansın , size ve şahsınıza değer , itibar ve saygı göstersin ki,
sizin değeriniz allahın yanında ne olabilir ki ? Allahın yanında siz saygı gösterilmeyecek kadar Çok önemsiz ve değersizsiniz.
De ki; Rabbim size ne diye değer versin?" Ama ben O'nun yanında ve O'nun himayesindeyim. O, benim Rabb'imdir, ben O'nun kuluyum. O'na inanmadan, O'nun has kullarına katılmadan, Şahsınızın ne değeri olabilir ki? Siz hepiniz cehennemin yakıtısınız? Size ne bir saygı duyulur ne de saygı gösterilebilir ?

Not: Devamı var


Logged
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« Yanıtla #6 : 16 Ağustos 2007, 07:57:46 ÖS 19 »

Kuran-ı Kerimde ana ve babaya çok büyük bir önem ve kıymet verilir.
Çok önem verildiği ana ve babasına üff demenin dahi yasakladığı halde. eğer ortak koşanlar ise onlara artık itaatı kesmeyi tavsiye etmiştir. Artık ana ve babasını ortak koşma konusunda itaat etmemesini, onlarla güzel bir şekilde mücadele etmesini bu fikirlerinin yalnış olduğunu söylemesi, fikirlerinden dönmesi, allaha ortak koşulmaması hususunda onlarala en güzel biçimde diyaloğa geçmesi önerilir. ayrıca da bu dünya işlerinde de onlarla güzel bir biçimde ilişkilerinin sürdürülmesi istenir. Nereye kadar? Ne zamana kadar ?

Eğer ana ve baba allah koşma fikirlerini değiştirmiyorlarsa, fikirlerinde sabit, israrlı bir tutum sergiliyorlarsa, artık onlaradan tamamıyla kopup, uzaklaşılacaktır. Yani artık onlarla dünya işlerin de de ilişkilerine son verilecektir. Lokman 15ayeteinde, bu belirtilmezse dahi tevbe 114 ayetinde net ve açıkca belirtilir.( İbrahim babasını terk eder ) Çünkü, onlar artık allahın bir düşmanı olmuşlardır. Onları düzeltmek için başka yapılacak şey kalmamıştır

LOKMAN-15- Eğer onlar seni körü-körüne bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla iyi geçin, Allah'a yönelen kimsenin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz banadır. O zaman size yaptıklarınızı haber vereceğim.
( Onlarla iyi geçinmek, dost olmak anlamında değildir, onları sevmek anlamında da değildir. Çünkü allahın düşmanları ana ve baba bile olsa sevilmez. Saygı dahi duyulmaz.
allahın düşmanları ana ve baba veya oğul olsa , imkan varsa bu allahın düşmanları ile birlikte olunmamalı, olunmayacak, onlardan kısa sürede uzaklaşılacaktır.)

ANKEBUT-8 Biz insana ana-babasına iyi davranmayı tavsiye ettik. Fakat eğer annen ve baban, ne idüğü belirsiz bir putu bana ortak koşmaya seni zorlarsa, sakın sözlerini dinleme. Hepiniz bana döneceksiniz. O zaman neler yaptığınızı size haber veririm

Nuh (as) oğlu iman etmemişti. Babasının ısrarlı imana gel, kurtuluşa gel çağrısına red cevabını verince allahına azabına müstehak oldu. Suda boğulanlardan oldu. Nuh allaha şöyle duada bulunmuştu.

HUD-45- Nuh, Rabbine seslenerek dedi ki; "Ey Rabbim, oğlum ailemin bir bireyi idi, senin vaadin de gerçektir ve sen kesinlikle hüküm verenlerin en yerinde hüküm verensindir.
 
(Ey Rabbim! Oğlum, ailemin bireylerinden biridir. Sen ailemin kurtulacağım bana vadetmiştin. Senin vaadin gerçektir. Senin hükümlerinin en yerinde hükümler olduğu kesindir. Verdiğin her hüküm mutlaka bir gerekçeye, bir ön tasarıya dayanır.

Hz. Nuh, yüce Allah'a böyle seslenirken yüce Allah'dan, ailesini kurtaracağına ilişkin vaadini yerine getirmesini istediğini belirten bir dil kullanıyor. Yüce Allah'dan, bu vaadine ve bu hükmüne ilişkin hikmetini gerçekleştirmesini diliyor.

Yüce Allah, Hz. Nuh'un bu isteğine hemen cevap veriyor. Bu cevapta kendisine aklından çıkarmış göründüğü şu önemli gerçeği hatırlatıyor: Yüce Allah'ın katında, O'nun dininde ve değerlendirme terazisinde "aile" birliği, soy ve kanmağı ortaklığına değil, inanç ortaklığına dayanır. Bu delikanlı mü'min olmadığına göre Hz. Nuh'un ailesinden değildi. Çünkü Hz. Nuh, mü'min bir peygamberdi. Hz. Nuh'a verilen bu cevabın dili kesin, açıklamalı ve vurguludur. Hatta oldukça serzenişli, paylamalı ve azarlayıcıdır.) Okuyoruz:

HUD-46- Allah dedi ki; "Ey Nuh, o oğlun senin ailenden değildi. Çünkü o kötü işler yaptı. İçyüzünü bilmediğin bir şeyi yapmamı benden isteme. Sana cahillerden olmamanı öğütlerim. "
 (Yüce Allah'ın bu cevabı, bu dinin son derece önemli bir gerçeğini ifade ediyor. Bütün bağların kendisine bağlandığı kulpu, ana halkayı tanıtıyor bize. Bu ana halka, inanç halkasıdır. Fertleri birbirine bağlayan budur; yoksa soy bağı, kan bağı değildir.
Ayetin baş tarafın tekrar okuyoruz
"Ey Nuh, o oğlun senin ailenden değildi. Çünkü o kötü işler yaptı."

Ne onun seninle bir bağı var ve ne de senin onunla bir bağın var. İstediği kadar soyca senin oğlun olsun o. Çünkü aranızda bulunması gereken ana halka kopuktur. Bu halka kopuk olduktan sonra aranızdaki hiçbir ilişkiden, hiçbir bağdan sözedilemez.

Hz. Nuh, Rabbine yönelttiği çağrıda gerçekleşmemiş bir vaadin yerine getirilmesini istemişti. Seslenişinin yansıttığı anlam buydu. O yüzden cevap, azarlama ve tehdit kokusu taşıyor. Cevabın o bölümünü tekrar okuyalım:

"İçyüzünü bilmediğin bir şeyi yapmamı benden isteme. Sana cahillerden olmamanı öğütlerim."

İnsanlar arası ilişkilerin ve bağların özünün ne olduğunu, Allah'ın vaadinin içeriğinin ne olduğunu bilmeyenlerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum. Allah'ın vaadi belli olmuş ve gerçekleşmiştir. Bunun sonucunda gerçekten ailenden olan yakınların boğulmaktan kurtulmuşlardır.

Yüce Allah'ın bu sert cevabı üzerine Hz. Nuh, kendisi gibi mü'min bir kuldan bekleneceği gibi, ürperiyor, titremeye başlıyor. "Acaba Rabbime karşı bir kusurum mu oldu?" endişesine kapılıyor.' Bu endişe ile Rabbine dönüyor, O'nun dergâhına sığınarak affını ve merhametini diliyor.) Okuyoruz:

47- Nuh dedi ki; "İçyüzünü bilmediğim bir şeyi yapmanı istemekten sana sığınırım. Eğer sen beni affetmez, bana merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum."

(Bunun üzerine yüce Allah'ın rahmeti Hz. Nuh'un imdadına yetişerek kalbine huzur serpti; kendisine ve soyundan gelecek olan iyi kullara bereket ve mutluluk yağdırdı.Böylelikle nuh hatasını anladı. Ve oğlunun gerçekten allahındüşmanı olduğunu anlayınca tevbeye yöneldi. ve allahın emri ile oğluna olan sevgisi nefrete dönüştü )

NİSA-144- Ey müminler, sakın müminleri bırakıp kafirleri dost edinmeyiniz. Yoksa Allah'a, aleyhinize işleyecek açık bir delil mi vermek istiyorsunuz?

ALİ İMRAN-28- Müminler, müminleri bırakarak kafirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa artık Allah ile arasında hiçbir ilişki kalmaz. Yalnız, kafirlerin size yönelik tehlikelerinden korunabilirsiniz. Allah sizi kendinden korkmaya çağırıyor. Dönüş Allah'adır.

TEVBE-23- Ey müminler, eğer babalarınız ve kardeşleriniz kâfirliği, müminliğe tercih ediyorlarsa sakın onları dost, yandaş edinmeyiniz. Kimler böylelerini dost edinirlerse onlar zalimlerin ta kendileridirler


("Ey müminler, eğer babalarınız ve kardeşleriniz kâfirliği, müminliğe tercih ediyorlarsa sakın onları dost, yandaş edinmeyiniz."

Böylece kalp ve inanç bağı kopuk olunca kan ve soy bağları da kopuyor. Yüce Allah'da birleşen yakınlığın dostluğu geçerli olmayınca aile birliğinden kaynaklanan yakınlığın dostluğu da geçerliliğini yitiriyor. Demek ki, öncelikli dostluk yüce Allah'a yöneliktir. Bütün insanlık bu ortak dostlukta kaynaşır. Bu dostluk olmayınca ondan sonra başka dostluk kalmaz. İp kesilmiştir, halka kopmuştur. Okuyoruz:

"Kim böylelerini dost edinirse onlar zalimlerin ta kendileridir."

Buradaki "zalimler" "müşrikler" anlamındadır. Demek ki, kâfirliği müminliğe tercih eden aile bireyleri ve akrabalarla dostluk ilişkileri sürdürmek, imanla bağdaşmaz bir müşrikliktir.)

TEVBE-73- Ey peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla savaş, onlara karşı sert ol, onların varacakları yer cehennemdir, orası ne kötü bir varılacak yerdir.

MERYEM-41- Bu kitapta İbrahim hakkında anlattıklarımızı da hatırla. O son derece doğru sözlü ve dürüst bir peygamberdi.

42- Hani babasına dedi ki; "Ey babacığım, niye işitemeyen, göremeyen ve sana hiçbir yararı olmayan putlara tapıyorsun."

43-Babacığım, sana ulaşmayan bir ilim, geldi bana, ne olur bana tabi ol da seni dümdüz bir yola çıkarayım.

44- "Ey babacığım, sakın şeytana kul olma; çünkü o, rahmeti bol olan Allah'a baş kaldırmıştın"

45- "Ey babacığım, senin Allah'dan gelecek bir azaba çarptırılarak şeytanın dostu olacağından korkuyorum
46- Babası, ona "Ey İbrahim, sen benim taptığım tanrılara sat mı çeviriyorsun? Eğer bu tutumundan vazgeçmezsen seni taşa tutarak öldürürüm, uzun bir süre yanımdan uzaklaş" dedi.


("Eğer bu tutumundan vazgeçmezsen seni taşa tutarak öldürürüm."

Eğer sağ kalmak, canını kurtarmak istiyorsan yüzüme görünme, uzun bir süre yanımdan uzaklaş.

"Uzun bir süre yanımdan uzaklaş."bu babasının bir önerisi idi ki, zaten ibrahim as belli bir müddet sonra allahın emri ile ondan ve onlardan uzaklaşacaktı.

İşte adam yukardaki terbiyeli ve nazik sözlere, böylesine kabaca bir karşılık veriyor, kendisine yöneltilen doğru yola gelme çağrısını bu kadar sert bir küstahlıkla reddediyor. İmanın eğittiği, olgunlaştırdığı kalp ile kâfirliğin kararttığı kalp arasındaki, iman ile küfür arasındaki ilişki hep böyle olmuştur.

Tatlı huylu Hz. İbrahim, bu kabalık karşısında kızmıyor, öfkelenmiyor. Babasına yönelik iyilikseverliğini, yapıcı duygusunu yitirmiyor, terbiyesini bozmuyor.)


TEVBE -114- İbrahim'in babası için af dilemesi, ona bu yolda söz verdiği içindi. Fakat babasının bir Allah düşmanı olduğunu kesinlikle anlayınca, onunla ilişkisini kesti. İbrahim gerçekten çok duygulu ve yumuşak kalpli idi.( artık ona karşı saygısı ve sevgisi bitti )

HUD-113- Sakın zalimlere eğilim, yakınlık göstermeyiniz. Yoksa cehennem ateşi yakalar sizi; Allah'dan başka bir dostunuz, bir dayanağınız yoktur. O zaman O'nun yardımını göremezsiniz

ENAM-68- Ayetlerimiz hakkında uygunsuz sözlere (asılsız lâf ebeliğine ) dalanları gördüğünde (bu adamlar) başka bir söze geçinceye kadar yanlarından uzaklaş. Eğer şeytan sana yanlarından kalkmayı unutturursa, hatırladıktan sonra sakın o zalimler ile birlikte oturma
(bir başka ayette de NİSA 140 da sakın onlarla oturmaya ve sohbetlerini dinlemeye devam etmeyin. Yoksa onlar gibi olursunuz diye de bir ikaz , ihtar ve çok önemli bir tehdidi var. )


MÜCADELE-22- Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kavmin; babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Peygamberine düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. Allah onların kalplerine imanı yazmış ve onları katından bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş onlarda O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın taraftarlarıdır. Muhakkak ki başarıya ulaşacak olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.

(Allah'ın taraftarları ile şeytanın taraftarları arasındaki en belirgin farktır. Belirginlik kazanan safların kesin hatlarla ayrılmasıdır. Her çeşit engelin ve her tür bağın ortadan kaldırılarak tek kulpa, tek bağa bağlanmasıdır.

"Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kavmin Allah'a ve Peygamberine düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin: '

Çünkü yüce Allah bir insana iki kalp vermemiştir. Ve bir insan bir kalpte iki zıt sevgiyi yerleştiremez. Hem Allah ve Peygamber sevgisi hem de Allah a ve Peygamberine düşman olanların sevgisi... Bu kalp ya imanlı olacaktır ya da imansız! Bunların her ikisini birleştirmek ise mümkün değil.

"İsterse babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları olsun farketmez."

Kan ve yakınlık bağları iman bağı ile çeliştiklerinde kopuverirler. . Aralarında mücadele, sürtüşme, düşmanlık ve savaş varsa bu durumda tek olan kulpla ve tek olan bağla ilgisi olmayan bütün bağlar kopar. Nitekim Ebu Ubeyde Bedir savaşında babasını öldürmüştü. Ebu Bekir Sıddık oğlu Abdurrahman'ı öldürmeye kalkışmıştı. Mus'ab bin Umeyr kardeşi Ubeyd bin Umeyr'i öldürmüştü. Hz. Ömer, Hz. Hamza, Hz. Ali, Ubeyde ve Haris yakınlarını ve akrabalarını öldürmüşlerdi. Kan ve yakınlık bağlarından soyutlanarak din ve inanç bağına sarılmışlardı. İşte bu Allah'ın ölçüsünde bağların ve değerlerin yükselebileceği en yüksek noktaydı.

. "İşte Allah'ın kalplerine imanı kazıdığı kimseler bunlardır."

İman Allah'ın eliyle onların kalplerine yerleştirilmiş Rahman'ın sağ eliyle gönüllerine yazılmıştır. Artık bu imanın silinmesi ve çözülmesinden söz edilemez. Körelmesi ve kapanması yoktur onun!"Ve onları katından bir ruh ile desteklemiştir."Onların bu kadar keskin bir iradeye ulaşmaları ancak Allah'tan bir ruh ile mümkün olabilir. Kalplerinin bu nur ile aydınlanması, onların güç ve ışık kaynağı olan ve onları gücün ve ışığın kaynağına kavuşturan bu ruh ile ancak mümkündü."Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Onlar orada ebedi kalacaklardır: 'Dünyada her türlü bağdan ve her türlü ilişkiden soyutlanmalarının, dünyanın geçici her şeyini kalplerinden söküp atmalarının karşılığı olarak."Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan."Apaydınlık, huzur ve rahat veren bu tablo müminlerin halini yüksek ve üstün bir konumda, sevinç ve hoşnutluğun egemen olduğu bir havada canlandırıyor. Rabbleri onlardan razı, onlar da Rabblerinden razıdır. Herşeyden kopmuşlar, kendilerini ona bağlamışlar. O da onları himayesine kabul etmiş, cennetlerinde onlara geniş imkanlar sağlamış ve onlardan razı olduğunu kendilerine hissettirmiştir. Böylece onlar da hoşnut olmuşlardır. İçleri bu yakınlık ile huzura kavuşmuş, sevince boğulmuş ve doyuma ulaşmıştır."İşte bunlar Allah taraftarlarıdır."

Allah'ın cemaatıdır onlar. Allah'ın sancağı altında toplanmışlardır. O'nun önderliği ile hareket ederler. O'nun yolunda yürürler. O'nun sistemini gerçekleştirirler. O'nun yeryüzündeki kazasını ve kaderini gerçekleştirmek için çalışırlar. Onlar da Allah'ın kaderinden biridirler. Çünkü;"Hiç şüphesiz Allah taraftarları kurtulanların kendileridir." Allah'ın seçkin yardımcıları kurtulamayacak da kim kurtulacak?

Böylece insanlık iki ayrı gruba ayrılmaktadır: Allah taraftarları ve şeytan taraftarları. Bütün insanlar iki ayrı sancak altında toplanmaktadır: Hak sancağı ve batıl sancağı. Buna göre insan, ya Allah taraftarı olup hak sancağı altındadır. Ya da şeytan taraftarı olup batıl sancağı altındadır. Bunlar iki ayrı çizgi, iki ayrı gruptur. Öyle kesin hatlarla birbirinden ayrılmışlardır ki, asla barışmazlar ve asla esneklik göstermezler!

Akrabalık ve hısımlık yok. Aile ve yakınlık yok, vatan ve millet yok, tutkunluk ve ulusculuk yok, sadece akide... Yalnız ve yalnız akide. Kim Allah taraftarlarına katılır, hak sancağı altında durursa, o ve bu sancağın altında duran herkes Allah yolunda kardeştir. Renkleri farklı, vatanları farklı, milletleri farklı, aileleri farklıdır. Allah taraftarlarını oluşturan temel bağları ayrıdır. Burada bütün farklılıklar bir olan Allah'ın sancağı altında erir gider. Kim de şeytanın egemenliğine girer. Batıl sancağının altında yer alırsa artık hiçbir bağ onu Allah taraftarlarına bağlayamaz. Ne ülke, ne ırk, ne vatan ne renk, ne soy bağı ne akrabalık ne hısımlık... Bütün bu bağları ayakta tutan baştaki bağ kopmuş olur. Onun kopması ile diğer bağların tümü de kendiliğinden çözülür.

Bu ayet-i kerime de müslüman topluluk içinde kan bağlarını, yakınlık, dostluk ve çıkarını gözetenlerin bulunduğu, onların içindeki hastalıklar tedavi edilmekle birlikte imanın ölçüsü bu kadar kesin bir biçimde ve tamamen ayrı bir şekilde ortaya konmaktadır. Aynı zamanda müslüman topluluk içinde kendilerini Allah'a adayan, samimi bir şekilde O'na bağlanan ve burada dikkat çekilen makama yükselen bir kesimin de bulunduğu ifade edilmektedi

İslam ümmetini bu kadar güzel bir biçimde koruyup-gözeten Allah'a bu ümmetin bağlanması, bu korumanın en doğal karşılığıdır. Allah'ın taraftarları ile şeytan taraftarlarının kesin hatlarla ayrılması doğaldı. Yüce Allah'ın evrensel görevi için seçtiği ve bu konuda görevlendiği ümmete bundan başkası yakışmazdı zda )

FETİH-29- Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, kafirlere karşı şiddetli kendi aralarında merhametlidirler. Onların, rüku ve secde ederek Allah'ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Onların, Tevrat'taki vasıfları ve İncil'deki vasıfları da şöyledir: Filizini çıkarmış onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler yapanlara mağfiret ve büyük mükafat va'detmiştir

(onlar kafirlere destek vermezler, destek konusunda ,yardım konusunda onlara serttirler. zekat ve sadakalarını onlara vermezler. Onların onlara bakışlarında bile sertlik vardır. onların yüzlerinde onlara karşı tebessüm göremezsin.Nefret dolu bakışları vardır.onlara hiç bir zaman şefkatli değillerdir.onlara hiç yüz vermezler . Bütün bunlar kafirlerin allahın düşmanı olmaları nedeni iledir. Evet,onlara allah düşmanı olmaları nedeniyle kalblerinde kızgınlık vardır.ve onlara karşı bu nedenlerden dolayı saygı göstermezler ve onlara karşı saygı da duymazlar.

Evet onların şerefli kılındıkları apaçıktır. Çünkü yüce Allah daha birinci ayette onları "Kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler" şeklinde bir çizgi ile kaydetmektedir. Aralarında babaları, kardeşleri, dostları ve yakınları olmasına rağmen onlar kafirlere karşı çetindirler. Çünkü onlar bütün bu yakınlık bağlarını küfür nedeni ile koparmışlardır. Kendi aralarında merhametlidirler. Çünkü sadece din kardeşidirler. O halde çetinlik Allah içindir. Merhamet de Allah içindir. Bağlılıklar inançları içindir. Hoşgörü inanç uğrunadır. Ruhlarında kendileri için hiçbir şey ve kendilerinde de ruhları payına hiçbir şey yoktur. Davranış ve ilişkilerinde olduğu gibi, duygu ve düşüncelerini de yalnız ve yalnız inanç esası üzerine oturturlar. İnançlarına düşman olanlara çetin davranırlarken, inanç kardeşlerine (din kardeşlerine) karşı yumuşak hareket ederler. Onlar, bencillikten (egoizmden) heveslerine uymaktan, Allah'tan ve kendilerini yüce Allah'a bağlayan bağdan başka şeyler için tepki ve heyecan duymaktan tamamen arınmış sıyrılmışlardır.)

MAİDE-57- Ey müminler, sakın sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan ve kafirlerden dininizi alaya alanları, eğlence konusu yapanları dost edinmeyiniz. Eğer gerçekten mümin iseniz, Allah'tan korkunuz.
Eğer böyle yapmazsak, onları dost bilir, onlarla dostluk yaparsak, gerçek mümin olamayacağımız, bu davranıştan allahtan korkmamız gerektiğini, bu ayet gereği kesin kes anlayabiliyoruz
.

O halde inkarcı kafirleri neden dost edinemeyeceğimizi de kuranı hakim yazmış , bakın

ALİ İMRAN-118- Ey müminler, kendinizden başkasını sırdaş ve dost edinmeyiniz. Olanca güçleri ile size zarar dokundurmaya, dirliğinizi bozmaya çalışırlar, karşılaştığınız her sıkıntı onları sevindirir. Gerçi kinleri ağızlarından taşmıştır ama kalplerinde saklı tuttukları kin daha büyüktür. Eğer düşünecek olursanız size ayetlerimizi açık açık anlattık.

119- İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler; bir de kitabın tümüne inanırsınız. Onlar sizinle karşılaştıklarında 'inandık' derler fakat kendi başlarına kaldıkları zaman size duydukları öfke yüzünden parmak uçlarını ısırırlar. De ki; `Öfkenizden ölün (çatlayın). Hiç şüphesiz Allah kalplerin içini dışını bilir.'

120- Eğer size bir iyilik dokunacak olsa bu onları üzer. Eğer başınıza bir kötülük gelse bu yüzden sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'tan korkarsanız, onların hilesi size hiçbir zarar veremez. Hiç şüphesiz Allah'ın bilgisi onların yaptıklarını kuşatmıştır.

MÜCADELE-14- Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Bile bile yalan yere yemin ediyorlar.

15- Allah onlara çetin bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey çok kötüdür.

MAİDE-54- Ey müminler, içinizden kim dininden dönerse bilsin ki, yakında Al!ah öyle bir grup ortaya çıkaracak ki, Allah onları sevdiği gibi onlar da O'nu severler, bunlar müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve güçlü davranırlar,( Onlara yüz vermez ve onlara serttirler ) Allah yolunda cihad ederler, hiç kimsenin yergisinden ve kınamasından çekinmezler. Bu Allah'ın bağışıdır, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfu geniştir, O herşeyi bilir.

55- Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun peygamberi ve namaz kılan, zekat veren rükua varan müminlerdir.

56- kim Allah'ı, Peygamberi ve müminleri dost edinirse bilsin ki, galip gelecek olanlar, yalnız Allah'ın tarafını tutanların grubudur.
(İman eden kimselerden dinden dönenlere burada, bu şekilde ve bu bağlamda yöneltilen tehdit, yahudiler ve hristiyanlarla dostluk ile İslâm'dan dönmek arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Daha önce, onları dost edinen bir kimsenin, müslüman toplumdan kopup, onlardan biri haline geleceğinin belirtilmiş olması da bunu doğruluyor: "Sizden kim onları dost edinirse o, onlardan olur." Buna göre, ayetlerin akışı içerisinde ikinci çağrı, birinci çağrıyı vurgulamakta ve kesinleştirmektedir. Yine aynı şekilde üçüncü çağrıda da aynı olguya değiniliyor. Burada kafirler ile ehl-i kitap aynı kategoriye sokularak, onlarla dost olunması yasaklanıyor. Ehl-i kitabla dostluk, kafirlerle dostlukla aynı bağlamda değerlendiriliyor. İslâm'ın ehl-i kitab ile kafirleri onlara karşı yapılması gereken muamele bakımından farklı değerlendirmesinin, dostluk meselesiyle bir ilintisi yoktur. Ehl-i kitab ile kafirler arasındaki söz konusu farklılık, dostluk bağlamında değil, daha başka meselelerdedir.)

ARAF-196- "Benim dostum, koruyucum Kitab'ı (Kur'an-ı indiren Allah'tır. O iyileri dost edinir, koruması altında tutar. "

MÜMTEHİNE-13- Ey iman edenler, Allah'ın gazabına uğrayan bir topluluğu dost edinmeyin. Çünkü bunlar kafirlerin mezardakilerden ümitlerini kestikleri gibi ahiretten ümitlerini kesmişlerdir
.

Bu çağrı inananlara iman adıyla yöneltilen bir çağrıdır. Onları diğer topluluklardan ayıran sıfatlarıyla kendilerine seslenmektedir. Çünkü onları Allah'a bağlayan ve Allah'ın düşmanlarından ayıran onların bu sıfatlarıdır.

Bazı rivayetlerde Allah'ın gazabına uğrayan topluluğun yahudiler olduğu ifade edilmiştir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de birçok yerde bu sıfat onlar için kullanılmıştır. Ne varki, bu hükmün genelliğine hem yahudiler hem de bu surede sözü edilen müşrikleri ve Allah'ın tüm düşmanlarını kapsamına almaktadır. Onların hepsi Allah'ın düşmanıdır. Ve hepsi Allah'ın gazabına uğramıştır. Hepsi ahiretten ümitlerini kesmiştir. Ahirete ilişkin hiçbir umutları yoktur. Kafirler ölülerden, mezardakilerden umutlarını kestikleri gibi ahiretten hiçbir şey beklemezler. Çünkü kafirler ölümle herşeyin bittiğine inanırlar. Ölümden sonra dirilmeye ve hesaba çekilmeye inanmazlar.

SON SÖZ: Saygı ve saygı duymak, sevgiden gelir. Sevginiz varsa saygı duyarsınız. Sevginiz yoksa saygınız olmaz. niçin olsun ki ?Allahıı tanımayan, allahı sevmeyen, bir topluluğu veya bir kişiyi siz sevemezsiniz, sevmeyeceksiniz de , Hem de allah için sevmeyeceksiniz, buğz edip, ondan uzaklaşacaksınız. Çünkü, onlar allahı hiç sevmediler ve hiçte saygı göstermediler ve üstelik inkar da etmişken ve allah ta onları  hiç sevmediği kullardır ki, biz allahın sevdiğini seveceğiz, Allah saygı gösterene saygı göstereceğiz. Allahın sevmediğini  sevmeyip, ondan uzaklaşacağız. Çünkü, onlar allahın hiç sevmediği kullardır ki, allahın sevdiğini seveceğiz, sevmediğini  sevmeyip, ondan uzak duracağız. Onlarla içli dışlı samimi ilişkiler içinde olmayacağız. Hatta ana ve babmız bile olsa onlar kafir iseler,Onları kendimize sırdaş ve dost edinmeyeceğiz. Fakat onlarla da kavga da etmeyeceğiz ve iyi geçinmeye çalışacağız

Fakat, olara saygı duymayacağız, saygı göstermeyeceğiz, derken şu önemli hususu gözardı edemeyiz. Onların kişisel haklarını çiğnemeyeceğiz, onlara eziyet edip, haksızlık yapmayacağız, onlara kötü söz söyleyip, onların da bize kötü söz söylemelerine tahrikte bulunmayacağız. Onlarla dikkatli olmak şartı ile her türlü alışverişte bulunabiliriz.

Eğer, iman etmemiş olan topluluk veya kişi eğer, bize savaş açmamış, dinimizi kötülememiş ise onlarla iyi geçinebilir, hatta onlara iyilik bile yapabiliriz. İşte ancak saygımız bu gibi kişilere olabilir , fakat allaha iman etmedikleri müddetçe onları yine de dost edinemeyiz.  Çünkü..İşte ayetler


MAİDE-55- Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun peygamberi ve namaz kılan, zekat veren rükua varan müminlerdir.

MÜMTEHİNE-8. İnancınızdan dolayı size karşı savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan sürmeyen [inkarcılara] gelince, Allah onlara iyilik yapmanızı, nezaketle ve adaletle davranmanızı yasaklamaz:  çünkü Allah adil davrananları sever.

( "Allah... yasaklamaz" ifadesi, bu bağlamda, olumlu bir tavsiyeye işaret eder . Bu düşmanlık ve saldırının olmadığı zamanlarda ise iyiliği hak edenlere iyiliğin yapılabileceğini, ilişkilerde ise dürüstlüğün ve adaletin ilke olacağını belirtiyor)

MÜMTEHİNE-9 Allah, yalnızca, inanc[ınız]dan dolayı size karşı savaşan ve sizi anayurdunuzdan süren veya [başkalarının] sizi sürmesine yardım edenlere dostlukla yaklaşmanızı yasaklar; ve [içinizden] onlara dostluk gösterenlere gelince, gerçek zalimler işte onlardır



_________________
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #7 : 05 Eylül 2007, 06:53:29 ÖS 18 »



sayın abdulhamit metin çok uzun geldi ben direk başlığa fikirmi belirteyim;

saygı duymak ile dost olmak farklı kavramlardır. inkarcı bir insan elbette dost olmaz. ama bu ona saygı duymayacağımız anlamına gelmemelidir.
ayrıca kurandaki ilgili ayetlerdeki dost olmak kavramını velisi olmak sahibi, yöneticis olmak anlamında tefsir edenler de vardır. bu açından da bakmanızı öneririm...

eğer inançlarımıza saldırmıyor ve saygı duyuyor ise ve herkes kendi inancını yaşıyor ise bu inkarcı ile saygı çerçevesinde diyalog kurulabilir. ama bu saygı onun kişiliğinedir inançlarına değildir. burada altını çizmekte fayda var inançlarına saygı duymuyorum derken dinine saldırmak ya da dini yaşamını engellemek anlamında değil, bilakis inanç dünyasında ve yaşamında ona müdahalee etmez iken onun inançlarını saygı değer konuma yüceltmemeyi vurguluyorum. zira bizim inancımıza göre onun inançları batıldır haramdır bu nedenle saygı değer değildir.

Logged
berfin
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 07 Eylül 2007, 08:20:26 ÖS 20 »

Alıntı
sayın abdulhamit metin çok uzun geldi ben direk başlığa fikirmi belirteyim;
Huh?

prensib olarak kendi adima belirtmek gerekirse ben saygi duyarim... ve belki bir noktaya kadar yardimci olmak adina uzak da durmam.... ve inkarini onlemeye calisirim elimden geldigince...   
Logged
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4812


Dosdoğru ol!


« Yanıtla #9 : 10 Eylül 2007, 12:13:35 ÖÖ 00 »

saygıyı biraz deruni anlamlandırırım..bu nedenle kabul etmediğime saygı duymam!
bu hoşgörüsüz olduğum anlamına gelmez elbette
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #10 : 10 Eylül 2007, 05:56:53 ÖS 17 »



Alıntı
serender
 kabul etmediğime saygı duymam!bu hoşgörüsüz olduğum anlamına gelmez elbette

saygı duymak ile hoşgörü kavramları arasında fark varmıdır pekiyi ? ya da nereye kadar saygı(ya da hoşgörü)  nerede başlar nerede biter ?

bu konuda neler söylemek istersiniz ?.........
Logged
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4812


Dosdoğru ol!


« Yanıtla #11 : 10 Eylül 2007, 10:06:22 ÖS 22 »

bana göre;
saygıyla hoşgörü arasında fark vardır elbette
şöyle; çocuk güya iyilik yapmak için yeni aldığınız arabanıza çiviyle çiçek çizer  Angry çok kötü dimi:)
ama çocuğun mantık dairesinde düşünecek olursak güzeldir ...kendine göre bir resim hediye etmiştir..
biz bu durumu hoşgörüyle karşılarız..(karşılamalıyız)

hutbede hoca (sevdiğimiz, beğendiğimiz) güzeel bir tefsir işlemekte..her cümlesiyle sizin inandığınız değerlerle örtüşmektedir..
işte o hoca efendiyede saygı duyarız..

aslında bizim saygı duyduğumuz şey hoca efendi değil inandığımız değerlerdir..
ayrıca bilirsiniz ki ibadet kavramı arapçadır..
kim olursa olsun ibadeti açıklarken/tercüme ederken illakide saygı kelimesinden yararlanmaktadır...bu nedenle saygı içten kabul ettiğimiz bir değere duyulur.
hoşgörüde kabul etmeyiz fakat kişinin kapasite,vs. (onun ilke ve inançlarını belirleyen faktörleri) dikkate alır ne yapalım deriz..ki bunu adıda hoşgörüdür.

saygı nerede biter?
-inandığım değerlerin dışına çıkmasıyla saygı biter.
hoşgörü nerede biter?
-can-mal-namus-din-haysiyet..vs. değerlerimi ihlal ettiğinde/veya zarar verme teşebbüsünde bulunduğunda, hoşgörü biter!...
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
esedullahmurat
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : 10 Eylül 2007, 10:16:12 ÖS 22 »

allah razı olsun serender çok güzel yorumlamışsınız
Logged
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4812


Dosdoğru ol!


« Yanıtla #13 : 10 Eylül 2007, 10:20:00 ÖS 22 »

eyvallah ..ecmağın inş.
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #14 : 11 Eylül 2007, 01:33:49 ÖÖ 01 »

sayın serender o zaman

gayri müslimin şahsına saygı duyulur inancı hoşgörülür denilebilir mi ?
Logged
Sayfa: [1] 2 3 ... 6   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.162 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu