TASAVVUF AYRI BİR DİN

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Dinler Tarihi > TASAVVUF AYRI BİR DİN
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Dinler Tarihi > TASAVVUF AYRI BİR DİN
Sayfa: [1] 2 3 ... 21   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: TASAVVUF AYRI BİR DİN  (Okunma Sayısı 151406 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1182


« : 21 Aralık 2009, 01:19:13 ÖS 13 »

Tasavvuf Ayrı Bir Din       
Yazar Ercümend Özkan     
 Tasavvuf konusunda yazdığı en meşhur kritik.

 

Arapça suf, yunanca sophia (hikmet) veya Ashabı Soffaya izafeten verildiği söylenen bu isim aslını nereden alırsa alsın, çıktığından, kullanılmaya başlanıldığından bu yana bilhassa müslümanlıkta önem kazanmış, yayılmış ve nerede ise asıl İslam veya İslam'ın aslı sayılagelmiştir. Araştırmacılar tasavvufun en erken hicrı ikinci asırda çıktığını söylüyorlarsa da, daha sonra yapılan araştırmalar bu sanının yanlışlığını ortaya çıkarmış, başlangıcının miladı sekizinci yüzyıl sonu ve dokuzuncu yüzyıl başları olduğunu ortaya koymuşlardır.

Tasavvufun her ne kadar başlangıcını Peygamber'in şahsına, onun en yakın arkadaşlarından Ebu Bekir ve Ali'ye ve daha sonra başkalarına dayamak isterlerse de gerek Kur'an'ı ahlak edinen Peygamber'de, gerekse kendilerini ona benzetmeye çalışan arkadaşlarında ve tabii en temelde Kur'an'da tasavvufla ilgili açık ve anlaşılır motiflere rastlamak mümkün değildir. Her ne kadar peygamberin bazı arkadaşlarında tasavvufu çağrıştıracak bazı temayüller görülmüşse de buna muttali olan Peygamberin bu yönelişleri hemen önlemeye çalışması da göstermektedir ki sufiliğin İslamla alakası bulunmamaktadır. Hatırlayacağınız gibi Peygamber'in arkadaşlarından bazılarının günlerce belki aylarca kimseden habersiz ve kendi kendilerine mütemadiyen akşama kadar oruç tuttukları ve sabaha kadar da nafile namaz kıldıkları, hanımları tarafından kendisine aktarılınca Peygamber'in: "Size ne oluyor? Ben size gönderilmiş Allah'ın elçisi değil miyim? Ben oruç da tutuyorum, yemek de yiyorum. Namaz da kılıyorum, hanımlarımla da yatıyorum" dediğini kaynaklar aktarıyor. Bize gelen rivayetlerde böyle davranan sahabeden bazılarının, bu ibadetleri süresince hanımlarıyla da temasta bulunmadıklarından Peygamber, bu hanımların şikayetleri vesilesi ile haberdar olmuştur. Cevabı sözlerinden de rahatlıkla anlaşılmaktadır durumun böyle olduğu.

İslam "Lailahe illallah" (Allah'tan başka ilah yoktur) esasını getirmiş ve insanlar arasında bunu yerleştirmeyi hedef almıştır. Tasavvuf ise bu esasla bağdaşması mümkün olmayan "La mevcude illallah" (Allah'tan başka mevcud yoktur) akidesinin sahibi olmuştur. Ki bunun meşhur adı "VAHDETİ VÜCUD" (Vücud Birliğidir)

Allah Kur'an'da: "Allah, yarattıklarından hiçbirine benzemez." (42/11) buyurduğu halde, tasavvuf, yaratılanların tümünün Allah'ın benzeri olduğu inancındadır. Bu kanaatte oluşu nedeni ile de tasavvufun meşhur isimlerinden ve ona şeklini verenlerden Muhyiddini Arabı FüsüsulHikeminde: "Hakikat budur ki Halik, Mahluk, Halik'tir. Bunların hepsi tek bir varlıktandır. Hayır, belki O, tek varlıktır. Ve yine O, çokluk halinde olan varlıktır" (s. 78-79) diyor. Ve aynı akidenin bir tezahürü olarak devamla kitabında: "Şu halde Firavnun iddia ettiği "Ben sizin yüce Rabbınızım sözü gerçekleşti. Çünkü her ne kadar o iktidar Hakk'ın aynı ise de Firavnun suretinde tecelli etmiştir." diye sürdürmektedir inançlarını açıklamayı.

Bu açıklamaları sürdürmek ve çoğaltmak kolay ve mümkündür. Yalnızca akide konusunda vermeye çalıştığımız bu görüşler İslam'ın ayrı bir din, tasavvufun ayrı bir din olduğunu akidelerinin benzemezliği bakımından ortaya koymaktadır.

Konuya mukayeseli olarak bakıldığında görülmektedir ki gerçekten İslam bir ayrı din, tasavvuf da bir ayrı dindirler.

Birinci olarak bu ayrı dinlerin akideleri birbirine hiç benzememekte, biri diğerinin aynısı olarak değil, ayrısı olarak görünmektedir. İslam akidesinde Allah; varlığı ezeli ve ebedi olan, eşi, ortağı ve benzeri bulunmayan Yaratıcıdır. Kendisi var iken, başka hiçbir şey yok idi: Ve Allah, yarattıklarından hiçbirine benzememektedir. Tasavvufta ise Allah ve yarattıklarının tümü bir varlıktır. Vücud Birliği (Vahdeti Vücud) Yaratanla yaratılanın aynı olduğu görüşüdür. İslam akidesi ile taban tabana zıt olan bu görüşü akide edinen tasavvuf, saliklerini İslam'dan uzaklaştırmıştır. Esas sapma da bu akide sapmasından kaynaklanmaktadır. İslam dininde kainat yoktan yaratılmıştır; gelip geçicidir. Yalnız onu yaratan, yoktan vareden Allah kalıcıdır. Kainat ile Allah arasında öz bakımından ayrılık vardır. Tasavvuf bu görüşü benimsemez. Tasavvufa göre kalıcı (ezeli ve ebedi) olan Allah tarafından yaratılmış ne varsa onunla eş niteliktedir. Çünkü yaratılan, yaratanın bütün özelliklerini yansıtır. Yaratılan, yaratanın görüş alanına çıkmasından başka birşey olmadığı için, ikisi arasında öz ayrılığı yoktur. Öyleyse yaratılanla, yaratan eş varlık düzeyindedir, birbirinin iki ayrı görünüş türüdür. Yaratılan kainat, yaratan Allah'ta vardır (vahdeti vücud). Yaratılma olayı Allah'ın özünden gelen, dışa vuran bir fışkırmadır; yoktan varediş değildir.

Vahdeti Vücud anlayışı, Anadoluda gelişen ilk çağ felsefesinin temel ilkelerinden birisidir. Tanrı ile kainat arasında birlik olduğunu ilk ileri sürenler Herakleites ile Parmenides'tir. Bu görüşü daha sonraki çağlarda Yunan filozofu Eflatun yeniden ele alarak geliştirdi; ondan sonra gelen ve Eflatun'un izinden yürüyen Platines de ayrı bir açıdan yorumladı. İslam dininin doğuşundan sonra özellikle ilk çağ felsefesine bağlı kalan filozoflar ve mutasavvıflar bu görüşün etkisi altında kalarak onu İslam dini ilkeleriyle bağdaştırmaya çalıştılar. Bu bağdaştırmayı yaparken eski İran ve Hint kültüründen, özellikle dini inançlarından yararlandılar. Mansür, Senai, Zunnün-u Mısrı, Şeyh Attar, Şebüsteri, Celaleddini Rumi, Muhyiddini Arabı, Nesimi gibi filozof ve şairler başta gelir. Özellikle Muhyiddini Arabi bütün düşüncelerini Varlık Birliği (Vahdeti Vücud) j üzerinde toplayarak bu görüşlere bir düzenlilik kazandırdı.

Vahdeti Vücud anlayışının en çok tutunduğu ve yayıldığı yer İran'dır. Gerek nitelikleri, gerekse ihtiva ettiği düşünceler bakımından Vahdeti Vücud anlayışı İslam'ın şeriat ilkelerine karşıttır, onlarla bağdaşamaz. Çünkü İslam dininin temel ilkesi kainatın yoktan, Allah tarafından yaratıldığı inancına dayanır. Kainat ile Allah (Yaratılanla, Yaratan) arasında öz (zat) değil, görünüş bakımından bile en küçük bir benzerlik, yakınlık yoktur. Kur'an, Allah insanın düşüncesinin, aklının sınırlarını aşan bir yüce varlıktır; O, insanın düşünebildiklerinin hiçbirine benzemez, eşi ve benzeri yoktur. Bu bakımdan Allah ile Kainatı, bir sayan Vahdeti Vücud anlayışını reddeder.

Bugün hemen bütün müslümanlar arasında derece derece var olan Vahdeti Vücud anlayışı tasavvufun vaktiyle İran'da tutunmakla kalmadığını, bugün müslümanların ezici çoğunluğunu oluşturan İslam'a sonradan giren ve ana dili arabça olmayan müslüman topluluklar arasında yayıldığını göstermektedir.

Başlangıcı itibariyle ilk yıllarını takiben diğer din salikleriyle karşılaşan ve onların müslüman olmalarıyla da girdikleri İslam'a getirdikleri eski dinlerinin kalıntılarının oluşturduğu tasavvuf zamanla dallanıp budaklanmış ve yayılmıştır. Kaynakların belirttiğine göre müslümanların tarihinde ilk tekkenin açılışı şöyle olmuştur: Suriye'nin Ürdün'e yakın bölgelerinde daha yoğun bir hıristiyan kitle ile birarada yaşayan müslümanların bazılarının komşusu hıristiyanlardan: "Sizin dininizde daha dindar olmak için ne yapılır" sorusuna aldıkları "Kendini dine adayan kişi bir lokma bir hırka ile bir manastıra kapanır ve orada kendini Allah'a adar" cevabı, soru sahiplerine ilk tekkeyi açmak (kurmak) için yol gösterici olmuştur.

Peygamber "Kitab nedir, iman nedir bilmezken" (42/52) çeşitli yerlere gittiği gibi mağaralara da gidiyor ve yalnız kalarak düşünüyordu. Lakin kendisine Rabbi Allah tarafından "Ne yapacağını bilmez iken bulunup doğru yol gösterildikten" (93/7) sonra ömründe (hicreti sırasında yalnızca düşmanlardan gizlenmek için saklanması hariç) hiç mağaraya yani inzivaya, yalnızlığa çekilmezken ve takvayı insanların arasında yaşayarak, hayatının vasfı haline getirmeye çalışırken tasavvuf ehli bunun tam tersini ahlak edinmişlerdir.

İnziva; bir köşeye çekilme ve çekilip hiçbir işe karışmama, dünya işlerinden vazgeçme manasındadır. İs1am'da ise insan için en olmadık şey, olmayacak şey inzivadır. Hem şahsı açısından, hem aile efradı açısından, hem konu komşusu ve akrabaları açısından, hem de toplum açısından bir müslümanın hiçbir sebeble kendini tecrid etmesi düşünülemez. Hele kendisine tebliğ görevi yüklenmiş biri olarak müslümanın böylesi bir dünyadan eletek çekmesi üzerindeki farzları yerine getirmekten vazgeçmesi demektir ki hiç bir surette böylesi bir işe yol bulabilmesi mümkün değildir müslüman olarak. İslam'da sevap böyle dünyadan eletek çekerek değil, insanların içinde, toplum halinde yaşayarak ve normal bir hayat sürdürerek Allah'ı razı etmekle kazanılır. İslam böylesi bir davranışa, kişinin kendini toplumdan soyutlamasına izin vermediği gibi, kendi kendine böylesi bir izni almış gibi davrananı da cezalandırır. Zira bu kişi nefsini, Allah'ın emrettiği şeylerden uzak tutmaktadır. Bu sebebledirki Peygamberin gününde inzivaya çekilen yoktur. Bu husustaki haberler de uydurmadır.

Riyazete gelince; nefsi kırma, dünya lezzetlerinden ve rahatından sakınma, kanaatla yaşama, perhize girme demektir. Bu suretle nefsini terbiye etmeye çalışma tasavvufun İslam'a soktuğu İslam dışı bir davranıştır. Zira Allah Kur'an'da bir çok kere "Yiyiniz, içiniz!..." buyurmaktadır. Olduğu halde yememek, içmemek açıkça nefse eza vermektir ki İslam'da nefse eza vermek de zulüm olarak tanımlanmıştır. Zulmün her türlüsü de haram kılınmıştır. Mesela oruç bir ay boyunca müslümanlara, daha öncekilerde olduğu gibi farz kılınmış, lakin güneş battıktan sonra da yiyip, içmek de (yani dünya nimetlerinden yararlanmak da) gerekmektedir. Oruç tutmak farz olduğu gibi iftar etmek de farz kılınmıştır. Tam gün oruç tutmak haramdır. Kişinin nefsini nasıl terbiye edeceğine de terbiyecisi edindiği Rabbi Allah karar vermekte, işi kişinin kendine bırakmamaktadır.

Halbuki riyazet; olduğu, bulunduğu halde kişinin nefsini terbiye edeceğim diye, var olan dünya nimetlerinden kendini mahrum bırakmasıdır. Bu mahrum bırakma o derecede uygulanmaktadır ki takva uğruna vücudlar halsiz ve takatsız bırakılmakta, hatta kendilerinin hanımları üzerindeki haklarına riayetten onları alıkoyduğu gibi, hanımlarının de kendileri üzerindeki haklarını onlara vermelerinden bunları alıkoymaktadır. Yani haksızlık etmeyi takva yolu kabul etmektedirler. Kimisi takvasından ve hayası nedeni ile yıllardır hanımı ile ünsiyet etmemesiyle övünebilmektedir. Kişiyi tamamen bir rahib hayatına sevkeden (budist rahibi veya hırıstiyan keşişi olsun) bu tür davranışların bir benzerini Peygamber'in hayatında görmek mümkün olmadığı gibi Kur'an'dan da buna yol bulabilmek kabil değildir. Kişiyi ruhbanlığa götürecek bu yollar İslam ile kapatılmıştır. Zira ruhbanlık yasaklanmış ve Peygamber dahil kimseden böylesi davranışlar istenmemiş, aksine var olan dünya nimetlerinden onlara esir olmadan kabil olduğunca yararlanılması ve bunun için Allaha çokça şükredilmesi istenilmiştir.

Allah'a teslim olmamış insan elbetteki yürümesi gereken doğru yolu bulamamakta, yolun dışına çıkmaktadır. Allah buna "Fahşa-aşırılık" diyor. Ve insanları aşırılıktan sakınmaya çağırıyor. Doğruyu tesbit insanın kendine kalınca her önüne gelene doğru demesinin önüne geçilememektedir. Yukarıda anlatmaya çalıştıklarımız da yani inziva ve riyazet de kişinin hevasına uyarak kurduklarını doğru kabul etmesi sonucu ortaya çıkarılmış şeylerdir. Rabbi olan Allah'a teslim olanın ise bu gibi kulluk yollarından uzak durmaları gerekir. Zira insanlara doğru yolu bildiren gerçekten Allah'tır.

Tasavvufun bir yandan İran eski dini ile Hind dinlerinden etkilenerek ortaya çıktığı, diğer yandan hıristiyanlarla temas neticesi onlarda bulunan stoacı ve hermesci düşüncelerden etkilenerek şekillendiğini yukarıda anlatmaya çalıştık.

Şimdi İslam ve tasavvuf arasındaki karşılaştırmalara devam edelim. Yukarıda bu iki dinin akidelerini karşılaştırmış ve birbirinden ne denli uzak esasları akide edindiklerini göstermiştik. Şimdi başka hususlarda karşılaştırmalar yapalım.

İslam'da zahire göre hüküm verilir. Zahir, insanlar arasındaki ilişkilerde esastır. Buna göre muhakeme olunurlar. Olaylar ve davranışlar buna göre değerlendirilir ve kabul veya reddedilir. Örneğin İslamın kerih gördüğü bir davranış göründüğünde bu reddedilir. Maruf, münker açıktır. Maruf yapılması gereken şeyler iken, münker kaçınılması gereken şeylerdir.

Tasavvufta ise asıl olan zahir değil, batındır. Batın; gizli, görünmeyen, bilinmeyen demektir. Buna göre görünmeyen, bilinmeyene göre hareket etmeyi esas almaktadırlar. Bu düşüncelerinin sonucu da görüntüde haram olan bir işi rahatlıkla yapabilmekte ve sonucunda "Bu görünen size öyle görünmektedir. Zahirde böyledir. Lakin batınında iş sizin bildiğiniz gibi değildir ve şöyle şöyledir" demektedirler. Bu cümleden olarak birçoğunuzun bu ve benzerlerini hemen hatırlayıvereceği gibi mesela "mürid şeyhini, önünde rakı sofrası ve yanında fahişelerle bile görse kalbini bozmamalı ve bana görünen (zahir) böyle, kimbilir mübarek zat batında ne haldedir. Benim olayı böyle görmem bendendir demeli ve şeyhi hakkındaki kanaatında hiçbir değişiklik yapmamalıdır. Hatta böyle gördükçe şeyhi hakkındaki imanı daha da artmalıdır." Bu ve benzeri düşüncelerin inançlaşması, zahiri ölçü edinmeyip, ne olduğu bilinmeyen, gizli olan batını ölçü edinmekten kaynaklanmaktadır. Durum böyle olunca da yeryüzü ifsad olmakta, bütün doğrular eğrilmekte, bütün eğriler rahatlıkla doğrulaşmaktadır.

Bir diğer konuda yapacağımız mukayese de dikkatleri çekecektir. İslamda insan kullukta ilerledikçe sakındığı şeyler çoğalır, sakındığı şeyler çoğaldıkça kullukta ilerlerken, tasavvufta mertebe kat ettikçe mükellefiyetler azalmakta, hatta tümüyle kalkmaktadır. Akidevi bakımdan mübtedi bir mutasavvıf "Ben Hakk'ım" diyemezken, seyri sülukta ilerledikçe "Ben Allahım" diyebilmektedir. Bayezidi Bistami "Kendimi tesbih ederim. Benim şanım ne yücedir." derken, İbni Arabi "Yaratılan, yaratılmış olandır. Ben O ,ve O benim" diyebilmekte, buna paralel olarak da, Yunus "Bir ben vardır, bende, benden içeru..." diye sürdürmektedir. Ve giderek namazı, niyazı küçük gören, cenneti istiskal edip istemediğini söyleyen ve isteyenlere verilmesini söyleyerek "Bana seni, gerek Seni..." diyenler de bunlardır. Ve yukarıdaki sözlerimizi doğrulayan tasavvufi tezahhürlerdir. Akidevi açıdan işi o denli ileri götürürler ki "Hatta 'Füsüs ve Fütühatı Mekkiyye' isimli eserlerin sahibi Muhyiddini Arabi "hırıstiyanlar tanrılığı sadece İsa ve annesine hasretmelerinde yanıldılar"'1' demektedir. Diğer yandan aynı düşünce Molla Cami'de "Bunlar abdal tabakasına girmeden önce nikahlanırlar... Fakat abdal tabakasına girdikten sonra o işi terketmişlerdir. Artık ona bir daha dönemezler. Zevceleri ile sohbetten ve çocuklarından ayrılırlar. Bir daha zevceleri ve çocukları ile sohbet edemezler ki bu onların malumu olsun. Onlar sünnete riayet etmede, nikah hususunda mübalağa ederler. Hatta öyle ki, bir yabancı kimse evlerine geldiği zaman, bir gün veya bir hafta kalsın ve o hanımı ile nikahlanarak onun hakkını versin isterlerdi. Daha sonra o adam o kadını bıraksın ve kadın da onun kim olduğunu bilmesin"'2'.

Tasavvufla ilgili ne kadar önem atfedilen eser var ise bunların tümünde yukarıda anlatmaya çalıştığımız hususlarla ilgili yüzlerce örnek bulmamız mümkündür'3'. Akidesi, kabul ettiği ana ölçüleri, ana kavramları ile birbirinden gerçekten farklı iki din; İslam ve tasavvufun görünürdeki bazı benzerlikleri, kendini meselenin dışında tutanlar için aldatıcı olmakta, yanılmalarına sebeb olmaktadır. Biri, diğerinin yerine ikame edilmek istenilen şeylerin herşeyden çok birbirine benzemeye ihtiyaçları vardır. Hiç değilse görünürde sağlanacak bu benzerlikler, düşünce seviyesi düşük olanları kolay kandırabilmektedir. Allah katında kabul görmeyecek nice sapık dinde de bazı doğruların bulunduğu bilinen bir husustur. Zira herşeyiyle sapık olanların tefriki kolay olması, tefriki güçleştiren unsurlara ihtiyaç duyulmamaktadır. Mesela bugün demokrasinin ve hatta laikliğin islamlaştırılması, İslamın tümüyle reddedilmediğindendir. Madem ki bu başarılamamaktadır o takdirde demokratik İslamdan ya da laik islamdan bahsetmek gündeme getirilmekte, demokratik ve laik kavramlar İslam'da yaşatılmaya çalışılmaktadır. Kaldı ki ne demokrasi, ne de laiklik uzaktan yakından İslam'la ilglidir. Hiç bir surette birbirine yakınlığı bulunmayan bu kavramlar tamamıyla reddedilemeyen, insanların akıl ve kalplerinden çıkarılmayan İslama sokulmaya, orada yaşatılmaya çalışılmaktadır. Kadir olsa idiler mutlaka İslam'ı tümüyle, ismi dahil ortadan kaldırmayı ve yerine kendi dinlerini ikame etmeyi isterlerdi. İstemişlerdir de.

İktibas Dergisi/Sayı: 141
(1) Bkz. iktibas Dergisi, 104. sayı, 26. Sayfa, 1. sütunda Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin Vahdeti Vücud isimli makalesi.

(2) Bkz. Nefahafül Üns; Molla Cami, Osmanlıcaya çeviren: Bedir Yayınevi, Yayıncısı: Mehmed Şevket Eygi, 1. baskı, 1971, İstanbul, Sayfa: 42.

(3) 1. Nefahat'ül Üns: Molla Cami, Bedir Yayınevi, 1. baskı, 1971, İstanbul.
 
Logged
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #1 : 24 Mayıs 2014, 01:03:26 ÖÖ 01 »

Baştan aşağı yalan, yanlış ifadelerle doldurulmuş bir yazı. Allah affetsin..

Bu yazıya Peygamber efendimizin şu mübarek sözleriyle yanıt vermek isterim ;

"Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter".

Yazıda geçen ifadelerle Tasavvufun uzaktan veya yakından hiç bir alakası yok.

Yazıyı paylaşan arkadaş da en az yazıyı yazan kadar sorumluluğun altına imzasını atmış görünüyor. Gerçekten yazık.
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #2 : 24 Mayıs 2014, 01:16:39 ÖÖ 01 »

TASAVVUF : Ayrı bir din değildir. Tasavvuf, İslam 'ı yaşama biçimidir.

Tasavvuf "" HAL İLMİDİR "" kâl değil.

Tasavvuf "" ÖZDÜR "" söz değil.

Tasavvuf "" SIRETTİR "" suret değil.

EVLİYA : Tapınılan, eteği, ayağı öpülen kişi değildir. Evliya, uçuran, kaçıran, göğe yükselten, gayb 'dan haber veren .. Falan, falan bilmem ne değildir.

EVLİYA : Yol gösteren, irşat ve terbiye eden, tarif eden, bildiren, bulduran, kısacası kul 'u Allah 'a yakınlaştıracak vesileleri, sebepleri, kısa ve özü gösterendir.

EVLİYA : Dolambaçlı yolları sevmez. Sözün uzununu sevmez. İşin aslını ve özünü gösterir. Bu özü zaten kendisi yaşar, tabii olanlara da yaşatır. Tıpkı peygamberler efendilerimizin zamanlarındaki ibadet ve taatlara uygun yaşantıları sergiler ve sergiletirler.

E D B : Eline , Diline , Beline sahip olmayı öğretir. Kısacası tabii olanı yol kesicilerden muhafaza eder. Varlık, benlik, gurur, kibir gibi hallerden tabii olanların uzak durmasını sağlar. Tevazuluğu aşılar.

Kısaca, İslam 'ın emrettiği insan modelini oluşturmak ve o insanın terbiyesi ile meşguldür Evliya...!

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #3 : 24 Mayıs 2014, 02:40:17 ÖÖ 02 »

Tasavvuf Ayrı Bir Din        
Yazar Ercümend Özkan    
Tasavvuf konusunda yazdığı en meşhur kritik.

Tasavvuf 'a ayrı bir din ifadesi kullanmak, ne İslam, ne Müslüman, ne de Mü-min sıfatı ile asla bağdaşamaz. Sebebine cevap Hz. Allah 'ın kitabı Hz. Kuran 'da açıkça ifade edilmiştir;

Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, ondan kabul edilmeyecek ve o, âhirette kaybedenlerden olacaktır.
Ali İmran 85



Tasavvufta ise asıl olan zahir değil, batındır. Batın; gizli, görünmeyen, bilinmeyen demektir.

Peki Tasavvuf, neden zahiri görünenle ilgilenmez .? Çünkü imanının gereği budur.

Akıl yalnızca görünenle ilgilenir. Batıni olanlar aklın işine pek gelmez. Görünen tarafla ilgilenmek işin yalnızca felsefi boyutudur. Halbuki İslam Dini 'nde işin iman ile alakalı olan yanı batıni olan tarafıdır. Neden mi .?

Çünkü ; İmanın altı şartı Gayb, yani görünmeyen, bilinmeyen, şahidi olunamayan ile ilgilidir.

-Amentü Billahi
-Ve Melaiketihi
-Ve Kütübihi
-Ve Resulihi
-Vel yevmil ahiri, vebil kaderi, hayrihi ve şerrihi minAllah-û Teala Vel basulbadelmevt
-Hakkun Eşhedü enlailahe illAllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resulihi

Kuran 'ın hemen başında Sureyi Bakara 'da Hz. Allah şöyle buyurmakta ;

1- Elif lâm mim.
2- İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.
3- Onlar ki gaybe inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcarlar.
4- Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; âhirete de kesinlikle iman ederler.
5- İşte onlar, Rablerinden bir hidâyet üzeredirler ve umduklarına erenler, işte onlardır!

GAYB 'a iman, İmanın aslını ve özünü teşkil eder.

Tasavvuf işin zahiri değil, batıni yönüyle ilgilenmesinde haksız mı .?

 Buna göre görünmeyen, bilinmeyene göre hareket etmeyi esas almaktadırlar.

Bir başka ayette Hz. Allah Mü-min sıfatı için şöyle buyuruyor ;

Gönderilen Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri “Allah'a, meleklerine kitaplarına peygamberlerine iman ettiler.” «Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız. Onları “İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, mağfiretini niyaz ederiz! Dönüş yalnızca sanadır» dediler
Bakara 285

Tasavvuf ehli aleyhine böyle yazı yazmak ve yazılan bu tarzdaki yazıları bilerek veya bilmeyerek paylaşmak nasıl bir iman ürünüdür .? Kuran böyle mi buyuruyor .? Kuran 'ın dışında bir yaşamı Tasavvufta görmek imkansızdır. Allah ıslah etsin, yazık.  

Bu düşüncelerinin sonucu da görüntüde haram olan bir işi rahatlıkla yapabilmekte ve sonucunda "Bu görünen size öyle görünmektedir. Zahirde böyledir. Lakin batınında iş sizin bildiğiniz gibi değildir ve şöyle şöyledir" demektedirler. Bu cümleden olarak birçoğunuzun bu ve benzerlerini hemen hatırlayıvereceği gibi mesela "mürid şeyhini, önünde rakı sofrası ve yanında fahişelerle bile görse kalbini bozmamalı ve bana görünen (zahir) böyle, kimbilir mübarek zat batında ne haldedir. Benim olayı böyle görmem bendendir demeli ve şeyhi hakkındaki kanaatında hiçbir değişiklik yapmamalıdır. Hatta böyle gördükçe şeyhi hakkındaki imanı daha da artmalıdır." Bu ve benzeri düşüncelerin inançlaşması, zahiri ölçü edinmeyip, ne olduğu bilinmeyen, gizli olan batını ölçü edinmekten kaynaklanmaktadır. Durum böyle olunca da yeryüzü ifsad olmakta, bütün doğrular eğrilmekte, bütün eğriler rahatlıkla doğrulaşmaktadır.

Bu kısım ise tamamen iftira, tamamen karalama. Bir şey diyemiyorum.

Bazı sahte şeyhleri ortaya sürüp, Tasavvufu karalamak, Tasavvufu kötülemek için yazılmış ve oynanmış yalan yanlış senaryoları doğruymuş gibi burada ifade etmek, ebedi, ahiret  hayatını bitirmek demektir.

Hakikaten çok yazık ..

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
.müslim.
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 54


« Yanıtla #4 : 24 Mayıs 2014, 11:49:17 ÖÖ 11 »

ercument hocadan allah razı olsun çok güzel biz yazı olmuş..



Logged
.müslim.
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 54


« Yanıtla #5 : 24 Mayıs 2014, 11:55:13 ÖÖ 11 »

TASAVVUF : Ayrı bir din değildir. Tasavvuf, İslam 'ı yaşama biçimidir.

Tasavvuf "" HAL İLMİDİR "" kâl değil.

Tasavvuf "" ÖZDÜR "" söz değil.

Tasavvuf "" SIRETTİR "" suret değil.

EVLİYA : Tapınılan, eteği, ayağı öpülen kişi değildir. Evliya, uçuran, kaçıran, göğe yükselten, gayb 'dan haber veren .. Falan, falan bilmem ne değildir.

EVLİYA : Yol gösteren, irşat ve terbiye eden, tarif eden, bildiren, bulduran, kısacası Allah 'ı kul 'a yakınlaştıracak vesileleri, sebepleri, kısa ve özü gösterendir.

EVLİYA : Dolambaçlı yolları sevmez. Sözün uzununu sevmez. İşin aslını ve özünü gösterir. Bu özü zaten kendisi yaşar, tabii olanlara da yaşatır. Tıpkı peygamberler efendilerimizin zamanlarındaki ibadet ve taatlara uygun yaşantıları sergiler ve sergiletirler.

E D B : Eline , Diline , Beline sahip olmayı öğretir. Kısacası tabii olanı yol kesicilerden muhafaza eder. Varlık, benlik, gurur, kibir gibi hallerden tabii olanların uzak durmasını sağlar. Tevazuluğu aşılar.

Kısaca, İslam 'ın emrettiği insan modelini oluşturmak ve o insanın terbiyesi ile meşguldür Evliya...!



demek islamın diğer ismi evliyadır he kardeşim..Allahtan korkun onlar dini ne hale getirdiler..
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #6 : 24 Mayıs 2014, 12:08:50 ÖS 12 »



Peygamber efendimiz s.a.v ; "Bilmeyene bir sefer, bilene yedi sefer yazıklar olsun" buyurmuşlardır.

Tasavvuf adı altında hadi bir takım şeyler uyduruyorsunuz ama bari Hz.Peygamber adına bir şey uydurmayın.
Yukarıdaki hadis diye söylediğiniz kaynağı nedir. Öyle bir kaynak var mı?
Allah Rasulunun  mütevatir olarak gelen hadisi hatırlatıyım:
'Her kim benim adıma yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın" (Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb 109; Müslim Zühd 72; Ebü Dâvud, İlm 4; Tirmizî. Fiten 70, İlm 8, 13 Tefsir I, Menâkıb 19:, İbn Mâce, Mukaddime 4; Dârimî, Mukaddime 25, 46; Müsned, II/47, 83, 133, 150, 159, 171).

Tasavvuf adı altında kendi hayal dünyanızda bir din oluşturmuşsunuz ne Kur'an'dan ne sünnetten delili var. Rüyalarla, menkibelerle bir tahayyül oluşturmuşsunuz. Yazık ki yazık
Logged

osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #7 : 24 Mayıs 2014, 01:55:46 ÖS 13 »

demek islamın diğer ismi evliyadır he kardeşim..Allahtan korkun onlar dini ne hale getirdiler..


Benim paylaşımlarımdan bunu mu anladın. Allah 'ın manevi vazifeli kıldığı gerçek Evliyaullah 'tan Din adına zarar vermiş bir tane Evliya göster. Dilersen ben sana yardımcı olayım ;

Abdulkadir Geylani
Ahmed-el Bedevi
Ahmed-er Rufai
Şems-i Tebrizi
Hasan-ı Basri
Muhammed Bahaddin-i
Hacı Bayram-ı Veli
Hacı Bektaşi Veli
Beyazid-i Bestam-i Veli
Taceddin-i Sultani Veli
Mevlana Celaleddin-i Rumi

Bunlardan hangisi Dine zarar vermiştir .? Hangisinin bir diğer ismi Din olmuştur .?

Birilerinden duyduğunu yalan yanlış aktarıyorsun.






Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #8 : 24 Mayıs 2014, 04:11:52 ÖS 16 »



Peygamber efendimiz s.a.v ; "Bilmeyene bir sefer, bilene yedi sefer yazıklar olsun" buyurmuşlardır.

Tasavvuf adı altında hadi bir takım şeyler uyduruyorsunuz ama bari Hz.Peygamber adına bir şey uydurmayın.
Yukarıdaki hadis diye söylediğiniz kaynağı nedir. Öyle bir kaynak var mı?
Allah Rasulunun  mütevatir olarak gelen hadisi hatırlatıyım:
'Her kim benim adıma yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın" (Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb 109; Müslim Zühd 72; Ebü Dâvud, İlm 4; Tirmizî. Fiten 70, İlm 8, 13 Tefsir I, Menâkıb 19:, İbn Mâce, Mukaddime 4; Dârimî, Mukaddime 25, 46; Müsned, II/47, 83, 133, 150, 159, 171).

Tasavvuf adı altında kendi hayal dünyanızda bir din oluşturmuşsunuz ne Kur'an'dan ne sünnetten delili var. Rüyalarla, menkibelerle bir tahayyül oluşturmuşsunuz. Yazık ki yazık


Sözdeki mana derinliğini anladınız mı .? Yoksa ilk gördüğünüz şeye olan tepki mi bu.?

Tasavvuf hakkında ne biliyorsunuz ?

Hz. Allah Zatı ile Peygamberi arasında, neden Cebrail a.s 'ı elçi kıldı.?

Kuran- Kerim ile kulları arasında, neden Peygamberini elçi kıldı .?

Hiç düşündünüz mü, Kuran hitaplarında geçen, Peygamber, Resûl, Nebi, Elçi, Uyarıcı, Evliya, Veli, Naib kelimeleri ne ifade etmekte .?

Bir fahişe ile rakı sofrasında olan bir şeyhi gözlerinizle görüp, şahidi mi oldunuz ki destek vermeye çabalıyorsunuz.? Bu resmen bir iftira değil mi.?

Politika ve siyasette olduğu gibi din istismarcılarının yapmış olduğu kara propagandaya alet oluyorsanız .!

Şahitliğin hangi durumlarda yapılabileceğini size anlatmaya gerek yok sanırım.

Peki siz duyduğunuz şeyi doğruymuş gibi ifade etmenin, ahiretteki karşılığına hazır mısınız .?

Ben Resûlullah 'ın adına yalan söylemedim, söylemem. Benim almış olduğum terbiye buna müsait değil.

İfadem Kuran 'a aykırılık içeriyor ise dünyada ve ahirette her sonuca razıyım.

Dilersen şu ayet-i kerime ile sözümün gerçekliğini ifade edeyim ;

Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, bâtıla uyanlar kuşku duyarlardı.
Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin sadrında apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi, ancak zalimler bile bile inkâr eder.
Ankebut 48–49


Ve onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allâh'ı hatırlayarak, hemen günâhlarının bağışlanmasını dilerler; günâhları da Allah'tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, hatâlarında bile bile, ısrar etmezler.
Ali İmran 135

İşte böyle. Kim Allâh'ın buyruğuna saygı gösterirse, bu, kalblerin takvâsındandır.
Hac 32


"Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik " demeyesiniz.

“Yahut, bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk, demeyesiniz diye.

İşte size de Rabbınızdan açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah’ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir?

Ayetlerimizden yüz çevirenleri yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.”
En’am 156.157


Bilmek ile bilmemek arasındaki ince çizgiyi ifade edebildim mi.? Allah-u Teala Hz. Kuran 'ı açık bir delil, insanlara rehber, yol gösterici olarak indirmedi mi.?

Bu delili inkar eden, karşı duruş sergileyen, serbestlik ve başıboşluluk, hayvani duygu düşünceyi yaşamak adına Allah, Kuran, İslam ile hiç bir ilgisi olmayan sizce bilen midir, bilmeyen mi.?

Günde beş vakit ezan Allah 'a çağırırken, bunu duyup ne anlama geldiğini bildiği halde namaz kılmayan, bilenmidir, bilmeyen mi.?

Abdest, namaz, oruç, hac, zekat ..!  İslam 'ın bu temel ibadetleri açıkça her insana farz kılınmışken bunu yerine getirmeyen, bundan yüz çeviren, "elhamdülillah müslümanım" demekle kifayet eden ..!

Sizce bilenmidir .? Bilmeyen mi .?

Allah 'ın varlığını ve birliğini kabul ettiğini söyleyip, emir ve yasaklardan hiç birine riayet etmeyen ..! Size göre bilenmidir , bilmeyen mi.?

Bilmeden yapmayana, yapamayana Allah c.c fazla bir sorumluluk vermez.

Hatasına karşı kuluna, yanız işlediği hatası kadar günah yazan Hz. Allah c.c, kulun işlediği sevabına karşılık olarak nasıl ki mükafat olarak fazlasıyla, misliyle karşılık veriyorsa,  bilen ve bilmeyenin sorumlulukları aynı oranda değildir.

Günümüde bilmeyen, din kavramını duymayan, İslam 'dan haberdar olmayan kalmış mıdır, o da tartışılır.

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #9 : 24 Mayıs 2014, 04:38:15 ÖS 16 »

Alıntı
Sözdeki mana derinliğini anladınız mı .? Yoksa ilk gördüğünüz şeye olan tepki mi bu.?


Ben değil de siz neden bu kadar tepki gösterdiniz?
Basit bir soru sordum. Yukarıda hadis diye bir söz yazdın, bunun kaynağı nedir, onun cevabını sizden bekliyorum. Kaynak belirtmeden bir sözü "Bu söz Allah Rasulunun sözüdür" diye ikna etmeye ve kendi görüşlerinize delil olarak sunmamıza gerek yok. Bu forumun üyeleri tasavvuf sitelerinin üyeleri gibi değildir Smiley

Alıntı
Tasavvuf hakkında ne biliyorsunuz ?

Korkmayın yeterince bildiğimi sanıyorum. Ama bildiğim tasavvuf ile İslam arasında çook farklar var.

Alıntı
Hz. Allah Zatı ile Peygamberi arasında, neden Cebrail a.s 'ı elçi kıldı.?

Cebrailin elçi olmasıyla tasavvufun alakası nedir? Cebrail bir melekti, o vahyi peygamberlere vahyi iletmekle sorumlu idi ve sorumluluğunu en güzel şekilde yaptı.Siz yoksa Veli,evliya! dediğiniz zatları da melek sayıyorsunuz? Cebrailin görevini onlara kim, nerede, nasıl, niçin vermiş, var mı deliliniz?
Alıntı
Kuran- Kerim ile kulları arasında, neden Peygamberini elçi kıldı .?

Elbette Peygamberini elçi kılacaktı.Çünkü insanlara ancak insan olan bir elçi seçecektir. Yeryüzünde yaşanlar melekler olsaydı onlara da melek seçerdi. Öyle değil mi?
Alıntı
Hiç düşündünüz mü, Kuran hitaplarında geçen, Peygamber, Resûl, Nebi, Elçi, Uyarıcı, Evliya, Veli, Naib kelimeleri ne ifade etmekte .?


Hiç düşünmez olur muyum? İsterseniz size hangi ayette geçiyor bulup yazıyım. Siz o kavramları işinize geldiği gibi anlıyorsunuz, kavramları kendi tahayyülünüze göre şekillendirmişsiniz, anlamak istediğiniz gibi anlıyorsunuz maalesef


Ne iftirası atmışız  Huh?

Alıntı
Politika ve siyasette olduğu gibi din istismarcılarının yapmış olduğu kara propagandaya alet oluyorsanız .!


Biz her türlü din istismarına karşıyız. Bu din istismarını da günümüzde tarikatçılar ve tasavvufçular yapıyor maalesef
Alıntı
Şahitliğin hangi durumlarda yapılabileceğini size anlatmaya gerek yok sanırım.


Şahitlik olayına nasıl geldin anlamadım  Huh?

Alıntı
Peki siz duyduğunuz şeyi doğruymuş gibi ifade etmenin, ahiretteki karşılığına hazır mısınız .?

Bizim neyi duyduğumuzu iddia ediyorsunuz.Biz duyduklarımıza göre değil, gördüklerimizi ve okuduklarımızı Kur'an ve Sünnete göre değerlendirmeye çalışırız

Alıntı
en Resûlullah 'ın adına yalan söylemedim, söylemem. Benim almış olduğum terbiye buna müsait değil.

Ben hadisi aktardım sadece ve kaynağını sordum. Kaynağını öğrenmeden buralara hadis diye aktarma diye uyardık sadece. Kaynağın varsa bu kaynağı belirtmen gerekirken  sen neler söylüyorsun Huh?

Diğer yazdıklarına de tek tek cevap veririm ama gerek yok şimdilik
Logged

.müslim.
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 54


« Yanıtla #10 : 24 Mayıs 2014, 05:48:14 ÖS 17 »

demek islamın diğer ismi evliyadır he kardeşim..Allahtan korkun onlar dini ne hale getirdiler..



Benim paylaşımlarımdan bunu mu anladın. Allah 'ın manevi vazifeli kıldığı gerçek Evliyaullah 'tan Din adına zarar vermiş bir tane Evliya göster. Dilersen ben sana yardımcı olayım ;

Abdulkadir Geylani
Ahmed-el Bedevi
Ahmed-er Rufai
Şems-i Tebrizi
Hasan-ı Basri
Muhammed Bahaddin-i
Hacı Bayram-ı Veli
Hacı Bektaşi Veli
Beyazid-i Bestam-i Veli
Taceddin-i Sultani Veli
Mevlana Celaleddin-i Rumi

Bunlardan hangisi Dine zarar vermiştir .? Hangisinin bir diğer ismi Din olmuştur .?

Birilerinden duyduğunu yalan yanlış aktarıyorsun.









kardeşim  hasan basri bunlari görseydi hz ömerin yaptığını yapardı eminim. hasan basriyi neden burda yazdınız anlam veremedim doğrusu..diğerleri hepsi olmasada dine zarar verenler olmuştur kimisi uçuyor kimisi ölüyü diriltmiştir yada adlarına uydurulmuş yalanlardır..hepimiz biliyoruz şeyh abdulkadir geylaninin ölü dirlmediğini hz nuhun gemisini karaya indirmediğini yada videodan şeyhleri az izleyelim dini nasıl hırıstiyanlığa benzettiklerini..

karada havada denizde kurtarıyormuş mübarek Süpermen mi..
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=76-FiCVINrs" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=76-FiCVINrs</a>


nuhun gemisine bile el atmışlar allah razı olsun..beliler olmasaydı hz nuh ne yapardı acaba.
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=keMIE0ZnJIQ" target="_blank" class="aeva_link bbc_link new_win">http://www.youtube.com/watch?v=keMIE0ZnJIQ</a>


allah resüle ne diyor birde ona bakalım...De ki: "Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunur. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin." fusilet 6
Logged
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #11 : 24 Mayıs 2014, 06:01:25 ÖS 18 »

Ben değil de siz neden bu kadar tepki gösterdiniz?

Benim tepkim, sizin Tasavvufa göstermiş olduğunuz tepkiye karşılıktır. Tasavvufu isim olarak eleştirmek size hiç bir şey kazandırmaz. Aksine kaybettirir. Tasavvuf hakkında zerrece gerçek bir bilgiye sahip olsanız bu karşıt duruşu sergilemezsiniz.


Basit bir soru sordum. Yukarıda hadis diye bir söz yazdın, bunun kaynağı nedir, onun cevabını sizden bekliyorum. Kaynak belirtmeden bir sözü "Bu söz Allah Rasulunun sözüdür" diye ikna etmeye ve kendi görüşlerinize delil olarak sunmamıza gerek yok. Bu forumun üyeleri tasavvuf sitelerinin üyeleri gibi değildir

Madem bir açıklama bekliyorsun, diyelim bir rivayete göre ..!

Bir rivayete göre Resulullah s.a.v efendimizin şöyle dediği ifade edilir ;

" Bilmeyene bir sefer, bilene yedi sefer yazıklar olsun " ..!


Korkmayın yeterince bildiğimi sanıyorum. Ama bildiğim tasavvuf ile İslam arasında çook farklar var.

Bu farklardan bir kaçını paylaşırmısın .? Öncelikli olarak Tasavvuf 'tan ne anladığını ifade et ki sonuca varmak daha kolay ve rahat olsun. Farkında mısın bilmem .! Beni eleştirdiğin aynı tutumu sen bana sergiliyorsun.

Çook farklar dediğin farklar neler .?

Cebrailin elçi olmasıyla tasavvufun alakası nedir? Cebrail bir melekti, o vahyi peygamberlere vahyi iletmekle sorumlu idi ve sorumluluğunu en güzel şekilde yaptı.Siz yoksa Veli,evliya! dediğiniz zatları da melek sayıyorsunuz? Cebrailin görevini onlara kim, nerede, nasıl, niçin vermiş, var mı deliliniz?

Evliya kimdir, görevi, vazifesi nedir.? Meleklikle, cebrail a.s 'ın görevini onlara vermekle ne alakası var.?

EVLİYAULLAH : Allah 'ın Elçisidir, Resulüdür, Uyarıcısıdır, Evliya 'sıdır, Veli 'sidir, Naib 'idir.

Madem ki Kuran 'da geçen bu kelimelerden haberdarsın, Hz. Allah 'ın hangi manada ifade ettiğini de anlayabilirsin.


Elbette Peygamberini elçi kılacaktı.Çünkü insanlara ancak insan olan bir elçi seçecektir. Yeryüzünde yaşanlar melekler olsaydı onlara da melek seçerdi. Öyle değil mi?

Evliya 'lar, Peygamber Efendilerimizin varisleridir. Peygamberler efendilerimizin ahirete irtihalinden sonra insanları irşat için görevlendirilmişlerdir. Kainat kıyamete kadar bir an dahi olsa boş bırakılmamış, bırakılmayacaktır.

İslam Dini 'ni ne zannediyorsunuz ki.? Siz yok dediğinizde kabul görmeyecek, var dediğinizde reddedilmeyecek bir din mi .? Kuran 'da Hz. Allah, neden Peygamber, Nebi dememiş de Elçi, Resul, Uyarıcı, Evliya, Naib olarak bildirmiş  .?


Hiç düşünmez olur muyum? İsterseniz size hangi ayette geçiyor bulup yazıyım. Siz o kavramları işinize geldiği gibi anlıyorsunuz, kavramları kendi tahayyülünüze göre şekillendirmişsiniz, anlamak istediğiniz gibi anlıyorsunuz maalesef

Sizin hangi ayetlerde Evliya kelimesi geçtiğini bulup ortaya çıkarmanız önemli değil. Dilerseniz ayetlerin tümünü ben de paylaşabilirim. Maksat hasıl olmadıktan sonra bulup ortaya çıkarmanız ne işe yarar.?

Sonuçlara dokunmadan evvel başlangıcı değiştirin ki netice versin. Manaları kendimize göre şekillendirmiş olsa idik,  

Abdulkadir Geylani
Ahmed-el Bedevi
Ahmed-er Rufai
Şems-i Tebrizi
Hasan-ı Basri
Muhammed Bahaddin-i
Hacı Bayram-ı Veli
Hacı Bektaşi Veli
Beyazid-i Bestam-i Veli
Taceddin-i Sultani Veli
Mevlana Celaleddin-i Rumi

Bu zatların dünyadaki işleri neydi.? Neden hala anılır ve değer görürler.? Hangisi farklı bir inanış, farklı bir dini olgudan bahsetmiştir.? Hangisi İslam dışı duruş sergilemiştir .?

Madem ki bilgi sahibisiniz paylaşın ve insanlar doğruları, gerçekleri öğrensin.



Ne iftirası atmışız  Huh?

Konuyu açan arkadaşın yazısına verdiğiniz destek buna işaret etmiyor mu .?

Yani, açılan konu yazısında geçen, Tasavvuf ; " Şeyh 'lerin, Evliya 'ların rakı masasında fahişelerle birlikteliğine müsaade eder" diye kullandığı ifadeyi doğrulamıyor musun .?
Yazıya destek vermekle buna şahitlik etmiş olmuyor musun.?


Biz her türlü din istismarına karşıyız. Bu din istismarını da günümüzde tarikatçılar ve tasavvufçular yapıyor maalesef

Gerçek Tasavvuf ve Tarikat erbabından bir tek kişiyi ifşa edebilir misin.?

Tabii bir zamanlar çıkan ...  Aczimendi , Turan, Adnan bilmem ne, isimlerini bilmediğim Tarikat ve Evliya karşıtı çıkartılan uydurma senaryolarını bahane edip, savunduğun şeyi bana gerçekmiş gibi ifade edemezsin.

Yukarıda bahsettiğim Evliyaullah 'tan bir tanesi için geçerli bir kanıt göster.


Şahitlik olayına nasıl geldin anlamadım  Huh?
Bizim neyi duyduğumuzu iddia ediyorsunuz.Biz duyduklarımıza göre değil, gördüklerimizi ve okuduklarımızı Kur'an ve Sünnete göre değerlendirmeye çalışırız

Kuran ve sünnete göre değerlendirmeyi yaptığına inanmamı mı bekliyorsun.? Birilerinin yalan, yanlış ortaya attığını doğru olarak kendine benimsemen, haklılığını ortaya koymaz.

İspat etmelisin.

Ben hadisi aktardım sadece ve kaynağını sordum. Kaynağını öğrenmeden buralara hadis diye aktarma diye uyardık sadece. Kaynağın varsa bu kaynağı belirtmen gerekirken  sen neler söylüyorsun Huh?  Diğer yazdıklarına de tek tek cevap veririm ama gerek yok şimdilik

İfade ettim; Diyelim ki bir rivayete göre ..!

Diyorsun ki ; Bu din istismarını da günümüzde tarikatçılar ve tasavvufçular yapıyor maalesef

Bahsettiğin, yapılmış olan bu tahribatla ilgili gerçek Evliyaullah 'tan bir tek örnek göster.

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #12 : 24 Mayıs 2014, 06:46:02 ÖS 18 »

Alıntı
Bir rivayete göre Resulullah s.a.v efendimizin şöyle dediği ifade edilir ;

" Bilene bir sefer, bilmeyene yedi sefer yazıklar olsun " ..!


Bir rivayete göre !!!
Kim rivayet etti?
Hangi hadis kitabında yazıyor. Bunun kaynağını söylemen gerekirken sözleri nerelerden alıp, nerelere getiriyorsun.
Din bu, pamuk ipliğine mi bağlı?
Hadis diye bir söz söylüyorsun, kaynağını belirtmiyorsun. Aynı şekilde tasavvuf kavramının kaynağı Kur'an ve hadislerde olmadığı gibi hadis diye söylediğin sözün kaynağı da yok.
Yukarıda hadis diye söylediğin sözün kaynağını belirtmeden seninle tartışmanın/konuşmanın bir anlam ifade edeceğini sanmıyorum.
Logged

osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #13 : 24 Mayıs 2014, 06:46:56 ÖS 18 »


kardeşim  hasan basri bunlari görseydi hz ömerin yaptığını yapardı eminim. hasan basriyi neden burda yazdınız anlam veremedim doğrusu..

diğerleri hepsi olmasada dine zarar verenler olmuştur kimisi uçuyor kimisi ölüyü diriltmiştir yada adlarına uydurulmuş yalanlardır..hepimiz biliyoruz şeyh abdulkadir geylaninin ölü dirlmediğini hz nuhun gemisini karaya indirmediğini yada videodan şeyhleri az izleyelim dini nasıl hırıstiyanlığa benzettiklerini..

karada havada denizde kurtarıyormuş mübarek Süpermen mi..

nuhun gemisine bile el atmışlar allah razı olsun..beliler olmasaydı hz nuh ne yapardı acaba.

Allah resüle ne diyor birde ona bakalım...De ki: "Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunur. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin." fusilet 6


Yani demek istiyorsun ki, senin değil, benim sunduklarım doğrudur.

Diyorsun ki, sen ne dersen de, ben inanmam, beni inandıramazsın. Sen benim ifadelerime inanmak, doğru olarak kabul etmek mecburiyetindesin demeye getiriyorsun..!  Öyle mi ..?

Dinleyip cevap vermek isterdim cübbelinin videosunu paylaşmışsın fakat yasaklı olduğu için açılmadı izleyemedim.

Gerçek manada değerlendirdiğinizi hiç sanmıyorum. Birilerini kendinize mürşit olarak seçmişsiniz, bir de Mürşide karşı çıkıyorsunuz.

Sanki bu bahsettiğiniz konulardaki bütün bilgi, bulgu, kesin ve net delilleri kendiniz elde ettiniz ve burada savunuculuğunu yapıyorsunuz.

Sanki birilerinin doğrularını, kendinize doğru olarak seçmediniz ve tamamen bu sizin kendi doğrunuz.

Yazmış olduğunuz her bir harf için sorumluluk aldığınızın inşaallah farkındasınızdır. Rabbim idrakını versin inşaallah.                               
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
.müslim.
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 54


« Yanıtla #14 : 24 Mayıs 2014, 07:44:06 ÖS 19 »

kardeşim diyeceğim bu uydurulmuşa değil indirilmişe inanalım..

şeyhin söylediklerini değilde peygamberin peygamberin söylediklerini yapalım..

cübbeli  diyorki. karada olsan denizde olsan havada olsan zora düştüğünde ya ğavs de hemen imdadına yetişecek..
benim bildiğim sadece allah''ın gücü yetiyor insanın imdadına yetişmek için..ölmüş gitmiş insan nasıl geliyorda insanın kurtarıyor. yada sağ olsada ne yapabilir ki..
Logged
Sayfa: [1] 2 3 ... 21   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.248 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu