Küresel kuşatma ve diyalog

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Küresel kuşatma ve diyalog
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Küresel kuşatma ve diyalog
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Küresel kuşatma ve diyalog  (Okunma Sayısı 16313 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #15 : 07 Ağustos 2007, 11:45:27 ÖS 23 »

Ayrıca bu linkten diğer belgelere ve videolara ulaşabilirisiniz.

http://fethullahgulen.belgeleri.com/include.php?path=start.php

allah razı olsun mona roza herşeyi uzun uzun ortaya koymuş...
ama özellikle onun verdiği linkteki videonun izlenmesini ısrarla isterim
diyalogun da muhabbetin de buğzunda nefretin de kıtalin de yerli yerinde yapılmasını iyice kavrayabiliriz inşallah.........
videoları izlemek veya indirmek için :

http://www.diyalogmasali.com/

http://www.youtube.com/profile_videos?user=firttix

http://fethullahgulen.belgeleri.com/include.php?path=start.php
Logged
MehmetSait
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 49



« Yanıtla #16 : 08 Ağustos 2007, 07:11:03 ÖÖ 07 »

Madem bu kadar sayfalarca yazı yapıştırdınız o zaman bende başlayayım;

Soru : “Dinler arası Diyalog” tabiri dinen uygun mudur ?  “Allah (C.C) katında tek din İslam” (Ali İmran:19) değil midir ?


El-Cevab :  İfade şayet “Hak dinler arası Diyalog” olsaydı , o zaman buna itiraz mümkün olabilir ve bu ifadenin dinen uygunsuzluğundan bahsedilebilinirdi.

Ancak , İslam Fıkhında “Dinler” denince , 3 şekilde bir tasnif söz konusu olmaktadır :

1-) Hak din ,semavi din (İslam)

2-) Aslı bozulmuş dinler (Hırsitiyanlık , Yahudilik gibi asılları semavi olmakla beraber günümüzda tahrif olmuş dinler)

3-) Batıl dinler (asılları itibariyle de semavi olmayan Budism , Mecusilik gibi dinler)

Dolaysıyla “Dinlerarası Diyalog” tabiri ile “Allah (C.C) katında tek din İslamdir” Hakikatı birbiri ile çelişmemektedir. “Okullar arası yarışma” ifadesi ile nasıl ki okul mensubları arası bir yarış kastediliyor ise , aynen dinlerarası diyalog tabiri ile din müntesibleri arası bir diyalog kast dilmektedir. Hakdin İslam ile diğer dinler arası diyalog , hem Kur’anın hemde Efendimiz (SAV) min bir emri olduğu unutulmamalıdır.
 
İbrahimi Dinler” kavramını nasıl anlamalıyız ?Bu ifadeye isnaden “İbrahim (AS)’mın kaç tane dini vardı” şeklinde gelen eleştirilere nasıl bakıyorsunuz? “                                         

Geçmiş dönemde kullanıldığına şahit olmadığımız ancak günümüzde kullanılan pek çok ifadelerden bir taneside “İbrahimi Dinler” kavramıdır. Bu kavram ile hem biz Müslümanlar, hemde bu tabiri kabullenen diğer Ehl-i Kitabın ruhanileri , ortak atamız Hz.İbrahim (AS) mın Hanif Dini şemsiye altında birbirimizi daha iyi tanıma , yakından görüşme ve karşılıklı konuşma çerçevesi anlaşılmaldır. Diyalog Hizmetleri dışında olan ve bu hizmetlerin içeriğini fazla bilmeyen Müslüman kardeşlerimizin , zahiri anlamına takılıp:”Hz.İbrahim(AS) ‘mın kaç tane dini var ?” şeklinde eleştirmeleri ve bu ifadeyi kullanan mümin kardeşlerininin niyetlerini sorgularcasına onları Küfür ile itham etmeleri bir değr kesb etmez. Çünkü “İbrahimin (AS) ‘mın Dini” tabiri muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin şahsi bir beyanı değil, Kur’anı Kerimin ifadesidir ve tam 9 yerde geçmektedir :

1-) (Ya Muhammed(SAV) De ki:“Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah (C.C)’a ortak koşanlardan değildi.” (En’am, 161)

2-) Kendini bilmeyenden başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? (Bakara:130)

3-) De ki: “Allah (C.C) doğru söylemiştir. Öyle ise hakka yönelen İbrahim’in dinine uyun. O, Allah (C.C)’a ortak koşanlardan değildi.” (Ali İmran,95 )

4-) Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah (C.C)’a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim’in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah (C.C) İbrahim’i dost edindi. (Nisa,125)

5-) Allah (C.C) uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah (C.C) sizi hem daha önce hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdik (Hac,78)

6-) (Yahudiler) “Yahudi olun' ve (Hıristiyanlar da) 'Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dediler. (Ya Muhammed (SAV)) De ki: “Hayır, hakka yönelen İbrahim’in dinine uyarız. O, Allah (C.C)’a ortak koşanlardan değildi.” (Bakara:135)

7-) Sonra da sana (Ya Muhammed (SAV)) , “Hakka yönelen İbrahim’in dinine uy. O, Allah (C.C)’a ortak koşanlardan değildi” diye vahyettik. (Nahl,123)

8-) (Hz.Yusuf (AS)) : “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum” (Yusuf:38)

9-) Bu dini İbrahim, kendi oğullarına vasiyyet etti, Yakub da öyle yaptı: 'Ey oğullarım! Muhakkak ki, bu dini size Allah (C.C) seçti, başka dinlerden uzak durun, yalnızca müslüman olarak can verin! ' dedi.Yoksa siz de olaya şahit mi oldunuz; Yakub'a ölüm hali gelip çattığı zaman, oğullarına; 'Benden sonra neye ibadet edeceksiniz? ' dediği zaman, oğulları; 'Senin Allah (C.C)'ına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın Allah (C.C)'ına, tek olan o Allah (C.C)'a ibadet edeceğiz. Biz ancak O'na boyun eğen müslümanlarız.' dediler. (Bakara: 132-133)


Tahlil:


Kur’anı Kerim, Peygamberimiz (SAV) ‘in Hz.İbrahim’in (AS) dinine tabi olduğunu ve Ehl-i Kitaba karşı matbuiyyetini bu şekilde izah etmesini emrediyor! Kur’anı Kerimin, Hz.İbrahim (AS) ‘in dininden bahsetmesi, tüm Tefsirlerde “Tevhid İnancına” vurgu yapıldığını göstermektedir. Bu konuda icma olmakla beraber, örneğin bir Hz.Adem’in (AS) dini, bir Hz.Nuh’un (AS) dini, bir Hz.Süleyman‘ın (AS) dini denmiş olsaydı biz yine tevhid esaslı Dini anlamış olacaktık, lakin Kur’an ısrarla Peygamberimiz (SAV) ‘e, Hz.İbrahim (AS) mın dinine tabi olduğunu vurgulatıyor! Diğer peygamberlerin dinleri tevhid esaslı değillermiydi? Evet, hepsi tevhid esaslı Hak Dinlerdi. Efendimiz (SAV) bir Hadis-i Şeriflerinde buyurduğu üzere : “Peyamberler anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir.”(1)  Madem , Hz.Adem’den (AS) Peygamber Efendimiz ‘e (SAV) kadar ki tüm Peygamberlerin dinleri birdir , ve Tevhid esaslıdır , o halde hangi hikmete binaen Hz.İbrahim (AS) ‘mın dinine bir vurgu yapılmıştır ? 

Hz.İbrahim (AS) mın oğularından, Hz.İsmail (AS) ‘ın soyundan Peygamberimiz (SAV) gelirken, diğer oğlu Hz.İshak’ın (AS) soyunden Hz.Yakub (AS) (İsrailoğulları denmiştir) , Hz.Yusuf (AS) , Hz.Yuşa (AS) ,Hz.Harun (AS) ,  Hz.Musa(AS) ve Hz.İsa (AS) gelmişlerdir! Yani, tüm bu peygamberlerin soyları Hz.İbrahim ‘de (AS) birleşiyor ve bunu Hz.Yusuf (AS) ifade ederken: “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum” (Yusuf:38) diyor. Yine :” (Yahudiler) “Yahudi olun' ve (Hıristiyanlar da) 'Hıristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dediklerinde. Allah (C.C) Peygamberimiz (SAV) ‘ e şöyle demesini öğütlüyor: “De ki: “Hayır, hakka yönelen İbrahim’in dinine uyarız. O, Allah (C.C)’a ortak koşanlardan değildi.” (Bakara:135) . Peki neden Hz.Adem (AS) ‘ın dinine değilde Hz.İbrahim (AS) mın dinine? Halbuki tüm peygamberlere gelen Din, Tevhid esaslı bir inanç olduğuna göre, burda Peygamberimizin (SAV) hem kendisinin Hz.İbrahim (AS) mın dinine tabi olduğunu Kur’anın deklare etmesi, hemde Hıristiyan ve Yahudileri “Hz.İbrahim’in dinine uymaya” davet etmiş olması, bize aslı Hz.İbrahim (AS) ma dayanan, ancak şuan tahrif olmuş Hırsitiyanlık ve yahudilik Dinlerine nazik birer davet olduğunu veciz bir şekilde işaret ediyor!

Bugün “İbrahimi Dinler” ekseninde yapılan Diyalog Hizmetlerinin, aslında İslami camianın Ehl-i Kitab camiaya aynı Efendimiz (SAV) ‘ min dediği gibi: “Gelin, Hz.İbrahim ‘in (AS) dini ekseninde Diyalog kuralım” demekten başka bir anlam ifade etmez! Çünkü, hem Hz.Musa (AS) ma inen Yahudilik dini (o dönemin İslam dini) hem Hz.İsa (AS) ‘ma inen Hıristiyanlık dini (o dönemin İslam dini) hemde Efendimiz ‘e (SAV) inen son İslam dini (2) bu noktadan Hz.İbrahim (AS) ma inen Dinin devamı ve sonuncusudır!

Dolaysıyla, “İbrahimi dinler” kavramından şayet birileri rahatsızlık duyacaksa, o da bırakın başkaları duysun, çünkü “İbrahimi dinler”, aslı Hz.İbrahim’e dayanan, Allah (C.C)’a oğulluk isnadını kabullenmeyen, Tevhid esaslı dinler manzumesidir ve bunun sonuncusu Efendimiz (SAV) ‘e inen İslam dinidir!

Netice olarak, bugün kullanılan “İbrahimi dinler” kavramından kasıt, Hz.İsa (AS) ma inen, Hz.Musa (AS) ma inen ve Efendimiz (SAV) ma inen dinlerdir. Bunların hepsi Hak dinlerdir! Ancak, tabiki bu husus günümüz Hrsitiyan ve yahudileri için geçerli değildir. Asıllarının Hz.İbrahim (AS) ma dayanmış olması, onları tekrar asılları ekseninde İslam ile müşerref olma noktasına gelinmesi Niyeti ile ortaya atılan “İbrahimi Dinler” kavramından kalkıp: “Hz.İbrahim (AS) mın kaç tane dini var? “ sorusu samimi bir soru olmaktan öte, bir niyet sorgulamasından öteye geçmemektedir!

Evet,

De ki: “Allah (C.C)’a, bize indirilene (Kur’an’a) İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz ona teslim olanlarız.” (Ali İmran,84)

İşte “İbrahimi Dinler” eksenine giren Peygamberleri Kur’an kendi naklediyor! Hz.İbrahim (AS) mın soyundan gelen bütün peygamberler, Hz.İbrahim (AS) mın Tevhid esaslı dininden mütevellid peygamberlerdir. İfade edilmek istenen mana budur! Buna bilerek karşı çıkan bir insan, -hafizanallah - Kur’anın yaklaşımına karşı çıkmış olur!
Teşbihte hata olmaz fehvasınca , konuyu bir örnekle daha süslemek istiyorum : İsmi İbrahim olan bir baba düşünelim ve bu kişinin üç tane oğlu olsa ; İsa , Musa ve Muhammed. Dışarıdan bir başkası deseki :” bu çocukların babaları kimdir?” . öocukları tanıyan bir başkasıda deseki :” Musa’nın , İsanın ve Muhammedin babaları İbrahimdir” , şimdi burada geçen “Babaları” çoğuleki bu çocukların birden fazla babaları olduğu anlamı taşımaz !
Hülasa ,

1-) Hıristiyanlığın aslı ( o günkü İslamiyet ) Hz.İbrahim (AS) mın dini üzerinemidir ? EVET !
2-) Yahudiliğin aslı ( o günkü İslamiyet ) Hz.İbrahim (AS) mın dini üzerinemidir ? EVET !
3-) İslamiyet Hz.İbrahim (AS) mın dini üzerinemidir ? EVET !
Demekki , asılları itibari ile , her üç dinde , İbrahimi dinler olmaktadır ! İslami tarafın bu ifade altında toplanması , Allah (C.C)’ın sıfatlarında yanılan günümüz Hıristiyanlık ve Yahudiliğin aslına rucu etmesine vesile olmaktır. Bundada dinen bırakın bir sakınca olmasını , bizzat Kur’anın bir stratejisidir.

(1) Buhari, Enbiya 44; Müslim, Fezail 145, (2366); Ebu Davud, Sünnet 14, (4675)
(2) Elmalı Hamdi Yazır, Bakara:62, Tefsirine bakınız

 
 
Logged
MehmetSait
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 49



« Yanıtla #17 : 08 Ağustos 2007, 07:12:28 ÖÖ 07 »

SORU : Vatikan kaynaklarına göre , Dinlerarası Diyalog faaliyetlerindeki amaçları, diğer dinlerin mensublarını “Hıristiyanlaştırmak “ olarak anlatıldığı görülmektedir. Amaç noktasında bu Diyaloğun zararları olamazmı ?

Diyaloğun tüm taraflarının bu ve benzeri tarz amaçları olabilir ,hatta bu belkide Fıtratın gereğidir de diyebiliriz.

Diyaloğun İslami tarafı diğer din mensublarına İslamı en azından sevdirmeya çalışmayı amaç edinmesi nekadar doğal ise , Diyaloğun Hıristiyan tarafınında bu tür bir beklentisinin olmasıda doğal karşılanmalıdır. Diğer yandan , Diyaloğun  asıl amacının kendi Dini inançlarımızın empose edilmesinden ziyade , İslam’ın doğru tanıtılması , doğru anlatılması ve en önemlisi doğru temsil edilmesi olmalıdır. Doğru temsil , İslam’ı Kalblerde sevdirme adına en etkili yol olmaktadır. Ayrıca Diyaloğun tesisi ile Dünya’da Barışın hakim olması sağlanırsa , dünyadaki Müslümanların mağduriyet ve mazlumiyetide inşallah giderilmiş olacaktır. 50 yılı aşkın bir süredir , Diyalog dışındaki hangi çözüm önerileri Müslüman kardeşlerimizin gözyaşlarını dindirmeye yetmiştir de, bugün Diyalog faaliyetleri eleştirilmektedir ? Peki eleştirenlerin çözüm önerileri varmıdır yoksa tenbelliğin bir alameti olan çözümsüz eleştirilere mi sığınmaktadırlar ?

Vatikan’ın Diyalog adı altında Müslümanları Hıristiyanlaştıracaklarını Kaynakları ile dile getirip eleştirenleri ya Tahkiki İmanları zayıf ve kendilerine güvenleri yok , ya da bu eleştirilerinde samimi değiller. Hangi seçenek olursa olsun , kendi inandıkları Dinin doğru tanıtılmasını engellediklerinden ve dünya Müslümanlarının mazlumiyetinin giderilmesine gölge düşürmeye çalıştırdıklarından dolayı vebal ve mesuliyet girdabında dolaşmaktadırlar…

Samimi bir Diyalog karşıtı şundan fazlasını dillendiremez : “ Evet , İslâm’ın diğer dinlerle karşılaşması ve bu dinlerle karşılaştırılması İslâm’a zarar vermez. Önemli olan, diyaloga katılan Müslümanların İlim ve zühd durumlarıdır. Diyaloğa katılacak olan Müslümanlar, muhataplarının dinlerini ve kültürlerini  gerçek kaynaklarından öğrenmeli ve diyalogğ her bakımdan hazır olmalıdırlar. Ayrıca muhataplarının diyalog amaçlarını da gözönünde bulundurarak tedbiri elden bırakmamalılar...”

Logged
MehmetSait
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 49



« Yanıtla #18 : 08 Ağustos 2007, 07:17:00 ÖÖ 07 »

Hocaefendinin Filistin ve Ümmet-i Muhammed’in mazlumiyeti için sarf ettiği beyanları varmıdır ?

Hayatlarını İslam ve Kur’ana endekslemiş her Hak Dostu gibi , muhterem Hocaefendide Ümmet-i Muhammedin mağduriyeti , mahkumiyeti ve mazlumiyeti ile ilgili ızdırab ve üzüntüsünü seccadesi dışında zaman zaman sohbetlerde de dile getirmiş, getirmekle yetinmemiş çözüm önerilerinide sunmuştur. Konu ile alakalı 3-4 Sohbetinden bazı alıntılar :

Şekerle beraber bir de kalp hastalığı olunca ve bunlara bazı diğer rahatsızlıklarım da eklenince gerçekten çok hırpalanıyor, cesedimi, ruhumun sırtında bir yük gibi taşımak zorunda kalıyorum. Ama her şeye rağmen Allah'a sonsuz şükrediyorum. Dünyanın dört bir yanındaki insanların, mesela Filistinlilerin çektiği ızdırapları düşününce kendi dertlerimi unutuyorum. Tanklar, bombalar altında ezilen mazlumların iniltileri bazen kendi kalp atışlarımı duymama mani oluyor. (1)

Şu anda dahi, ayyuka yükselen zulümleriyle bu gaddar dünya, bir kere daha gerçek kimliğini ortaya koydu ama, keşke bize de bir şeyler anlatabilseydi! Saraybosna kan revan.. Karabağ, Azerbaycan feryat u figân.. Keşmir alev alev.. Somali istismar ağında inim inim.. Sudan baskı altında.. Filistin kaynayan bir kazan.. Ve bu koskoca âlemde çektiren dinsiz ve hıristiyan, çeken de Müslüman.. ne acı ki, bu bile bir şey anlatmıyor bize...(2)

İçimizde millet fertlerinin birbirlerine karşı davranışları böyle olduğu gibi, dünkü târihî berâberliğimizin bedelini ödeyen vesâyemizde bulunmanın âh u efgânını yaşayan mazlum ve mağdur milletlere karşı da aynı olmuştur: Saraybosna’dan Somali’ye, Karabağ’dan Filistin’e, çok geniş bir dâirede, soydaşlarımızın cesetleri kan seylapları önünde sürüklenirken.. ırz çiğnenip nâmus pâyimâl olurken.. Güneydoğu’da eşkiyâ haysiyetimize tükürüp gezerken.. Kıbrıs’ta ezelî hasımlarımız tarafından iki ayağımız bir ‘kab’a sıkıştırılırken, biz, behîmî hislerimizi yaşamış, keyfimize bakmış, deliler gibi çalıp-çığırıp oynamış ve bir hıristiyan gecesinde televizyon kanallarıyla evlerimizin içine levsiyat akıtmadan utanmamışızdır. (3)
Şimdilerin zulmü, gadri, tecavüzü, tasallutu ise, perdesiz, hâilsiz, mümâşâtsız, açıktan açığa ve mazlumun, mağdurun gözünün içine bakıla bakıla icrâ ediliyor. Buna ister hakkın kuvvete yenik düşmesi, isterse kuvvetin çılgınlığı, hak ve hikmet bilmezliği densin, netice değişmez.. geçmişte beş-altı asırda işlenmiş bütün cinayetlerin, yıkılan hânumânların, harâb olan umranların, bilmem kaç katının, şu beş-altı seneye sıkıştırıldığını ürpererek müşâhede etmedik mi? Saray-Bosna'dan Cezayir'e, Habeşistan'dan Suriye'ye, Filistin'den Asya Stepleri'ne kadar çok geniş bir dairede, yıllardan beri görüp duyduğumuz vahşet değil de ya nedir.? Ve, daha kim bilir ne kadar yerde duyulmayan ne kadar zâlim "Hay Hu"yu ve mazlum çığlıkları inleyip duruyor..?

Yeryüzünün gerçek mirasçıları dünya muvâzenesindeki yerlerini alacakları güne kadar bu fırtınaların dineceğini ve bu âh u efgânın kesileceğini beklemek beyhûde olsa gerek. Evet, belki zaman zaman bu vahşetlere sebebiyet veren sâikler, piyonlar değişebilir ama kat'iyyen anarşi dinmez ve terör bütünüyle bertaraf edilemez; çünkü bunların arkasında dünyayı idare eden güçler var. Dün Yunanla, Bulgarla, Ermeniyle, Slavla her yerde kargaşa çıkarıp başımıza gâile açanlar, şimdi de Sırplıyla, PKK ile, Ermeniyle, Nusayriyle, Râfıziyle aynı şeyi yapıyorlar.. ve vazgeçeceğe de benzemiyorlar. (4)
 
 
(1) Hüseyin Gülerce, Zaman, 16.05.2002
(2) M.Fethullah Gülen , Sızıntı, Ocak 1994, Cilt 15, Sayı 180
(3) M.Fethullah Gülen ,Sızıntı, Şubat 1993, Cilt 15, Sayı 169
(4) M.Fethullah Gülen ,Sızıntı, Ekim 1992, Cilt 14, Sayı 165
Logged
MehmetSait
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 49



« Yanıtla #19 : 08 Ağustos 2007, 07:25:38 ÖÖ 07 »

SORU : Efendimiz (SAV) 'min gayri müslimlere gönderdiği Tebliğ Davetli mektublar ile Bediüzzaman Hazretlerinin ve Fethullah Gülen Hocaefendinin Papa'ya yazdıkları mektublar arasındaki yaklaşım farkını neye bağlamalıyız ?


EL-Cevab :
Efendimiz (SAV) 'min , gayri müslimlere yazdığı Mektublar , İslamın yeni nazil olduğu bir dönem olması itibari ile doğrudan Tebliğ içerikli mesajlardan oluştuğu doğrudur ! İslam tanınmamaktadır ve bilinmemektedir , dolaysıyla İslam'ın Resulu (SAV) doğrudan tebliğ yöntemi ile İslamı temsil etmekte ve tanıtmaktadır !

Asrımızda ise , başta Fethullah Gülen Hocaefendi ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin , yazmış oldukları Mektublara baktığımızda , İslamı aynı Efendimiz (SAV) 'min yaptığı üzere doğrudan Tebliğ etmek yerine , öncelikle Yanlış tanıtılan İslamın , müntesiblerini dilenmeye mahkum eden , barbar ve terörist bir Din olarak algılanan İslam'ın , doğru tanıtılmasına yönelik mesajlar içeren mektublar yazdıklarına şahit olmaktayız !

Mesela , Üstad Bediüzzaman Hazretleri , 1950 yılında , Zülfikar adlı Risaleyi Vatikan'a Roma'daki Papa'ya (Papa XII. Pius ) gönderdiğinde , yazmış olduğu mektubunda kısaca: "Biz Allah (C.C)'a inananlar küfre karşı beraberiz.." diyerek (1) , Tevhid esaslı Allah (C.C) inancına vurgu yapan bir mesaj göndermekle yani ; Ali İmran Suresi 64.cü Ayet-i Kerimedeki :" Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz." yaklaşımına uygun bir tarzda, mutlak Küfre karşı Allah (C.C)'a inanların (hernekadar onlar vasıflarında yanılmış olsalar bile) birlikte hareket  etmelerini beyan etmiş ve ilk defa Diyalog zeminini Ferdi planda başlatan kişi olmuştur .(2)

Benzer bir ifadeyi Fethullah Gülen Hocaefendidede görmek mümkün:

"İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam'ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır......Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz." (3) diyerek , yine Bediüzzaman Hazretlerinin çizgisinde bir Mektub göndermeyi uygun görmüştür !
Şayet , her iki Hak Dostuda , Efendimiz (SAV) min yaptığı üzere , doğrudan tebliğ içeren bir mesaj göndermiş olsalardı , Muhatablarınca yanlış bilinen/algılanan bir Dine davet edilme şeklinde algılanma riskine binaen ,  öncelikle Diyalog ekseninde , Doğru İslamın Temsil edilerek dolaylı yoldan Tebliğ yöntemini benimsediklerine şahit olmaktayız !

Efendimiz (SAV) ile Günümüz Dünyasındaki Davet içerikli mektubların Niyet noktasında aynı , lakin içerik noktasında farklı olmasının en başlıca nedeni bu olsa gerek ! Madem Ameller Niyetlere göredir , ve Niyetleri sorgulamak sadece Allah (C.C)'a mahsustur , o zaman bize düşen inşAllah (C.C) bu eksende Din-i Mübin-i İslama Hizmet etmek olmalıdır !

---------------------------------------------------------------
(1) www.ispartanur.net (Zübeyir Gündüzalp Ağabeyin Hatıralarından)
(2) http://www.gencadam.net/content/view/139/57/
(3) 09.02.1998 tarihli , Papa 2.Jean Paul'e yazılan Mektub'tan alıntı

Hocaefendinin Papa'ya yazdığı mektuba gelen itirazlara verilen cevab

İtiraz :

Peygamberimiz (SAV) mektublarına başlarken mesela "Bismillahirrahmanirrahim! Allah Resûlü Muhammed'den, Habeş Meliki Necâşiye” demektedir. Ayrıca , Hadis-i Şerifte : “Münafığa "efendi" demeyin. Zira eğer o, seyyid olursa (kendine bir değer atfederse) Allah'ı kızdırırsınız."(Ebu Dâvud, Edeb 83,) denmektedir.

El-Cevab :
“Papa Ali Cenabları” bir taltif veya tazim değil, bir diplomatik uslubtur! Efendimiz (SAV) , nasılki Hristiyan Bizans Kralı Heraklius’u yazdığı mektubunda, “Rumların Büyük Reisi Heraklius’a” (bakınız.M.Hamidullah, İslâm Peygamberi, I/219) ifadesinde geçen 'Büyük Reis' hitabı nasılki bir diplomatik uslub ise , aynı şekilde 'Papa Ali Cenablarıda' veya "Hazretleride" bir övgü veya tazim değil, Diplomatik bir uslubtur! Efendimiz (SAV) ‘min bir Devlet Başkanı olarak , komşu Devlet Reislerine gönderdiği Mektublarda sizin yukarıda belirttiğiniz şekliyle hem Allah’ın İsmi ile başlaması söz konusu isede , örneğin yine Hudeybiye Barış Antlaşmasında imzaladığı Sözleşmede , muhatabların isteği üzerine sadece kendi isminin geçtiği “Muhammed” şeklinde imza attığını gözden uzak tutmamak lazım. Hudeybiye Barış Antlaşması , İslam’ın müşrik ve gayrimüslimlerle Diyalog kurmasına zemin hazırladığı ve bu vesile ile İslam’ın temsil edilmesine ve tanıtılmasına imkan sağladığı bir dönem olması ayrı bir husustur , Efendimiz (SAV) ‘in diğer Devlet Başkanlarına yazdığı doğrudan Tebliğ içeren mektublar yazması ise  apayrı bir husustur !  Siz dininizi temsil etmeye çalıştığınız muhatabınıza herhalde ; “Ey ebedi cehenneme namzed kişi“ kabalığında Hitab edecek değilsiniz! Pek muhterem Yüksek Mühendis Ahmet Beyfendi veya Saygıdeğer Prof.Dr. Mehmet Bey nasılki bir övgü değil bir diplomatik ünvandır . Hadis-i Şerifde geçen "Efendi demeyin" , onu övmeyin anlamındadır. Yoksa , günümüzde bir çok meslek dalındaki insanlarada "Efendi" diye hitab edilmektedir. Diploması terminolojisinden bihaber olan kardeşlerimizin , “Ali Cenablarını” bir övgü ifadesi olarak görmeleri onların bu noktadaki bir Diplomatik uslub fukeralığının göstergesidir.

2-Metin :
'Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen Türk halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zat-ı alilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.
 
İtiraz : Üç Büyük Din yanlıştır , çünkü tek büyük ve Hak din İslamdır ! Ayrıca Ehl-i Kitaba selam vermek caiz midir ?   

El-Cevab :
Dinler Kategorize edilirken , Hak ve Batıl olarak tasnif edilmektedir. Bir Dine mensub insanların çokluğu o Dinin büyük olmasını göstermediği kadar , o dinin Hak olmasını gerektirmez ! Diğer yandan ifadede geçen “üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen topraklar” ile Filistin (Kudüs)  ve Ortadoğu kast edilmek istenmektedir ! Müşerref olma, tanışma uslubundan kaynaklanmaktadır! Müşrik Mut’im bin Adiyy, Efendimiz (SAV)  Taif dönüşü Mekkeye alınmadığında ve kendisinden bir kefil istendiğinde Peygamberimize Kefil olmuş ve peygamberimiz bu iyiliği hayatı boyunca unutmadığı gibi, Mut'imin oğlu Cübeyire Bedir esirlerini taleb ettiğinde : " Senin baban bana o kadar büyük bir iyilik yaptıki , şayet baban gelmiş olsaydı Allah'a dua eder , ölülerinizi tekrar diriltmesini isterdim " diyerek , esirleri vermiş ve babasından müşrik olmasına rağmen iltifat etmiştir ! Ehl-i Kitab ile birlikte müşriklere bile selam verilebilinir (Nisa suresi , 86.Ayet-i Kerime)  , hatta muhatab kendini bilmez cahil müşrik bile olsa “selam” diyerek selametle neticelenecek söz söylemelidir . ( Furkan Suresi , 63.Ayet-i Kerime )
 
3-Metin :
Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinler arası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.
 
İtiraz : Papalık Misyonunun bir Hırsitiyanlaştırma olduğu bilinmesine karşın Papalık Misyonunun bir parçası olduğunu kabul etmek caiz midir ? Kafirler birbirlerinin yardımcılarıdır (Enfal suresi , 73.Ayet-i Kerime) gereği bu apaçık Küfür değilmidir ?

El-Cevab :
Bir kere ifadeyi doğru okumakta fayda vardır : Papalık Konseyinin bir parçası olmaktan bahsedilmiyor , Papalık Konseyinin Dinler arası Diyalog misyonundan bahsediliyor. Çünkü Dinlerarası Diyalog Faaliyetlerinde Hrsitiyanlığı yaymak diye Resmi bir ifade yokki bu cümleye itiraz edilsin! Dinler arası Diyalog Misyonun Ana Görevi: 3 Dinin mensublarının birbirlerini daha yakından tanımalarını sağlamaktır . Doğru temsil, en etkili tebliğ yöntemdir. (Maide Suresi, 67.Ayet-i Kerime ) .Şayet Hıristiyanlaştırma faaliyetlerine yardımcı olunmuş olsa idi ,  o zaman  “Kafirler birbirlerinin yardımcılarıdır” hususu bir geçerlilik kazanabilirdi . 10 yılı aşkın süredir Faal olan Diyalog sürecinde , acaba kaç kişi Hırsitiyan olmuşta bu iddiayı dile getirme cüretini kendinizde buluyorsunuz ? Biz Diyalog faaliyetleri vesilesi ile İslam ile müşerref olan veya en azından hak Din olduğunu kabullenen yüzlerce Ruhani , onbinlerce insan biliyoruz . Buda sizin iddialarınız tekzib etmektedir.

4-Metin:
İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam'ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır. Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle, zaman zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin tamamı Allah'a aittir ve din Allah'tandır. O halde bu ikisi nasıl çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinler arası diyaloğa yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir. '

İtiraz : İslam’da yanlış olan nedir ? Yoksa Hırsitiyanların hoşuna gitmeyen Ayetlerin Diyaloğa uygun şekilde yorumlanması mı istenmektedir ?

El-Cevab :
İslam’da yanlış olan bir husustan bahis yok , yanlış algılanan İslam’dan bahis var !  Yani yanlış bir şekilde bir terör veya barbar dini gibi tanıtılan İslamın Diyalog vesilesi ile doğru tanıtılarak, İslamın temsil edilmesidir. Burda İslami kanadı temsil eden Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının kendine biçtiği misyonda budur ! Kur’an-ı Kerimde Diyaloğu emreden Ayetleri , Elmalı Hamdi Yazır Tefsirinden ve Bediüzzaman Hazretlerinin yaklaşımlarından defaatle izah etmiştik. Oraya müracaat edebilirsiniz. Metinde devam eden yaklaşım ile Bilimin, Allah ile çelişmesinin mümkün olmadığını, çünkü bilginin Allah’ın ilminden geldiğini ve birtakım ateistlerin ısrarla bilim ile dini farklı vadilerde göstermelerine karşın, bu konudada işbirliği yapılması gerektiğine bir vurgu yapılmaktadır!

5-Metin :
'Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.'

İtiraz : “Allah indinde Hakdin islamdır” (Ali İmran Suresi , 19.Ayet-i Kerime) ‘sine yine bir muhalefet var. Bakın üç büyük dinden bahsediliyor.

El-Cevab :
Yukarıda izah ettiğimiz üzere , Dinler hak ve Batıl dinler olarak tasnif edilmektedir. Din mensublarının çokluğu o Dinin Hak olduğu anlamına gelmez ! Metnin devamında , günümüz dünyasında, gerek medeniyetler arası gerekse kültürler arası bir çatışma ortamı oluşturmak isteyen şaşkınlara karşı, bahse konu Dinler Arası diyalog faaliyetleri bir bariyer görevi görebilir denmiştir.!

6-Metin
'Geçen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetler arası barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik olarak dinler arası diyalog konusunda Vatikan'ın da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde bulunuyoruz. Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz.
 
İtiraz :
Üç büyük dinin bağlılarından bahsediyor , ne gibi bir bağ var acaba ? İsa Allah’ın oğludur diyen bir zihniyetle nasıl bağ kurulabilir, diyelim kuruldu barış içinde kavga etmeden yaşadılar, güzel bu barış ne zamana kadar sürecek, hiç onlara demeyecek miyiz “Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed onun elçisidir” ,bunu dersek yine kavga başlayacak, demezsek insanı cehennem azabından kurtaracak tek kelime olan kelime-i tevhidi insanlara ulaştırma maksadıyla gönderilen peygamberlerin sünnetine ters iş yapmış olmayacakmıyız? Acaba “Muhammedür Resulullah” gerekli değildir anlamı çıkmıyormu ?

El-Cevab :
Ehl-i Kitab ile biz müminlerin arasında ortak olan bir bağdan Kur’an-ı Kerim bahsediyor : “De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın.”(Ali İmran suresi , 64.Ayet-i Kerime) . İşte hernekadar onlar Allah’ın vasıflarında yanılmış olsalarda , Allah’a oğul isnadında bulunmuş olsalarda , Kur’anın ifadesi ile aramızda ortak olan bir söz (Allah inancı) mevcuttur ! Bu ortak bağ , onların Ehl-i necat olmaları için yeterli olmasada , Ayetin devamında dile getirildiği üzere birkaç adım daha atabilirlerse inşallah Ehl-i necat olmaya namzed olacaklardır. İslam tarihine bakacak olursak , Barış dönemi hep İslam’ın lehine gelişmiştir. Hudeybiye Barış Antlaşması sonrası , 2 yıl gibi kısa bir zaman diliminde Mekke’nin Fethini getirmiştir. Çünkü , seviyeli temsil vicdan sahiblerini herzaman müteessir bırakır. Allah’ın birliğine iman eden ve Hz.İsa (AS) mın Allah’ın oğlu değil Allah’In bir peygamberi olduğunu kabullenen insanların , Efendimiz (SAV) ‘min nübüvvetine iman etmemeleri bekelenemez. Niyetleri sorgulamak sadece Allah’a mahsustur ! İtirazlarınızı Niyetleri sorgulamadan yapın....
 
7-Metin:

Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu'daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok etkinlikler önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel'in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu halkı size misafirperverliğini göstermeyi ve şevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs'ü birlikte ziyaret etmemize davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adım teşkil edebilir. '

İtiraz :
Fethullah Gülen Hocaefendinin , Hıristiyanlığın üçüncü bin yılı kutlamalarından bahsetmesi nekadar doğru ?

El-Cevab :
 
Kutlamalar vesilesi ile birtakım etkinlikler önermektedir. Örneğin Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi yerlere birlikte ziyaretler düzenlenebileceğinden bahsetmektedir. Özellikle Filistin Liderleri ile bir Diyaloğun sağlanmasında ısrarla vurgu yapılmıştır. Ki bu Filistindeki Barış sürecini mtühiş katkısı olacağı kesindir. Ayrıca , Kudüsün hernekadar bugün Yahudi Devleti topraklarındada olsa her üç din mensublarına vizesiz giriş hakkı verilmesini önermiştir ! Metnin bir kısmını delillendirip , diğer kısmını görmemezlikten gelmek sizin gibi Ehl-i iman kardeşlerimize yakışmıyor. Metnin devamında ,
Dinler Arası Diyalog faaliyetlerine müdahil olmadan öncesinde düzenlenen Medeniyetler arası Barış ve Diyalog sempozyumuna bundan sonra Vatikanın da davetli olduğunu, dönemin Cumhurbaşbakanı Demirel’in resmi davetinin kendilerine iletileceğinide bildirmektedir.
 
 8-Metin :
 
Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile, ilki Washington DC'de olmak üzere muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa'nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir. Bir öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin babası olduğu ikrar edilen Hz İbrahim'in doğum yeri olarak bilinen Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran Üniversitesi'ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin ihtiyaçlarını da temin edecek şumullü bir müfredata sahip bağımsız bir üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir. Önerilen programlar aşırı büyük işler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb'e şükürler olsun.'

Fethullah Gülen
(Rabbin aciz kulu)
 
 İtiraz :
 ”Rabbin aciz kulu” ifadesi Hırsitiyanların ifadesi değilmidir ?
 
 El-Cevab :
 
Ehl-i Sünnet vel-Cemaat anlayışına göre “Rab “ ismi , Allah’ın umumi isimlerinden biridir. Terbiye eden, yaratan, besleyen, malik, en mükemmel, sahip tutan ve idare eden anlamlarına gelir. “Aciz kul” olma , özellikle Acz-i mutlak , fakr-ı mutlak mesleğine haiz herkesin hayatlarına örnek almaları gerekn bir husustur. Şimdi , bu ifadeler madem Ehl-i Sünnet perspektifinde esastır ve haktır , başkaları da kullanıyor diye , Hocaefendi nasıl bir zan altına alınabiliniyor anlamış değiliz !
 
Metnin devamında ;
Dinler arası Diyalog faaliyetlerinin, tüm dünyanın büyük kentlerinde konferanslar şeklinde tertip edilmesini, karşılıklı öğrenci değişim programının uygulanmasını, Hz.İbrahim (AS) ‘ın doğum yeri Urfa’da her 3 dinin öğrencilerinin eğitim göreceği bir Üniversitenin kurulması, bu vesile ile her üç dinin mensublarının birbirlerini daha iyi tanımaları sağlanmış olacaktır!

Sonuç olarak diyebilirizki, 09.02.1998 tarihli bu mektub ,  bazı çevrelerce İlmi ve dini delillerden yoksun olarak eleştiriler getirilsede,bu niyetleri sorgulamadan öteye geçememektedir ve müminlerin ilk şiarı olması gereken hüsn-ü zan müessesesi, adete yok sayılmaktadır !
 
 
Logged
MehmetSait
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 49



« Yanıtla #20 : 08 Ağustos 2007, 07:27:20 ÖÖ 07 »

Soru: “Amentüde ittifakımız var” cümlesi Ehl-i Sünnet anlayışına ters değil midir?

El-Cevab: Bahse konu 'Amnetüde ittifakımız var' ifadesini, muhterem Ahmet Şahin Hocamız, Zaman Gazetesi 14.07.2000 tarihili Köşe yazısında şu şekilde beyan etmişti:

” Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Çünkü Allah'ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir.

Bu temel noktalar bir amentüden başkası değildir ve biz ehl-i kitapla bu amentüde müttefikiz. Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. “

Aslında bu yazısında ki gayet makul ve doğru tesbitlere rağmen, Bardağın sürekli boş kısmını görmeye alışmış bazı Yazarların yanlış anlaşılmalarını bertaraf etmek için, değerli Hocamız yine Zaman Gazetesinde 15.03.2005 tarihli Köşe yazısında konuyu daha net bir şekilde açmıştır:

“Bakara Suresi ayet 4’te, müminler tarif edilirken, “Hem Kur’an’a, hem de Kur’an’dan önceki İlahi kitaplara iman ederler.” diye tarif ediliyor.

Bu sebeple biz müminler de hem Kur’an’a, hem de Kur’an’dan önceki İlahi kitaplara iman ediyor, onları tebliğ eden tüm peygamberleri de tasdik ediyoruz. Çünkü o peygamberlerin tebliğ ettikleri kitaplarda tüm insanlığın değişmeyen doğruları vardır. Bu değişmeyen doğrular: “Allah’a iman, peygamberlere iman, meleklere iman, öldükten sonra tekrar dirilerek ahirette hesap vermeye iman.” Bunlar semavi kitapların ittifak ettikleri bir bakıma amentüleridir....

Bizler de bu amentüde müttefikiz. “Ehli kitapla Amentüde ittifakımız var.” derken de bu değişmeyen doğruları saymıştım geçmişteki bir yazımda. Çünkü biz de Allah’a, peygamberlere, meleklere, ahirete iman ediyoruz. Yani ehli kitapla bu değişmez doğrularda ittifak ediyoruz. Ancak ehli kitabın bazılarının bu doğruları tarif ve tavsif ederken yanlışa düştüklerini de görüyor, Allah’a babalık, peygambere de oğulluk ve krallık sıfatını isnat etmeleri gibi yanılgılarına da şahit oluyoruz. Onlardan bazılarının bu gibi yanlış tarif ve tavsiflerinin doğrusunu anlatma görevi de yine bize düşüyor. Uzaktan seyirci kalma yerine yaklaşıp kendi doğrularımızı anlatma imkanı aramamız icap ediyor. Bunun için de diyaloğa, konuşmaya ihtiyaç oluyor. Zaten atasözünde, “İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar, hayvanlar da vuruşa vuruşa uzaklaşırlar.” deniyor. Bizler konuşa konuşa anlatmayı tercih ediyoruz, vuruşa vuruşa uzaklaşmayı hizmet telakki etmiyoruz. “Siz konuşa konuşa bir şey anlatamazsınız! ” diyenlere de “Siz de konuşmaya konuşmaya bir şey anlatın öyle ise...” diyerek kendi mantıklarıyla baş başa bırakıyor,”

SONUÇ:
Muhterem Ahmet Şahin Hocamız,

1-) Hz.Adem’den günümüze gelen tüm peygamber ve Kitablara İman noktasında Ehl-i Kitab ile Amnetüde bir birlikteliğe vurgu yapmaktadır, ki bu Kur’anın bir emridir!

2-) Bu İttifakın, günümüz Tahrif olmuş Hz.İsa (AS) mı Allah’ın oğlu kabul eden Hıristiyanlık veya yine tahrif olmuş yahudilik ile değil, Asılları ile olduğunu beyan etmiştir! Dolaysıyla bundada itiraz edilecek bir husus yoktur!

3-) Ayrıca, Amentüde İttifakımız olduğunu beyan ederken, bu hususu vesile yapıp, Allah’ın sıfatlarında yanlışa düşen Ehl-i Kitab ile bir konuşma zemini oluşturduklarını ve bunu başardıklarını yazının devamında görmekteyiz.

Tüm bu açık ve nezih yaklaşımlara rağmen, “Amnetüde ittifakımız var “ ifadedesinden sanki günümüz tahrif uğramış Ehl-i Kitab ile bir ittifak şeklinde anlamak, en hafif tabiri ile Anlayış Kıtlığı ile telif etmek mümkün olabilir!
Logged
EMiREiS
TÜRK
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 240



WWW
« Yanıtla #21 : 08 Ağustos 2007, 03:21:53 ÖS 15 »

Soru: �Amentüde ittifakımız var� cümlesi Ehl-i Sünnet anlayışına ters değil midir?

El-Cevab: Bahse konu 'Amnetüde ittifakımız var' ifadesini, muhterem Ahmet Şahin Hocamız, Zaman Gazetesi 14.07.2000 tarihili Köşe yazısında şu şekilde beyan etmişti:

� Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Çünkü Allah (C.C)'ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah (C.C) birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir.


Bu yazılanlardan hiç bir hıristiyan ve yahudinin Efendimiz S.A.V. tanıdığını duymadım onların şimdiki kitaplarını biraz okursanız hiçbirinde Efendimizin S.A.V. in adı geçmez meğerki öyle diğelim (değilde) o zaman papa denen haysiyetsiz neden kitabında hak bildiği bir Peygambere hakaret ediyor ?

ve yine diyorsunuz ki burda "2-) Bu İttifakın, günümüz Tahrif olmuş Hz.İsa (AS) mı Allah (C.C)�ın oğlu kabul eden Hıristiyanlık veya yine tahrif olmuş yahudilik ile değil, Asılları ile olduğunu beyan etmiştir! Dolaysıyla bundada itiraz edilecek bir husus yoktur!" sanırsam onlar şimdiki kitaplarına inanıyorlar karıştırmayın Smiley

Sonra hepsini geçelim bu adamın bilmesi gereken şudur "Allah katında gerçek din İSLAM dır" ve şunuda bilmeliki ahmet efendi İslam geldikten sonra diğer dinlerin hükmü yoktur (İslam a göre) sonradan kendi kafalarına göre yeni icatlar çıkarmasınlar.
Logged
EMiREiS
TÜRK
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 240



WWW
« Yanıtla #22 : 08 Ağustos 2007, 03:30:33 ÖS 15 »

Madem bu kadar sayfalarca yazı yapıştırdınız o zaman bende başlayayım;

Soru : �Dinler arası Diyalog� tabiri dinen uygun mudur ?  �Allah (C.C) (C.C) katında tek din İslam� (Ali İmran:19) değil midir ?


El-Cevab :  İfade şayet �Hak dinler arası Diyalog� olsaydı , o zaman buna itiraz mümkün olabilir ve bu ifadenin dinen uygunsuzluğundan bahsedilebilinirdi.

Ancak , İslam Fıkhında �Dinler� denince , 3 şekilde bir tasnif söz konusu olmaktadır :

1-) Hak din ,semavi din (İslam)

2-) Aslı bozulmuş dinler (Hırsitiyanlık , Yahudilik gibi asılları semavi olmakla beraber günümüzda tahrif olmuş dinler)

3-) Batıl dinler (asılları itibariyle de semavi olmayan Budism , Mecusilik gibi dinler)

Dolaysıyla �Dinlerarası Diyalog� tabiri ile �Allah (C.C) (C.C) katında tek din İslamdir� Hakikatı birbiri ile çelişmemektedir. �Okullar arası yarışma� ifadesi ile nasıl ki okul mensubları arası bir yarış kastediliyor ise , aynen dinlerarası diyalog tabiri ile din müntesibleri arası bir diyalog kast dilmektedir. Hakdin İslam ile diğer dinler arası diyalog , hem Kur�anın hemde Efendimiz (SAV) min bir emri olduğu unutulmamalıdır.

Bu cevabı yazan kimse galiba aklı yerinde değil.

Adam cevabında diyor ki "2-) Aslı bozulmuş dinler (Hırsitiyanlık , Yahudilik gibi asılları semavi olmakla beraber günümüzda tahrif olmuş dinler)"

Aslı bozulmuş bir dinle nasıl ittifak edersiniz ve nasıl dersiniz Amentüde ittifakımız var? yoksa bunlar yeni ve bilmediğimiz bir dinmi çıkardılar da haberimiz yok?

Sonra verilen cevaptaki mantıksızlık Okullar arası yarışma nasıl oluyorsa dinlerde öyle. İyide kardeşim devletin tanıdığı okul var tanımadığı okul var şimdi bir yarışma yapılacak diyelim matematik yarışması bu yarışmaya resmiyyette tanınan okullar katılabilir sonra yine diyorum diyorya adam TAHRİF edilmiş bozuk bir dinle nasıl ittifak yaparsınız ben onu anlamadım.

HEpsini geçelim neye göre hüküm vereceğiz Kur-an ve Sunnete göre bana bu yaptığınız Kur-an ve sünnete dayanan delillerini getirin. ben yukarıda bir sürü ayet naklettim ama sizinkiler hadislerde oynama yaparak naklediyorlar lakasız hadisleri getirip önümüze koyuyorlar. Bu iş için size ve sizin için bir sürü hadis ve ayat toplayacağım tefsirleri ile beraber.


Logged
MehmetSait
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 49



« Yanıtla #23 : 08 Ağustos 2007, 07:30:21 ÖS 19 »

sorduğunuz soruların hepsinin cevabı yukarıda var.Dikkatli okuyun.
diğer bir husus ta eğer ki birşeyin kaynağını bilmiyorsanız hüküm vermeyin.Şimdi siz yukarıda geçen ayet ve hadisleri araştırdızmı ki oynama yapılmış diyorsunuz...
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #24 : 08 Ağustos 2007, 09:47:47 ÖS 21 »

Soru : �Dinler arası Diyalog� tabiri dinen uygun mudur ?  �Allah (C.C) (C.C) katında tek din İslam� (Ali İmran:19) değil midir ?
El-Cevab :  İfade şayet �Hak dinler arası Diyalog� olsaydı , o zaman buna itiraz mümkün olabilir ve bu ifadenin dinen uygunsuzluğundan bahsedilebilinirdi.
Hülasa ,

1-) Hıristiyanlığın aslı ( o günkü İslamiyet ) Hz.İbrahim (AS) mın dini üzerinemidir ? EVET !
2-) Yahudiliğin aslı ( o günkü İslamiyet ) Hz.İbrahim (AS) mın dini üzerinemidir ? EVET !
3-) İslamiyet Hz.İbrahim (AS) mın dini üzerinemidir ? EVET !
Demekki , asılları itibari ile , her üç dinde , İbrahimi dinler olmaktadır ! İslami tarafın bu ifade altında toplanması , Allah (C.C) (C.C)�ın sıfatlarında yanılan günümüz Hıristiyanlık ve Yahudiliğin aslına rucu etmesine vesile olmaktır. Bundada dinen bırakın bir sakınca olmasını , bizzat Kur�anın bir stratejisidir.

sayın mehmetsait;
ibrahimi din kuranda da sizin alıntıladığınız ayetlerde görüldüğü gibi bir tanedir.o da ilk insandan beri gelen tevhidi islam dinidir.
ibrahimiii DİNLER diye bir kavram yok ibrahimin DİNİ diye bir kavram var. ne farkeder ;
şu farkeder: allahın nezdinde din bir tanedir. allah  yahudilere hz musayı gönderdi. onlar kısmen uydular zamanla saptılar. bu sefer hz isa yı gönderdi ve bozulan yaşayışı(dini) düzeltti. insanlar yine sapınca en son olarak hz muhammedi gönderdi. her gelen peygamber yeni mesajlar(ayetler kitaplar) ile geldi ve eskisinin yerine geçti. yenisi gelir eskisi iptal olur. zaten yenisinin gelmesinin nedeni eskiden gelen dinin bozulması ve insanlıgın raydan çıkmasıdır. islam geldikten sonra hristiyanlık ve musevilik dinleri batıl oldu. kaldı ki şu anda da bu dinler bizzat bağlıları tarafından saptırılmış tahrif edilmiştir. yani bu dinler iptaldir. kendi dininizin orjinal haline uyun da diyemeyiz zira ortada orjinali yok. kitaplarını bile tahrif etmişler orjinal kalmamış.
ayetler de neden ibrahimin dinine tabii olun denmiştir;
çünkü hz muhammed dinini teblig ederken ona en yakın ortak peygamber hz ibrahimdir. hz isa diyemez zira yahudiler kabul etmiyor hz musa diyemez hristiyanlar kabul etmez. hepsinin inançlarında değerli olan kabul edilen ortak peygmaber hz ibrahimdir. ve bu nedenle yahudi ve hristiyanlar islama davet edilirken onların inandıgı kişinin inançlarına davet edilmiştir.
bu nedenle ibrahimii dinler uygun ifade olmaz. zira yeni din gelince eski din iptaldir. din tektir.

ve kurandaki ayetler ile allah, tebligi ile peygamber ibrahimin dinine tevhid-hanif  ( sonuçta kendi getirdigi islam) dinine davet etmektedir.
ama dinler arası diyalogda  net şekilde islama davet değil üç dinin ortak paydada buluşması, farkılıklar göz ardı edilerek ortak olan noktalarda birleşilmesi hususu vardır. allaha şirkten vazgeçme hz isa ve hz üzeyirin allahın oglu olmadıgı ve tek allah inancına (islama) davet değil sanki farklı kültürün çocukları birbirine kaynaşsın etkinlikleri düzenlenmektedir.
amaç iyi niyet ise yöntem yanlış
amaç kötü niyetse zaten biz burdayız !!!

Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #25 : 08 Ağustos 2007, 11:02:42 ÖS 23 »

Ayrıca Diyaloğun tesisi ile Dünya�da Barışın hakim olması sağlanırsa , dünyadaki Müslümanların mağduriyet ve mazlumiyetide inşAllah (C.C) giderilmiş olacaktır. 50 yılı aşkın bir süredir , Diyalog dışındaki hangi çözüm önerileri Müslüman kardeşlerimizin gözyaşlarını dindirmeye yetmiştir de, bugün Diyalog faaliyetleri eleştirilmektedir ?
diyalog barışı tesis ediyor demek !!! diyalog müslümanın gözyaşını dindiriyor demek !!!
filistinli müslamana zulüm eden yahudi (israil) ile ıraka zulüm eden hristiyan (abd) ile diyalog kurulacak ama hem diyalog hem de zulüm aralıksız sürecek !!!
açıkça müslüman kardeşine zulmeden insanlar ile muhabbet geliştirilecek ki barış olsun diye !!!
gösterin şu diyalogun meyvelerini lütfen. filistinli ıraklı telef olduktan sonra kim yiyor bu mevyeyi ?


Peki eleştirenlerin çözüm önerileri varmıdır yoksa tenbelliğin bir alameti olan çözümsüz eleştirilere mi sığınmaktadırlar ?
önce adam gibi herkes kurana allahın tek ipine sımsıkı sarılsın ve ümmet olsun. ümmet olmadan birlik olmadan ayakta durulmuyor.
en kötü şu halimizde  zulme karşı mazlumun yanında olduğumuzu maddi manevi desteklerimiz ile belli edebiliriz.
lübnanda hizbullah flilistin de hamas maddi manevi destek bekliyor. en azından yanlarında olduğumuzu dilimiz ile söylemeliyiz ki bu moral ile ayakta dursunlar. aslında görev bireylere değil devletlere düşüyor ama devletler de ihanet içinde değilmi zaten !!!
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #26 : 08 Ağustos 2007, 11:09:08 ÖS 23 »

Hocaefendinin Filistin ve Ümmet-i Muhammed�in mazlumiyeti için sarf ettiği beyanları varmıdır ?
 Ve bu koskoca âlemde çektiren dinsiz ve hıristiyan, çeken de Müslüman.. ne acı ki, bu bile bir şey anlatmıyor bize...(2)

afaki ve yuvarlak cümleler kurmak yerine cesurca  ırakta zulüm yapan abd ve başkanı buşu lanetliyorum
filistinde masumları katleden terörist devlet israilil lanetliyorum

tüm kalbimiz ve dualarımız ile ırakın filistinin hamasın ve hizbullahın yanındayız

diyebilirmisiniz ?? bunu söyleyin bakalım abd barındırıyormu sizi !!!
tarafsız hakem ya da gözlemci gibi durum değerlendirmesi yapılmamalı. bizzat müslümandan mazlumdan yana olunduğu zulme zalime karşı olunduğu belirtilmeli.

ve sızıntı gibi kendi derginizde değil tüm türkiye ve dünya medyasına beyanat vermelisiniz. ki samimiyetiniz görsünler tarafınız belli olsun

Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Çünkü Allah (C.C)'ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah (C.C) birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir.

Bu temel noktalar bir amentüden başkası değildir ve biz ehl-i kitapla bu amentüde müttefikiz. Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. �
ehli kitap tevhidden sapmış. peygamberlerini hahamlarını rahiplerini allaha ortak koşmuşlar. müşrikler ile nasıl amentü olabiliyor. ehli kitab bu nedenle yoldan çıkmış oluyorlar zaten.

Ayrıca mutlak küfre karşı ortak hareket denmişte. o slogan said nursi zamanında geçer akçeydi. ama şimdi geçmez.
zira şu anda müslümanlar için tehlike tehdit bizzat kitab ehlinden gelmektedir.


maide 72
Andolsun, "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kesinlikle kafir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: "Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa artık Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur."

tevbe 30
 Yahudiler, "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler. Hırıstiyanlar ise, "İsa Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkar etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!


tevbe 31
 (Yahudiler) Allah'ı bırakıp, hahamlarını; (hırıstiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır.



son olarak lütfen şu ayet üzerine düşünelim:


bakara 120
 Sen dinlerine uymadıkça, ne yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar.
De ki: "Allah'ın yolu asıl doğru yoldur." Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.


elbette diyalog yapılacaktır. zira biz dinimizi güzel ahlak ve güzel örneklik ve teblig ile sunacağız. ama herşeyin bir zamanı ve zemini vardır.
müslüman kardeşlerime zulüm eden bir topluluğa da muhabbet besleyemem diyalog gösteremem.
gidin japonlarla diyalog kurun müslümana saldırmayan barışçıl kavimler ile diyalog kurun ama apaçık islama saldırana da muhabbet beslememizi beklemeyin.
DOĞRU ZAMANDA DOĞRU YERDE DOĞRU HAREKET ETME DUASI İLE.......allaha emanet olunuz.......

tekrar ediyorum izlemeyenler yukarda linki verilen belgeselleri izlesinler...saygılarımla
Logged
MehmetSait
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 49



« Yanıtla #27 : 09 Ağustos 2007, 09:23:38 ÖS 21 »

Günümüz dünyasında müslümanlara zulmeden ve kardeşlerimizi mağdur eden  Evangelist Hıristiyanlar (ABD) ile Siyonist Yahudiler (İsrail) dir.

 Halbuki , Diyalog toplantılarında , ne Evangelsitler nede Siyonistler yoktur , olamazlar. Onlar bu toplantılara girmek istediklerinde karşılarına ilk önce bu zulümlerden vazgeçmeleri isteneceği için katılamamaktadırlar. Diyalog Dünya Barışına katkı sağlama sloganı ile ortaya çıktığı için , onlar barış istememektedirler.

Dolaysıyla , nasıl ki , Şii veya Vehhabi müslümanlığına bakıp İslamın tümü hakkında yorum yapmak yanlış ise , evangelist hıristiyanlara bakıp tüm hıristiyanları aynı kefeye koymak veya siyonist Yahudilere bakıp tüm yahudileri siyonist addetmek aynı yanlışın bir tezahürü olacaktır.

İçlerinden zulmedenler hariç, Kitap ehli ile ancak en güzel bir yolla mücadele edin ve (onlara) şöyle deyin: “Biz, bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim ilahımız ve sizin ilahınız birdir (aynı ilahtır). Biz sadece ona teslim olmuş kimseleriz.” (Ankebut Suresi , 29/46)

Bu açıdan , bugün olduğu gibi Doğru kişilerle yapılan Diyalog çalışmaları Dünya Barışını tesisi adına en etkili bir yöntem olarak karşımızda durmaktadır ve inanıyoruzki  inşallah önümüzdeki birkaç sene içinde, başta Filistin olma üzere Ümmet-i Muhammedin mazlumiyeti ve mağduriyeti sonuçlanacaktır. Diğer alternatif yaklaşımların , bu mazlumiyeti gideremediği ortadadır. Bu zaviyeden , tek çözüm Ehl-i Kitabın ehl-i vicdan ve insaf Sahiblerini insanlık adına Dünya Barışı adına Diyalog yapıp , bunu müsbet bir baskı unsuru olarak değerlendirmektir.

Bir hususa daha değinemden geçemiyeceğim : Diyalog yapanlara karşı yukarıdaki soruya ilave olarak :" Filistinde , Irakta müslüman hanımların ırzlarını iğfal edenlerle nasıl Diyalog yapılır ?" şeklinde eksik bilgilenme sonucu yapılan ithamlara üzülüyor ve şunu demek geliyor içimizden : " Siz bu yaklaşımınızda samimi iseniz , neden hala oradaki mazlum kardeşlerimizin yanına gidip savaşmıyorsunuz ? Neden -bağışlayın - bu işin lafazanlığı yerine gereğini yerine getirmiyorsunuz o zaman ?

Evet , Diyaloğu doğru muhatablarla yapılmasını emreden Kur'an-ı Kerim olduğu göz önünde bulundurlmalı ve Ülkemizin Dünya muvazenesinde hak ettiği yeri alıncaya kadar , Kavl-i Leyyineyi elden bırakmamalaıyız...



Logged
MehmetSait
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 49



« Yanıtla #28 : 09 Ağustos 2007, 09:32:03 ÖS 21 »

ve sızıntı gibi kendi derginizde değil tüm türkiye ve dünya medyasına beyanat vermelisiniz. ki samimiyetiniz görsünler tarafınız belli olsun

tabiki kendi dergisinde yayınlayacak.Bu sizi tatmin rtmiyor mu.sizce türkiye ve dünya medyası beyanatları yayınlarmı?
Bir ikinciside tarafı merak ediyorsan elinin altında internet gibi bir nimet var.Araştır öğren kim hangi tarafta...
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #29 : 10 Ağustos 2007, 12:37:52 ÖÖ 00 »

tamam sayın mehmet sait söylenecekler söylenmiştir.tekrarlara ve birbirimizi kırmaya gerek yok.
bundan sonra herkes kendi bildiği yolda ilerlesin, bakalım akibetlerimiz ne olacak...
her ne olursa olsun allah bizleri sıratı mustakimden ayırmasın ve kuran ipinden başka iplere meylettirmesin...saygılarımla
Logged
Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 1.007 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu