Tekamül

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur´an-ı Kerim (Moderatör: Yonetim) > Tekamül
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur´an-ı Kerim (Moderatör: Yonetim) > Tekamül
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Tekamül  (Okunma Sayısı 7792 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ozkanates
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 92


« : 28 Eylül 2015, 02:37:18 ÖS 14 »

Araç: http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,13717.0.html
 - Kuran’ı anlamada Arapça meselesi
 - Kitap ve 3 ayet:
 - Vahiy ayetleri
 - Evren ayetleri
 - Gönül ayetleri
 - Bilginin 4 kaynağı
Amaç: http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,13739.0.html
 - Kafir, Lukman 22-33:
 - İman, Fussilet 29-34:
 - Örnek, Kehf 32-44:
 - Örnekler
 - İmtihan
 - Örnekler
Madde alem öncesi, Bakara 30-39
Madde alem, Kehf 9-22
Resul aşaması, Kehf 60-82
 - Özgürleşme
 - Gemi, çocuk, duvar
 - Resullük imtihanı
 - Öğreten-öğrenen ilişkisi
 - Rüşd, irşad, mürşid
 - Benzetmeler
Tüm tekamülün sona ermesi


MADDE ALEM ÖNCESİ TEKAMÜL, Bakara 30-39:

Her kavram, ancak kendi zıddıyla tanımlanır/bilinir. İlk yaratışta ruh, kendi halini (pozitiviteyi) deneyimler ama bilemez, çünkü kendi zıddını deneyimlemez/bilmez. Örtülerek/kendini unutarak negativiteye indiğinde, kendi zıttını (negativiteyi) deneyimler. Böylece kendi zıddının bilgisini edindikçe, kendine ait sıfatları = kendi halini = kendini öğrenir =  ilim sahibi olur.


"Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik1 de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler3. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir2." Ahzab 72
1- Pozitivite yaratılan ruha = meleğe, tekamül teklif edilirken,
2- İneceği negativite, en ileri aşaması olan insana kadar gösterilir.
3- Bir kısmı sürecin zorluğundan ürkerek kabul etmez, melek olarak kalır.

Bakara 30: “Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım1." demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın?2 Oysaki bizler, seni hamt ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz3.” Allah şöyle dedi: "Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim4”.”
1- Tekamül teklif edildiğinde,
2- İneceği negativiteyi bilen melek maksadı anlamaz, sorar:
3- “Bizler senin istediğin gibiyken, zaten pozitivitedeyken negativiteye inmek neden?”
4- Cevap: “Bilmediklerinizi bilmek” için.

31: “Ve Âdem'e isimlerin tümünü öğretti.”
Bilmediklerini bilmek = öğrenmek… öğrenen Adem ile gösterilir:

31-33: “Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: "Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz“. Dediler:.. Bize öğretmiş olduğunun dışında bilgimiz yok bizim… Allah buyurdu: "Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını". Âdem onlara onların adlarını haber verince…"
Tekamül etmeyen melek, Allah’ın isimlerini = kendi sıfatlarını bilemez.
Tekamül eden = öğrenen Adem, Allah’ın isimlerini = kendi sıfatlarını bilir.
Melekler aynı sıfatlara sahip olduğundan, Adem onların sıfatlarını da bilir.

33: “…Allah şöyle buyurdu: "Dememiş miydim ben size!1 Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim. Ve ben, sizin açiğa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi2 de en iyi biçimde bilmekteyim".”
1- “İşte gördünüz, kendinizi bilmek ancak negativiteye inmekle mümkün…
2- Sizde örtülü/saklı sıfatlarım, siz kendinizi bildiğinizde açığa çıkacaklar”.

34: “O vakit biz meleklere, "Âdem'e secde edin" demiştik.”
Allah’dan başka varlığa secde edilmediğinden, meleklerin bu secdesi Adem’in kendisine değil…
Adem’in kendini bilerek açığa çıkardığı = görünür/bilinir hale getirdiği Allah’ın isim ve sıfatlarına.

35: “Ve Âdem'e şöyle buyurmuştuk: "Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin”."
Melek, pozitivitede yaratılan nefsin/ruhun adı. Henüz negativiteye inmediği için ilim edinmez.
Melek, teklifi kabul edip negativiteye inerek tekamül etmeye başladığında, adı artık cin olur.
Cin, tekamülünü tamamlayıp ilim ile pozitiviteye/cennete döndüğünde, adı artık adem olur.

35: “Ama şu ağaca2 yaklasmayın, yoksa zulme sapanlardan1 olursunuz."
1- İlim, kendi zıttını = negativiteyi deneyimleyerek kendini bilme olduğundan,
2- Bahsedilen ağaç, ilim edinme süreci = tekamül.
Ruhlara tekamül teklif edilmiş (melek), kabul edenler tekamül etmişlerdi (cin). Tekamülünü tamamlayarak pozitiviteye/cennete dönenlere (adem), tekamüle devam etme (insan) teklifi yapılır. Kabul etmeyenler bilgilendirilir: “İlime yaklaşmayın yoksa zulme saparsınız = negativiteyi inersiniz = tekamülünüz devam eder”.

36: “Bunun üzerine şeytan onlarin ayaklarını kaydırdı1 da onları içinde bulundukları yerden çıkardı2. Biz de şöyle buyurduk: "Bir kisminiz bir kisminiza düsman olarak asagiya inin. Belli bir süre kadar yeryüzünde3 sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkâni olacaktır".”
1- Allah’dan kulları azdırma izni/görevi almış olan şeytan burada devreye girer. Uydurma vaadlerle,
2- Nefslerine kapılmalarını sağlayarak cennetten çıkmaları = negativite = tekamül için onları kandırır.
3- Bu uydurma vaadlerle kandırma, yeryüzündeki negativitenin = tekamülün inşasında da devam eder.
(yeryüzü tekamülünün negatif evresi şeytanla yönetilir)

37: “Bunun üzerine Âdem, Rabbinden bazi kelimeler ögrenip belledi de O'na yöneldi.”
Allah yeryüzünde insanı yalnız bırakmaz rablik eder = eğitip öğreterek daha iyiye daha güzele kılavuzlar, tekamül ettirir.
(yeryüzü tekamülünün pozitif evresi nebilerle yönetilir)

38: “Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir.”
Allah’ın rabliğiyle yeryüzü tekamülünü tamamlayıp pozitiviteye/cennete dönenler.

39: “Nankörlüğe sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar, ateşin dostu olacaklardır. Onlar orada uzun süre kalacaklardır.”
Tekamülü halen devam edenler = negativitede olanlar.
Logged
ozkanates
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 92


« Yanıtla #1 : 05 Ekim 2015, 04:52:54 ÖS 16 »

Yukarıdaki yazımdan devam:


Madde alemde tekamül, Kehf 9-22:

“Yoksa sen mağara ve kitabe yarenini şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?” Kehf 9
Mağara ayetleri… şaşılacak bir mucizeyi değil genel bir durumu anlatıyor.

“Bunun üzerine yıllarca mağarada kulakları üzerine yatırdık/uyuttuk1. Sonra kaldıkları süreyi iki zümreden hangisinin daha iyi hesapladığını bilmek için onları dirilttik2.” Kehf 11-12
“Uyuma” ve “dirilme” birbirine zıt olarak kullanılmış… 1- Uyuma = ölme, 2- dirilme = uyanma.

“Ve doğduğu zaman güneşin1 onların mağarasına sağ tarafından2 geldiğini ve battığı zaman3 yanlarından sol tarafa4 geçtiğini görürsün... Ve onlar uykudadır, sen onları uyanık sanırsın. Ve onları sağa ve sola çeviririz5.” Kehf 17-18
1- Güneş doğduğunda… kişi uyandığında = dirildiğinde, 2- güneş sağda.
3- Güneş battığında… kişi uyuduğunda = öldüğünde, 4- güneş solda.
5- Kişiyi sağa ve sola çevirme = güneşin sağa ve sola geçmesi = dirilme ve ölme… tek kere değil, tekrarlanır.

“Ve doğduğu zaman güneşin onların mağarasına sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman yanlarından sol tarafa geçtiğini görürsün1. Ve onlar, o geniş yerin içindeler. İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir. Hidayete eren kişiyi Allah böylece hidayete erdirir3. Ve kimi dalâlette bırakırsa2 artık onun için dost bir mürşit bulamazsın.” Kehf 17
1- Madde alemdeki dirilme ve ölmeler, 2- kendini unutarak negativiteye inen ruh,
3- Tekamül ederek tekrar kendini bilene = kendine/pozitiviteye dönene kadar sürer.

“Ve onlar uykudadır3, sen onları uyanık sanırsın2. Ve onları sağa ve sola çeviririz. Onların köpeği girişte ön ayaklarını uzatmış vaziyettedir. Onları yakından görseydin mutlaka onlardan kaçarak dönerdin. Ve onlardan içine korku dolardı1.” Kehf 18
1- Tekamülün negativite aşaması… pozitivitedeki ruhun bir unutma perdesi ile örtülmesi olduğundan,
2- Madde alemdeki bu aşama, 3- madde bedene bağlı ruh için kendi varlığını bilmediği bir uyku hali.

“İşte böyle! Onları dirilttik ki, birbirlerine sorup dursunlar1. İçlerinden biri şöyle konuştu: “Ne kadar durdunuz?” Dediler: “Bir gün yahut günün bir parçası kadar.” Dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Siz şimdi birinizi şu gümüş para ile kente3 gönderin de baksın; kentin hangi yiyeceği daha temizse2 ondan size bir rızık getirsin. Ama nazik ve kurnaz davransın ki, sizi kimseye fark ettirmesin4.”” Kehf 19
1- Dünyaya dirilerek doğduğunu bilenler =, 2- pozitivite aşamasındaki insanlar = uyanmış ruhlar,
3- Halen negativite aşamasındaki toplumlardan = uykudaki ruhlardan, 4- bu bilgiyi gizlerler.

“"Çünkü onlar sizi ellerine geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler yahut da sizi kendilerinin milletine döndürürler. O takdirde bir daha asla kurtulamazsınız."” Kehf 20
Gizlememeleri kendileri için olumsuz sonuçlanır.

“Böylece insanları1 onlar hakkında2 bilgilendirdik3 ki, Allah'ın vaadinin hak, kıyamet saatinin de kuşkusuz olduğunu bilsinler4. Çünkü onlar5, aralarında mağara yaranının durumunu tartışıyorlardı6. "Onların üstüne bir bina kurun." dediler7. Rableri onları daha iyi bilir. Onlar hakkında görüşleri galip gelenlerse8 şöyle dediler: "Üzerlerine mutlaka bir mescit edineceğiz9."” Kehf 21
1- Uykudaki ruhları, 2- dirilerek doğma hakkında, 3- Kuran bilgilendirir.
4- Bunu, dirilmeyi öbür alemde dirilme bilgisine sınırlandırarak yapar.
5- Çünkü uykudaki ruhlar için, 6- daha fazla dirilerek doğmak bilgisi,
7- Hiç ilgisiz sonuçlar üreterek, 8- zaman içinde, 9- din haline gelir.

“"Üç kişiydiler, dördüncüleri köpekleriydi." diyecekler1. Şunu da diyecekler: "Beş kişiydiler, altıncıları köpekleriydi." Gaybı taşlamaktır/bilinmeyen şey hakkında atıp tutmaktır bu2. Şöyle de derler: "Yedi kişidirler, sekizincileri de köpekleridir." De ki: "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkıda bilgisi olan çok azdır3." O halde, onlar hakkında yüzeysel bir tartışma dışında4 hiçbir çekişmeye girme. Onlar hakkında, konuşup duranlardan hiç kimseye bir şey sorma5.” Kehf 22
1- Bu sebeple onlar için, 2- bu bilgi gayb = bilinemez ve,
3- Bilen azınlık, 4- ilimde derinleşenler, 5- onu gizler.
Logged
ozkanates
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 92


« Yanıtla #2 : 12 Ekim 2015, 12:00:21 ÖS 12 »

Yukarıdaki yazımdan devam:


RESUL AŞAMASI, Kehf 60-82:

Katkı yaptığımı umduğum yorumun orjinali için: Burak Özdemir, Peygamber Çocuklar, sf. 966

Kehf 60-82, yakında resul olacak Musa üzerinden, tekamülün resul aşamasını iki bölümde anlatır.
İlk bölüm ilim edinmiş resul adayının ilmin amacına vakıf olması, ikinci bölüm bu amaca ulaşması:


“İki deniz1 birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu giderir, içimi hoş ve rahattır3; şu tuzludur, acıdır2. Ama hepsinden de taze et yersiniz; giyip takınacağınız bir süs çıkarırsınız4. Allah'ın lütfundan nasip aramanız ve şükredebilmeniz5 için, gemilerin denizi yara yara gittiğini görürsün6.” Fatir 12, Rahman 17-24
1- Dualite =, 2- negativite +, 3- pozitivite.
4- Negativite de pozitivite de gerekli, 5- çünkü ilim…
6- Negativiteden pozitiviteye yolculuk = tekamül ile edinilir.

60. Bir zaman Mûsa, genç dostuna şöyle demişti: "İki denizin1 birleştiği yere3 kadar hiç durmadan yürüyeceğim2 yahut da seneler ve seneler harcayacağım."
1- İki deniz = negativite ve pozitivite. 2- Negativiteden pozitiviteye yolculuk = tekamül.
3- İki denizin birleştiği yere varmak = negativite ve pozitivitenin ikisini de bilir olmak = ilim edinmek.

61. İkisinin birleştiği yere vardıklarında,
Musa ve arkadaşı artık ilim sahibi.

61-63. balıklarını unuttular. O da denizde kendi yolunu edindi/tuttu. Orayı geçtiklerinde Mûsa, genç arkadaşına dedi ki: "Hadi, getir şu sabah yemeğimizi. Vallahi bu yolculuğumuz yüzünden epey çektik. Genç adam dedi: "Bak sen şu işe, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum.
Yürüyerek yaptıkları uzun ve zorlu yolculukta su kabında canlı balık taşımadılar. Taşısalardı da, balık unutulunca kaptan kurtulacak değil. Bu bir benzetme… ilim edinmek = esirken özgürlüğe kavuşmak = kendi yolunu bularak özgürleşmek.

63. Onu hatırlamamı bana unutturan şeytandan3 başkası değildi. O, acayip/şaşılacak şekilde2 denizde kendi yolunu edindi/tuttu1."
Kişi ilim sahibi değilken … 1- özgürleşmeyi, 2- acayip/şaşılacak bir hal, 3- şeytan oyunu olarak görür.

64. "Aradığımız şey bu" dedi.
İlim edindiğinde ise asıl amacın bu olduğunu anlar.

64. Bunun üzerine kendi izlerini sürerek geri döndüler.
Logged
ozkanates
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 92


« Yanıtla #3 : 19 Ekim 2015, 04:29:17 ÖS 16 »

Yukarıdaki yazımdan devam:


Fakat Musa’nın yolculuğu henüz bitmedi, o resul olacağı için özgürleşmesi gerekiyor:

65. Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğretmiştik.
Allah katından rahmet ve ilim verilen = Allah’ın otoritesini temsil eden kişi.

66. Mûsa ona, “sana öğretilen doğru yola ulaşmadan bana öğretmen1 üzere sana tâbi olayım2 mı?” dedi.
1- Musa, ilimde amacın kendi yolunu bularak özgürleşmek olduğunu anlasa da,
2- Kendisi henüz özgürleşmiş değil, otorite gördüğü kişiye tâbi olmak istedi.

67-68. Dedi: "Doğrusu sen benimle iken1 sabredemezsin. Kavrayamadığın2 bilgiye nasıl dayanacaksın3 ?"
Cevap: 1- Başkasına tâbi olarak, 2- edindiğin ilmin özünü kavrayamaz,
3- Kavrayamadığına dayanamaz, dayanamadığından uzaklaşırsın.

69. Mûsa dedi ki: "Allah dilerse beni sabırlı bulacaksın; hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim."
Tâbi olan Musa sözün özüne inemedi.

70. Dedi: "Bak, eğer bana uyarsan, ben sana kendisinden bahis açıncaya değin hiçbir şey hakkında bana soru sorma!"
İmtihanı bunun üzerine.
Logged
ozkanates
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 92


« Yanıtla #4 : 26 Ekim 2015, 04:11:47 ÖS 16 »

Yukarıdaki yazımdan devam:


Gemiyi batırmak:

71. İkisi birlikte yola koyudular. Bir süre sonra gemiye bindiklerinde, tuttu gemiyi deliverdi. Mûsa dedi: "İçindekileri boğmak için mi deldin onu? Vallahi korkunç bir iş yaptın!"
79. İlim sahibi: Gemiden başlayayım: O gemi, denizde çalışan yoksullarındı. Onu kusurlu hale getirmek istedim. Çünkü biraz ötelerinde bir kral vardı; tüm gemilere zorla el koyu-yor-du.

Çocuk olayında ilim sahibi kişinin geleceği bilmediğini göreceğiz. Kralın gemilere el koyması, söylediği gibi süregiden bir durumdu. Bu bilgi mucize olmadığı için gemicilere haber vermekte engel yoktu. Şimdi ise gemiyi onardıklarında kralı yine bilmeyecekler. İlim sahibi kişi tehlikeyi bertaraf etmedi, erteledi. Gemiyi delmenin, insanlara boğulma tehlikesi yaratmak ve belki de boğmak dışında bir faydası yoktu. Musa, tâbi olduğu otoritenin yanlışını fark etti ve karşı çıktı.

Çocuğu öldürmek:

74. Yine yola koyuldular. Bir süre sonra bir oğlana rastgeldiler; tuttu onu öldürdü. Mûsa dedi: "Tertemiz bir insanı, bir cana karşılık olmaksızın öldürdün ha!? Vallahi çok kötü bir iş yaptın!"
80-81. İlim sahibi: Oğlan çocuğa gelince: Onun anası-babası inanmış kişilerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk. Diledik ki, Rableri onlara o çocuktan temizlikçe daha üstün, merhametçe daha gelişmişini versin.


“Firavun3 yeryüzünde halkını gruplara ayırdı. Onlardan bir grubu güçsüz bırakıyor, onların oğullarını boğazlatıyor1, kızlarını sağ bırakıyordu.” Kasas 4
“Ve firavunun3 kavminden ileri gelenler dediler: “Musa’yı ve kavmini yeryüzünde fesat çıkarsınlar, seni ve senin ilâhlarını terketsinler diye bırakacak mısın?” Dedi: “Onların oğullarını öldüreceğiz2 ve kadınlarını sağ bırakacağız.”” Araf 127
Çocuk öldürme, 1- Musa’nın daha bebekken hedefi olduğu, 2- resul olunca tekrar yüzleşeceği,
3- Firavun davranışıydı = firavun gelecekte zarar vereceğinden şüphe ettiği çocukları öldürdü.

80-81. İlim sahibi: Oğlan çocuğa gelince: Onun anası-babası inanmış kişilerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden endişe ettik/çekindik/korktuk. Diledik ki, Rableri onlara o çocuktan temizlikçe daha üstün, merhametçe daha gelişmişini versin.
“Endişe ettik, çekindik, korktuk” olasılık ifade eder = ilim sahibi kişi geleceği bilmiyordu.
Çocuğu öldürmesi şüphe üzerineydi = firavun davranışıydı.

“Allâh'ın harâm kıldığı canı haksız yere öldürmeyin.” Isra 33
Kuran için öldürme iki halde hak:
- Haksız yere öldüreni öldürme: Isra 33
- Savaş açanı savaşta öldürme: Hac 39, Bakara 190, Nisa 91, Tevbe 12
İki durum da çocukta olmadığından onu öldürme mümkün değildi.
Şüphe gelecekte gerçekleşseydi de mümkün olmayacaktı.
İlim sahibi kişi…
- Henüz işlenmemiş, var olmayan bir suça +,
- Delil olmadan, kendi zannıyla hüküm verdi +,
- Bu hükme kendi kanaatindeki cezayı biçti +,
- Kendi eliyle infaz etti = Savci + hakim + cellat.
Kuran’ın hiç kimseye vermediği bu yetkiler Kuran dışıydı, Kuran’a karşıydı.

“Güneş büzülüp dürüldüğünde, yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde, dağlar yürütüldüğünde, o bakmaya kıyılmayan develer kendi hallerine bırakıldığında, vahşi hayvanlar bir araya toplandığında, denizler kaynatıldığında, benlikler birleştirildiğinde, o diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğunda, hangi günah yüzünden öldürüldü diye!” Tekvir 1-9
Günahsız bir çocuğu öldürme, dünyanın sonunda dahi olsa hesap sorulacak bir suç.

65. “Katımızdan bir rahmet verdiğimiz1, ilmimizden bir ilim öğrettiğimiz1 kullarımızdan bir kul buldular.”
“(Rahman’ın kulları1) Allâh'ın harâm kıldığı canı haksız yere öldürmezler2… bunu yapan ceza ile karşılaşır3.” Furkan 68
1- Rahmet ve ilim verilen kul = Rahman’ın kulu, 2- haksız yere öldürerek, 3- suç işledi.

Musa… Allah’ın rahmet ve ilim verdiği = Allah’ın otoritesini temsil eden kişi ile karşı karşıya gelmişti.
Artık ya kendini tâbi kıldığı bu otoriteye itaat edecek ya da kendi yolunu tutacaktı. Seçimini yaptı:

74. "Tertemiz bir insanı, bir cana karşılık olmaksızın öldürdün ha!? Vallahi çok kötü bir iş yaptın!"
   
Duvar inşası:

77. Yine yola koyuldular. Biraz sonra bir kente geldiler. Kent halkından yemek istediler, ama onlar bu ikisini konuk etmekten çekindiler. Orada, yıkılmayı bekleyen bir duvara rastladılar; tuttu onu onardı, "isteseydin buna karşılık bir ücret elbette alırdın." dedi.
82. İlim sahibi: Ve duvar. Duvar, o kentte yaşayan iki yetim oğlanındı. Altında, oğlanlara ait bir define vardı. Oğlanların babası da hayır ve barış seven bir kimse olarak yaşamıştı. Rabbin istedi ki, o çocuklar ergenliklerine ulaşsınlar da Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar.

- Resul olmaya yaklaşmış, ilim için yollara düşmüş Musa için, duvarın onarım ücreti  ilgisiz.
- İlim sahibi kişinin duvarı onarması, duvarın altında gömülü definenin çıkarılması ile ilgisiz.
- 77’de duvarın onarım ücreti sözüne, ilim sahibi kişinin 82’deki onarım sebebi cevabı ilgisiz.
- “…tuttu onu onardı, "isteseydin buna karşılık bir ücret elbette alırdın." dedi” cümlelerinde özne aynı, “o”. Yani duvarı onaran ile ücreti söyleyen aynı kişi. İlim sahibi kişi 82’de duvarı onardığını söylediğinden, 77’de ücreti söyleyen de o.

İlim sahibi kişi sırasıyla,
- İlgisiz bir iş yapıp, bununla ilgisiz başka bir konu açtı.
- Kendi konuşmasını, Musa’nın sorusu olarak atfetti.
- Bu soru ile ilgisi olmayan başka bir cevap verdi.
- Tüm bunlar için Musa’yı azarladı, uzaklaştırdı.


Resullük imtihanı:
Musa ilim sahibi olduğunda, ilimde amacın kendi yolunu bularak özgürleşmek olduğunu anladı.
Ama kendisi henüz özgürleşmemişti, ilimde otorite gördüğü kişinin otoritesine tabi olmak istedi.
O ise özgürleşmeden ilimde derinleşemeyeceğini çünkü tâbi olanın öze inemeyeceğini söyledi.
Musa sözün özüne inemeyip tâbi olmakta ısrar edince, onun için özgürleşme imtihanı başladı:

İlk imtihan, gemi ve çocuk…
Her kişinin kendi yolunu edinme/tutma = özgürleşme ile otoriteye tâbi olma arasındaki seçimi.
Musa, kendini tâbi kıldığı, kendine otorite olarak gördüğü kişinin yanlışını fark etmeyi başardı.
Cezayı da göze alarak bu yanlışlara karşı durmayı = kendi yolunu edinmeyi/tutmayı tercih etti.
Kendisini tâbi kıldığı kişiye olan tâbiliğini bu şekilde yendi = otoriteden özgürleşti = özgürleşti.

İkinci imtihan, duvar…
Musa ilim sahibi kişinin kendinden başkasına zarar vermeyen hatalarına sabretmeyi başardı.
İlgisiz söz ve tepki, haksız eleştiri, paylama, öfke, iftira, uzaklaştırma, kovma, ceza verme,
Musa resul olup da tekamülün önceki aşamalarına hitap ettiğinde uğrayacağı haksızlıklardır.
Henüz özgürleşmemiş davranışlardan özgürleşmek, bu davranışlara sabır göstermekle olur.

Sonuç:
Musa kıssası, tekamülde resul aşamasının tarifi, resul aşamasına gelenlerin kılavuz kıssası.
Bu iki imtihan, Musa’nın resul olmak için sahip olması gereken iki tutumu kazanması içindir.
İlim sahibi kişi, bir resulün tersi davranarak Musa’nın resul davranışını kavramasını sağladı.
Kıssanın son iki cümlesi, onun ne yapmamak üzerinden ne yapmayı öğrettiğini açıklaması:

82. İlim sahibi: “"Ben bunları kendi buyruğumun sonucu olarak yapmadım1. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin2 şeylerin içyüzü budur."”
1- İleridekine tâbi olma, otoriteye boyun eğme, bağımsız özgür düşün.
2- Geridekinin hatalarına kapılma, merhamet üzerine kal, sabır göster.
İki imtihan, özgürleşmenin her iki yöne birlikte olması gereğini açıklar:
İleridekinin otoritesinden + geridekinin haksızlıklarından özgürleşmek.

Resul davranışını kavrayan Musa, bundan sonra çoluk çocuğa karıştı.
Ailesiyle birlikte dağdaki ateşi gördüğünde artık resul olmaya hazırdır.
Logged
ozkanates
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 92


« Yanıtla #5 : 02 Kasım 2015, 03:16:25 ÖS 15 »

Yukarıdaki yazımdan devam:


Öğrenen-öğreten = mürit-mürşit ilişkisi:
Musa kıssası, öğreten-öğrenen ilişkisini de tanımlar:
- Musa’nın genç arkadaşına eşiti olarak hitabı istenen;
- İlim sahibi kişinin tepeden bakan, her şeyi bilir görünen,
Allah’ın otoritesine yaslanarak kanısını Allah’a izafe eden
Hitabı ise istenmeyen öğreten-öğrenen ilişkisini tasvir eder.

Öğrenen…
Her disiplinde öğrenme, öğreten-öğrenen ilişkisini gerektirir.
Ama bu gerek yüceltilmemeli ruhani değerler yüklenmemeli.
Öğreten, aynı okulun bir sınıf sonrasında başka bir öğrenen,
Anlattıkları kendi tecrübesinden ve kanısından başkası değil.
Öğrenen öğrendiklerine tâbi olmamalı, yanlışları sorgulamalı.
Çünkü nihai amaç kendi yolunu edinme/tutma = özgürleşme.

Öğreten…
Musa başlangıçta genç arkadaşını ilim aramaya davet etti.
Ona örnek olarak onu teşvik etti, önünü açtı öğreteni oldu.
Fakat ilime ulaştıklarında, aradaki bu farklılık ortadan kalktı.
Musa’nın başlattığı o yolculuk birlikte geri dönmeleri ile bitti.
Öğreten, ilimde amacın özgürleşmek olduğunu unutmamalı,
Öğretmenin amacı özgürleştirmek, öğretenin kendinden de.

Rüşd: Doğru yol
İrşad: Doğru yola ermek
Mürşid: Doğru yola erdiren


“Mûsa ona, “sana öğretilen rüşde (doğru yola) ulaşmadan1 bana öğretmen3 üzere sana tâbi olayım2 mı?” dedi.” Kehf 66
Musa… 1- doğru yola ulaşmanın, 2- tâbi olunan, 3- başka bir kişiden öğrenildiğini sanıyordu.

“Dedi: "Doğrusu sen benimle iken sabredemezsin. Kavrayamadığın bilgiye nasıl dayanacaksın?"” Kehf 67-68
İlim sahibi kişinin cevabı “doğru yolu kavrayamazsın” değil, “doğru yolun nasıl öğrenildiğini kavramamışsın”.

“De ki: “Ben size zarar vermeye ve sizi irşad etmeye (doğru yola erdirmeye) muktedir değilim…. sadece Allah’tan duyurma, O’nun elçiliği.” Cin 21-23
Allah’ın resulü dahi doğru yola erdiremez = irşad edemez.

“Allah, kimi hidayete erdirirse, işte hidayete eren odur. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için irşad eden (doğru yola erdiren, mürşid) bir dost bulamazsın.” Kehf 17
“Kullarım sana benden sorduğunda, ben Karîb'im, yakınım. Dua/davet eden, beni davet ettiği zaman duaya/davete icabet ederim. O halde onlar bana icabet etsinler ve bana inansınlar. Umulur ki böylece onlar irşada (doğru yola) ulaşırlar.” Bakara 186
Doğru yola erdiren/ulaştıran = irşad eden = mürşid sadece Allah.

“De ki: “Cinlerden bir topluluğun dinlediği, sonra şöyle dedikleri bana vahyolundu: “Biz hayranlık veren bir Kur’ân dinledik. Rüşde (doğru yola) iletiyor, ona inandık ve artık kimseyi Rabbimize ortak koşmayız.””” Cin 1-2
Allah’ın doğru yola erdirmesi = irşad etmesi = mürşidliği… Kuran ile.
Logged
ozkanates
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 92


« Yanıtla #6 : 09 Kasım 2015, 03:50:06 ÖS 15 »

Yukarıdaki yazımdan devam:


Benzetmeler:
Kıssanın gerçek olamayacak bir balık olayı ile başlaması,
Kıssadaki diğer olayların da gerçek olmadığının izahı için.
Kıssa, hayata benzetme yaparak mesajını somutlaştırıyor.
Şu açmaz da olayların gerçek olmadığının başka bir izahı:

65. Katımızdan bir rahmet verdiğimiz, ilmimizden bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.

“Ve onlar (Rahman’ın kulları) Allâh ile beraber başka tanrıya yalvarmazlar. Allâh'ın harâm ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zinâ etmezler. Kim bunları yaparsa cezâsını bulur.” Furkan 68

Kehf 65, kıssadaki kişiye rahmet verildiğini ifade ettiğinden, onun “Rahman’ın kulu” olduğunu anlıyoruz.
Furkan 68 “Rahman’ın kulu haksız yere öldürmez” ifadesinde ise “Rahman’ın kulu” olmadığını anlıyoruz.
Bu açmazın çözümü, kıssadaki olayların gerçek olmayıp hayata yapılmış benzetmelerden ibaret olması.
Otoriteden özgürleşmek gibi uç bir konu, çocuk öldürmek gibi uç bir benzetme üzerinden izah edilirken,
Yapılan benzetmenin gerçek = kabul edilebilir bir durum olmadığı bu şekilde bir kez daha mühürlenmiş:

“Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağın üzerine indirseydik, her halde sen onu Allah korkusundan huşû ile boynunu bükmüş, çatlayıp yarılmış görürdün. Biz benzetmeleri insanlar için yapıyoruz ki, inceden inceye düşünebilsinler.” Hasr 21

“Yemin olsun, biz bu Kur'an'da, insanlar için her benzetmeden nice örnekler sıraladık. Ama insanların çoğu inkâr ve nankörlükten başka bir şeyde diretmediler.” Isra 89

“Yemin olsun, biz bu Kur'an'da, insanlar için örneğin hepsini/hepsinden açıkladık. İnsan, varlığın tartışmaya en tutkun olanıdır.” Kehf 54
Logged
ozkanates
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 92


« Yanıtla #7 : 18 Kasım 2015, 07:06:40 ÖS 19 »

Yukarıdaki yazımdan devam:


TEKAMÜL İÇİN ÖRNEKLER:

Zülkarneyn, Kehf 83-97:

Zü (e)l karn eyn = “zü” sahip demek; “el” takısı ingilizcedeki the edatına karşılık gelir, isimleştirme için kullanılır; "karn" zaman ve “eyn” ise iki tanesi demek. Yani “iki zaman sahibi”:


83-84. Sana Zülkarneyn'den de sorarlar: De ki: "Size ondan bir hatıra okuyacağım." Biz onun için yeryüzünde1 güç ve saltanat2 hazırladık ve ona herşeyden bir sebep verdik3.
Zülkarneyn, 1- madde alem için, 2- yetki verilmiş, 3- bir görevli.

85-86. O da bir sebebi1 izledi. Nihayet, Güneş'in battığı yere2 varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu.
1- Birinci görev, birinci zaman =, 2- Güneş’in batması = karanlık = negativite.

86-88. Onun yanında bir de kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zülkarneyn, ya bunlara azap edersin2 ya da haklarında güzel bir tavrı4 esas alırsın".Dedi: "Zulmedene1 azap edeceğiz2; sonra Rabbine döndürülecek; O da onu görülmedik bir azaba çeker5. İman edip hayra ve barışa yönelik iş yapana3 gelince, onun için ödül olarak en güzeli var. Ve ona, buyruğumuzdan kolay olanı söyleyeceğiz4.
1- Negativiteye inenin, 2- kendi nefsine yaptığı zulmü,
3- Pozitiviteye dönenin, 4- alacağı ödülü düzenler.
5- Bu görevin öbür alem tarafı onun değil.

89-90. Sonra bir sebebi1 daha izledi. Bir süre sonra, Güneş'in doğduğu yere2 varınca onu, ona karşı kendilerine bir siper yapmadığımız bir topluluğun2 üzerine doğar buldu.
1- İkinci görev, ikinci zaman =, 2- Güneş’in doğması = aydınlık = pozitivite.
3- Güneşe siperi olmayanlar = koruması gereken madde bedeni olmayanlar = öbür alemdekiler.

“İki zaman” iki anlamlı: Kişinin…
1- Negativitede ve sonra pozitivitede olduğu iki zaman,
2- Madde alemde ve öbür alemde olduğu iki zaman.

91. İşte böyle! Biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.
Zülkarneyn ilim sahibi = negativite ve pozitiviteyi deneyimlemeyi bitirmiş daha sonraki bir kademede.

92. Sonra yine bir sebebi izledi.
Zülkarneyn’in hem madde alemde hem öbür alemde olan ikinci görevi:

93-94. Nihayet, iki set1 arasına ulaştı. Setler arasında öyle bir topluluk2 buldu ki neredeyse söz anlamıyorlardı3. Dediler: "Ey Zülkarneyn! Ye'cûc ve Me'cûc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar4. Onlarla bizim aramızda bir set yapman5 şartıyla sana vergi verelim mi?"
1- İki set = negativite + pozitivite.
2- İki set arasındakiler = negativiteden pozitiviteye tekamül etmekte olup…
3- Henüz pozitiviteye varmamış olanlar ile, 4- onlara göre daha negatif aşamalarda olanlar.
5- Zülkarneyn’in ikinci görevi, aynı mekanı paylaşan bu iki grubun birbirine karışmamasını sağlamak.

95-97. Dedi: "Rabbimin beni içinde tuttuğu imkân ve güç daha üstündür. Siz bana bedensel gücünüzle destek verin de onlarla sizin aranıza çok muhkem bir engel çekeyim. Bana demir kütleleri getirin". İki ucu tam denkleştirince, "körükleyin!" dedi. Onu ateş haline koyunca da "getirin bana, üzerine erimiş bakır/katran dökeyim" diye seslendi. Artık onu ne aşabildiler ne delebildiler.
Negativite ve pozitivite, kötü ve iyi aynı mekanı paylaşır, hep iç içe durur ama asla birbirine karışmazlar. Aradaki görülmez perde, onları aynı evin içinde yaşarlarken bile birbirinden ayırır. Ne iyi kötünün kötülüğünü, ne de kötü iyinin iyiliğini edinebilir. Kişi tekamül edene kadar kendi olduğu kademede ve o kademenin insanları içinde yaşar.

98-99. Dedi: "Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi gelince onu yerle bir eder2. Ve Rabbimin vaadi haktır". O gün onları bırakmışızdır, birbirleri içinde dalgalanırlar3. Sûra da üflenmiştir1; hepsini bir araya toplamışızdır3.
1- Tüm tekamül sona erdiğinde, 2- aradaki perde kalkar, 3- negativite + pozitivite = dualite son bulur.

“İki denizi1 birbiri üstüne salan O'dur. Bu, tatlı ve yürek ferahlatıcı3; şu, tuzlu ve acı2. Ve ikisinin arasında bir berzah, geçişi engelleyen bir perde4 koymuştur.” Furkan 53
60. Bir zaman Mûsa, genç dostuna şöyle demişti: "İki denizin1 birleştiği yere4 kadar hiç durmadan yürüyeceğim yahut da seneler ve seneler harcayacağım."
1- Dualite =, 2- negativite +, 3- pozitivite. 4- İkisini birbirinden ayıran perde/set/engel.
Logged
ozkanates
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 92


« Yanıtla #8 : 04 Aralık 2015, 04:45:17 ÖS 16 »

Yukarıdaki yazımdan devam:


Yedi gök:

“De ki: "Siz, yeri iki günde yaratana1... Orada onun üzerinde sabit dağlar oluşturdu2… Orada bereket yarattı. Orada isteyenler için eşit olarak dört günde rızıkları takdir etti3… Sonra duman/buhar halindeki göğe yöneldi. Sonra ona ve yere "ikiniz isteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de "isteyerek geldik" dediler4… Böylece iki günde yedi gök katını tamamladı ve emrini her göğe vahyetti. Biz dünya göğünü kandillerle ve koruyarak süsledik/donattık5.” Fussilet 9-12

“Biz insanı topraktan oluşan bir özden yarattık6… Sonra onu çok dayanaklı bir karargâhta bir damlacık yaptık7… Sonra o damlacığı bir embriyo halinde yarattık, sonra o embriyoyu bir et parçası halinde yarattık8,… sonra o et parçasını bir kemik halinde yarattık9… ve nihayet o kemiğe de bir et giydirdik10… Sonra onu bir başka yaratılışta yeniden kurduk11-14… Sonra bütün bunların ardından mutlaka öleceksiniz12… Sonra kıyamet gününde yeniden diriltileceksiniz13… Yemin olsun, sizin üstünüzde yedi yol yarattık14… Ve biz yaratılıştan/yaratılmışlardan gafil de değiliz. Gökten bir kaderle/belli ölçüde bir su indirdik de onu yeryüzünde durdurduk. Elbette ki biz, onu gidermeye de gücü yetenleriz15… Onunla size hurmalardan ve üzümlerden bahçeler yetiştirdik, onlarda sizin için birçok meyveler vardır; onlardan yiyorsunuz16.” Muminun 12-19

“Biz bu yeri bir beşik yapmadık mı1 ?... Dağları birer kazık yapmadık mı2 ?... Sizleri çiftler olarak yarattık3-11… Sizin uykunuzu bir dinlenme/bir rahatlama/bir tür ölüm yaptık. Geceyi bir giysi yaptık12… Gündüzü, geçim için çalışma zamanı yaptık13… Üstünüzde yedi sağlam/aşınmaz kurduk14… Bir de parıl parıl parlayan kandil yerleştirdik15… Sıkarak su çıkaranlardan şarıl şarıl bir su indirdik, ki çıkaralım onlardan dâneler ve otlar; ve içiçe girmiş bağlar-bahçeler16.” Nebe 6-16

Dünyanın tekamülü…
1- Yerküre, 2- sonra yerkabuğu, 3- sonra hayat oluştu.
4- Sonra hayatın yere ve duman/buhar halindeki göğe etkisi ile,
5- Atmosferin her biri farklı işleve sahip 7 katının oluşumu tamamlandı:
Troposfer, stratosfer, mezosfer, termosfer, kzosfer, iyonosfer, magnetosfer.

Bedenin tekamülü…
6- Toprak, 7- tek hücreliler, 8- çok hücreliler, 9- kabuklular, 10- omurgalılar, 11- memeliler.

Ruhun tekamülü…
12- Ölüm = gece = öbür alemde dinlenme zamanları ile,
13- Dirilme = gündüz = madde alemde çalışma zamanlarının,
14- Birbirini takip etmesiyle 7 kademede tamamlanır:
ruh, melek, cin, adem, insan, yücelen, Ruh.

Sonraki ayetler…
15- Tekrar bir atmosfer anlatımı ve,
16- Madde varlıklara geri dönüyor.

Fussilet 9-12, sadece dünyanın tekamülünden bahsederek “7 kat gök” için “atmosfer” anlamını sabitliyor.

Muminun 12-19 ve Nebe 6-16 ise şu sırada:
- Madde tekamül,
- Ruhun tekamülü,
- Üstümüzdeki 7 yol = 7 sağlam/aşınmaz,
- Bir atmosfer anlatımı,
- Madde hayat.
O halde “7 yol = 7 sağlam/aşınmaz” iki anlamlı:
- Kendinden önceki ayetler için ruhun 7 kademesi,
- Kendinden sonraki ayetler için atmosferin 7 katı.

Diğer “7 kat gök” ayetleri:

“Siz ölülerdiniz, O sizi diriltti. Sizi yine öldürecek ve sonra diriltecektir. Nihayet O'na döndürüleceksiniz1… O ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı2… Sonra göğe yönelip onları da yedi gök halinde düzenledi3.” Bakara 28-29
1- Ruhun tekamülü.
2- Dünyanın tekamülü.
3- 7 katlı atmosfer.

“Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O'dur1… Birbiriyle uyum ve ahenk içinde gökleri yedi kat halinde yaratan da O'dur2… O Rahman'ın yaratışında/yarattıklarında herhangi bir uyuşmazlık, aykırılık, çelişme göremezsin. Bir kez daha bak! Bir çatlaklık, bir uyuşmazlık görüyor musun3 ?” Mülk 2-3
1- Ruhun tekamülü.
2- Kendinden önceki ayet için ruhun 7 kademesi, sonraki ayetler için atmosferin 7 katı.
3- Dünyanın tekamülü.

“Ve şöyle dedim: "Rabbinizden af dileyin! O, bağışlamayı çok sevendir. Göğü üzerinize bol bol yağmur taşıyıcı olarak gönderir. Sizi, mallar ve oğullarla güçlendirir, size yeşil bahçeler lütfeder. Ve sizin için nehirler akıtır. Ne oluyor size de Allah için bir vakar ümidinde olmuyorsunuz1 ?... O ki, sizi halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı2... Görmediniz mi, Allah yedi kat göğü ahenkli bir bütün olarak nasıl yarattı3 ?... Ve Ay'ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş'i bir kandil haline getirdi4… Ve Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi. Sonra sizi yere geri gönderiyor ve sonra bir çıkarışla tekrar çıkarıyor5." Nuh 10-18
1- Dünya.
2- Dünyanın + bedenin + ruhun tekamülü.
3- Atmosferin 7 katı + ruhun 7 kademesi.
4- Dünyanın + ruhun tekamülü.
5- Bedenin + ruhun tekamülü.

“Allah O'dur ki, yedi kat göğü ve yerden de onların benzerini/mislini yaratmıştır. Emir/iş ve oluş onlar arasında sürekli iner ki, Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve Allah'ın bilgi bakımından her şeyi kuşattığını bilesiniz.” Talak 12
7 kat gök gibi… yer de 7 kat ve bu da iki anlamlı:
- Yerküre: Litosfer, kabuk, manto, astenosfer, dış çekirdek, iç çekirdek.
- Yerde = insan aşamasında tekamül: Zalim, kınayan/pişman, ilham alan, huzurlu, razı olan, razı olunan, saf/arı.

“7 gök”ün ikili manasını 7 ayet açıklar. Sekizinci bir ayet var ki, bu ikili manayı açıklayan bu 7 ayeti açıklar: “Yemin olsun ki, biz sana ikişerlerden/ikililerden/iç içe kıvrımlar halindeki çift mânalılardan yedi taneyi ve şu büyük Kur'an'ı verdik.” Hicr 87
Logged
ozkanates
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 92


« Yanıtla #9 : 11 Aralık 2015, 03:43:47 ÖS 15 »

Yukarıdaki yazımdan devam:


TÜM TEKAMÜLÜN SONA ERMESİ:

Madde alemde, Kehf 8-47:
8. Biz elbette onun (yerin) üzerindekileri kupkuru bir toprak1 yapacak olanlarız.
47. Gün olur dağları yürütürüz2 de yeryüzünü çırılçıplak1 görürsün. İnsanları huzurumuzda toplamış3, içlerinden hiçbirisini hesap dışı bırakmamışızdır.
1- Ölüm vakti yaklaşan güneş, genişleyerek hayatı kurutup yok ettiğinde madde alem tekamülü bitecek.
2- Kıtaların tektonik etkiyle yer değiştirmiş olduğu o gelecekte, 3- öbür alem tekamülü devam edecek.

Öbür alemde, Rahman 26-39:
26-27. Yer üzerinde bulunan herkes yok olacak1, sadece o bağış ve celal sahibi Rabbinin yüzü kalacaktır.
37. Gök yarılarak, eriyip kızarmış yağ/kırmızıya boyanmış deri gibi bir gül haline geldiği zaman4,
39. O gün günahlarından ne cin sorguya çekilir ne de insan5.
4- Sonra yakıtı tükenen güneş, gökte ateşten bir top halinde genişleyerek yeryüzünü yuttuğu zaman,
5- Artık cin, insan, günah, sorgu gibi tekamül kavramları yok = öbür alem tekamülü de bitecek.

Tevhid, Yunus 4:
Allah'tan hak bir vaat olarak hepinizin dönüşü yalnız O'nadır6.
6- Tüm tekamüller tamamlandığında = tüm nefs perdeleri kalktığında = tüm yaratılmışlar yaratana döndüğünde = yaratan/yaratılan ikiliği bittiğinde... sadece evvel ve ahir olan O kalacak = Tevhid.
.
Logged
biri
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : 11 Aralık 2015, 06:11:24 ÖS 18 »

             Görüşünüzü almak için düşüncelerimi yazıyorum...Zülkarneyn, sebebi izliyor..yani düşünce yoluyla zamanda yolculuk yapabiliyor...Kuranda anlatılan ilk yolculuk geçmiş zamana yapılıyor..İkincisi geleceğe..Hiçbirşeyden anlamayan topluluk günümüz dünya insanları olabilir mi?..Çünkü demir ve bakır ile bugünün teknolojisini ilişkilendirmeden edemiyorum...Ayrıca hiç birşeyden anlamayan topluluğuda....Ayrıca bir hata yaptım ise özür dilerim...
Logged
biri
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : 11 Aralık 2015, 07:55:59 ÖS 19 »

             Kendimi çukura bir taş atmış gibi hissederken içimde kalan bir iki taş daha var onlarıda atayımda rahatlayım...Güneşin patlaması ile bir Tekamülün sonu gerçekleştiğinde sıradaki Tekamülün başlaması gerekiyor..Yani başlar diye düşünüyorum...Çünkü Allah sonsuza kadar yaratmayı ister..
Logged
biri
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : 12 Aralık 2015, 06:38:17 ÖS 18 »


             Yine sadece kendi düşüncemi söylüyorum..Bir dayanağı yok söylediklerimin..Zülkarneyn zaman içinde yolculuk yapıyor..Zaman tekamülün başlamasıyla oluşan bir kavram..Yani Zülkarneyn güneşin doğduğu yere varınca yani en başa...Burada  güneşe karşı siperi olmayan bir toplulukla karşılaştı..Bugün ilkel diye tanımladığımız canlılar tek hücreli ve nerdeyse bedenleri olmayan canlılardır...Güneş ışınını olduğu gibi geçirirler...Hatta su altında yaşayan çok hücreli olup güneş ışığına karşı bir koruması olmayan çok canlı var...Bunların hepsi ilkel canlı olarak tanımlanır...Yani dünyanın en eski canlıları bunlar olarak bilinir..Yani Zülkarneyn, öbür aleme gitmedi..Gittiyse zaman dışına çıkmış olur...Buda onun ilmiyle örtüşmüyor..
Logged
ozkanates
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 92


« Yanıtla #13 : 07 Ocak 2016, 05:44:26 ÖS 17 »

            Görüşünüzü almak için düşüncelerimi yazıyorum...Zülkarneyn, sebebi izliyor..yani düşünce yoluyla zamanda yolculuk yapabiliyor...

Bunu esas almak için Kuran'da....
Sebep vermek = düşünce yoluyla zamanda yolculuk yaptırmak,
Sebebi izlemek = düşünce yoluyla zamanda yolculuk yapmak,
Eşitliklerini veren tanım ayetleri bulmak gerekiyor.

Bir şekilde zaman yolculuğu tariflenmiş olmak zorunda. Çünkü Kuran kendi kendini açıklayan, kendisini eksiksiz, çelişkisiz, ayrıntılı, apaçık ve kolay anlaşılır olarak iddia eden bir kitap. O halde ihtiyaç tüm tanımlar içinde olmak zorunda.

Alıntı
Kuranda anlatılan ilk yolculuk geçmiş zamana yapılıyor..İkincisi geleceğe..

Güneşin doğduğu yer = gündüz = madde alem,
Güneşin battığı yer = gece = öbür alem,

Bunların tanımları nerede dersek:

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,13343.msg80462.html#msg80462
http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,13369.msg80576.html#msg80576

Alıntı
Hiçbirşeyden anlamayan topluluk günümüz dünya insanları olabilir mi?..Çünkü demir ve bakır ile bugünün teknolojisini ilişkilendirmeden edemiyorum...Ayrıca hiç birşeyden anlamayan topluluğuda....

Hayır, tekalmüldeki zalim ve cahil insan, dün, bugün, yarın:

"Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalayacaktır. Titizlikle korunan muhteşem kulelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ettiğinde, "Bu, Allah katındandır!" derler. Ama kendilerine bir kötülük dokunduğunda, "Bu senin yüzündendir." derler. De ki: "Hepsi, Allah katındandır." Şu topluluğa ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!" Nisa 78

Alıntı
Ayrıca bir hata yaptım ise özür dilerim...

Hata hepimize mahsus kardeşim.

Alıntı
Kendimi çukura bir taş atmış gibi hissederken içimde kalan bir iki taş daha var onlarıda atayımda rahatlayım...Güneşin patlaması ile bir Tekamülün sonu gerçekleştiğinde sıradaki Tekamülün başlaması gerekiyor..Yani başlar diye düşünüyorum...Çünkü Allah sonsuza kadar yaratmayı ister..

Sonsuz sayıda evren olduğu için güneş sayısı da sonsuz.

Alıntı
Yine sadece kendi düşüncemi söylüyorum..Bir dayanağı yok söylediklerimin..Zülkarneyn zaman içinde yolculuk yapıyor..Zaman tekamülün başlamasıyla oluşan bir kavram..Yani Zülkarneyn güneşin doğduğu yere varınca yani en başa...Burada  güneşe karşı siperi olmayan bir toplulukla karşılaştı..Bugün ilkel diye tanımladığımız canlılar tek hücreli ve nerdeyse bedenleri olmayan canlılardır...Güneş ışınını olduğu gibi geçirirler...Hatta su altında yaşayan çok hücreli olup güneş ışığına karşı bir koruması olmayan çok canlı var...Bunların hepsi ilkel canlı olarak tanımlanır...Yani dünyanın en eski canlıları bunlar olarak bilinir..Yani Zülkarneyn, öbür aleme gitmedi..Gittiyse zaman dışına çıkmış olur...Buda onun ilmiyle örtüşmüyor..

Yukarıda izah ettiğimdeki gibi,
Güneşe karşı siperi olmamak = tek hücreli canlılıarla tanışmak
Eşitliğini veren tanım ayetleri bulmak gerekiyor.

Güneşe karşı siperi olmamak = madde bedene sahip olmamak = öbür alemde olmak
Eşitliğini veren tanım ayetleri burada:

"Senin burada (cennette) ne acıkman4 söz konusudur ne de çıplak kalman3. Ve sen burada ne susayacaksın ne de güneşten yanacaksın4." Taha 118-119
“Nihayet, ikisi de ondan yediler. Bunun üzerine, çirkin yerleri kendilerine açıldı1; üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye başladılar2.” Taha 121
Yasak ağaçtan yemeden önce… 1- Üreme organları yoktu. 2- Örtünmedikleri halde, 3- çıplak değillerdi. 4- Acıkmıyor, susamıyor, hava koşullarından etkilenmiyorlardı.

"O ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı1. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar2.” Araf 22
1- Üreme organlarının kendilerine açılması... cinsiyetsiz ruhların, cinsiyetli bedenlere bağlanması.
2- Bedeni örtme, giyinme. Daha önce giyinmiyorlardı çünkü örtülecek bir madde bedenleri yoktu.
Logged
Biz
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 129

Birlikte balık tutacaksak eğer oltada yem olurum..


« Yanıtla #14 : 12 Ocak 2016, 11:31:08 ÖÖ 11 »


              Teşekkürler bu güzel açıklamalarınız için...
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.729 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu