Tasavvufi Bilgiler

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü > Muhtelif Konular (Moderatör: Yonetim) > Tasavvufi Bilgiler
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü > Muhtelif Konular (Moderatör: Yonetim) > Tasavvufi Bilgiler
Sayfa: [1] 2 3 4   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Tasavvufi Bilgiler  (Okunma Sayısı 25862 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 214


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« : 12 Temmuz 2014, 04:49:48 ÖS 16 »

Çok çeşit istihare vardır. Hepsi güzeldir. Öz ALLAH 'a müracaattır.

Genel olarak bilinen istihare: ''uyumadan önce 2 rekat namaz kılınır, bitiminde dilek arz olunur yani duası okunur, boş ve kötü kelam konuşulmadan kıbleye dönük ve sağ tarafına uyunur'' şeklinde bilinir/biliyorum. Bunun haricinde var ise, nasıl çeşitler bunlar? yazabilir misiniz!


Usulünce yapılan müracaatlar daha makbul olup, "Bu türlü yapamam" diyorsan,

Usulünce yapılanı nasıl?  'bu türlü yapamam' dan maksat hangi türü? açabilir misiniz!


istihare namazını kıl. Hazreti ALLAH 'tan iste.

Zaten böyle değil midir?! Başka çeşidide mi var...

Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #1 : 13 Temmuz 2014, 03:04:40 ÖÖ 03 »


genel olarak bilinen istihare: ''uyumadan 2 rekat namaz kılınır, bitiminde dilek arz olunur yani duası okunur, boş ve kötü kelam konuşulmadan kıbleye dönük ve sağ tarafına uyunur'' şeklinde bilinir/biliyorum. bunun haricinde var ise, nasıl çeşitler bunlar? yazabilir misiniz!


Usulünce yapılan müracaatlar daha makbul olup,   "Bu türlü yapamam" diyorsan,

usulünce yapılanı nasıl?  'bu türlü yapamam' dan maksat hangi türü? açabilir misiniz!


istihare namazını kıl. Hazreti ALLAH 'tan iste.

zaten böyle değil midir! başka çeşidide mi var...



Maksadın hata kusur aramak değil, gerçek ve samimi olarak Hz. Allah 'a böyle bir müracaatta bulunmak istiyorsan bildiğin gibi yapmanda sakınca yok.

Ancak, kişi, istihare yapmak için adap ve erkanına uygun yapayım derse, duyduğu, bildiği bir Mürşid 'e gidip, onun tavsiyesi üzere istihare yapması en doğru olanıdır..

Manen görülen görgüyü de istihareyi tarif eden Mürşid 'den başkasına anlatmamak gerekir.

Mürşid, Evliya inancı oluşmamış bir kişiyi de, eğer samimi olarak yapılmış ise, bu müracaatında mahrum etmezler ve cevabı verilir.

Evet Tasavvuf içerisinde farklı tarifleri de mevcuttur.
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 214


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #2 : 13 Temmuz 2014, 03:40:06 ÖÖ 03 »


soru cevapları için teşekkürler, fakat aşağıdaki soruyu atlamışsınız

genel olarak bilinen istihare: ''uyumadan 2 rekat namaz kılınır, bitiminde dilek arz olunur yani duası okunur, boş ve kötü kelam konuşulmadan kıbleye dönük ve sağ tarafına uyunur'' şeklinde bilinir/biliyorum.

bunun haricinde var ise, nasıl çeşitler bunlar? yazabilir misiniz!


bir de diğer başlıkta tasavvufu tarif ederken şu ifadeyi kullanmışsınız:

Tasavvuf, İslam Dini 'ni, peygamber efendimizin yaşantısına yakın yaşama ve uygulama biçimidir.

tasavvuf terimi Muhammed peygamber zamanında kullanılmış olmayan, sonradan ihdas edilen bir kavram diye biliyorum.
- lugavi yada ıstılahi anlamı var mı, var ise nedir?


tasavvuf: 'Peygamberin yaşantısına yakın yaşama ve uygulama biçimidir' demişsiniz;  o halde sormak isterim:

- Peygamberimizin mürşidi de var mıydı, var ise kimdi?

- Muhammed peygamber, diğer Peygamberlerle veya mürşidi kimse ile hususi rabıta yapmış mıdır, böyle bir uygulaması olmuş mudur?
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #3 : 13 Temmuz 2014, 04:52:21 ÖÖ 04 »


soru cevapları için teşekkürler, fakat aşağıdaki soruyu atlamışsınız

Soruyu atlamadım. Şöyle bir ifade kullandım;

"duyduğu, bildiği bir Mürşid 'e gidip, onun tavsiyesi üzere istihare yapması en doğru olanıdır".


genel olarak bilinen istihare: ''uyumadan 2 rekat namaz kılınır, bitiminde dilek arz olunur yani duası okunur, boş ve kötü kelam konuşulmadan kıbleye dönük ve sağ tarafına uyunur'' şeklinde bilinir/biliyorum.

bunun haricinde var ise, nasıl çeşitler bunlar? yazabilir misiniz!

Samimiyetine bakar kardeşim. Tasavvuf içerisinde olan bazı halleri sana anlatsam da sende kafa karışıklığından, soru bolluğundan başka bir işe yaramaz.

Samimi olarak Mürşid mi arıyorsun.? İşte sana bulma yöntemi..! Elinde beş çeşit istihare yöntemi olsa neye yarayacak.? Bir tanesi seni gerçeğe götürmeye yeter. Hep ifade ediyorum, gerekirse yine ifade ederim; Sonuca erişmek istiyorsan, "Samimiyetine bakar"..!


bir de diğer başlıkta tasavvufu tarif ederken şu ifadeyi kullanmışsınız:

Tasavvuf, İslam Dini 'ni, peygamber efendimizin yaşantısına yakın yaşama ve uygulama biçimidir.

Efendimiz s.a.v 'in yaşantısı, İslam 'ın özünü oluşturmakta. hem kendisi olarak, hem de kendisine tabii olanlar olarak. Bu manada Hz. Allah 'ın Kuran 'da ki uyarısı şöyle;

‘‘Andolsun ki, Resulullah sizin için, Allah ’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah ’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.’’
Ahzab 21


En büyük derviş, Peygamber efendimizdir. O 'nun getirdiği ahkam üzere yaşamak da dervişliğin en güzel yanıdır. Tabii olmak korunmaktır. Biat etmek güvende olmaktır.

Evliya da Peygamber efendimiz gibi, Kuran 'ın özünü verir. Yaşantı olarak, inanç ve iman olarak, ibadet ve davranış olarak..!

Şu şekilde ifade etmem anlaşılır olması bakımından sanırım daha uygun olur;

Ben Amentüye acabasız iman ettim. Bu imanımın gereği olan ibadetlerimi de eksiksiz yerine getiriyorum. Emir ve yasakları uygulamada hiç bir eksiğim yok. Fakat abdestin farzlarını ifade edemiyorum, yahut bilmiyorum.

Bu demek değildir ki iman ve amelde noksanım var.

İşte Evliya da bu anlamda kestirme yolu tarif eder. Teferruat ile ilgilenmez. Abdestin farzlarını lisanen sayamayan bir kişi, yaptığı, yerine getirdiği ibadet ve taatları ile, işin aslını, özünü, manasını yaşıyor demektir.

Abdestin içindeki ve dışındaki farzlarını öğretmekten ziyade, abdestin nasıl alındığını öğretir.

Hz. Allah bir hadiste; "Kulum bildiği ile amel ederse, biz ona bilmediklerini öğretiriz" buyuruyor.

Bu her işte böyledir. Başlanılan ilk işte, istenildiği gibi tam bir performans ve dikkat gösterilmesi mümkün değildir. Ancak zamanla kişi kendisindeki noksanlığı, eksikliği farkeder ve giderir. Yeter ki samimi olsun.


tasavvuf terimi Muhammed peygamber zamanında kullanılmış olmayan, sonradan ihdas edilen bir kavram diye biliyorum.
- lugavi yada ıstılahi anlamı var mı, var ise nedir?

Diyelim ki benim ismim Ahmet.. Benimle sohbet, muhabbet etmek için illaki ismimi bilmen gerekmiyor, sırf bu nedenle ismime takılı kalacağını zannetmiyorum. Ahmet, Mehmet, Ali, Hasan ..!  İsmin ne önemi var.? İnsan olması yetmiyor mu.?



tasavvuf: 'Peygamberin yaşantısına yakın yaşama ve uygulama biçimidir' demişsiniz;  o halde sormak isterim:

- Peygamberimizin mürşidi de var mıydı, var ise kimdi?

- Muhammed peygamber, diğer Peygamberlerle veya mürşidi kimse ile hususi rabıta yapmış mıdır, böyle bir uygulaması olmuş mudur?

Peygamber efendimizin kendisi Mürşid idi.. Efendimiz s.a.v 'in vazifesi insanları irşat etmek, bilgilendirmek, tarif ve tebliğ etmekti. Onun yol göstereni, terbiyecisi Hz. Allah 'tır.

"Beni Rabbım terbiye etti, ne güzel etti" hitabı bunu göstermiyor mu.?
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 214


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #4 : 15 Temmuz 2014, 04:45:46 ÖÖ 04 »

Tasavvuf içerisinde olan bazı halleri sana anlatsam da sende kafa karışıklığından, soru bolluğundan başka bir işe yaramaz.

başlık ne? -tasavvuf hakkında bilgiler.
bu başlığı niçin seçtim? -tasavvuf hakkında bilinenler paylaşılsın, öğrenilsin/öğrenelim diye.
olsun siz anlatın, bırakın da bunu kafam düşünsün! endişelenmeyin.. akan su her türlü bulanıklığı giderir, yasası böyle işler.  


Şöyle bir ifade kullandım;
"duyduğu, bildiği bir Mürşid 'e gidip, onun tavsiyesi üzere istihare yapması en doğru olanıdır".
Samimi olarak Mürşid mi arıyorsun.? İşte sana bulma yöntemi..! Elinde beş çeşit istihare yöntemi olsa neye yarayacak.? Bir tanesi seni gerçeğe götürmeye yeter.[/color]

sizin istiharenin çeşitliliğinden kastınız; 'teknik uygulayış biçiminde değil, mürşidin farklılığı, bu farklılığa bağlı ve yönteminden kaynaklı olarak pratikte çeşitlilik arzetmesi. başvurulan mürşidler farklı olacağından şahsına münhasır olarak ve her müridin şahsına özgü farklı uygulama biçimleri tavsiye edileceğinden, istihare -nebevi uygulayıştan ayrı olarak- çeşitlilik kazanıp farklı biçimlere dönüşebiliyor ve bu biçimler en doğru olanı. ayrıca, en doğru olan bu biçim öncelikli olmalı, nebevi uygulayış biçimine en sonda başvurulmalı..

doğru anlamış mıyım? yanılma varsa düzeltirsiniz..


En büyük derviş, Peygamber efendimizdir. O 'nun getirdiği ahkam üzere yaşamak da dervişliğin en güzel yanıdır. Tabii olmak korunmaktır.

Evliya da
Peygamber efendimiz gibi, Kuran 'ın özünü verir. Yaşantı olarak, inanç ve iman olarak, ibadet ve davranış olarak..!

Hz. Allah bir hadiste; "Kulum bildiği ile amel ederse, biz ona bilmediklerini öğretiriz" buyuruyor.

ya, Kur'anın özünü vermiyor ve sahte ise...
müridliğin ilk şartı 'biat ve acabasız teslimiyet olduğuna göre' tabi olan mürit bunu fark edebilir mi?
ne ile ve nasıl fark edebilir, ne şartta uzak durmalıdır?

doğru bilgiye ulaşmak 'Allah tarafından bildiğiyle amel etme şartına bağlanmışsa' kulun sırat-ı müstakime ulaşması için amel etmesi neden yeterli bulunmuyor, bir mürşide bağlılık/biat şartı koşuluyor?


Diyelim ki benim ismim Ahmet.. Benimle sohbet, muhabbet etmek için illaki ismimi bilmen gerekmiyor, sırf bu nedenle ismime takılı kalacağını zannetmiyorum. Ahmet, Mehmet, Ali, Hasan ..!  İsmin ne önemi var.? İnsan olması yetmiyor mu.?

insanlar isimlerle değil vasıflarıyla önem kazanır, bu sebeple kişi isimleri önemli değildir/önemsemem.
fakat kavramlar, dil yapısı öyle değildir; çünkü içerisinde anlam barındırır ve anlam yanlış yüklenirse, algılar da gerçeklikten uzaklaşıp yanlışa düşer.

soruları bildiğim kadarıyla cevaplarım demiştiniz.
şayet cevabı bilmiyorsanız 'bilmiyorum' yazmanız yeterli ve daha uygun olur.


Peygamber efendimizin kendisi Mürşid idi.. Efendimiz s.a.v 'in vazifesi insanları irşat etmek, bilgilendirmek, tarif ve tebliğ etmekti. Onun yol göstereni, terbiyecisi Hz. Allah 'tır.

"Beni Rabbım terbiye etti, ne güzel etti" hitabı bunu göstermiyor mu.?

gösteriyor.... göstermez olur mu?! hem de daha fazlasıyla beraber gösteriyor.

mademki vahiy kıyamete değin sürecek, herkese ve her şeye inzal oluyor/olacak (da),
bizler neden Rabbimizin terbiyeciliği/vahyin terbiyesiyle terbiyelenmeyelim?!
sizce, bununla terbiye olamayanlar başka terbiyeciler ile terbiye olunur mu dersiniz..?!
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 214


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #5 : 15 Temmuz 2014, 01:36:41 ÖS 13 »


*Kendini tanıyor musun.? Kimsin, nesin, ne değilsin.? Adem a.s ile senin arandaki fark ne.?

*İbadetlerini yaparken ne düşünüyorsun.? Neyi düşünüyorsun.? Kimi düşünüyorsun.?


*Örneğin namaz kılarken düşündüğün şey ne.? Veya manevi bir şey düşünebiliyor musun.?

*İnsan nedir, ne için yaratıldı, içinde barındırdığı nedir.?

bir mutasavvıf olarak bunların cevaplarını biliyor musunuz?
sizde, yahut tasavvufta, veya evliyanızın öğretisinde bunların açıklaması, bunlara bakış nasıldır?
nasıl değerlendiriliyor?


{sorular tanıdık gelmiştir, zira bunlar ve nasipse bundan sonrasında gelecek sorular size ait olacak;
farklı farklı üyelere yönelttiğiniz, cevaplarını alamadığınız sorular..}
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #6 : 15 Temmuz 2014, 04:09:39 ÖS 16 »


başlık ne? -tasavvuf hakkında bilgiler.
bu başlığı niçin seçtim? -tasavvuf hakkında bilinenler paylaşılsın, öğrenilsin/öğrenelim diye.
olsun siz anlatın, bırakın da bunu kafam düşünsün! endişelenmeyin.. akan su her türlü bulanıklığı giderir, yasası böyle işler.  

Burada bahsedilen konuların, kısa bir süre içerisinde edinildiğini mi düşünüyorsunuz.? Hiç bal yememiş bir insana balın tadı rengi, kokusu nasıl ifade edilebilir ise, benim bahsettiklerim de size ancak onu verebilir.


sizin istiharenin çeşitliliğinden kastınız; 'teknik uygulayış biçiminde değil, mürşidin farklılığı, bu farklılığa bağlı ve yönteminden kaynaklı olarak pratikte çeşitlilik arzetmesi. başvurulan mürşidler farklı olacağından şahsına münhasır olarak ve her müridin şahsına özgü farklı uygulama biçimleri tavsiye edileceğinden, istihare -nebevi uygulayıştan ayrı olarak- çeşitlilik kazanıp farklı biçimlere dönüşebiliyor ve bu biçimler en doğru olanı. ayrıca, en doğru olan bu biçim öncelikli olmalı, nebevi uygulayış biçimine en sonda başvurulmalı..

doğru anlamış mıyım? yanılma varsa düzeltirsiniz..

Ben kimsenin yanlışını düzeltmekle mükellef değilim. Yalnızca Kuran ifadelerinde üzeri amma bilinçli, amma bilinçsizce örtülmüş Evliya kelimesinin gerçek manasını ifadeye çalışıyorum.

"Nebevi uygulayıştan uzak" cümlesi bana da uzak. Evliya 'ya biat etmek, Resulullah 'a biat etmek manasını taşır. Evliya 'lar, Peygamber varisleridir. Bizim burada bahsini ettiğimiz gerçek Evliyaullah .. Vazifeleri icabı, Peygamberimiz Efendimizin terbiyesine ters bir durum içerisinde olmazlar, böyle bir durum içerisinde bulunamazlar.

Her Evliya 'nın, Veli veya Mürşid 'in terbiye sistemleri birbirine uymaz, farklıdır. İzah ile vazifeli olanı, irşat ile vazifeli olanı, ikaz ile vazifeli olanı ve bütün bu özellikleri içerisinde barındıran Evliyaullah vardır.

Madem ki sana bahsettiğim şekli ile sana yeterli veya uygun olmadı..

Atılacak ilk adım için izlenmesi gereken yol şu; İzni ve icazeti olan bir Evliya 'yı kendi iradenle arayıp, bulacaksın. Veya etrafında bu yönlü yaşantısı olan bir kişinin tavsiyesi ile hal ve yaşantı olarak önem verdiğin bir Veli 'ye gidip, istihareyi onun tarifi üzere yapacaksın.

Ya ilk önce yaşantısını beğendiğin kişi için Allah 'a kendi iradenle danışacaksın.

Ya da, beğendiğin şahsa gidip, istihareyi kendisinden bizzat alacaksın.

Ama çıkan sonucu başka hiç bir kimseye bahsetmeden, hatta kendin dahi yorum getirmeden gördüğün manayı, rüyayı işin ehline veya istihareyi aldığın kişiye anlatacaksın.

En doğrusu ile en yanlışı arasındaki hissiyat kendinizi ilgilendiriyor.


ya, Kur'anın özünü vermiyor ve sahte ise...
müridliğin ilk şartı 'biat ve acabasız teslimiyet olduğuna göre' tabi olan mürit bunu fark edebilir mi?
ne ile ve nasıl fark edebilir, ne şartta uzak durmalıdır?

doğru bilgiye ulaşmak 'Allah tarafından bildiğiyle amel etme şartına bağlanmışsa' kulun sırat-ı müstakime ulaşması için amel etmesi neden yeterli bulunmuyor, bir mürşide bağlılık/biat şartı koşuluyor?


Burada "Kuran 'ın özü ve sahte" ayrımını kelime olarak kullana biliyorsanız, bu demek oluyor ki, gördüğünüzde de aynı ilişkiyi kurabilirsiniz. Allah 'ın vermiş olduğu akıl ve iradeyi burada kullanın. Araştırıp, soruşturmadan, bir kaç kez sohbet ve zikir ortamlarında bulunmadan hiç kimse biat için zorlanmıyor.

Gerçek olanı ile sahte olanını Allah kişinin gönlüne ilham eder. Yeter ki Hz. Allah 'a gerçeğinden yana talep ve arzusunu iletsin, bu talebinde de samimi olduğunu hissettirsin. Allah 'ın gönlünü görür isen, işini Allah 'a gördürürsün.  

Evliya 'nın gerçeğinde Kuran 'a aykırı hiç bir hal göremezsin. Zikredilen Allah 'tır, bahsedilen Allah 'tır. Menfaat ve çıkar yoktur, maddi hiç bir talep olamaz. Dergah olarak ticari faaliyetleri yoktur. Allah 'ın rızasının olduğu hiç bir yerde maddiyat bulunamaz. İzn-i icazet sahibidirler. Sinsile-i meratip üzere geldiklerini gösterir icazetleri vardır.

Hele bir ilk adımı at, sonrası çorap söküğü gibi kendiliğinden hallolur. Allah c.c bu yönlü ilk adımı kulundan bekliyor. İman, inanç, itikadi konular kulun kendi iradesine bırakılmış. Başlama kuldan, gayrısı Allah 'tan.
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #7 : 15 Temmuz 2014, 05:12:54 ÖS 17 »

insanlar isimlerle değil vasıflarıyla önem kazanır, bu sebeple kişi isimleri önemli değildir/önemsemem.
fakat kavramlar, dil yapısı öyle değildir; çünkü içerisinde anlam barındırır ve anlam yanlış yüklenirse, algılar da gerçeklikten uzaklaşıp yanlışa düşer.

soruları bildiğim kadarıyla cevaplarım demiştiniz.
şayet cevabı bilmiyorsanız 'bilmiyorum' yazmanız yeterli ve daha uygun olur.


İbadetin adı, "NAMAZ" , "ORUÇ", "HAC", "ZEKAT".. İslam Dini 'ni "yaşama biçimine" de Tasavvuf denilmiş. Nedendir, niçindir, nereden gelmiş, hangi kelimeden türemiş bunlar benim işim değil. Yaşantı ve hal olarak bana verdikleri yetiyor.

Bana verilen isimde benim hiç bir dahlimin olmadığı gibi, Tasavvuf 'a verilen isim de beni ilgilendirmiyor.

Size gönderilen bir mektubun, yalnızca zarfına bakıp, içerisinde size sunulanı, anlama, tahmin etme gibi bir yeteneğe sahip misiniz.? Hayır.

Yalnızca zarfına, dış görünüşüne bakıp, hoşuma gitmedi, beğenmedim deyip yırtıp atmak ne kadar uygun ise, Tasavvuf 'un ismine bakıp, din dışı, bidat, hurafe, farklı inanç gibi görmek ve göstermeye çalışmak da o derece yanlıştır.

Mektubun zarfı değil, içeriği önem taşır. Gerçek bilgi içerisinde gizlidir.

Herşeyi biliyorum iddiasında değilim, olmadım. Kabiliyetim, kapasitem nispetinde sunmaya çalışırım. Verdiğim cevapları, kendi kafanızda var olanlarla değerlendiriyorsunuz.

Geçmişi bir kenara bırakıp, bildiğinizi zannettiğiniz şeylerin üzerine yeni bazı şeyleri alıp, koymak pek de kolay bir şey değil. Hele ki kendisini tanımadığınız, güvenmediğiniz birisinden. Sormak, sorgulamak en doğal olanı, olması gerekeni. Yeterlilik meselesine gelince, kendinde olan ile harmanlayıp, düşünmek en doğru olanı.

Şu ana kadar Kuran 'a aykırı bir şeyden bahsetmedim, göremezsiniz. İsimlere, tariflere, şekillere takılı kalmadığınız müddetçe de göremezsiniz.

TASAVVUF :  İSLAM 'I  YAŞAMA , UYGULAMA BİÇİMİNE verilmiş isimden başka bir şey değildir.
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #8 : 15 Temmuz 2014, 05:19:05 ÖS 17 »

mademki vahiy kıyamete değin sürecek, herkese ve her şeye inzal oluyor/olacak (da),
bizler neden Rabbimizin terbiyeciliği/vahyin terbiyesiyle terbiyelenmeyelim?!
sizce, bununla terbiye olamayanlar başka terbiyeciler ile terbiye olunur mu dersiniz..?!

Hiç bir yere dokunmadan, bağlı olmadan, destek ve dayanak almadan boşlukta durabilen bir zerre var ise, siz de hiç bir yere bağlanmadan, biat etmeden, kendi başınıza bu yolda yürüyebilirsiniz.

Ustasız sanat, haramdır. Bu yol üzerinde kurulu yol kesicilerle karşılaşmamak istiyorsanız, korunmaya, kollanmaya, muhafaza edilemeye ihtiyacınız var demektir. Mana öğretmenlerinin terbiyesine muhtaçsınız demektir.

Her üniversite bitiren kişi neden doç.  prof. uzman olamıyor.? Görmüş oldukları, almış oldukları ilim kendilerini bu işin alimi yapmaya yetmiyor.? Okudukları branşlarda yetenek sahibi olmalarına imkan tanımıyor.? İlimde son yok. Bilimde son yok. Teknolojide son yok.

Allah 'ın ilminde de son yok. Her bilinenin ötesinde dahası var, dahaları var. Kul talep edecek, Allah c.c lutfedecek. Kul ilk adımı atacak, Allah c.c ona bu yolda kolaylıklar sunacak. "Talebena, vecedena"..

Hz. Ali (r.a) : "Bilmediklerimi ayağımın altına koysam, semaya yükselirim" buyurmuşlar.

İlim şehrinin kapısı olarak böyle derse, bu yolda kendi başına gidebileceğini düşünene diyecek bir sözümüz olamaz.

Hz. Allah Kuran 'da tabiri caiz ise, bütün insanlığa haykırıyor. Küçük, küçük sebepler halgetmiş. Kullarını azaptan, ateşten korumak, kurtuluşa erdirmek için. Ayet, ayet açıklamış, uyarmış, ikaz ve izah etmiş.

Zina, içki, kumar, yalan, haram.. Velhasıl her konuda uyarmış. Çevremize bakalım ne kadar insanın bu çağrılara kulak verdiğine..! Allah uyarmış, Peygamberleri uyarmış, Elçi 'leri de uyarıyor.

Kim kulak verip kendisini düzeltirse, kurtuluşa ermiş..

Kim de kulak arkası yapmış ise, kendi azabını kendisi kazanmış demektir.

İblis insanı inancı ile, itikadı ile kandırır.

Hz. Allah Peygamber efendimiz uyarıyor;

Eğer seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten, nerdeyse onlara birazcık meyledecektin.
İsra 74

Allah 'ın alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber, meyledecek haller geçiriyorsa, peki ya korumasız, kollamasız, tek başına olan bizim hallerimizde neler olmaz ki..?
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #9 : 15 Temmuz 2014, 06:03:32 ÖS 18 »


*Kendini tanıyor musun.? Kimsin, nesin, ne değilsin.? Adem a.s ile senin arandaki fark ne.?

Kendimi tanımaz olur muyum.? Adem olarak yaratıldım, kul olduğumun idrakine varıp, insan olmaya namzet beşerim.

Adem, yok demektir. İnsan ise kemalat sahibi olmuş, varlığında, Yaratan 'ının gücü ve kuvvetini idrak edip, kendisindeki acziyetin farkında olmaktır.

Adem a.s ile benim aramda yaratılmışlık olarak hiç bir fark yoktur. Tek fark, kendisine verilen manevi vazifedir. Hz. Allah , Yaratılış olarak..! "Hepinizi tek bir nefs 'ten yarattım" buyuruyor.


*İbadetlerini yaparken ne düşünüyorsun.? Neyi düşünüyorsun.? Kimi düşünüyorsun.?

Farklı mesajlardan, farklı ifadeleri burada bana karşı yöneltmeniz pek uygun bir davranış değil. Bu sorum, rabıta ile ilgili, rabıtaya küfür gözü ile bakan kişiye idi.

Fakat yine de cevap vereyim. İbadetlerimde tabii ki Allah 'ı düşünüyorum, düşünmeye çalışıyorum. Allah 'ın ayetlerini yalnız okumakla değil, manasını düşünerek ibadet ediyorum.


*Örneğin namaz kılarken düşündüğün şey ne.? Veya manevi bir şey düşünebiliyor musun.?

Bu da aynı şekilde.. Konu rabıta.. Karşımdakinin bu konu hakkında iki kelime de olsa bir şeyler karalamasını bekledim ama olmadı. Yani her insan farkında olsa da, olmasa da, ibadetlerinde Allah 'ı bir nebze de olsa düşünme gayreti içerisinde olur. Bu da rabıta sayılır.

Rabıta, illa ki şeyhi düşünme anlamında değil demek istedim. Allah 'ın rahmet, merhamet, mağfiret sıfatlarını düşünmek, yaratma sanatını tefekkür etmek de bir nevi rabıta sayılır.

Kişinin Allah 'ın huzurunda olduğu bilinci ile namaza durması, gören ve gözeten olarak Rabbını düşünmesi, bu sebeple korunup, sakınması.. Allah ile beraber olduğu hissine kapılması da rabıta sayılır..


*İnsan nedir, ne için yaratıldı, içinde barındırdığı nedir.?



Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım."
Sâd 71

Onu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın!
Sâd 72

Meleklerin hepsi tüm olarak secde ettiler.
Sâd 73

Nefsini bilen, Rabbını bilir..

İnsan terbiyeye muhtaç olduğunu bilecek. Aczini bilecek. Ben'i Adem olarak var edildi, İnsan olma yolunda gayret ve çaba sarfedecek. Kendisinde varlık değil, hiçliğini, acziyetini  görecek. Yaratılan her şeyde Allah 'ın yaratma, var etme sanatını, subuti ve fiili sıfatlarını görecek, müşahede edecek.

RABBINI BİLECEK..!


bir mutasavvıf olarak bunların cevaplarını biliyor musunuz?
sizde, yahut tasavvufta, veya evliyanızın öğretisinde bunların açıklaması, bunlara bakış nasıldır?
nasıl değerlendiriliyor?

{sorular tanıdık gelmiştir, zira bunlar ve nasipse bundan sonrasında gelecek sorular size ait olacak;
farklı farklı üyelere yönelttiğiniz, cevaplarını alamadığınız sorular..}


Benim için değil, okuyan için hiç bir şey ifade etmeyecek.

Akıl devrede olduğu müddetçe, Tasavvuf 'suz yakınından dahi geçirmezler. Olsa da nadir görülür. O da kişideki samimiyet ve sadakati ölçüsünde.
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 214


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #10 : 18 Temmuz 2014, 01:27:24 ÖS 13 »

Adem a.s ile benim aramda yaratılmışlık olarak hiç bir fark yoktur. Tek fark, kendisine verilen manevi vazifedir. Hz. Allah , Yaratılış olarak..! "Hepinizi tek bir nefs 'ten yarattım" buyuruyor.

daha evvelinde yazdığım bir mesajda 'Adem'in(aleyhisselam) ilk insan olduğunun ihtilaflı bir konu olduğunu' yazmıştım ve siz de buna mukabil, ilk insan olduğunu ispata çalışmıştınız.

*eğer iddianızdaki gibi ilk insan ise, nasıl oluyor da yaratılış evreniz aynı olabiliyor?

biliyoruz ki siz, bir kadın rahminde yumurta ve spermin bileşiminden zigot halini alıp, kromozom sayısının uyumluluğu ile blastosit evresine geçen, kan pıhtısındaki hücre sayısının çoğalmasından sadır olmasınız. oysaki, Adem balçıktan bedenlenip ruh üflenmiş olarak geçiyor; bir anne babadan söz edilmiyor, anne ve babası yok iken bu evreleri yaşaması söz konusu olamaz. ayrıca manevi vazife 'vahyi aktarma ise' halkı/ümmeti olmayan bu tek insan kim(ler)e bunları aktarmada vazifeli kılınmış olabilir?

bu konu hakkında Mehmet Okuyan'ın (Hilal TV.de Yusuf Özkan Özburun sunuculuğunda yaptığı) ''Okudun mu?'' programını arşivden yada youtube den aratıp dinlerseniz ufuk açıcı olur ve ne anlatmaya çalıştığımı daha iyi anlayabilirsiniz..


Farklı mesajlardan, farklı ifadeleri burada bana karşı yöneltmeniz pek uygun bir davranış değil. Bu sorum, rabıta ile ilgili, rabıtaya küfür gözü ile bakan kişiye idi.

Fakat yine de cevap vereyim. İbadetlerimde tabii ki Allah 'ı düşünüyorum, düşünmeye çalışıyorum.


uygun olmayacağını düşünsem yazmazdım.
bu tarz çok şahsi olan soruları sormayı hadsizlik olarak görüyor, dahası karşı çıkışlarda köşeye sıkıştırma tavrı olarak başvurulmasını avami buluyorum.
zira, kulun Rabbi ile arasında olan şeylerin hesabını soracak kişi ve yargılamaya hak sahibi olan sadece Allahtır.

o halde ben size niye sordum? söyleyeyim: ''sizin şahsınızda tasavvufun içeriğini, özelde size ne kattığını sorarken aslında genel olarak insana neler katabileceğini öğrenmekti. ayrıca, kendinizi ifade edebilmenizi sağlamak/yardımcı olabilmek için''(di). çünkü siz defaatle tasavvufun yanlış bilindiğini ve sizin evliyanızın/inanışınızın piyasadaki muhtelif anlayışlardan farklı olduğunu savunuyordunuz, hala da savunmaktasınız. umarım maksadımı anlatabilmişimdir...

*Allah'ı nasıl düşünüyor veya düşünmeye çalışıyorsunuz, aşağıdakiler gibi mi?


Yani her insan farkında olsa da, olmasa da, ibadetlerinde Allah 'ı bir nebze de olsa düşünme gayreti içerisinde olur. Bu da rabıta sayılır.

Rabıta, illa ki şeyhi düşünme anlamında değil demek istedim. Allah 'ın rahmet, merhamet, mağfiret sıfatlarını düşünmek, yaratma sanatını tefekkür etmek de bir nevi rabıta sayılır.

Kişinin Allah 'ın huzurunda olduğu bilinci ile namaza durması, gören ve gözeten olarak Rabbını düşünmesi, bu sebeple korunup, sakınması.. Allah ile beraber olduğu hissine kapılması da rabıta sayılır..


elbette; fakat siz de biliyorsunuz ki 'Allah ile kurulan rabıtaya kimsenin, daha doğrusu size yazanların sözü yok' kastedilen, genel değil hususi rabıta, yani evliya/kul ile kurulan çeşidi.

bu linke bakarsanız, bunu apaçık şekilde görür ve daha iyi anlarsınız sanıyorum...
http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,9412.0.html


Benim için değil, okuyan için hiç bir şey ifade etmeyecek.

Akıl devrede olduğu müddetçe, Tasavvuf 'suz yakınından dahi geçirmezler. Olsa da nadir görülür. O da kişideki samimiyet ve sadakati ölçüsünde.


bunu bilemezsiniz ki, bence yanlış düşünüyorsunuz. şahsen, bir şey ifade etmiyorsa sormazdım.

aklın devre dışı kalması deliliktir, ki bu durum mükellefiyet dışına iter kişiyi. ne ashap da, ne de 'en büyük derviş diye tabir ettiğiniz' Allah'ın Resulü Muhammed'de böyle bir hal/delilik mevcut değilmiş; Mushafta ve tarihi kitaplarda geçen ifadeler bu şekildedir. akletme önemli olmasa ve kötü bir şey olsaydı Allah emretmezdi ve Peygamberler delilerden seçilirdi.

merak ettim, siz bu satırları gerçekten inanarak mı yazdınız? çünkü bu dediğinize inanıyorsanız bu durumda -tabi olduğunuz şahsı/evliyanızı da- deli olarak görüyorsunuzdur. ki bu durumda da bilirsiniz ki, delilere tabi olunmaz.
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 214


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #11 : 18 Temmuz 2014, 08:06:38 ÖS 20 »

Allah 'ın alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber, meyledecek haller geçiriyorsa, peki ya korumasız, kollamasız, tek başına olan bizim hallerimizde neler olmaz ki..?

demiş, aşağıdaki mesajda ise

Bizim burada bahsini ettiğimiz gerçek Evliyaullah .. Vazifeleri icabı, Peygamberimiz Efendimizin terbiyesine ters bir durum içerisinde olmazlar, böyle bir durum içerisinde bulunamazlar. Evliya 'nın gerçeğinde Kuran 'a aykırı hiç bir hal göremezsin. Gerçek olanı ile sahte olanını Allah kişinin gönlüne ilham eder.

Şu ana kadar Kuran 'a aykırı bir şeyden bahsetmedim, göremezsiniz.

diye yazmışsınız. işte, Kur'ana aykırı bir bakış:
Peygamberler bile yanlışa meyledebiliyor, hata edebiliyorlarsa Evliya bundan nasıl beri olabiliyor?!

mademki gönlümüze yanlışlar ilham ediliyor, öyle ise doğrularda ediliyordur(ki evet, ediliyor). bunun için insanın kendini tanıması, özüne/fıtratına dönük yaşaması ve vicdanına kulak vermesi yeterlidir.


Size gönderilen bir mektubun, yalnızca zarfına bakıp, içerisinde size sunulanı, anlama, tahmin etme gibi bir yeteneğe sahip misiniz.? Hayır.

adıma, hayır diye cevaplamışsınız ama buna cevabım 'evet' olacak.


Şu ana kadar Kuran 'a aykırı bir şeyden bahsetmedim, göremezsiniz.

gördüm maalesef!
1- yukarıdaki mesajınızda;
2- aklı devre dışı bırakmayı,
3- sorgusuz itaati salık veren düşünce ve cümlelerinizde.

1) hatadan münezzeh olanın yalnız Allah'ın zatı olduğunu vurgular Kur'an,
2) akletmeyi tavsiye eder Kur'an,
3) sorgusuz itaati yasaklar Kur'an:
(peygamberlere, anne babaya, velilere itaati öğütlerken -emirlerine aykırı davranmamızı istemeleri durumunda- asi olmayı yani itaat etmemeyi emreder. ki, Peygamberler bile sorgulanmıştır. Ashabın, Muhammed peygamberi(aleyhisselam) sorguladığı, kendi reylerine müracaat ettikleri durumlar vaki olmuştur aktarılan tarihimizde.


Ben kimsenin yanlışını düzeltmekle mükellef değilim.

Allah bizleri -siz kabul veya red etsenizde- mükellef kılmış + bu yanlış size karşı yapılıyorsa düzeltmeniz doğru anlaşılabilme adına daha yararlı olur. hem itiraz hakkına da sahipsiniz; haksızlığa boyun eğmeme, izzetinizi muhafaza adına.


Nebevi uygulayıştan uzak" cümlesi bana da uzak.

nebevi uygulayıştan ayrı olarak' yazmıştım. uzak olarak değil, yani bu uygulamanın yanında evliyanın belirlediği diğer istihare şekilleriydi kastım. neyse...


Allah 'ın gönlünü görür isen, işini Allah 'a gördürürsün.

bu çok ciddi ve tehlikeli bir ifade, silmeli ve tövbeyle algınızı düzeltmelisiniz.
'naz makamı' denilen makam bunu ifade ediyor sanırım... yani, Allah'ın kendisiyle ünsiyet kuranlara bir nevi iltimas/torpil geçeceği gibi bir şey söz konusu olur ki, biz bunu kullarında bile görünce hoş karşılamıyor, yakışık almaz buluyorken, böyle bir şeyi Allah'ın adaletine ve şanına yakıştırmamız hiç mi hiç doğru olmaz. bu O'na iftira olur; çünkü adildir, hardal tanesi kadar haksızlığa göz yummayan, herkese çalıştığı kadarını veren/verecek olandır.

ayrıca, işini Allah'a gördürmek de ne demek, olur mu öyle şey? subhanAllah, irkildim ürperdim! sümme haşa! O, ne bizlerin kulu ne de hizmetkarıdır. bizler O'nun kuluyuz, yeryüzünde adalet ve barışın hizmetkarları olmalıyız.


Sinsile-i meratip üzere geldiklerini gösterir icazetleri vardır.

*silsile-i meratip ne demek?
*şecere tertibi, velilerin soy kütüğü sıralaması gibi bir şey diye biliyorum, doğru mudur?
*bu icazet kağıdını neye göre tertip etmiş ve nasıl temin etmiş/ele geçirmişler bilginiz var mıdır?
bir kaç yerde bu şekilde liste görmüştüm, merakımı celbetmiş fakat soramamıştım.
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 214


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #12 : 19 Temmuz 2014, 05:50:45 ÖÖ 05 »


SİZ İBADET EDERKEN NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ.?
İBADET EDERKEN AKLINIZI NE İLE MEŞGUL EDİYORSUNUZ.?

*TEFEKKÜR, MÜŞAHEDE, TECELLİYAT, SADIR SİZE NE İFADE EDİYOR.?

ALLAH 'I BİLİYOR MUSUN.?
YOKSA KAFANDA, ZİHNİNDE, BEYNİNDE, VARLIĞINI KABULDEN ÖTE GİDEMEDİĞİN BİR YARATICI MODELİ Mİ OLUŞTURDUN.?

*BANA, NASIL BİR VARLIĞA TAPTIĞINI İFADE EDEBİLİR MİSİN.?

MANEVİ DURUMLARI, MADDE İLE İFADE ETMEK MÜMKÜN MÜDÜR.? 
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #13 : 19 Temmuz 2014, 04:41:49 ÖS 16 »

daha evvelinde yazdığım bir mesajda 'Adem'in(aleyhisselam) ilk insan olduğunun ihtilaflı bir konu olduğunu' yazmıştım ve siz de buna mukabil, ilk insan olduğunu ispata çalışmıştınız.

*eğer iddianızdaki gibi ilk insan ise, nasıl oluyor da yaratılış evreniz aynı olabiliyor?

biliyoruz ki siz, bir kadın rahminde yumurta ve spermin bileşiminden zigot halini alıp, kromozom sayısının uyumluluğu ile blastosit evresine geçen, kan pıhtısındaki hücre sayısının çoğalmasından sadır olmasınız. oysaki, Adem balçıktan bedenlenip ruh üflenmiş olarak geçiyor; bir anne babadan söz edilmiyor, anne ve babası yok iken bu evreleri yaşaması söz konusu olamaz. ayrıca manevi vazife 'vahyi aktarma ise' halkı/ümmeti olmayan bu tek insan kim(ler)e bunları aktarmada vazifeli kılınmış olabilir?

bu konu hakkında Mehmet Okuyan'ın (Hilal TV.de Yusuf Özkan Özburun sunuculuğunda yaptığı) ''Okudun mu?'' programını arşivden yada youtube den aratıp dinlerseniz ufuk açıcı olur ve ne anlatmaya çalıştığımı daha iyi anlayabilirsiniz..


Evvelki ifademi aynen yineliyorum. Kullanmış olduğum cümle üzerinde biraz düşün istersen. Yaratılış evremiz, var edilişimiz aynı ifadesi kullanmadım.  "Yaratılmışlık olarak" ..!

-- Adem a.s ile benim aramda yaratılmışlık olarak hiç bir fark yoktur. Tek fark, kendisine verilen manevi vazifedir. Hz. Allah , Yaratılış olarak..! "Hepinizi tek bir nefs 'ten yarattım" buyuruyor.




bu tarz çok şahsi olan soruları sormayı hadsizlik olarak görüyor, dahası karşı çıkışlarda köşeye sıkıştırma tavrı olarak başvurulmasını avami buluyorum.
zira, kulun Rabbi ile arasında olan şeylerin hesabını soracak kişi ve yargılamaya hak sahibi olan sadece Allahtır.

o halde ben size niye sordum? söyleyeyim: ''sizin şahsınızda tasavvufun içeriğini, özelde size ne kattığını sorarken aslında genel olarak insana neler katabileceğini öğrenmekti. ayrıca, kendinizi ifade edebilmenizi sağlamak/yardımcı olabilmek için''(di). çünkü siz defaatle tasavvufun yanlış bilindiğini ve sizin evliyanızın/inanışınızın piyasadaki muhtelif anlayışlardan farklı olduğunu savunuyordunuz, hala da savunmaktasınız. umarım maksadımı anlatabilmişimdir...


Bahsedilenin aslı ile alakadar olur iseniz, bütünü görmeniz daha kolaylaşacaktır. Ne tasavvuf yalnızca benim tasavvufum. Ne de Evliya, yalnızca benim Evliyam. Hz. Allah 'ın Kuran 'da buyurduğu "Evliya", kabul etseniz de, etmeseniz de bütün insanlığın Evliyası.

Kuran ayetlerinde Evliya kelimesinin "dost" diye tefsir edilmesinin, bütün insanlığın anlayışındaki en büyük tahribata sebep olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Evliya kelimesi, dost kelimesi olarak algılandığında, veya ifade edildiğinde, veya manası değiştirildiğinde, Kuran 'da geçen Evliya 'nın bilerek veya bilmeyerek üzeri örtülmüş oluyor.

Şu iki ayet hakkında biraz düşünün;

Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.
Maide 51 (Diyanet tefsiri)


‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51 (Bazı müfessirlerin ve Evliya 'nın yapmış olduğu tefsir)


Eğer ki Allah 'a, bu ayrımcılığı, bu ötekileştirmeyi, bu bölüp, parçalamayı yakıştırabiliyor iseniz, kardeşliği ve beraberliği buyuran Peygamberi anlayamamış, idrak edememişsiniz demektir.

"Birbirinizi sevmedikçe, "MÜ-MİN OLAMAZSINIZ".

Mü-min olmadan da "CENNETE GİREMEZSİNİZ".

"EY ALLAH 'IN KULLARI"..! KARDEŞ OLUNUZ..!

Bu hitap bütün insanlığa yapılmıştır. Musevi, İsevi, Muhammedi ayrımı yapılmadan..

Evvelki indirilen Kitap ve Peygamberlere, iptal olmuş, hükümsüz kılınmış, tahrif edilmiş, geçersizdir gibi iman noksanlığınız yok ise, Kuran 'ın evvelki Kitapları tasdik edici, hepsini de birleştirici, bütünleştirici bir Kitap olduğunu görmeniz, dolayısı ile Evliya kelimesinin de manasını, Kuran 'da buyrulduğu gibi anlamanız gerekir.

Bu gibi soru ve sorunları da bertaraf etmiş olursunuz. Bunu en iyi anlamanın yolu, doğrudan sonuca değil, başlangıca bakmanız, sonuçları değil, başlangıçları değiştirmeniz gerekir. Bahsi geçen Evliya 'nın ise, yalnızca benim inanışım değil, Kuran 'ın emri olarak algılamanız gerekir.



*Allah'ı nasıl düşünüyor veya düşünmeye çalışıyorsunuz ?

Allah 'ı nasıl düşündüğü, kişinin kendisine bağlıdır. Kul Allah 'a nasıl inanıyor, Allah 'ı nasıl biliyor, veya bildiğini zannediyor ise, düşünmesi de o yönde olacaktır. Zannına göre..
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #14 : 19 Temmuz 2014, 04:46:00 ÖS 16 »

fakat siz de biliyorsunuz ki 'Allah ile kurulan rabıtaya kimsenin, daha doğrusu size yazanların sözü yok' kastedilen, genel değil hususi rabıta, yani evliya/kul ile kurulan çeşidi.

Hiç bir varlık sebepsiz yere var edilmedi. Sebepsiz var edilmiş hiç bir zerre yoktur. Buna Peygamberler efendilerimiz ve Evliya 'lar da dahiller. Peygamberler efendilerimiz kimlerdi, vazifeleri ve görevleri neydi.? Vesile ve sebepten başka nedirler.?

Rabıta : Arapça, bağlayan, rapteden demektir. Tasavvuf olarak, müridin zihni planda, tefekkür ve muhayyile gücünü kullanarak mürşidiyle "beraberlik" halinde olmasını ifade eder.

RABITA : Bağlantı, kalbin bir şeye takılı olması. Müridin, mürşidini hatırında tutması. Böylece mürşidin kalbinden feyze nail olur. Rabıta tarikatın temelidir, bütün kemalatlar rabıtanın bereketiyle hasıl olur. Rabıta yapılan zat kamil olursa, kişi onun nurlarının aksiyle kemale erer.

“Kişi sevdiği ile beraberdir”. Hadisi şerifine göre rabıta üzere olununca, arada uzaklık engel olmaz. “Sadıklarla beraber olun.” Ayeti kerimesine göre, uzakta olanla için rabıta emredilmiş olur. Zira orada bedenlerin beraberliği mümkün olmaz, ancak gönül birliği olur.

Adama çarpan arabaya değil, çarpan sürücüsünün alkollü olduğuna, çarpılan adamın öldüğüne değil..

Vadenin yettiğini, ömrün bittiğini, taktir ve tertibin bu olduğunu, yapan ve yaptıranın Allah olduğunu görmeye başladığın zaman, "sebeplerden, sebeplere verilen isimlerden kurtulmuş, Hakk 'ı ve hakikati görmeye başlamışsın demektir.

Rabıta, Kulun bağlı bulunduğu Şeyhi vesilesi ile, Şeyhinin bulunduğu makama müracaatıdır. Dolayısı ile müracaatın aslı Allah 'a dır. Kişiyi değil, vazifesini gör.

Kelamdan değil, hal 'den bahsediyoruz. Rabıta, Mürşidin vesilesinde makama, makamın sahibine yapılır.

Başbakanlığa vereceğin bir dilekçeyi, doğrudan başbakana veremezsin. Dilekçeyi bakanlık bünyesinde oluşturulan müracaat makamına vermen gerekir.

Evliya, Mürşid, şeyh de makama bağlı müracaat makamıdır. Doğrudan Allah 'a değil, vesile kıldığı Mürşid 'inin aracılığı ile başvuruda bulunabilirsin.


aklın devre dışı kalması deliliktir, ki bu durum mükellefiyet dışına iter kişiyi. ne ashap da, ne de 'en büyük derviş diye tabir ettiğiniz' Allah'ın Resulü Muhammed'de böyle bir hal/delilik mevcut değilmiş; Mushafta ve tarihi kitaplarda geçen ifadeler bu şekildedir. akletme önemli olmasa ve kötü bir şey olsaydı Allah emretmezdi ve Peygamberler delilerden seçilirdi.

Okuduğunu, anlamak istediğin gibi algılıyor, anlıyorsun. Benim ifade etmek istediğim gibi değil. Akıl, imanı ölçmede kullanılamaz. İman, aklın kabulünün, çok, çok ötesindedir.

İmanın şartı olan altı şart, aklın ötesinde bir inancı gerektirir. Allah 'ın varlığını, meleklerini,  Kitap ve Peygamberlerini akıl ifade etmeye yetmez. Kader ve kazanın, hayır ve şerrin ancak Allah 'tan olduğu, öldükten sonra dirilmenin, kabir ve ahiret hayatına iman, aklın kabul edebileceği bir şey değildir.

Aklını kaldır at demedik ki..! Fikir, idrak, olmadıktan sonra aklın da hiç bir önemi yok. Her akıllı zeki değildir ama, her zeki akılıdır. Hayvanlarda da akıl var ama fikir yok. Hesap etme yetisi verilmemiş.  

Allah 'ın ilmini algılamada ve iman boyutunda akıl sürekli çamura batar. Soru ve sorun üretir. Bir çok şeyi kabullenmemekte inat eder. Akıl, kendi işine gelen yöne çekmeye gayret ve çaba gösterir.

Başlangıçta akıl gönüle hitap eder, veya ettiğini zanneder. Fakat kişi iman boyutunda kemale erdikçe, akıl devreden çıkar ve gönlün himayesine girmeye başlar. İşte bundan sonra devrede olan gönüldür. Akıl, zahiri ilmi tercih ederken, gönül, batini yanını tercih eder. Görünenle değil, görünmeyen yanı ile ilgilenir.  

Akıl bunu izah etmeye yeterli değildir, yeterli de kılınmamıştır.


merak ettim, siz bu satırları gerçekten inanarak mı yazdınız? çünkü bu dediğinize inanıyorsanız bu durumda -tabi olduğunuz şahsı/evliyanızı da- deli olarak görüyorsunuzdur. ki bu durumda da bilirsiniz ki, delilere tabi olunmaz.



Bana tavsiyede bulunan bir kişiye bu satırlar yakışıyor mu, kendisine sormak isterim.

Aklının olması demek, akıllı olunduğu anlamına gelmez. Aklın ne işe yaradığını görmek istiyorsan, etrafına bir bak. Hz. Allah her şeyi açıkça bildirdiği halde, insanların yaşantılarına bir bak.

Kuran 'da yapın ve yapmayın, korunun ve sakının buyruğunu duyan, işiten, bilen insanların,

Sözde, Allah 'ın varlığına inanmış olduğunu ifade eden insanların,

Açıkça her şey bildirildiği halde, her türlü herzeyi yapmaktan, işlemekten geri kalmayan insanların düşmüş oldukları haller de, akıllarının ürünü.

Akıl mı, fikir mi.?

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
Sayfa: [1] 2 3 4   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.43 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu