İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) => Dinler Tarihi => Konuyu başlatan: müslümanlardan üzerinde 21 Aralık 2009, 01:19:13 ÖS 13



Konu Başlığı: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 21 Aralık 2009, 01:19:13 ÖS 13
Tasavvuf Ayrı Bir Din       
Yazar Ercümend Özkan     
 Tasavvuf konusunda yazdığı en meşhur kritik.

 

Arapça suf, yunanca sophia (hikmet) veya Ashabı Soffaya izafeten verildiği söylenen bu isim aslını nereden alırsa alsın, çıktığından, kullanılmaya başlanıldığından bu yana bilhassa müslümanlıkta önem kazanmış, yayılmış ve nerede ise asıl İslam veya İslam'ın aslı sayılagelmiştir. Araştırmacılar tasavvufun en erken hicrı ikinci asırda çıktığını söylüyorlarsa da, daha sonra yapılan araştırmalar bu sanının yanlışlığını ortaya çıkarmış, başlangıcının miladı sekizinci yüzyıl sonu ve dokuzuncu yüzyıl başları olduğunu ortaya koymuşlardır.

Tasavvufun her ne kadar başlangıcını Peygamber'in şahsına, onun en yakın arkadaşlarından Ebu Bekir ve Ali'ye ve daha sonra başkalarına dayamak isterlerse de gerek Kur'an'ı ahlak edinen Peygamber'de, gerekse kendilerini ona benzetmeye çalışan arkadaşlarında ve tabii en temelde Kur'an'da tasavvufla ilgili açık ve anlaşılır motiflere rastlamak mümkün değildir. Her ne kadar peygamberin bazı arkadaşlarında tasavvufu çağrıştıracak bazı temayüller görülmüşse de buna muttali olan Peygamberin bu yönelişleri hemen önlemeye çalışması da göstermektedir ki sufiliğin İslamla alakası bulunmamaktadır. Hatırlayacağınız gibi Peygamber'in arkadaşlarından bazılarının günlerce belki aylarca kimseden habersiz ve kendi kendilerine mütemadiyen akşama kadar oruç tuttukları ve sabaha kadar da nafile namaz kıldıkları, hanımları tarafından kendisine aktarılınca Peygamber'in: "Size ne oluyor? Ben size gönderilmiş Allah'ın elçisi değil miyim? Ben oruç da tutuyorum, yemek de yiyorum. Namaz da kılıyorum, hanımlarımla da yatıyorum" dediğini kaynaklar aktarıyor. Bize gelen rivayetlerde böyle davranan sahabeden bazılarının, bu ibadetleri süresince hanımlarıyla da temasta bulunmadıklarından Peygamber, bu hanımların şikayetleri vesilesi ile haberdar olmuştur. Cevabı sözlerinden de rahatlıkla anlaşılmaktadır durumun böyle olduğu.

İslam "Lailahe illallah" (Allah'tan başka ilah yoktur) esasını getirmiş ve insanlar arasında bunu yerleştirmeyi hedef almıştır. Tasavvuf ise bu esasla bağdaşması mümkün olmayan "La mevcude illallah" (Allah'tan başka mevcud yoktur) akidesinin sahibi olmuştur. Ki bunun meşhur adı "VAHDETİ VÜCUD" (Vücud Birliğidir)

Allah Kur'an'da: "Allah, yarattıklarından hiçbirine benzemez." (42/11) buyurduğu halde, tasavvuf, yaratılanların tümünün Allah'ın benzeri olduğu inancındadır. Bu kanaatte oluşu nedeni ile de tasavvufun meşhur isimlerinden ve ona şeklini verenlerden Muhyiddini Arabı FüsüsulHikeminde: "Hakikat budur ki Halik, Mahluk, Halik'tir. Bunların hepsi tek bir varlıktandır. Hayır, belki O, tek varlıktır. Ve yine O, çokluk halinde olan varlıktır" (s. 78-79) diyor. Ve aynı akidenin bir tezahürü olarak devamla kitabında: "Şu halde Firavnun iddia ettiği "Ben sizin yüce Rabbınızım sözü gerçekleşti. Çünkü her ne kadar o iktidar Hakk'ın aynı ise de Firavnun suretinde tecelli etmiştir." diye sürdürmektedir inançlarını açıklamayı.

Bu açıklamaları sürdürmek ve çoğaltmak kolay ve mümkündür. Yalnızca akide konusunda vermeye çalıştığımız bu görüşler İslam'ın ayrı bir din, tasavvufun ayrı bir din olduğunu akidelerinin benzemezliği bakımından ortaya koymaktadır.

Konuya mukayeseli olarak bakıldığında görülmektedir ki gerçekten İslam bir ayrı din, tasavvuf da bir ayrı dindirler.

Birinci olarak bu ayrı dinlerin akideleri birbirine hiç benzememekte, biri diğerinin aynısı olarak değil, ayrısı olarak görünmektedir. İslam akidesinde Allah; varlığı ezeli ve ebedi olan, eşi, ortağı ve benzeri bulunmayan Yaratıcıdır. Kendisi var iken, başka hiçbir şey yok idi: Ve Allah, yarattıklarından hiçbirine benzememektedir. Tasavvufta ise Allah ve yarattıklarının tümü bir varlıktır. Vücud Birliği (Vahdeti Vücud) Yaratanla yaratılanın aynı olduğu görüşüdür. İslam akidesi ile taban tabana zıt olan bu görüşü akide edinen tasavvuf, saliklerini İslam'dan uzaklaştırmıştır. Esas sapma da bu akide sapmasından kaynaklanmaktadır. İslam dininde kainat yoktan yaratılmıştır; gelip geçicidir. Yalnız onu yaratan, yoktan vareden Allah kalıcıdır. Kainat ile Allah arasında öz bakımından ayrılık vardır. Tasavvuf bu görüşü benimsemez. Tasavvufa göre kalıcı (ezeli ve ebedi) olan Allah tarafından yaratılmış ne varsa onunla eş niteliktedir. Çünkü yaratılan, yaratanın bütün özelliklerini yansıtır. Yaratılan, yaratanın görüş alanına çıkmasından başka birşey olmadığı için, ikisi arasında öz ayrılığı yoktur. Öyleyse yaratılanla, yaratan eş varlık düzeyindedir, birbirinin iki ayrı görünüş türüdür. Yaratılan kainat, yaratan Allah'ta vardır (vahdeti vücud). Yaratılma olayı Allah'ın özünden gelen, dışa vuran bir fışkırmadır; yoktan varediş değildir.

Vahdeti Vücud anlayışı, Anadoluda gelişen ilk çağ felsefesinin temel ilkelerinden birisidir. Tanrı ile kainat arasında birlik olduğunu ilk ileri sürenler Herakleites ile Parmenides'tir. Bu görüşü daha sonraki çağlarda Yunan filozofu Eflatun yeniden ele alarak geliştirdi; ondan sonra gelen ve Eflatun'un izinden yürüyen Platines de ayrı bir açıdan yorumladı. İslam dininin doğuşundan sonra özellikle ilk çağ felsefesine bağlı kalan filozoflar ve mutasavvıflar bu görüşün etkisi altında kalarak onu İslam dini ilkeleriyle bağdaştırmaya çalıştılar. Bu bağdaştırmayı yaparken eski İran ve Hint kültüründen, özellikle dini inançlarından yararlandılar. Mansür, Senai, Zunnün-u Mısrı, Şeyh Attar, Şebüsteri, Celaleddini Rumi, Muhyiddini Arabı, Nesimi gibi filozof ve şairler başta gelir. Özellikle Muhyiddini Arabi bütün düşüncelerini Varlık Birliği (Vahdeti Vücud) j üzerinde toplayarak bu görüşlere bir düzenlilik kazandırdı.

Vahdeti Vücud anlayışının en çok tutunduğu ve yayıldığı yer İran'dır. Gerek nitelikleri, gerekse ihtiva ettiği düşünceler bakımından Vahdeti Vücud anlayışı İslam'ın şeriat ilkelerine karşıttır, onlarla bağdaşamaz. Çünkü İslam dininin temel ilkesi kainatın yoktan, Allah tarafından yaratıldığı inancına dayanır. Kainat ile Allah (Yaratılanla, Yaratan) arasında öz (zat) değil, görünüş bakımından bile en küçük bir benzerlik, yakınlık yoktur. Kur'an, Allah insanın düşüncesinin, aklının sınırlarını aşan bir yüce varlıktır; O, insanın düşünebildiklerinin hiçbirine benzemez, eşi ve benzeri yoktur. Bu bakımdan Allah ile Kainatı, bir sayan Vahdeti Vücud anlayışını reddeder.

Bugün hemen bütün müslümanlar arasında derece derece var olan Vahdeti Vücud anlayışı tasavvufun vaktiyle İran'da tutunmakla kalmadığını, bugün müslümanların ezici çoğunluğunu oluşturan İslam'a sonradan giren ve ana dili arabça olmayan müslüman topluluklar arasında yayıldığını göstermektedir.

Başlangıcı itibariyle ilk yıllarını takiben diğer din salikleriyle karşılaşan ve onların müslüman olmalarıyla da girdikleri İslam'a getirdikleri eski dinlerinin kalıntılarının oluşturduğu tasavvuf zamanla dallanıp budaklanmış ve yayılmıştır. Kaynakların belirttiğine göre müslümanların tarihinde ilk tekkenin açılışı şöyle olmuştur: Suriye'nin Ürdün'e yakın bölgelerinde daha yoğun bir hıristiyan kitle ile birarada yaşayan müslümanların bazılarının komşusu hıristiyanlardan: "Sizin dininizde daha dindar olmak için ne yapılır" sorusuna aldıkları "Kendini dine adayan kişi bir lokma bir hırka ile bir manastıra kapanır ve orada kendini Allah'a adar" cevabı, soru sahiplerine ilk tekkeyi açmak (kurmak) için yol gösterici olmuştur.

Peygamber "Kitab nedir, iman nedir bilmezken" (42/52) çeşitli yerlere gittiği gibi mağaralara da gidiyor ve yalnız kalarak düşünüyordu. Lakin kendisine Rabbi Allah tarafından "Ne yapacağını bilmez iken bulunup doğru yol gösterildikten" (93/7) sonra ömründe (hicreti sırasında yalnızca düşmanlardan gizlenmek için saklanması hariç) hiç mağaraya yani inzivaya, yalnızlığa çekilmezken ve takvayı insanların arasında yaşayarak, hayatının vasfı haline getirmeye çalışırken tasavvuf ehli bunun tam tersini ahlak edinmişlerdir.

İnziva; bir köşeye çekilme ve çekilip hiçbir işe karışmama, dünya işlerinden vazgeçme manasındadır. İs1am'da ise insan için en olmadık şey, olmayacak şey inzivadır. Hem şahsı açısından, hem aile efradı açısından, hem konu komşusu ve akrabaları açısından, hem de toplum açısından bir müslümanın hiçbir sebeble kendini tecrid etmesi düşünülemez. Hele kendisine tebliğ görevi yüklenmiş biri olarak müslümanın böylesi bir dünyadan eletek çekmesi üzerindeki farzları yerine getirmekten vazgeçmesi demektir ki hiç bir surette böylesi bir işe yol bulabilmesi mümkün değildir müslüman olarak. İslam'da sevap böyle dünyadan eletek çekerek değil, insanların içinde, toplum halinde yaşayarak ve normal bir hayat sürdürerek Allah'ı razı etmekle kazanılır. İslam böylesi bir davranışa, kişinin kendini toplumdan soyutlamasına izin vermediği gibi, kendi kendine böylesi bir izni almış gibi davrananı da cezalandırır. Zira bu kişi nefsini, Allah'ın emrettiği şeylerden uzak tutmaktadır. Bu sebebledirki Peygamberin gününde inzivaya çekilen yoktur. Bu husustaki haberler de uydurmadır.

Riyazete gelince; nefsi kırma, dünya lezzetlerinden ve rahatından sakınma, kanaatla yaşama, perhize girme demektir. Bu suretle nefsini terbiye etmeye çalışma tasavvufun İslam'a soktuğu İslam dışı bir davranıştır. Zira Allah Kur'an'da bir çok kere "Yiyiniz, içiniz!..." buyurmaktadır. Olduğu halde yememek, içmemek açıkça nefse eza vermektir ki İslam'da nefse eza vermek de zulüm olarak tanımlanmıştır. Zulmün her türlüsü de haram kılınmıştır. Mesela oruç bir ay boyunca müslümanlara, daha öncekilerde olduğu gibi farz kılınmış, lakin güneş battıktan sonra da yiyip, içmek de (yani dünya nimetlerinden yararlanmak da) gerekmektedir. Oruç tutmak farz olduğu gibi iftar etmek de farz kılınmıştır. Tam gün oruç tutmak haramdır. Kişinin nefsini nasıl terbiye edeceğine de terbiyecisi edindiği Rabbi Allah karar vermekte, işi kişinin kendine bırakmamaktadır.

Halbuki riyazet; olduğu, bulunduğu halde kişinin nefsini terbiye edeceğim diye, var olan dünya nimetlerinden kendini mahrum bırakmasıdır. Bu mahrum bırakma o derecede uygulanmaktadır ki takva uğruna vücudlar halsiz ve takatsız bırakılmakta, hatta kendilerinin hanımları üzerindeki haklarına riayetten onları alıkoyduğu gibi, hanımlarının de kendileri üzerindeki haklarını onlara vermelerinden bunları alıkoymaktadır. Yani haksızlık etmeyi takva yolu kabul etmektedirler. Kimisi takvasından ve hayası nedeni ile yıllardır hanımı ile ünsiyet etmemesiyle övünebilmektedir. Kişiyi tamamen bir rahib hayatına sevkeden (budist rahibi veya hırıstiyan keşişi olsun) bu tür davranışların bir benzerini Peygamber'in hayatında görmek mümkün olmadığı gibi Kur'an'dan da buna yol bulabilmek kabil değildir. Kişiyi ruhbanlığa götürecek bu yollar İslam ile kapatılmıştır. Zira ruhbanlık yasaklanmış ve Peygamber dahil kimseden böylesi davranışlar istenmemiş, aksine var olan dünya nimetlerinden onlara esir olmadan kabil olduğunca yararlanılması ve bunun için Allaha çokça şükredilmesi istenilmiştir.

Allah'a teslim olmamış insan elbetteki yürümesi gereken doğru yolu bulamamakta, yolun dışına çıkmaktadır. Allah buna "Fahşa-aşırılık" diyor. Ve insanları aşırılıktan sakınmaya çağırıyor. Doğruyu tesbit insanın kendine kalınca her önüne gelene doğru demesinin önüne geçilememektedir. Yukarıda anlatmaya çalıştıklarımız da yani inziva ve riyazet de kişinin hevasına uyarak kurduklarını doğru kabul etmesi sonucu ortaya çıkarılmış şeylerdir. Rabbi olan Allah'a teslim olanın ise bu gibi kulluk yollarından uzak durmaları gerekir. Zira insanlara doğru yolu bildiren gerçekten Allah'tır.

Tasavvufun bir yandan İran eski dini ile Hind dinlerinden etkilenerek ortaya çıktığı, diğer yandan hıristiyanlarla temas neticesi onlarda bulunan stoacı ve hermesci düşüncelerden etkilenerek şekillendiğini yukarıda anlatmaya çalıştık.

Şimdi İslam ve tasavvuf arasındaki karşılaştırmalara devam edelim. Yukarıda bu iki dinin akidelerini karşılaştırmış ve birbirinden ne denli uzak esasları akide edindiklerini göstermiştik. Şimdi başka hususlarda karşılaştırmalar yapalım.

İslam'da zahire göre hüküm verilir. Zahir, insanlar arasındaki ilişkilerde esastır. Buna göre muhakeme olunurlar. Olaylar ve davranışlar buna göre değerlendirilir ve kabul veya reddedilir. Örneğin İslamın kerih gördüğü bir davranış göründüğünde bu reddedilir. Maruf, münker açıktır. Maruf yapılması gereken şeyler iken, münker kaçınılması gereken şeylerdir.

Tasavvufta ise asıl olan zahir değil, batındır. Batın; gizli, görünmeyen, bilinmeyen demektir. Buna göre görünmeyen, bilinmeyene göre hareket etmeyi esas almaktadırlar. Bu düşüncelerinin sonucu da görüntüde haram olan bir işi rahatlıkla yapabilmekte ve sonucunda "Bu görünen size öyle görünmektedir. Zahirde böyledir. Lakin batınında iş sizin bildiğiniz gibi değildir ve şöyle şöyledir" demektedirler. Bu cümleden olarak birçoğunuzun bu ve benzerlerini hemen hatırlayıvereceği gibi mesela "mürid şeyhini, önünde rakı sofrası ve yanında fahişelerle bile görse kalbini bozmamalı ve bana görünen (zahir) böyle, kimbilir mübarek zat batında ne haldedir. Benim olayı böyle görmem bendendir demeli ve şeyhi hakkındaki kanaatında hiçbir değişiklik yapmamalıdır. Hatta böyle gördükçe şeyhi hakkındaki imanı daha da artmalıdır." Bu ve benzeri düşüncelerin inançlaşması, zahiri ölçü edinmeyip, ne olduğu bilinmeyen, gizli olan batını ölçü edinmekten kaynaklanmaktadır. Durum böyle olunca da yeryüzü ifsad olmakta, bütün doğrular eğrilmekte, bütün eğriler rahatlıkla doğrulaşmaktadır.

Bir diğer konuda yapacağımız mukayese de dikkatleri çekecektir. İslamda insan kullukta ilerledikçe sakındığı şeyler çoğalır, sakındığı şeyler çoğaldıkça kullukta ilerlerken, tasavvufta mertebe kat ettikçe mükellefiyetler azalmakta, hatta tümüyle kalkmaktadır. Akidevi bakımdan mübtedi bir mutasavvıf "Ben Hakk'ım" diyemezken, seyri sülukta ilerledikçe "Ben Allahım" diyebilmektedir. Bayezidi Bistami "Kendimi tesbih ederim. Benim şanım ne yücedir." derken, İbni Arabi "Yaratılan, yaratılmış olandır. Ben O ,ve O benim" diyebilmekte, buna paralel olarak da, Yunus "Bir ben vardır, bende, benden içeru..." diye sürdürmektedir. Ve giderek namazı, niyazı küçük gören, cenneti istiskal edip istemediğini söyleyen ve isteyenlere verilmesini söyleyerek "Bana seni, gerek Seni..." diyenler de bunlardır. Ve yukarıdaki sözlerimizi doğrulayan tasavvufi tezahhürlerdir. Akidevi açıdan işi o denli ileri götürürler ki "Hatta 'Füsüs ve Fütühatı Mekkiyye' isimli eserlerin sahibi Muhyiddini Arabi "hırıstiyanlar tanrılığı sadece İsa ve annesine hasretmelerinde yanıldılar"'1' demektedir. Diğer yandan aynı düşünce Molla Cami'de "Bunlar abdal tabakasına girmeden önce nikahlanırlar... Fakat abdal tabakasına girdikten sonra o işi terketmişlerdir. Artık ona bir daha dönemezler. Zevceleri ile sohbetten ve çocuklarından ayrılırlar. Bir daha zevceleri ve çocukları ile sohbet edemezler ki bu onların malumu olsun. Onlar sünnete riayet etmede, nikah hususunda mübalağa ederler. Hatta öyle ki, bir yabancı kimse evlerine geldiği zaman, bir gün veya bir hafta kalsın ve o hanımı ile nikahlanarak onun hakkını versin isterlerdi. Daha sonra o adam o kadını bıraksın ve kadın da onun kim olduğunu bilmesin"'2'.

Tasavvufla ilgili ne kadar önem atfedilen eser var ise bunların tümünde yukarıda anlatmaya çalıştığımız hususlarla ilgili yüzlerce örnek bulmamız mümkündür'3'. Akidesi, kabul ettiği ana ölçüleri, ana kavramları ile birbirinden gerçekten farklı iki din; İslam ve tasavvufun görünürdeki bazı benzerlikleri, kendini meselenin dışında tutanlar için aldatıcı olmakta, yanılmalarına sebeb olmaktadır. Biri, diğerinin yerine ikame edilmek istenilen şeylerin herşeyden çok birbirine benzemeye ihtiyaçları vardır. Hiç değilse görünürde sağlanacak bu benzerlikler, düşünce seviyesi düşük olanları kolay kandırabilmektedir. Allah katında kabul görmeyecek nice sapık dinde de bazı doğruların bulunduğu bilinen bir husustur. Zira herşeyiyle sapık olanların tefriki kolay olması, tefriki güçleştiren unsurlara ihtiyaç duyulmamaktadır. Mesela bugün demokrasinin ve hatta laikliğin islamlaştırılması, İslamın tümüyle reddedilmediğindendir. Madem ki bu başarılamamaktadır o takdirde demokratik İslamdan ya da laik islamdan bahsetmek gündeme getirilmekte, demokratik ve laik kavramlar İslam'da yaşatılmaya çalışılmaktadır. Kaldı ki ne demokrasi, ne de laiklik uzaktan yakından İslam'la ilglidir. Hiç bir surette birbirine yakınlığı bulunmayan bu kavramlar tamamıyla reddedilemeyen, insanların akıl ve kalplerinden çıkarılmayan İslama sokulmaya, orada yaşatılmaya çalışılmaktadır. Kadir olsa idiler mutlaka İslam'ı tümüyle, ismi dahil ortadan kaldırmayı ve yerine kendi dinlerini ikame etmeyi isterlerdi. İstemişlerdir de.

İktibas Dergisi/Sayı: 141
(1) Bkz. iktibas Dergisi, 104. sayı, 26. Sayfa, 1. sütunda Şeyhülislam Mustafa Sabri'nin Vahdeti Vücud isimli makalesi.

(2) Bkz. Nefahafül Üns; Molla Cami, Osmanlıcaya çeviren: Bedir Yayınevi, Yayıncısı: Mehmed Şevket Eygi, 1. baskı, 1971, İstanbul, Sayfa: 42.

(3) 1. Nefahat'ül Üns: Molla Cami, Bedir Yayınevi, 1. baskı, 1971, İstanbul.
 


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 24 Mayıs 2014, 01:03:26 ÖÖ 01
Baştan aşağı yalan, yanlış ifadelerle doldurulmuş bir yazı. Allah affetsin..

Bu yazıya Peygamber efendimizin şu mübarek sözleriyle yanıt vermek isterim ;

"Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter".

Yazıda geçen ifadelerle Tasavvufun uzaktan veya yakından hiç bir alakası yok.

Yazıyı paylaşan arkadaş da en az yazıyı yazan kadar sorumluluğun altına imzasını atmış görünüyor. Gerçekten yazık.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 24 Mayıs 2014, 01:16:39 ÖÖ 01
TASAVVUF : Ayrı bir din değildir. Tasavvuf, İslam 'ı yaşama biçimidir.

Tasavvuf "" HAL İLMİDİR "" kâl değil.

Tasavvuf "" ÖZDÜR "" söz değil.

Tasavvuf "" SIRETTİR "" suret değil.

EVLİYA : Tapınılan, eteği, ayağı öpülen kişi değildir. Evliya, uçuran, kaçıran, göğe yükselten, gayb 'dan haber veren .. Falan, falan bilmem ne değildir.

EVLİYA : Yol gösteren, irşat ve terbiye eden, tarif eden, bildiren, bulduran, kısacası kul 'u Allah 'a yakınlaştıracak vesileleri, sebepleri, kısa ve özü gösterendir.

EVLİYA : Dolambaçlı yolları sevmez. Sözün uzununu sevmez. İşin aslını ve özünü gösterir. Bu özü zaten kendisi yaşar, tabii olanlara da yaşatır. Tıpkı peygamberler efendilerimizin zamanlarındaki ibadet ve taatlara uygun yaşantıları sergiler ve sergiletirler.

E D B : Eline , Diline , Beline sahip olmayı öğretir. Kısacası tabii olanı yol kesicilerden muhafaza eder. Varlık, benlik, gurur, kibir gibi hallerden tabii olanların uzak durmasını sağlar. Tevazuluğu aşılar.

Kısaca, İslam 'ın emrettiği insan modelini oluşturmak ve o insanın terbiyesi ile meşguldür Evliya...!



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 24 Mayıs 2014, 02:40:17 ÖÖ 02
Tasavvuf Ayrı Bir Din        
Yazar Ercümend Özkan    
Tasavvuf konusunda yazdığı en meşhur kritik.

Tasavvuf 'a ayrı bir din ifadesi kullanmak, ne İslam, ne Müslüman, ne de Mü-min sıfatı ile asla bağdaşamaz. Sebebine cevap Hz. Allah 'ın kitabı Hz. Kuran 'da açıkça ifade edilmiştir;

Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, ondan kabul edilmeyecek ve o, âhirette kaybedenlerden olacaktır.
Ali İmran 85



Tasavvufta ise asıl olan zahir değil, batındır. Batın; gizli, görünmeyen, bilinmeyen demektir.

Peki Tasavvuf, neden zahiri görünenle ilgilenmez .? Çünkü imanının gereği budur.

Akıl yalnızca görünenle ilgilenir. Batıni olanlar aklın işine pek gelmez. Görünen tarafla ilgilenmek işin yalnızca felsefi boyutudur. Halbuki İslam Dini 'nde işin iman ile alakalı olan yanı batıni olan tarafıdır. Neden mi .?

Çünkü ; İmanın altı şartı Gayb, yani görünmeyen, bilinmeyen, şahidi olunamayan ile ilgilidir.

-Amentü Billahi
-Ve Melaiketihi
-Ve Kütübihi
-Ve Resulihi
-Vel yevmil ahiri, vebil kaderi, hayrihi ve şerrihi minAllah-û Teala Vel basulbadelmevt
-Hakkun Eşhedü enlailahe illAllah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resulihi

Kuran 'ın hemen başında Sureyi Bakara 'da Hz. Allah şöyle buyurmakta ;

1- Elif lâm mim.
2- İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.
3- Onlar ki gaybe inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcarlar.
4- Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; âhirete de kesinlikle iman ederler.
5- İşte onlar, Rablerinden bir hidâyet üzeredirler ve umduklarına erenler, işte onlardır!

GAYB 'a iman, İmanın aslını ve özünü teşkil eder.

Tasavvuf işin zahiri değil, batıni yönüyle ilgilenmesinde haksız mı .?

 Buna göre görünmeyen, bilinmeyene göre hareket etmeyi esas almaktadırlar.

Bir başka ayette Hz. Allah Mü-min sıfatı için şöyle buyuruyor ;

Gönderilen Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri “Allah'a, meleklerine kitaplarına peygamberlerine iman ettiler.” «Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız. Onları “İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, mağfiretini niyaz ederiz! Dönüş yalnızca sanadır» dediler
Bakara 285

Tasavvuf ehli aleyhine böyle yazı yazmak ve yazılan bu tarzdaki yazıları bilerek veya bilmeyerek paylaşmak nasıl bir iman ürünüdür .? Kuran böyle mi buyuruyor .? Kuran 'ın dışında bir yaşamı Tasavvufta görmek imkansızdır. Allah ıslah etsin, yazık.  

Bu düşüncelerinin sonucu da görüntüde haram olan bir işi rahatlıkla yapabilmekte ve sonucunda "Bu görünen size öyle görünmektedir. Zahirde böyledir. Lakin batınında iş sizin bildiğiniz gibi değildir ve şöyle şöyledir" demektedirler. Bu cümleden olarak birçoğunuzun bu ve benzerlerini hemen hatırlayıvereceği gibi mesela "mürid şeyhini, önünde rakı sofrası ve yanında fahişelerle bile görse kalbini bozmamalı ve bana görünen (zahir) böyle, kimbilir mübarek zat batında ne haldedir. Benim olayı böyle görmem bendendir demeli ve şeyhi hakkındaki kanaatında hiçbir değişiklik yapmamalıdır. Hatta böyle gördükçe şeyhi hakkındaki imanı daha da artmalıdır." Bu ve benzeri düşüncelerin inançlaşması, zahiri ölçü edinmeyip, ne olduğu bilinmeyen, gizli olan batını ölçü edinmekten kaynaklanmaktadır. Durum böyle olunca da yeryüzü ifsad olmakta, bütün doğrular eğrilmekte, bütün eğriler rahatlıkla doğrulaşmaktadır.

Bu kısım ise tamamen iftira, tamamen karalama. Bir şey diyemiyorum.

Bazı sahte şeyhleri ortaya sürüp, Tasavvufu karalamak, Tasavvufu kötülemek için yazılmış ve oynanmış yalan yanlış senaryoları doğruymuş gibi burada ifade etmek, ebedi, ahiret  hayatını bitirmek demektir.

Hakikaten çok yazık ..



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: .müslim. üzerinde 24 Mayıs 2014, 11:49:17 ÖÖ 11
ercument hocadan allah razı olsun çok güzel biz yazı olmuş..





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: .müslim. üzerinde 24 Mayıs 2014, 11:55:13 ÖÖ 11
TASAVVUF : Ayrı bir din değildir. Tasavvuf, İslam 'ı yaşama biçimidir.

Tasavvuf "" HAL İLMİDİR "" kâl değil.

Tasavvuf "" ÖZDÜR "" söz değil.

Tasavvuf "" SIRETTİR "" suret değil.

EVLİYA : Tapınılan, eteği, ayağı öpülen kişi değildir. Evliya, uçuran, kaçıran, göğe yükselten, gayb 'dan haber veren .. Falan, falan bilmem ne değildir.

EVLİYA : Yol gösteren, irşat ve terbiye eden, tarif eden, bildiren, bulduran, kısacası Allah 'ı kul 'a yakınlaştıracak vesileleri, sebepleri, kısa ve özü gösterendir.

EVLİYA : Dolambaçlı yolları sevmez. Sözün uzununu sevmez. İşin aslını ve özünü gösterir. Bu özü zaten kendisi yaşar, tabii olanlara da yaşatır. Tıpkı peygamberler efendilerimizin zamanlarındaki ibadet ve taatlara uygun yaşantıları sergiler ve sergiletirler.

E D B : Eline , Diline , Beline sahip olmayı öğretir. Kısacası tabii olanı yol kesicilerden muhafaza eder. Varlık, benlik, gurur, kibir gibi hallerden tabii olanların uzak durmasını sağlar. Tevazuluğu aşılar.

Kısaca, İslam 'ın emrettiği insan modelini oluşturmak ve o insanın terbiyesi ile meşguldür Evliya...!



demek islamın diğer ismi evliyadır he kardeşim..Allahtan korkun onlar dini ne hale getirdiler..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: FECR üzerinde 24 Mayıs 2014, 12:08:50 ÖS 12


Peygamber efendimiz s.a.v ; "Bilmeyene bir sefer, bilene yedi sefer yazıklar olsun" buyurmuşlardır.

Tasavvuf adı altında hadi bir takım şeyler uyduruyorsunuz ama bari Hz.Peygamber adına bir şey uydurmayın.
Yukarıdaki hadis diye söylediğiniz kaynağı nedir. Öyle bir kaynak var mı?
Allah Rasulunun  mütevatir olarak gelen hadisi hatırlatıyım:
'Her kim benim adıma yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın" (Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb 109; Müslim Zühd 72; Ebü Dâvud, İlm 4; Tirmizî. Fiten 70, İlm 8, 13 Tefsir I, Menâkıb 19:, İbn Mâce, Mukaddime 4; Dârimî, Mukaddime 25, 46; Müsned, II/47, 83, 133, 150, 159, 171).

Tasavvuf adı altında kendi hayal dünyanızda bir din oluşturmuşsunuz ne Kur'an'dan ne sünnetten delili var. Rüyalarla, menkibelerle bir tahayyül oluşturmuşsunuz. Yazık ki yazık


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 24 Mayıs 2014, 01:55:46 ÖS 13
demek islamın diğer ismi evliyadır he kardeşim..Allahtan korkun onlar dini ne hale getirdiler..


Benim paylaşımlarımdan bunu mu anladın. Allah 'ın manevi vazifeli kıldığı gerçek Evliyaullah 'tan Din adına zarar vermiş bir tane Evliya göster. Dilersen ben sana yardımcı olayım ;

Abdulkadir Geylani
Ahmed-el Bedevi
Ahmed-er Rufai
Şems-i Tebrizi
Hasan-ı Basri
Muhammed Bahaddin-i
Hacı Bayram-ı Veli
Hacı Bektaşi Veli
Beyazid-i Bestam-i Veli
Taceddin-i Sultani Veli
Mevlana Celaleddin-i Rumi

Bunlardan hangisi Dine zarar vermiştir .? Hangisinin bir diğer ismi Din olmuştur .?

Birilerinden duyduğunu yalan yanlış aktarıyorsun.








Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 24 Mayıs 2014, 04:11:52 ÖS 16


Peygamber efendimiz s.a.v ; "Bilmeyene bir sefer, bilene yedi sefer yazıklar olsun" buyurmuşlardır.

Tasavvuf adı altında hadi bir takım şeyler uyduruyorsunuz ama bari Hz.Peygamber adına bir şey uydurmayın.
Yukarıdaki hadis diye söylediğiniz kaynağı nedir. Öyle bir kaynak var mı?
Allah Rasulunun  mütevatir olarak gelen hadisi hatırlatıyım:
'Her kim benim adıma yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın" (Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb 109; Müslim Zühd 72; Ebü Dâvud, İlm 4; Tirmizî. Fiten 70, İlm 8, 13 Tefsir I, Menâkıb 19:, İbn Mâce, Mukaddime 4; Dârimî, Mukaddime 25, 46; Müsned, II/47, 83, 133, 150, 159, 171).

Tasavvuf adı altında kendi hayal dünyanızda bir din oluşturmuşsunuz ne Kur'an'dan ne sünnetten delili var. Rüyalarla, menkibelerle bir tahayyül oluşturmuşsunuz. Yazık ki yazık


Sözdeki mana derinliğini anladınız mı .? Yoksa ilk gördüğünüz şeye olan tepki mi bu.?

Tasavvuf hakkında ne biliyorsunuz ?

Hz. Allah Zatı ile Peygamberi arasında, neden Cebrail a.s 'ı elçi kıldı.?

Kuran- Kerim ile kulları arasında, neden Peygamberini elçi kıldı .?

Hiç düşündünüz mü, Kuran hitaplarında geçen, Peygamber, Resûl, Nebi, Elçi, Uyarıcı, Evliya, Veli, Naib kelimeleri ne ifade etmekte .?

Bir fahişe ile rakı sofrasında olan bir şeyhi gözlerinizle görüp, şahidi mi oldunuz ki destek vermeye çabalıyorsunuz.? Bu resmen bir iftira değil mi.?

Politika ve siyasette olduğu gibi din istismarcılarının yapmış olduğu kara propagandaya alet oluyorsanız .!

Şahitliğin hangi durumlarda yapılabileceğini size anlatmaya gerek yok sanırım.

Peki siz duyduğunuz şeyi doğruymuş gibi ifade etmenin, ahiretteki karşılığına hazır mısınız .?

Ben Resûlullah 'ın adına yalan söylemedim, söylemem. Benim almış olduğum terbiye buna müsait değil.

İfadem Kuran 'a aykırılık içeriyor ise dünyada ve ahirette her sonuca razıyım.

Dilersen şu ayet-i kerime ile sözümün gerçekliğini ifade edeyim ;

Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, bâtıla uyanlar kuşku duyarlardı.
Hayır, o, kendilerine ilim verilenlerin sadrında apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi, ancak zalimler bile bile inkâr eder.
Ankebut 48–49


Ve onlar bir kötülük yaptıkları, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allâh'ı hatırlayarak, hemen günâhlarının bağışlanmasını dilerler; günâhları da Allah'tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, hatâlarında bile bile, ısrar etmezler.
Ali İmran 135

İşte böyle. Kim Allâh'ın buyruğuna saygı gösterirse, bu, kalblerin takvâsındandır.
Hac 32


"Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik " demeyesiniz.

“Yahut, bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk, demeyesiniz diye.

İşte size de Rabbınızdan açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah’ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir?

Ayetlerimizden yüz çevirenleri yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.”
En’am 156.157


Bilmek ile bilmemek arasındaki ince çizgiyi ifade edebildim mi.? Allah-u Teala Hz. Kuran 'ı açık bir delil, insanlara rehber, yol gösterici olarak indirmedi mi.?

Bu delili inkar eden, karşı duruş sergileyen, serbestlik ve başıboşluluk, hayvani duygu düşünceyi yaşamak adına Allah, Kuran, İslam ile hiç bir ilgisi olmayan sizce bilen midir, bilmeyen mi.?

Günde beş vakit ezan Allah 'a çağırırken, bunu duyup ne anlama geldiğini bildiği halde namaz kılmayan, bilenmidir, bilmeyen mi.?

Abdest, namaz, oruç, hac, zekat ..!  İslam 'ın bu temel ibadetleri açıkça her insana farz kılınmışken bunu yerine getirmeyen, bundan yüz çeviren, "elhamdülillah müslümanım" demekle kifayet eden ..!

Sizce bilenmidir .? Bilmeyen mi .?

Allah 'ın varlığını ve birliğini kabul ettiğini söyleyip, emir ve yasaklardan hiç birine riayet etmeyen ..! Size göre bilenmidir , bilmeyen mi.?

Bilmeden yapmayana, yapamayana Allah c.c fazla bir sorumluluk vermez.

Hatasına karşı kuluna, yanız işlediği hatası kadar günah yazan Hz. Allah c.c, kulun işlediği sevabına karşılık olarak nasıl ki mükafat olarak fazlasıyla, misliyle karşılık veriyorsa,  bilen ve bilmeyenin sorumlulukları aynı oranda değildir.

Günümüde bilmeyen, din kavramını duymayan, İslam 'dan haberdar olmayan kalmış mıdır, o da tartışılır.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: FECR üzerinde 24 Mayıs 2014, 04:38:15 ÖS 16
Alıntı
Sözdeki mana derinliğini anladınız mı .? Yoksa ilk gördüğünüz şeye olan tepki mi bu.?


Ben değil de siz neden bu kadar tepki gösterdiniz?
Basit bir soru sordum. Yukarıda hadis diye bir söz yazdın, bunun kaynağı nedir, onun cevabını sizden bekliyorum. Kaynak belirtmeden bir sözü "Bu söz Allah Rasulunun sözüdür" diye ikna etmeye ve kendi görüşlerinize delil olarak sunmamıza gerek yok. Bu forumun üyeleri tasavvuf sitelerinin üyeleri gibi değildir :)

Alıntı
Tasavvuf hakkında ne biliyorsunuz ?

Korkmayın yeterince bildiğimi sanıyorum. Ama bildiğim tasavvuf ile İslam arasında çook farklar var.

Alıntı
Hz. Allah Zatı ile Peygamberi arasında, neden Cebrail a.s 'ı elçi kıldı.?

Cebrailin elçi olmasıyla tasavvufun alakası nedir? Cebrail bir melekti, o vahyi peygamberlere vahyi iletmekle sorumlu idi ve sorumluluğunu en güzel şekilde yaptı.Siz yoksa Veli,evliya! dediğiniz zatları da melek sayıyorsunuz? Cebrailin görevini onlara kim, nerede, nasıl, niçin vermiş, var mı deliliniz?
Alıntı
Kuran- Kerim ile kulları arasında, neden Peygamberini elçi kıldı .?

Elbette Peygamberini elçi kılacaktı.Çünkü insanlara ancak insan olan bir elçi seçecektir. Yeryüzünde yaşanlar melekler olsaydı onlara da melek seçerdi. Öyle değil mi?
Alıntı
Hiç düşündünüz mü, Kuran hitaplarında geçen, Peygamber, Resûl, Nebi, Elçi, Uyarıcı, Evliya, Veli, Naib kelimeleri ne ifade etmekte .?


Hiç düşünmez olur muyum? İsterseniz size hangi ayette geçiyor bulup yazıyım. Siz o kavramları işinize geldiği gibi anlıyorsunuz, kavramları kendi tahayyülünüze göre şekillendirmişsiniz, anlamak istediğiniz gibi anlıyorsunuz maalesef

(http://Bir fahişe ile rakı sofrasında olan bir şeyhi gözlerinizle görüp, şahidi mi oldunuz ki destek vermeye çabalıyorsunuz.? Bu resmen bir iftira değil mi.?)
Ne iftirası atmışız  ???

Alıntı
Politika ve siyasette olduğu gibi din istismarcılarının yapmış olduğu kara propagandaya alet oluyorsanız .!


Biz her türlü din istismarına karşıyız. Bu din istismarını da günümüzde tarikatçılar ve tasavvufçular yapıyor maalesef
Alıntı
Şahitliğin hangi durumlarda yapılabileceğini size anlatmaya gerek yok sanırım.


Şahitlik olayına nasıl geldin anlamadım  ???

Alıntı
Peki siz duyduğunuz şeyi doğruymuş gibi ifade etmenin, ahiretteki karşılığına hazır mısınız .?

Bizim neyi duyduğumuzu iddia ediyorsunuz.Biz duyduklarımıza göre değil, gördüklerimizi ve okuduklarımızı Kur'an ve Sünnete göre değerlendirmeye çalışırız

Alıntı
en Resûlullah 'ın adına yalan söylemedim, söylemem. Benim almış olduğum terbiye buna müsait değil.

Ben hadisi aktardım sadece ve kaynağını sordum. Kaynağını öğrenmeden buralara hadis diye aktarma diye uyardık sadece. Kaynağın varsa bu kaynağı belirtmen gerekirken  sen neler söylüyorsun ???

Diğer yazdıklarına de tek tek cevap veririm ama gerek yok şimdilik


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: .müslim. üzerinde 24 Mayıs 2014, 05:48:14 ÖS 17
demek islamın diğer ismi evliyadır he kardeşim..Allahtan korkun onlar dini ne hale getirdiler..



Benim paylaşımlarımdan bunu mu anladın. Allah 'ın manevi vazifeli kıldığı gerçek Evliyaullah 'tan Din adına zarar vermiş bir tane Evliya göster. Dilersen ben sana yardımcı olayım ;

Abdulkadir Geylani
Ahmed-el Bedevi
Ahmed-er Rufai
Şems-i Tebrizi
Hasan-ı Basri
Muhammed Bahaddin-i
Hacı Bayram-ı Veli
Hacı Bektaşi Veli
Beyazid-i Bestam-i Veli
Taceddin-i Sultani Veli
Mevlana Celaleddin-i Rumi

Bunlardan hangisi Dine zarar vermiştir .? Hangisinin bir diğer ismi Din olmuştur .?

Birilerinden duyduğunu yalan yanlış aktarıyorsun.









kardeşim  hasan basri bunlari görseydi hz ömerin yaptığını yapardı eminim. hasan basriyi neden burda yazdınız anlam veremedim doğrusu..diğerleri hepsi olmasada dine zarar verenler olmuştur kimisi uçuyor kimisi ölüyü diriltmiştir yada adlarına uydurulmuş yalanlardır..hepimiz biliyoruz şeyh abdulkadir geylaninin ölü dirlmediğini hz nuhun gemisini karaya indirmediğini yada videodan şeyhleri az izleyelim dini nasıl hırıstiyanlığa benzettiklerini..

karada havada denizde kurtarıyormuş mübarek Süpermen mi..
http://www.youtube.com/watch?v=76-FiCVINrs# (http://www.youtube.com/watch?v=76-FiCVINrs#)

nuhun gemisine bile el atmışlar allah razı olsun..beliler olmasaydı hz nuh ne yapardı acaba.
http://www.youtube.com/watch?v=keMIE0ZnJIQ#ws (http://www.youtube.com/watch?v=keMIE0ZnJIQ#ws)

allah resüle ne diyor birde ona bakalım...De ki: "Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunur. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin." fusilet 6


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 24 Mayıs 2014, 06:01:25 ÖS 18
Ben değil de siz neden bu kadar tepki gösterdiniz?

Benim tepkim, sizin Tasavvufa göstermiş olduğunuz tepkiye karşılıktır. Tasavvufu isim olarak eleştirmek size hiç bir şey kazandırmaz. Aksine kaybettirir. Tasavvuf hakkında zerrece gerçek bir bilgiye sahip olsanız bu karşıt duruşu sergilemezsiniz.


Basit bir soru sordum. Yukarıda hadis diye bir söz yazdın, bunun kaynağı nedir, onun cevabını sizden bekliyorum. Kaynak belirtmeden bir sözü "Bu söz Allah Rasulunun sözüdür" diye ikna etmeye ve kendi görüşlerinize delil olarak sunmamıza gerek yok. Bu forumun üyeleri tasavvuf sitelerinin üyeleri gibi değildir

Madem bir açıklama bekliyorsun, diyelim bir rivayete göre ..!

Bir rivayete göre Resulullah s.a.v efendimizin şöyle dediği ifade edilir ;

" Bilmeyene bir sefer, bilene yedi sefer yazıklar olsun " ..!


Korkmayın yeterince bildiğimi sanıyorum. Ama bildiğim tasavvuf ile İslam arasında çook farklar var.

Bu farklardan bir kaçını paylaşırmısın .? Öncelikli olarak Tasavvuf 'tan ne anladığını ifade et ki sonuca varmak daha kolay ve rahat olsun. Farkında mısın bilmem .! Beni eleştirdiğin aynı tutumu sen bana sergiliyorsun.

Çook farklar dediğin farklar neler .?

Cebrailin elçi olmasıyla tasavvufun alakası nedir? Cebrail bir melekti, o vahyi peygamberlere vahyi iletmekle sorumlu idi ve sorumluluğunu en güzel şekilde yaptı.Siz yoksa Veli,evliya! dediğiniz zatları da melek sayıyorsunuz? Cebrailin görevini onlara kim, nerede, nasıl, niçin vermiş, var mı deliliniz?

Evliya kimdir, görevi, vazifesi nedir.? Meleklikle, cebrail a.s 'ın görevini onlara vermekle ne alakası var.?

EVLİYAULLAH : Allah 'ın Elçisidir, Resulüdür, Uyarıcısıdır, Evliya 'sıdır, Veli 'sidir, Naib 'idir.

Madem ki Kuran 'da geçen bu kelimelerden haberdarsın, Hz. Allah 'ın hangi manada ifade ettiğini de anlayabilirsin.


Elbette Peygamberini elçi kılacaktı.Çünkü insanlara ancak insan olan bir elçi seçecektir. Yeryüzünde yaşanlar melekler olsaydı onlara da melek seçerdi. Öyle değil mi?

Evliya 'lar, Peygamber Efendilerimizin varisleridir. Peygamberler efendilerimizin ahirete irtihalinden sonra insanları irşat için görevlendirilmişlerdir. Kainat kıyamete kadar bir an dahi olsa boş bırakılmamış, bırakılmayacaktır.

İslam Dini 'ni ne zannediyorsunuz ki.? Siz yok dediğinizde kabul görmeyecek, var dediğinizde reddedilmeyecek bir din mi .? Kuran 'da Hz. Allah, neden Peygamber, Nebi dememiş de Elçi, Resul, Uyarıcı, Evliya, Naib olarak bildirmiş  .?


Hiç düşünmez olur muyum? İsterseniz size hangi ayette geçiyor bulup yazıyım. Siz o kavramları işinize geldiği gibi anlıyorsunuz, kavramları kendi tahayyülünüze göre şekillendirmişsiniz, anlamak istediğiniz gibi anlıyorsunuz maalesef

Sizin hangi ayetlerde Evliya kelimesi geçtiğini bulup ortaya çıkarmanız önemli değil. Dilerseniz ayetlerin tümünü ben de paylaşabilirim. Maksat hasıl olmadıktan sonra bulup ortaya çıkarmanız ne işe yarar.?

Sonuçlara dokunmadan evvel başlangıcı değiştirin ki netice versin. Manaları kendimize göre şekillendirmiş olsa idik,  

Abdulkadir Geylani
Ahmed-el Bedevi
Ahmed-er Rufai
Şems-i Tebrizi
Hasan-ı Basri
Muhammed Bahaddin-i
Hacı Bayram-ı Veli
Hacı Bektaşi Veli
Beyazid-i Bestam-i Veli
Taceddin-i Sultani Veli
Mevlana Celaleddin-i Rumi

Bu zatların dünyadaki işleri neydi.? Neden hala anılır ve değer görürler.? Hangisi farklı bir inanış, farklı bir dini olgudan bahsetmiştir.? Hangisi İslam dışı duruş sergilemiştir .?

Madem ki bilgi sahibisiniz paylaşın ve insanlar doğruları, gerçekleri öğrensin.



Ne iftirası atmışız  ???

Konuyu açan arkadaşın yazısına verdiğiniz destek buna işaret etmiyor mu .?

Yani, açılan konu yazısında geçen, Tasavvuf ; " Şeyh 'lerin, Evliya 'ların rakı masasında fahişelerle birlikteliğine müsaade eder" diye kullandığı ifadeyi doğrulamıyor musun .?
Yazıya destek vermekle buna şahitlik etmiş olmuyor musun.?


Biz her türlü din istismarına karşıyız. Bu din istismarını da günümüzde tarikatçılar ve tasavvufçular yapıyor maalesef

Gerçek Tasavvuf ve Tarikat erbabından bir tek kişiyi ifşa edebilir misin.?

Tabii bir zamanlar çıkan ...  Aczimendi , Turan, Adnan bilmem ne, isimlerini bilmediğim Tarikat ve Evliya karşıtı çıkartılan uydurma senaryolarını bahane edip, savunduğun şeyi bana gerçekmiş gibi ifade edemezsin.

Yukarıda bahsettiğim Evliyaullah 'tan bir tanesi için geçerli bir kanıt göster.


Şahitlik olayına nasıl geldin anlamadım  ???
Bizim neyi duyduğumuzu iddia ediyorsunuz.Biz duyduklarımıza göre değil, gördüklerimizi ve okuduklarımızı Kur'an ve Sünnete göre değerlendirmeye çalışırız

Kuran ve sünnete göre değerlendirmeyi yaptığına inanmamı mı bekliyorsun.? Birilerinin yalan, yanlış ortaya attığını doğru olarak kendine benimsemen, haklılığını ortaya koymaz.

İspat etmelisin.

Ben hadisi aktardım sadece ve kaynağını sordum. Kaynağını öğrenmeden buralara hadis diye aktarma diye uyardık sadece. Kaynağın varsa bu kaynağı belirtmen gerekirken  sen neler söylüyorsun ???  Diğer yazdıklarına de tek tek cevap veririm ama gerek yok şimdilik

İfade ettim; Diyelim ki bir rivayete göre ..!

Diyorsun ki ; Bu din istismarını da günümüzde tarikatçılar ve tasavvufçular yapıyor maalesef

Bahsettiğin, yapılmış olan bu tahribatla ilgili gerçek Evliyaullah 'tan bir tek örnek göster.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: FECR üzerinde 24 Mayıs 2014, 06:46:02 ÖS 18
Alıntı
Bir rivayete göre Resulullah s.a.v efendimizin şöyle dediği ifade edilir ;

" Bilene bir sefer, bilmeyene yedi sefer yazıklar olsun " ..!


Bir rivayete göre !!!
Kim rivayet etti?
Hangi hadis kitabında yazıyor. Bunun kaynağını söylemen gerekirken sözleri nerelerden alıp, nerelere getiriyorsun.
Din bu, pamuk ipliğine mi bağlı?
Hadis diye bir söz söylüyorsun, kaynağını belirtmiyorsun. Aynı şekilde tasavvuf kavramının kaynağı Kur'an ve hadislerde olmadığı gibi hadis diye söylediğin sözün kaynağı da yok.
Yukarıda hadis diye söylediğin sözün kaynağını belirtmeden seninle tartışmanın/konuşmanın bir anlam ifade edeceğini sanmıyorum.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 24 Mayıs 2014, 06:46:56 ÖS 18

kardeşim  hasan basri bunlari görseydi hz ömerin yaptığını yapardı eminim. hasan basriyi neden burda yazdınız anlam veremedim doğrusu..

diğerleri hepsi olmasada dine zarar verenler olmuştur kimisi uçuyor kimisi ölüyü diriltmiştir yada adlarına uydurulmuş yalanlardır..hepimiz biliyoruz şeyh abdulkadir geylaninin ölü dirlmediğini hz nuhun gemisini karaya indirmediğini yada videodan şeyhleri az izleyelim dini nasıl hırıstiyanlığa benzettiklerini..

karada havada denizde kurtarıyormuş mübarek Süpermen mi..

nuhun gemisine bile el atmışlar allah razı olsun..beliler olmasaydı hz nuh ne yapardı acaba.

Allah resüle ne diyor birde ona bakalım...De ki: "Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunur. Öyleyse O'na yönelin ve O'ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin." fusilet 6


Yani demek istiyorsun ki, senin değil, benim sunduklarım doğrudur.

Diyorsun ki, sen ne dersen de, ben inanmam, beni inandıramazsın. Sen benim ifadelerime inanmak, doğru olarak kabul etmek mecburiyetindesin demeye getiriyorsun..!  Öyle mi ..?

Dinleyip cevap vermek isterdim cübbelinin videosunu paylaşmışsın fakat yasaklı olduğu için açılmadı izleyemedim.

Gerçek manada değerlendirdiğinizi hiç sanmıyorum. Birilerini kendinize mürşit olarak seçmişsiniz, bir de Mürşide karşı çıkıyorsunuz.

Sanki bu bahsettiğiniz konulardaki bütün bilgi, bulgu, kesin ve net delilleri kendiniz elde ettiniz ve burada savunuculuğunu yapıyorsunuz.

Sanki birilerinin doğrularını, kendinize doğru olarak seçmediniz ve tamamen bu sizin kendi doğrunuz.

Yazmış olduğunuz her bir harf için sorumluluk aldığınızın inşaallah farkındasınızdır. Rabbim idrakını versin inşaallah.                               


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: .müslim. üzerinde 24 Mayıs 2014, 07:44:06 ÖS 19
kardeşim diyeceğim bu uydurulmuşa değil indirilmişe inanalım..

şeyhin söylediklerini değilde peygamberin peygamberin söylediklerini yapalım..

cübbeli  diyorki. karada olsan denizde olsan havada olsan zora düştüğünde ya ğavs de hemen imdadına yetişecek..
benim bildiğim sadece allah''ın gücü yetiyor insanın imdadına yetişmek için..ölmüş gitmiş insan nasıl geliyorda insanın kurtarıyor. yada sağ olsada ne yapabilir ki..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 24 Mayıs 2014, 10:53:12 ÖS 22
Alıntı
Bir rivayete göre Resulullah s.a.v efendimizin şöyle dediği ifade edilir ;

" Bilene bir sefer, bilmeyene yedi sefer yazıklar olsun " ..!


Bir rivayete göre !!!
Kim rivayet etti?
Hangi hadis kitabında yazıyor. Bunun kaynağını söylemen gerekirken sözleri nerelerden alıp, nerelere getiriyorsun.
Din bu, pamuk ipliğine mi bağlı?
Hadis diye bir söz söylüyorsun, kaynağını belirtmiyorsun. Aynı şekilde tasavvuf kavramının kaynağı Kur'an ve hadislerde olmadığı gibi hadis diye söylediğin sözün kaynağı da yok.
Yukarıda hadis diye söylediğin sözün kaynağını belirtmeden seninle tartışmanın/konuşmanın bir anlam ifade edeceğini sanmıyorum.


Peki hadisi geçtim. Yalnız samimiyetle ifade edeyim ki o sözü hadis olarak yıllar öncesinde duymuştum. İtibar edersiniz, etmezsiniz sizin sorununuz.

Fakat bir hadis takıntısı yüzünden konu kaynıyor. Hadis konusuna şöyle bir yan konu açabilirim. Madem ki konu Evliya, madem ki konu Tasavvuf ..!

‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62

Onlar, İman edip de Takvâya ermiş olanlardır.
Yunus 63

Onlar için dünya hayatında da ahirette de “Müjde” vardır. Allah’ın buyruğunda asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.
Yunus 64

‘‘Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbî olun, onların sözlerini önemseyin. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.’’
Yasin 21

Bir nâib aracılığı ile Rabbınıza yönelin ve ona tam teslim olun.”
Lokman 15


Bence bu konuya dönelim.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 24 Mayıs 2014, 11:05:50 ÖS 23
Bilmeden hata, kusur işleyene bir sefer,

Bilerek hata kusur işleyene yedi sefer yazıklar olsun.

Çünkü, bilmeden hata işleyende, değer verilene karşı işlenmiş olan bir suçtan dolayı, eziklik, mahcubiyet, üzüntü, pişmanlık söz konusudur.

Bilerek hata işleyende, pişkinlik, yüzsüzlük, şımarıklık ve sevinç vardır.

Haşa, karşısındakini bir kul, bir beşer yapısında zannedip, kendisini sanki Allah 'ı incitmiş gibi görür.

İşte bunu ifade etmek istemiştim.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: FECR üzerinde 25 Mayıs 2014, 01:29:36 ÖS 13




Peki hadisi geçtim. Yalnız samimiyetle ifade edeyim ki o sözü hadis olarak yıllar öncesinde duymuştum. İtibar edersiniz, etmezsiniz sizin sorununuz.

Fakat bir hadis takıntısı yüzünden konu kaynıyor. Hadis konusuna şöyle bir yan konu açabilirim. Madem ki konu Evliya, madem ki konu Tasavvuf ..!

‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62

Onlar, İman edip de Takvâya ermiş olanlardır.
Yunus 63

Onlar için dünya hayatında da ahirette de “Müjde” vardır. Allah’ın buyruğunda asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.
Yunus 64

‘‘Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbî olun, onların sözlerini önemseyin. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.’’
Yasin 21

Bir nâib aracılığı ile Rabbınıza yönelin ve ona tam teslim olun.”
Lokman 15


Bence bu konuya dönelim.


Ne demek hadis takıntısı
Bir sözü hadis diye bize söylüyorsun, sonra da bir yerlerden duymuştum diyorsun.Senin de bildiğin bir hadisi kaynağıyla size veriyim. Belki düşünürsünüz:

"Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter!"(Ebu Hüreyre'den rivayet.Müslim)

Din adına bir hadis diye uydurma bir söz söylüyorsunuz, sonra kaynaksız olarak onu savunmaya geçiyorsunuz. Bu kadar da yapma Allah aşkına!

Gelelim senin konuna: Tasavvufa

Verdiğinin ayetlerin hiç birinde ne tasavvuf var ne de tarikat vs.
Tek tek inceleyelim.
Alıntı
‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62

Meal yanlış vermişsiniz. Ayette "evliyama"tabiri yok.Meal şöyle olacak:

"İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına(Evliyaullaha) korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir."
Burada evliyaullah diye geçer ve Allah'ın dostları diye geçer. Peki Allah'ın dostları kimdir/kimlerdir?
Kur'an'da evliya tabirine bakalım:Bir çok ayet var ama ben bazılarını veriyim:
 "İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla(evliyasıyla) savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır."(4/Nisa-76)
Bu ayette Şeytanın evliyası da varmış. Nasıl ki Allah'ın dostları(evliyası) varsa şeytanın da dostları(evliyası) varmış.


Ey İnananlar! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost(evliya) olarak benimsemeyin. İnanıyorsanız Allah'tan sakının.(5/Maide-57)

Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilen Kuran'a inanmış olsalardı, onları dost(evliya) edinmezlerdi, fakat onların çoğu fasıktır.(5/Maide-81)


Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar(evliya) edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.(7/Araf-3)

Ey inananlar! Babalarınızı, kardeşlerinizi küfrü imana tercih ediyorlarsa dost edinmeyin. Sizden onları kim dost edinirse doğrusu kendine yazık etmiş olurlar.(9/Tevbe-23)

Haksızlık yapanlara yönelmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur; sonra, yardım da göremezsiniz.
(11/Hud-113)

İnkar edenler, Beni bırakıp da kullarımı dost (evliya)edinmelerini yeterli mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi inkarcılara konak olarak hazırladık.(18/Kehf-102)


 Allah'tan başka dostlar(evliya) edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler.(29/Ankebut-41)

Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.(42/Şura-6)


Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir.(9/Tevbe-71)

Daha bir çok ayet vardır. Biraz Arapça biliyorsanız Mü'cemül Müfehres'ten Kur'an'da veli-evliya geçen kelimeleri bulabilirsin. Bu ayetleri incelersen , bugünkü anlamda bir veli-evliya geçmediğini görürsünüz.
Kur'an'a göre bütün müminler Allah'ın dostudur/velisidir.
Kur'an'a göre mümin erkek ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidir.
Velilik -evliyalık diye ayrıcaklı bir zümre yoktur.
Müttakilik vardır, muhlis kullar vardır,mümin kullar vardır vs vardır ama ayrıcalıklı bir veli-evliya anlayışı yoktur.Üstünlüğün takvada olduğu belirtilir.

Zaten vermiş olduğunuz Yunus 63.ayette Allah kimlerin dostu olduğunu belirtiyor:
İman etmiş ve takva sahibi olan herkesin dostudur.
Alıntı
Bir nâib aracılığı ile Rabbınıza yönelin ve ona tam teslim olun.”
Lokman 15

Meali yanlış vermişsiniz.Mealin tam metni şöyle:

Ey insanoğlu! Ana baba, seni, körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; Bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz Bana'dır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm.(Lokman-15)

Ayette "naib aracılıyla " diye bir ifade yoktur.Ayette "men enabe ileyye" diye ifade "bana yönelen kimse" anlamındadır. Naib ismi faildir. Yönelen, Allah'a yönelen kimsedir. Bütün müminler Allah'a yönelir.
Bu ayette de sizin tasavvuf ,veli-evliya anlayışınıza bir delil çıkmaz.








Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 25 Mayıs 2014, 05:17:42 ÖS 17
"Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter!"(Ebu Hüreyre'den rivayet.Müslim)

Eyvallah ..  ;D

Din adına bir hadis diye uydurma bir söz söylüyorsunuz, sonra kaynaksız olarak onu savunmaya geçiyorsunuz. Bu kadar da yapma Allah aşkına!

Peki hadis yok. Haklısın , Allah 'ın aşkı söz konusu oldu mu,  O 'na da eyvallah.

Gelelim senin konuna: Tasavvufa

Verdiğinin ayetlerin hiç birinde ne tasavvuf var ne de tarikat vs.
Tek tek inceleyelim.
 
Alıntı
‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62

Meal yanlış vermişsiniz. Ayette "evliyama"tabiri yok.Meal şöyle olacak:

"İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına(Evliyaullaha) korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir."
Burada evliyaullah diye geçer ve Allah'ın dostları diye geçer. Peki Allah'ın dostları kimdir/kimlerdir?
Kur'an'da evliya tabirine bakalım:Bir çok ayet var ama ben bazılarını veriyim:
 "İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla(evliyasıyla) savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır."(4/Nisa-76)
Bu ayette Şeytanın evliyası da varmış. Nasıl ki Allah'ın dostları(evliyası) varsa şeytanın da dostları(evliyası) varmış.


Ey İnananlar! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost(evliya) olarak benimsemeyin. İnanıyorsanız Allah'tan sakının.(5/Maide-57)

Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilen Kuran'a inanmış olsalardı, onları dost(evliya) edinmezlerdi, fakat onların çoğu fasıktır.(5/Maide-81)


Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar(evliya) edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.(7/Araf-3)

Ey inananlar! Babalarınızı, kardeşlerinizi küfrü imana tercih ediyorlarsa dost edinmeyin. Sizden onları kim dost edinirse doğrusu kendine yazık etmiş olurlar.(9/Tevbe-23)

Haksızlık yapanlara yönelmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur; sonra, yardım da göremezsiniz.
(11/Hud-113)

İnkar edenler, Beni bırakıp da kullarımı dost (evliya)edinmelerini yeterli mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi inkarcılara konak olarak hazırladık.(18/Kehf-102)


 Allah'tan başka dostlar(evliya) edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler.(29/Ankebut-41)

Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.(42/Şura-6)


Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir.(9/Tevbe-71)

Daha bir çok ayet vardır. Biraz Arapça biliyorsanız Mü'cemül Müfehres'ten Kur'an'da veli-evliya geçen kelimeleri bulabilirsin. Bu ayetleri incelersen , bugünkü anlamda bir veli-evliya geçmediğini görürsünüz.
Kur'an'a göre bütün müminler Allah'ın dostudur/velisidir.
Kur'an'a göre mümin erkek ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidir.
Velilik -evliyalık diye ayrıcaklı bir zümre yoktur.
Müttakilik vardır, muhlis kullar vardır,mümin kullar vardır vs vardır ama ayrıcalıklı bir veli-evliya anlayışı yoktur.Üstünlüğün takvada olduğu belirtilir.

Zaten vermiş olduğunuz Yunus 63.ayette Allah kimlerin dostu olduğunu belirtiyor:
İman etmiş ve takva sahibi olan herkesin dostudur.
Alıntı
Bir nâib aracılığı ile Rabbınıza yönelin ve ona tam teslim olun.”
Lokman 15

Meali yanlış vermişsiniz.Mealin tam metni şöyle:

Ey insanoğlu! Ana baba, seni, körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; Bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz Bana'dır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm.(Lokman-15)

Ayette "naib aracılıyla " diye bir ifade yoktur.Ayette "men enabe ileyye" diye ifade "bana yönelen kimse" anlamındadır. Naib ismi faildir. Yönelen, Allah'a yönelen kimsedir. Bütün müminler Allah'a yönelir.
Bu ayette de sizin tasavvuf ,veli-evliya anlayışınıza bir delil çıkmaz.








E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.
Yunus .62


Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûl yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din) ve men yetevellehum minkum fe innehu minhum innallâhe lâ yehdîl kavmez zâlimîn.
Maide .51


Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûllezînettehazû dînekum huzuven ve leiben min ellezîne ûtûl kitâbe min kablikum vel kuffâra evliyâ(evliyâe), vettekûllâhe in kuntum mu’minîn.
Maide .57


Ve lev kânû yu’minûne billâhi ven nebiyyi ve mâ unzile ileyhi mettehazûhum evliyâe ve lâkinne kesîren minhum fâsikûn.
Maide .81


Ittebiû mâ unzile ileykum min rabbikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ, kalîlen mâ tezekkerûn.
A'Raf .3


Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû âbâekum ve ihvânekum evliyâe inistehabbûl kufre alâl îmâni, ve men yetevellehum minkum fe ulâike humuz zâlimûn.


Ve lâ terkenû ilellezîne zalemû fe temessekumun nâru ve mâ lekum min dûnillâhi min evliyâe summe lâ tunsarûn.
Hûd .113


E fe hasibellezîne keferû en yettehızû ibâdî min dûnî evliyâ , innâ a’tednâ cehenneme lil kâfirîne nuzulâ.
Kehf .102


Meselullezînettehazû min dûnillâhi evliyâe ke meselil ankebût, ittehazet beytâ ve inne evhenel buyûti le beytul ankebût, lev kânû ya’lemûn.
Ankebût .41


Vellezînettehazû min dûnihî evliyâllâhu hafîzun aleyhim ve mâ ente aleyhim bi vekîl.
Şûrâ .6


Vel mu’minûne vel mu’minâtu ba’duhum evlîyâu ba’din, ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munkeri ve yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve yutîûnallâhe ve resûlehu, ulâike se yerhamuhumullâh , innallâhe azîzun hakîm.
Tevbe .71


Dilersen bu ayetler ışığında ilk önce Evliya ve Veli kelimelerinin mana karşılığını görelim, daha sonra konu hakkında görüş ve düşüncelerimizi beyan edelim ;


Evliya hakkında (ısrarla üzerinde durduğun kaynaklı)bir kaç hadis :

Evliyâ görülünce, Allahü teâlâ hatırlanır. (Hadîs-i şerîf-Hilyet-ül-Evliyâ).

Allahü teâlâ buyurdu ki: "Evliyâmdan birine düşmanlık eden, benimle harb etmiş olur..." (Hadîs-i kudsî-Buhârî)

Evliyânın sohbetine kavuşan, şeytanın elinden kurtulur, her an Allahü teâlâ ile berâber olur. (Yahyâ bin Muâz)

Allahü teâlânın evliyâsı büyük günâh işlemekten mahfûzdurlar, korunmuşlardır.
(Kuşeyrî)

Evliyânın huzûruna boş olarak gelmelidir ki, dolu olarak dönülebilsin. Onların acıması, ihsânda bulunması için, boş olduğunu bildirmek lâzımdır. Böylece feyz, ihsân yolu açılır.
(İmâm-ı Rabbânî)

EVLİYA MANASI İSE ;

EVLİYA : Allahü tealaya yakın ve sevgili kimseler. Arapça olan evliya kelimesi, veli kelimesinin çoğuludur. Evliyaya, “evliyaullah” da denir.

Evliya, Allahü tealanın razı olduğu şeyleri yapan, O’nun sevgisini yani rızasını kazanan, peygamberlerin gösterdiği doğru yolda bulunan zatlardır. Bunların inançlarında hiçbir bozukluk olmadığı gibi, ibadetleri de devamlıdır. Nefsin arzularından olan menfaat düşkünlüğü, bencillik, kin, hırs, insanlara kötü muamele bunlarda bulunmaz. Devamlı güleryüzlü olup, dünyada kimseye düşmanlık beslemezler. Allah için çalışırlar. O’nun için uğraşırlar. Zenginlikleri varsa O’nun yolunda harcarlar, kerametlerini hiç göstermek istemezler. Cömerttirler.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi


Mumtehine .1 ayetinde ;

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû aduvvî ve aduvvekum evliyâe, tulkûne ileyhim bil meveddeti ve kad keferû bi mâ câekum minel hakk, yuhricûner resûle ve iyyâkum en tû’minû billâhi rabbikum, in kuntum harectum cihâden fî sebîlî vebtigâe merdâtî tusirrûne ileyhim bil meveddeti ve ene a’lemu bi mâ ahfeytum ve mâ a’lentum, ve men yef’alhu minkum fe kad dalle sevâes sebîl.

Mealen ;

Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri evliya edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr ettikleri, Rabbiniz Allah'a inandığınızdan dolayı Elçiyi ve sizi (yurdunuzdan) çıkardıkları halde siz onlara sevgi iletiyorsunuz. Benim yolumda cihâd etmek ve benim rızâmı kazanmak için (yurdunuzdan) çıktığınız halde içinizde onlara sevgi (mi) gizliyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilirim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur.


Şu önemli bir kaç konuya hassasiyetinizi göstermenizi umuyorum,

1- Hz. Allah 'ın emir ve yasaklarla ilgili ayetleri kesin ve nettir. Açıklamaya ihtiyaç duymaz.
2- Parantez ve tırnak içi yazılar, Kuran 'ın gerçek manasını yansıtmaz.
3- Tırnak ve parantez içi yazılar, yazarların kendi görüş ve düşüncesini ifade eder.
4- Ayetlerde geçen Evliya kelimesini mana olarak bir "evliya" olarak bir de "dost" olarak alalım.


Evliya kelimesi kendi şeriatımıza uygun yaşayan kişilere tabii olmamızı işaret ederken, dost kelimesi ayetin manasını yüz seksen derce değiştirmiştir.

Maide 51 ayetinde geçen;

‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51

Hz. Allah her ümmetin kendi şeriatındaki Evliya 'sına tabii olmasını emrediyor.

Fakat ayette geçen Evliya kelimesini dost olarak tefsir ettiğimizde ..! Aman Allah 'ım aman.
Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin diye bir mana çıkıyor ki ..!

Günümüzde bu şeriata tabii ülkelerde çalışan kardeşlerimizin hepsi de kafir manası çıkmaz mı .?
Onların kazandıkları her kuruş haram sayılmaz mı.?

Allah 'ın tek bir ilah olduğuna inanacaksın,
Lailahe illallah diyenin kardeşliğinden bahsedeceksin,
İslam 'ın birleştirici, buluşturucu olduğunu anlatmaya çabalıyacaksın,
Ayetin Türkçe karşılığı olarak Evliya 'ya dost diyeceksin ,
Sonra yapmış olduğun bu tefsiri avrupaya göndereceksin..!

Hiç düşündük mü .?

Bu gün Kuran 'a karşı saldırılar, Kuran 'ı yırtıp yakmalar neden oluyor.?
Bu gün Peygamber s.a.v 'e yapılan saldırılar neden oluyor .?
Kuran ehli kitabın kerdeşliğinden bahsederken bu ayrışma neden .?
Yahudilik ve Hıristiyanlık neden farklı bir dinmiş gibi algılanıyor.?
Sanki onları (haşa) farklı bir yaratıcı yarattı, bizleri farklı.

Hepimiz Adem a.s 'ın çocukları değilmiyiz .?
Hepimiz atamız İbrahim a.s 'ın torunları değilmiyiz.?


Arkadaşım bakalım, fakat baktığımız şeyi görelim.

Bir tek Maide suresinin manası düzelse, bütün dünya kardeşliğinin farkına varılacak.

Halbuki ısrarla EVLİYA kelimesine DOST diye mana vermeye çalışanlar, Kuran 'da ne kadar tahribat, tahrifat yaptıklarının farkında değiller.

Sonuç olarak Evliya ; Yol gösteren, tabii olunan, mürşit, manasındadır.

Madem ki dost kelimesinin manasına bakıyoruz. Öyle ise şu ayeti iyiden iyiye tefekkür edelim :

ARAPÇASI :
Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ. Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ.
Nisâ .125

MANASI :

Hangi insan, din yönünden, iyilik edici olarak yüzünü Allah'a teslim edip dosdoğru İbrâhim dinine tâbi olandan daha güzel olabilir? Allâh, İbrâhim'i dost edinmişti.

AYETTE GEÇEN DOST KELİMESİNİN ARAPÇASI : HALİLEN 'dir.

Halîlen   : dost

Allah 'ın medhû sena ettiği ehli kitap ile ilgili ayetleri, sizin dost diye ettiğiniz tefsirle yan yana getirin. Ve yapmış olduğunuz bu büyük hatanızı, tahribatı görün.

Ehl-i kitaptan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın âyetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır.
Ali İmran 199

İman edenler ile Yahudiler, sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.
Maide 69

HELE Kİ ŞU AYET ..

Onlar, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar.
Eğer Allâh bazı insanları diğer bazılarıyle savunmassaydı,
içlerinde Allâh'ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılırdı.
Allâh, kendisine yardım edene elbette yardım eder. Kuşkusuz Allâh, güçlüdür üstündür.
Hac 40


Hz. Allah Manastır, Kilise, Havra ve Mescidleri biz koruyoruz buyuruyor. Buna ne dersiniz.?

İman edenler; yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku olmadığı gibi onlar üzülmeyeceklerdir.
Bakara 62

Allah cümlemize de hidayet versin. Gerçeği ve doğruları göstersin inşaallah.




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: FECR üzerinde 25 Mayıs 2014, 05:47:40 ÖS 17
Veli ve evliya kavramı ile şu yazıyı okuyun

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,13166.msg78975/topicseen.html#msg78975 (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,13166.msg78975/topicseen.html#msg78975)


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 31 Mayıs 2014, 04:27:46 ÖÖ 04
Kardeşim şu mana hiç bir zaman değişmeyecek;

EVLİYA : Allahü tealaya yakın ve sevgili kimseler. Arapça olan evliya kelimesi, veli kelimesinin çoğuludur. Evliyaya, “evliyaullah” da denir.

Evliya, Allahü tealanın razı olduğu şeyleri yapan, O’nun sevgisini yani rızasını kazanan, peygamberlerin gösterdiği doğru yolda bulunan zatlardır. Bunların inançlarında hiçbir bozukluk olmadığı gibi, ibadetleri de devamlıdır. Nefsin arzularından olan menfaat düşkünlüğü, bencillik, kin, hırs, insanlara kötü muamele bunlarda bulunmaz. Devamlı güleryüzlü olup, dünyada kimseye düşmanlık beslemezler. Allah için çalışırlar. O’nun için uğraşırlar. Zenginlikleri varsa O’nun yolunda harcarlar, kerametlerini hiç göstermek istemezler. Cömerttirler.

Evliya 'ya başka manalar uydurmak Allah 'a, karşı duruş sergilemektir. Başka izahı yok.

Eğer ki şu ifadeleri;

1. yoğu var etmek, varı yok etmek.
2. gizli şeyleri açığa çıkarmak, açıkta olanları gizlemek.
3. ölüyü diriltmek, diriyi öldürmek.
4. duayı gerçekleştirmek.
5. gıyaben söylenenleri işitmek.
6. gaybten ve gelecekten haber vermek.
7. su üzerinde yürümek, mekan aşmak.
8. aynı anda muhtelif yerlerde görünmek.
9. hayvan bitki veya cansız maddelerin teşbih ettiklerini duymak.
10. havada dolaşmak.
11. vahşi hayvanları emrine almak.


Bunları Evliya 'yı ifade ediyor diye bahsediyorsan, sorgula derim. Ben yıllardır Tasavvufun içerisindeyim, yukarıdaki ifadeleri içerir hiç bir durumla karşılaşmadım, şahidi olmadım.

Bu çocuk kandırmaya çalışmak gibi bir şey.

Kıssa;

Çocuk dedesi ile dolaşırken yanlarından bir araç geçiyor ve dede torununa;

- Bak evladım dü düt gidiyor . deyince, torun dedesine dönüp..!

- Ne düdüt 'ü dede .? O seksen sekiz model, altı silindirli rols roys . Cevabını veriyor.

Bilmem anladınız mı.? Hala düdüt demeye devam edenler var olsa da, rols roys dan haberdar olanlar her daim var olacak.

Allah 'ın tertip ve tanzimi bu. "İman ettim demekle bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz, nice imtihanlara tabii tutacağız" buyuran yüce Rabbim her şeyi yerli yerinde yaratmıştır. Aksini düşünmek, Allah 'a noksan sıfat isnat etmek olur.

Evliya var ve var olmaya devam edecek. Taa ki kıyamete kadar yeryüzünden bir an bile eksik olmayacak.





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: FECR üzerinde 31 Mayıs 2014, 09:49:24 ÖÖ 09
- İSLAM'A VE TASAVVUFA GÖRE VELİ KAVRAMI
Sözlük anlamıyla veli; dost ve samimi arkadaş demektir. Terim olarak Allah'ın sevgili kulu demektir. Başka bir deyişle, dinin istediği şekilde i-nanan ve amel eden kişi demektir. Kur'an-ı Kerim'de bu durum açıkça or-taya konmaktadır. Mesela şu ayetlere bakalım:
"İyi bilin ki, Allah'ın veli kulları (dostları)na hiçbir korku yoktur. Ve onlar üzül-meyeceklerdir. Onlar iman edip takvaya ermişlerdir."  (Yunus-62-63)
"Elif, Lam, Mim. Kendisinden hiçbir şekilde şüphe olmayan bu kitap, muttakiler için bir hidayettir. O muttakiler ki gayba inanırlar, namaz kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler..." (Bakara-1-3)
Takva kelimesi de çok zaman veli ve iman kelimesiyle beraber kullanılmaktadır. Temel sözlük anlamı olan "sakınma" anlamı yanında, İslam'ın hükümleriyle amel etme, emir ve yasaklarını gözetme anlamında da kullanılmaktadır. Zaten dinin emir ve yasaklarıyla amel etme, Allah'ın dinine muhalefetten sakınma ve cezasından korunma amacına da yöneliktir. Allah-'ın sevabını, yani cennetini elde etme amacı da şüphesiz beraberdir. Kısaca takva, Allah'ın cezasından sakınarak ve mükafatını umarak dinin hükümle-rine bağlılık ve onlarla amel etmek demektir. Bu da Allah'ın sevgili kulları olan mü'minlerin niteliğidir. Mesela şu ayet-i kerimelere bakalım:
"... O muttakiler ki gayba inanırlar, namaz kılarlar, infak ederler. Yine onlar sana indirilenlere ve senden önce indirilene ve ahiret gününe inanırlar. İşte onlar Rable-rinden bir hidayet üzeredir ve kurtuluşa erenler ancak onlardır." (Bakara-1-5)
"İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. İyilik o kimsenin iyiliğidir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır, Allah rızası için yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bu-lunan köle ve esirlere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekat verir, anlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır." (Bakara-177)
Bu ve başka ayetlerde görüleceği üzere, muttakiler iman ve amel sahi-bi kimselerdir. Veli kullar da iman eden ve muttaki olan kişilerdir. Takvanın genel anlamı da dinin emir ve yasaklarını gözetmek  olduğuna gö-re, veli kişi, inanan, dinin hükümleriyle amel eden ve bunu Allah'a tam bir teslimiyetle yerine getiren kişi olmaktadır. Yani takva sahibi ve Allah'ın veli kulu olmanın şartı, iman ve salih ameldir. Bunu gerçekleştiren bütün mü'minler, Allah'ın sevgili kulları, yani velileridir. Onlar elbette Allah'ın himayesi ve yardımına layık kişilerdir. Bu dünyada Allah onların dostu ve yardımcısı olduğu gibi, ahirette de koruyucusu ve esirgeyicisidir. Onun için onlara korku ve hüzün olmayacaktır.
Şüphe yok ki, iman ve amel bakımından mü'minlerin dereceleri farklıdır. Kimilerinin imanı çok sağlam ve ameli daha fazladır. Elbette böylelerin Allah katında dereceleri başkalarından daha üstündür ve mükafatları da daha büyük olacaktır. Kimilerinin iman ve ameli daha azdır. Yani imanı diğer-lerine göre daha zayıf ve ameli daha azdır. Bilindiği gibi kuvvet ve sağlamlık bakımından imanın artıp eksileceği, yani kuvvetlenip zayıflayacağını Kur'an'ın birçok ayetleri ifade etmektedir. İman ve amel derecesi bu şekilde zayıf veya az olanların mükafatı da şüphesiz daha az olacaktır. Ama arala-rındaki bu farklılığa rağmen, bütün mü'minler, Allah'ın veli kullarıdır. İman dairesinde kaldıkça ve dinin gereklerini yerine getirdikçe, kişiler mü'mindir ve Allah'ın veli kullarıdır.
Tıpkı bir piramid gibi. Piramidin alt sırasındaki taşlar onun nasıl bir parçası ise, zirvesindeki taş da onun bir parçası olup hepsi piramid olarak adlandırılmaktadır. Bazı taşlar piramidin alt sırasını oluştururken, bazıları da zirvesini oluşturmaktadır. İman ve ameldeki farklı derecelerine rağmen mü'minler de bu şekildedir ve hepsi Allah'ın veli kullarıdır.  “İyi bilin ki, Allah'ın veli kulları (dostları)na hiçbir korku yoktur. Ve onlar üzülme-yeceklerdir. Onlar iman edip takvaya ermişlerdir.”
Gerçek bu şekilde iken, dinin birtakım kavramlarında zamanla sapmalar meydana geldiği gibi, veli kavramının anlamında da sapmalar olmuştur. Bu sapmanın en açık görüldüğü alan da tasavvuftur. Allah, müminlerin velisi olduğunu söylerken, tasavvufçular sadece kendilerinin dostu (velisi) olduğunu ortaya atmış ve ancak kendi cemaatlarına mensup olanların veli olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Başka bir deyişle, tasavvufçular mü'minler arasında özel bir veli sınıfı ihdas etmiş ve ancak bunların veli olduğunu söylemiştir. Halbuki İslam anlayışında mü'minler arasında özel bir veli sınıfı yoktur. Aksine, bütün mü'minler Allah'ın veli kullarıdır ve Allah da hepsinin velisidir. Bunu yüce Allah şöyle ifade etmektedir: “Allah, iman edenle-rin velisi (dostu)dur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.” 
Belirttiğimiz gibi, veli kavramı toplumda zamanla sapmaya uğramış ve İslam'a yabancı birtakım inanç yahut kültürlerin boyasıyla boyanmıştır. Bunda İslam'a daha sonra giren ve acem diye adlandırılan milletlerin çok büyük rolü olmuştur. Bu sapma neticesinde toplumda zamanla değişik bir veli inancı ve anlayışı ortaya çıkmıştır. Buna bir örnek olarak Türk kavmini verebiliriz. Bu inancın ve anlayışın meydana gelmesinde İslam öncesi Türk dinlerinin rolünü örnek gösterebiliriz. Eski İran, Yunan ve Ortadoğu inançlarının çarpık veli inanç ve anlayışının meydana gelmesinde oynadıkları rolü, buna kıyas etmek mümkündür. Eski Türk dinlerinin bu konudaki rolünü A. Yaşar Ocak'tan okuyalım:
“Müslüman Türkler'in yaşadıkları mıntıkalarda ve bu arada tabiatıyla Anadolu'da veli kültü tahlil edildiği zaman, bunun kaynağını İslam öncesi eski Türk inançları-nın teşkil ettiği daha ilk bakışta dikkati çekecek kadar sarihtir. Tasavvufun veli telakkisi (anlayışı) tabir caizse, buna bir kılıf hizmetini görmüştür.
Bilindiği gibi Türkler, müslüman olmadan önce çeşitli vesilelerle temasta bulunduk-ları kültür çevrelerinde, Şamanizm, Budizm, Zerdüştilik, Mazdeizm, Maniheizm ve Hıristiyanlık gibi birbirinden mahiyet itibariyle hayli farklı dinlere girmişlerdir. Bun-lardan önce ise, uzun yüzyıllar kendilerinin sahip oldukları belirli bir takım inanç sis-temleri vardı. Orta Asya gibi muazzam bir coğrafi sahada, yüzlerce yıldır muhtelif Türk toplulukları zikredilen inanç sistemlerinden birini veya birkaçını benimsemişler, zamanla birini bırakıp bir başkasını kabul etmişlerdir.
Bu değişiklik esnasında, bir önceki din, yenisinin gelmesiyle tamamen ortadan kaybolmamış, çoğu defa kendini yeni dinin kalıplarına uydurarak varlığını sür-dürmüştür. Bu sebeple Türk zümrelerinin girdiği her yeni din, onlara yeni bir şey-ler öğretip belli ölçüde düşünce ve hayat tarzlarına etki ederken, diğer yandan da o zümrelere uygun birer yapı kazanmışlardır.
İşte bundan dolayıdır ki, günümüzde bile Orta Asya'dan Balkanlara kadar bütün müslüman Türk topluluklarında bile bildiğimiz en eski inançları olan tabiat ve ata-lar kültlerinden yukarıda sayılan dinlere kadar, çok çeşitli kalıntıları tesbit etmek mümkün olmaktadır.
Aşağıda açıklamaya çalışacağımız İslami devir veli kültü, işte bu uzun maceranın izlerini taşır.
Türkler'deki veli kültünün temelinin Şamanist dönemde atıldığı söylenebilir. Eski Türk şamanları incelendiği zaman, bunların Türk veli imajına çok benzediğini farketmemek mümkün değildir. Gelecekten haber veren, hava şartlarını değiştiren, felaketleri önleyen yahut düşmanlarına musallat eden, hastaları iyileştiren, göğe çıkıp uçabilen, ateşte yan-mayan Türk şamanları, bu hüviyetleriyle adeta Bektaşi menakıpnamelerinde ve kısmen de öteki tarikat çevrelerinde yazılmış menakıpnamelerde yeniden hayat bulmuş gibidir-ler. Bu eserlerde anlatılan Türk velileri, işte böyle özelliklere sahip kişilerdir.
Şamanist Türkler, şamanların harikulade insanlar olduklarına, ruhlar, gizli güçler ile ilişki kurup onlara istediklerini yaptırabildiklerine inanırlardı. Hatta şamanlar Göktanrı ile de temasa geçip, ondan mesajlar getirebilen şahsiyetlerdir. Onlar bu kabiliyetleri elde etmek için, tıpkı velilerin yaptığı gibi, inzivaya çekilerek, kendi-lerini sıkı bir riyazata tabi tutarlardı.
Ancak burada, şamanizm öncesi eski Türk inançlarından atalar kültünün veli kül-tünün temelinin hazırlanmasındaki önemli rolüne de dokunmak gerekiyor. Muhte-lif Türk zümreleri arasında en eski ve köklü inançlardan biri olduğu bilinen atalar kültü genel olarak ecdadın takdisine dayanır. Ancak atanın bizzat kendine tapınma mahiyetinde olmayan atalar kültü, atanın öldükten sonra üstün birtakım güçlerle mücehhez hale geldiği ve bu sayede ailesine yardım edebileceği inancından doğan, korku ve saygı karışık bir telakki hasıl etmiştir. Bu sebeple ataların ruhlarına kur-ban kesilir ve eşyaları mukaddes sayılır, mezarları da mukaddestir...
Şamanist dönemde ve özellikle Budizme geçtikten sonra Türk veli kültünün İslam öncesi temeli, daha da takviye gördü. Çünkü bu devrede Budist azizlerin çok eski-lere inen ve Budizmin yayılmasında önemli bir propaganda aracı olan kerametleri-ni anlatan metinler bol bol tercüme edildi. Zaten halk için ayinlerde okunmak üze-re meydana getirilen bu tercümeler, çabucak ve hayli geniş bir tabana yayıldı. Öy-lece, şamanların üstün ruhani güçlerle donanmış şahsiyetlerine, Budist azizlerinin-kiler ilave edildi. Artık Türk din adamlarının yukarıda sayılan vasıflarına, hayvan kalıplarına girmek, eşyaları ve cisimleri kendi kendilerine yürütüp harekete geçir-mek gibi başka özellikler eklendi. Bu suretle İslamiyetin Türkler arasında yayıl-maya başladığı dönemlere, yani onuncu yüzyıla gelindiğinde, artık İslami Türk ve-li tipinin teşekkülüne zemin hazırlanmış oluyordu.
Bu üstün ruhani kuvvetlerle donanmış insan tipi, müslümanlıkla bağdaşmakta güç-lüğe uğramadı. Kur'an-ı Kerim'deki muhtelif mucizeler gösteren peygamberlerle Hz. Muhammed'in şahsiyeti, müslüman olan Türklere hiç de yabancı gelmedi. On-lar, kendi din adamlarıyla bu zikredilenler arasında pekçok benzer noktalar buldu-lar ve İslamiyete çabuk ısındılar...
Biz, Türk veli imajının prototipini meşhur Dede Korkut'un şahsında buluyoruz. Aşağıya aldığımız pasaj bu itibarla aynı zamanda tarihi bir belge niteliğini de taşı-maktadır:
'Rasul aleyhisselam zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata dirler bir er kopdi. Oğuzun ol kişi tamam bilicisiydi. Ne dir ise, olur idi. Gaybdan dürlü haber söyler idi. Hak Teala'nın gönlüne ilham ider idi... Korkut Ata Oğuz kavminin müşkilini hall ider idi. Her iş olsa Korkut Ata'ya tanışmayınca işlemezler idi.' 
Bu satırlarda Dede Korkut'un her ne kadar veli kelimesiyle nitelendiğini görmü-yorsak da, sayılan vasıfları kendisinin böyle telakki edildiğini açıkça gösteriyor. Aslında gerçekten yaşayıp yaşamadığı, eğer yaşadıysa, zamanı belli olmayan bu şahsiyet Oğuz'un, yani bütün Oğuz boylarının bilicisidir, söylediği her şey gerçek-leşir, gaybdan haber verir, geleceği bilir, Allah'ın ilhamlarına mazhar olmuştur, Oğuz kavminin bütün güçlüklerini çözer, kendisine danışılmadan iş yapılmaz.
Şu sayılan nitelikler Dede Korkut ile Şamanlar arasındaki büyük benzerliği de or-taya koyuyor. Bilhassa gaybdan ve gelecekten haber verişi, bir iş yapılacağı zaman kendine danışılması bunu pek açık gösteriyor. Metinde dikkati çeken bir başka nokta, bu zatın Hz. Muhammed'in zamanına yakın bir devirde yaşadığının söylen-miş olmasıdır. Bu, onun gerçekten yaşamış tarihi bir şahsiyet olmadığının bizce en açık delillerinden biridir...
Anadolu'nun tedricen fethedilmeye başladığı XI. yüzyıldan itibaren buraya yer-leşmeye gelen ve çoğunluğunu Oğuzlara mensup boyların oluşturduğu muhtelif Türk toplulukları, kendileriyle beraber bu telakkiyi ve kültü de getirdiler. Özellikle XIII. yüzyılda Moğol istilası arifesinde ve bu istilanın önünden kaçarak Anadolu'-ya yerleşen bazı tarikatlara mensup şeyh ve dervişler bu konuda başrolü oynadılar. Selçuklu hükümeti onlara birtakım imtiyazlar ve tekkelerini kurup rahatça faaliyet gösterecek yerler tahsis etti. Vefailik, Yesevilik, Kalenderilik ve Haydarilik gibi gayr-i sünni mahiyetteki tarikatlara ait tekkeler daha ziyade köy ve göçebe muhit-lerini tercih ederken, Kübrevilik, Sühreverdilik, Rıfailik ve Kadirilik gibi sünni e-ğilimli olanlar şehirlerde geliştiler. Zamanla her iki çevredeki tekkelerin başında bulunan Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana ve benzerleri gibi, sade çevrelerinde veya bü-tün Anadolu'da büyük veli olarak şöhret yapmış kişilerin ölümü ile birtakım türbe-ler ortaya çıktı. Bu velilerin her birinin türbesi, özelliğine ve maksada göre kendine mahsus ziyaret ve kurban usullerinin gelişmesine ortam hazırladı. Hiç şüphesiz ki bu, Orta Asya'daki tatbikatın bir devamından başka birşey değildi.  Bu türbelerin etrafında eskiden mevcut ve yeni imal edilip yayılan menkıbeler, kendilerini yarı mukaddes, fevkalade güçlerle donanmış ve hastalıkları iyileştiren ve çeşitli dilekle-rin gerçekleşmesine yardım eden manevi şahsiyetler haline getirdi. Anadolu'nun pekçok yerlerinden gelen değişik tabakalara mensup insanlar buraları ziyarete baş-ladılar. Kendilerini yazılı kaynaklardan tanıdığımız velilerden başka, yazılı kay-naklara geçmemiş daha başkaları da vardı. Bu suretle Anadolu'nun pekçok yerinde, hemen her kasaba ve köyde, şehirlerde, evliya, ermiş ve yatırlar meydana geldi. Herbirinin etrafında birer kült oluştu. Bu kültlerin bir kısmı zaman içinde giderek mahallileşirken, bir kısmı da tersine şöhretlerinin daha büyük oluşu sebebiyle bü-tün Anadolu'ya yayıldı.
Burada önemli bir nokta üzerinde durmak istiyoruz. O da, vaktiyle Orta Asya'da vukubulan bir olayın, Anadolu'da da tekrarlanmış olmasıdır. X-XII. yüzyıllarda İs-lamiyet Orta Asya'da yayılırken tekkelerin çoğu, eski Budist manastırlarının yerine yahut yakınlarına inşa ediliyor, zamanla bu manastırlar çevresinde mevcut, oradaki azize ait menakıbeler İslamileştiriliyordu. Böylece o bölgedeki eski kültün kendine mal edilmesi suretiyle yerli halk ile bir bağ kurularak İslam'laştırma kolaylaştırıl-mış oluyordu.
İşte aynı olay, Türkler Anadolu'ya yerleştikleri sırada burada da meydana geldi. Ge-nellikle gayr-i sünni tarikatlara mensup şeyh ve dervişler, tekkelerini terkedilmiş ya-hut henüz faaliyette olan kilise ve manastırların yerine ve civarına kuruyorlardı. Bun-dan maksat, orada eski dinin merkezi ile doğrudan karşılaşarak onun kullandığı vası-taları aynen kullanıp tesirini zamanla zayıflatarak yerine geçmekti. Öyle de oluyordu. Nitekim bu şeyh ve dervişler, yerleştikleri yerlerde kökü Hıristiyanlık, hatta Hıristi-yanlık öncesi devirlere çıkan mahalli aziz kültleriyle karşılaştılar. Bu kültler, keramet hikayeleri (menkıbeler) aracılığıyla rahatça İslamileştiriliyor, bu vesile ile bölgedeki Hıristiyan halkın Müslümanlığa kolayca ısınması sağlanıyordu. Çünkü Müslüman olduktan sonra da, bağlı oldukları eski kültü, bir Türk velisi adına İslamileşmiş kılıkta sürdürüyorlardı.
Buna XIII. ve XIV. yüzyıllara ait bazı örnekler vermek mümkündür. Mesela, Hacı Bektaş'ın XIII. yüzyılda Suluca Karahöyük (Hacı Bektaş)'da kurduğu tekke, bu ha-vali Hıristiyanlarının takdis ettiği Saint Charalambus kültünü İslamileştirerek ken-dine mal etmiş, böylece Hacı Bektaş Hıristiyanlarca da benimsenmiştir. Yine aynı yüzyılın ikinci yarısında Balkanlardaki Dobruca bölgesinde bir Türkmen kolonisi-nin iskanını sağlayan Türkmen babası Sarı Saltık da aynı şekilde, orada eskiden mevcut Saint Nicolas kültü ile özdeşleştirilmiştir. Son olarak Mecitözü yakınındaki Elvan Çelebi tekkesinde Baba İlyas kültünü örnek verebiliriz. XIV. yüzyılda Elvan Çelebi tarafından Saint Theodoros ve Saint Georges kültünün yaygın bulunduğu eski Eukhaita köyü civarında kurulan tekke, bu kültlerin Baba İlyas'a mal edilme-sine yardımcı oldu. Öyle ki, XVI. yüzyılda tekkede misafir kalan Avrupalı seyyah-lar Baba İlyas'ın kim olduğunu öğrendikleri zaman şaşırıp kalmışlardı. Zira anlatı-lanların yukarıda zikredilen azizlerinkinden farkı yoktu. Bu sebeple Baba İlyas ile bu azizlerin arkadaş olduğunu söylemek zorunda kalmışlardı.
İşte Hasluck'un "İki taraflı perestişgahlar" dediği pekçok türbe bu anlatılan tarzda, yani eski Hıristiyan aziz kültlerinin Türk veli kültleriyle birleşmesinden doğmuştur...
”
Bu sentez inanç bir de geliştirilen keramet nazariyesi ile zenginleştirilmiştir.

İBRAHİM SARMIŞ-Tasavvuf ve İslam adlı kitabından alıntıdır


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 31 Mayıs 2014, 08:25:21 ÖS 20
“İyi bilin ki, Allah'ın veli kulları (dostları)na hiçbir korku yoktur. Ve onlar üzülme-yeceklerdir. Onlar iman edip takvaya ermişlerdir.” 


FECR,

Yazını okudum, "Veli" kelimesine dost demektir diye cevap vermişsin. Tabii şahsına göre inancın ve itikadın bu yönde olabilir. Muhakkak ki, herkes kendi imanından ve amelinden sorumlu.

Senden bazı şeylere cevap vermeni istiyorum.  ..!

1- Veli kelimesinin karşılığı dost ise, Evliya kelimesinin karşılığı nedir .?

(Paylaştığın yazıya göre dost diyemezsin)

2- İslam Dini 'ni nasıl tanıyorsun.? Yani İslam denince bana nasıl izah edersin.?

3- İslam öncesi dinler nelerdir .?

4- Yahudilik ve Hıristiyanlık İslam 'ın neresindedir.? İslam ile ilişkisi varmıdır.?

İnanç , yalnızca kabulden ibarettir. Tamam, inandım demek, bunu ifade için yeterli olur.

5- İslam 'ın içerisinde bahsedilen, Müslüman kimdir, kimlere müslüman denir.?

6- Müslümanlığın içerisindeki, ehli islam, mü-min, müttakiy, ehli iman, ehli takva senin yukarıda paylaştığın yazıya göre nasıl ifadelendirilir .?

Müttaki kişileri şu ayet ile belirtmişsin;

Kendisinde hiçbir şekilde şüphe olmayan o kitap, Muttakiler için bir hidayet kaynağı ve yol göstericidir.
O müttakîler ki, gaibe inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz mallardan infak ederler...
Onlar ki, Sana indirilenlere ve senden önce indiren kitap ve peygamberlere ve ahiret gününe iman ederler
Onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.
Bakara 2-3-4-5


Eyvallah ..

PEKİ , aşağıdaki ifadeyi nasıl açıklamayı düşünüyorsun .?

Şüphe yok ki, iman ve amel bakımından mü'minlerin dereceleri farklıdır. Kimilerinin imanı çok sağlam ve ameli daha fazladır. Elbette böylelerin Allah katında dereceleri başkalarından daha üstündür ve mükafatları da daha büyük olacaktır. Kimilerinin iman ve ameli daha azdır. Yani imanı diğer-lerine göre daha zayıf ve ameli daha azdır. Bilindiği gibi kuvvet ve sağlamlık bakımından imanın artıp eksileceği, yani kuvvetlenip zayıflayacağını Kur'an'ın birçok ayetleri ifade etmektedir. İman ve amel derecesi bu şekilde zayıf veya az olanların mükafatı da şüphesiz daha az olacaktır. Ama arala-rındaki bu farklılığa rağmen, bütün mü'minler, Allah'ın veli kullarıdır. İman dairesinde kaldıkça ve dinin gereklerini yerine getirdikçe, kişiler mü'mindir ve Allah'ın veli kullarıdır.
Tıpkı bir piramid gibi. Piramidin alt sırasındaki taşlar onun nasıl bir parçası ise, zirvesindeki taş da onun bir parçası olup hepsi piramid olarak adlandırılmaktadır. Bazı taşlar piramidin alt sırasını oluştururken, bazıları da zirvesini oluşturmaktadır. İman ve ameldeki farklı derecelerine rağmen mü'minler de bu şekildedir ve hepsi Allah'ın veli kullarıdır.


Bütün mü-minler derken imanı zayıf ve kuvvetli olanlar aynı kefede. İmanda noksanlık olduğunda nasıl oluyor da o kişi Allah 'ın velisi olabiliyor.?

Sana göre iman nedir , açıklamasını yapar mısın .?

Amelde noksanlık ..! Tamam eyvallah.

Hz. Allah her ibadetin kazası, telafisi olur diye ferahlık vermiş. Buradaki müsamahayı anladık.!

İmanda noksanlığı nasıl ifade edeceksin .? Bu paylaşımını kabul etmemi beklemiyorsun değil mi.? İmanın özü nedir ki, zayıflığı, noksanlığı içinde kabul etsin, barındırsın..!

İman , abdest, namaz, oruç demek değil ki, kazası olsun, telafisi mümkün olsun. Yazının tamamını okuyup paylaştığından eminmisin .? Gözünden kaçmış olablir mi.?

Lütfen bir açıklama bekliyorum.





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 01 Haziran 2014, 12:41:37 ÖÖ 00
1- İman ve amel derecesi bu şekilde zayıf veya az olanların mükafatı da şüphesiz daha az olacaktır.

İMAN : - Allah 'ın varlığına ve birliğine
          - Meleklerine
          - Bütün Kitaplarına
          - Bütün Resullerine
          - Ahiret hayatına, Kaderin , Hayır ve Şerrin ancak Allah 'tan olduğuna, öldükten sonra dirileceğine
          - Ve imanın zirvesi olan Kelime-i şehadet ...!

Bunların hangisinin noksanlığı imana zarar vermiyor, izah edermisin .? Hangisine iman etmediği halde Allah 'ın Veli kulları arasında olunabiliyor.?

Yapmayın, Allah rızasının dışına çıkmadan, birilerinin doğrusu üzerine imanımızı inşaa etmeyelim. Yukarıdaki amentünün bir tek şartına iman etmeyen birisi, namaz kılsa ne yazar, hacca gitse ne yazar, oruç tutsa ne yazar.?

Yazar, yazmış olabilir ancak, sizin böyle bir ifadeyi kullanmanıza hiç bir anlam veremiyorum.


AMEL : Abdest : Islak abdest alamasa da kurusu var, Teyemmüm ..!
          Namaz  : Kişi kılamasa da kazası mevcut ..!
          Oruç    : Tutamasa da kefaretle ödenebilir ..!
          Hac     : Gitme imkanı olmayan bundan muaf..!
          Zekat   : Parası ve imkanı olana ..!

Kişi bunlardan hiç birisini yerine getirmese, sorumluluğu elbette var ancak, İmanda noksanlık, asla ve asla ..! Adı üzerinde "İMAN" ..

2- Ama arala-rındaki bu farklılığa rağmen, bütün mü'minler, Allah'ın veli kullarıdır.

Çok yazık. Aralarındaki bu minnacık, ufacık farklılığa rağmen, "bütün Mü-minler" Allah 'ın Veli kulları, öyle mi .? Allah affetsin. Birilerini sevmek, birilerine değer vermek, birilerinin doğrularına sahip çıkmak adına yapılan bu yanlış, yazanı olduğu kadar, paylaşanı da çok büyük vebal altına sokar.


3- İman dairesinde kaldıkça ve dinin gereklerini yerine getirdikçe, kişiler mü'mindir ve Allah'ın veli kullarıdır.

Buna cevap vermiyorum artık. İfade etmeye çalıştığım şeyler içerisinde verilmiş cevabı zaten mevcut. Dost kelimesinden kurtulun arkadaşlarım. Evliya ve Veli kelimelerinin manasına dost diyemezsiniz. Çok samimi olarak ifade edeyim, Allah 'ı incitirsiniz.


4- Tıpkı bir piramid gibi. Piramidin alt sırasındaki taşlar onun nasıl bir parçası ise, zirvesindeki taş da onun bir parçası olup hepsi piramid olarak adlandırılmaktadır. Bazı taşlar piramidin alt sırasını oluştururken, bazıları da zirvesini oluşturmaktadır. İman ve ameldeki farklı derecelerine rağmen mü'minler de bu şekildedir ve hepsi Allah'ın veli kullarıdır.


Kardeşim, piramit örneği senin içine sindi mi.? Piramit üzerinden kendini değerlendir. Sana göre bütün mü-min kulları değerlendir bakalım.

Senin kullandığın bu ifade nerelere gitmez ki.? Mesela, senin paylaştığın ifadeye göre, sen, ben, bütün insanlık bu piramidin bir parçası değilmiyiz.? Bu piramidin zirvesinde sana göre kim var.?

Bu piramidin alt taşlarını da yerleştir, ortaya ne sonuç çıkacak gör. Piramit örneğini kullanarak Peygamberliğini de iddia edebilirsin. Zirvesi ve en alttaki birbiri ile aynı ise, eşit ise..! Sen o piramidin neresindesin.?

-  İman olarak farklılık arzedecek,
-  Amel olarak farklılık arzedecek,
-  Mükafat olarak farklılık arzedecek,  

Yani İman ve amelde noksanlığın, birbirinden hiç bir farkı yoktur. Kişi her halükarda Allah 'ın Velisidir diyorsun. Hayretler içerisindeyim..

Nasıl bir piramittir anlayamadım. Her şeyi içerisinde barındırıyor. Hangi kademesinde olursan ol, Allah 'a en yakın kul olabiliyorsun..! Hem de VELİ ..!                                            


Bu sapmanın en açık görüldüğü alan da tasavvuftur.

Vallahi , bu yazı baştan sona Tasavvufu karalama, iftira, yalan yanlış insanlara bişeyler aktarma adına yazılmış bir yazıdan başka bir şey değil.

Ne şekilde eder bilmiyorum ama, Allah ıslah etsin.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: FECR üzerinde 01 Haziran 2014, 09:29:33 ÖÖ 09
Anlamamakta ısrar edenlere "selam" demekten başka çare yok
ÜÇÜNCÜ defa "Kellim kellim la yenfa' "


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 01 Haziran 2014, 06:07:57 ÖS 18
Anlamamakta ısrar edenlere "selam" demekten başka çare yok
ÜÇÜNCÜ defa "Kellim kellim la yenfa' "

"Kellim kellim la yenfa' " bana bu cümleyi ifade etmenize gerek yok kardeşim. İslam Dini senin kitaplardan öğrendiğinle sınırlı değil. Aşağıdaki yazıma lütfen cevap ver. İmanda noksanlığı olanla, amelde noksanlığı olanı nasıl olur da aynı kefede tutarsın.?

Hem mükafatları farklı diyeceksin, hem de iman ve amelin her ikisini aynı kefede tutacaksın. Böyle bir iddianın ne denli hakikatten uzak olduğunu görmen gerek.



1- İman ve amel derecesi bu şekilde zayıf veya az olanların mükafatı da şüphesiz daha az olacaktır.

İMAN : - Allah 'ın varlığına ve birliğine
          - Meleklerine
          - Bütün Kitaplarına
          - Bütün Resullerine
          - Ahiret hayatına, Kaderin , Hayır ve Şerrin ancak Allah 'tan olduğuna, öldükten sonra dirileceğine
          - Ve imanın zirvesi olan Kelime-i şehadet ...!

Bunların hangisinin noksanlığı imana zarar vermiyor, izah edermisin .? Hangisine iman etmediği halde Allah 'ın Veli kulları arasında olunabiliyor.?

Yapmayın, Allah rızasının dışına çıkmadan, birilerinin doğrusu üzerine imanımızı inşaa etmeyelim. Yukarıdaki amentünün bir tek şartına iman etmeyen birisi, namaz kılsa ne yazar, hacca gitse ne yazar, oruç tutsa ne yazar.?

Yazar, yazmış olabilir ancak, sizin böyle bir ifadeyi kullanmanıza hiç bir anlam veremiyorum.


AMEL : Abdest : Islak abdest alamasa da kurusu var, Teyemmüm ..!
          Namaz  : Kişi kılamasa da kazası mevcut ..!
          Oruç    : Tutamasa da kefaretle ödenebilir ..!
          Hac     : Gitme imkanı olmayan bundan muaf..!
          Zekat   : Parası ve imkanı olana ..!

Kişi bunlardan hiç birisini yerine getirmese, sorumluluğu elbette var ancak, İmanda noksanlık, asla ve asla ..! Adı üzerinde "İMAN" ..

2- Ama arala-rındaki bu farklılığa rağmen, bütün mü'minler, Allah'ın veli kullarıdır.

Çok yazık. Aralarındaki bu minnacık, ufacık farklılığa rağmen, "bütün Mü-minler" Allah 'ın Veli kulları, öyle mi .? Allah affetsin. Birilerini sevmek, birilerine değer vermek, birilerinin doğrularına sahip çıkmak adına yapılan bu yanlış, yazanı olduğu kadar, paylaşanı da çok büyük vebal altına sokar.


3- İman dairesinde kaldıkça ve dinin gereklerini yerine getirdikçe, kişiler mü'mindir ve Allah'ın veli kullarıdır.

Buna cevap vermiyorum artık. İfade etmeye çalıştığım şeyler içerisinde verilmiş cevabı zaten mevcut. Dost kelimesinden kurtulun arkadaşlarım. Evliya ve Veli kelimelerinin manasına dost diyemezsiniz. Çok samimi olarak ifade edeyim, Allah 'ı incitirsiniz.


4- Tıpkı bir piramid gibi. Piramidin alt sırasındaki taşlar onun nasıl bir parçası ise, zirvesindeki taş da onun bir parçası olup hepsi piramid olarak adlandırılmaktadır. Bazı taşlar piramidin alt sırasını oluştururken, bazıları da zirvesini oluşturmaktadır. İman ve ameldeki farklı derecelerine rağmen mü'minler de bu şekildedir ve hepsi Allah'ın veli kullarıdır.


Kardeşim, piramit örneği senin içine sindi mi.? Piramit üzerinden kendini değerlendir. Sana göre bütün mü-min kulları değerlendir bakalım.

Senin kullandığın bu ifade nerelere gitmez ki.? Mesela, senin paylaştığın ifadeye göre, sen, ben, bütün insanlık bu piramidin bir parçası değilmiyiz.? Bu piramidin zirvesinde sana göre kim var.?

Bu piramidin alt taşlarını da yerleştir, ortaya ne sonuç çıkacak gör. Piramit örneğini kullanarak Peygamberliğini de iddia edebilirsin. Zirvesi ve en alttaki birbiri ile aynı ise, eşit ise..! Sen o piramidin neresindesin.?

-  İman olarak farklılık arzedecek,
-  Amel olarak farklılık arzedecek,
-  Mükafat olarak farklılık arzedecek,  

Yani İman ve amelde noksanlığın, birbirinden hiç bir farkı yoktur. Kişi her halükarda Allah 'ın Velisidir diyorsun. Hayretler içerisindeyim..

Nasıl bir piramittir anlayamadım. Her şeyi içerisinde barındırıyor. Hangi kademesinde olursan ol, Allah 'a en yakın kul olabiliyorsun..! Hem de VELİ ..!                                            


Bu sapmanın en açık görüldüğü alan da tasavvuftur.

Vallahi , bu yazı baştan sona Tasavvufu karalama, iftira, yalan yanlış insanlara bişeyler aktarma adına yazılmış bir yazıdan başka bir şey değil.

Ne şekilde eder bilmiyorum ama, Allah ıslah etsin.

Yazıyı kopyala yapıştır yapmak, içeriğini anlamadan paylaşmak çözüm değil. Yazdığını, paylaştığını ilk önce kendin idrak edip, anlayacaksın ki, sorulduğunda anlatabilesin.

Yazarı bulsam kendisine sorarım. Ama madem ki sen, onun yazısının altına imzanı attın, cevap verme zorunluluğu da sana düşer.

İman ve ameli aynı terazide nasıl tartıyorsun.?

Amel mi imanı içerisinde barındırır, iman mı ameli barındırır.?






Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 01 Haziran 2014, 06:38:32 ÖS 18
ANLAMADA NOKSANLIĞI KABUL ETMİYORUM VE ISRARLA SORUYORUM ..

Paylaştığın yazıda ;

Şüphe yok ki, iman ve amel bakımından mü'minlerin dereceleri farklıdır.

Kimilerinin imanı çok sağlam ve ameli daha fazladır.

Elbette böylelerin Allah katında dereceleri başkalarından daha üstündür ve mükafatları da daha büyük olacaktır.

Kimilerinin iman ve ameli daha azdır.

Yani imanı diğer-lerine göre daha zayıf ve ameli daha azdır.


"" Bilindiği gibi kuvvet ve sağlamlık bakımından imanın artıp eksileceği, yani kuvvetlenip zayıflayacağını Kur'an'ın birçok ayetleri ifade etmektedir"".



diyorsun.

(Ben de diyorum ki, Yukarıdaki ifadeyi Kuran 'a yakıştırabilen varsa lütfen söylesin)

Sonra ;

İman ve amel derecesi bu şekilde zayıf veya az olanların mükafatı da şüphesiz daha az olacaktır.

Ama arala-rındaki bu farklılığa rağmen, bütün mü'minler, Allah'ın veli kullarıdır.

İman dairesinde kaldıkça ve dinin gereklerini yerine getirdikçe, kişiler mü'mindir ve Allah'ın veli kullarıdır.


Noksanlıkların Allah indinde hiç bir artısı ve eksisi olmayacak diye ifade kullanıyorsun.


Ardından da meşhur piramit benzetmesi ...!



Tıpkı bir piramid gibi.

Piramidin alt sırasındaki taşlar onun nasıl bir parçası ise, zirvesindeki taş da onun bir parçası olup hepsi piramid olarak adlandırılmaktadır.

Bazı taşlar piramidin alt sırasını oluştururken, bazıları da zirvesini oluşturmaktadır.

İman ve ameldeki farklı derecelerine rağmen mü'minler de bu şekildedir ve hepsi Allah'ın veli kullarıdır.




Bu kısma yanıt verirsen, verebilirsen, hem yazarı kurtarmış olursun, hem de kendini. Benden kaynak ve cevap bekleyen sendin kardeşim. Sen bundan muaf mısın .?

Lütfen iman ve amel hakkında bir açıklama yap, lütfen..



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: FECR üzerinde 01 Haziran 2014, 07:21:50 ÖS 19
Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.(8/Enfal-2)

Bir sure inince, aralarında «Bu, hanginizin imanını artırdı?» diyen ikiyüzlüler vardır. İnananların ise imanını artırmıştır; onlar birbirlerine bunu müjdelemek isterler.(9/Tevbe-124)

 İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakim olandır.


Ömer -Radıyallahu anh- arkadaşlarına: Gelin, imanımızı arttıralım der ve bunun üzerine aziz ve celil olan Allah’ı zikrederlerdi.( İbn Ebi Şeybe, İman 108; el-Musannef, 11/26

İbn Mes’ud -Radıyallahu anh- da dua’sında: Allah’ım imanımızı, yakîn’imizi ve fıkhımızı arttır, derdi.( Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebir, 8549; el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 10/185



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 01 Haziran 2014, 07:22:42 ÖS 19
İMAN :
Amentünün altı şartını da acabasız kabul etmektir. Bu şartların hepsi de "GAYB" 'dır. Asla ve asla kuşkuya, tereddüte prim vermez. Bir insanda iman ya vardır, ya da yoktur. İkisinin arası bir durumdan bahsedilemez.


1- Allah 'ın varlığına ve birliğine
2- Meleklerine
3- Bütün Kitaplarına
4- Bütün Resullerine
5- Ahiret hayatına, Kaderin , Hayır ve Şerrin ancak Allah 'tan olduğuna, öldükten sonra dirileceğine
6- Ve imanın zirvesi olan Kelime-i şehadet ...!

Ahiret hayatına inanmayan bir kişide imandan bahsedilir mi.?

Meleklere inanmayanda, veya Kitap ve Resuller 'e inanmayanda imandan bahsedilir mi.?


AMEL :
İslam Dini çatısı altında bulunan her kişinin yapmakla mükellef olduğu temel ibadetlerdir. Abdest ve Namaz, Oruç, Hac, Zekat ve kelime-i şehadet ..

Yukarıdaki ibadetleri yerine getiremeyen bir kişi, eğer ki Amentünün bütün şartlarına acabasız iman etmiş ise, yapmadığı, yapamadığı amelden sorumludur. Fakat imansız veya imanda noksan değildir. Yapmadığı ibadetlerin hesabını Allah soracaktır. Ama kişi mü-min 'dir.

Amelde durum bu iken, imanı, olmazsa, olmazı nasıl aynı kefede tartabilirsin .?



İSLAM : Allah 'ın biz insanoğlu için seçmiş olduğu Din 'in, dolayısı ile şer-i kuralların tümünü kapsayan Din 'in adıdır.

MÜSLÜMAN : Allah 'ın varlığına ve birliğine inanmış kişidir, Müslim, Müslüman.

Ayette ;

‘‘Bedeviler dediler ki: ‘‘İman ettik.’’

De ki: ‘‘Siz iman etmediniz, amma ‘‘Müslüman olduk’’ deyin.

İman henüz kalplerinize yerleşmedi.

Şayet Allah’a ve peygamberine itaat ederseniz amellerinizden bir şey eksiltmez.

Muhakkak ki Allah çok esirgeyen çok bağışlayandır.’’
Hucurat 14


İman ile amel arasındaki farkı görebildin mi.? FECR ..!


İnanmak, yalnızca kabul etmektir.

İman etmek ise, kısaca Amentüye iman diye ifade edilir.


MÜ-MİN : Amentüye iman eden kişinin almış olduğu isimdir. Acabasız iman etmektir. Temel ibadetleri yerine getirmese de, almış olduğu isimdir Mü-min ..


MÜTTAKİY : Amentüye imandan sonra, Allah 'ın emri olan abdest ve namaz, oruç, hac, zekat ve kelimei şehadeti yerine getirendir. Yani Allah 'ın emir ve yasaklarına riayet etmektir. Riayet eden kişi Müttakiy 'dir.


EHLİ İMAN, EHLİ TAKVA : Kişinin inancı, imanı ve yaşantısıdır. Yani bakıldığında, her hali ile Allah 'ın emir ve yasaklarının bariz görüldüğü kişilerdir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi her hali ile kendisinden emin olunan kişidir.

Kişide Allah inancı olacak ki, Amentüye imanı olsun.

Amentüye imanı olacak ki, ibadetlerle iştigal etsin.

İbadetlerle iştigal edecek ki, yalnızca takvada olan üstünlüğe erişebilsin.

Bu yüzden den inandım, iman ettim demek yetmiyor. Allah hidayet versin.

Tasavvufun öğretisi işte bu. Bakmak ile görmek arasındaki ince çizgiyi kişiye göstermek. İşitmek ve anlamak arasındaki farkı da gösteren Tasavvuftur.

Din dışı bir yaşam değil, bi-zatihi İslam 'ı emredildiği, tarif edildiği, emanet bırakıldığı gibi yaşama biçimidir, Tasavvuf..!



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 01 Haziran 2014, 07:43:52 ÖS 19
Evvela merhaba bay veya bayan osisko....

tasavvufun bilgi kaynağı olarakta zaten islamdan ayrılan bi batıl dindir.

örneğin islamın bilgi kaynağı VAHİY VE BUNUN PIRATİĞİ RASULULLAH İKEN..


Tasavvufun bilgi kaynağı MARİFET VE KEŞF,Pratiğide İslamdaki Allah a ortak koştukları hayal kahramanları olan GAVS KUTUP,SADAT ŞEYH-MURŞİT ,VELİ,EVLİYA VE KERAMET leridir ..

aksini idda eden hiç bir tasavvufçuda yoktur..

varsa buyrun,tasavvufun bilgi kaynağı MARİFET VE KEŞF değilmi..pratiğide GAVS KUTUP,SADAT,ŞEYH MURŞİT ,VELİ,EVLİYA KERAMETLERİ DEĞİL Mİ..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 01 Haziran 2014, 07:45:44 ÖS 19
Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.(8/Enfal-2)

Bir sure inince, aralarında «Bu, hanginizin imanını artırdı?» diyen ikiyüzlüler vardır. İnananların ise imanını artırmıştır; onlar birbirlerine bunu müjdelemek isterler.(9/Tevbe-124)

 İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakim olandır.


Ömer -Radıyallahu anh- arkadaşlarına: Gelin, imanımızı arttıralım der ve bunun üzerine aziz ve celil olan Allah’ı zikrederlerdi.( İbn Ebi Şeybe, İman 108; el-Musannef, 11/26

İbn Mes’ud -Radıyallahu anh- da dua’sında: Allah’ım imanımızı, yakîn’imizi ve fıkhımızı arttır, derdi.( Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebir, 8549; el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 10/185


Benim sana sorduklarımla, senin bana vermiş olduğun cevabın ne alakası var.? Ben senin paylaşmış olduğun yazıda ifade ettiğin, iman ve amel arasında nasıl bir bağ var onu öğrenmek istiyorum.

Yani imanda noksanlık edenler ile, amelde noksanlığı olanları nasıl bir tutabilirisin.?

İmanı tam olan kişi ile amel ve imanda noksanlığı olan kişi, nasıl oluyor da sonuçta her ikisi de Allah 'ın Veli 'si olabiliyorlar .?

Şükürler olsun Rabbime ki, Allah 'ın emrettiği, Peygamberinin tebliğ ettiği gibi yaşamaya çalışanlardanım.

Kuran 'ı anlamak, idrak etmek ve yaşamak istiyorsak, parantez, tırnak içi yazılardan korunmamız, uzak durmamız gerekmektedir. Meal ve tefsir okurken buralara saplanmadan, yazarın fikrine dokunmadan geçmek gerekir.

Allah 'ın emrettiği, peygamber efendimizin tebliğ ettiği gibi, bidat ve hurafelerden uzak kalmak gerekir. Bunun için yol büyüğü olarak Evliya 'ya tabii olmak, biat etmek gereklidir.

İslam 'ın görünen değil, görünmeyen yanları daha fazla önem arzeder. İslam dinin görünenle alakadar olmaz. Neticede Rabbimiz, dünya hayatı süslü gösterilmiştir buyuruyor.

Tasavvuf ayrıştıran değil, birleştirendir, bölüştüren değil, bütünleştirendir.  

Dinler diye bahsedilen ifadeler İslam 'a uymaz. Tek Din İslam 'dır. İslam 'dan başka din yok, olmayacak. Kabul eden kaybedendir buyuruyor Rabbimiz.

Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, ondan kabul edilmeyecek ve o, âhirette kaybedenlerden olacaktır.
Ali İmran 85


Selam ve dua ile..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 01 Haziran 2014, 07:58:22 ÖS 19
Evvela merhaba bay veya bayan osisko....

tasavvufun bilgi kaynağı olarakta zaten islamdan ayrılan bi batıl dindir.

örneğin islamın bilgi kaynağı VAHİY VE BUNUN PIRATİĞİ RASULULLAH İKEN..


Tasavvufun bilgi kaynağı MARİFET VE KEŞF,Pratiğide İslamdaki Allah a ortak koştukları hayal kahramanları olan GAVS KUTUP,SADAT ŞEYH-MURŞİT ,VELİ,EVLİYA VE KERAMET leridir ..

aksini idda eden hiç bir tasavvufçuda yoktur..

varsa buyrun,tasavvufun bilgi kaynağı MARİFET VE KEŞF değilmi..pratiğide GAVS KUTUP,SADAT,ŞEYH MURŞİT ,VELİ,EVLİYA KERAMETLERİ DEĞİL Mİ..


Bay veya bayan ..! İlgilenmen gereken konu ile alakadar ol.

Başlarken bir sıfır ( 1- 0 ) mağlup başlamışsın. Önce yazılanları ve yazdıklarını iyiden iyiye anla ve ona göre ifade et ne edeceksen ..

Demek ,

" AKSİNİ İDDİA EDEN HİÇ BİR TASAVVUFÇU YOKTUR "  diyorsun öyle mi.?

Demek ki Tasavvuf diye bir olguya inanıyorsun.

Mürşit, Veli, Evliya, Resul, Elçi, Nebi, Peygamber, Uyarıcı ...

Bu terimleri ben uydurmadım, uydurmam. Ben burada hakikatten bahsediyorum. Bu terimler Allah 'ın Hz. Kuran 'da bahsettiği ifadelerdir.

Ne konuştuğunu, ne ifade ettiğini gör. Hem Kuran 'dan bahsediyorsun (tabii kendince),
Sonra da kalkıp Kuran 'a muhalefet kelimeler kullanıyorsun.

Allah ıslah etsin..




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 01 Haziran 2014, 08:09:12 ÖS 20
sayın osisko,İslam dini öyle sizin bahsettiğiniz gibi, ki tasavvuf dininde bu yaklaşımınız gayet normal,gol atma hevesiyle bi üstünlük kurma işi değildir..

Tasavvuf ekolunun hicri 6 yüzyıldan bu yana nasılki kurucuları tarafından tanımlanmışsa, ve bu günki havarileride buna sadık kalmış ve kalacaklardırda..

Kurandaki veli-evliya,murşit bu tanımların olduğu doğrdur,yalnız bu tanımlarında nasıl ve ne şekilde anlaşılması gerektiğini yine islam dininin sahibi Allah ve pratiği olan rasulullah tarif etmişir.

Fecr abide bunun nasıl olduğunu defalarca size vermesine rağmen,

Siz ise tasavvufçuların kendi heva ve hevesleriyle bozdukları tanımlarla bi delifişşek gibi kendinizi ispatlamaya ve yeni bi tanım yapmaya çaılışıyorsunuz..

Soruyorum size TASAVVUF DİNİNİN BİLGİ KAYANAĞI,MARİFET VE KEŞF,RÜYA ,KERAMET değil mi..

İlahları GAVS,KUTUP SADAT lar değil mi...



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 01 Haziran 2014, 08:27:34 ÖS 20
Tasavvuf, İslam 'ı yaşam biçimidir. Sadakat, bağlılık gerektirir.

Verdiği sözde sadakat ve samimiyet göstermek (sana göre) din dışı yaşamaksa, sana diyecek bir şey bulamıyorum.

Marifet: Bilgi, Allah'ı bilme.

MARİFET , Arapça'da bilgi anlamına gelen bir söz.

Tasavvufta, dört kapı da denilen dört mertebe vardır:

1-Şeriat,
2-Tarikat,
3- Hakikat,
4- Marifet.

Şeriat olmadan tarikat, hakikat ve ma'rifet olmaz. Her şeyin başı, şeriatı yani, İslâm Dini'ni iyi yaşamaktan geçer. İslâm 'ı yaşama ve anlamada, takva boyutunda olmak üzere derinleşme sonucu, bu mertebeler teşekkül etmiştir.

Bu durumda, herkesin normal gündelik kurallara uyarak yaşadığı İslâm'a Şeriat;

Dinde biraz takva cihetine ağırlık verenlerin yaşadığı ve ulaştığı İnceliğe Tarikat;

Takva ve verada titizlikle varılan sonuca, Hakikat;

Nihayetinde bu yaşamanın, mânâ açısından kişide ifade ettiği bilgi planındaki sonuca ma'rifet denir ki, meydana gelişi, yaşamakla sıkı sıkıya irtibatlıdır.

Bunlardan ilki avama, ikincisi havassa aittir.

Hacı Şa'ban Velî bu dört mertebeyi şöyle anlatır:

Şeriat beden için,

Tarikat kalp için,

Hakikat ruh için,

Ma'rifet Hakk içindir.


Mevlayı tanımakla elde edilen bilgiye marifetullah denir.

MARİFETULLAH : Allah'ı bilme, Allah bilgisi anlamında Arapça bir tamlama.

Allah'ın varlığının ve birliğinin bilinmesini ifade eden bir tabirdir. Kulun Allah'ın sıfatlarını, esmasını düşünmesi vâcibdir. O'nun yüceliğini, kendisinin aciz ve sonlu bir varlık olduğunu şuûrî seviyede anlamak ve kulluğun esprisine ulaşmak, her mü'minin görevidir.

Şeriat, Allah 'ın koymuş olduğu kuralların tümüdür.
Tarikat, tarik, yol, Tarikat, yollar demektir. Yani çoğuldur.
Hakikat, öz, kesinlik, İşin gerçeği aslı, mahiyeti demektir.
Marifet, Allah 'ı bilmek anlamındadır. Allah 'ı tanımakla elde edilen bilgi..

Yunus Emre şöyle der;

Şeriat, Tarikat yoldur varana,
Hakikat, Marifet andan içeru..

Rabbimiz gerçek manada İslam 'ı yaşamayı cümlemize de nasip etsin, inşaallah.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 01 Haziran 2014, 08:51:22 ÖS 20
sayın osisko,İslam dini öyle sizin bahsettiğiniz gibi, ki tasavvuf dininde bu yaklaşımınız gayet normal,gol atma hevesiyle bi üstünlük kurma işi değildir..

Tasavvuf ekolunun hicri 6 yüzyıldan bu yana nasılki kurucuları tarafından tanımlanmışsa, ve bu günki havarileride buna sadık kalmış ve kalacaklardırda..

Kurandaki veli-evliya,murşit bu tanımların olduğu doğrdur,yalnız bu tanımlarında nasıl ve ne şekilde anlaşılması gerektiğini yine islam dininin sahibi Allah ve pratiği olan rasulullah tarif etmişir.

Fecr abide bunun nasıl olduğunu defalarca size vermesine rağmen,

Siz ise tasavvufçuların kendi heva ve hevesleriyle bozdukları tanımlarla bi delifişşek gibi kendinizi ispatlamaya ve yeni bi tanım yapmaya çaılışıyorsunuz..

Soruyorum size TASAVVUF DİNİNİN BİLGİ KAYANAĞI, MARİFET VE KEŞF,RÜYA ,KERAMET değil mi..

İlahları GAVS,KUTUP SADAT lar değil mi...



İlk önce şuna riayet etmen gerekir. Tasavvuf "DİN DEĞİLDİR"...!

Tasavvuf, Din 'i yaşama biçimidir. Kişi biat eder, Evliya 'ya tabii olur. Tabii olmak, Evliya 'yı kabul etmektir.

Kabul edilmeden önce kişinin amentüye olan inancı, her Müslümanın yapmakla mükellef olduğu temel ibadetleri yerine getirip, getirmediği sorulur. Ondan sonra kendisinin biatı alınır.

Biat nedir;

- Günde beş vakit Namazı vaktinde kılacaksın.
- Senede bir ay orucunu tutacaksın,
- Nisaba malik olduğunda Zekatını verecek, Hacca gideceksin.
- Allah 'ın emrettikleri ile iştigal edip, yasak kıldıklarından kaçınacaksın.
- Almış olduğun bu virdini de her gün, abdestli olarak 24 saatte bir yerine getireceksin.
- Hasbel beşer bilerek hata veya kusur işleyecek olur isek, Allah 'tan af ve özür dileyeceksin.

Saymış olduğum bu şartlar altında, (üstat kimse) beni, Tarikatta Rehberliğe, Marifette Tekellüme, Hakikatta Şeyhliğe, Mürşitliğe kabul ediyor musun diye sorar ve kabulden sonra o kişinin biatı alınmış olur.

Biattan sonra almış olduğu günlük virdinin kazası yoktur. Ömrünün sonuna kadar her halükarda yerine getirecektir.

Biat, Hz. Allah 'a vermiş olduğu sözün yerine getirilmesi demektir. Sadakat ve samimiyetle hiç bir zaman aksatmadan ..! Derviş ne olduğunu bilen, ne olmadığının idrakine varandır.

Tasavvuf ve Tarikat uçuran, kaçıran, suda yürüten, gayb 'dan haber veren, bilmem, bilmem ne demek değil. Ahde vefa 'dır.

Şimdi soruyorum sana , İslam dışı, farklı bir din algısı neresinde var.?

Hacca gidenle gitmeyen bir mi.? Namazı kılanla, kılmayan bir mi.? Allah 'a verdiği sözü samimi ve sadakatlı olarak tutanla, tutmayan bir mi.? Okuyanla, okumayan bir mi.? Mezun olamayanla, mezun olan bir mi.?

Tasavvufu din dışı farklı bir inanç olarak göstermeye çalışanlar, bir nebze de bunda başarılı olduklarını zannedenler utansın. Tasavvuf kendisini ayıklamaya, açıklamaya, temizlemeye ihtiyaç duymaz.

Tam tersine, temizlenmeye ihtiyacı olan, Allah 'a kulluğunu idrak için kul, Tasavvuf 'a ihtiyaç duyar. Size göre Tasavvuf 'a giren kişinin, almış olduğu yük işin cabasıdır.

Çünkü Tasavvufa giren kişi, günde yaklaşık iki saatini, gecenin nısfında kalkarak ibadet etmek, (millette pireler uçarken) Allah 'a verdiği sözü tutmak zorunda olan kişidir.

Bu rutin her gün aynen devam eder, kesintisiz ..

Senin için camii ile evin arası ibadet için yeter..  Fakat Tasavvuf ehline Temel ibadetler yetmiyoır. Fazlası ile iştigal etmek durumunda, mecburiyetinde. Neden.? Çünkü biatı var. Söz verdi.

Anlayabildiniz mi.?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 01 Haziran 2014, 09:27:51 ÖS 21

Soruyorum size TASAVVUF DİNİNİN BİLGİ KAYANAĞI,MARİFET VE KEŞF,RÜYA ,KERAMET değil mi.. İlahları GAVS,KUTUP SADAT lar değil mi...



Tasavvuf :  Hal ilmidir, yaşamaktır. Ehli zikirdir, ehli şükürdür.

Şimdi sana sorsam kendini ne kadar tanıyorsun diye, kırk dereden su getirirsin. Yok boy, yok kilo, yok ten rengi , yok bilmem ne..!  

Tasavvuf ehli bunlarla ilgilenmez. Kaç zamandır yazdıklarımı okusaydın, bir şeyleri belki de idrak edecektin.

Ama sen bana sormadan ben sana cevap vereyim :

"Nefsini bilen Rabbını bildi" hitabına mazhar olan kişiyim. Nefsimi tanıyorum. esiri değil, eseriyim.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 01 Haziran 2014, 10:04:32 ÖS 22
sayın osisko,tasavuftaki marifet ve keşfin tanımı şudur.

MARİFET VE KEŞF....

Marifet bilgisi tasavvufun beslendiği kaynağıdır ve bu öyle bilgidirki bu sadce mutasavvıf olanlar tarafından KEŞF ile elde edlir..Peki nedir bu marifet bilgisi,marifet bilgisi DİREK ARACISIZ ALLAHTAN ALINAN BİLGİDİR ve bu bilgiye peygamberler,meshep imamları olan müçtehid alimlerimiz dahi ulaşamamışlardır peki kimler bu bilgiye ulaşmış bi kaç isimle isimlendirip bazı yazılarındada örneklerle şimdilik vereyim daha sonrada konuya devam ederim inşaallah....

Bu bilgiye ulaştığını söyleyen YUNUS EMRE den bi mısra vereyim.....Birlikte bakalım ...


ilim ile,hikmet ile kimse ermez bu SIRRA,

Bu bir acayip SIRDIR,ilme ,kitaba sığmaz

Alem ilmin okuyan,dört mezhep sırrını duyan,

ACİZ KALDI BU YOLDA,BU AŞKA EL VURAMAZ...[YUNUS EMRE NİN],[720-1320-21]...AYRICA KAYNAK KİTAP..TEVHİD VE DEĞİŞİM,Celaleddin vatandaş

evet arkadaşlar şimdi yukarda yunus emrenin dörtlüğünde ne anlatmak istediğini mısra mısra okuyup üzerinde düşünelim....

ilim ile,hikmet ile kimse ermez bu SIRRA,

Anlatılmak istenen mana..yunus emre burda öyle bi sırdan bahsediyorki RABBİMİZİN PEYGAMBERLERE KURANI MÜBİNDE BİZ PEYGAMBERLERE İLİM VE HİKMETİ VERDİK,böylece insanlara doğruyu ve yanlışı öylede ayırt edebilirler demesine rağmen,yunus emrenin bahsettiği SIR HER NEYSE İLİM[VAHİY VE HİKMET] ile bile bu sırra ulaşılamamıştır dolayısıyla peygamberlerde bile bı SIRDAN MAHRUMDUR,ama YUNUS EMRE ulaşmış ulaştığına görede peygamberdende daha üstündür BU SIRRA ULAŞAN OLARAK....

Bu bir acayip SIRDIR,ilme ,kitaba sığmaz

Buradada anlatılmak istenen SIR HER NEYSE,[KİTABA] Tabiki bu kitapta KURAN OLUYOR ve bu SIR kurandanda üstün ki KİTABA [KURANADA] SIĞMAZ,Yalnız bu kurana sığmayan SIRRA YUNUS VAKIF OLMUŞ VE BU YUNUSA SIĞMIŞ ....

Alem ilmin okuyan,dört mezhep sırrını duyan,

Burada yunus emrenin anlatmak istediği,Alemdeki bütün var olan ilmi okuyan ve dört meshep imamı olan müştehid alimlerimiz de bu SIRRA ULAŞAMAMIŞLARDIR,Her neyse bu sır...

ACİZ KALDI BU YOLDA,BU AŞKA EL VURAMAZ...

mısranın sonundada yunus emre,ilim ve hikmet verilen peygamberleri ve müçtehid meshep imamlarınıda elinin tersiyle itip BU SIRRA ulaşamayanlar arasına alıp KENDİNİ ULULAŞTIRDI....

Bu marifet bilgisinin elde edilmesi ise keşf olarak adlandırılır.Şüphesiz MARİFET-KEŞF, konusunu değerlendirmede açığa çıkan farklı sonuçlar,sufilerin sayısınca çok ve çeşitlidir,yalnız bir birine benzerliğide çoktur.Bu marifet-keşf konusundaki çeşitlilik sufiler arasındaki YORUMLARDAN kayanaklanır.Marifet bilgisi denilen bi bilgi olduğu,ancak bunun subjektif[kişisel] olup ,vahiy bilgisi dahilin ise anlam ifade ETTİĞİNİ SÖYLEYENLER OLDUĞU gibi ,bu bilginin dışında VAHİY BİLGİSİDE DAHİL HİÇ BİR BİLGİNİN HAKİKATİ İFADE EDEMEDİĞİNİ ,dolayısıyla diğer bilgilerin anlamsız olduğunu söyleyenlerde eksik olmamış,hatta bunlar birinci gurupta kilerine oranla çoğunluğu teşkil etmişlerdir..Yukardada yunus emrenin mısralarında bunu görmekte mümkündür..

İbni haldunun[809-1406] Mutasvvıfların ilhamla ilim elde edildiğini ve bu ilmin mevcudiyetinin sıhhatini ispat için RÜYADAN DAHA AÇIK DELİLLERİ YOKTUR.sözleriyle konuya ilişkin yaptığı eleştiri bir gerçeğin açıklamasıda olur.Buda ibni haldunun ilham olarak ifade ettği sufilerin marifet bilgisi olrak nitelendikleri şeyin subjektif olduğu gerçeğidir.Dolayısıyla marifet bilgisinin muhahabı olan şahsın kendi sözlerinden başka doğruluk DELİLİ BULUNMAMAKTADIR.fAKAT BU BİLGİ SUBJEKTİF OLMASINA KARŞILIK TASAVVUFUN NEVİ ŞAHSINA MÜNHASIR BİR İNANÇ VE YAŞANTI TARZI HALİNE GELMESİNDE ÖNEMLİ [HATTA EN ÖNEMLİ] fonksiyonlar üstlenmiştir.

Allahtan doğrudan[aracısız] bilgi alma[marifet bilgisi] iddası kısa zamanda ibni arabide olduğu gibi rasulullah sav getirdiği dinin avam zihnine uygun ve onları ilgilendirir nitelikte olduğıu inancına neden olmakta gecikmez,bu şahsiyetler kendilerini avamın dışında kabul etmelerine gerekçe olarakta Allahtan aldıkları BİLGİLERİ ÖNE SÜRERLER[BANA YAZDIRILDI DERLER]...Bunun sonucunda NIFFERİ [354-965]gibi pek tanınmayan bazı sufilerin Allah ile doğrudan konuştuğu iddaları zamanla istisna ve orjinal olmaktan çıkıp,çoğu sufinin sık sık dile getirdiği düşünce haline getirilir..

Bunlara göre o,önceleri GAYBTEN BAZI SESLER DUYMAYA BAŞLAR VE SADIK RÜYALAR GÖRÜR,İLHAM ALIR,rüyasında rasulullah ve hızır ile görüşür daha sonraları ise rüyasında ALLAHI GÖRÜR VE ONDAN BAZI TALİMATLAR YAZDIRILIR.[ÖRNEĞİN ABDUL KADİR GEYLANİNİN futhul gayb,gaybten fısıltılar adlı kitabı ve ya yazdırıldı diyen arabi,saide kurdi ve dahasıda bunlara örnektir]

Bu arada miraca çıkar ve bütün bunların sonunda ayetler almaya başlar.Söylediğim herşeyi bana Allah haber verdi diyen ibni arabi buna bağlı olarakta hiçbir kitabını KENDİ İRADESİYLE YAZMADIĞINI TAMAMEN ALLAHTAN YAZDIRILDIĞI NI ve bu nedenlede kitaplarının ilahi olduğunu açıklar.Belki ayrıntıda bu kadar büyük iddalar taşımasa dahi sonuç itibari ile benzer özellikleri kendinden sonra gelen celaleddini rumide de ve dahasındada görmek mümkündür...


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 01 Haziran 2014, 10:14:09 ÖS 22
Ayrıca tasavvuf dini,hint mistiksizmi,çin budizmi,yunan felesefesi ve İslamında bir kısmını alıp haramanlayan yeni bi tanımla ortaya çıkmış islamın önünde enbüyük engellerden biridir.

Bunun içindirki tasavvuf dininin içinde,İslamdan bazı ibadetlerin olduğu gibi,çin budizminden,hint mistiksizminden,yunan felsefesindende rastlamak mümkün.

hal böyleyken yukardaki osisto.arkadaşın hareretle bakın TASAVVFUTTA,Namaz,oruç,zekat,hac ve vardırı savunması çok normaldir.


Yalnız sayın osistonun atladığı şu kısımlar vahiy dini olan islamın red eddiği,VAHDEDİ VUCUT,RABITA,GAVS KUTUP,SADAT EFSANELERİ ,bunlarda köken olarak hinduizm ve budizmle bağdaşan ortak yönleridir.

Ayrıca sayın osistonun atladığı islamın temel ilk ilkesi olan ve bütün Rasullerin indirilme gayesi olan TAĞUTU RED[nahl süresi 36bakın],yani LAİLAHE ilkesi ve yaşanırlığı bu batıl din olan tasavvufta karşılığı asla ve katiyen yoktur.

İslamın temeli LAİLAHE[ilahlık taslayan kişi,kuruluş ve mercileri red EDİYORUM İLK BAŞTA],daha sonra İLLALAH[ÇÜNKÜ ilah olmaya kadir ve muktedir yalnız Alllah tır]..

öRNEĞİN SAYIN OSİSTO siz tasavvufçular TAĞUTU NASIL TANIMLIYOR VE GÜNCELLİYORSUNUZ VE NASIL RED EDİYORSUNUZ..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Haziran 2014, 12:51:47 ÖÖ 00
YUNUS EMRE den bi mısra vereyim.....

ilim ile,hikmet ile kimse ermez bu SIRRA,

Bu bir acayip SIRDIR,ilme ,kitaba sığmaz

Alem ilmin okuyan,dört mezhep sırrını duyan,

ACİZ KALDI BU YOLDA, BU AŞKA EL VURAMAZ...


ilim ile,hikmet ile kimse ermez bu SIRRA,

Bu bir acayip SIRDIR,ilme ,kitaba sığmaz

Alem ilmin okuyan,dört mezhep sırrını duyan,

Burada yunus emrenin anlatmak istediği, Alemdeki bütün var olan ilmi okuyan ve dört meshep imamı olan müştehid alimlerimiz de bu SIRRA ULAŞAMAMIŞLARDIR, Her neyse bu sır...

ACİZ KALDI BU YOLDA,BU AŞKA EL VURAMAZ...



Müslime , Yunus EMRE 'yi yermekten, kendini üstün görmekten vaz geç. Sen o ilmin ne olduğunu bilemezsin. Allah her şeyleri yapmaya kadirdir. Bir çocuktan sana konuşur, bir hayvandan, bir mahluktan, bir eşyadan.. Yeri, zamanı, şekli ve şimali olmaz bunun.

Bektaşi (haşa) Hz. Allah 'ın noksanlığını arar imiş. Her gittiği yerlere dikkatlice bakar, bir şeyler bulmaya çaba gösterirmiş. Derken bir gün hamama gitmiş bir de ne görsün.? Hamam böcekleri.

- İşte buldum ..! Demiş.

- Bunları niye yarattın,. Bunların burada ne işi var.? Demiş ve bir müddet sonra hamamdan ayrılmış.

Ayrılmış amma bir sancı, bir ağrı bektaşi yere yığılmış. Alıp zamanın hekimine götürmüşler. Adam bakmış ve ,

- Senin hastalığını biliyorum. Yedi tane hamam böceğini canlı, canlı yutarsan iyileşirsin demiş.

Bektaşi ,

- Anladım getirin yutacağım.. demiş ve hakikaten de şifa bulmuş, iyileşmiş.

Gel zaman, git zaman bektaşi denizin bir kıyısından, karşı diğer kıyıya geçecek. Binmiş bir kayığa ve yakmış çubuğunu , başlamış tüttürmeye. Bir müddet sonra bir rüzgar, bir fırtına ..

Kayıktaki bütün yolcular başlamışlar salavatlar getirmeye, dualar etmeye. Bizim bektaşide tık yok.

- Aman bektaşi ne yapıyorsun.? Sen de dua etsene. Bak neredeyse kayık batacak ..

Bektaşi,

- Yoook , ben O 'nun işine karışmam. Bir sefer karıştım bana yedi tane hamam böceği yutturdu. Artık karışmam..! Demiş.

Anladın mı müslüm .?


Sen,
Beşeri aklın ve iradenle Allah 'ın ilmini ölçmeye, değerlendirmeye çalışıyorsun. kendinden habersiz, ne ve kim olduğunu bilmeden, Allah 'ın işine burnunu sokuyorsun.

Zahiri ilminle, batıni ilmi çözemez, anlayamazsın. İlk önce kendini bil, kendini bul. Kendi başını taramaktan acizsin, gelin başı taramaya kalkışıyorsun.


Yunus EMRE 'nin anlatmak istediğini anlamaya senin ilmin yetmez. Ondaki sadır ilmidir.

Sen zahiri ilim olan satır ilmi ile iştigal ettiğinden dolayıdır ki, bu ilmi anlayamaz, bu ilmi idrak edemezsin.

Ziya paşa bu konuda şu cevabı veriyor;

İdrak-ı meal bu akla gerekmez,
Zira bu kadar sıkleti bu kantar çekmez..!



ilim ile, hikmet ile kimse ermez bu SIRRA,

Okulda okumakla bu sırrı anlayamazsın diyor Yunus. İlahiyat, üniversitede bu sırrın manasına vakıf olamazsın diyor Yunus .


Bu bir acayip SIRDIR , ilme, kitaba sığmaz

Bu öyle bir sırdır ki, (Allah 'ın ilmi) lisana sığar mı, kitaba sığar mı.? Allah 'ın ilmi anlatılabilir mi.?


Alem ilmin okuyan, dört mezhep sırrını duyan,

Bir çok ilim tedrisatı almış, okumuş fakat dört mezhebin sırrını duyan birisi ..


ACİZ KALDI BU YOLDA, BU AŞKA EL VURAMAZ...

Aczini anladı bu yolda. Bir şey yapamadı. Bu aşka (Allah 'a olan aşka) dokunabilir misin.?
Elbette kimse Allah aşkına el süremez, el vuramaz, dokunamaz.


ilim ile, hikmet ile kimse ermez bu SIRRA,

Okusan, İlim sahibi de olsan, hikmet verilmiş de olsa, Allah 'ın ilmini anlamaya, idrak etmeye kimsenin aklı ermez Allah 'ın sırrına ..


Bu bir acayip SIRDIR, ilme ,kitaba sığmaz

Ne akıl erer, ne mantık. Öyle bir sırdır ki bu, okumaya, anlamaya, kitaba sığmaz. Yani ne yazılabilir, ne de okunabilir. Namütenahi bu ilim anlaşılır olmuş olsa idi, Allah 'ın (haşa) yüceliğinden, bahsedilir olamazdı. Akıl erdirilebilen bir ilim, Allah 'ın ilmi olarak bahsedilemez.


Alem ilmin okuyan, dört mezhep sırrını duyan,

Bütün beşeri ilimleri almış, dört mezhebin sırrını duymuş, birisi de bu sırrı anlayamaz.



ACİZ KALDI BU YOLDA, BU AŞKA EL VURAMAZ...

Elbette aciz kalır bu yolda. Allah 'ın aşkına el vuramaz. Allah 'ın sırrına vakıf olamaz. Allah 'ın ilmini, kendi, beşeri ilmi ile çözemez. Hiç kimse anlayamaz, nasılını, niçinini, nedenini. Dokunamaz kimse Allah 'ın aşkına..!

İlim : İlim bilmektir

İlim : Kendin bilmektir

Sen kendini bilmez isen,

Bu nice ilim bilmektir.




Önce kendini bir tanı.


Kimsin, nesin, nerden gelip, nereye gidersin. Sana verilen, sende olan nedir.?

Hz. Allah insanoğluna neden eftal-i mahluk, şerefli mahluk demiş.

Seni şerefli kılan nedir .? Neden yaratılmışların en üstünüsün.? En şereflisisin .?

Bu soruları kendine hiç sordun mu .?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Haziran 2014, 01:06:54 ÖÖ 01
Ayrıca tasavvuf dini,hint mistiksizmi,çin budizmi,yunan felesefesi ve İslamında bir kısmını alıp haramanlayan yeni bi tanımla ortaya çıkmış islamın önünde enbüyük engellerden biridir.

Bunun içindirki tasavvuf dininin içinde,İslamdan bazı ibadetlerin olduğu gibi,çin budizminden,hint mistiksizminden,yunan felsefesindende rastlamak mümkün.

hal böyleyken yukardaki osisto.arkadaşın hareretle bakın TASAVVFUTTA,Namaz,oruç,zekat,hac ve vardırı savunması çok normaldir.


Yalnız sayın osistonun atladığı şu kısımlar vahiy dini olan islamın red eddiği,VAHDEDİ VUCUT,RABITA,GAVS KUTUP,SADAT EFSANELERİ ,bunlarda köken olarak hinduizm ve budizmle bağdaşan ortak yönleridir.

Ayrıca sayın osistonun atladığı islamın temel ilk ilkesi olan ve bütün Rasullerin indirilme gayesi olan TAĞUTU RED[nahl süresi 36bakın],yani LAİLAHE ilkesi ve yaşanırlığı bu batıl din olan tasavvufta karşılığı asla ve katiyen yoktur.

İslamın temeli LAİLAHE[ilahlık taslayan kişi,kuruluş ve mercileri red EDİYORUM İLK BAŞTA],daha sonra İLLALAH[ÇÜNKÜ ilah olmaya kadir ve muktedir yalnız Alllah tır]..

öRNEĞİN SAYIN OSİSTO siz tasavvufçular TAĞUTU NASIL TANIMLIYOR VE GÜNCELLİYORSUNUZ VE NASIL RED EDİYORSUNUZ..



İlim bir nokta idi, cahiller çoğalttı. (Hz. Ali r.a)

Bizim tağutla, mağutla işimiz olmaz. Şeyhi olmayanın, şeyhi şeytandır.

Hz. Allah ne buyuruyor bak ;

Şüphesiz, biz şeytanları inanmayanların EVLİYASI kıldık.’’
Araf 27


Hz. Allah inanmayanlara şeytanı Evliya olarak veriyor ise,

İnananlara Evliya vermesinden daha doğal, daha gerçek, daha doğru ne olabilir.?


Sen şeytanı dışarılarda mı arıyorsun.? Nefs gibi içinde bir düşmanın varken ..!

Karşıdan şeytan gelecek, bana zarar verecek diye mi bekliyorsun ..? Daha çok yolun var. Emin ol ki müslime işin henüz başında bile değilsin. 

Çünkü aklınla her şeyi çözüp, anlayıp, kavraya bileceğini zannediyorsun. Çünkü aklın her şeyin önünde gidiyor.

Senin için doğru olan, elinle dokuna bildiğin, gözünle görebildiğin, kulağınla işitip, tadına baka bildiğinle sınırlı kalmış. Kısacası zahiri ilimle yetiniyorsun.

Beş duyu ötesi seni ilgilendirmiyor. Maalesef İslam 'da hakikat, beş duyu ile anlaşılamaz.

Allah 'ın ilmi, zahiri değil, beş duyu ötesi, metadır. 



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Haziran 2014, 02:30:42 ÖÖ 02
sayın osisko,tasavuftaki marifet ve keşfin tanımı şudur.


Kardeşim sen İslam 'ı birilerinden aldığınla, öğrendiğinle sınırlı zannediyorsun. Allah 'ın ilminin başı, ortası, sonu yoktur.

El Evveli Allah
El ahiri Allah
Ez Zahiri Allah
El Batınî Allah

Her şey, her zerre yoktan var edilmiş. Bir toz zerresi bile bu tertibi ilahinin bir parçası. Buna neden, niçin, nasıl diyemezsin. Her şey, bir şeyle, bir şey her şeyle bağlantılı olarak var edilmiş.

Bunu aklın ile çözemezsin, anlayamazsın.

Hz. Allah insanın aslının bir damla su (katre meni) olduğunu ifade ediyor. Şimdi bu katreye insan diyemezsin. Fakat değil de diyemezsin. Fakat birbirinin içerisinde gizli. Anlıyormusun.?

Yaratılmış olarak, Hz. Allah 'ın tecelli etmediği zerre bulamazsın. Her şey O 'nun eseri.

İlk önce akıl, gönüle yol gösterir. Sonrasında kişideki iman, gönlü ön plana çıkartır ve gönül aklın önüne geçer. Böylece gönül aklın hocası olur, akla yön verir.

Kalp sevgi ile donanırsa ismi gönül olur,
Gönül olmaz ise, sevgi nereye konur..?

Akıl yalnızca gördüğü ile ilgilenir. Göremedikleri aklın kabulü dışında kalır.

Örneğin ;

Bir kişi caddeden karşıya geçecek. Yürüme mesafesinde yirmi metre ileride üst geçit var. Bu kişi üst geçide kadar yürümeyi tercih etmiyor ve bulunduğu yerden karşıya geçmeye çalışırken, araba çarpıyor ve vefat ediyor.

Bana bunu nasıl izah edersin .? Bu olayda gördüklerini nasıl anlatırsın.?







Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 02 Haziran 2014, 08:55:21 ÖÖ 08
osisko...


Allah aklını kullanmayanları pisliğin içinde bırakır...yunus süresi 100

Ayrıca Allah aklını kullanmak isteyenlere kılavuz olarakta KURAN[İLİM VE HİKMET],ve bununla birliktede kuranın pıratiği olan Rasulullah ı göndermiş.

Bu gönderdiklerinin Peşinde,şunu demiş Allah bilmediğiniz ilmim[şeyin] peşine düşmeyim,

başka bi ayettede bildikleriniz hakkında konuştunuz,konuştunuzda,bilmediklerinizin niye peşine düştünüz..

Şimdi siz kalkmış Allah ın ilim ve hikmetin dışında,tasavvufçuların hevalarından uydurdukları SIR dediğiniz bi yalan dolanın peşine düşmüşlerin hezeyanlarını yok, beşduyu organıymış,yok metadır diyerek savunmanız bile sizinle aynı dinde ve aynı Allah a kulluğun peşinde olmadığımı gösteriyor.

Benim Allah ım kendini RASULLER ARACILIĞIYLA VE RASULLERE VERDİĞİ İLİM VE HİKMETLE TANITAN ALLAHTIR VE BEN ONUN KULUYUM BU ŞEKİLDE İTAAT EDER VE ONUN DIŞINDA,SIRLI VIRLI İŞLERDENDE UZAĞIM,BÖYLE SIRLI VIRLI İŞLERLE UĞRAŞANLARI KENDİ SAHTE İLAHLARIYLA BAŞBAŞA BIRAKIP BU SIRLARIYLA UĞRAŞA DURSUNLAR...


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 02 Haziran 2014, 02:07:56 ÖS 14
İslam dini kur'an, sünnet/hadis ve  Sahabe  İcmâsıdır. Bunun dışındaki  icmâ iddiaları, kıyas, istihsan ve benzeri tüm reyler aynı zamanda keşif, ilham ve benzeri yollar hakikat bakımından bir şey ifade etmezler. Çünkü bunlar birer zandan ibarettir.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Haziran 2014, 03:37:40 ÖS 15
osisko...


Allah aklını kullanmayanları pisliğin içinde bırakır...yunus süresi 100

Ayrıca Allah aklını kullanmak isteyenlere kılavuz olarakta KURAN[İLİM VE HİKMET],ve bununla birliktede kuranın pıratiği olan Rasulullah ı göndermiş.

Bu gönderdiklerinin Peşinde,şunu demiş Allah bilmediğiniz ilmim[şeyin] peşine düşmeyim,

başka bi ayettede bildikleriniz hakkında konuştunuz,konuştunuzda,bilmediklerinizin niye peşine düştünüz..

Şimdi siz kalkmış Allah ın ilim ve hikmetin dışında,tasavvufçuların hevalarından uydurdukları SIR dediğiniz bi yalan dolanın peşine düşmüşlerin hezeyanlarını yok, beşduyu organıymış,yok metadır diyerek savunmanız bile sizinle aynı dinde ve aynı Allah a kulluğun peşinde olmadığımı gösteriyor.

Benim Allah ım kendini RASULLER ARACILIĞIYLA VE RASULLERE VERDİĞİ İLİM VE HİKMETLE TANITAN ALLAHTIR VE BEN ONUN KULUYUM BU ŞEKİLDE İTAAT EDER VE ONUN DIŞINDA,SIRLI VIRLI İŞLERDENDE UZAĞIM,BÖYLE SIRLI VIRLI İŞLERLE UĞRAŞANLARI KENDİ SAHTE İLAHLARIYLA BAŞBAŞA BIRAKIP BU SIRLARIYLA UĞRAŞA DURSUNLAR...


İfadelerin tam anlamıyla konuya vakıf olmadığını gösteriyor.


Akıl yalnızca gördüğü ile ilgilenir. Göremedikleri aklın kabulü dışında kalır.

Örneğin şu konu hakkında fikirlerinizi alalım;

Bir kişi caddeden karşıya geçecek. Yürüme mesafesinde yirmi metre ileride üst geçit var. Bu kişi üst geçide kadar yürümeyi tercih etmiyor ve bulunduğu yerden karşıya geçmeye çalışırken, araba çarpıyor vefat ediyor.

Bana bunu nasıl izah edersin .? Bu olayda gördüklerini nasıl anlatırsın.?

Cevap verebilir misin.?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Haziran 2014, 03:52:51 ÖS 15
İslam dini kur'an, sünnet/hadis ve  Sahabe  İcmâsıdır. Bunun dışındaki  icmâ iddiaları, kıyas, istihsan ve benzeri tüm reyler aynı zamanda keşif, ilham ve benzeri yollar hakikat bakımından bir şey ifade etmezler. Çünkü bunlar birer zandan ibarettir.


Kime göre zan .?

Benim bahsettiklerim, Kuran, Sünnet, İcma, Kıyas-ı Fukuha dışında değil. İman, inanç, itikat konusunda benden duymayı merak ettikleriniz varsa sorabilirsiniz.!

İşte prensiplerimiz ;

Ahâd olan Hz. Allah 'a,
 
O'nun gönderdiği Hz.Muhammed Mustafa .s.ta.v 'e ,

O 'na indirdiği Hz. Kuran 'a acabasız bağlıyız.

Edilleyi şeriyeye uyumlu,
 
KİTAP, SÜNNET, ZAMANA UYUMLU İCMA, KIYASI FUKUHA PRENSİBİ İLE,

İtikatta mezhebimiz İMAM-I MATURİDİ ,

Amelde mezhebimiz, HANEFİ 'dir.

Başka ne arıyordunuz..?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kutbay üzerinde 02 Haziran 2014, 03:59:06 ÖS 15
Bir kişi caddeden karşıya geçecek. Yürüme mesafesinde yirmi metre ileride üst geçit var. Bu kişi üst geçide kadar yürümeyi tercih etmiyor ve bulunduğu yerden karşıya geçmeye çalışırken, araba çarpıyor vefat ediyor.

Bana bunu nasıl izah edersin .? Bu olayda gördüklerini nasıl anlatırsın.?

Cevap verebilir misin.?


Sorunun muhatabı olmamakla birlikte, bence;

1- İhmalkar bir kişiliği olduğundan vadesi bu olaya vesile kılınmıştır.
2- Vadesi dolmamış olsaydı, bu kişinin ihmalkar olup olmaması çok önemli değildi. Ya sorunsuz karşıya geçerdi veya bir vesile üst geçide yönelirdi.
3- Vadesi dolmamış olsaydı, kişi karşıya geçerken kaza geçirip hastaneye kaldırılsaydı ve ölmeseydi;
   a) Kaza sonrası hayatında değişiklikler olacaktı.
   b) Kaza sonrası değişecek hayatı başka birileri için hayr ya da şer olacaktı.
   c) Kişiye çarpan araç sürücüsü bir ders alacaktı belki başka bir kazanın önleyicisi olacaktı.
   d) Kişinin usulsüz karşıya geçme teşebbüsü nedeniyle kazayı yapan kişi ölecekti.
   e) Kişi ve sürücü kaza sonrası ölecekti ve her ikisinin vadesi dolduğu gibi birbirine vesile olacaklardı.
   f) Kazaya karışan ve ölen sürücünün ölümü başka birileri için hayr ya da şer olacaktı.
   g) ...


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Haziran 2014, 04:00:57 ÖS 16
osisko...


Allah aklını kullanmayanları pisliğin içinde bırakır...yunus süresi 100

Ayrıca Allah aklını kullanmak isteyenlere kılavuz olarakta KURAN[İLİM VE HİKMET],ve bununla birliktede kuranın pıratiği olan Rasulullah ı göndermiş.

Bu gönderdiklerinin Peşinde,şunu demiş Allah bilmediğiniz ilmim[şeyin] peşine düşmeyim,

başka bi ayettede bildikleriniz hakkında konuştunuz,konuştunuzda,bilmediklerinizin niye peşine düştünüz..

Şimdi siz kalkmış Allah ın ilim ve hikmetin dışında,tasavvufçuların hevalarından uydurdukları SIR dediğiniz bi yalan dolanın peşine düşmüşlerin hezeyanlarını yok, beşduyu organıymış,yok metadır diyerek savunmanız bile sizinle aynı dinde ve aynı Allah a kulluğun peşinde olmadığımı gösteriyor.

Benim Allah ım kendini RASULLER ARACILIĞIYLA VE RASULLERE VERDİĞİ İLİM VE HİKMETLE TANITAN ALLAHTIR VE BEN ONUN KULUYUM BU ŞEKİLDE İTAAT EDER VE ONUN DIŞINDA,SIRLI VIRLI İŞLERDENDE UZAĞIM,BÖYLE SIRLI VIRLI İŞLERLE UĞRAŞANLARI KENDİ SAHTE İLAHLARIYLA BAŞBAŞA BIRAKIP BU SIRLARIYLA UĞRAŞA DURSUNLAR...


Yunus .100
Allâh 'ın izni olmadan hiç kimse inanmaz ve pisliği , akıllarını kullanmayanların üzerine kor.


Allah inanmana müsaade etmiyor demek ki. O 'nun izni olmadıkça hiç kimse inanmaz. Ben Kuran ayetlerinden bahsediyorum, sen bilmem kimlerin yazdıklarıyla ayeti inkar ediyorsun.

Allah Evliya demiş, sen farklı lisanlarda inkar edip dost diye çeviriyorsun.

Allah Veli demiş, sen, onu da dost diye tefsir ediyorsun.

Allah Elçi, Resul, Mürşit, Uyarıcı demiş .. Aynı şekilde dost diye tefsir ediyorsun. Başkalarına bakmaktan kendini göremez olmuşsun arkadaş.

Kendinde olanı, karşındakine yaftalamaya çalışma.

Diyecek fazla bir şey yok. Allah ıslah etsin.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Haziran 2014, 04:03:49 ÖS 16
Bir kişi caddeden karşıya geçecek. Yürüme mesafesinde yirmi metre ileride üst geçit var. Bu kişi üst geçide kadar yürümeyi tercih etmiyor ve bulunduğu yerden karşıya geçmeye çalışırken, araba çarpıyor vefat ediyor.

Bana bunu nasıl izah edersin .? Bu olayda gördüklerini nasıl anlatırsın.?

Cevap verebilir misin.?



Sorunun muhatabı olmamakla birlikte, bence;

1- İhmalkar bir kişiliği olduğundan vadesi bu olaya vesile kılınmıştır.
2- Vadesi dolmamış olsaydı, bu kişinin ihmalkar olup olmaması çok önemli değildi. Ya sorunsuz karşıya geçerdi veya bir vesile üst geçide yönelirdi.
3- Vadesi dolmamış olsaydı, kişi karşıya geçerken kaza geçirip hastaneye kaldırılsaydı ve ölmeseydi;
   a) Kaza sonrası hayatında değişiklikler olacaktı.
   b) Kaza sonrası değişecek hayatı başka birileri için hayr ya da şer olacaktı.
   c) Kişiye çarpan araç sürücüsü bir ders alacaktı belki başka bir kazanın önleyicisi olacaktı.
   d) Kişinin usulsüz karşıya geçme teşebbüsü nedeniyle kazayı yapan kişi ölecekti.
   e) Kişi ve sürücü kaza sonrası ölecekti ve her ikisinin vadesi dolduğu gibi birbirine vesile olacaklardı.
   f) Kazaya karışan ve ölen sürücünün ölümü başka birileri için hayr ya da şer olacaktı.
   g) ...


Doğru söze ne denir .?

Ama ben muhatabımdan duymak isterdim. Yine de eyvallah.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Haziran 2014, 08:07:52 ÖS 20
Allah 'ın buyurduğu manada bakar isek, hiç bir problem yok.

Lakin, birilerinin tefsir olarak, ne maksatla kullandığı belli olmayan dost tefsirini alırsak, ayetlerde geçen, Evliya, Veli, Mürşit, Uyarıcı, Resul gibi bütün ifadelerin karşılığına da bunu kullanırsak, ya okuduğumuzu anlamıyoruz, ya da iddia ettiğimiz şeyde bir noksanlık var demektir.


ELÇİ
Rabbimiz! Onlara, kendi içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir ELÇİ gönder. Her zaman üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin. Sen.
Bakara 129


Biz "ELÇİ" 'leri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve uslanırsa onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Enam 48



EVLİYA
Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri “EVLİYA” edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık Allah ‘tan rahmet beklemesin. Ancak onlardan korunmanız başka. Allâh sizi kendisinden sakındırır. Dönüş yalnız Allah'adır.
Ali İmran 28


MÜRŞİT
Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek "MÜRŞİT" bulamazsın.
Kefh 17


‘‘Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbî olun, onların sözlerini önemseyin. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.’’
Yasin 21


RESUL
Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir resülü memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
Kasas 59








Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 03 Haziran 2014, 12:32:31 ÖÖ 00
MAİDE SURESİ 51. Ayetini Tasavvuf ehlinin yapmış olduğu tefsiri ; 

“Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin! Onlar kendilerinin Evliyasıdır.

Açıklaması,

Sonra gelen şeriatı kabul ettikten sonra evvelki şeriattaki Evliya 'lar senin şeriatından lutfedilen Evliya değildir.

Sana lutfedilen şeriatını gününe yansıtan ve emri ilâhiye uyumlu Evliya 'na tabi ol.

Geri döndüğünüz zaman evvelki şeriata dönüşünüzle, sonra gelen şeriata biatınızla, indi ilâhiyede nefsinize zulüm etmiş olursunuz.

ALLAH zalımlar toplumuna yol göstermez.”

(Maide Suresi 51)


İşte Evliya 'yı kabul etmeyip Evliya 'nın yerine mana ile ilgisi olmayan “dost” kelamı ile değişiklik yapılırsa, ayetin manasını doğru yansıtamadığı gibi Hazret-i Kuran ’ın manasına da ters düştüğünü bilelim .!

Hz. Allah 'ın adalet ve kanununda tertip ve tanziminde kullar arasında takvaca birbirlerinden üstünlükleri vardır. Kul olarak yaratılmışlık olarak değil.

Bütün dünya insanları bu sebepten dolayı birbirleri ile kardeştirler! Yahudisi de, Hıristiyanı da Muhammedisi de kardeştirler.

Peygamber efendimiz ;

" Birbirinizi sevmedikçe Mü-min olamazsınız
Mü-min olmadan da cennete giremezsiniz .
Ey Allah 'ın kulları kardeş olunuz "
  Buyurduğu halde 


Bu hadiste de belirtildiği üzre Efendimiz s.t.a.v " Ey Allah 'ın kulları kardeş olunuz " buyurmakta.

Bu çağrı, ne Yahudi, ne Hıristiyan, ne Muhammedi ayrımı yapılmaksızın bütün Allah 'ın kullarına, bütün insanlığa yapılmış olan bir çağrıdır.

Bu sebepledir ki, Evliya 'nın mana karşılığı dost olamaz, dost diye telaffuz edilemez.

Evliya, dost demek değildir.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 03 Haziran 2014, 01:24:53 ÖÖ 01
Demek ki hiç düşünmüyor, bu konu hakkında hiç tefekkür etmiyoruz.

Kuran 'ın buyruğuna sahip çıksak, manasını anlasak ve anlatsak.. ! Sonuçta bütün dünya insanlarının Adem a.s 'ın çocukları olduğu, dolayısı ile bütün yaratılmış ve yaratılacak nesillerin de kardeşliği ortaya çıkacaktır.

Daha Maide suresi 51. ayetinin manasında anlaşamayan bizler, ne Kuran 'ın emrettiği tek Din İslam 'dan haberdarız.

Ne Bütün dünya insanlarının kardeşliğinden,

Ne Ehli Kitap ile birlik ve beraberliği içeren ayetlerden..!

Ne de, ayet manalarında değişiklik içermemesi gerektiği halde, onlarca yapılmış olan tefsir kirliliğinden.

Bizler Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarını eleştiriyoruz fakat, bizdeki durumun hiç de onlardan farklı olmadığını maalesef göremiyor, idrak edemiyoruz.

Düşünsenize,

Kuran tefsiri yapıyoruz. Yapmış olduğumuz bu tefsirlerde bir tek Maide suresi 51. ayetinin manasında yapılmış olan tahribat, gizlenmiş olan mana, Evliya kelimesine dost diye yapılan tefsir, bütün dünya insanlarını birbirine düşürmeye yetiyor.

Nasıl mı .?

Farkında değiliz ama bütün dünya devletleri arapların yapmış olduğu değil, biz Türk 'lerin yapmış olduğumuz tefsirlere itibarı oldukça yüksek. Bizlerin yaptığı bu tefsirlere oldukça güveniyorlar , kullanılan her açıklamayı da kabulleniyorlar.


Yapılan bu tefsirleri bizler yine maalesef avrupalıya gönderiyoruz.

Peki ne var bu tefsirlerde .?

Hiç bir şey olmasa, bir tek Maide suresi 51. ayetinin yapılmış olan bu tefsiri düşmanlıkları için yeterli.

Kuran-ı Kerim 'i yakmaları, Peygamber efendimizin karikatür krizinin çıkmasına ve İslam düşmanlığını içeren filmlerin çekilmesine sebep ve vesile.

Halbuki, ayette geçen "EVLİYA" kelimesinin mana karşılığı, "EVLİYA" olarak tefsir edilmiş olsa idi, hiç değilse yapılmış olan bu tefsir düzeltilmiş halde, dost kelamı çıkartılıp yerine "EVLİYA" kullanılsa idi ..!

Belki de bu gün bütün dünya insanlarının inananları, kardeşlikten bahsedeceklerdi..!

Belki de, onlar da Müslüman olduklarının farkına varacaklardı..!

Necâşî 'nin,

"Muhammed 'e (s.a.v) indirilenle, İsa 'ya indirilenler, bir Hakikatin iki yanı gibi. Aynı kaynaktan besleniyor. Sizin dininizle, bizim dinimiz arasında şu çizgi kadar bile fark yok" dediği gibi..

İşte bütün insanlık bu gerçeği görecek ve kardeşliğe sahip çıkacaklardır.
 
Bunu ortaya çıkarmak içinse, Evliya 'nın manasının düzeltilmesi, hakikatının ortaya çıkartılması gerekiyor.

İşte bu yüzden, "EVLİYA" dost demek değildir.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 03 Haziran 2014, 02:51:10 ÖÖ 02
İslam dini kur'an, sünnet/hadis ve  Sahabe  İcmâsıdır. Bunun dışındaki  icmâ iddiaları, kıyas, istihsan ve benzeri tüm reyler aynı zamanda keşif, ilham ve benzeri yollar hakikat bakımından bir şey ifade etmezler. Çünkü bunlar birer zandan ibarettir.


Kime göre zan .?

Benim bahsettiklerim, Kuran, Sünnet, İcma, Kıyas-ı Fukuha dışında değil. İman, inanç, itikat konusunda benden duymayı merak ettikleriniz varsa sorabilirsiniz.!

İşte prensiplerimiz ;

Ahâd olan Hz. Allah 'a,
 
O'nun gönderdiği Hz.Muhammed Mustafa .s.ta.v 'e ,

O 'na indirdiği Hz. Kuran 'a acabasız bağlıyız.

Edilleyi şeriyeye uyumlu,
 
KİTAP, SÜNNET, ZAMANA UYUMLU İCMA, KIYASI FUKUHA PRENSİBİ İLE,

İtikatta mezhebimiz İMAM-I MATURİDİ ,

Amelde mezhebimiz, HANEFİ 'dir.

Başka ne arıyordunuz..?

Kıyas falan batıldır. maturudilikte kelam mezhebidir. hanefilikte kıyas ve rey çoktur. biz zahiriler ise hadise yapışanlarız.


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: Müslüman üzerinde 03 Haziran 2014, 10:29:43 ÖÖ 10
Ebu Hanife'nin itikadinda ne gibi bir bozukluk gordunuz de itikatta Maturidiyiz diyorsunuz?


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 03 Haziran 2014, 11:59:37 ÖS 23
Ebu Hanife'nin itikadinda ne gibi bir bozukluk gordunuz de itikatta Maturidiyiz diyorsunuz?


Bozukluk gören bizler değiliz.  Bozukluk, "Ne gibi bir bozukluk gördünüz" sorusunu sorandadır.

Mezhep nedir, Mezhepler nedir ki ayrıcalığı olsun.?

Hanefi, Hambeli, Maliki, Şafi ..! Hepsini topladığında ortaya bir olan çıkmaz mı .?



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Haziran 2014, 12:01:56 ÖÖ 00
Kıyas falan batıldır. maturudilikte kelam mezhebidir. hanefilikte kıyas ve rey çoktur. biz zahiriler ise hadise yapışanlarız.


Allah işini rast getirsin.
Nereye gittiğini bil, nasıl gitmen gerektiğini bil de neye yapışırsan yapış.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Haziran 2014, 12:37:50 ÖÖ 00
"Yâ ALİ şu hakîkatı bil ki: ALLAH yolunda yapılacak ibadetlerin en yücesi onun kullarına gönderdiği bir mürşidin maneviyatı gölgesinde bulunmak ona uymaktır.

Bu alemde herkes başka türlü ibadet yolu tutar. Herkes kurtuluş yolu bir olan ALLAH 'a varış tarîki arar. Sen bu yolların hepsini bırak. O akil mürşidin ağuşunu seç.

İçinde sana muhalefet eden gizli düşmanlardan tamamı ile kurtulmuş olursun. Böyle bir ibadet senin için bütün başka ibadetlerin üstündedir.

Bu ibadetle sen Hakk'a giden kafilenin başında olacaksın."

(Mevlânâ Mesnevî-yi Şerîf I/2965)


Tasavvuf; ancak kalbe işlenen ledünni amellerin bir kanunu zahir ve batınla ilgili ilâhi hükümlerin düsturunun ismidir!.

Tasavvuf; iman ile ameli salih arasını cem etmektir. Amel-i salihi tamamlayıp zirveyi kemale çıkmaktır.

 İman çıplaktır.
 
-Elbisesi takva,
-Süsü haya,
-Meyvesi ise ilim'dir.

Kainatın yaratılış sebebi olan nur-u Muhammedî hakîkatine ulaşmak kamil insana karşı beslenen sevgi ve bağlılıktır. Kamil insan bütün insanların göz bebeğidir.

Kamil insanı sevmek nur-u Muhammedî'yi sevmek ALLAH 'ın rahmet sıfatlarının tecellî ettiği mercîyi sevmek gerçek anlamda ALLAH 'ı sevmektir.

HZ. ALLAH' a ve resullerine iman edenler bu gerçeği iyi bilirler.

Bu ise "Kelime-i şehadetin manasını yaşamak" demektir.





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Haziran 2014, 12:53:41 ÖÖ 00
HER ŞEY RAHMETE VESİLEDİR.

Veraset taşıyanlar Evliya 'lar,  Peygamber efendilerimizin manevî ashabıdırlar.

Rahmeti ilahilerin tecellisini ALLAH 'ı unutarak mürşidin şahsına mal etmek hakikat dışıdır.

ALLAH 'ın rahmeti her hadisede olduğu gibi, sebeple tecelli eder.

Tertibi tanzimi ilahi olan mürşidi, kullarını ihya etmek için rahmetine sebep kılmış. Vesiledir.
 
"Küllî şey'in sebeba" buyruldu.

Dikkat edersek her şeyin sebep ve vesile ile zuhur ettiğini görürüz.

Açlığa aş ekmek vesile. Susuzluğunu gideren su vesile. Oksijen almana hava vesile. Hayatını devam ettirmeye güneş vesile, ay vesile, yıldızlar vesile, arz vesile.

ALLAH 'a sadık kul olmak ademlikten kurtulup insan olmak için enbiya vesile, evliya vesile, namaz vesile, oruç vesile, zekat vesile, hac vesile, "evim" buyurduğu Beytullah vesile.

Kullarının bağışlanması için tövbe istiğfar, Arafat vesile, Müzdelife vesile. Kurban kesmek de rahmete vesile.

Saymakla bitmez. Hem akıl ermez. Cem-i madde vesile, mana vesile.

Hz. Allah yarattığı her şeyi sebeplere bağlamıştır.

EVLİYA 'da onlardan birisi. Yalnızca VESİLE ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Haziran 2014, 01:30:17 ÖÖ 01
Delilsiz yola gidilmez.

Dikkat eder isek! Neticede delil de ALLAH 'ın kuludur.

HZ. ALLAH 'ın varlığı karşısında vesileden başka bir güce sahip olmadığı gibi, beşerdir, acizdir, ilah değildir.

"Elâ inne evliyaallahi la-havfun aleyhim velâhüm yahzenûn"

"Evliyama korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de"

Buyruğunu tekrar tekrar okuyalım ve Evliya 'nın ne anlam taşıdığı üzerinde biraz düşünüp, tefekkür edelim.

Gönderilen peygamberlerin hepsine de kitap verilmemişti. Öyle ise kitap verilmeyen ve Kuran 'da Peygamber, Resul, Elçi, Uyarıcı, Mürşit, Evliya olarak geçen diğerleri kimlerdi.?

1. Hz. Adem
2. Hz. İdris,
3. Hz Nuh,
4. Hz. Hud,
5. Hz. Salih,
6. Hz. Lût,
7. Hz. İbrahim,
8. Hz. İsmail,
9. Hz. İshak,
10. Hz. Yakup,
11. Hz. Yusuf,
12. Hz. Şuayb,
13. Hz. Musa,
14. Hz. Harun,
15. Hz. Davut,
16. Hz. Süleyman
17. Hz. Eyyub,
18. Hz. Zülkifl,
19. Hz. Yunus,
20. Hz. İlyas,
21. Hz. El-Yesa,
22. Hz. Zekeriya,
23. Hz. Yahya,
24. Hz. İsa,
25. Hz. Muhammed s.a.v

Bunlardan başka, peygamber veya velî oldukları hususunda, İslam alimlerinin ihtilaf ettikleri,

-Hz. Üzeyr,
-Lokman, 
-Zülkarneyn 'in isimleri de, Kur'an-ı Kerim 'de zikredilmektedir.

İşte o diğerleri, Allah 'ın insanları irşat ve terbiye için gönderdiği, manevi vazifeli kıldığı kişilerdi.

Hz. Adem’e  a.s'a - 10,
Hz. Şit a.s'a - 50,
Hz. İdris’e a.s'a - 30,
Hz. İbrahim a.s'a - 10 sahife indirilmiştir.

Peygamberler, Kuran-ı Kerim 'de ismi zikredilen 25 zattan ibaret değildir.

Bir hadisin işaretine göre 124 bin peygamber gelmiştir.
(bkz. : Ahmed b. Hanbel, el-Müsned 5/265-266; İbn Hibbân, es-Sahîh, 2/77)

Bunları açıklayabilmek mümkün müdür.?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Haziran 2014, 01:36:40 ÖÖ 01
Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri “EVLİYA” edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık Allah ‘tan rahmet beklemesin. Ancak onlardan korunmanız başka. Allâh sizi kendisinden sakındırır. Dönüş yalnız Allah'adır.
Ali İmran 28


‘‘Ey inananlar, müminleri bırakıp da kâfirleri ‘‘EVLİY’’ edinmeyin. Allah’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz.’’
Nisa 144


Ey Âdemoğulları, size kendi içinizden elçiler gelip size âyetlerimi anlattıkları zaman korunup uslananlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Araf 35


Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek MÜRŞİT bulamazsın.
Kefh 17



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 04 Haziran 2014, 02:47:35 ÖÖ 02
Kıyas falan batıldır. maturudilikte kelam mezhebidir. hanefilikte kıyas ve rey çoktur. biz zahiriler ise hadise yapışanlarız.


Allah işini rast getirsin.
Nereye gittiğini bil, nasıl gitmen gerektiğini bil de neye yapışırsan yapış.

bu din çocuk oyuncağı değil. evet bu din şeyhlerin liderlerin ya da kıyasın ya da reyin ya da  hevasını vahyeynin(kuran ve hadis) önüne geçirenlerin oyun oynayacağı alan değil.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Haziran 2014, 02:15:02 ÖS 14

bu din çocuk oyuncağı değil. evet bu din şeyhlerin liderlerin ya da kıyasın ya da reyin ya da  hevasını vahyeynin(kuran ve hadis) önüne geçirenlerin oyun oynayacağı alan değil.


Dinin ne olduğunu bilmediğin için bu kelimeyi kullanıyorsun. Allah 'ın öteden beri gelen kanununa, yasasına, adaletine bir bak. Öndersiz bir zaman yaşatmış mı.?

Kainatı öndersiz, bir an boş bırakmış mı.?

Her zamana bir rehber, bir uyarıcı, bir resul, bir elçi gönderdik buyuran Allah c.c mi bizim için ehemmiyet ve önem taşıyan, yoksa bu kaide ve kurala karşı çıkan sen mi.?


Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resulü memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helak edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helak etmişizdir.
Kasas 59



Biz "ELÇİ" 'leri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve uslanırsa onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Enam 48



Her şeyi evrensellikle zamanına uydurduğunu zannediyorsun. peki yukarıdaki ayetleri nasıl açıklayacaksın.?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 05 Haziran 2014, 01:13:58 ÖÖ 01
Tasavvuf erbabı kişiler, sebeplere takılı kalmaz.

Her hadise karşısında gördüğü tek şey, Yapan ve Yaptırandır.

Yani, "Hayrihi ve şerrihi minAllahû Teala" 'dır.

Yani, güç ve kudretin yegane Sahibi 'dir.


Azrail a.s Hz. Allah 'a ;

- Ya Rabbi, bana öyle zor bir görev verdin ki, bütün insanlık beni kötü bilecek.

Hz. Allah buyuruyor ki,

- Ben öyle sebepler halgederim ki, hiç kimse seni görmez.

Azrail a.s ' Hz. Allah 'a tekraren,

- Ya Rabbi, yarattığın öyle kulların var ki onlar da mı görmezler .?

Hz. Allah şöyle cevap veriyor;

- Onlar da seni görmez, BENİ görürler..!


Yapan, yaptıran, güç ve kudretin tek sahibi Hz. Allah 'tır.

Sebeplere takılı kalmak, imanda noksanlık demektir.








Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 05 Haziran 2014, 01:45:24 ÖÖ 01
Tasavvuf konusunda takılı kalınan VAHDET-İ VÜCUD hakkında ;


Bütün kainat ALLAH 'ın ilim ve iradesinin tecellisidir.

ALLAH 'ın bi-zatihi tecellisi değildir.

Kainat ilahî bir feyizdir. İslam 'da vahdet-i vücut budur.

Her varlık izafi varlıktır. Mutlak varlık değildir.
 
Hiçbir şey varlık sahasında kendi başına ayakta durmaya güçlü yaratılmadı!..

Hiçbir varlığa muhtaç olmayan ancak Hz. ALLAH 'tır.

Her varlık onun varlığından ibarettir ama Hz. Allah 'ın vücudu değildir!..

Hayat vasfı taşısın veya taşımasın, her varlık izafî bir varlıktır.

Mutlak varlık değildir.

ALLAH 'ın varlığı mutlak varlıktır, izafi değildir.

Mümkün değildir,

"Zaruridir".

Bir aynaya vuran ışık kaynağı gibi, aynadaki akis mecazidir ve iğretidir.

Kainatın bütün yüzleri iğretidir.

Cenab-ı Hak mutlak varlık olunca ma-adası olan her şey bir görüş ve bir vehimdir.


Mümkün: Var olmakla yok olmak kutupları birbirine müsavidir.

İzafî: Bağlı olduğu nesne ile değişen.

Zaruri: Mutlaka olması lazım.


Özetle, "Yaradılanı severim, Yaradan 'dan ötürü" sözü bunun için söylenmiş bir sözdür.

Her şeyde, canlı veya cansız her varlıkta, Allah 'ın subuti sıfatlarını müşahede etmek Tasavvuf erbabının imanındandır. Her şey O 'nunla vardır, her şey O 'nunla hayat bulur. Her zerreye Tecelliyat olarak görmek gerekir.

Yoktan var edildik, var iken yok olacağız. Düşünmek, tefekkür etmek gerek.

İşte bu yüzden Ruh ebedi kalıcıdır. Ölüm yalnızca cesede vardır.

Kıyamette ölüm öldürülecek, ölüm diye bir şey olmayacak.

Ve sonrasında ebedi hayat ..!





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 05 Haziran 2014, 03:24:02 ÖÖ 03

bu din çocuk oyuncağı değil. evet bu din şeyhlerin liderlerin ya da kıyasın ya da reyin ya da  hevasını vahyeynin(kuran ve hadis) önüne geçirenlerin oyun oynayacağı alan değil.


Dinin ne olduğunu bilmediğin için bu kelimeyi kullanıyorsun. Allah 'ın öteden beri gelen kanununa, yasasına, adaletine bir bak. Öndersiz bir zaman yaşatmış mı.?

Kainatı öndersiz, bir an boş bırakmış mı.?

Her zamana bir rehber, bir uyarıcı, bir resul, bir elçi gönderdik buyuran Allah c.c mi bizim için ehemmiyet ve önem taşıyan, yoksa bu kaide ve kurala karşı çıkan sen mi.?


Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resulü memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helak edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helak etmişizdir.
Kasas 59



Biz "ELÇİ" 'leri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve uslanırsa onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Enam 48



Her şeyi evrensellikle zamanına uydurduğunu zannediyorsun. peki yukarıdaki ayetleri nasıl açıklayacaksın.?

evrensellik derken nebinin sünnetine ittibanın bir döneme tahsis edilemeyeceğine dikkat çektim. yazdığın ayetlerin konuyla ilgisi yok.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 05 Haziran 2014, 04:13:59 ÖS 16
evrensellik derken nebinin sünnetine ittibanın bir döneme tahsis edilemeyeceğine dikkat çektim. yazdığın ayetlerin konuyla ilgisi yok.

Diyorum ki;

Hz. Allah kainatı öndersiz, bir an boş bırakmamış.

Her zamana bir rehber, bir uyarıcı, bir resul, bir elçi gönderdik buyuran Hz. Allah ..!


Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resulü memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helak edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helak etmişizdir.
Kasas 59



Biz "ELÇİ" 'leri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve uslanırsa onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Enam 48



Ve yine diyorum ki, her şeyi evrensellikle zamanına uydurduğunu zannediyorsun. peki yukarıdaki ayetleri nasıl açıklayacaksın.?



evrensellik derken nebinin sünnetine ittibanın bir döneme tahsis edilemeyeceğine dikkat çektim. yazdığın ayetlerin konuyla ilgisi yok.


Ben de tam bu noktayı işaret ederek, Elçi, Uyarıcı, Resul, Evliya ayetleri günümüz için de geçerlidir. Yalnızca geçmiş dönemlere değil, kıyamete kadar bu zaman, her an, her zaman için geçerlidir.

İşine geldiği gibi yanıtlayamazsın. Nebi 'den bu zamana hangi yaşam tarzı kaldı.? Abdest, namaz, oruç ve hac dışında .?

Madem ki evrensellikten bahsediyorsun, belirli şeyleri içinde, bazılarını da evrenselliğin dışında tutamazsın.

Kuran 'ın, İslam Dini 'nin tümü birden ya evrenseldir, ya değildir ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 05 Haziran 2014, 05:29:31 ÖS 17
Allah subhanehu ve teala kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamış ve dinini tamamlamıştır. Nebisi de bu dini beyan etmiştir. Dolayısıyla Kur'an  ve yaptırım açısından kur'an ile eşit olan sünnet bizim tek kaynağımız ve ölçümüzdür. Allah ihtilaf halinde olduğumuz meseleleri kur'ana ve nebisinin sözüne arz etmemizi istemektedir. Ve bu ayetler her zaman geçerlidir.

bahsettiğin ayetlerin konuyla ilintisini anlamakta güçlük çekiyorum. resuller gelmiştir ve son resul (aynı zamanda nebi) olan muhammed aleyhisselamdır. artık kim muhammed aleyhisselamın getirdiğinden yüz çevirirse o helak olmuştur. bizim tek imamız İmamı azam olan muhammed aleyhisselamdır. alimler ise bu dinin hamilleridir. onların değeri dinde varisler olmaları nedeniyledir. yoksa onların kendi reylerinin hiçbir değeri yoktur.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 06 Haziran 2014, 02:23:45 ÖÖ 02
Allah subhanehu ve teala kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamış ve dinini tamamlamıştır. Nebisi de bu dini beyan etmiştir. Dolayısıyla Kur'an  ve yaptırım açısından kur'an ile eşit olan sünnet bizim tek kaynağımız ve ölçümüzdür. Allah ihtilaf halinde olduğumuz meseleleri kur'ana ve nebisinin sözüne arz etmemizi istemektedir. Ve bu ayetler her zaman geçerlidir.

bahsettiğin ayetlerin konuyla ilintisini anlamakta güçlük çekiyorum. resuller gelmiştir ve son resul (aynı zamanda nebi) olan muhammed aleyhisselamdır. artık kim muhammed aleyhisselamın getirdiğinden yüz çevirirse o helak olmuştur. bizim tek imamız İmamı azam olan muhammed aleyhisselamdır. alimler ise bu dinin hamilleridir. onların değeri dinde varisler olmaları nedeniyledir. yoksa onların kendi reylerinin hiçbir değeri yoktur.




Senin çabalamana gerek yok kalemşör. Hadisler, ayetlerin önünde seyrediyor.

Bütün alem, elinde Kuran var iken anlaşamaz, geçinemez, boğuşur durumda. 

Sen, elindeki hadislerle gayet iyi durumdasın. İşin içinden çıkabiliyorsun.

Her zaman geçerlidir de. Hangi durumlarda her zaman .?

Sen var dedin mi, var ..!  Yok dedin mi yok oluyor. O zaman bu zaman mı .?



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 06 Haziran 2014, 03:01:31 ÖÖ 03
Tasavvuf, hakikati yaşamaktır. Çünkü Hz. Allah 'ın öteden beri devam eden kanunu budur. Zamanınızda yaşayan Evliya 'yı bulup tabii olmak, biat etmek, ahirette gerçek kurtuluşa erenlerden olmanın tek yoludur.

Adem a.s 'dan başlar, peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v 'e kadar hep aynı buyruğu devam eder gelir. Peygamberler efendilerimizin irtihallerinden sonra ise Uyarıcı, Elçi, Resul ve Evliya 'lar kainatta bir an bile eksik olmamışlardır.

"Habibim, beni seviyorlar ise sana tabii olsunlar".. Hitap geneledir.

Hitabın karşılığı günümüzde Evliya 'ya tabii olmaktır. Ahirete irtihal eden bir Peygambere, Elçiye, Resule, Evliya 'ya biat olmaz. Tabii olunamaz. Hayatta olan kişiye tabii olunur, biat edilir.

Yaşadığı zamanda Peygamberi hayatta değil ise, varisi olan Evliya 'ya biat edilir.

Her ilim içerisinde kendi ilim adamını barındırır. Her hangi bir ilim için hocasından, öğretmeninden ders almak gerekir. "Ustasız sanat haramdır" denir. Bu söz sanatın haram olduğu manasına gelmez.

Fakat, bir profesörden ders almadan doktor olacağım diyen kişi yalan söyler. Bir şoförden ders almadan araba kullanacağım diyen kişi yalan söyler. Bir pilottan ders almadan uçak veya benzeri araç kullanacağım diyen kişi yalan söyler.

İslam Dini için de aynı kurallar geçerlidir. Bu gün, geçmişin tatbiki, uygulamasıdır. Geçmiş peygamberler zamanı nasıl yaşanmış ise, bu zamanla arasında hiç bir farklılık söz konusu değildir, olamaz.

İslam 'da bu güne ışık tutan dündür.

Neye göre rehber edindik .?

Kime göre önder edindik .?

Eğer ki maksat, günümüzde Peygamber efendimizin sünnetlerine sahip çıkmaksa, hangi sünnetleri yaşıyoruz.? Sünnet diye aralara serpiştirilenlerle iştigal ediyoruz.?

Sözde mezhep denilen (dört büyük mezhep) konular irdelendiğinde ortaya çıkan sonuç :

Peygamber efendimizin yaşantısından başka bir şey değildir. Fakat bu bile insanlar arasında farklılık arzediyor, peygamberler yarıştırılıyor, kavgalar ediliyor, cinayetler işleniyor.

Neden, mezhepçilik yüzünden. Aslında hangisini seçerseniz seçin, ortaya çıkacak olan, tek ve bütün olarak , "Peygamber Efendimizin yaşantısıdır". Dışında bir şeyin çıkması mümkün değildir.

Tasavvuf 'u din dışı bir olgu gibi göstermeye çalışanlar, yarın Hakk 'ın divanında nasıl bir gerçekle karşılaşacaklarının farkında değiller.

Karalanan kim, karşı çıkılan ne .? Batıl gibi gösterilmeye çalışılanın aslında gerçeğin ta kendisi olduğunu fark edecekler amma, iş işten geçmiş olacak. Asla ve asla telafisi mümkün olmayacak.

Dilerim ki dünyada iken idrak etsinler, anlasınlar. Eğer ki ahirete bırakırlarsa ..

Allah-u alem İşleri zor ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 06 Haziran 2014, 03:45:01 ÖÖ 03

Kıyas falan batıldır. maturudilikte kelam mezhebidir. hanefilikte kıyas ve rey çoktur. biz zahiriler ise hadise yapışanlarız.



Kıyas neden batıl olsun.? Zamana göre nasıl yaşayacaksın.? Hani evrensellik..!

Maturidi itikat imamıdır. İmanın şartı olarak Kuran 'dan Amentüyü çıkaran kişidir. Kelam mezhebi olduğunu nereden çıkardın.?






Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 06 Haziran 2014, 04:04:39 ÖÖ 04
Biz "ELÇİ" 'leri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz.

Kim inanır ve uslanırsa onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
 
Enam 48



Yukarıdaki ayet gayet açık ve net. "Kim inanır ve uslanırsa". .!

Damlada ummanı görebilmek, Vahdet 'i Vücud 'u, Tevhidi idrak edebilmek..

Yukarıdaki ayeti günümüze, zamanımıza uyarlamak ve uygulamak, İslam 'ın evrenselliğini savunmaktan ziyade yaşamak, Tasavvuf ehlinin işidir.

Tasavvuf kelam işi değil değil, HAL 'işidir.

Tasavvuf sureta değil, SİRET 'tir.

Tasavvuf YAŞAMAK 'tır.


Aynası iştir kişinin lafa bakımaz. O da eserinde görülür.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 06 Haziran 2014, 05:16:56 ÖÖ 05

Kıyas falan batıldır. maturudilikte kelam mezhebidir. hanefilikte kıyas ve rey çoktur. biz zahiriler ise hadise yapışanlarız.



Kıyas neden batıl olsun.? Zamana göre nasıl yaşayacaksın.? Hani evrensellik..!

Maturidi itikat imamıdır. İmanın şartı olarak Kuran 'dan Amentüyü çıkaran kişidir. Kelam mezhebi olduğunu nereden çıkardın.?






Kıyasın batıllığı nas ile sabittir. Kitapta eksik bırakılmamış ve din tamamlanmıştır. Nebi de bu dini beyan etmiştir. Kıyasın yeri yoktur, bu dinde. 
Maturidi tevil ehli oldugu icin kelamcıdır. Zaten bunu inkar edende yok. İtikat imamı sözün çok sakat. Bu dindetek itikat vardır ve imamı nebidir.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 07 Haziran 2014, 02:19:29 ÖÖ 02
hadise yapışanlarız. [/b]

Hadise yapışmak ne demek.? Yalnız Kuran ve Hadislerle ibadetleri nasıl ve ne şekilde yaşıyorsunuz.?

Diyanet sizin için bir şey ifade ediyor mu.?

Benim, senin itikadın farklı olabilir. İmanımızda olmasa da, itikadımızda farklılık olabilir. Fakat, işin aslı Hz. Kuran ve Hz. Muhammed Mustafa s.a.v 'in yaşantısı ise ..!

Kuran 'a iman eden kişi, ayetleri anladığı ile sınırlı tutamaz. Hz Kuran mukayese ve kıyas için örnek teşkil etmiyor mu.? Adem a.s 'dan, Hz. Muhammed s.a.v 'e kadar geçen zaman bizlere ne için sunulmuş olabilir .? Kıyas yok mu .?

Kuran-ı Kerim son kitap. Kıyas ve örnek teşkil etmeyecek olsaydı, Zebur, Tevrat ve İncil neden bahsedilmiş olabilir.? Evvelki peygamberlerin yaşantıları neden ifade edilmiş olabilir.? Kıyas yok mu.?

Kıyas yapılmadan bu gün İslam 'ı yaşayabilmeyi kolay mı zannediyorsunuz.?

Veyahut, yaşadığınız İslam 'ı kıyas edilmemiş olarak mı görüyorsunuz.? Bu gün İslam adına yapılan ibadetler de dahil, yaşadıklarınızdan hangisini Hz. Resulullah 'ın yaşantısı ile bağdaştırabiliyorsunuz.?


Kıyasın batıllığı nas ile sabittir. Kitapta eksik bırakılmamış ve din tamamlanmıştır. Nebi de bu dini beyan etmiştir. Kıyasın yeri yoktur, bu dinde. 
Maturidi tevil ehli oldugu icin kelamcıdır. Zaten bunu inkar edende yok. İtikat imamı sözün çok sakat. Bu dindetek itikat vardır ve imamı nebidir.


Dinde Kıyas nedir.? Mukayese etmek, karşılaştırmak, ibret ve ders almak Kuran ve Resulullah 'ı ölçü almak anlamındadır.


Kıyas, bir şeyi başka bir şeye benzetmek, onunla eş değer tutmak, veya yerine koymak demek değildir.

Edille-i şeriyye (yani din bilgilerinde, müctehid imamlara delil) dörttür: Bunlar,

-Kur'an-ı kerim,
-Sünnet,
-İcma,
-Kıyas-ı fukuha’dır.

Sünnet, icma ve kıyas, Kuran-ı Kerim 'de bulunmayan şeyleri eklemek değildir. Bunlar, Kuran-ı Kerim 'in içinde kapalı olarak bulunan bilgileri meydana çıkarmaktadır.

Müctehid, bir işin nasıl yapılacağını, Kuran-ı Kerim 'de açık olarak bulamazsa, hadis-i şeriflere bakar. Bunlarda da açıkça bulamazsa, bu iş için, İcma var ise, öyle yapılmasını bildirir.

İcma sözbirliği demektir. Yani, bu işi eshab-ı kiramın hepsinin aynı suretle yapması veya söylemesi demektir. Eshab-ı kiramdan sonra gelen tabiinin de icmaı delildir, senettir.

Günümüzdeki dinde reformcuların ve din cahillerinin ittifak ettikleri sözlere, icma denilemez.

Bahsettiklerimin Kuran ile bağdaşmayan, Resulullah 'ın yaşantısına uymayan tarafı nedir.?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 07 Haziran 2014, 05:38:15 ÖS 17
Allah'ın ayetleri ve Nebinin hadisleri sana yeterli gelir. Bu haktır! Hakka teslim ol! Yüz çevirenlerden olma! Kur'an ve sünnetin yeterli olmadığına inananlar kıyas ve reye başvurarak helak olmuşlardır. Şeytan kıyas ederek saptı. Güneş ve diğer yıldızlara ibadet edenlerde ancak kıyas ile saptılar. Allah'ın kendisi hakkında delil indirmediği bir illeti sen nasıl olur da Edille-i şeriyye cümlesinde zikredersin!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 08 Haziran 2014, 02:04:28 ÖÖ 02
Peygamber efendimiz hayatta iken hadis yazılmasına müsaade etmiş midir.?

Kesin ve net cevap ..!

- EVET ,

- HAYIR ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 08 Haziran 2014, 02:49:06 ÖÖ 02
Allah'ın ayetleri


Hz. Kuran her konuda yeter.


ve Nebinin hadisleri sana yeterli gelir. Bu haktır!


Ayetler yeterli olurken hadislere ne kadar ihtiyaç duyulabilir.? Bence itirazınızın tek sebebi hadislerle fazla içli, dışlı olmanızdır. Sahih olmayan bir sürü ilavelerin yapıldığı diyanetçe de ifade edildi.

 Mes'ûd demiştir ki: "En güzel söz, Allah'ın Kitabı'dır." [38]

Ebû Hureyre, Hazreti Peygambere: " yâ Rasûlallah! Kıyamet günü senin şefaatine nail olacak en mes'ûd kimse kimdir?" diye sorduğu zaman, Rasûlullah (s.a.s.) ona şu cevabı vermiştir:

 "Senin hadîse karşı olan iştiyakını bildiğim için, bu hadîs hakkında hiç kimsenin bana senden Önce soru sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamet günü benim şefaatime nail olacak en mes'ûd kimse, hulûs-ı kalble lâ ilahe illa'llah diyen kimsedir"  [39]

http://hadis.diyanet.gov.tr/hadis_tarihcesi.aspx#_Toc152237685 (http://hadis.diyanet.gov.tr/hadis_tarihcesi.aspx#_Toc152237685)



Hakka teslim ol! Yüz çevirenlerden olma! Kur'an ve sünnetin yeterli olmadığına inananlar kıyas ve reye başvurarak helak olmuşlardır. Şeytan kıyas ederek saptı. Güneş ve diğer yıldızlara ibadet edenlerde ancak kıyas ile saptılar. Allah'ın kendisi hakkında delil indirmediği bir illeti sen nasıl olur da Edille-i şeriyye cümlesinde zikredersin! [/b]



Hakka teslim olmak için, Hakk 'ın kelamı ile iştigal etmek gerekir.

Bu sözüm, Resulullahın hadislerine karşı çıkmak olarak algılanmamalı. Fakat günümüz şartlarında hadislere kul kelamının karışmış olma olasılığı yüzde yüz.


Hazreti Peygamberin, hadîslerin yazılmasını iyi karşılamadığını gös­teren bir başka haber, Ebü Hurayra'dan rivayet edilmiştir:

"Biz hadîs ya­zarken Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve: Yazdığınız şey nedir? dedi.

Senden işittiğimiz hadîsler, dedik.

Hazreti Peygamber: Allah'ın Kitabından başka kitap mı istiyorsunuz ? Sizden evvelki milletler Allah'ın Kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için dalâlete düştüler, dedi [76].

Kitabetle ilgili bu türlü yasak haberlerinin sahabe arasında yayılmasın­dan sonra, hadîs yazmak isteyen bazı sahabîler, arkadaşları tarafından dur­durulmuş ve onlara Hazreti Peygamberin hadîs yazmağa izin vermediği ha­tırlatılmıştır.

Zeyd Ibn Sâbit'in, bu yasağı hatırlatarak Mu'âviye'yi hadîs yazmaktan menetmesi, aynı konuda rivayet edilmiş çeşitli haberlerden bir örnek teşkil eder [77]



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 08 Haziran 2014, 03:27:18 ÖÖ 03
İşin özünü hep göz ardı ediyoruz. Ya işimize öyle geliyor, ya da önemsemiyoruz.

Hz. Allah ilk insana ne verdi, ilk insandan ne istedi ise, diğer insanlara verdiği ve istediği hiç bir şey bir diğerinden farklı değil. Yani kul olarak yaratılmış olan her insan aynı eşit haklara sahipler.

Bir insanın, bir diğer insandan yaratılış olarak hiç bir üstünlüğü yok.

Kainat ilk var edildiği gibi. Galaksi, güneş, ay, aklımıza ne gelirse ilk var edildiği gibi, gencecik, tazecik, dipdiri. Bütün alemler bir yaşında.

Hal böyle iken evvelki yaratılmış olan insanların, gönderilmiş olan peygamberlere biat etmelerini Hz. Allah özellikle emrediyor.

Adem a.s 'a, Nuh a.s 'a, İbrahim a.s'a, Davud a.s, Musa a.s, İsa a.s, Muhammed Mustafa s.a.v efendimiz de dahil bütün peygamberler efendilerimizin zamanlarında yaşamış ümmetlere kendi şeriatlarına uymaları, zamanlarında gönderilen peygamberlerine tabii olmaları, biat etmeleri emrolunmuştur.

Bu kural, bu sistem hiç bir zaman değişmeyecek.

Allah 'ın Evliya 'sı her devirde var olacak. Tıpkı Peygamberler efendilerimiz zamanındaki ümmetlerden istenmiş olan tabii olmak ve biat, günümüz insanları için de geçerli ve bu biat Allah 'ın manevi vazifelisi, peygamber varisleri de olan Evliya 'ya dır...

Biraz tefekkür edelim. Aslında dün ile bugün arasında hiç bir farklılık yok. Farkılıklar sadece ilim, bilim, teknolojidedir. İslamın yaşanılırlığı olarak hiç bir farklılık arzetmez. Hz. Allah her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir.

Bir zamana boca ettiği rahmetini, diğer bir zamanda esirgemez.

Evliyaullah rahmettir. Evliyaullah  Allah 'ın bir lütfudur. Tıpkı her devirde gönderdiği kitap ve Resuller gibi kıyamete kadar devam edecek olan bu varisler, imtihanın en büyük parçasını oluşturmakta.

Dün yaşamış olanlar Allah 'ın elçileri ile imtihan edilecek, Elçilere uyanlar kurtuluşa erecek ..!

Fakat bu zamanda bu imtihan ortadan kalkacak ve insanlar başı boş bırakılacak ..!

(haşa) Hz. Allah 'a bu noksanlığı yakıştırabiliyor musunuz.?

Resulullah 'tan sonra peygember gelmeyecek, fakat, Evliya, Mürşit her devirde var olacak.

Evliya 'yı Kabul eden, ona biat eden, manen Peygamber efendimize biat vecibesini yerine getirmiş olacak.

Ayette Hz. Allah ;

Muhakkak ki, Sana Bi'at edenler, gerçekte Allah'a bi'at etmektedirler.
Allâh'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allâh ona büyük bir mükâfât verecektir.
Fetih 10


Buyurmakta ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 08 Haziran 2014, 03:38:17 ÖÖ 03
"İbadetin az fakat, devamlı olanı makbuldür". Buyruldu.

Devamlı bir ibadet, kesir bir zikir yalnızca Tasavvuf ehlinde mevcuttur. Başlangıçları ve sonrası arasında farklılık olmaz. Ölünceye kadar almış oldukları virdlerini her halükarda devam ettirirler.

Biat 'ın bir başka görünmeyen yanı ise ;

Abdest, Namaz, Oruç, Hac, zekat ve kelime-i şehadet ..!

Bu ibadetler her Müslümanın yapmakla mükellef olduğu temel ibadetlerdir. Allah 'ın varlığını kabul eden, ben Müslümanım diyen herkes, bu ibadetleri yerine getirmek mecburiyetinde.

Tasavvuf ehli kişiler, bu temel ibadetleri yerine getirdiği gibi, almış oldukları virdleri günlük yerine getirmek suretiyle, Allah 'ın rızasını kazanmak için nafile ibadetlerle iştigal etmiş oluyorlar ki, Allah 'ın insanlardan istediği de budur; 

"ZİKREN KESİR'A"..!  Yani "Beni kesirsiz zikredin" .

Aşağıdaki ayette Hz. Allah namazın belirli bir zamanı olduğunu, oysa zikretmenin belli bir zamanı olmadığını, bu nedenle her daim Allah 'ı zikretmemiz istenmekte..

Namazı bitirdiğiniz zaman ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde Allâh'ı zikredin; güvene kavuştunuz mu namazı kılın. Çünkü namaz, mü'minlere vakitli olarak farz kılınmıştır.
Nisa 103



Bazı zamanlarda ortaya çıkan sahte şeyhler, sahte müritler, gerçek mana ehline, gerçek Tasavvuf ehline hiç tahmin edilemeyecek derecede zararlar vermiştir.

İslam karşıtı kişilerin yapmış oldukları bu propagandalar hiç de boşa gitmemiş. Gerçeği arayan, Allah demekten zevk alan insanların bile Tasavvufa karşı olan şevk ve isteklerini kırmıştır.

Bir çok insan tarikat denince (manası yol demektir) çok farklı şeyler algılamakta. El etek, ayak öptüren, sarık, cübbe, şalvar ve elinde bastonla gezinen, zikretmek şöyle dursun, sanki minderde güreşiyormuş gibi tepinen, neler, neler.

Oysa Tasavvuf 'un en önde gelen kuralı  E D B 'dir.  EDEP ...!

Bu ise tertip, düzen, adap ve erkan gerektirir.







Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 08 Haziran 2014, 03:48:36 ÖÖ 03
Gönülleri durultur
Erenlerin halveti
Ölüleri diriltir        (ölü, Allah 'tan gafil kalpler anlamında)
Erenlerin halveti

Seni, sana bildirir
Ağlar iken güldürür
İrfan ile doldurur
Erenlerin halveti

Yaka, yaka kül eder
Her dikeni gül eder
Aşktan yana yol eder
Erenlerin halveti

Bu mısralar boş yere yazılmadı. Allah 'ın bizlerden beklediği nedir .?

Zatının bilinmesi, zatının idrak edilmesidir.

İnsanı hayvandan ayıran Gönüldür. Akıl (afedersiniz) hayvanda da var.

Kalp sevgi ile donanırsa ismi gönül olur.
Gönül olmaz ise sevgi nereye konur.?


Sevgi, Hz. Allah 'a karşı duyulandır.

Diğer aşk diye bahsedilenler, nefsin isteği ve arzusundan başka bir şey değildir. Diğer dediğimiz sevgiler zamanla biter, azalır. Oysa Allah 'a karşı duyulan sevgi, her daim büyür, her daim yücelir. İşte gerçek aşk budur.

Nefsini bilen, Rabbını bilir.

İşte gerçek Tasavvuf erbabı bunu bilendir.






Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 08 Haziran 2014, 04:23:46 ÖÖ 04
Peygamber efendimiz hayatta iken hadis yazılmasına müsaade etmiş midir.?

Kesin ve net cevap ..!

- EVET ,

- HAYIR ..!


evet.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 08 Haziran 2014, 04:31:17 ÖÖ 04
Allah'ın ayetleri


Hz. Kuran her konuda yeter.


ve Nebinin hadisleri sana yeterli gelir. Bu haktır!


Ayetler yeterli olurken hadislere ne kadar ihtiyaç duyulabilir.? Bence itirazınızın tek sebebi hadislerle fazla içli, dışlı olmanızdır. Sahih olmayan bir sürü ilavelerin yapıldığı diyanetçe de ifade edildi.

 Mes'ûd demiştir ki: "En güzel söz, Allah'ın Kitabı'dır." [38]

Ebû Hureyre, Hazreti Peygambere: " yâ Rasûlallah! Kıyamet günü senin şefaatine nail olacak en mes'ûd kimse kimdir?" diye sorduğu zaman, Rasûlullah (s.a.s.) ona şu cevabı vermiştir:

 "Senin hadîse karşı olan iştiyakını bildiğim için, bu hadîs hakkında hiç kimsenin bana senden Önce soru sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamet günü benim şefaatime nail olacak en mes'ûd kimse, hulûs-ı kalble lâ ilahe illa'llah diyen kimsedir"  [39]

[url]http://hadis.diyanet.gov.tr/hadis_tarihcesi.aspx#_Toc152237685[/url] ([url]http://hadis.diyanet.gov.tr/hadis_tarihcesi.aspx#_Toc152237685[/url])



Hakka teslim ol! Yüz çevirenlerden olma! Kur'an ve sünnetin yeterli olmadığına inananlar kıyas ve reye başvurarak helak olmuşlardır. Şeytan kıyas ederek saptı. Güneş ve diğer yıldızlara ibadet edenlerde ancak kıyas ile saptılar. Allah'ın kendisi hakkında delil indirmediği bir illeti sen nasıl olur da Edille-i şeriyye cümlesinde zikredersin! [/b]



Hakka teslim olmak için, Hakk 'ın kelamı ile iştigal etmek gerekir.

Bu sözüm, Resulullahın hadislerine karşı çıkmak olarak algılanmamalı. Fakat günümüz şartlarında hadislere kul kelamının karışmış olma olasılığı yüzde yüz.


Hazreti Peygamberin, hadîslerin yazılmasını iyi karşılamadığını gös­teren bir başka haber, Ebü Hurayra'dan rivayet edilmiştir:

"Biz hadîs ya­zarken Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve: Yazdığınız şey nedir? dedi.

Senden işittiğimiz hadîsler, dedik.

Hazreti Peygamber: Allah'ın Kitabından başka kitap mı istiyorsunuz ? Sizden evvelki milletler Allah'ın Kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için dalâlete düştüler, dedi [76].

Kitabetle ilgili bu türlü yasak haberlerinin sahabe arasında yayılmasın­dan sonra, hadîs yazmak isteyen bazı sahabîler, arkadaşları tarafından dur­durulmuş ve onlara Hazreti Peygamberin hadîs yazmağa izin vermediği ha­tırlatılmıştır.

Zeyd Ibn Sâbit'in, bu yasağı hatırlatarak Mu'âviye'yi hadîs yazmaktan menetmesi, aynı konuda rivayet edilmiş çeşitli haberlerden bir örnek teşkil eder [77]




bu haberler mensuhtur. bunun delili nasihlerinin olmasıdır. hadise sarılmak farzdır. bunun delili ''kim resule itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur''


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 09 Haziran 2014, 11:52:54 ÖS 23
evet.


Cevap "HAYIR" ..

Peygamber efendimiz kendisi hayatta iken hadis yazılmasına "asla müsaade etmemiştir".


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 10 Haziran 2014, 12:03:34 ÖÖ 00

bu haberler mensuhtur. bunun delili nasihlerinin olmasıdır. hadise sarılmak farzdır. bunun delili ''kim resule itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur''


"hadise sarılmak farzdır" diyorsun. Bununla ilgili Kuran 'dan bir ayet lütfen..

Bizlere Hz. Kuran her konuda yeter.

Resule itaat başka, Resulün sözleri olarak söylenen sözleri kabul etmek başka.

Hadis adı altında bir sürü hurafenin, bidat 'ın  dolaştığından eminim. Madem ki Resule itaatten bahsediyorsun, en güzel ve en yakın yolu, bir Veli 'nin, bir Evliya 'nın elinden tutmandır.


Hz. Allah ne buyuruyor ;

Muhakkak ki, Sana Bi'at edenler, gerçekte Allah'a bi'at etmektedirler. Allâh'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allâh ona büyük bir mükâfât verecektir.
Fetih 10


Evliya 'ya biat edenler bilmelidirler ki, hiç kuşkusuz Resulullah 'a biat etmişlerdir. Dolayısı ile Hz. Allah 'a biat vecibelerini yerine getirmişlerdir.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 10 Haziran 2014, 12:41:48 ÖÖ 00
Tasavvuf 'a giren, Evliya 'ya tabii olan kişi, dünyada yapması gerekeni yerine getirmiş, ahiret yurdu için de en büyük kazanılımı elde etmiş demektir.

Allah 'ın öteden beri devam edip gelen kuralı budur.

Peygamberlerine biat, Resullerine biat, Elçilerine biat, Uyarıcılarına biat, Evliya 'sına biat, Mürşide biat...!

Biat öz olarak, Allah 'a verilen sözün kesirsiz devam etmesidir. Her ne şartlarda olur ise osun, farz ibadetler gibi tabii olan insanın ömrü hayatı boyu devam ettirmesidir.

Biat eden kişi ; En başta Allah 'ın emrini yerine getirmiş olur.

Biat eden kişi ; Muhammed Mustafa s.a.v efendimize biat vecibesini yerine getirmiş olur.

Biat eden kişi ; İbadetin az fakat devamlı olanı makbuldür.. Sözünü yaşayan olur.

Kesirsiz Allah 'ı zikretme şerefine nail olur. Nefsini bilir, Hakkı bilir.

İşin daha önemli yanı ise ;

"Eşhedüenlailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü veResulihi"

kelimei şehadetin manasını ve anlamını yaşıyor demektir.

Yani ben Müslümanım demekle olunmuyor. İslamı yaşıyorum demekle yaşanmıyor. İcraat lazım. "İştir kişinin aynası, lafa bakılmaz. O da eserinde görünür" hitabı yaşayanlar için söylenmiştir.


Gel ey gardaş Hakkı bulayım dersen,
Bir Kamil Mürşid 'e varmayınca olmaz.

Resulün cemalin göreyim dersen,
Bir Kamil Mürşid 'e varmayınca olmaz.

Niceler göçtüler Mürşid arayu,
Arayanlar buldu derde devayu.

Bin kez okur isen Aktan karayu,
Bir Kamil Mürşid 'e varmayınca olmaz.


Sekiz cennetten bahsedilir. Bu konda Mutasavvifin de şöyle der :

"Evlat , Cennet-i Ala hergele meydanı değil. Öyle elini, kolunu sallaya, sallaya giremezsin".

Kişi hangisini hesap eder bilinmez amma, yaşamak hesap etmekten evladır. Düşünmekten, uygulamak daha bir ayrıcalıktır.

Akıllı hesap edinceye kadar, deli çayı geçermiş. İslam hesap, kitap işi değil. Olması ve olmaması gerekenler belli, yapılması ve yapılmaması gerekenler belli. Bize düşense yaşamak.

Tasavvuf ehli olanlar,

Ne cenneti arzu edip, Cennet için ibadet ederler..

Ne de Cehennemden korkup, ondan korunmak için ibadet ederler.

Hedeflerinde yalnızca olması gereken, Yani Allah 'ın rızası kazanmak vardır. Çünkü her şey Allah 'ın rızası içerisinde mevcuttur. Cennet sevdasından , cehennem korkusundan yapılan ibadetlerin, Allah 'ın rızasının önüne geçmemesi mümkün değildir.

Adeviye Rabia hatun, Bir gün bir elinde kazma, bir elinde kürekle hızlı, hızlı yürüyorken kendisine sormuşlar,

- Adeviye valide, nereye böyle hızlı hızlı, hayrola ..?

Adeviye Rabia hatun,

- Cennet ile cehennemi yıkmaya gidiyorum ..

Ne için diye sorduklarında ise ,

- Ne için olacak.? İnsanlardan bazıları cennet sevdasından, bazıları da cehennem korkusundan ibadet ediyorlar. Allah rızası için ibadet eden kalmadı. Her ikisini de yıkıyım da hiç değilse Allah rızası için ibadet etsinler.. Buyuruyor.

Manidar değil mi ..?

 


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Verda Naz üzerinde 10 Haziran 2014, 01:56:08 ÖÖ 01
Feyste son mesaji gorunce dayanamadim bi ugrayim dedim site ne zaman bu hale geldi ya :(

Tamam tamam farkli gorusler de olacak tabi  8)


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 10 Haziran 2014, 03:18:10 ÖÖ 03
osisko,
konuyu takip ediyorum ve yazdıklarınızın tümünü okudum sanırım...
Zihnimde birkaç soru belirdi. Cevaplayabilecekseniz şayet, sorularım:
İslam'ın 5 şartı diye bilinen maddeleri saymış ve ilave olarak vird yazmıştınız. Beşini, Müslüman olduğunu söyleyen ve sözünde samimi olanlar yapıyor; nasıl yapılacağı da belirlenmiş ve biliniyor. Geriye, yaygın olarak yapılmayan vird kalıyor.
Virdin ne ve kaç sayıda olacağını belirlemek için bir Evliya ya ihtiyaç var mıdır, bunu kişinin kendisi belirleyemez mi?
Evliya görülüp biat edilen zat vird belirleme dışında neleri belirler, biatlılarını neye tayin eder ve memur kılar?
Yaşadığımız dönemde, ülkemizde sizce Evliya vasfını taşıyan kişiler var mıdır?
Mahsuru yoksa, biat ettiğiniz yahut tanıdığınız -bu sıfata haiz olduğunu düşündüğünüz- biri/leri kimlerdir?


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 10 Haziran 2014, 06:57:29 ÖS 18

Evliya görülüp biat edilen zat vird belirleme dışında neleri belirler, biatlılarını neye tayin eder ve memur kılar?


Daha evvelki yazımda belirtmiştim..

Biat kabul edilmeden önce kişinin amentüye olan inancı, her Müslümanın yapmakla mükellef olduğu temel ibadetleri yerine getirip, getirmediği sorulur. Ondan sonra kendisinin biatı alınır.

Biat nedir;

- Günde beş vakit Namazı vaktinde kılacaksın.
- Senede bir ay Ramazan orucunu tutacaksın,
- Nisaba malik olduğunda Zekatını verecek, Hacca gideceksin.
- Allah 'ın emrettikleri ile iştigal edip, yasak kıldıklarından kaçınacaksın.
- Almış olduğun bu virdini de her gün, abdestli olarak 24 saatte bir yerine getireceksin.
- Hasbel beşer bilerek hata veya kusur işleyecek olur isek, Allah 'tan af ve özür dileyeceksin.

Saymış olduğum bu şartlar altında, (üstat kimse) beni, Tarikatta Rehberliğe, Marifette Tekellüme, Hakikatta Şeyhliğe, Mürşitliğe kabul ediyor musun diye sorar ve kabulden sonra o kişinin biatı alınmış olur.

Biattan sonra almış olduğu günlük virdinin kazası yoktur. Ömrünün sonuna kadar her halükarda yerine getirecektir.

Biat, Hz. Allah 'a vermiş olduğu sözün yerine getirilmesi demektir. Sadakat ve samimiyetle hiç bir zaman aksatmadan ..! Derviş ne olduğunu bilen, ne olmadığının idrakine varandır.

Tasavvuf ve Tarikat uçuran, kaçıran, suda yürüten, gayb 'dan haber veren, bilmem, bilmem ne demek değil. Ahde vefa 'dır.

Verdiği sözü ömrünün sonuna kadar yerine getirip, getirmemek, sadakati, samimiyeti ve bağlılığı kişinin kendisine kalmış.

Evliya 'nın vazifesi Peygamber Efendimizin varisi olarak emaneten biatı kabul etmek.


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 10 Haziran 2014, 07:10:16 ÖS 19
osisko,
konuyu takip ediyorum ve yazdıklarınızın tümünü okudum sanırım...
Zihnimde birkaç soru belirdi. Cevaplaya bilecekseniz şayet, sorularım:
İslam'ın 5 şartı diye bilinen maddeleri saymış ve ilave olarak vird yazmıştınız. Beşini, Müslüman olduğunu söyleyen ve sözünde samimi olanlar yapıyor; nasıl yapılacağı da belirlenmiş ve biliniyor.


Kardeşim evvela İslam Dini 'nde şart yoktur. Neden mi .? İslam Tek Din 'dir. Başka din yok. Diğerleri olarak bildiğimiz, ateistlik, deistlik, hinduizm, budizm, putperstlik, şamanizm bilmem ne .. Bunlar din değil, din dışı farklı inanışlardır, yani batıldır. Batılın anlamı, Din 'den olmayan, din dışı demektir.

Başka bir Din mi var ki, İslam 'a girmek için şartı olsun.

Günümüzde İslam 'ın şartı olarak isimlendirilen ibadet ve taatlar, Allah 'ın yaratmış olduğu her kulun, yapmak ve yerine getirmekle yükümlü olduğu ibadetlerdir. İbadetlerde mecburcuyuz,

İbadetler neler : Abdest, namaz, oruç, hac, zekat ve kelime-i şehadet..

Din 'in sahibi ve İbadetleri buyuran kim :  Hz. Allah c.c..

Öyle ise, bir kişinin İslam Dini 'ni yaşıyor olabilmesi için belirlenmiş ibadeteri yerine getiriyor olması gerekir. Adem a.s 'dan tutun, Peygamberimiz Hz. Muhammed s.a.v 'e kadar hangi peygamber efendimiz için namaz kılmamıştır, oruç tutmamıştır, hacca gitmemiştir, veya zekatını vermemiştir diyebiliriz, diyebilirsiniz.? Diyemezsiniz, çünkü hepsi de namaz kıldı, oruç tuttu, hacca gitti, zekatını verdi. Bu yüzden İslam 'da şart yoktur.

Böyle bir Din 'in mensubu olarak aradığımız şart nerede.? Hz. Allah şöyle buyuruyor;

Biz, her ümmete, bir ibadet usulü gösterdik. Öyle ise onlar bu işte seninle asla çekişmesinler. Sen, Rabbine çağır, kuşkusuz sen doğru bir yol üzerindesin.
Hac 67


İlk önce kafamızdan şartı silelim. Yapmakla mükellef olduğumuz, İslam 'ın temel ibadetleri diyelim.

Allah 'ın yaratmış olduğu her kul, (şart diye kafamıza kazınan) İslam 'ın temel ibadetlerini yerine getirmek mecburiyetinde. Aksi düşünülemez.

Geriye, yaygın olarak yapılmayan vird kalıyor. Virdin ne ve kaç sayıda olacağını belirlemek için bir Evliya ya ihtiyaç var mıdır, bunu kişinin kendisi belirleyemez mi?

Vird ;  Turuk-i aliyyeden, silsile-yi merâtip yolu ile gelir. Her Evliya, virdi kendisi belirleyemez. Evliya 'nın virdi belirleyebilmesi için, Pir 'lik makamında olabilmesi gerekir ki, içtihadını kullanabilsin. Fakat manen yapılmış olan ikazlarla yön verilmesi, virdde değişiklik olması pek nadir görülse de mümkündür, olabilir.

Biattan sonra belirli adette yapılan virdin hüddemi alınmıştır diye ifade edilir. Neden mi .? Çünkü okunan her esmanın kendince manevi bir ağırlığı vardır ve herkes bunu kaldıramayabilir. Kişinin hal ve ahvali de bunda değişkenlik gösterir.

Şöyle ifade edeyim; Kelime-i Tevhid 'i bir kişi sürekli çektiğinde, intisap etmediğinden dolayı meczup bir kişiliğe dönüşebilir, kişi buna tahammül gösteremez. Tasavvuf, Evliya bunun için gereklidir. Sürekliliği için gereklidir.

Günlük olarak lisanın alışkanlığı doğrultusunda bazı esmalar okunsa da, devamlılığı olmaz. Kişi, araya, bir işi girdiğinde virdi bırakır, yorgun olur bırakır, canı istemez bırakır, bırakır, bırakır.

Fakat biat edildikten sonra VİRD asla bırakılamaz. Çünkü bunun için biat ederken söz verilir. Ömrünün sonuna kadar her halükarda yapacağına dair. Kazası yoktur. Virdin, yapılmadığı günün telafisi mümkün değildir. Biat, verilen sözden dolayı sürekliliği olan bir ibadeti insana kazandır. İbadetin az fakat devamlısı makbuldür buyrulmuş.

Fakat burada asl olan Biat 'tır. Tabii olmaktır. Evliya 'yı kabul etmektir. Kişinin sadakat ve bağlılığını ispat etmesi şarttır.


Evliya görülüp biat edilen zat vird belirleme dışında neleri belirler, biatlılarını neye tayin eder ve memur kılar?

Biat edilen Evliya 'nın vird dışında belirlediği diye bir şey yok.

Biat edildikten sonra görülen rüyalar, manen görgü olarak ifade edilir. Bu görgüler her yerde bahsedilmez, anlatılmaz. Tabii olunan Evliya 'ya anlatılır. Kendisi gerek görür ise yorumlar, görmez ise yorumlamaz. Bu da maneviyatın içerisindeki terbiye sisteminin bir başka yönüdür.  

Geçmişten gelen sinsile yolu ile kendisine ne verilmişse onu uygular. Tasavvuf, zırt, pırt ibadetler ile oynanılan, azaltılıp, arttırılan bir yaşama biçimi olamaz.  


Yaşadığımız dönemde, ülkemizde sizce Evliya vasfını taşıyan kişiler var mıdır?

Günümüzde Evliya olmaz mı.? Elbette var. Amma ben burada birilerine adam toplamaya çalışan kişilerden değilim. Allah için, yalnız O 'nun rızası için bazı gerçekleri duyurmaya çalışıyorum.

Samimi iseniz Allah 'a sorun, İstihare yapın. Karşılığı muhakkak verilir. Size müracaatınızın sonucu olarak biat etmeniz gereken yer bildirilir merak etmeyin.


 
Mahsuru yoksa, biat ettiğiniz yahut tanıdığınız -bu sıfata haiz olduğunu düşündüğünüz- biri/leri kimlerdir?

Yine söylüyorum. Kainat Evliya 'sız bir an olsun boş kalmayacak.

EVLİYA var ama buna benim yön vermem doğru olmaz. En doğrusunu Allah bilir.


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 10 Haziran 2014, 11:35:34 ÖS 23
Emek verip açıklıkla yanıtladığınız için teşekkür.

Toplumumuzda şabloncu bakış maalesef kronik hale gelmiş! Bir yazar/hoca dinlenir, bir kitap okunur, bir konferansa gidilir; zihne birkaç bilgi yüklenir. Akabinde karşısına çıkacak kişilerden bir kitap, hoca yada kavram işitince hemen kafadaki şabloncu yaklaşım ile kişi etiketlenir ve infazı yapılır. Oysa genelleyici olmak çoğu zaman insanı yanıltır. Her insan bir alemdir ve her kurum/oluşum da -ismen aynı olsa bile- mahiyet itibariyle farklılık arz edebilir.

Sizin yazılarınızda dikkatimi çeken, tabi olduğunuz oluşumun ısrarla piyasada bilinen tasavvuf anlayışındaki gibi olmadığına vurgu yapmanız. Oysaki bir çoğumuzun bir tarike girmişliği, geçmiş bir tecrübesi bile yoktur. Hal böyleyken oradan buradan duyumlarla yaklaşım belirlemek ancak cahilane ve kafatasçı bir tavır olur. Pratik bir deneyimim teşebbüsüm olmadı fakat birkaç bağlısını tanıdım. İddianızdaki gibi sizin tabiiyyetinizin farklılığı var mıdır bilemiyorum, fakat zan yerine teorik olsa da doğru bir kanaat sahibi olabilmem adına birkaç sorum daha olacak.

*Allah'ın nurunun mürşidin ruhaniyeti yoluyla müride inkişafını sağlayan rabıta var mıdır?
*Kitap okur musunuz? Okuyorsanız tasavvuf kitapları haricinde farklı görüşlerde yazılmış kitaplar, meal vs. okumanıza müsaade ediliyor mu? Yani okuyacağınız kitapları seçme serbestiyetiniz var mı?


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 11 Haziran 2014, 01:15:14 ÖÖ 01
Emek verip açıklıkla yanıtladığınız için teşekkür.

Toplumumuzda şabloncu bakış maalesef kronik hale gelmiş! Bir yazar/hoca dinlenir, bir kitap okunur, bir konferansa gidilir; zihne birkaç bilgi yüklenir. Akabinde karşısına çıkacak kişilerden bir kitap, hoca yada kavram işitince hemen kafadaki şabloncu yaklaşım ile kişi etiketlenir ve infazı yapılır. Oysa genelleyici olmak çoğu zaman insanı yanıltır. Her insan bir alemdir ve her kurum/oluşum da -ismen aynı olsa bile- mahiyet itibariyle farklılık arz edebilir.

Ben teşekkür ederim.

Hz. Allah Zatına yardımcı olmamızı istiyor. Emek, eğer karşılığı alınırsa emektir. Kulaktan dolma, kalıplaşmış, bir kaç kelime de olsa, sırf yapmış olmak için yapılan iş hayırdan çok zarar getirir. Madden olmasa da manevi sorumluluğunun altından hiç kimse kalkamaz.

Yarım hoca insanı dinden eder, yarım doktor da insanı candan eder demişler. Bu söz yerindedir. benim de tam anlamıyla bildiğimi ifade etmem yanlış olur. Almış olduğumuz terbiyeden istifade edilir ise benim için kıymet biçilemez.


Sizin yazılarınızda dikkatimi çeken, tabi olduğunuz oluşumun ısrarla piyasada bilinen tasavvuf anlayışındaki gibi olmadığına vurgu yapmanız.

Şunun için sürekli vurgu yapıyorum;

İslam karşıtı oluşumların geçmişte tarikat ve Tasavvuf hakkında yapmış oldukları karalama kampanyaları. Yok şeriat gelecek, yok kelleler kesilecek, içki yasaklanacak gibi siyasi propagandalar ..

Ekranlarda bir zamanlar şahidi olduğumuz, sürekli görmeye alıştığımız acı portreler ve bu portrelerdeki şeyhi ile basılan kadın, ayaklarını öptüren şeyh, bilmem neresini öptüren şeyh, bilmem kaç kadınla ilişkisi olan şeyh, falan şeyh, filan şeyh..!

Ben gerçek Tasavvuf 'tan, gerçek Evliya 'dan bahsediyorum. Evliya irşat eder, yol gösterir, terbiye eder. Bütün kazanılımı derviş kendi çalışması, samimiyeti, sadakati ve bağlılığı ile elde eder. Şeyhi kendisine bu yolda yardımcıdır.

Kul Allah 'a ne kadar zaman ayırır ise, Allah ta kuluna o kadar zaman ayırır. Bu ifadelerim ölçü, terazi kantar olarak değil. Hep ifade ediyorum, sadakat, samimiyet, bağlılık.

Allah 'ın emirlerine ve yasaklarına sahip çıktığınız kadar, değer verdiğiniz kadar, koruma ve muhafaza altındasınız demektir.

El etek, öpmeden, almış olduğunuz virdle, yalnızca şahsi çaba ve gayretinizle.


Oysaki bir çoğumuzun bir tarike girmişliği, geçmiş bir tecrübesi bile yoktur. Hal böyleyken oradan buradan duyumlarla yaklaşım belirlemek ancak cahilane ve kafatasçı bir tavır olur. Pratik bir deneyimim teşebbüsüm olmadı fakat birkaç bağlısını tanıdım. İddianızdaki gibi sizin tabiiyyetinizin farklılığı var mıdır bilemiyorum, fakat zan yerine teorik olsa da doğru bir kanaat sahibi olabilmem adına birkaç sorum daha olacak.

*Allah'ın nurunun mürşidin ruhaniyeti yoluyla müride inkişafını sağlayan rabıta var mıdır?
*Kitap okur musunuz? Okuyorsanız tasavvuf kitapları haricinde farklı görüşlerde yazılmış kitaplar, meal vs. okumanıza müsaade ediliyor mu? Yani okuyacağınız kitapları seçme serbestiyetiniz var mı?

Allah 'ın nurunun zaten sahibiyiz. Bu nur. Hz. Allah 'ın subuti sıfatlarının tecelliyatı. Her kuldan eden tecelliyat başka bir yere ait değil. Hz. Allah Adem a.s 'a ne bahşetmiş ise, Muhammed Mustafa s.a.v efendimize ve dolayısıyla bize de yaratılışta aynı nuru vermiştir.

Farklılık onlara verilen vazifelerinde. Yaratılış olarak hiç kimsenin, kimseden zerrece farklılığı yok. Allah böyle buyuruyor. Peygamber efendimiz, "Ben de Kureyş’ ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum" buıyurması buna işarettir.

Bu yolda gelişimi sağlayan kişinin sa-i gayretidir. Kişinin Mürşidine bağlılığı, sadakati yolda en büyük kazanılımı sunar. Mürşidi sevmek, peygamberimizi sevmek, dolayısı ile Allah 'ı sevmektir. Ayette ;

Ey Resulüm, de ki: "Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir!.
Al-i İmran .31

 
Allah 'ı biliyor muyuz.? Hayır .. Gördük mü ..? Hayır .

Peki ya Peygamber efendimizi biliyor muyuz.? Hayır .. Gördük mü .? Hayır ..

İşte yukarıdaki bu iki hayırı evete çevirmek için tabii olduğun Mürşidinde Hz. Allah 'ı, Hz. Muhammed Mustafa s.a.v efendimizi müşahede etmemiz gerekiyor ki maksat hasıl olsun.

Özetle, Mürşide makam olarak bakmak gerekiyor.

Kitap okurum. Hiç bir kitap bana Mürşidimin verdiğini veremez. Mürşit Hz. Allah 'ın nazargahı ilahisi, doğrudan kalbe, dolayısı ile gönüle hitap eder. Dillerini depreştirmene gerek yoktur, sadrına yazar, nakşeder.

Keçiboynuzu için söylenmiş olsa da Tasavvufta bir söz vardır; "Bir dirhem bal için, bir çeki odun çiğneyemem" .!

Mürşit, süzgeçten geçirmiş halde, saf ve yalın olarak sunar. Hazmı kolaydır. Oysa kitabı, okuyacaksın, anlayacaksın, kendi süzgecinden geçireceksin ve işine geleni alacak, gelmeyeni atacaksın. Mürşit doğrudan özü verir. Kestirme yolu sunar, lüzumsuz şeylerden dervişini korur ve muhafaza eder.

Yap demez, yapma demez. Ortaya bırakır, işine geleni kendi tercihinle sen alırsın, veya almazsın. Yap veya yapma dediği zaman farz gibidir. Yapacaksın veya yapmayacaksın. Oysa kendi tercihine sunduğunda, ferahlık vardır. Bu da kişiye Allah 'ın rahmeti, lütuf ve ihsanı, merhametidir.

Meal de okuruz, tefsir de. Müsaade ediliyor mu da ne demek. Hiç değilse ömrü hayatında bir kez de olsa okumasını öğüt verir. Hiç değilse namazda okuduğumuz surelerin anlamını öğrenmemizi tavsiye eder, emir değil.

Dilediğimiz kitabı okuruz. Sınırlama, kısıtlama yok. Hakk gözü ile bakılan her şey Hakk olur. Şer gözü ile bakılan her şey de şer olur. Tasavvuf insana kendisine bakmasını öğretir, başkalarına değil. kendisini göremeyen başkasını nereden görecek.?

"İlim Çin 'de de olsa gidin alın" diyen bir mürşidimiz var Elhamdülillah. Tarikat diye görsel medyada sunulmaya çalışılanlarla hiç bir alakamız yok. Yalnız Allah için, yalnız Allah rızası için.. Ötesi yok, gayrısı bizi ilgilendirmiyor..





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 11 Haziran 2014, 01:55:07 ÖÖ 01
Sakın terk-i edepten, kûy-ı Mahbûb-ı Hüdâ-dır bu
Nazargâh-ı İlâhidir, makâm-ı Mustafâ-dır bu.



Farz olan ibadetler, adı üzerine farz. Kişi yapsın veya yapmasın, yerine getirsin veya getirmesin hepsinden de sorumlu.

Biat neticesinde alınmış olan vird ise farzın dışında ibadettir. Hem Allah 'ı kesirsiz zikretmek adına, hem de farz ibadetlerin dışında nafile, yani Allah 'a yakınlaşmak için vesile, sebep olan ibadetlerle uğraşmaktır Tasavvuf.

Benzetmek gerekirse;

Zekat kulun boynunun borcu. Kul ister zekatını versin, isterse vermesin, Hz. Allah söke, söke alacak. Hem bu dünyada, hem de ahiret yurdunda.

Fakat kişiye asıl kazandıran, günlük olarak vermiş olduğu sadakalar, yardımlar. Yani farzın dışındaki verdikleridir kişinin en büyük kazancı.

Mutasavvifin şöyle der ;

Kapına bir dilenci gelse, altında atı olsa, atının eyeri altından da olsa boş, geri çevirme. Hatta gitse ve tekrar gelse imkanın nispetinde yine ver, boş gönderme.

Böyle olursa Hızır a.s 'a denk gelir.. der.

Allah rızası dilenilerek açılan bir eli boş geri çevirmek, geri çeviren kişiye çok şeyler kaybettirir. Fakat Allah 'ın rızasını kullanarak dilenmek ise dilenciye neleri kaybettirmez ki.?

Tasavvuf Din 'in özünü yaşamaktır. Ehli ise lüzumsuz şeylerle zamanını boşa harcamaz.  

Örnek vermek gerekirse, kişinin Camii 'ye hangi ayağı ile girdiği değil, hangi ayağı ile girerse girsin, önemli olan kişinin Camii 'ye girmiş olmasıdır.

Eğer Allah 'ın sizi sevip, sevmediğini öğrenmek istiyorsanız, sizi ne ile ve hangi tür işlerle meşgul ettiğine bakın.

İşte Tasavvuf bu...





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 11 Haziran 2014, 08:54:59 ÖÖ 08

bu haberler mensuhtur. bunun delili nasihlerinin olmasıdır. hadise sarılmak farzdır. bunun delili ''kim resule itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur''


"hadise sarılmak farzdır" diyorsun. Bununla ilgili Kuran 'dan bir ayet lütfen..

Bizlere Hz. Kuran her konuda yeter.

Resule itaat başka, Resulün sözleri olarak söylenen sözleri kabul etmek başka.

Hadis adı altında bir sürü hurafenin, bidat 'ın  dolaştığından eminim. Madem ki Resule itaatten bahsediyorsun, en güzel ve en yakın yolu, bir Veli 'nin, bir Evliya 'nın elinden tutmandır.


Hz. Allah ne buyuruyor ;

Muhakkak ki, Sana Bi'at edenler, gerçekte Allah'a bi'at etmektedirler. Allâh'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allâh ona büyük bir mükâfât verecektir.
Fetih 10


Evliya 'ya biat edenler bilmelidirler ki, hiç kuşkusuz Resulullah 'a biat etmişlerdir. Dolayısı ile Hz. Allah 'a biat vecibelerini yerine getirmişlerdir.


''Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.''  nisa/80

buradaki peygambere itaatten kasıt kurana itaattir, diyeceksin. fakat bu senin  umum muhkem nassın zahirini terk ederek dinde tahsis de bulunman yani teşri yapmandır, bu da küfürdür.

Allah velilere itaat edin dememiştir. bu senin kendi zannın ve uydurmandır. biz ancak nebiye itaat etmekle mükellefiz.

''Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve Resulüne döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.''  nisa/59


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 11 Haziran 2014, 04:33:12 ÖS 16
Aşağıda şimdiye kadar yazmış olduklarını bir oku. Hep aynı kelimeler, hep aynı nakarat. Yoktur, olmamıştır, değildir, uydurmadır..!  Allah 'ın ayetlerini yalanlıyorsun. Muhatabın benim ama, bahsettiğimiz konu Allah 'ın Kelamı Hz. Kuran..

''Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.''  nisa/80
buradaki peygambere itaatten kasıt kurana itaattir, diyeceksin. fakat bu senin  umum muhkem nassın zahirini terk ederek dinde tahsis de bulunman yani teşri yapmandır, bu da küfürdür.

Ayet doğru fakat sen yanlışsın. Peygambere itaat, doğru. Olmazsa olmaz. İtaat etmek demek irtihalinden bin beş yüz sene sonra Kuran'da bulunmayan, Peygamber efendimizin söyleyip, söylemediği belli olmayan, sözlerden mesulsünüz, ona yapışın buyrulmuyor.

Veda hutbesinde Peygamber efendimiz ne buyurdu;

Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir.

Boş iddialardan vazgeç. Peygamber efendimizin yaşantısı neydi, Kuran, peki Kuran nedir, peygamber efendimizin yaşantısıdır. Dışında değil. Sözleri olarak bahsedilen hadislere aklının alamayacağı kadar el, parmak girmiştir.

Allah 'ın buyruğu, Allah 'ın ayetleri dururken hadislere yapışmak kelimesini kimseye kabul ettiremezsin. Kendinden başka..! 

Allah velilere itaat edin dememiştir. bu senin kendi zannın ve uydurmandır. biz ancak nebiye itaat etmekle mükellefiz.

Zan öyle mi .? Peki bu ayetleri ne yapalım.?

Rabbimiz! Onlara, kendi içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir elçi gönder. Her zaman üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin. Sen.
Bakara 129

Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitab'ı ve hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir Elçi gönderdik.
Bakara 151

Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri “EVLİYA” edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık Allah ‘tan rahmet beklemesin. Ancak onlardan korunmanız başka. Allâh sizi kendisinden sakındırır. Dönüş yalnız Allah'adır.
Ali İmran 28

Andolsun ki, Allâh, mü'minlere büyük lutufta bulundu: Zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allâh'ın âyetlerini okuyan, kendilerini yücelten ve kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi.
Ali İmran 164

‘‘Ey inananlar, müminleri bırakıp da kâfirleri ‘‘EVLİY’’ edinmeyin. Allah’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz.’’
Nisa 144

Ey inananlar! Allah'tan korkun. O'na yaklaşmaya Vesile arayın ve yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
Maide 35

‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51

Şüphesiz, biz şeytanları inanmayanların EVLİYASI kıldık.’’
Araf 27

Ey Âdemoğulları, size kendi içinizden elçiler gelip size âyetlerimi anlattıkları zaman korunup uslananlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Araf 35

‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62

Onlar, İman edip de Takvâya ermiş olanlardır.
Yunus 63

Onlar için dünya hayatında da ahirette de “Müjde” vardır. Allah’ın buyruğunda asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.
Yunus 64

Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek MÜRŞİT bulamazsın.
Kefh 17

‘‘Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbî olun, onların sözlerini önemseyin. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.’’
Yasin 21

Bir nâib aracılığı ile Rabbınıza yönelin ve ona tam teslim olun
Lokman 15


Peygamber, müminlere kendi canlarından daha üstündür. Eşleri, onların Analarıdır. Akraba olanlar, Allah'ın Kitabına göre, birbirlerine muhacirlerden ve ensardan daha yakındırlar; ancak, EVLİYA’NIZA uygun bir vasiyet yapmanız müstesnadır. Bunlar Kitap'ta yazılı bulunmaktadır.
Ahzab 6

Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir resülü memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
Kasas 59


KURAN 'ın EVRENSELLİĞİNİ NE YAPALIM .? Bu zamana nasıl uyduralım ve yaşayalım.? Kuran Kıyamete kadar geçerli mi, değil mi.? Değil diyorsan zaten şu an dışında yaşıyorsun demektir.Geçerli diyorsan EVLİYA 'yı kabul edeceksin. Kendince boş bahaneler uydurma.


Ey inananlar, Allah'a itâ'at edin, Elçiye ve sizden olan buyruk sâhibine itâ'at edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız -onu Allah'a ve Elçiye götürün. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
Nisâ .59

Bu ayette Hz. Muhammed s.a.v 'in hadislerini Kuran 'ın önünde tutun denmiyor. İtaatı kendince yorumlama. İtaat edilecek ise, öncelikli olarak Hz. Kuran, sonrasında sünnetler..

Diyanet bile bu konuda aynı şeyleri ifade edip dururken senin ifadelerine şaşmamak elde değil. Ülkemizde yaklaşık yüz otuz kadar Kuran tefsir ve meali mevcut. Ayetlerin Türkçeye çevrilmesinde mana yönünden onca farklılıklar mevcut. Bir de hadis yönünden düşün bakalım ortaya neler çıkmaz ki.?


Kıyas falan batıldır. maturudilikte kelam mezhebidir. hanefilikte kıyas ve rey çoktur. biz zahiriler ise hadise yapışanlarız.

Sen yok dedin mi olacak, biz var dedik mi olmayacak .! Zahiri ne demek .? Hanefilikte şu var, Maturidilikte bu var. Onlarda rey çok, onlarda kıyas çok... Yapma Allah aşkına..

Hadislere yapışanlarda problem yok .. Öyle mi .? Şu yazı gözünden kaçmış olacak. Tekrarında faide vardır:

Dinde Kıyas nedir.? Mukayese etmek, karşılaştırmak, ibret ve ders almak Kuran ve Resulullah 'ı ölçü almak anlamındadır.


Kıyas, bir şeyi başka bir şeye benzetmek, onunla eş değer tutmak, veya yerine koymak demek değildir.

Edille-i şeriyye (yani din bilgilerinde, müctehid imamlara delil) dörttür: Bunlar,

-Kur'an-ı kerim,
-Sünnet,
-İcma,
-Kıyas-ı fukuha’dır.

Sünnet, icma ve kıyas, Kuran-ı Kerim 'de bulunmayan şeyleri eklemek değildir. Bunlar, Kuran-ı Kerim 'in içinde kapalı olarak bulunan bilgileri meydana çıkarmaktadır.

Müctehid, bir işin nasıl yapılacağını, Kuran-ı Kerim 'de açık olarak bulamazsa, hadis-i şeriflere bakar. Bunlarda da açıkça bulamazsa, bu iş için, İcma var ise, öyle yapılmasını bildirir.

İcma sözbirliği demektir. Yani, bu işi eshab-ı kiramın hepsinin aynı suretle yapması veya söylemesi demektir. Eshab-ı kiramdan sonra gelen tabiinin de icmaı delildir, senettir.

Günümüzdeki dinde reformcuların ve din cahillerinin ittifak ettikleri sözlere, icma denilemez.

İslam dini kur'an, sünnet/hadis ve  Sahabe  İcmâsıdır. Bunun dışındaki  icmâ iddiaları, kıyas, istihsan ve benzeri tüm reyler aynı zamanda keşif, ilham ve benzeri yollar hakikat bakımından bir şey ifade etmezler. Çünkü bunlar birer zandan ibarettir.

İslam Dini Kuran ve sünnettir. Hadis değil.

Sana göre hakikat nedir.? Hakikatı ne zannediyorsun ki, İslam 'ı bu kadar küçültüyorsun. Senin kabul ettiklerin dışında kalanları yok mu sayacağız.? İnkar mı edeceğiz.? Kuran başı, ortası, sonu ve tümü ile evrenseldir. Dünü, bu günü, yarını olacaktır. İbadet ve taatlarda değil, yaşanırlılık olarak farklılıklar arzedecektir. Dünkü peygamber, günümüzde Evliya ..

Senaryo, biçim aynı. Dün ile bu gün arasında hiç bir farklılık yok. Allah 'ın buyruğu ; "Resulümü kabul et, O 'na tabii ol" Gerçek iman bu.

bu din çocuk oyuncağı değil. evet bu din şeyhlerin liderlerin ya da kıyasın ya da reyin ya da  hevasını vahyeynin(kuran ve hadis) önüne geçirenlerin oyun oynayacağı alan değil.

Doğru dersin. İslam dini çocuk oyuncağı değil. Ahkam kesmek farklı şey, yaşamak daha farklı.

İdrak-ı mela bu akla gerekmez,
Zira bu sıkleti bu kantar çekmez.

Ağırlığını taşıyamıyorsun. Bu sıklet sana göre değil. Bilen gelsin bu meydane.. Dedim ya, cennet-i ala 'ya elini kolunu sallaya sallaya giremezsin. İslam er kişi harcıdır, her kişi değil ..!

evrensellik derken nebinin sünnetine ittibanın bir döneme tahsis edilemeyeceğine dikkat çektim.

Peki senin yaptığın ne.? Hadis adı altında bir zamana bağlamak değil mi.? Evrensellik ise benim bahsettiklerimdir. Senin hadis dayatmaların peygamberimiz efendimizin yazılmasına asla müsaade etmediği sözleridir.

Efendimiz s.a.v bazı sözlerinin Allah 'ın ayetleri önüne,geçebileceği uyarısında bulunmuş, bu nedenle hadis yazdırtmamış, yazılmasına da ısrarla karşı çıkmıştır.




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 11 Haziran 2014, 05:10:59 ÖS 17
Hadis dayatması yapan kardeşlerime Efendimiz s.a.v 'in

"VEDA HUTBESİNDE" geçen şu sözü yeter ..!



Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum,

onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.

O emanetler,

Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve

Peygamberin sünnetidir.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 11 Haziran 2014, 05:47:09 ÖS 17
biz ancak nebiye itaat etmekle mükellefiz.


kalemşör, Nebiy 'e itaat etmekle mükellefiz diyorsun ya ..!

Sence, Hz. Muhammed Mustafa s.a.v , Veda Hutbesinde böyle bir söz söylemiş midir.?


Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum,

onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.

O emanetler,

Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve

Peygamberin sünnetidir.


Tefsirini size bırakalım..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 12 Haziran 2014, 02:11:25 ÖÖ 02
İslam dini kitaplardan edinilen bilgilerle anlaşılamaz. Kuran 'ı anlayabilmek için bir Kamil-i Mürşid 'in elinden tutmak gerekir. Bugün kainata baktığımızda hiç bir zerrenin boşlukta duramadığını, bu nedenle bir yerden tutunması gerektiğini görürüz.

Ve tutunmaya muhtaç yaratılmış bu insan, İlahi terbiyeye muhtaç. İnsan doğduğu ilk günden, ölümüne kadarki geçirmiş olduğu her zaman ve dönemde farketmese de terbiye altındadır.

Ailede, okulda, iş yerlerinde, toplumda her daim terbiye altındadır. Çocukluk dönemlerinde farklı terbiye ile, okul döneminde farklı terbiye ile, iş yeri ve toplumda farklı terbiye ile yetiştiriliriz farkında olmasak da.

Tasavvuf mektebi de ahiret yurdunun yolcularını yetiştirmekte. Gerçek manada iman edenleri dünya ve ahiret görebilecekleri zarar ve ziyanlardan muhafaza etmek Evliya 'nın vazifesidir.


Burada İman için gerekli olan bir gerçeğe vurgu yapmak istiyorum. İslam ne demek, Müslüman ne demek, İnanç ve İman ne demek görebiliriz inşaallah..


Kişide ilk önce Allah inancı oluşmalıdır ki, Meleklere de iman etsin.

Her ikisi de oluşmalıdır ki, Evvelki gönderilen bütün Kitaplara da iman etsin.

Her üçüne de iman etmelidir ki, evvelki gönderilen Resullere de iman etsin.

Dördüne de iman etmelidir ki, ahiret hayatına, kaderin, ve hayır ve şerrin, ancak Allah 'tan olduğuna iman etsin. Ve hatta öldükten sonra dirilmeye iman etsin.

Bütün bu imanlar olmalıdır ki Kelime-i şehadet 'e yani ;

"Şahitlik ederim ki, Allah 'tan başka ilah yoktur, ille Allah vardır. Ve yine şahitlik ederim ki, Muhammed s.a.v Allah 'ın kulu ve Resulüdür".


Bahsettiğim gibi, kelime-i şehadetin manası şahitliktir. Bir şeye şahitlik edebilir olmak için neler gereklidir.? Gözünle görüp, kulağınla işitebilmek gerekir ki, insan şahitlik yapsın. Aksi durumlarda şahitlik kabul edilmez. Yalancı şahitlik olur ki itibar edilmez.

İslam 'da şart var diyenler, zavallı insanlara kelime-i şehadeti tekrar ettirdiklerinde ancak Müslümanlığı kabul edildi zannediyorlar. Yani kendilerince tescil ediyorlar.

Halbuki bütünüyle imanın şartları kişide yerleştikten sonra oluşabilecek bir durumdur Kelime-i şehadet..

Diğer bir ifade ile kelime,i şehadet "İmanın zirvesidir". Ki İslam 'a girme adına zavallı insanları İmanın zirvesi olan şahitlikle başlatıyorlar.

Daha iman kalbine yerleşmemiş, hadi Allah 'a inanıyor diyelim. Meleklere, Kitaplara, Resullere ahiret hayatına, kadere, hayır ve şerrin ancak Allah 'tan olduğuna iman yok. Öldükten sonra dirilmeye iman yok..

Bunların hiç birisini sorgulamadan ...  Zirve-i kemale çıkartarak, her şeyin şahidi olarak tescillemek ..!

Hakikaten bir çok insan İslam 'ın ne olduğunu bilmeden yaşıyor. Bu konuda Hz. Allah Kuran 'da şöyle buyuruyor;

 
‘‘Bedeviler dediler ki: ‘‘İman ettik.’’

Deki: ‘‘Siz iman etmediniz, amma ‘‘Müslüman olduk’’ deyin. İman henüz kalplerinize yerleşmedi.

Şayet Allah’a ve peygamberine itaat ederseniz amellerinizden bir şey eksiltmez.

Muhakkak ki Allah çok esirgeyen çok bağışlayandır.’’
Hucurat 14


 


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 12 Haziran 2014, 02:54:39 ÖÖ 02
İslam sayılabilmek, Müslüman kabul edilebilmek için Allah 'ın varlığını ve birliğini kabul yeterli oluyor. Hz. Allah ayetinde ;

“Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir..
Ahkaf 13


Buyurmakta.

Amentünün diğer şartlarına iman etmek ise bundan sonra devreye giriyor. Bu şartlara da yani "GAYB" 'a koşulsuz, acabasız iman eden kişi, Mü-min sıfatını elde etmiş oluyor.

Fakat İslam 'da bu da yeterli gelmiyor. Çünkü Hz. Allah başka bir ayetinde şöyle buyuruyor ;

Ey inananlar, Allah'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allâh'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse o, delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136


Yukarıdaki ayet imanın şartlarından olan Amentü 'nün özüdür. Gayb 'a iman da Mü-min olabilmenin şartıdır.


Bakara suresi 1 ve 5. ayetlerinde ise Hz. Allah Müttakileri tarif ediliyor;

Elif, lâm, mim.
Bakara 1

İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; o Müttakiler için yol göstericidir.
Bakara 2

Onlar ki gaybde inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcarlar.
Bakara 3

Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; Ahirete de kesinlikle iman ederler.
Bakara 4

İşte onlar, Rablerinden bir hidâyet üzeredirler ve umduklarına erenler, işte onlardır!
Bakara 5


Müttaki olabilmek için ibadetler ile iştigal etmek gerekiyor. Aksi taktirde insan, Mü-min sıfatını geçemiyor.

Dahası var. Ehli iman, Ehli takva, Vera, Beka, Gurbiyet gibi imanın daha ileri şubeleri mevcuttur. Dünya için çalışmayı esas alan bizlerin, Ebedi ahiret hayatı için çalışmamızın ne kadar elzem olduğu gayet aşikar.


İslam ve Müslüman sayılabilmek için yalnızca Allah 'ın varlığını kabul etmek yetiyor.

"Lailahe illallah" diyen kişi Müslim 'dir, İslam 'dır.




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 12 Haziran 2014, 03:58:48 ÖÖ 03
Tasavvufla elde edilenler, ne fıkıh kitaplarında vardır, ne de alim geçinen ilahiyat mezunu kişilerin yazdıklarında. Tasavvuf bu yüzden gerçeğini yaşamak olarak adlandırılır.

Hal işidir, kelam değil. Takva işidir.

Gayb 'a, dolayısı ile Amentüye iman etmiş bir kişi, Evliya 'ya tabii olduğunda, İmanın zirvesi olan Kelime-i şehadetin manasını yaşıyor, idrak etmiş, şahidi olmuş demektir.

"Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, ve yine şahitlik ederim ki Muhammed Allah 'ın kulu ve elçisidir".

Tabii olmak budur. Biat etmek budur. Tasavvuf ve Evliya bunun için önemlidir.

Hz. Allah c.c, baş gözü ile görülemez, ancak subuti sıfatlarını ile bilinir.

İnanıyor olmak yetmez. İman etmek de yetmez. Yaşıyor olmak gerekir.

Dervişlik olsa idi taç ile hırka,
Biz de alırdık otuza, kırka..


Dervişlik bir sıfattır. Taç ve hırka gibi, madde ile alınabilecek bir şey de değil.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 12 Haziran 2014, 04:29:15 ÖÖ 04
nasla bir ilintisi olmayan bir sürü rey serdetmişsin. mezkur ayetlerde geçen -resul- kelimesine semantik anlamının yanında birazda kendi şahsi anlamını katarak mana vermişsin ya da kinaye etmişsin. bunların hepsi batıldır. dinde resul denilince ıstılahtaki resul anlaşılır. zaten ayetlerin mefhumu da bunu tasdik ediyor. kıyasa da hakikatinden uzak mana vermişsin. ehli kıyas, kıyası dinde olmayanları olanlara kıyas ederek hüküm çıkarmak der. senin dediğin ibret almaktır.
hadis münkirlerin menheci olan uydurellezi minelbecer düşüncesini de bırak. peygambersiz bir dine hizmet etme. hadis ile sünnet aynı şeydir. keyfi tefrikler yapma! selam ile!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 12 Haziran 2014, 04:37:02 ÖÖ 04
kalemşör,

Bu kısma yanıt ver sen. Diğer kısımlar seni ilgilendirmiyor.


Nebiy 'e itaat etmekle mükellefiz diyorsun ya ..!

Sence, Hz. Muhammed Mustafa s.a.v , Veda Hutbesinde böyle bir söz söylemiş midir.?


"Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum,

onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.

O emanetler,

Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve

Peygamberin sünnetidir.


Tefsirini yap bakalım..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 12 Haziran 2014, 05:04:48 ÖÖ 05
peygambersiz bir dine hizmet etme. hadis ile sünnet ayni seydir. keyfi tefrikler yapma! selam ile! [/b]


"Peygambersiz dine hizmet etme" kelimesi, senin Din 'e olan saygını açıkça belli etmiş.

Hadis ve sünnet arasında fark var demedim ama. Hadis söz, sünnet yasam. Nasıl olur da ikisini birbirine bağlarsın. Biri kelam, diğeri yaşantısı.. Fakat gerçek manada hiç birisini bir diğerinden ayırt edemezsin.

Farz ve sünnetleri de.

Kuran 'in özü Peygamber efendimizin yaşantısı, peygamber efendimizin yaşantısı Hz. Kuran ise..!  Hadis nerede, sünnet nerede, farz, vacip nerede.?

Onun içindir ki, uyman ve uygulaman gereken yalnızca Kuran-i Kerim 'dir.

Gayrısı sana kalmış. İster uy, uygula, istersen hiç biri ..!

Ama önce yukarıdaki yazıya cevap ver.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 12 Haziran 2014, 09:47:02 ÖÖ 09
kalemşör,

Bu kısma yanıt ver sen. Diğer kısımlar seni ilgilendirmiyor.


Nebiy 'e itaat etmekle mükellefiz diyorsun ya ..!

Sence, Hz. Muhammed Mustafa s.a.v , Veda Hutbesinde böyle bir söz söylemiş midir.?


"Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum,

onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.

O emanetler,

Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve

Peygamberin sünnetidir.


Tefsirini yap bakalım..!


evet bu lafız da hadis vardır.

تَرَكْتُفِيكُمْأَمْرَيْنِلَنْتَضِلُّوامَاتمَسََّكْتُمْبِهِمَا كِتَابَاللّٰهِوَسُنَّةَنَبِيِّهِ

hadislere şerh yapılmasını tasvip etmem. zira onlar ( لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ nahl44) insanların kendilerine indirilmiş olanın beyanıdır.

burada bize bırakılanın sünnet lafzında gelmesi bir şeyi değiştirmez.  sünnet ile hadis eşittir. sünnet nebinin kavli tasdiki ve fiili durumlarını ihtiva eder. kavli olanlara genellikle hadis denilir. fiili olanlarına ise sünnet denir. fakat benim tespit edebildiğim kadarı ile böyle bir ayrıma gitmek hem yersiz hem de hadis inkarcılarına zemin hazırlıyor. kavil ile gelen hadislerde sünnetlerin olduğu muhakkaktır o halde keyfi olarak tefrik etmeye ne gerek var. hem sahabenin kendisi böyle isimlendirmeler yaparak nebinin yaptırımını kırmamıştır. Onlar bundan en uzak olan kimselerdir. Allah onlardan razı olsun.
bize düşen nebinin emirlerini gücümüz nispetince yapmak ve nehiylerinden uzak durmaktır. nebi bize kur'anı öğretti. sonra hikmeti öğretti ve bilmediğimiz şeyleri de öğretti. biz buna iman ediyoruz. evet biz buna iman ediyoruz. siz de buna iman ediyor musunuz? eğer iman ediyorsanız nasıl olur da Allah'ın bunları muhafaza etmediğini düşünebilirsiniz? Allah kuranı nasıl koruyorsa nebinin dili üzerinden bize kadar gelmiş olan hadisleri de koruyordur. evet uydurma hadisler olmuş. fakat bunlar bir şekilde tespit edilmiş. eğer hakkı teslim edersen hadislerin sahih olanını olmayanlarından ayırt etmek mesele değil.





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 12 Haziran 2014, 03:01:57 ÖS 15

evet bu lafız da hadis vardır.


Demişsin, tabii kendince bir sürü açıklamalarla beraber.. Ve benim için hadis tartışması bitmiştir.  


"Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum,

onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.

O emanetler,

Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve

Peygamberin sünnetidir.


Uymak, uymamak, uygulayıp, uygulamamak senin sorunun. Beni ilgilendirmiyor.



Konu Başlığı: Ynt: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kutbay üzerinde 12 Haziran 2014, 06:44:47 ÖS 18
Bence ilgilendirmeli ve kardesinizi, dogru kabul ettiklerinizle bilinclendirmelisiniz veya kardesinizin dogru bildiklerini kabul etmelisiniz.

Yaniliyor yerine zaman zaman ya yaniliyorsam dusuncesini koyarsaniz dogruda bulusmak mumkun olur.

Sozum meclisten disari; bu platformdaki tum istisarelerin ders verme, gununu gosterme yaklasimindan ziyade, bilgiyi musluman kardesine aktarma yaklasimi seklinde olmalidir.

Kisinin eksik bilgi ile ahkam kesmesi kendisinden cok bilgili musluman kardeslerini baglar.

Eksik bilgi sahibini eksikligiyle basbasa birakirsaniz, 100 yil sonraya nasil sirayet edecegini bilemezsiniz.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 12 Haziran 2014, 08:49:20 ÖS 20
Kapı içeriden açılır. Siz dışarıdan bir kaç kez ısrarla kapıyı çalarsınız, içeriden bir yanıt gelmiyor ise ne yaparsınız.?

Ya bekler, bir müddet sonra tekrar çalmayı denersiniz, ya da arkanızı dönüp kapıyı çalmaktan
vazgeçersiniz.

Ben yalnız Kuran-ı Kerim ile konuşmaya çalışıyorum. Yalın ve saf, manası değiştirilmemiş hali ile.

Fakat bu itikat meselesi. Herkes kendi mizacına uygun hareket eder veya etmeye çalışır. Birilerinin doğru olarak sunmaya çalıştığını, hemen alıp kabul etmek aslında pek de kolay bir şey değil.

Farkındamısınız bilmiyorum ama, ayetleri paylaşırken parantez ve tırnak içi yazılara, yazarların kendi görüş ve düşüncelerine, hiç yer vermedim, vermiyorum.

İnsanların ayrıştığı, bölündüğü, parçalandığı noktalar burası.

Halbuki Allah 'ın Kelamını saf ve yalın olarak, yorum, düşünce, fikir katmadan insanlara olduğu gibi sunmuş olsalar idi, bu gün bu durumlara düşmemiş olurduk.

Ama her ne olursa olsun, kardeşiz. Aynı yolun yolcularıyız. Fikir, görüş ve düşünceleri paylaşabilmek de güzel. Rabbimiz cümlemize de hidayet, sadakat, samimiyet nasip etsin inşaallah.

Her ne kadar fikir, düşünce ayrılığı varmış gibi görünse de, Allah 'a giden yolda olmak güzel. Allah 'ın adını bahsediyor olmak güzel.

İmanın en alt derecesi, yoldan eza giderici bir şeyi almak, en üst derecesi ise ;

"Eşhedüenlailahe illallah Ve eşhedü enne Muhammeden abduhu veResulihi"..

Amaç sırat-ı müstakim üzere olmak.

Hacca giden topal karınca misali iman ile bu yolda ölebilmek.








Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kutbay üzerinde 12 Haziran 2014, 08:57:39 ÖS 20
Kapı içeriden açılır. Siz dışarıdan bir kaç kez ısrarla kapıyı çalarsınız, içeriden bir yanıt gelmiyor ise ne yaparsınız.?

Ya bekler, bir müddet sonra tekrar çalmayı denersiniz, ya da arkanızı dönüp kapıyı çalmaktan
vazgeçersiniz.


Misafirliğe gitmiyoruz, içeride yangın varsa kapının açılması beklenmez.

alt satırdaki yorumlarınız gayet güzel Allah razı olsun...


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kutbay üzerinde 12 Haziran 2014, 09:00:19 ÖS 21
Bu sözlerimle konunun tümünde siz haklısınız arkadaşlar haksız demiyorum. Bunu diyecek bilgi ve mercii sahibi de değilim.

Yaklaşıma dair bu düşüncelerim tüm kardeşlerimizde olması gerekir diye düşünüyorum.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 12 Haziran 2014, 09:04:09 ÖS 21
Misafirliğe gitmiyoruz, içeride yangın varsa kapının açılması beklenmez.
alt satırdaki yorumlarınız gayet güzel Allah razı olsun...

Allah cümlemizden de razı olsun inşaallah.

İçeride yangın varsa, kapıyı çalan kişi, ya kapıda bekletilmez, ya da kapı kapalı olmamalı.

Ama her şeye rağmen paylaşmak güzel. Kapı bu gün kapalı olabilir. Fakat Allah rızası gözetilerek bahsedilen, paylaşılan hiç bir şey boşa gitmez, bundan eminim.

Allah cümlemizin yar ve yardımcısıdır inşaallah.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 12 Haziran 2014, 09:08:42 ÖS 21
Bu sözlerimle konunun tümünde siz haklısınız arkadaşlar haksız demiyorum. Bunu diyecek bilgi ve mercii sahibi de değilim.

Yaklaşıma dair bu düşüncelerim tüm kardeşlerimizde olması gerekir diye düşünüyorum.


Zaten haklılık veya haksızlığı gözeterek paylaşım yapmıyorum. Yalnızca Allah rızası için buradayım, yalnız Allah rızası için paylaşıyorum.

Bu konularda kimse merci sahibi olmaz, olamaz da. İlmin tek sahibi Hz. Allah.

Bizler O 'nun ilmini konuşuyoruz. Ortada bize ait bir şey yok.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kutbay üzerinde 12 Haziran 2014, 09:15:59 ÖS 21
eyvallah


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 13 Haziran 2014, 01:29:23 ÖÖ 01
Mutasavvifin şöyle bildirdi :


Peygamber Efendimiz buyurdular ki:

Hemcinsine ve topluma zarar verecek bir hal gördüğünde, onu izale için elinle müdahale et!

Elinle yapamıyorsan dilinle müdahale et!

Onu da yapamıyorsan kalbinle buğzet!

Sakın dördüncüden olmayasın!”

Dördüncü “nemelazımcılık”tır.

Neme lazımcılarda amentü­nün 6 şartını mana olarak bulamazsın.

Telaffuzu varsa dahi fer’idir; manası dıştan içe hulul edemez!



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 13 Haziran 2014, 01:50:53 ÖÖ 01
Fıkhın kolları mezhepler, Tasavvufun kolları tarikatlardır. Beni ademin yaratılışının sebebi aşktır. İlahi aşkın öğrenim dalı Tasavvuf (dinin manevi ruhi yönü), tarikatlar (hakka giden yol) kollarıdır.

Dini İslamı sadece ilmel yakın değil, bununla beraber aynel yakın ve Hakkal yakın yaşamaktır. Buradaki amaç nefsi kötülüklerden ayıklayıp ruhu pak etmek lahut makamına yükselmesine yardımcı olmaktır.


Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab ’ı gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; Fakat size verdiğinde sizi denemek için. Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri O haber verecektir.
Maide 48



Hayatın her safhasında olduğu gibi, bu yolda da bir rehbere, bir kılavuza ihtiyaç vardır.


Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun, onların sözlerine kulak verin. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.
Yasin Suresi, 21


Bana yönelenlerin yoluna uy.
Lokman Suresi 15


Bu yolun öğretmenlerine Mutasavvıf, Varis-ün nebi , Mürşid, Evliya, Şeyh denilir.
 

Dikkat et! Evliya 'ma korku yoktur; Onlar üzülmeyecektir de.
Yunus Suresi 62


Kudsi hadis-i şerifte buyurdu ki: Evliya 'ma eza edene harp ilan ederim.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 13 Haziran 2014, 02:02:28 ÖÖ 02
Evliya 'lar ;

Yaratılış gereği vazifeleri ezeli ervahta takdir edilmiş olup, peygamber efendilerimiz gibi masum değillerdir. İmanlarının kuvveti ölçüsünde günahtan uzak dururlar.

Biat Rasulullaha 'dır. Söz Allah 'a verilir. Mürşitlere olan biat,  Rasulullah 'a vekaleten dir.

Veraseti taşıyan Mürşid kıyamete kadar biatı götürmek için vazifelidir.


Muhakkak ki, sana biat edenler ancak ALLAH ’a biat etmektedirler. ALLAH ’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de ALLAH ’a verdiği ahde vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir mükafat verecektir.
Fetih Suresi 10


Bu yolun ilmi batını, yaşantısı şeriat, kazancı, hikmet marifetullah, rızkı zikrullahtır.

Bu rahmetten nasipli olan Ademoğlu mizacına uygun yeri bulur samimiyeti ölçüsünde nasibini alır. Peygamber efendilerimiz buyurdular; Hikmet müminin kayıp malıdır nerede bulursa alsın.

Her şeyin sahtesi olduğu gibi bu yolun da sahteleri ve sahtekarları mevcuttur. Kötünün çirkinin olduğu yerde iyinin değeri bilinir, kıymeti anlaşılır. Mevlam sahtekarları hem bu dünyada hem ahirette teşhir edip perişan eder.

Hz. Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirmekte;

İslam’a çağırırken ALLAH ’a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir. ALLAH zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.
Saf Suresi 7



Allah bu yolda sahtekar, düzenbaz, yalancıları doğru yola erdirmesin, erdirmeyecek de inşaallah.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 13 Haziran 2014, 02:41:09 ÖÖ 02
Konu başlığı "TASAVVUF AYRI BİR DİN"  hakkında bir kaç kelime ..!

Hz. Allah her şeyi yapmaya, değiştirmeye, yön vermeye kadirdir. Bu başlıkla Tasavvuf karşıtlığı işlenmek istenmiş ki, bu isim seçilmiş. Fakat her işte olduğu gibi bunda da bazı şeyler hesaba dahil edilmemiş..!


"ALLAH 'IN HESABI" , "İLAHİ ADALET" buradaki hesaba dahil edilmemiş.


Hak şerleri hayreyler,
Zannetme ki gayreyler,
Arif anı seyreyler
Görelim Mevla neyler.?
Neylerse GÜZEL eyler..!


Ayetinde;

"Sizin hayır bildiğinizde şer, şer bildiğinizde hayır vardır. Sizler bunu bilemezsiniz"
Bakara 216

buyuran Rabbim'in işine akıl ermez.  Neylerse güzel eyler.



Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 13 Haziran 2014, 03:23:15 ÖS 15
Açıklayıcı yazmış fakat sorunun cevabını açıkça yazmamışsınız. Belki de, benim soruyu açarak yazmayışımdandır.. Rabıta var mıdır? derken kastım şuydu:
*Evliya/Mürşit resmini karşınıza koyup bakarak, yahut zihninizde resmederek Ru'yetullah'a erişmek, yada Evliyanın suretinde hûlûl etmesi gibi bir inanç taşıyor musunuz? Tasavvuf/Tarikler böyle bir eylem ve inanç sistemini bünyesinde barındırıyorlar mı?

*Tespihin imamesi olan Mürşidin, kendisine bağlı olarak sıralanmış diğer halkaları gibi görülen mutilerini -ahiret gününde şefaat edip- çekip kurtaracağına dair bir inanca sahip misiniz?

*Evliyanızın uğraş verdiği bir mesleği ve oradan gelir getirisi var mı? Yoksa geçimini bağlıları mı sağlıyor?

Rıza için paylaştığınızı yazmışsınız; durum bu ise açıklıkla net yazmalı, şayet varsa haksız şüphe ve vehimleri giderebilmelisiniz.. Elbette ki yanıtlamak, yahut yanıtlamaktan kaçınmak insiyatifinizdedir. O taktirde zanna ve duyumlara dayalı yorumlar da kaçınılmaz olacaktır. Sebebiyet verecek sorumlu kişi olarak da bu itirazlardan rahatsızlık duymamalı, bunlara hazırlıklı olabilmelisiniz.


Konu Başlığı: Ynt: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kutbay üzerinde 13 Haziran 2014, 09:43:39 ÖS 21
Allah razi olsun isra...


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 14 Haziran 2014, 01:07:16 ÖÖ 01
Bakara 216'nın çevirisine uygun değil.

2/216: Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı . Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.


Yalnızca

"Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir".

bu kısmını aldık diyelim. İçerik aynı, ifade farklı. Ama yine de uyarınız için teşekkür ederim.


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 14 Haziran 2014, 01:07:59 ÖÖ 01
Elbette ki yanıtlamak, yahut yanıtlamaktan kaçınmak insiyatifinizdedir. O taktirde zanna ve duyumlara dayalı yorumlar da kaçınılmaz olacaktır. Sebebiyet verecek sorumlu kişi olarak da bu itirazlardan rahatsızlık duymamalı, bunlara hazırlıklı olabilmelisiniz.

İlk önce yazınızın bu kısmına cevap vermek istedim.

Bu ne demek.? Cihat mı edeceğiz .?

"O taktirde zanna ve duyumlara dayalı yorumlar da kaçınılmaz olacaktır. Sebebiyet verecek sorumlu kişi olarak da bu itirazlardan rahatsızlık duymamalı, bunlara hazırlıklı olabilmelisiniz".

Uydurma, sahte yerlerle alakalı duyumlarınızı bize mi yamayacaksınız.? Devenin büyüğü ahırda duruyor demek ki. Valla kim olur ise olsun, Allah 'ın adaletinden, kanunundan ayrılmadığım sürece vız gelir, tırıs gider.

Benlik, gurur, kibirden, Rabbime sığınırım. Niyet hayır olursa, akıbet hayırdır, inşaallah.

Ben Kuran 'dan bahsediyorum. Kuran 'ın üzeri örtülmüş gerçeklerinden bahsediyorum.

Elhamdülillah dervişim. Hasbelbeşer Tasavvufu yaşamaya çalışan birisiyim.

Sanki, cephede hazır bekler bir tabur asker var.. der gibi bir ifade kullanılmış. Şaşırmadım.


Konu Başlığı: Ynt: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 14 Haziran 2014, 01:20:10 ÖÖ 01
Allah razi olsun isra...


Allah cümlesinden de razı olsun amma ..!

İsra ne yaptı da Allah razı olsun .? Bana cevap olarak yazdıklarından dolayı mı.?


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 14 Haziran 2014, 01:49:28 ÖÖ 01
Açıklayıcı yazmış fakat sorunun cevabını açıkça yazmamışsınız. Belki de, benim soruyu açarak yazmayışımdandır.. Rabıta var mıdır? derken kastım şuydu:
*Evliya/Mürşit resmini karşınıza koyup bakarak, yahut zihninizde resmederek Ru'yetullah'a erişmek, yada Evliyanın suretinde hûlûl etmesi gibi bir inanç taşıyor musunuz?

Rabıta olmaz mı.? Elbette var.

Rabıtadan evvel benim sizden öğrenmem gereken bir sorum var.

Kendini tanıyor musun.? Kimsin, nesin, ne değilsin.? Adem a.s ile senin arandaki fark ne.?

Sen bu sorulara cevap ver ki, karşımdakini tanıyayım ve onun seviyesinde ona göre karşılığını vereyim.

Tasavvuf/Tarikler böyle bir eylem ve inanç sistemini bünyesinde barındırıyorlar mı?

İnanç ve eylem derken..? Bünyemizde barındırdığımız bir tek şey var..! Hz. Kuran, Allah 'ın Kelamı.. Parantez ve tırnak içi yazıları olmayan Kuran, kul kelamı girmemiş Kuran, yazarın görüş ve düşüncesi olmayan Kuran..!

Yalın ve sade, yalnızca "ALLAH 'IN KELAMI"..


*Tespihin imamesi olan Mürşidin, kendisine bağlı olarak sıralanmış diğer halkaları gibi görülen mutilerini -ahiret gününde şefaat edip- çekip kurtaracağına dair bir inanca sahip misiniz?


O garantiyi verebiliyorsan sana tabii olalım. Bizde cennetten arsa vaadi yok. Bizim için dünya hayatı cennet. Cennet öldükten sonra kazanılan yer değil.

Kişi Allah 'ın emirlerine ve yasaklarına göre yaşıyor ise, dünyası da cennet, ahireti de.

Yok eğer Allah 'ın emirlerine göre yaşamıyorsa, dünyası da cehennem, ahireti de.

Yok öyle kadifeden kesesi. Çalışacak, kazanacak, yiyeceksin.


*Evliyanızın uğraş verdiği bir mesleği ve oradan gelir getirisi var mı? Yoksa geçimini bağlıları mı sağlıyor?

Emekli maaşı var. Her ne kadar bir lokma, bir hırka olmasa da, hali vakti yerinde. Kendi kendisine yetiyor.

Dergahımızın siyasetle hiç bir bağlantısı yoktur.
Dergahımız ticaretle iştigal etmez.
Dergahımız imece usulü işlerini yürütmekte.
Dervişanın zekat, fitre ve bağışları ile fakir, fukaralara, ihtiyaç sahiplerini Türkiye 'nin bir çok ilinde her gün bedava ekmekler dağıtılmakta, odun, kömür dağıtılmakta, gıdalar dağıtılmakta. Parasız giyecek, ufak tefek ev eşyaları ihtiyaç sahiplerine dağıtılmakta.

Bütün bu bahsettiklerimden bir kuruş karşılık alınmadan yapılmakta. Kişinin fakirlik kağıdı almasına gerek kalmadan, yalnızca ihtiyacı olduğunu ifade etmesi yeterlidir.

Anayasamız şudur; İhtiyacın varsa, sıraya gir, ekmek al. İhtiyacın yoksa, bir ekmek parası da sen ver..!  BU KISMI ANLAYA BİLECEK, İDRAK EDEBİLECEK MİSİN ..?

Rıza için paylaştığınızı yazmışsınız; durum bu ise açıklıkla net yazmalı, şayet varsa haksız şüphe ve vehimleri giderebilmelisiniz..

Foruma girdiğimden beridir aynı terane..

Sorunun varsa buyur.



Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 14 Haziran 2014, 02:09:38 ÖÖ 02
Rabıta var mıdır?


Tartışıyoruz ama, Allah 'ın emri olan ibadetlerini yerine getiriyor musun.?

Diyelim ki, ibadetlerin yanına beş daha ilave ederek fazlasıyla yerine getiriyorsun.

Peki ibadetlerini yaparken ne düşünüyorsun.? Neyi düşünüyorsun.? Kimi düşünüyorsun.?

Alacak, verecek, aybaşı, yılbaşı, hafta sonu, maaşa yapılacak zamlar, sezon geldi yaz tatili proğramı falan, falan mı..?


Örneğin namaz kılarken düşündüğün şey ne.? Veya manevi bir şey düşünebiliyor musun.?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 14 Haziran 2014, 03:49:53 ÖS 15
Benim ifadem : Sizin şer bildiğinizde hayır vardır,

Sizin ifadeniz :Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır.



Benim ifadem : Sizin hayır bildiğinizde şer vardır.

Sizin ifadeniz : ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir.


Aradaki fark nedir arkadaşım.? Ayetin tamamını değil de özünü paylaşmam mı.?

Allah 'tan hem dünya, hem ahiret için hayırlısını dilemek asl olandır.

Kendimizce dilediğimiz, dileyecek olduklarımızın sonuçta bizlere kaybettirip, kazandıracağını bilemeyecek olmamız değil mi.? Yazmış olmak için mi yazıyoruz anlamadım.




 


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 14 Haziran 2014, 04:22:54 ÖS 16
Buyur chamdali kardeş..! 

Bakara suresi, ayet 216 'dan değişik örnekler..!

Bir diğer deyimle  "İFADE KİRLİLİĞİ" hangisini dilersen seç.


Diyanet İşleri
Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

A.Gölpınarlı
Hoşlanmazsınız, size ağır gelir ama düşmanlarla savaşmak, size farz edilmiştir. Bâzı şeyler vardır ki hoşlanmazsınız, fakat hayırlıdır size. Bâzı şeyler de vardır, hoşlanırsınız, şerdir size. Allah bilir, siz bilmezsiniz ki.

Adem Uğur
Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Ahmed Hulusi
Hoşunuza gitmediği hâlde, savaş üzerinize hükmoldu. Sizin için hayır olan bir şeyden hoşlanmayabilir; sizin için şerr olan bir şeyi sevebilirsiniz. Allâh bilir, ne var ki siz bilmezsiniz!

Ahmet Tekin
Hoşunuza gitmediği, sıkıntılı ve zor olduğu halde savaş, size farz kılındı, yazılı kanun haline getirildi. Bazı şeyler hakkınızda hayırlı olduğu halde hoşunuza gitmeyebilir. Bazı şeyler de hakkınızda hayırlı olmadığı, şer olduğu halde hoşunuza gidebilir. Bunları Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Ahmet Varol
Savaş, hoşunuza gitmemekle birlikte üzerinize farz kılındı. Bir şeyden hoşlanmadığınız halde o sizin iyiliğinize olabilir. Bir şeyi de sevdiğiniz halde o sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.

Ali Bulaç
Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.

Diyanet eski (ne demekse)
Savaş, hoşunuza gitmediği halde size farz kılındı. İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.

Diyanet Vakfı
Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Elmalılı Hamdi
kıtal üzerinize yazıldı, gerçi o size hoş gelmez fakat olur ki siz bir şey'i hoşlanmazsınız halbuki hakkınızda o bir hayırdır ve olur ki bir şey'i severseniz halbuki hakkınızda o bir şerdir siz bilmezken Allah bilir

Elmalılı (sadeleştirilmiş ..? ne demekse)
Savaş, hoşunuza gitmese de üzerinize yazıldı. Gerçi o size hoş gelmez, fakat olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa o, hakkınızda hayırlıdır. Olur ki, siz birşeyi seversiniz; ama o, sizin hakkınızda bir fenalıktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Elmalılı sadeleştirilmiş 2 (2 ne demekse)
Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Hasan Basri Çantay
(Ey mü'mînler, tab'an) sizin hoşunuza gitmediği halde uhdenize, kıtal (düşmanlarla savaş) yazıldı (farz edildi). Olur ki'bir şey hoşunuza gitmezken o, sizin için hayırlı olur, bir şey'i de sevdiğiniz halde o da hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Süleyman Ateş

Hoşunuza gitmese de size savaş yazıldı (farz kılındı). Bazen hoşlanmadığınız bir şey, hakkınızda iyi olabilir ve hoşlandığınız bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allâh bilir, siz bilmezsiniz.

Suat Yıldırım

Hoşlanmasanız da savaş size farz kılındı. Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Olur ki sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olur. Gerçeği Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Y. N. Öztürk
Hoşunuza gitmemekle birlikte, savaş üzerinize yazılmıştır. Bir şey sizin için hayırlı olduğu halde siz ondan tiksinebilirsiniz. Ve bir şey sizin için şer olduğu halde siz onu sevebilirsiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.


"ASLI ASLA DEĞİŞTİRİLEMEZ" fakat tefsir ve meallerdeki kelam kirliliğini görün. Birçoğuna yer vermediğim halde görüntü bu maalesef. İfadeler farklı olsa da ayetin manası değişmez.


Öncelikle şuna bir yanıt verin:

ALLAH 'IN ŞER İLE İŞİ OLUR MU.?




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 15 Haziran 2014, 01:32:21 ÖÖ 01
DÜNYADA HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR.

İLİM ALLAH'I BİLMEKTİR.
 


Hazreti ALLAH 'ın sonsuz lütfu ihsanı olan Hazreti Kuran, her suresi ve ayetleri ile hatta hece ve harfleri ile ALLAH kelamı olup, maddesi ile, manası ile hikmettir.

Dünya ve ahiret derdimizin devası, manevi hastalığımızın şifası, yaramızın merhemi. Hazreti Resulullah (s.a.v.) Efendimizin büyük mucizesi. Kıyamete kadar geçerliğini, muhafazasını ALLAH 'ın tekeffül ettiği, cihanşümul kitabı kadim!...

Yazılan tefsirler ve mealler korumanın dışında bırakılmış. O bakımdan tefsire ve meale Kur'an demek hatadır. Ancak "filanca zatın yazdığı tefsir veya meal" denilebilir..

İbadet ve taatla iştigal etmeyen bilge kişiler maddeden öteye yolları olmadığından bu gerçeği anlayamazlar. Hakikati yaşamak nefsine ağır gelenler bu büyük mesuliyetin garibidirler. Çünkü ilimleri maddenin izahı olan felsefeden ileri gitmez.

Hakikatler felsefe ile çözülmez. İhlas, takva, vera ancak ALLAH 'a ve Resulüne acabasız imanla elde edilir. Bu rahmet yolunun ismi Tasavvuf 'tur. Kesinlikle felsefe değildir..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 16 Haziran 2014, 01:17:52 ÖÖ 01
 ALLAH cümle kullarını mü-min 'lik sıfatına nail kılsın.

 "Hikmet mü'minin kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın" hitabına dikkat edelim ve arayalım.

 Mürşitsiz bir dünya düşünenler, "sen olmasa idin habibim, eflâkı yaratmazdım" hadisi kudsisinin "vema er-selnake illâ rahmeten li'l-âlemin" (habibim, seni alemlere illa rahmet olarak gönderdik) hitabı ilahisindeki manayı düşünemeyenler, nuru Muhammedi'yi elbet anlayamazlar.

 Cümle peygamber efendilerimizde zuhur edip kıyamete kadar devam edeceğini zahiri ilimle nereden bilecekler. Dünyada Beniadem'in yaratıldığı andan kıyamete kadar rahmeti ilahi devam edecektir.

 Yaratılışın sırrı nuru Muhammedi'dir.

 Cümle peygamber efendilerimizde zuhuru görülen rahmeti, nuru Muhammedi'den başka düşünülemez. Aksini düşünmeye, rahmeti ilahiyi yirmi üç seneye mahsus imiş gibi göstermeye kimsenin hakkı yok. Zira bu tutumla Hazreti ALLAH 'a noksan sıfat ve zulüm isnat edenlerden olunur.

 Peygamberinin varisi olan Evliya 'yı tanı, inkara kalkışma. Aksi halde;

 Huzuru ilahide hem kendisinin, hem de manalarını öldürdüklerinin hesabını kimse veremez.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 16 Haziran 2014, 01:35:23 ÖÖ 01
İnsan tefekkür ölçüsü ile ölçülür. Ruh ölçüsü ile de ölçülür. Yalnız tefekkür cansız ve ca-zibesizdir. Yalnız ruh içi boş bir zarftan ibarettir. İkisi birleşince insan vücuda gelir.


Muhakkak ki, sana biat edenler ancak ALLAH 'a biat etmektedirler. ALLAH 'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de ALLAH 'a verdiği ahde vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir mükafat verecektir.
Fetih 10



Ayet'i kerimede biatın özünü bulacaksın. Sakın "bu hitap asrı saadete mahsustu" diye, ALLAH 'ın rahmeti bir zamana mahsusmuş gibi gösterilmeye kalkışılmasın.

Böyle bir durumda kişi bilsin ki, Halikı'na zulüm isnat ettiğinden, Hazreti ALLAH  gücenir.

Bunlar hikaye değil gerçek.


ALLAH kimin gönlünü İslam 'a açmışsa o Rabbinden bir nur üzerinde değil midir.? ALLAH 'ı zikretmek hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
Zümer 22


İslam 'a açılmış gönül rahmettir. Rabbımızdan bahşedilen nurdur.

İslam bir zümreye mahsus değildir. İslam "bir olan ALLAH 'ın iradesine bağlanmaktır"








Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 16 Haziran 2014, 02:27:32 ÖÖ 02
Yaratılan her zerrede Hakk 'ın tecelliyatını görmek..!

Bir kıssa;


HZ. ALLAH MUSA A.S 'A VAHYETTİ:

"YA MUSA, YARIN ÖĞLE YEMEĞİNE GELİYORUM, BANA NE YEDİRECEKSİN
!.."
 
 
 HZ. ALLAH 'ı noksan sıfattan tenzih etti, ama HZ. ALLAH " öğle yemeğine geleceğim" diyordu.

"--Nasıl olur? diye sormak iman dışı olur, diye: "Buyur, ya Rabbi, dedim. Telaşe ile hazırlığa başladım. Yakınımdaki ALLAH kullarına müjde verdim."

Bir telaşedir başladı. Develer, sığırlar, koyunlar kesildi. Büyük kazanlar ateş üzerinde pişmeye bırakıldı. Mahşeri kalabalık gelecek, ALLAH 'ı göreceklerdi. Musa a.s duyurabildiklerine öyle bildirmişti.

Öğle olmuştu. Telaşe hat safhada idi. Bir sail miskin gelerek, Musa a.s 'a:

"--Çok açım, bana biraz, ALLAH için verir misin?" deyince, Musa a.s sailin eline su kabını vererek:

"--Kazanların dibi tutacak, çabuk dereden su getir" dedi.

Gelen suyu kazana boşaltıp, tekrar getirmesini söyledi. Bu birkaç defa devam edince, gücü tükenen sail kaçarak kurtuldu.
 
Başka gelen giden yoktu!..

Musa a.s Tur-u Sina'da:

"--Ya Rabbi! Noksan sıfattan zatını tenzih ederim, geleceğim, demiştin, ama gelmedin!.."

 "--Dediğim vakitte geldim. Bana yemek vermediğin gibi, perişan ettin! Kaç bakraç su getirttin, etin dibi tutuyor, diye!.. Nihayet kaçtım da kurtuldum!.."

 "--O kulumda benim rızam vardı. Ona ikram etse idin, bana yedirmiş olacaktın" buyurdu Hazret-i ALLAH c.c

Bu rumuzu iyi anlayalım. "ALLAH için olan hayır ve hasenat sailin eline geçmeden ALLAH 'ın eline değer" buyurdu, Hazret-i Resulullah s.t.a.v Efendimiz.

Eğer ki dünya hayatını bir imtihan olarak düşünmemiz gerekiyorsa, karşımıza çıkan hiç bir şey "tesadüf değildir".


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 16 Haziran 2014, 01:56:02 ÖS 13

Merhaba,

Hayır, sorun ayetin mealinin tamamını paylaşmanız değil. Gerçekten özünü paylaşmış olsanız hiç sesimi çıkarmazdım. Tam aksi bence özüne uygun bir çeviri değildi sizinki. Ben, ne anladığımı yeterince ifade edememiş olabilirim, artık gerek de görmüyorum.

Bakara 216 ya ait yazdığınız meallerin hemen hepsi aynı şeyi ifade etmişler. Meallerde genel olarak bir sürü hata olduğu doğru ama ilginç bu ayetin çevirisinde hepsi aynı şeyi söylemiş ve hiçbirisi sizin söylediğiniz sözle uyuşmuyor (bence).

"ALLAH 'IN ŞER İLE İŞİ OLUR MU.?"
sorunuzdan ne demek istediğinizi anlamadım ama hayır da şer de insanı ilgilendirir, insanın yaşamıyla ilgili kavramlardır.  

Son olarak yazmış olmak için hiç yazmadım hatırladığım kadarıyla, bu mesaj için de epey düşündüm aslında ama işte yazmış bulundum. Siz varsayın ki bir şey söylemedim.

Esenlik dilerim.


Merhaba, esenlikler hepimize olsun.

Ben manasına bakıyorum. Allah 'ın şerle işi olmaz.

Bizlere ne lutfedilmiş ise, hepsinin Allah 'tan geldiği bilincinde olarak, tevekkül olmamız, boyun kesmemiz gerektiğini, Eyvallah diyebilmeyi,

bize göre başımıza gelen her durumda, kendimizce şer de görsek, hayır da görsek Allah 'a şükredenlerden olmamız gerektiğini,

yapan ve yaptıranın O 'olduğunu hatırdan çıkarmamak gerektiğini,

sabredenlerden olmamız gerektiğini..  Anliyorum.

Aşağıda ayette belirtilenlerden ol-ma-ma-mız gerektiğini anlıyorum.


İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize du'a eder. Sonra, ona bizden bir ni'met verdiğimiz vakit; "Bu, (benim) bilgi(m) sayesinde bana verildi" der. Hayır, o bir imtihandır, fakat çokları bilmiyorlar.
Zümer 49



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Elemîn üzerinde 16 Haziran 2014, 02:31:07 ÖS 14


ES SELAMU ALEYKUM

SAYIN OSISKO

'' RABITA ''  İLE İLGİLİ  '' İSRA ''  KARDEŞ TARAFINDAN  YÖNELTİLEN ÇOK AÇIK VE NET SORUYA TATMİN EDİCİ VE AÇIK BİR CEVAP VERMEMİŞSİNİZ. NASIL RABITA YAPIYORSUNUZ ?  RESİM  KULLANIYOR MUSUNUZ ?  BAYAN MÜRİTLER ŞEYHLERİNİN RESİMLERİNİ '' RABITA GAYESİYLE '' ÇANTALARINDA TAŞIYOR VE/VEYA EV DUVARLARINA ASIYOR MU ?

ALLAH (CC)' NA EMANET OLUNUZ.


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 16 Haziran 2014, 02:52:50 ÖS 14
Allah razi olsun isra...

İnşaAllah amin. Allah'ın rızasının hakkımızdaki hükümlerinden, kibirden ayrı ve uzak olarak kendimizden yani ahvalimizden razı olmaktan geçtiğini düşünüyorum. Ayette geçtiği üzre ''İnsan kendisine basirettir.'' akleden insana hali malumdur. Dilerim; Rabbisinden razı olabilen kullardansınızdır inşaAllah!

Merhaba,
Hayır, sorun ayetin mealinin tamamını paylaşmanız değil. Gerçekten özünü paylaşmış olsanız hiç sesimi çıkarmazdım. Tam aksi bence özüne uygun bir çeviri değildi sizinki. Ben, ne anladığımı yeterince ifade edememiş olabilirim, artık gerek de görmüyorum.

Bakara 216 ya ait yazdığınız meallerin hemen hepsi aynı şeyi ifade etmişler. Meallerde genel olarak bir sürü hata olduğu doğru ama ilginç bu ayetin çevirisinde hepsi aynı şeyi söylemiş ve hiçbirisi sizin söylediğiniz sözle uyuşmuyor (bence).

"ALLAH 'IN ŞER İLE İŞİ OLUR MU.?" sorunuzdan ne demek istediğinizi anlamadım ama hayır da şer de insanı ilgilendirir, insanın yaşamıyla ilgili kavramlardır.  

Son olarak yazmış olmak için hiç yazmadım hatırladığım kadarıyla, bu mesaj için de epey düşündüm aslında ama işte yazmış bulundum. Siz varsayın ki bir şey söylemedim.

Esenlik dilerim.

Konuyu takip ettiğim ilk zamanlarda ayetleri inceliyordum. Sonrasında bıraktım. Bu sebeple de müdahil olduğunuz ayetin farklı yazılımı dikkatimden kaçmıştı.
Beyanınız haklı sebeple ve yerindeydi; benzer gibi görünse de anlam olarak büyük bir nüans farkı vardı. Bu gayet açık ve anlaşılır, üstelik sizin ifadeleriniz de kafi derecede açıklayıcıydı.

Ne katkınızdan ötürü pişmanlık, ne de yaptığınızın anlaşılamamasından ötürü rahatsızlık duymamalısınız. Asıl yanlış bu olur.
Siz mükellef olduğunuz şeyi, emrolunduğunuz üzere yaptınız; bunu hepimiz de yapmalıyız(kırmadan, eksilmeden, tüketmeden).

Kötülükten sakındırma, iyiliğe yönlendirme, hakkı ve sabrı tavsiye etme muhtelif çekincelerden kalmadı neredeyse. Oysaki böyle topluluk daima olmalı ümmet arasında. Bu değil midir emir ve tavsiye?
Teşekkürler kendi adıma....


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 16 Haziran 2014, 05:27:01 ÖS 17

ES SELAMU ALEYKUM

SAYIN OSISKO

'' RABITA ''  İLE İLGİLİ  '' İSRA ''  KARDEŞ TARAFINDAN  YÖNELTİLEN ÇOK AÇIK VE NET SORUYA TATMİN EDİCİ VE AÇIK BİR CEVAP VERMEMİŞSİNİZ. NASIL RABITA YAPIYORSUNUZ ?  RESİM  KULLANIYOR MUSUNUZ ?  BAYAN MÜRİTLER ŞEYHLERİNİN RESİMLERİNİ '' RABITA GAYESİYLE '' ÇANTALARINDA TAŞIYOR VE/VEYA EV DUVARLARINA ASIYOR MU ?

ALLAH (CC)' NA EMANET OLUNUZ.


Aleyküm selam

Arkadaşım, rabıta ile ilgili ne biliyorsunuz veya onca soru ve sorunlar var iken neden rabıtaya taktınız.? Soru sorma şekliniz, büyük harfler kullanmanız bile, niyetinizi ifade etmeye yetiyor.

Ama yine de rabıtanın ne demek olduğunu size aktarayım.

Rabıta : Arapça, bağlayan, rapteden demektir. Tasavvuf olarak, müridin zihnî planda, tefekkür ve muhayyile gücünü kullanarak mürşidiyle "beraberlik" halinde olmasını ifade eder.

RABITA : Bağlantı, kalbin bir şeye takılı olması. Müridin, mürşidini hatırında tutması. Böylece mürşidin kalbinden feyze nail olur. Rabıta tarikatın temelidir, bütün kemalatlar rabıtanın bereketiyle hasıl olur.

Rabıta yapılan zat kamil olursa, kişi onun nurlarının aksiyle kemale erer. “Kişi sevdiği ile beraberdir.” Hadisi şerifine göre rabıta üzere olununca, arada uzaklık engel olmaz. “Sadıklarla beraber olun.” Ayeti kerimesine göre, uzakta olanla için rabıta emredilmiş olur. Zira orada bedenlerin beraberliği mümkün olmaz, ancak gönül birliği olur.


Bu durumda resme gerek var mı.?

Bayan müritler sizi neden ilgilendiriyor anlamadım.?

Bu forumda yazı paylaşan kişilerin, genelleme yapmak istemem ama, büyük bir bölümü yalnızca zahiri olanla alakadarlar. İşin manevi boyutu, işin meta boyutu hiç birisini de ilgilendirmiyor nedense. Hepsine yakın büyük bölümü yalnızca fizikle alakalı.

İnsan nedir, ne için yaratıldı, içinde barındırdığı nedir.?

SİZ İBADET EDERKEN NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ.? İBADET EDERKEN AKLINIZI NE İLE MEŞGUL EDİYORSUNUZ.? TEFEKKÜR, MÜŞAHEDE, TECELLİYAT, SADIR SİZE NE İFADE EDİYOR.?

ALLAH 'I BİLİYOR MUSUNUZ.? YOKSA KAFANDA, ZİHNİNDE, BEYNİNDE, VARLIĞINI KABULDEN ÖTE GİDEMEDİĞİN BİR YARATICI MODELİ Mİ OLUŞTURDUN.?

BANA, NASIL BİR VARLIĞA TAPTIĞINI İFADE EDEBİLİR MİSİN.?

MANEVİ DURUMLARI, MADDE İLE İFADE ETMEK MÜMKÜN MÜDÜR.?  


Ben, cebimde, çantamda manevi değer verdiğim bir kişinin resmini taşıyamaz mıyım.? Allah aşkına şu yöneltmiş olduğunuz soruların, kişinin yaşantısı ile ne alakası var.? Allah için..!

Önce içimizdeki putları kırıp indirelim, sonra evdeki resimleri, çantadaki resimleri. Ama önce içimizdeki putlar ..!

Siz de Allah 'a emanet olun


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 16 Haziran 2014, 06:08:29 ÖS 18

"ALLAH 'IN ŞER İLE İŞİ OLUR MU.?"[/b] sorunuzdan ne demek istediğinizi anlamadım ama hayır da şer de insanı ilgilendirir, insanın yaşamıyla ilgili kavramlardır.  


İşte ancak ve yalnızca bu ifadeyi kullanabilirsiniz. Doğru her ikisi de tabii insanı ilgilendirecek.

"Hayrihi ve şerrihi minAllahû teala" ...

Hayır da Allah 'tan, şer de Allah 'tan. Neden, niçin gibi sorgulamaya girmek iman zafiyetindendir. İşte bu noktada bizim şer gördüğümüzde hayır, hayır gördüğümüzde şer vardır, bilemeyiz.

Allah c.c buyuruyor ki;

"De ki: "Herkes kendi karakterine göre hareket eder. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu daha iyi bilir."
İsra 84


Hakîkat hilkatında mutasarrıf olarak yalnız O 'nu görmek.!

“Hidâyete ulaştırır, dalâlete düşürür, izzete çıkarır, zillete indirir...
İllet devâmı saâdet sâhibi olanlara kendisine ibâdet ve tâatı kolaylaştırır.
”

Yalnız madde gözü ile bakan kişi, cüz-i irade ile bakıyor demektir ve küllü iradeyi çözemez.

Üç ayrı kör insandan, birisine filin kuyruğunu, birisine bacağını, bir diğerine kulağını tutturmuşlar. Sonrasında filin neye benzediğini kendilerine sorduklarında ise;

Kuyruğunu tutan ; Hortuma benzetmiş,
Bacağını tutan ; Boruya benzetmiş,
Kulağını tutan; Büyük ve geniş bir yelpazeye benzetmiş.


Bütününü göremeyen göz, elbette fili, ya sadece hortuma benzetecek, ya sadece boruya, ya da sadece geniş bir yelpazeye.

Allah selametlik versin.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 16 Haziran 2014, 06:24:47 ÖS 18
ALLAH ’ı bilmeyen, ilahî terbiye almamış insan cehaletinden dolayı nankördür!

 İlahi terbiye almış, edepli insan, yaratılışın sırrı “ Yeryüzünde halifemi yaratacağım ” hitabının tecelli mercii gerçek insan!

 Bilgisiz kişilerin nankörlüğünden Rabbime sığınırım. Bilen insanlarda buna benzer, normal olmayan hallerin zuhuru ender görülse de tahribatı büyük olur!

 Cehaletten kurtulmamış beni adem cehlinden dolayı hiçbir zaman mazur değildir!


 Hazret-i ALLAH, Davut a.s 'a:

“Ya Davud, cehaleti özür olarak kabul etmiyorum ” buyurdu HZ. ALLAH .!

“Cehaleti de Hz. Allah yarattı” demek kasd-i ilahiye uygun olur mu hiç.?


Dünyanın yaratılışındaki sırrı bilir isen, yaratılışa aykırı fikir üretmekten içtinap edersin!

“Câhil insan kimin arabasına binerse onun türküsünü söyler”.


Önce neye inandığımızı, sonra ne için yaratıldığımızı bilelim. Bildiğimiz Allah 'a kulluk ve ibadet edelim. Falanın, filanın inanışını sorgulamak yerine, kendimize bakalım, kendimizi sorgulayalım.

Noksanlık gören bu bakışları adet haline getiren kişinin, kendisinden haberi olmadığı gibi, yaratanını bilmesi de mümkün değildir.

Çünkü noksanlık, yaratılan kulda değil, bakan gözlerdedir.
 


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 17 Haziran 2014, 01:19:07 ÖÖ 01

"Hayrihi ve şerrihi minAllahû teala" sözü nerede geçmektedir ki sorgulamak iman zafiyeti olsun?


Amentünün, İmanın altı şartından bir tanesi ..





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 17 Haziran 2014, 01:38:22 ÖÖ 01

Merhaba osisko,

Bilmem haberdar mısınız ama eğer görmediyseniz şu kitaba bakmanızı isterim:

Kitabı satın almak için:

[url]http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=101235[/url] ([url]http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=101235[/url])

pdf'ini okumak için:

[url]http://www.islah.de/menhec/men00005.pdf[/url] ([url]http://www.islah.de/menhec/men00005.pdf[/url])



Bana niçin link verdiniz ki.?

Yaşayanla, yaşamayan bir olur mu.?

İslam veya Tasavvuf yalnızca rabıtadan ibaret değil. O sadece ihtiyaç duyulduğunda müracaat edilebilecek bir hal.

Kendini tanıyor musun.? Ne olduğunu, ne olmadığını .!

Veya kendini ne kadar tanıyorsun.?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 17 Haziran 2014, 04:18:17 ÖÖ 04
Merhaba osisko,

Bilmem haberdar mısınız ama eğer görmediyseniz şu kitaba bakmanızı isterim:

Kitabı satın almak için:

[url]http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=101235[/url] ([url]http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=101235[/url])

pdf'ini okumak için:

[url]http://www.islah.de/menhec/men00005.pdf[/url] ([url]http://www.islah.de/menhec/men00005.pdf[/url])



Mehaba chamdali

Bilmem haberdar mısınız ama eğer dinlemediyseniz şu sohbeti dinlemenizi isterim:

http://www.youtube.com/watch?v=9jSEigJJuPI# (http://www.youtube.com/watch?v=9jSEigJJuPI#)


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 17 Haziran 2014, 04:28:52 ÖÖ 04
Buyrun "RABITA" ..!



http://www.youtube.com/watch?v=q5WBcdIWBl0# (http://www.youtube.com/watch?v=q5WBcdIWBl0#)


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 17 Haziran 2014, 08:03:21 ÖS 20
Evet, biliyorum. Çocukluğumuzda bize ezberletilen bir metin. Alıntıladığınız kısım o metnin içinde geçiyor. Ama bu metni kim yazmış. Orada iman edilmesi gerekli şeyler olarak yazılanlar nereden derlenmiş biliyor musunuz? Çocukken öğrenmemizi kolaylaştırmak için bu şekilde formüle edilmiş olabilir ama artık büyüdüğümüze göre neye niçin iman etmemiz gerektiğini tahkik etmeli değil miyiz?


Amentü, imanın özüdür.

Öz ise, Gayb 'a imandır. Bilinmeyen, bilinemeyen. Yaratılış ile alakalı, ezel-i ervah ile alakalıdır. Yazı ve kaderle alakalı bir durumu nasıl bu şekilde ifade edebildiğinize şaşmadım diyemem.

Hayret doğrusu..! Her şeye bir kılıf takmaya alışmışsınız. İmanın, küçükken, büyükken diye bir ayrımı olduğunu da ilk defa sizden öğrendim.

Bu tutum, süleymaniye vakfının eseri olsa gerek. Onların Tasavvuf karşıtı olduklarını yıllardır bilirim.

Güç, kuvvet, kudret, yapan ve yaptıran kim.? Kendinle alakalı bütün işlerde güç, kuvvet, kudret sana mı ait .? Dün, bugün ve yarın olması gereken her şeyi kendin mi belirliyorsun.?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 18 Haziran 2014, 01:10:23 ÖÖ 01

Rabıta sizin ilgi alanınızda olan ve savunduğunuz tavsiye ettiğiniz bir şey anladığım kadarıyla.

Sizler fizikle alakalısınız. Yalnızca görünenle. Fizik üstü, metafizik olaylar sizlerin boyunu aşıyor. Rüyayı bana açıklayabilir misin.? Maneviyat nedir, açıklayabilir misin.? Sevgiyi, aşkı, mutluluğu açıklayabilir misin.? Özlem duymayı, sevdiğin birisini öptüğünde aldığın hissi  anlatabilir misin.? Kelimelerle ifade edebilir misin.?

Diyelim ki çok sevdiğin ve değer verdiğin birisini kaybettin. Aradan yıllar geçmiş ve özlem duyuyorsun. Birisi ile onun hakkında konuşurken, "Sanki o anı yeniden yaşadım"...  "Bir an yanımda gibi hissettim" .. "  "Sanki sesini duymuş gibi oldum"..  "Gözümün önünden hiç gitmiyor" ..  "Karşıma çıkıverecekmiş gibi hissediyorum" ..

Bu ve benzeri şeylerden farklı bir durum değil rabıta.

Ama siz inkara odaklandığınız için sizlere derim ki :

"Sonuçları değiştiremezsiniz. Başlangıçları değiştirmeniz gerek"..!



Lehine olan şeyleri bildiğiniz gibi aleyhine söylenenlerden de haberdar olmanız bakış açınızı geliştirir diye düşündüm. Elbette okumak/okumamak elinizde. Ben geçmişte okumuş, istifade etmiş ve hasbelkader yazarıyla da tanışma imkanına kavuşmuş idim. Umarım sizin için de istifadeli olur.

Verdiğiniz linkteki konuşmalara bakacağım ilk fırsatta.

Herkes kendi mizacına göre hareket eder, kendisine uygun veya yakın olanını seçer.

Demek ki bu zaman kadar ..!

Abdulkadir Geylani,
Ahmed-el Bedevi
Ahmed-el Kebir-i Rufai,
Mevlana Celaleddin-i Rumi,
Şems-i Tebrizi,
Hacı Bayram-ı Veli,
Taceddin-i Sultan-ı Veli,
Hacı Bektaşi Veli ..!  Ve daha niceleri......


Hep yanlış yapmışlar.
Hep hata etmişler.
Hep hurafe ve bidat üzere olmuşlar.
Hiç birisi de anlamamış, idrak edememiş vee ..!


SİZLER ANLAMIŞ, İDRAK ETMİŞSİNİZ, onlar değil, SİZLER DOĞRU YOL ÜZERESİNİZ ..!

Ne yaptığınızın, neye hizmet ettiğinizin farkında değilsiniz. Hesabını veremeyeceğiniz bir konuya muhalefet etmektesiniz. Allah 'ın ilahi adalet ve kanununa ters düşüyorsunuz.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 18 Haziran 2014, 02:11:17 ÖÖ 02
Geçmişten günümüze kadar olan İlahi adalette Hz. Allah, eğer ki bir kavmi , zamanının peygamberine, elçisine, resulüne tabii olmasını emretmemiş olsaydı,

Adem a.s ile başlayan dünya hayatı, Nuh a.s, İbrahim a.s, Davud a.s, Musa, a.s, İsa a.s ve Muhammed Mustafa s.a.v efendimize kadar aynı kural ve kaide ile gelmemiş olsaydı Hz. Allah şu ayet-i Kerimeleri Kuran 'da bizlere buyurmazdı :


Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasası. Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.
İsra 77

Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sâhibi, hem de acı azâb sâhibidir.
Fussilet 43


Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: «Benden başka İlah yoktur; bana kulluk edin» diye vahyetmiş olmayalım.
Enbiya 25


Allah'ın, öteden beri devam eden kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Fetih 23




AŞAĞIDAKİ AYET DE,  HAYIR VE ŞERRİN ANCAK ALLAH 'TAN OLDUĞUNUN DELİLİDİR.


Başa gelen her musibet Allâh'ın izniyledir. Kim Allah'a inanırsa onun kalbini doğruya iletir. Allâh, herşeyi bilendir..   
Teğabün 11




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 18 Haziran 2014, 02:19:37 ÖS 14
Şüphesiz, biz şeytanları inanmayanların EVLİYASI kıldık.’’
Araf 27

İnanmayanlara şeytanı evliya kılan Hz. Allah ..!


İnanan, iman eden, samimi, sadakatli kullarına Evliya göndermez mi.?


‘‘Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbî olun, onların sözlerini önemseyin. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.’’
Yasin 21


Ey Resulüm, de ki: "Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir!.
Al-i İmran .31



Muhakkak ki, sana biat edenler ancak ALLAH 'a biat etmektedirler.

ALLAH 'ın eli onların ellerinin üzerindedir.

Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur.

Kim de ALLAH 'a verdiği ahde vefa gösterirse,

ALLAH ona büyük bir mükafat verecektir.
Fetih 10


Ayette geçen,

Kim ahdini bozarsa, yani biatından yüz çevirirse, biat ettikten sonra vazgeçerse manasınadır. Çünkü biat, söz vermek demektir.
Kim de biatında sadakatle devam ederse, mükafatı hak edecektir buyruluyor.



‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51



Kendi Evliya 'mıza biat etmekle emrolunduk. Aksi iddialar İslam 'a, Kuran 'a uygun değildir.
Kişi bunu kendisince nasıl değerlendirirse değerlendirsin, sonuç değişmez.

Bir Kamil Mürşid 'e biat Allah 'ın tavsiyesi. Amma uyulur, amma uyulmaz. Kişinin kendi iradesine bırakılmıştır. Dinde zorlama yok. Fakat inkardan da Rabbimiz muhafaza buyursun. Evliya 'yı kabul etmemek, Kuran ayetlerini inkara gider ki, Allah muhafaza .



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 19 Haziran 2014, 08:24:44 ÖS 20
Cevaplara bir bakalım. İslam Dini 'ni ne zannediyorsunuz, anlamış değilim. Senin, benim, filancanın kafasında oluşturduğu, kabulünü veya reddini kendinizin tayin edebileceği bir din mi..?

Yoksa kuralları belirlenmiş olan, uymak ve uygulamak mecburiyetinde olduğumuz, Allah 'ın Tek olan İslam Dini mi .?

Ayetleri inkar ediyorsunuz. Allah 'ın var dediği Evliya 'sını yok sayıyor, ifade ettiğim ayetleri bir başka ayetle çürütmeye, sözde geçersiz kılmaya çalışıyorsunuz.


Evliya diye veli diye özel bir sınıf yok.

Burada diyorsun ki;

Evliya da yok..
Veli de yok..
Veya her iki isme bağlı özel bir sınıf da yok.


Tamamen iman meselesi. İster kabul edersin, istersen etmezsin. Sorumluluğu tamamen kendine ait bir konu. Peki diyelim.


Evliya, veli'nin çoğulu, veliler demek.

Burada yok dediğin bir konu hakkında yorum yapıyorsun.

Ve diyorsun ki ;

Evliya, Veli kelimesinin çoğulu, yani Veli 'ler demek. Peki bu da itikat meselesinden başka bir şey değil. Buna da peki ..


Kur'an'a göre (yani benim Kur'an'dan anladığıma göre) Mü'minler Allah'ın velisi:

Fakat en enteresan olan yer işte burası.

BİR : Mü-min 'ler Allah 'ın velisi ..! Peki..  Madem ki öyle iman ettin, ne diyelim..?

İKİ : Önce Kuran 'a göre bağlamını çekip, ardından dilinin altındaki baklayı çıkartıyorsun..!

VE ÜÇ : "BENİM KURAN 'DAN ANLADIĞIMA GÖRE" ...!

Yenilir, yutulur gibi değil. "Kuran 'dan benim anladığıma göre" diye bahseden ilk kişi sen değilsin, korkma. Niceler gittiler bu ifadelerle. Sen de son olmayacaksın merakta kalma.

"İslam Dini garip geldi, garip gidecek" diye zamanında mührü vurulmuş. Sen, Kuran 'dan senin anladıklarınla imanının, itikadının yeterli ve yerinde olduğunu, olacağını mı zannediyorsun be kardeşim.?

Ya kendi anladığınla imanında berdevam ol, kimseye biliyormuş gibi laf kalabalığı etme..!

Ya da ahkam kestiğin, yorum yaptığın bir konuda "BENİM KURAN 'DAN ANLADIĞIMA GÖRE" diye bir ifade kullanma.

Ya da tartıştığın, paylaştığın konu hakkında kesin ve net bilgiye sahip değil isen, burada insanları yanlışa sürükleme. Hiç değilse, vebal altına girme..

Her zaman var oldu ..

Evliya şu anda var ...

Kıyamete kadar da var olacak, Allah 'ın izni ile ..!


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 19 Haziran 2014, 09:15:26 ÖS 21

İlk insanın Adem(aleyhisselam) olduğu şaibeli, tartışılır bir konu olsa da ilk peygamberin Adem (as.) olduğu yönünde ihtilafa pek rastlanmamakta.
İlk peygamber/ilk elçi, elbette İslamında ilk müntesibi ve sisteminin ilk uygulayıcısıdır.
Ondan sonrasında Kabil, yaptıklarıyla karşıt bir sistemi var etmiş, bir cinni olan İblisin sistemini insanlar arasında temsil etmiştir.

Adem ve oğlu Habil(as.): barış, selamet tanımlarıyla İslamı, yeryüzünü ve insanlığı imar eden güzel ve iyi ahlakı, Hakk'ı ve hakikati  temsil ederken;
İblis ve takipçisi Kabil ise: yeryüzünü ve insanlığı ifsad edici, salt yıkıcılıkla kaos ortamı oluşturan ve şerre sürükleyen batılın tarihi süreçte ilk temsilcileri olmuşlardır.

Günümüze kadar kurulan belki satanizm ve ateizm gibi birkaçı hariç tüm beşeri sistemler,izmler/ideolojiler/kuruluşlar vs. hep İslam referanslı oluşumlardır. Ama İslamın eksik ve deformasyona uğramış halleridirler. Kominizm, Laisizm, Demokrasi, Budizm, Sosyalizm; Müslümanlık ve alt katmanları: Şiilik, Sünnilik, Haricilik, Zahirilik, Batınılik vs. vs.

Açıklayıcı olması bakımından ve konu başlığıyla ilintili olduğundan Tasavvufu örnek vereyim. Duyumlarım, gözlemlerim, okumalarım, burada sorularımın cevaplarına binaen vb. edinimlerim sonucunda; yoksulların ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını giderme, nefis terbiyesi, şekilsel ritüeller (namaz, oruç, hac vs.) ruhsal arınma tüm bunlar İslam kaynaklı olduğundan İslam'dan ayrı bir dindir diyemeyeceğimiz gibi bazı uygulamaların(hususi rabıta, akletmeyi devre dışı bırakma, sorgusuz itaat gibi) yanlış içeriği itibariyle İslam'dır da diyemeyiz. Eğer 'ZÜHD, VERA, TAKVA'' tanımı ekseninde uygulayıcıları yoksa, genel anlamda Tasavvufta buna dahildir. Saydıklarım farklı ulaşım yolları olduğundan ancak bir mezhep tanımıyla adlandırılabilir. Yani başından beridir anlamak ve hakkını teslim edebilmek adına soru yanıtlarının ve efkarımın neticesinde -başlık seçiminin- hatalı olduğunu söyleyebilirim.

İslam nedir diye bir merak oluşursa şayet; hepsinin iyi ve güzel yanlarının, doğrularının tümünün toplamı ve belki ziyadesidir. Bana göre hiçbiri (Müslümanlık dini de dahil) tek başına -içerdikleri aşırılık, yahut nakıslık bakımından-tam anlamıyla İslama denk düşmemektedir.
Müslümanlık dininden kastım: Allah'ın vahyettiği din olan İslam'ın müntesiplerince tahrip edilmiş ve tahrifatlarıyla yaşadıkları din. Tıpkı Hristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Zerdüştilik gibi. Her kavmin bireylerinin dinlerini hurafelerden arındırıp, İslamın safiyeti ve özüne dönebilmek için cehd etmeleri dileğiyle!...

osisko, size özel yazacaklarıma gelince:
Sorularıma yaptığınız yorumları okumadım değil, okudum. Bir kısmına teşekkür ettim; bir kısmına cevap dahi yazmadım ve yine yazmayacağım. Nedeni, sizi kaale almadığımdan değil; yazdıklarınızın kaale alınır tarafı olmadığından. Kendinize yakıştırırsanız şayet... küfür dahi edebilirsiniz; problem dahi olmaz, hiç sorun etmem inanın.

Zira neyi neden yaptığımı, yahut yazdığımı, kim olduğumu, neyi hak edip etmediğimi bildiğimden sadece nasihat içerikli (iyi ve halis niyet barındıran, insanlığa yararlı ve insanlığıma katkı sağlayacak) cümleleri alır, üzerinde düşünürüm. Var ise eksiğim, yanlışım doğrultmaya çalışır; yoksa da 'eyvallah' der yoluma devam ederim.

Herkes nihayetinde kendine yakışanı yapar, kötü söz sahibine aittir ve kalpte ne varsa dilden de onlar dökülür. Taktığımdan değil; sizin iyiliğiniz için size tavsiyem: Üslubunuzu
/hitaplarınızı kibirden arındırmalı ve yazılanları -doğru algılayabilme adına- birkaç kez okumalısınız ama ön-yargıdan bağımsız olarak.
Mademki dervişlik iddianız ve arzunuz var, bunun üzerine eğilip cehd-u gayret gösterirseniz bir dervişe yakışacak olanı elde edebilirsiniz.

Yazınızın başlarında 'kardeşim' diye hitap etmiştiniz; bu cüretimi de evliyalığıma değil, kardeşlik hukukumuza sayın olmaz mı?!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 20 Haziran 2014, 01:32:49 ÖÖ 01
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
İnsan .30


Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım," demişti: "Orada bozgunculuk yapan, kan döken birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz?" dediler. Ben sizin bilmediklerinizi bilirim," dedi.
Bakara .30

Ve Adem ’e bütün isimleri öğretti. Müteakiben önce onları meleklere göstererek: "İddianızda tutarlı iseniz haydi Bana şunları isimleriyle bir bildirin bakalım!" dedi.
Bakara .31


Dediler ki: "Sen yücesin. Bizim senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakimsin.
Bakara .32


Dedi ki: "Ey Adem, bunlara, onların isimlerini haber ver." (Adem), bunlara onların isimlerini haber verince: "Ben size, ben göklerin ve yerin gayb 'larını bilirim, sizin açıkladığınızı ve içinizde gizlemekte olduğunuz şeyleri bilirim, dememiş miydim? dedi
Bakara .33

Meleklere: "Adem 'e secde edin" demiştik, hemen secde ettiler: Yalnız İblis diretti, böbürlendi, nankörlerden oldu.
Bakara .34

Dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette oturun, ondan dilediğiniz yerde bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!"
Bakara .35

Ve ayet devam ediyor.

İlk insanın Adem(aleyhisselam) olduğu şaibeli, tartışılır bir konu olsa da ilk peygamberin Adem (as.) olduğu yönünde ihtilafa pek rastlanmamakta.

Adem a.s 'dan evvel insan var edilmiş mi, edilmemiş mi.? Yukarıdaki ayetler ifade ediyor sanırım. Ama akıl devrede olduğu için herkes kendi anladığını, kendi idrak ettiğini doğru diye sunmaya çalışıyor.

Oysa benim ifadelerim tamamen Tasavvuf içerikli, Evliya 'nın ifadelerini barındırmakta. Şahsi kanaatim, kendi düşüncem, kendi anladığım gibi ifadeler kullanarak, idrak edemediğim bir davaya elçi olamam.

Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
İnsan .30


(Tasavvuf )İslam kaynaklı olduğundan İslam'dan ayrı bir dindir diyemeyeceğimiz gibi bazı uygulamaların (hususi rabıta, akletmeyi devre dışı bırakma, sorgusuz itaat gibi) yanlış içeriği itibariyle İslam'dır da diyemeyiz.


Bahsini ettiğiniz şu konuyu idraki Tasavvuf dışında Hz. Allah her kula vermez. Diyorsunuz ki;

- hususi rabıta,

- akletmeyi devre dışı bırakma,

- sorgusuz itaat

Bu bahsini ettiğiniz üç maddelik konular üzerinde hiç tefekkür etmeyi denediniz mi.? Rabıta nedir ki İslam 'ın dışında tutulsun.?

Allah 'ı biliyor musunuz.? Allah 'ı nasıl tanıyorsunuz.? Allah 'ı nasıl tasavvur ediyorsunuz.? Ne bileyim abdestte, namazda, hacda, oruçta ve sair ibadetlerde Allah 'ı nasıl düşünüp, nasıl tefekkür ediyorsunuz.?

Allah 'ı, yalnızca varlığını kabul ettiğiniz bir varlık olarak mı düşünüyorsunuz.?

Allah 'ı görür gibi yaşamak nasıl olabilir .? Rabıtayı engel teşkil eden hususlar neler.? Rabıta hakkında ne biliyorsunuz.? Rabıtayı hiç denediniz mi.? İbadetlerinizde ne düşünüyorsunuz.?


Akıl, nasıl ve neden devre dışı kalır hiç düşündünüz mü.? Size verilmiş olan akıl ile, Allah 'ın ilimini nasıl anlarsınız.? Yani cüz-i irade ile "KÜLLİ İRADE" yi anlayabilmek mümkün müdür.?

Her yerde, her şeyde aklınızın yetebileceğini mi zannediyorsunuz ?

Tasavvufta Akıl : "Çamura batmış merkebe" benzetilmiş. bana izahını yapabilir misiniz.?

Sorgusuz itaat : Peki ya bu konuda hiç mi düşünme fırsatı bulamadınız.?

- Allah 'ın varlığını nasıl kabul edebiliyorsunuz.?
- Meleklerini, Kitaplarını, Resullerini nasıl kabul edebiliyorsunuz.?
- Peki ya Hz. Muhammed Mustafa s.a.v efendimize nasıl iman edebildiğini açıklayabilir misiniz.?

İman ile alakalı emir ve buyruklara, Kuran 'a göre sorgusuz itaat etmiyor musunuz.?

Sorgusuz itaat, Tasavvufta "acabasız iman" demektir. Madem ki tabii olmuşsun, madem ki biat etmişsin, sorgulamak niye.? Biliyorsan yolunu, kendin yürü. Biat niye.?

Allah 'ın Kuran 'da bildirdiği Evliyaullah 'a karşı çıkıyorsunuz. Ne kadar üzücü bir durum.

Allah 'ı sorgula ..! Hz. Kuran 'ı sorgula ..! Hz. Muhammed s.a.v efendimizi sorgula..!  

Nerede iman.? Nerede teslimiyet.? Nerede itikat.?

Şu an, yalnızca kelam ilmini kullanıyorsunuz. Hal yok. Allah 'ı bilmeden varlığına şahitlik ettiğinizi, Peygamberini görmeden şahsına şahitlik edebileceğinizi zannedeceksiniz.. Kuran 'ı yalnızca kendi anladığınızla sınırlı göreceksiniz ve bunun adı da İslamı yaşamak olacak.!

Yaşamak olur ama gereği gibi değil, kendi anladığınızla sınırlı olur.

Yapmayın Allah aşkına..! Anlamıyorsanız da, reddetmeyin. Kabul etmiyor, edemiyorsanız da, inkar boyutunda ifadeler kullanmayın. mesulsünüz..!



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 20 Haziran 2014, 02:10:17 ÖÖ 02
Duyumlarım, gözlemlerim, okumalarım, burada sorularımın cevaplarına binaen vb. edinimlerim sonucunda;

Diye bir ifade, hiç bir inanç sistemine sığmaz.

Gözlemleriniz, duyumlarınız, okumalarınız, sorularınıza gelen cevaplar v.b edinimler sizi tasavvuf karşıtlığına mı getirdi.?

Yine bu edinimler sizi, Allah 'ın Kuran 'da bildirdiği, Evliya karşıtlığına mı getirdi.?

Zahiri olanlar aklın işidir. Batıni olanlar ise imanın işi. Allah 'ın ilmini bir beşer ölçemez, anlayamaz, idrak edemez, yorum da yapamaz.

Hz. Allah her şeyden münezzehtir lakin, her şeyi yapmaya da kadirdir.

Üslup için haklı olabilirsiniz, beşerim özür dilerim.

Kuran ayetlerindeki çarpıtılmalar beni rahatsız ediyor. Evliya veya Tasavvuf hakkında bahsettiklerinizin gerçeği yansıtmadığını bir kez daha ifade etmek isterim.

Yalan ve yanlış ifadeler. Aklın eremeyeceği, kelam ve ifadeye sığmaz olan bir tek rabıtaya takılı kalınmış, Tasavvuf ve Evliya ile ilgili koca bir bütün inkar ediliyor.

"Sonuçları değil, başlangıçları değiştirmek gerek...!



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 20 Haziran 2014, 03:18:43 ÖÖ 03
Saydığınız isimlerin hiçbiriyle tanışma, konuşma, sohbet etme imkanına sahip olmadım. Sadece onlar adına anlatılanları kısmen duymuşluğum var ve hatta bir kısmına dair hiçbir şey de duymamışımdır. Geçmişte yaşayıp da ne yaptıklarına şahit olmadığım insanlar hakkında bir karar verebilecek durumda değilim.


Bence, samimi ve dürüst değilsiniz. Bu kişileri tanımıyorsunuz, haklarında bilgi sahibi değilsiniz, fakat karşı duruş sergiliyorsunuz.. Tasavvuf ve Evliya hakkında fikir beyan ediyorsunuz. Yakışmaz. Evet iman ve inançtan bahseden kişiye asla yakışmaz.

Abdulkadir Geylani,
Ahmed-el Bedevi
Ahmed-el Kebir-i Rufai,
Mevlana Celaleddin-i Rumi,
Şems-i Tebrizi,
Hacı Bayram-ı Veli,
Taceddin-i Sultan-ı Veli,
Hacı Bektaşi Veli ..!

Karşı duranlar, zamanı gelince tanışırsınız, tanıştırılırsınız. Kuşkusuz ilahi adalet tecelli edecek.


Sizin kastettiğiniz rabıtayı bilmiyorum ama kurumsallaşan tarikatlerdeki rabıta hiç de masum bir yapıya sahip değil. Mesela bir tarikatin web sitesindeki şu bilgi bile ne dediğimi anlatmaya yeterli:

“Mürşidin uzaktan feyiz vermesi, kalplere tasarrufta bulunması Allahu Teala’nın kâmil velilere verdiği özel bir yetkidir. Allahu Teala velisini seven ve gönlünü onun gönlündeki nura bağlayan kimseye çok özel ikramlarda bulunmaktadır.”

Rabıta denilen ritüeldeki aracı kişiler için yarı tanrısal nitelikler sıralanıyor/vehmediliyor. [/color]


Başkalarının ne dediği beni ilgilendirmez. Rabıtayı benim ifadem:

Rabıta : Arapça, bağlayan, rapteden demektir. Tasavvuf olarak, müridin zihnî planda, tefekkür ve muhayyile gücünü kullanarak mürşidiyle "beraberlik" halinde olmasını ifade eder.

RABITA : Bağlantı, kalbin bir şeye takılı olması. Müridin, mürşidini hatırında tutması. Böylece mürşidin kalbinden feyze nail olur. Rabıta tarikatın temelidir, bütün kemalatlar rabıtanın bereketiyle hasıl olur. Rabıta yapılan zat kamil olursa, kişi onun nurlarının aksiyle kemale erer. “Kişi sevdiği ile beraberdir.” Hadisi şerifine göre rabıta üzere olununca, arada uzaklık engel olmaz. “Sadıklarla beraber olun.” Ayeti kerimesine göre, uzakta olanla için rabıta emredilmiş olur. Zira orda bedenlerin beraberliği mümkün olmaz, ancak gönül birliği olur.

Tuhaf olan nedir.?

Tecelliyat olarak düşünmek, müşahede etmek.. Tasavvufun gerekliliğidir.

Hz. Allah 'ın yapmaya gücü yetmeyecek her hangi bir şey biliyor musunuz.? Bir kütükten seslenen, asa 'yı yılana dönüştüren,

Hz. Meryem 'i eşsiz hamile bırakan, ebabil kuşları ile fil ordusunu yerle bir eden, Musa a.s 'ı denizi yarıp karşıya geçiren, tatlı ve tuzlu suyu aynı denizde bulunmalarına rağmen birbirine karıştırmayan,

gökteki bulutlarda ırmaklar, nehirler taşınmasına rağmen onları damla olarak tek, tek birbirine dokunmadan yeryüzüne indiren, kar tanelerini birbirine benzetmeyen, birbirine dokundurmadan yağdıran .....!

Sayılamayacak bunca şeyleri yapmaya kadir olan Yüce Allah 'ı nasıl düşünüyorsunuz.? Nasıl idrake çalışıyorsunuz.? "YOKTAN VAR EDEN" bir Allah 'ı ne zannediyorsunuz.?

Kendinizde olan ve olmayandan haberdar mısınız.? Şerefli mahluk, eftâl-i mahluk nedir, bu sıfatları nereden almışız.? Niçin insanoğlu için böyle bir deyim kullanılmış.? Kendi kendine, hiç bir eğitmenden, öğretmenden ders almadan okul bitiren, mezun olan bir kişi gösterin.

Her şeyin okulu varken İslam 'ın okulu neden olmasın.? İslamın eğiteni, öğreteni, yetiştireni, terbiyecisi neden olmasın.?

İbadet ve itikatta kullanılması gereken terazi Hakk 'ın terazisi.. Kaç kişi uyar, uygular bilmem. İşimize gelen veya gelmeyen konularda kullandığımız terazi, kendi terazimiz. Allah 'ın terazisi bizim terazinin yanında hiç kalıyor. Her şeyi akıl terazisinde ölçtüğümüz için.

Yanıldığımız, ayrılığa düştüğümüz şeyleri bizlere bildireceğini ifade eden Rabbim cümlesine hidayet nasip etsin.


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 20 Haziran 2014, 04:38:07 ÖS 16
Dün yazılanları dikkate alıp da uygulamaya geçirmemiş, akabinde yığınla soru sıralamışsınız.
Yerimde siz olsaydınız, yazdıklarınızı çarpıtan yazmadıklarınızı size dikte eden biriyle yazışır mıydınız? Bu şartlar altında sıhhatli bir münazara nasıl yapılabilir ki?

Yazdığım yorumlarda Evliyayı kabul etmeyip, ayetlerde geçişini reddettiğime dair bir tek cümle bulabilir misiniz?: -Bulamazsınız, zira yok. Rabıta eylemine vurgu yaptım, bunu nasıl Evliya ile ilintilediniz? Şaştım!

osisko,
keşke bu kadar çok söz söyleyeceğinize biraz dinleseydiniz, söylenen sözü anlamaya çalışsaydınız, yazdıklarınıza bakınca sözü anlamadığınızı görüyorum. bu, mazeret sayılabilirdi ama söylediğiniz sözün nereye vardığından da haberdar değilsiniz.

Yukarıda verilmiş yerinde bir cevap var ve bu yalnız bir kişi tarafından deklare edilmiyor. Buradan çıkarmanız gereken bir ders yok mudur sizce?  


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 21 Haziran 2014, 01:58:55 ÖÖ 01
genelleyici olmak çoğu zaman insanı yanıltır. Her insan bir alemdir ve her kurum/oluşum da -ismen aynı olsa bile- mahiyet itibariyle farklılık arz edebilir.

Genelleyici olmadığınıza inandık diyelim.

Farklılık arzedebileceğini ifade etmiştiniz. Farklılığı kabul ettiğinizi de varsayalım.



Rabıta var mıdır? derken kastım şuydu:

*Evliya/Mürşit resmini karşınıza koyup bakarak, yahut zihninizde resmederek Ru'yetullah'a erişmek, yada Evliyanın suretinde hûlûl etmesi gibi bir inanç taşıyor musunuz? Tasavvuf/Tarikler böyle bir eylem ve inanç sistemini bünyesinde barındırıyorlar mı?

*Tespihin imamesi olan Mürşidin, kendisine bağlı olarak sıralanmış diğer halkaları gibi görülen mutilerini -ahiret gününde şefaat edip- çekip kurtaracağına dair bir inanca sahip misiniz?

*Evliyanızın uğraş verdiği bir mesleği ve oradan gelir getirisi var mı? Yoksa geçimini bağlıları mı sağlıyor?

Rabıta adı altında sormuş olduğunuz bu sorular, Evliya 'ya karşı duyduğunuz muhabbetten mi kaynaklanıyor.?

Evliya karşıtlığından mı bu soruları sordunuz.? Sorunun içerisinde her şey var.

Hakkında hiç bir bilgiye sahip olmadığınız halde, kullanmış olduğunuz şu cümleye bakın;

" zanna ve duyumlara dayalı yorumlar da kaçınılmaz olacaktır Sebebiyet verecek sorumlu kişi olarak da bu itirazlardan rahatsızlık duymamalı, bunlara hazırlıklı olabilmelisiniz. ".

Bu ifadeyi nasıl algılamam gerekiyor.? Samimi .. Genelleme yapmayan.. Farklılığı kabul eden..

Hangi durumda böyle bir ifade kullanılır.? Samimi, genelleme yapmayan, farklılığı kabul eden bir kişi ancak böyle bir ifade kullanabilir. Tabii size göre.


Rıza için paylaştığınızı yazmışsınız; durum bu ise açıklıkla net yazmalı, şayet varsa haksız şüphe ve vehimleri giderebilmelisiniz..

Genellemenin nasıl yapıldığını da, nasıl yapılmadığını da bilirim. Ayetlere karşı duruş sergilendiği için agresif davranmış olabilirim. Bu yönlü eleştirinizde haklı da olabilirsiniz. Fakat ilk ifademi tekrar kullanmam gerekirse;

Her sakallı dede değil.
Kadının sahtesi var,
Erkeğin sahtesi var,
Paranın sahtesi var,
Altının sahtesi var,
Samimiyetin, dürüstlüğün, efendiliğin ne bileyim yaratılmış olan her şeyin sahtesini yapmak, uygulamak, gerçeği ile tartışılır hale getirmek zamanımızda mümkün.

Her sakallı dede değil.

Tarikatın da, Evliya 'nın da sahteleri mevcut. Sizin ifadelerinizde kullanmış olduğunuz her bir harf, benim içimi acıtıyor. Çünkü sizin kafanızda oluşan Tarikat, Tasavvuf, Evliya ifadelerindeki soru veya sorunlar benimle alakalı. Kurunun yanında yaş yakılıyor.

Bazıları için, Allah demek, Allah demek değildir.

Ardına gizlenmiş, menfaat, çıkar, artniyet, ve saymakla bitmez düşünceler mevcuttur.  

Madem ki gerçekten samimisiniz ve dürüstsünüz, konuyu değiştirmeden, içerisinden cımbızla bir tek konuyu alıp gerisini çöpe atmadan, yalnızca Hakk 'ın rızasını gözeterek sorun, sorulmasına müsaade edin.

Burada muhatabınız yalnızca ben  gibi görünsem de, okuyan, gerçek manada cevap arayan onlarca kardeşlerimiz var. Onların doğrularına halel getirmeden her şeye..

Eyvallah.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 21 Haziran 2014, 09:52:02 ÖS 21
Bütünü tanımadan, bütüne ait olduğu düşünülen, eldeki ufak bir parça ile üzerinde yorumlar yapmak kabul edilebilir bir şey değil.

Bütün hakkında genel bir bilgi sahibi olmadan, gıyaben konuşmak da iman ile bağdaşmaz.

Ummanı tanıyabilmek, anlayabilmek, idrak edebilmek, Umman hakkında yorum yapabilmek için, ilk önce Ummanı meydana getiren "DAMLA" tanınmalıdır. Ki bütün hakkında konuşulabilsin.

Tasavvuf Evliya 'sız, Evliya da Tasavvuf 'suz olamaz.

Ne kadar Tasavvuf ehli insan varsa bu forumda bir araya gelse, hiç birisinin de İslam 'ı yaşama biçimleri, terbiye sistemleri, virdleri, hatta giyim, kuşam şekilleri dahi birbirine uymaz.

Benim dergahımda ticarete yer yok. Vakfımızın ticaretle uğraşması kesinlikle yasaktır. Hiç bir siyasi oluşumla işbirliği yoktur. İçerisindeki insanların farklı siyasi görüşleri olsa da, bu durum, sohbet ve dergah içerisindeki tutum ve davranışlara yansımaz.

Dervişan tüm yardımlarda Allah için vermeyi, infak etmeyi idrak eden, Allah rızasından başka kastı olmadan, fisebilillah, imece usulü ile yapmaktadır. Ticaret yasak olduğu için, istismara da kesinlikle yer yoktur. Daha evvel bahsettiğim, odun, kömür, eşya ve giyim yardımları ile, günlük yapılan on binlerce ekmek dağıtımı da bu kapsam içerisinde.

Vakfımızın anayasası ;

"İmkanın yok ise gir sıraya ekmek al. İmkanın var ise bir ekmek parası da sen ver".

Daha sayamadığım onca güzellikler dergahımızda yaşanıp dururken, istismarcılarla birlikte anılmak, hakikaten çok büyük rahatsızlık veriyor.

"Yetmiş iki milleti bir gözle görmeyen, halk 'a müderris de olsa, hakikatte asidir".

"Birbirinizi sevmedikçe mü-min olamazsınız. Mü-min olmadan da cennete giremezsiniz. Ey Allah 'ın kulları kardeş olunuz"..!

Eğer ki gerçek manada insanları kucaklamak istiyorsak, Peygamber efendimizin buyurduğu gibi mü-min olmak için çaba ve gayret sarfedeceksek, Maide suresi 51. ayetinin manasını ve tefsirini iyi idrak etmemiz, iyi anlamamız gerekir.

Ayetin tefsirinde yazarların kendi görüş ve düşüncesini ifade eden "Evliya" 'ya manasını yansıtmayan ve "dost" diye kullanılmış olan tefsirin ;

Aslında, parçalayan, bölüştüren,
Aslında, ötekileştiren ve ayrıştıran,
Aslında, Kuran 'a ve dolayısı ile Hakk 'ın kelamına uymayan bir ifade olduğunu,
Aslında bunu herkesin görmesi, gerektiğini ifade etmeye çalışıyorum.

Peygamber efendimizin ifadesi ; "EY ALLAH 'IN KULLARI KARDEŞ OLUNUZ" hitabına uymadığını ifadeye çabalıyorum. Hitap bütün Allah 'ın kullarına. Ne yalnız Yahudi, ne yalnız Hıristiyan, ne de yalnızca Muhammedi 'leri ilgilendiriyor.

BU HİTAP : Allah 'ın yaratmış ve yaratacak olduğu bütün kullar için geçerli..

Kuran 'da geçen Evliya kelimesinin mana karşılığı kendisine verilmiş, EVLİYA olarak kalmış olsa, hiç bir sorun kalmayacak.

Ayet, Ehli kitap kendi Evliya 'sına, bizler kendi Evliya 'mıza tabii olamamız olarak tefsir edilmiş olsa hiç bir sorun kalmayacak.

İşte o zaman Ehli kitabın da iman edenlerinin Müslümanlığı ortaya çıkacak.

O zaman Zebur, Tevrat, İncil 'in de Hakk Kitaplar olduğu anlaşılacak..

O zaman hiç bir ümmet peygamber yarışına girmeyecek.

O zaman Yahudilik ve Hıristiyanlık farklı bir dinmiş gibi ifade edilemeyecek.

O zaman, Kuran 'ın bütün emirlerinin gerçek manası idrak edilmiş olacak.

O zaman İmanın şartlarında geçen, Ve Kütübihi, Ve Rusulihi..! Allah 'ın indirmiş olduğu kitaplara ve Peygamberlere imanın da aslı ortaya çıkmış olacak.

İŞTE O ZAMAN : TEK DİN İSLAM 'dan bahsedilebilecek.

İŞTE O ZAMAN : İSLAM 'IN BİRLEŞTİREN, BÜTÜNLEŞTİREN, KARDEŞLİK EMRİ ANLAŞILIR OLACAK.

YARATILANI SEVMEK, YARATAN 'DAN ÖTÜRÜ..  Yaşanır olacak...!

Fakat Evliya kelimesinin mana karşılığı "dost olarak kaldığı müddetçe", ulemanın kendi anladığı şekli ile,  ayrıştıran, bölüştüren, parçalayan bir Kuran 'ı sunmaya çabalamış olacağız.
    
Allah cümlesine de gerçekten hidayet versin.

Bakan, fakat görmeyen, okuyan, fakat anlamayan kim, biraz tefekkür ettiğimizde ortaya çıkacak, idrakten yoksun olanlar, anlayamayanların kim oldukları da anlaşılır olacak.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 23 Haziran 2014, 02:23:59 ÖÖ 02
Rabıta hakkında ..

"Bu dünyada ama, ahirette ama" ayetini idrak etmiş bahtiyarlar şeytandan tahrik geldiği zaman kendi iradeleri ile izale edemezlerse ALLAH 'ı zikrederek, aczini itiraf ederek (rabıta) yaparlar.

 ALLAH'a iltica ederler. Zati sıfatı olan "muhalefetün lil-havadis" (yarattığı hiç bir şeye benzemeyen) Rabbını bir şekilde tahayyül etmeden rabıta edemeyeceğinden rahmeti ilâhi olarak kuluna ferahlık ihsan etmiş.

Şeriatıyla yükümlü olduğu ALLAH 'ın elçisi Peygamber Efendimiz, ahirete yürümüşse hayatta olan varisini, ALLAH 'a müracaat etmesi için Peygamberimiz s.a.v Efendimizin talimi üzere rabıta yapar.

ALLAH 'a müracaat kastı ile şeriatına tabi olduğu Peygamberinin suretini tahayyül ederek o sureti tahayyül edemiyorsa, veraset taşıyan mürşidini bir an müracaat kasti ile düşünmesi.

Ne için rabıta etti ise rahmeti ilahinin bu yönde hemen zuhurunu görecek. Samimiyetle yapılan rabıta ret olunmaz. Yeter ki mürşidi sahte olmasın,. Dünyasını değiştiren mürşitlere de rabıta edilmez. Mürşidin bir ölçüsü de rabıtadır.

Nefsin ve nahoş hadiselerin zuhurunda da manen müdahale istiyorsak hemen Rabbımın lütf-u ihsanı olarak rabıtayı unutmamalı. Bize üstatlarımızın tavsiyeleri bu yönlü olup, bizde devamlı rabıta tavsiye edilmemiştir.

Na-ehil rabıtayı bilmediği için küfür zanneder. Kesinlikle bilelim ki, imandır.

Amentü'ye küll olarak iman edenlerin, kitab-ı ilahiyi, Peygamber Efendimizin tebliğ ettiği şeriatı kabul edenlerin, ALLAH 'ın lütfu olan tertibi, tanzimi ilahiyi kabul etmesi ile yaşayabilen sadıkların, bahtiyarların yolu, Tasavvuftur, tarikattır.

İhlas, takva, vera bu yolda yaşanır. İtminanı kalp tecelli eder. Mananın zevki kalıcı olur.

Bu rahmeti ilahi akılcı dincilerin ölçülerine göre değildir..

Onlar ibadet ve taat yönündeki emri ilahileri, zikir meclisinde olanların cümlesi kemalatlı kullarımdır hitabı ilahiyi yeteri kadar kabul edemezler. Haşa, bu halleri imansızlık değil. Fakat taklitten öte gitmez. Gitmiş gibi görülse de kalıcı değildir , kemalâtlı kullarına benzemez.

Sahih-i Buhari'nin (Tecrid-i Sarih Tercümesi) on ikinci cildinde Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet edilen hadisi şerifte

"Zikir meclislerini arayan melaikeler vardır. Zira melaikelerin gıdası zikrullahtır."

İmanları akıl ölçüsünden öte nasip almak istemeyenler için rahmeti ilahiler, manevi tedrisat görmediklerinden, onlar için elbette gariptir.

Hüküm ALLAH 'ın dır. Gerçek ilim ALLAH 'ın yed-i kudretindedir. Hikmet, buyurmuştur.

Hikmet, mü'minin kayıp malıdır, nerede bulursa alsın, hitabı ilahisi umuma şamil olup (biz Yusuf'a rüyanın tabirini öğrettik, ona hikmet verdik) buyurduğu gibi istisnai ilimlerin, istisnai vazifelilerde zuhuru görülür.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 23 Haziran 2014, 02:43:37 ÖÖ 02
Mutasavvifin şöyle der;

"Aklın yolu zan ve tahmindir. kalbin yolu temaşa ve hayranlıktır. Herkesin kulağı nağmelerde ilahi zevki bulamaz. İncir gibi tatlı güzel meyveleri her kuş yiyemez."

Gerçek açıklandığı zaman "peygamberlik iddia ediyor" zannederler. Mürşit vari-sün-Nebi 'dir, nedimi ilahidir. Vazifesi itibariyle Peygamber değildir, veraset mesuliyeti taşır.

Dervişin şahsına rahmet olan manevi tecelliler hayatta olan şeyhinin suretinde tecelli eder. Bu türlü zuhuratı izah yetkisi şeyhine verilmiştir. Vazifesi itibarı ile vesile kılınmıştır. Vesileye tabi olmak tertibi ilahidir.


Muhakkak ki, sana biat edenler ancak ALLAH 'a biat etmektedirler. ALLAH 'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de ALLAH 'a verdiği ahde vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir mükafat verecektir.
Fetih Sûresi, 10


Biatın özü yukarıdaki ayet'i kerimede gizli. Sakın "bu hitap asrı saadete mahsustu" diye, ALLAH 'ın rahmetini bir zamana mahsusmuş gibi göstermeye kalkışmalım. Halik 'ımıza zulüm isnat edildiğinden, Hazreti ALLAH  gücendirilmiş olur.

Bazı fıkıh alimleri mutasavvıflarla beraber yürümeyi reddetmiş. Bütün bu gerçeklere tarih boyu kulaklarını tıkamış öyle kalmışlar. Dilerim ki bu mana zıddiyeti mahşere kadar sürmesin "Adem a.s akıl derecesinden aşk derecesine ulaşınca bütün varlıklarda ALLAH 'ın güzelliğini görmeye başladı.

Her varlıkta ALLAH 'ın tecellisini gördü. Adem her şeyin hakikatını biliyordu ki, ona "alleme'l-esma" denildi."

Ne kadar ilim tahsil edilirse edilsin, ruh temizliğine önem verilmiyorsa, hakikat fakiri olunur, akli ölçüden başka meziyete sahip olmadığı için tasavvufî yaşantıları elbette kabul edemez.

Hazreti Kur'an-ı da bilgisinden öte izah edemez.

Etmesi de mümkün değildir.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 23 Haziran 2014, 02:59:52 ÖÖ 02
Gerçek ehli tarik, ehli tasavvufun her an yer yüzünde mevcudiyetleri ALLAH 'ın rahmetinin eksilmeyen tecellisidir. Bu rahmeti ilahi kıyamete kadar yer yüzünde mevcut olacak.

Olmaması zulümdür. Rabbımızı bu zulümden tenzih ederiz.

"Kıyamet kopmadıkça tövbe kapısı kapanmayacaktır" müjdesini iyi anlamak gerek.

Her zaman arayan nasiplisi, nasibini bulur. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Eğer murat değilsen, mürit ol-maya çalış. Kula bu rahmetin önü açık bırakılmıştır.

Murat olan ruh, ruhlar aleminde "Ben sizin Rabbınız değil miyim?" Hitabına tereddüt etmeden "beli" yani evet diyen ruhlar, daha dereceleri yücelsin diye kazanç yeri olan dünyaya, bila istisna bütün ruhlar cesetlenerek gönderildi.

Sonsuz rahmeti ilahinin zuhuru olarak yer yüzünü kulun hayrına tertip ve tanzim etti Hazreti ALLAH. Bahşedilen cüz'î iradesinden Beniademi sorumlu kılıp, elçileri vasıtası ile meka-rimi ahlak rahmetini bütün kullarına sermaye olarak lutfetmiştir.

Murat olan kul için rahmet yolu daha açık. Gazabı ilahiyi celbeden yollar murat için de açık ise de, avam gibi nefsani arzularının esiri değildir. Ufak bir kıvılcım muradı uyarmaya yeterli olur. Dereceleri yücelsin diye dünya lutfedilmiş kazanç yeridir.

Tasavvufta izah edildiği gibi "kavis" tabir edilir. Ruhlar cesetli olarak kavisi tamamlamak mecburiyetindedirler. Dünyada kavislerini tamamlamaya ömrü yetmeyen iman ehlinin kabir hayatına imanlarını götürebilenlerine kabir hayatında kavislerini tamamlama imkanı verilmiştir. Fakat dünya gibi kabir hayatı kazançlı olmayıp müddeti daha uzundur.

Acabasız, ALLAH 'ın birliğine iman eden, elçisi olarak resüllerine, semavi kitaplara, suhuflara, meleklerine, öldükten sonra dirileceğine, hayır ve şerrin ALLAH 'tan olduğuna iman eden bahtiyarlar murattır.

Mutlak adalet sahibi olan Hazreti ALLAH onları kafir olarak huzuruna götürmez.

"Murat nazdadır, mürit niyazdadır" denildi.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 23 Haziran 2014, 06:52:53 ÖS 18
Allah ’ın kanunları aklın dışında değil ama, akıl, bütün kanun-ı İlahi ’yi ölçecek kabiliyette değildir.

Hazret-i ALLAH hiç bir kulunu adaleti icabı rahmetinden mahrum koymamış, yeryüzüne elçi göndermediği zaman veraset taşıyan varisü’n-Nebi ki, ALLAH ’ın Evliya 'ları ile kullarının, Peygamberinin getirdiği şeriat üzere yaşamaları ve biat Rahmetinden de mahrum koymamış!

Cümle güç kuvvet hazreti ALLAH ’a mahsustur.

- - Ne Peygamber efendilerimizin,

- - Ne de Evliyaullah 'ın,

- - - - Ne gazab-ı ilahiden kişiyi kurtaracak gücü,

- - - - Ne de dilediğini cennetlik yapacak yetkileri vardır...!

Bu gücü kendinde varmış gibi göstererek mürşitlik iddia eden kişi sahtekar ve zındıktır... Güç, kuvvet, affu mağfiret, yaşatmak, öldürmek, diriltmek, rızıklandırmak yalnız ve yalnız Hazret-i ALLAH ’a mahsustur.

Bu yönlü, peygamber efendilerimiz de salahiyetli değildir. Efendimiz s.a.v ;

“Ya Fatıma, kalk namaz kıl. Sakın, babam peygamber diye ihmal etme. ALLAH ’ın rahmeti olmadan ben de bir şey yapamam.” buyurmuşlardır.

Güzelliklerin zuhuruna Hazret-i ALLAH Din-i İslam ’ı vesile kılmıştır. Emr-i ilahiler küllü rahmettir.

Şunu iyi bilelim ki: Rahmet-i ilahiyenin kafirden zuhuru; gazabı ilahinin mü-min 'den zuhuru görülmemiştir. Ve dahi düşünülemez de!

Dünya hayatındaki tanzim edilen ilahi vazifelerini, ahirette lüzumlu olan azığını, dünyada iken umursamayan insan, iki cihanda da rahmet-i ilahiyeden mahrumdur!



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 23 Haziran 2014, 07:29:56 ÖS 19
 DİKKAT EDELİM .! HAZRET-İ ALLAH ZATİ SIFATI İLE MEKÂNDAN MÜNEZZEHTİR.! 

FİİLİ SIFATI İLE HER YERDE HAZIR VE NAZIRDIR.

BÜTÜN ALEMDE GÖRÜNEN MADDİ ZUHURATLAR BİZATİHİ DEĞİLDİR, İZAFİDİR, MECAZİDİR.

HAKİKATİN MADDE ALEMİNE YANSIMASIDIR.


"YERDE ALLAH, GÖKTE ALLAH” DİYE HİTAPLAR DA DOĞRU OLMAYIP, HATADIR.

Bütün kainat; Allah ’ın ilim ve iradesinin tezahürüdür. Bizatihi tecellisi değildir, fiiliyatının tecellisidir…

Fiili sıfatları bizim alemde gördüğümüz her şey, her varlık onun varlığından ibarettir. Bir aynaya vuran ışık kaynağı gibi.

Her görüşün ufku vardır, hudutludur. ALLAH ’ın görüşünün ve bilişinin hududu ve ufku yoktur.

Tasavvufta akla bu sebepten dolayı önem verilmez.

Akıl, sadece kişinin kendi anladığı kadarını ifade eder, Allah 'ın buyruğunu değil.

Kuran 'dan ayetler ifade edilirken, parantez ve tırnak içi yazılara dokunmadan, yazarın kendi görüş ve düşüncesine pirim vermeden, ayetin öz manasından çıkmadan paylaşmanın bu yüzden değer ve önemi büyüktür.

“Adem “yok” demektir.

Hala Ademlikte kaldı ise kişi; yok, hiç terakki edememiş demektir.!

Ademlikten kurtulup, "İNSAN" olmayı, Rabbımız cümlemize de nasip eylesin inşaallah.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 23 Haziran 2014, 07:44:55 ÖS 19

evet bu lafız da hadis vardır.


Demişsin, tabii kendince bir sürü açıklamalarla beraber.. Ve benim için hadis tartışması bitmiştir.  


"Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum,

onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.

O emanetler,

Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve

Peygamberin sünnetidir.


Uymak, uymamak, uygulayıp, uygulamamak senin sorunun. Beni ilgilendirmiyor.



sözlerin çok yüzeysel ve haberden bihaber gibisin. sünnet kelimesi fiili ve kavili bir arada barındırır. hadisde kavli ve fiili içinde barındırır. sünnet fiil ile hadis söz ile meşhurdur. senin yaptığın bu tahsisi ehli islamdan hiçbir kimse yapmamıştır.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 23 Haziran 2014, 07:54:20 ÖS 19

sözlerin çok yüzeysel ve haberden bihaber gibisin. sünnet kelimesi fiili ve kavili bir arada barındırır. hadisde kavli ve fiili içinde barındırır. sünnet fiil ile hadis söz ile meşhurdur. senin yaptığın bu tahsisi ehli islamdan hiçbir kimse yapmamıştır.


Hala ordamısın kalemşör.? Madem ki aşağıdaki hadisten haberdarsın ..! Lüzum arzetmez... Dilediğine sarılabilirsin.


"Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum,

onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.

O emanetler,

Allah'ın kitabı Kur-an-ı Kerim ve

Peygamberin sünnetidir".





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 23 Haziran 2014, 08:07:25 ÖS 20

sözlerin çok yüzeysel ve haberden bihaber gibisin. sünnet kelimesi fiili ve kavili bir arada barındırır. hadisde kavli ve fiili içinde barındırır. sünnet fiil ile hadis söz ile meşhurdur. senin yaptığın bu tahsisi ehli islamdan hiçbir kimse yapmamıştır.


Hala ordamısın kalemşör.? Madem ki aşağıdaki hadisten haberdarsın ..! Lüzum arzetmez... Dilediğine sarılabilirsin.


"Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum,

onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.

O emanetler,

Allah'ın kitabı Kur-an-ı Kerim ve

Peygamberin sünnetidir".





bu rivayetten yola çıkarak sünnet ile hadisi tefrik edip hadislerin bağlayıcılığını sakıt eden senden başka insanevladı yok. bu dediğin lugate göre de kurana göre de sünnete göre de hatta aynıyla batıl olan kıyasa göre de batıllığı açık bir şey. kuran nebinin emirlerinin yerine gelmesini istemektedir. bizim nebinin emirlerini tefrik etmeye ya da tahsis etmeye yetkimiz yok. biz şarii değiliz ittiba edeniz.!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 23 Haziran 2014, 08:17:50 ÖS 20

bu rivayetten yola çıkarak sünnet ile hadisi tefrik edip hadislerin bağlayıcılığını sakıt eden senden başka insanevladı yok. bu dediğin lugate göre de kurana göre de sünnete göre de hatta aynıyla batıl olan kıyasa göre de batıllığı açık bir şey. kuran nebinin emirlerinin yerine gelmesini istemektedir. bizim nebinin emirlerini tefrik etmeye ya da tahsis etmeye yetkimiz yok. biz şarii değiliz ittiba edeniz.!




Kullanmış olduğum ifadelerden, benim hadis karşıtlığım gibi bir sonucu çıkartıyor isen, bu tamamen senin şahsını ilgilendirir. Ben bundan beriyim.

Mevzu, sen, ben meselesi değil. Allah 'ın buyruğu, Allah 'ın emri.

Allah emretti, Peygamber uyguladı.

Uyulması, uygulanması gereken, hadisler değil, "ALLAH 'IN KELAMI, HZ. KURAN" 'dır.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 24 Haziran 2014, 10:38:53 ÖÖ 10
kendini çok akıllı mı zannediyorsun. hem sadece kur'an de hem de ben hadislere karşı değilim ki de. bu neyin perhizi, neyin lahana turşusu.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 24 Haziran 2014, 10:00:41 ÖS 22
Akıllı olduğumu ifade eder bir şey yazmadım. Sana göre akılsız da olabilirim. Yazımda turşudan da bahsetmedim ama ..? Turşuyu kimin yediğine bir bakalım ;

Hadis diye bir şey yoktur demeden sana cevap verme şeklimdi o.

Hadislerin Kuran 'a göre bağlayıcılığı yoktur. Hadis adı altında insanlara neler yutturmuyorlar ki.? Benim ilgi alanım değil. Dilediğinle, dilediğin şekilde ol. Neye uyarsan uy, neyi uygularsan uygula.

Peygamber Efendimizin veda hutbesinde söylediklerini aklından çıkarma, akıllı kardeşim.

"Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum,

onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.

O emanetler,

Allah'ın kitabı Kur-an-ı Kerim ve

Peygamberin sünnetidir".



Ben bu çağrıya uydum. Seni bilmem ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Elemîn üzerinde 25 Haziran 2014, 12:58:23 ÖS 12

Es selamu aleykum


Sayın Osisko



‘’ Uyulması, uygulanması gereken, hadisler değil, "ALLAH 'IN KELAMI, HZ. KURAN" 'dır. ‘’


Diyorsunuz.


Hemen peşinden de ,


 Peygamber Efendimizin veda hutbesinde söylediklerini aklından çıkarma, akıllı kardeşim.

"Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum,

onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.

O emanetler,

Allah'ın kitabı Kur-an-ı Kerim ve

Peygamberin sünnetidir".


Ben bu çağrıya uydum. Seni bilmem ..!




Demektesiniz.

Farkında mısınız bilmiyorum ama mütemadiyen hemen yukardaki hadisi = peygamber  sözünü kullanarak  hadislere karşı menfi bir tutum sergiliyorsunuz. İki satır yukarda ‘’ uyulması  gereken hadisler  değil  ‘’ derken hemen aşağısında ‘’ ben bu çağrıya uydum… ‘’  diyorsunuz.

Hata araştırıp/bulup bunu ’’ mal bulmuş mağribi  gibi ‘’ ortaya çıkarmayı asla sevmem ve de müdahil olmak hiç  istemiyor(d)um , fakat bilmem kaçıncı defadır ‘’ bu yaman çelişkinizi ‘’  tekrar ediyorsunuz.

Ben’’ perhiz, turşu , vb ‘’ den bahsetmekden ziyade yeri gelmişken şunu söyleyeceğim müsadenizle :

Bir kişi ‘’hadis inkârcısı ‘’, ‘’ hadis küçümseyicisi ‘’ , ‘’ hadis göz ardı edicisi  ‘’ , vb olabilir  ;  bu kendisinin – bence – çok vahim ve ciddi bir sorunudur. Ancak bunlardan  olup da işine geldiği ve/veya kendini haklı çıkarmak için  hadisleri ve  hatta olur olmaz rivayetleri dahi kullanıp onları delil olarak ileri sürmekten çekinmeyen kimselere tahammül etmek gerçekten çok zor ve baya bir sabır istiyor.


Allah (cc)’na emanet olunuz.








Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 25 Haziran 2014, 09:25:45 ÖS 21
sünnet kelimesi hadisin kendisini ihtiva eder. cehaleti kendi kalbine itikat edinen kimse bilmez mi ki? kavil olmadan yaşam tarzı olmaz. kuranın nebiye emrettiği beyan hiç olmaz.  sitede sözde sadece kuranı alırız diyenler kurandan daha fazla kendi rey ve kıyaslarını yazmaktan çekinmiyorlar.  nebinin emirlerinin sıradan birer rey gibi bakıldığı yerde islamdan söz edilebilir mi! nebinin emirlerine karşı gelenler, başlarına bir musibetin gelmesinden ya da belanın inmesinden çekinsinler, diyen kuranın ortaya koymuş olduğu dinden ne kadar uzakta olduklarını görmüyorlar mı?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 26 Haziran 2014, 01:05:19 ÖÖ 01

Allah'ın kitabı Kur-an-ı Kerim ve

Peygamberin sünnetidir".

Ben bu çağrıya uydum. Seni bilmem ..!


Demektesiniz.

Farkında mısınız bilmiyorum ama mütemadiyen hemen yukardaki hadisi = peygamber  sözünü kullanarak  hadislere karşı menfi bir tutum sergiliyorsunuz. İki satır yukarda ‘’ uyulması  gereken hadisler  değil  ‘’ derken hemen aşağısında ‘’ ben bu çağrıya uydum… ‘’  diyorsunuz.

Hata araştırıp/bulup bunu ’’ mal bulmuş mağribi  gibi ‘’ ortaya çıkarmayı asla sevmem ve de müdahil olmak hiç  istemiyor(d)um , fakat bilmem kaçıncı defadır ‘’ bu yaman çelişkinizi ‘’  tekrar ediyorsunuz.

Ben’’ perhiz, turşu , vb ‘’ den bahsetmekden ziyade yeri gelmişken şunu söyleyeceğim müsadenizle :

Bir kişi ‘’hadis inkârcısı ‘’, ‘’ hadis küçümseyicisi ‘’ , ‘’ hadis göz ardı edicisi  ‘’ , vb olabilir  ;  bu kendisinin – bence – çok vahim ve ciddi bir sorunudur. Ancak bunlardan  olup da işine geldiği ve/veya kendini haklı çıkarmak için  hadisleri ve  hatta olur olmaz rivayetleri dahi kullanıp onları delil olarak ileri sürmekten çekinmeyen kimselere tahammül etmek gerçekten çok zor ve baya bir sabır istiyor.

Allah (cc)’na emanet olunuz.


Aleyküm selam Elemin ,

Allah'ın kitabı Kur-an-ı Kerim ve Peygamberin sünneti".

Evet ben bu çağrıya uydum.

Hadislere yapışılmaması gerektiğine vurgu yapmak, kalemşör 'ün "bizler hadislere yapışanlarız" sözüne cevaben veda hutbesini paylaştım. Ben hadislerle hareket etmem. Kuran bana yeter ve yetiyor da.

Yani Peygamberin sözlerine yapışmış olan bir kişinin Efendimiz s.a.v 'in veda hutbesinde söylemiş olduğu sözleri atlamaması gerektiğine vurgu yapmak için o kelimeyi kullandım.

Hadisler Kuran 'ın önüne geçemez. Hadislerle fazla içli dışlı olmak kaybettirir. Kuran 'a uygun görülebilecek, fakat, gerçekle alakası olmayan bahsedilen bu hadisler hiç de yabana atılır gibi değil.

Yoksa kişi inancında, itikadında mutmain olduktan sonra mesele bitmiştir.

Paylaşımlarım uyarı, ikaz demesek de, bilgilendirmek maksadından öte değil.

VEDA HUTBESİ ,hadise yapışanlara, dikkat çekici bir örnektir.

Siz de Allah 'a emanet olunuz.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 26 Haziran 2014, 01:41:16 ÖÖ 01
sünnet kelimesi hadisin kendisini ihtiva eder. cehaleti kendi kalbine itikat edinen kimse bilmez mi ki? kavil olmadan yaşam tarzı olmaz. kuranın nebiye emrettiği beyan hiç olmaz.  sitede sözde sadece kuranı alırız diyenler kurandan daha fazla kendi rey ve kıyaslarını yazmaktan çekinmiyorlar.  nebinin emirlerinin sıradan birer rey gibi bakıldığı yerde islamdan söz edilebilir mi!nebinin emirlerine karşı gelenler, başlarına bir musibetin gelmesinden ya da belanın inmesinden çekinsinler, diyen kuranın ortaya koymuş olduğu dinden ne kadar uzakta olduklarını görmüyorlar mı?


Arkadaş,

Peygamber neye uymuş, neyi uygulamış.? Elbette Kuran 'ı ..!

Nebi emretmemiş, emredileni, yerine getirmiş, uymuş, uygulamış, emredileni tebliğ etmiştir.

Allah c.c "Kuran 'ın koruyucusu ve kollayıcısı benim" buyuruyor. Hadisleri kim koruyor.?

Kuran 'ın bile tefsirinde, mealinde parantez ve tırnak içi yazıları aldığında farklılıklar, ortaya çıkabiliyor. Fakat yazarların kendi görüş ve düşüncelerini ifade eden bu yazılara dokunmadığında, Kuran 'ın özüne ulaşılmış olunur.

Peki hadislerde böyle bir durum söz konusu mu.?

Nasıl ve ne şekilde inandığı, iman ettiği kişinin kendisini ilgilendirir. Kendi iç alemin neyi işaret ediyorsa, sen oraya bak, beni boş ver..

Bana Kuran yetiyor.




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 26 Haziran 2014, 02:26:01 ÖÖ 02
Rahman ve Rahim olan allah’ın adı ile;

Osisko; Anladığım kadarıyla siz sünnet inkarcısınız yani hadis ateistisiniz. Varsayalım ki birileri de senin  Kur’an bana yeter dediğin kitabın ateistidir. Bu durumda bu kişinin sana bazı soruları olacak. Bu soruları cevaplandırırken sizden ricam hiçbir nakil yoluna gitmeden sadece Kur’an ve akıl planında cevaplayınız.

1-Allah’ın varlığının delili nedir.? (Bu soruyu akılla ve naslarla açıkla )

2-Kur’an dediğin kitabın Allah’ın kitabı olduğunun delili nedir? (Bunu da bunu hem akılla hem naslarla açıkla)

3-Bir kişinin peygamber oluşunun delili nedir.? (Bunu akılla açıkla)

4-En mühüm sorum; Kur’an dediğin kitabın tahrif edilmediğine,içerisine sokuşturulmalar ve çıkarılmalar olmadığına ve korunduğuna dair delilin nedir? Yalnız bana Hicr/Suresi/9.ayeti delil getirme o ayeti bilen biri olarak sana bu soruları yöneltiyorum çünkü komik duruma düşersin. Senin de diğer mealciler gibi komik duruma düşmeni istemem. (Bu soruyu akılla açıkla)

5-İncil ve Tevratın tahrif edildiklerinin delili nedir? (Bunu nas ve akılla açıkla)

Bunları açıkla üzerine konuşalım bakalım Kur'an dinini ne kadar biliyorsun;


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 26 Haziran 2014, 02:53:35 ÖÖ 02
Hazret-i ALLAH, Kur'an-ı Kerim'in çok yerinde "EVLİYA" diye açık bildirdiği halde, Türkçe'de her mevzuda kullanılan, "Evliya"nın manasını yansıtmayan "dost" kelamını kullandık.

Kur'an'ın manasında yaptığı tahribatın şimdi acısını çekiyor ve yaşamak demek caiz ise yaşıyoruz. Bu zarardan kurtulmak şöyle dursun, kurtulmak da istemiyor gibi bir tutumu benimsedik.

Mü'min zatları ve Evliyaullahı yer yüzünde değil, ticari kitaplarda arıyoruz. Bilemiyoruz ki, Hazret-i ALLAH dünyayı adaleti icabı bu rahmetinden hiçbir zaman mahrum etmedi. Etmeyecektir de..

Cümle kullarında mü'min sıfatının tecelli etmesi için ilm-i tevhit, amel-i tevhit bizlere de yaşamak ihsan etsin, inşaallah.

Mutasavvifin der ki;

ALLAH 'ın kulları ümmet olarak, millet olarak, ehli kitap dahi neden bize düşman oldular.?

ALLAH 'ımız bir, dinimiz bir İslam, peygamber efendilerimiz, ALLAH elçileri kardeştirler. Bu düşmanlık, bu ayrılığın anlamı ne.? Cehlimizle bu ayrılığın tarih boyu zararını çektiğimiz yetmedi mi .?

İlim olsun, irade ve talep olsun Resul-i Ekrem s.a.v 'in getirdiğine uygun olmalıdır, Tabii biz Muhammediler için.

İradeden yüz çevirip mücerret ilmi isteyen "kelamcılar",

İlimden vazgeçip yalnız iradeyi talep eden bir kısım "tasavvufçular",

ALLAH elçilerinin getirdiği emr-i ilahilere aykırı ilim ve irade isteyen "bid'at erbabı",

Peygamber Efendimiz'in getirdiği emr-i ilahiyi önemsemeyip ilim ve iradeyi talep eden "filozoflar" dalalette kalmışlardır.

Ancak, ALLAH elçilerinin getirdiğine muvafık bir surette ilim ve iradeyi isteyen kimseler hidayete ermişlerdir.

Tevhit: Ehl-i hakikat dilinde ALLAH 'ın zatını zihinlerde tasavvur ve vehimlerde, hayallerde tahayyül edilen şeylerden tecrit etmektir. Bu hal üç surette vücut bulur:

1- Rububiyetini bilmekle,

2- Birliğini ikrar etmekle,

3- ALLAH 'a hiçbir şeyi eş tutmamakla.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 26 Haziran 2014, 04:05:09 ÖÖ 04
Rahman ve Rahim olan allah’ın adı ile;
Osisko; Anladığım kadarıyla siz sünnet inkarcısınız yani hadis ateistisiniz. Varsayalım ki birileri de senin  Kur’an bana yeter dediğin kitabın ateistidir. Bu durumda bu kişinin sana bazı soruları olacak. Bu soruları cevaplandırırken sizden ricam hiçbir nakil yoluna gitmeden sadece Kur’an ve akıl planında cevaplayınız.



Ben iman ve inanç konularında aklımı kullanamıyorum. Bu durumda akıl kullanabilecek babayiğitler varsa, aklı kullanmak onun işi olsun.


Yalnız Kuran ile iştigal etmek sünnet inkarcılığı (diye bir şeyi asla kabul etmem mümkün değildir) manasına geliyor ise, (tabii size göre) öyleyimdir.

Siz hadislere yapışan kişiler, Kuran'ı Muhammed s.a.v 'de mi gördünüz..?

Yoksa Kuran 'da Muhammed s.a.v 'i mi gördünüz.?

Kuran 'a uyup, uyguladığınız zaman Peygamberin sünnetini ifa etmiş olmuyor musunuz.? Kuran 'da mı sünnet, sünnette mi Kuran..? Bu nedenledir ki, Kuran yeterli değil mi.?

Size de sorayım;

"Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum,

onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler,

Allah'ın kitabı Kur-an-ı Kerim ve

Peygamberin sünnetidir".

Benim bahsettiklerim bunun dışında mı.? Kullanmış olduğum bu ifade sünnet inkarcılığı, hadis ateistliği anlamına mı geliyor.? Yazık..! Emin olmadığım bir konuda neden paylaşımda bulunayım, Kuran yetmiyor mu.?

Ben Rabbimin buyurduğu ile iştigal ettiğim müddetçe, hepsi onun içerisinde. Sen merak etme.



4-En mühüm sorum; Kur’an dediğin kitabın tahrif edilmediğine,içerisine sokuşturulmalar ve çıkarılmalar olmadığına ve korunduğuna dair delilin nedir? Yalnız bana Hicr/Suresi/9.ayeti delil getirme o ayeti bilen biri olarak sana bu soruları yöneltiyorum çünkü komik duruma düşersin. Senin de diğer mealciler gibi komik duruma düşmeni istemem. (Bu soruyu akılla açıkla)

En mühim sorum dediğin soruyu, iman etmiş bir kişi olarak soruyor isen, imansızsın derim.

Bana bu türlü soruları sormanın da imanındaki zafiyetten olduğunu düşünüyorum.

Kuran 'ın içerisine ilave ve eksiltmeler olmamıştır. Diğer kitaplarda olduğu gibi. Allah 'ın kelamında hiç bir değişiklik, hiç bir tahribat ve tahrifat söz konusu değildir, olamaz.

Aksini iddia eden kişinin imanında noksanlık var demektir.

Parantez ve tırnak içi yazılara dokunmadığın müddetçe bu gerçek değişmez.

İmanımın gereği olarak Amentünün altı şartına da acabasız iman ettim.

-Allah 'ın varlığına ve birliğine,
-Bütün Melaikelerine,
-Bütün indirilen Kitaplarına (Zebur, Tevrat, İncil ve Kuran 'ın "HAKK KİTAPLAR" olduğuna, suhuflar dahil)
-Bütün Resullerine (Birbirinden ayırd etmeden hepsine de)
-Ahiret hayatına, kaderin, hayır ve şerrin ancak Allah 'tan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye
-Kelime-i şehadet'e (Şahitlik ederim ki Allah 'tan başka ilah yoktur. Ve yine şahitlik ederim ki Muhammed s.a.v Allah 'ın kulu ve Resulüdür).

Kelime-i şehadetin manasını yaşayanlardanım elhamdülillah.. Rabbimi ve Peygamberimi biliyorum.

İnanç ve imanımın gereği olarak varlığına inanmak zorunda olduğum Allah 'a inandığım için bu kelimeyi kullanmıyorum. Rabbimi ve Peygamberimi biliyorum, gerçek şahidiyim..

“MEN AREFE NEFSEHU FEKAD AREFE RABBEHU”
(nefsini bilen ALLAH ’ı bilir) buyruldu.

Peki ya sen .?


5-İncil ve Tevratın tahrif edildiklerinin delili nedir? (Bunu nas ve akılla açıkla)

ALLAH KELAMI OLAN , ZEBUR, TEVRAT, İNCİL, KURAN-I KERİM ...  

TAHRİF EDİLMEMİŞTİR, TEK BİR NOKTASINDA DEĞİŞME YOKTUR.  

Benim böyle bir iddiam olmadı. nereden çıkardın anlamadım..! Yukarıda ifade ettim. Amentü benim imanımın özü..


Bunları açıkla üzerine konuşalım bakalım Kur'an dinini ne kadar biliyorsun;
[/color][/b]

Kuran ilmimin olduğunu da ifade etmedim ama..! İslam Dini hakkında her şeyi konuşabilirim. hadislere dokunmadan, Kuran ayetleri ile..

Aklım erdiği, dilim döndüğü kadar .



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 26 Haziran 2014, 05:11:43 ÖÖ 05
Rahman ve Rahim olan allah’ın adı ile;

Osisko; Anladığım kadarıyla siz sünnet inkarcısınız yani hadis ateistisiniz. Varsayalım ki birileri de senin  Kur’an bana yeter dediğin kitabın ateistidir. Bu durumda bu kişinin sana bazı soruları olacak. Bu soruları cevaplandırırken sizden ricam hiçbir nakil yoluna gitmeden sadece Kur’an ve akıl planında cevaplayınız.

1-Allah’ın varlığının delili nedir.? (Bu soruyu akılla ve naslarla açıkla )

2-Kur’an dediğin kitabın Allah’ın kitabı olduğunun delili nedir? (Bunu da bunu hem akılla hem naslarla açıkla)

3-Bir kişinin peygamber oluşunun delili nedir.? (Bunu akılla açıkla)

4-En mühüm sorum; Kur’an dediğin kitabın tahrif edilmediğine,içerisine sokuşturulmalar ve çıkarılmalar olmadığına ve korunduğuna dair delilin nedir? Yalnız bana Hicr/Suresi/9.ayeti delil getirme o ayeti bilen biri olarak sana bu soruları yöneltiyorum çünkü komik duruma düşersin. Senin de diğer mealciler gibi komik duruma düşmeni istemem. (Bu soruyu akılla açıkla)

5-İncil ve Tevratın tahrif edildiklerinin delili nedir? (Bunu nas ve akılla açıkla)

Bunları açıkla üzerine konuşalım bakalım Kur'an dinini ne kadar biliyorsun;



"Bunları açıkla üzerine konuşalım bakalım Kur'an dinini ne kadar biliyorsun" gibi bir cümle kullanmak, benliğin, gurur ve kibrin, ucup'un bir göstergesidir.

Kuran dini diye bir ifade ise, sizin dininizi ne kadar iyi tanıyıp, bildiğinizin ayrıca bir göstergesi.

Kendimi, birşeyleri, hele ki İslam dini ile alakalı hiç bir şeyi ispat etme gibi bir gayretim yok. Bunu da bilmenizde fayda olacağı kanaatindeyim.
 


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 26 Haziran 2014, 03:10:51 ÖS 15
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile;

Osiko; Ben hayatımda ilk kez senin düşüncene sahip bir insanla karşılaşıyorum. Konuyla ilgili tüm yazıları okuma imkanım olmadı uzun süredir forumdan uzak kaldım. Trafik kazası geçirdim bunun üstüne Allah’ın imtihanıdır ki bir sonraki gün evladımın düğünü varken bir önceki gece babamı kaybettim ve apar topar memlekete gittim bu sebeple foruma giremedim ve konuyu takip etme imkanımda olmadı. Ancak göz attığım bölümlerde gördüğüm şeyler gerçekten beni şok etti.

Çok mealci insanlarla karşılaşmışımdır,lakin hem mealci hem Tasavvuf şirk dinine mensup hem ateist hemde sıkıştığında nakil kullanan biriyle  ilk kez karşılaşıyorum. Bu sebeple dikkatimi çektiniz.

Osiko; Öncelikle merak ettiğim bir şey vardır siz Celalettin Rumiyi Şemsi Tebriziyi ve diğer mutasavvuf olarak bilinenleri kalkıp nasıl Abdul Kadir Geylani ile aynı kategoride paylaşa bildiniz doğrusu bunu anlayabilmiş değilim. Abdul Kadir Geylani hariç o ismini verdiğiniz zatlar bir kere tasavvufçu değil vahdeti-vucüt şirkini felsefe edinmiş birer şirkperesttirler. Daha sonra size bir link vereceğim orada “Hiçlik” veya “Bir” felsefesine sahip bu zatların İslam dinine verdikleri zararları göreceksiniz.

Osisko; Size her Müslümanın bilmesi icap eden bazı sorular sordum siz daha evvel bir ton yazı yazmanıza rağmen kalktınız sorularıma sorularla cevap vermeye çalıştınız. İnsan öncelikle kendisine sorulan sorulara yanıt verir ondan sonra varsa sorusu sorar öyle değil mi ?

Birinci Mesele;

Size; “Bu soruları cevaplandırırken sizden ricam hiçbir nakil yoluna gitmeden sadece Kur’an ve akıl planında cevaplayınız.” Dediğim halde neden nakil yaptınız? Bir yandan Kur’an korunmuş ancak hadisler korunmamıştır diyeceksiniz diğer yandan kalkıp  "Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, “ diyen nakil yapacaksınız. Bu çelişki değil mi?

Hani Kur’an sana yetiyor du.? Neden buna ihtiyaç duyuyorsun?

Osiko; Eğer sen dini konuşuyorsan korunmuş olduğuna inanmadığın bilgilerle neden dini referans veriyorsun bunu yapmak yanlış olmaz mı? Böyle davranmakla karşı tarafı aptal yerine koymuş olmaz mısın ?

Osiko diyorsun ki; Benim bahsettiklerim bunun dışında mı.? Kullanmış olduğum bu ifade sünnet inkarcılığı, hadis ateistliği anlamına mı geliyor.? Yazık..! Emin olmadığım bir konuda neden paylaşımda bulunayım, Kuran yetmiyor mu.?

Cevabım. Evet bu ateistliktir. Ateist inkarcı demektir. Sende hadis inkarcısısın ancak bu bölümleri fazla uzatmak istemiyorum. Daha sonra sana nübüvvet makamını yani sünnet makamının senin için ne ifade ettiğini soracağız inşaAllah.

Ya dediğim gibi bir yandan nakil yapıyorsun bir yandan Kur’an yetmiyor mu diye soruyorsun bende sana diyorum ki nakil yapma sadece sorularıma cevap ver.

Osiko sana bu bölümde bir soru daha yöneltiyorum Sünnet dinden bir cüz müdür? değil midir.?

Sorularımı sakın atlama tek tek cevap ver lütfen.

Deiyorun ki; En mühim sorum dediğin soruyu, iman etmiş bir kişi olarak soruyor isen, imansızsın derim.
Bana bu türlü soruları sormanın da imanındaki zafiyetten olduğunu düşünüyorum.Kuran 'ın içerisine ilave ve eksiltmeler olmamıştır. Diğer kitaplarda olduğu gibi. Allah 'ın kelamında hiç bir değişiklik, hiç bir tahribat ve tahrifat söz konusu değildir, olamaz.

Cevabım; Sen koskoca sünnet makamını inkar et hadis diye peygamber adına yalan uydur, sonrada FECR hocanın buna itirazına cevap verme, buna rağmen imanlı ol, bir başkası senin korunmuş dediğin ve korunmuşluğunu dahi delillendiremediğin kitaba bu soruyu yönelttiğinde imansız olmuş olsun öyle mi?  Eğer o imansızsa ki öyledir o halde sende sende sünneti inkar ettiğin için imansız olmuş olursun değişen ne?

Diyorsun ki; Kur’an içerisine sokuşturulmalar ve çıkarılmalar olmamıştır işte bizde bunun delilini senden istirham ediyoruz buyur söz senin.

Sonra diyorsun ki; Aksini iddia eden kişinin imanında noksanlık var demektir. Parantez ve tırnak içi yazılara dokunmadığın müddetçe bu gerçek değişmez.


Cevabım; Osiko; Sen iman ölçermatikmisin ki başkalarının imanın eksik veyahut fazlalığından söz ediyorsun.? Sana basit sorular sordum bunları cevapla bırak başka mevzulara dalmayı. Sana o soruları yöneltirken şöyle bir cümle kullandım”  Varsayalım ki birileri de senin  Kur’an bana yeter dediğin kitabın ateistidir.” O halde sen karşında böyle bir ateist olduğunu ve onunla konuştuğunu var say dedim.

Ateist birine senin imanın noksandır demek bile büyük bir cehalettir. Ona kalkıp amentünün şartlarını önüne sürüp sen buna iman etmemişsin demek ayrı bir cehalettir. Adam zaten inkarcı yani ateisttir. Şimdi bir hadis ateistine kalkıp senin imanın noksandır demek nasıl ki abesi iştikal ise aynı şekilde din konusunda ateist olana da bunu demek arızi bir durumdur. Buradan şu sonuç çıkmaktadır bazı insanlar bazı şeyler söylüyorlar ancak bu söyledikleri şeylerin sonuçlarının nereye varacağını bilmiyorlar. Yani anlayacağın ezbere konuşuyorlar.


İkinci Mesele;

Diyorsun ki; Kelime-i şehadetin manasını yaşayanlardanım elhamdülillah.. Rabbimi ve Peygamberimi biliyorum.

Cevabım; Şimdilik bu konulara girmek istemiyorum çünkü sen dinin bir bölümüne karşı ateistsin ve öncelikli olarak bunun hal edilmesi lazım. Çünkü sana dinin aslı nedir diye sorsam Allah bilir buna nasıl bir yanıt vereceksin.? Dün Yahudi ve Hıristiyanlar olduğu gibi bugünde kendisini İslam dine nispet eden milyarları aşan insanlar toplulukları vardır. Bunlara aslud-din nedir diye soru yöneltiğimiz de hep şunu gördük ki kişiyi İslam yapan bu temelden bile bi haberdirler. O sebeple bu bölümü atlıyorum.

Yine diyorsun ki; İnanç ve imanımın gereği olarak varlığına inanmak zorunda olduğum Allah 'a inandığım için bu kelimeyi kullanmıyorum. Rabbimi ve Peygamberimi biliyorum, gerçek şahidiyim..“MEN AREFE NEFSEHU FEKAD AREFE RABBEHU” (nefsini bilen ALLAH ’ı bilir) buyruldu.Peki ya sen .?

Cevabım; Osiko peygamberler Allah’ın varlığının delilerini nasıl getirdiler bunu bilmiyor musun?

Yoksa tıpkı Yahudi ve Hıristiyanlar gibi bilmediğin kafanda tahayyül ettiğin bir Allah inancına mı sahipsin.? Ben Allah’a peygambere inanıyorum diyorsun o halde bizde senden delil istiyoruz. Bunlar nasıl cevaplar böyle? İnsan inandığı Allah’ı zatında, sıfatlarında, fiilerin de bilmez mi? Elbette ki bilir. Zaten aksi taktir de Müslüman dahi olamaz.


Üçüncü Mesele;

Diyorsun ki; ALLAH KELAMI OLAN , ZEBUR, TEVRAT, İNCİL, KURAN-I KERİM ...  TAHRİF EDİLMEMİŞTİR, TEK BİR NOKTASINDA DEĞİŞME YOKTUR.  Benim böyle bir iddiam olmadı. nereden çıkardın anlamadım..! Yukarıda ifade ettim. Amentü benim imanımın özü..

Cevabım; Fe sübhanAllah gerçekten inanamıyorum şu cevaplara bakar mısın? Geçmiş kitapların tahrif oldukları kelimeleriyle oynandıkları beşer sözlerinin Allah’ın kitabındanmış gibi sunulduklarının haberini veren Kur’an ın ta kendisidir. Bana Kur’an yeter diyen adam tam bir Kur’an belengazi imişte bunu anladık.

Osiko bu kitapların korunmuş olan özlerine tabi olanlar bu kitaplarla insanlara hükm edenler Maide44-Maide/47 şüphesiz Müslümandırlar. Bu durumda senin iddia ettiğin perspektiften meseleye bakılınca Yahudi ve Hıristiyanlar da Müslümandırlar öyle değil mi? Eğer geçmiş kitaplar tahrif edilmemişlerse o halde bu kitapların asıllarının elimizde olması gerekir. Çünkü bu kitapların asıllarına Kur’an toz kondurmuyor. Ancak asılları yok ortada.

Yine diyorsun ki; Kuran ilmimin olduğunu da ifade etmedim ama..! İslam Dini hakkında her şeyi konuşabilirim. hadislere dokunmadan, Kuran ayetleri ile..Aklım erdiği, dilim döndüğü kadar .

Cevabım; Madem ki Kur’an ilmin yok mademki sünnet uzmanı değilsin o halde neden Allah’ın dini hususunda bilmeden konuşuyorsun.? Hiç Allah’tan korkmadan peygambere hadis isnat ediyorsun.?

Allah şöyle buyurmuyor mu?  

“İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Ali-İmran/66

Osiko sana bir Müslüman olarak tavsiyem bilmediğin şeylerin peşine düşme. Emin olmadığın iyice okuyup sindiremediğin meseleler hakkında olur olmaz konuşma şayet birtek insan dahi bu söylediklerinden etkilenmiş ise, ki bu mümkündür o halde bunun hesabını Allah veremezsin bunu bilmelisin.

Allah’u Teâl’a şöyle buyurmaktadır.

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.”İsra/36

Dördüncü mesele;

Diyorsun ki; "Bunları açıkla üzerine konuşalım bakalım Kur'an dinini ne kadar biliyorsun" gibi bir cümle kullanmak, benliğin, gurur ve kibrin, ucup'un bir göstergesidir. Kuran dini diye bir ifade ise, sizin dininizi ne kadar iyi tanıyıp, bildiğinizin ayrıca bir göstergesi.Kendimi, birşeyleri, hele ki İslam dini ile alakalı hiç bir şeyi ispat etme gibi bir gayretim yok. Bunu da bilmenizde fayda olacağı kanaatindeyim.

Cevabım; Allah- Teal’a Ali-İmran 7.ayette şöyle buyurmaktadır.

“Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.”


Tasavvuf şirk dinin mensuplarının en bariz hastalıklarından biride sürekli bir şekilde batınla uğraşmalarıdır. Bu ayete görede bu bir hastalıktır.Bunlara göre şeyh yani ermiş konumundaki zatlara ilmi-leddün adı altında bir ilim verilmiştir. Yine bu zihniyete göre bu ilim için bu şeyhlerin medrese eğitimi, okul eğitimi gibi hiçbir şey yapmadan bu ilme sahip olurlar. Bu sebeple evliya makamını peygamberlik makamından üstte tutarlar.

Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye (Rahimehullah) ında dediği gibi bunların şirkleri küfürleri Yahudi ve Hıristiyanlarınken daha büyüktür ve saymakla bitmez.. Gerek bu işin pirlerinden olan İbni Arabi olsun gerek onun talebelerinden olan Tilimsani ve Konyevi olsun gerekse daha sonraki kuşaklarda gelen  Mev-alanası ve hocası olan sapık şemsi Tebrizi olsun evet bunlar ve daha birçok sözde ermişler şirkin küffarın birer temsilcisi olarak tarihteki yerlerini almışlardır.

Biz Müslümanlar dinimizin korunduğuna yakinen iman edenleriz. Ne bu sapıkların nede diğer müsteşriklerin bir takım şüphe tohumları ekmeleri bizi asla şüpheye düşürmemiş zaten düşüremez de.

Osiko; Kibir gurur kalbi bir haldir size diyorum ki siz artık batını bırakıp da zahire baksanız bu sizin için çok daha hayırlıdır. Kur’an,Kur’an dedin sorduğum hiçbir soruya Kur’an dan bir tek ayetle cevap veremedin. Buradan da anlaşılıyor ki sen kendini nispet ettiğin dinden dinin temel kaynaklarından dahi bi habersin. Rabbim sana inşallah hidayet nasip ederde belki senden kurtulanlardan olursun. Senin için dua etmekten başka bir şey elimden gelmiyor maalesef.

Şu cümlene bakar mısın? Kendimi, birşeyleri, hele ki İslam dini ile alakalı hiç bir şeyi ispat etme gibi bir gayretim yok”

Bu nasıl bir cümle böyle osiko; Bir muvahhid elbette ki kendi dinini ispat eder ve dininin delillerini bilir. Aksi takdirde delillerini bilmediği bir dine kendisini nasıl nispet edebilir ki? Bu eşyanın tabiatına da aykırı değil mi?

Neyse; Son olarak şunu söyleyebilirim ki sen aslud-dinin ne olduğunu bu aslı neyin bozduğunu henüz kavramış gibi gözükmüyorsun. Dinin aslını bilmeyen bu aslı elde edememiş olarak kabul edilir dolaysıyla Müslüman olma hüviyetini elde edememiş demektir. Kişi İslam ile şereflenmedikçe konuşacağı tartışacağı tüm meseleler de doğal olarak bozuk çıkar.

İddia ediyorum ki sizinle hangi mesele olursa olsun burada konuşsak hepsi bozuk çıkar. Çünkü İslam dininde temel kuralllar ve kaideler kriterler vardır. Tahsisler,mecburiyetler,
Zaruriyeletler,kıyaslar bu kaideler üzerinden konuşulur.

Celalettini Rumi ile Abdulkadir Geylaniyi aynı kategoriyi koyduğun zaman sana bu iki zatın itikatlerini sorarlar bu bir kuraldır. Tıpkı Ebu Cehil ile H.z Ömeri (r.a) yı aynı kategoriye koyan birilerine bunu hangi nassa göre yada hangi kritere göre yaptın demek gibi.

Çünkü bu iki zattan biri İslamı temsil ederken diğeri ise küfrü temsil ediyor dolaysıyla hiçbir akıl sahibi bunları aynı kategoride değerlendirmez ancak Mustafa İslamoğlu gibi yoldan sapmışların dışında. Vesselam.

“Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum.” Araf/62




Konu Başlığı: Ynt: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kutbay üzerinde 26 Haziran 2014, 06:30:28 ÖS 18
Geçmiş olsun ve Allah sabırlar versin Ezhattım kardeşim


Konu Başlığı: Ynt: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kutbay üzerinde 26 Haziran 2014, 06:41:59 ÖS 18
Ayrica, cok hizli giris yaptiniz ozellikle son mesajiniz cok yogun.

Sorulariniza yanit almak istiyorsaniz blok blok gitmeyi tercih edin lutfen. Eminim osisko kardesimiz cevaplayacaktir. Aksi taktirde yazilarinizin tumunu, muhatabi gibi bizlerinde okumasi mumkun olmayacaktir.

Anlayisiniz icin simdiden  tesekkur ederim


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 26 Haziran 2014, 07:19:45 ÖS 19

Diyorsun ki; Kur’an içerisine sokuşturulmalar ve çıkarılmalar olmamıştır işte bizde bunun delilini senden istirham ediyoruz buyur söz senin.

Bir yandan Kur’an korunmuş ancak hadisler korunmamıştır diyeceksiniz diğer yandan kalkıp  "Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, “ diyen nakil yapacaksınız. Bu çelişki değil mi?

Hani Kur’an sana yetiyor du.? Neden buna ihtiyaç duyuyorsun?

Osiko; Eğer sen dini konuşuyorsan korunmuş olduğuna inanmadığın bilgilerle neden dini referans veriyorsun bunu yapmak yanlış olmaz mı? Böyle davranmakla karşı tarafı aptal yerine koymuş olmaz mısın ?



Ne İslam 'dan haberin var, ne inanç, ne imandan.

Neyi ispat etmem gerekiyor.? Kuran-ı Kerim 'in Allah Kelamı olduğunu mu.?

Sen öncelikle benim ifadelerimi çürütmeye yönelik bu tutum ve davranışlarından vazgeç.

Değişen, değiştirilen nedir.? ALLAH 'IN KELAMI HZ. KURAN 'mı.?

İlave veya eksiltmenin olabileceğini düşündüğün şey nedir.? ALLAH KELAMI mı.? Yazık ..

Zerresine zarar dokunamaz, dokunmamıştır. Değişen veya değiştirilen, ilave veya eksiltme yapılan Allah 'ın kelamı değil, ancak kulun kendi kelamı olabilir. Senin kullandığın cümle gibi.

Batıni ilim olmadan, zahiri ilimle hiç bir yere varamazsın. Kendi kabının içerisinde döner durursun. Ne Allah 'ın Dini 'nden haberin olur, ne Tevhid ilminden, ne Vahdet-i vücudu idrak edebilirsin, ne de Allah 'ı bilmen gerektiği gibi bilirsin.

Kaptan-ı Derya 'lığını ilan ediyorsun. Eldeki bir kalıp peynir ile, mandıra olunmaz.

Açıkça ifade ediyorum; Allah 'ın Kelamı Kuran var iken, neden hadis adı altında emin olmadığım, "Peygamberin sözleridir" diye sunulan yazılara itibar edeyim.? Madem ki Kuran içerisinde sünnet mevcut, sünnet de Kuran 'dan ayrı değil..!

Benin ifademde sana rahatsızlık veren ne.? Hadislerle ilgilenmiyorum.

Madem ki Dinin sahibi Hz. Allah, Kuran da Allah 'ın Kelamı ..! Ayetler bana yeter. Tekrar ediyorum, Hadisler benim reddettiğim bir şey değil, üzerinde konuşacağım, tartışacağım konu hiç değil.

Ben AYETLER ile ilgileniyorum. Allah dediğim zaman nasıl ki bütünüyle esma-ül hüsna 'yı ifade etmiş oluyorsam, Kuran bana yeter dediğim zaman da, hem ayet, hem sünnet hepsi bir bütündür zaten. Dışında değil.

Veda hutbesi örneğini ifade ettim ama hala sıkıntılı bir durum söz konusu. Hadislere yapıştığını ifade etmiş olan o kişiye, peygamber efendimizin hitabı ile cevap verdim, hepsi bu. Madem ki hadislere yapıştınız, bu da size göre hadis. "Neden bu söze önem ve ehemmiyet vermiyorsunuz" manasında..!

Bakış açınızı değiştirin. Doğrudan sonuca müdahale ettiğinizde hiç bir sonuç alamazsınız. Dolayısı ile sonucu değiştiremezsiniz.

Diyorsun ki; dini konuşuyorsan korunmuş olduğuna inanmadığın bilgilerle neden dini referans veriyorsun bunu yapmak yanlış olmaz mı?

Bak kardeşim, hakikatten uzak, kendi inanç ve imanınla beni yargılayamazsın. Hadisleri inkar etmiyorum dedim. Fakat senin kadar Kuran 'ın önüne hadisleri geçiremem de dedim. Bu cümlem hadis kabul etmediğim, anlamına gelmez.

Kimseyi aptal yerine koyduğum yok. Kişi nasıl bakarsa öyle görür. Hepsi bu.

Bak arkadaşa kullanmış olduğum cümlelerim aynen şu şekildeydi;


Kullanmış olduğum ifadelerden, benim hadis karşıtlığım gibi bir sonucu çıkartıyor isen, bu tamamen senin şahsını ilgilendirir. Ben bundan beriyim.

Mevzu, sen, ben meselesi değil. Allah 'ın buyruğu, Allah 'ın emri.

Allah emretti, Peygamber uyguladı.

Uyulması, uygulanması gereken, hadisler değil, "ALLAH 'IN KELAMI, HZ. KURAN" 'dır.

Yoklama mı çekiyorsun, imanımı mı sorguluyorsun.?

Ayrıca, hadisler korunmamıştır demedim. Dedim ki;

Hadisler Kuran 'ın önüne geçemez. Hadislerle fazla içli dışlı olmak kaybettirir. Kuran 'a uygun görülebilecek, fakat, gerçekle alakası olmayan bu hadisler hiç de yabana atılır gibi değil.

Ayetler her şeyi halleder, hallediyor da. Hadis adı altında sunulanlar bana göre değil.

Peygamberlerden hiç birisi de Din getirmediler. Hepsi de İslamiyet üzere gönderildiler.

Onların da uymak ve uygulamak zorunda oldukları tek şey, ALLAH 'IN KELAMI idi.

Dışında düşünülemez.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 26 Haziran 2014, 07:46:21 ÖS 19
Osiko; Öncelikle merak ettiğim bir şey vardır siz Celalettin Rumiyi Şemsi Tebriziyi ve diğer mutasavvuf olarak bilinenleri kalkıp nasıl Abdul Kadir Geylani ile aynı kategoride paylaşa bildiniz doğrusu bunu anlayabilmiş değilim. Abdul Kadir Geylani hariç o ismini verdiğiniz zatlar bir kere tasavvufçu değil vahdeti-vucüt şirkini felsefe edinmiş birer şirkperesttirler. Daha sonra size bir link vereceğim orada “Hiçlik” veya “Bir” felsefesine sahip bu zatların İslam dinine verdikleri zararları göreceksiniz.

Yukarıda kullanmış olduğunuz ifadeler, tamamen şahsi görüş ve düşüncenizi ifade ediyor.

Bütün Tarikatların geliş kapısı, Hz. Ali efendimizdir. İşte bu yüzden, Şeriatsız Tarikat, Tasavvuf 'suz Din yaşanmaz. Hakikate ulaşmak isteyenlerin yeri Tasavvuftur.

Pek hoşuna gitmeyecek amma ; Peygamber efendimiz s.a.v;

"Ben ilim şehriyim, Ali kapısıdır. Bana gelmek isteyen Ali 'den geçsin" buyurmuşlardır.

Yani bütün Tarikatların başıdır Hz. Ali efendimiz.

Abdulkadir Geylani hazretleri de Evliyaullah 'ın PİRİ 'dir. Ona dokunmadan teğet geçen hiç bir tarik yoktur.

Sen benlikle yolunda berdevam ol. Varlık Allah 'a mahsustur.

Tasavvuf ve Tarikatlar, benlikten sıyrılma yoludur. Kul, kulluğunu bildiği, hiçliğini anladığı kadar KULDUR..! Tasavvufta, iki ben, bir arada olmaz denir. Sen, sen olmaktan kurtulamadığın müddetçe şirkte olan sensin.

Allah 'ı nasıl biliyorsun .?

Yalnızca inanmak zorunda olduğun bir varlık olarak mı.?

Yoksa kelime-i şehadette ifade ettiğin gibi Allah 'ın varlığının gerçekten şahidi misin.?

Bana link vermek için hiç uğraşma. Sen oradan alman gerekeni almışsın. Bana da oradan arta kalanlar yansıyacaktır nasıl olsa. 




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 26 Haziran 2014, 07:53:48 ÖS 19
Size; “Bu soruları cevaplandırırken sizden ricam hiçbir nakil yoluna gitmeden sadece Kur’an ve akıl planında cevaplayınız.” Dediğim halde neden nakil yaptınız? Bir yandan Kur’an korunmuş ancak hadisler korunmamıştır diyeceksiniz diğer yandan kalkıp  "Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, “ diyen nakil yapacaksınız. Bu çelişki değil mi?

Hani Kur’an sana yetiyor du.? Neden buna ihtiyaç duyuyorsun?

Benim şahsımla alakalı sorular sormuş olsaydınız, Kuran ve ayetlere dokunmadan cevap verebilirdim. Ama burada bahsettiğimiz konu, ne bana ait, ne de yalnızca size..!

Allah 'ın Dini 'nden,
Allah 'ın Kelamı olan Hz. Kuran 'dan bahsediyoruz.

Mecburen Ayetlere bakmam, mecburen ayetlerle cevap vermem gerekiyor. Çünkü ben Gerçek İslam 'ı yaşıyorum ve Gerçek İslam 'ı anlatmaya çalışıyorum.

Benim şahsıma ait bir konu değil.

Bendeki çelişkiyi gören de sizin bana bakan gözleriniz. Kendinizdeki doğru kabul ettiklerinizle bana baktığınız için, o şekilde görüyor, o şekilde algılıyorsunuz.

Halbuki başlangıç değişmeden, sonuçlar hiç bir şekilde değiştirilemez.

Çelişkide olan siz olmayasınız..?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 26 Haziran 2014, 08:10:42 ÖS 20
Biz Müslümanlar dinimizin korunduğuna yakinen iman edenleriz. Ne bu sapıkların nede diğer müsteşriklerin bir takım şüphe tohumları ekmeleri bizi asla şüpheye düşürmemiş zaten düşüremez de.

Osiko; Kibir gurur kalbi bir haldir size diyorum ki siz artık batını bırakıp da zahire baksanız bu sizin için çok daha hayırlıdır. Kur’an,Kur’an dedin sorduğum hiçbir soruya Kur’an dan bir tek ayetle cevap veremedin. Buradan da anlaşılıyor ki sen kendini nispet ettiğin dinden dinin temel kaynaklarından dahi bi habersin. Rabbim sana inşallah hidayet nasip ederde belki senden kurtulanlardan olursun. Senin için dua etmekten başka bir şey elimden gelmiyor maales


Bak şu kelimeyi kullanırken bile yalan söylüyorsun.

"Biz Müslümanlar dinimizin korunduğuna yakinen iman edenleriz. Ne bu sapıkların nede diğer müsteşriklerin bir takım şüphe tohumları ekmeleri bizi asla şüpheye düşürmemiş zaten düşüremez de".

Dinin korunduğuna yakınen iman eden bir kişi bana yönlendirilen suallere müracaat etmez.

Allah 'ın Kelamı Kuran bana yeter dediğimde, bana karşı duruş sergilemez.

Senini inancın sana, benim inancım bana.

Batını bırak da, zahire gel de ne demek.? Görünenle, görünmeyeni nasıl anlarsın ki.? Nasıl idrak edersin ki.? Nasıl yaşayabilirsin ki.?

Yani diyorsun ki, "beş duyu ile bu işi çözelim"..! Yazık ..

"GAYB 'I" yani bilinmeyen, görülmeyeni zahiri ilminle çözeceksin, öyle mi.?

Allah 'ın varlığını, Meleklerini, Kitaplarını, Resullerini, ahiret hayatını, kaderin, hayır ve şerrin ancak Allah 'tan olduğunu, öldükten sonra dirileceğini, zahiri ilim ile çöz...!

Sonrasında de ki ; İmanın zirvesi olan şehadeti okuyarak, yalnızca lisanen ..!

"ŞAHİTLİK EDERİM Kİ ALLAH 'TAN BAŞKA İLAH YOKTUR".

"VE YİNE ŞAHİTLİK EDERİM Kİ, MUHAMMED ALLAH 'IN KULU VE RESULÜDÜR
"...!


Yapma güzel kardeşim, yapma. Sendeki bu imanı bir gözden geçir. Kendini bir sorgula.

"ALLAH 'I GÖRÜR GİBİ YAŞAMAYI" ne zannediyorsun .?

Benim için ne dilersen Allah sana kat ve kat mislini versin.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 26 Haziran 2014, 08:24:20 ÖS 20
Ya dediğim gibi bir yandan nakil yapıyorsun bir yandan Kur’an yetmiyor mu diye soruyorsun bende sana diyorum ki nakil yapma sadece sorularıma cevap ver.

Osiko sana bu bölümde bir soru daha yöneltiyorum Sünnet dinden bir cüz müdür? değil midir.?

Sorularımı sakın atlama tek tek cevap ver lütfen.


Beni sorgulamaya senin ilmin yetmez. Ben Rabbime karşı sorumluluğumun bilincindeyim.

Ne demek sorularıma cevap ver..? Allah 'ın malından başkası para etmez. Bu pazar da O 'na ait. Burada O 'nun malından başkası pazarlanamaz..!

Nakil yapma, ayete dokunma, hadise elleme ..!

Senin beklentilerin doğrultusunda mı yanıt vereyim.?

Dedim ya, Allah 'ın Dini 'nden bahsederken, mecburen Din 'in sahibi olan Hz. Allah 'ın Kelamı ile cevap vermek mecburiyetindeyim. Şahsıma ait bir şey yok. Her şeyin sahibi de O ..!

-Kuran Allah 'ın Kelamı,

-Peygamber Allah 'ın Elçisi,

Peygamber neyi uygulamıştır.?  Hz.Kuran 'ı, dolayısı ile Allah 'ın Kelamını ..

Bana da peygamberin sünnetine uymak adına Kuran 'a uymak düşer..!



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 26 Haziran 2014, 08:45:03 ÖS 20
Üçüncü Mesele;
Diyorsun ki; ALLAH KELAMI OLAN , ZEBUR, TEVRAT, İNCİL, KURAN-I KERİM ...  TAHRİF EDİLMEMİŞTİR, TEK BİR NOKTASINDA DEĞİŞME YOKTUR.  Benim böyle bir iddiam olmadı. nereden çıkardın anlamadım..! Yukarıda ifade ettim. Amentü benim imanımın özü..

Cevabım; Fe sübhanAllah gerçekten inanamıyorum şu cevaplara bakar mısın? Geçmiş kitapların tahrif oldukları kelimeleriyle oynandıkları beşer sözlerinin Allah’ın kitabındanmış gibi sunulduklarının haberini veren Kur’an ın ta kendisidir. Bana Kur’an yeter diyen adam tam bir Kur’an belengazi imişte bunu anladık.

Ezhattım,

İslam Dini 'ni bilmiyorsun, idrak edemiyorsun. kendindeki çelişki yumağını bana uyarlama.
 
KURAN KIYAMETE KADAR GEÇERLİ MİDİR, DEĞİL MİDİR .?

Bak Allah c.c Kuran 'da ne buyuruyor:

Allah 'ın var dediğine yok diyorsun. Gerçekten İslam 'ı anlamamışsın.


İman edenler; yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku olmadığı gibi onlar üzülmeyeceklerdir.
Bakara 62

Hepsi bir değildir; ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secde ederek kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar. Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar Salih insanlardandırlar. Onların hayır cinsinde yaptıkları şeyler karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.
Ali İmran 113.114.115

Ehl-i kitaptan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın âyetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır.
Ali İmran 199

İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da sonra, bunun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inanmış kimseler değildir.
Maide 43.

Önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak izleri üzerine, Meryem oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.
Maide 46

İncil sahipleri, Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
Maide 47


Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab’ı gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde sizi denemek için. Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri O haber verecektir.
Maide 48


«Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkıyle uygulamadıkça, bir şey üzerinde değilsinizdir» de. Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Kâfirler topluluğuna üzülme.
Maide 68

«Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkıyle uygulamadıkça, bir şey üzerinde değilsinizdir» de. Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Kâfirler topluluğuna üzülme.
Maide 68

Kitâp ehliyle, haksızlık edenleri dışında en güzel tarzda tartışın ve deyin ki: "Bize indirilene de size indirilene de inandık. Tanrımız ve Tanrınız birdir, biz de O'na teslim olanlarız."
Ankebut 46

«Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve esbâta indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere gelenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk» deyin.
Bakara 136

Gönderilen Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri “Allah'a, meleklerine kitaplarına peygamberlerine iman ettiler.” «Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız. Onları “İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, mağfiretini niyaz ederiz! Dönüş yalnızca sanadır» dediler
Bakara 285

De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmâ'il'e, İshak'a, Ya'kûb'a ve esbata indirilene; Mûsâ'ya, Îsâ'ya ve peygamberlere Rableri tarafından verilene inandık; onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz O'na teslim olanlarız."
Ali İmran 84


ÇOK MANİDAR BİR AYET ;

‘‘İslâm’a çağırırken Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir. Allah zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.’’
Saff 7



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 27 Haziran 2014, 01:23:13 ÖÖ 01
Bu durumda senin iddia ettiğin perspektiften meseleye bakılınca Yahudi ve Hıristiyanlar da Müslümandırlar öyle değil mi?

Senin, benim perspektifim diye bir şey olabilir mi.? Allah 'ın buyruğu bu yönde.

Yahudiler de, Hıristiyanlar 'da Müslüman, evet.. Başaka din mi var ki, o isimle anılsın.

İslam tek din. "Lailahe illallah" diyen herkes Müslüman. Ayette ne buyruluyor oku;

“Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir..
Ahkaf 13


İşte bu yüzden Kuran bana yeter. Hadislerle konuşuyor olsaydın, sana cevap veremezdim.
Kimini kabul eder, kimine yorum yapmaz, itimat eder kabullenirdim. Fakat ayetlerde öyle değilim. Bu da Rabbimin bir lütfu Elhamdülillah.

İslam çatısı altında doğan, yaşayan ve ölen, Allah 'a inanan herkes Müslüman. Allah 'a inanmayanlar sa kafirdir. Her ne kadar kafirdir desek de, sonlarını Rabbimiz daha iyi bilir.

Eğer geçmiş kitaplar tahrif edilmemişlerse o halde bu kitapların asıllarının elimizde olması gerekir. Çünkü bu kitapların asıllarına Kur’an toz kondurmuyor. Ancak asılları yok ortada.

İşte bu da senin zahiri ilme değer vermenden kaynaklanıyor. Çünkü bakıyorsun fakat görmüyorsun. Tasavvuf 'suz göstermez Hz. Allah. İnsanoğlunun en mahrum olduğu noktalardan birisidir.

Zahiri ilim, batıni ilmi anlayamaz, idrak edemez, çözemez. Fani evsaf ile, baki olan anlaşılamaz.

İdrak-i mela bu akla gerekmez, zira bu sıkleti bu kantar çekmez.

İleriki zamanlarda bu konuya tekrar döneriz sanırım.


Yine diyorsun ki; Kuran ilmimin olduğunu da ifade etmedim ama..! İslam Dini hakkında her şeyi konuşabilirim. hadislere dokunmadan, Kuran ayetleri ile..Aklım erdiği, dilim döndüğü kadar .

Cevabım; Madem ki Kur’an ilmin yok mademki sünnet uzmanı değilsin o halde neden Allah’ın dini hususunda bilmeden konuşuyorsun.? Hiç Allah’tan korkmadan peygambere hadis isnat ediyorsun.?

Peygamber efendimize ne isnat etmişim.? İlmim yok derken, senin gibi "bana kendini ispat et" der gibi ifadeler kullanabilecek kültüre sahip değilim. Ama Dinimi biliyorum, konuşurum, tartışırım. Kova değilim sessiz kalacak.

Allah 'ın Dini 'ni bilmiyorum demedim. İlim sahibiyim diye övünmedim. Şükürler olsun Rabbime ki, dolu, dolu hem Kuran 'ı, hem Peygamberinin getirdiği ahkamı yaşıyorum. Lafla peynir gemisi yürütmeye çalışmıyorum. Tasavvuf benim hayatım, ömrüm, tüm zamanım. Yaşıyorum.



Allah şöyle buyurmuyor mu?   

“İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız. Ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Ali-İmran/66


Ayete inancım sonsuz. Ben Kuran derken her zaman bunu ifade ediyorum.

Senin, bena akılla cevap ver diye zorladığın kısm vardı da, ben de sana Allah 'ın Dini 'ni konuşuyoruz. Onun kelamından başkasıyla sana nasıl cevap verebilirim demiştim ya ..!

Taktir-i ilahi Allah sana kendi ellerinle cevap verdirtiyor, gördün mü.?

Bir de bu cepheden oku;

“Haydi siz, biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız; ama hiç bilginiz olmayan şey hakkında neden tartışıyorsunuz? Allâh bilir, siz bilmezsiniz. ”
Ali-İmran/66


Sana göstermediğini, bana rahmet olarak yağdırıyor Elhamdülillah..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 27 Haziran 2014, 01:33:50 ÖÖ 01
sana bir Müslüman olarak tavsiyem bilmediğin şeylerin peşine düşme. Emin olmadığın iyice okuyup sindiremediğin meseleler hakkında olur olmaz konuşma şayet birtek insan dahi bu söylediklerinden etkilenmiş ise, ki bu mümkündür o halde bunun hesabını Allah veremezsin bunu bilmelisin.

Allah’u Teâl’a şöyle buyurmaktadır.

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.”İsra/36


Uyarın için teşekkür ederim. Ama bana yapmış olduğun uyarının aslında senin kendini ilgilendiriyor olmasın.?

Benim ifade ettiğim hiç bir şeye verebilecek bir cevabın olamaz. Olur da kendine göre, kendince olur. Ben hal ilminden bahsediyorum, sen kal, kelam..

Zahiri olandan kurtulup, batıni olanı ölçemediğin müddetçe senin bana verebilecek bir şeyin olamaz. Bu kadar kesin ve net. Hadis konusuna neden bulaşmak istemediğimi şimdi anladın mı.?

Alemin Halikı birdir
Niçin bazısı kafirdir
Bu ne hikmet bu ne sırdır
Bilen gelsin bu meydane..!

Biliyorum demek yetmez, İnanıyorum demek yetmez. Yaşamak lazım ki amaca ulaşılmış olsun.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 27 Haziran 2014, 01:59:52 ÖÖ 01
Dördüncü mesele;

Diyorsun ki; "Bunları açıkla üzerine konuşalım bakalım Kur'an dinini ne kadar biliyorsun" gibi bir cümle kullanmak, benliğin, gurur ve kibrin, ucup'un bir göstergesidir. Kuran dini diye bir ifade ise, sizin dininizi ne kadar iyi tanıyıp, bildiğinizin ayrıca bir göstergesi.Kendimi, birşeyleri, hele ki İslam dini ile alakalı hiç bir şeyi ispat etme gibi bir gayretim yok. Bunu da bilmenizde fayda olacağı kanaatindeyim.


Cevabım; Allah- Teal’a Ali-İmran 7.ayette şöyle buyurmaktadır.

“Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.”

Her daim Kuran ile konuşur, Kuran ile cevabımı veririm. Dışında hiç bir tutum ve duruş sergilemem. Hadislerle iştigal edenler düşünsün. Yalnızca Allah 'ın kelamı Kuran, Allah 'ın Dini 'ni ifade edebilir.

İllaki Kuran ..!

Tasavvuf şirk dinin mensuplarının en bariz hastalıklarından biride sürekli bir şekilde batınla uğraşmalarıdır. Bu ayete görede bu bir hastalıktır.Bunlara göre şeyh yani ermiş konumundaki zatlara ilmi-leddün adı altında bir ilim verilmiştir. Yine bu zihniyete göre bu ilim için bu şeyhlerin medrese eğitimi, okul eğitimi gibi hiçbir şey yapmadan bu ilme sahip olurlar.

"Bu sebeple evliya makamını peygamberlik makamından üstte tutarlar".


"Bu sebeple evliya makamını peygamberlik makamından üstte tutarlar".

(bu cümle senin şahsi iddia ve iftirandır) Tasavvufta asla böyle bir inanca yer verilmez.

Tam tersi "E D B" eline, diline, beline yani EDEP Tasavvuf ehlinin düsturudur. Evliya peygamber varisidir. Yazmış olduğun her bir harften dolayı sorumlu olduğunu aklından çıkarma. Evliyayı karalamak, Tasavvufu kötülemek için kimlere iftira attığının bilincinde değilsin.

İlahi adalet tecelli ettiğinde bütün gerçeği idrak ettirirler. Dilerim ki bu dünyada idrak edersin. Ahirete bırakırsan işin zor.

Sen Evliya 'yı ne zannediyorsun.? İlm-i ledün ne demek bilgi sahibimisin.? Sadır ilmi seni bağlamıyor. Bir de Allah 'ın ilmine akıl erdirmeye kalkışıyorsun. Ölüden diri, diriden ölü çıkartan Rabbimin ilmini ne zannediyorsun.?

Cüz-i irade ve aklınla anlayabileceğini mi.? İdrak edebileceğini mi.?

Zahiri ilim seni ancak kabre kadar götürebilir. Daha ötesine değil. Zahiri ilim Dünyayı ifade etmeye yetmez. İman ve itikat konusunu nasıl izah edeceksin.?

Eğer sen bu yazdıklarınla, hele ki zahiri dediğin ilminle İslam Dini 'ni biliyor, anlıyor ve yaşıyorsan ..!

Vallahi tek bir kelime diyeceğim yoktur. Amma ve lakin, yalnızca kelamda kalır, icraatta görünmez.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 27 Haziran 2014, 02:16:05 ÖÖ 02

Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye (Rahimehullah) ında dediği gibi bunların şirkleri küfürleri Yahudi ve Hıristiyanlarınken daha büyüktür ve saymakla bitmez.. Gerek bu işin pirlerinden olan İbni Arabi olsun gerek onun talebelerinden olan Tilimsani ve Konyevi olsun gerekse daha sonraki kuşaklarda gelen  Mev-lanası ve hocası olan sapık şemsi Tebrizi olsun evet bunlar ve daha birçok sözde ermişler şirkin küffarın birer temsilcisi olarak tarihteki yerlerini almışlardır.

Allah 'ı incitiyorsun. Allah 'a karşı duruş sergiliyorsun. Şirk dediğin şey, Peygamberler efendilerimiz zamanında yaşanmıştır. Allah c.c Resullerine biat etmeyi, tabii olmayı emretmiş, onların gittiği yoldan gidilmesini buyurmuştur.

Tasavvuf bu çizgiden asla şaşmamış, aynı çizgi üzerinde yürümekte. Yani biat ve tabii olmayı aynen devam ettirmekte. Allah sahtelerinin belasını versin. Ama işin kışrında kalmış olduğundan, içini, aslını, özünü idrakten de bi habersin.

İşte yine müracaat edilmesi gereken yer;

Muhakkak ki, Sana Bi'at edenler, gerçekte Allah'a bi'at etmektedirler.
Allâh'ın eli, onların ellerinin üzerindedir.
Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur.
Ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allâh ona büyük bir mükâfât verecektir.
Fetih 10



Ne demek lazım bilmiyorum... Bildiğin bu ise, ya bilmediklerin ..?

Foruma ilk girdiğim zamanlarda Mevlana ve Yunus Emre 'nin bir kaç kelamından bahsettiler. Şu anki durum da o zamanın yansıması.

Zahiri ilimle yetinenler, ne Yunus 'u, ne Mevlana 'yı, ne Şems-i Tebrizi 'yi, ne de diğerlerini anlayamazlar, idrakten mahrumdurlar. İlahi adaletin tecelliyatı bu şekilde cereyan etmektedir. Hz. Allah tabi olmanın ne demek olduğunu idrak edemeyene bu ilmi vermez.

Hz. Allah Biat etmenin ne demek olduğunu kavrayamayanlara bu ilmi vermez.

İçinde bulunduğu leğeni, bütün alemi kaplayan derya zannedenler, zahiri ilim erbabıdır.

Rabbime bulunduğum kapı için ne kadar şükretsem azdır.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 27 Haziran 2014, 02:44:06 ÖÖ 02

Biz Müslümanlar dinimizin korunduğuna yakinen iman edenleriz. Ne bu sapıkların nede diğer müsteşriklerin bir takım şüphe tohumları ekmeleri bizi asla şüpheye düşürmemiş zaten düşüremez de.

Sahip olduğun ilme alıcı bulamazsın. Varmış gibi görünse de feridir.

Dedim ki, Kuran değişmedi, değiştirilemez.

Bana itiraz ettin. Şimdi de diyorsun ki, "dinimizin korunduğuna yakinen iman ederiz"..

Bu ifaden, gerçek bir ifade değil. Kafanın içerisinde onlarca soru ve sorunların olduğu kesin.

Sizler işi şahsa indirgemişsiniz. Halbuki Hz. Allah ölüyü İsa a.s 'ın vesilesi ile diriltmişti. Doğuştan kör bir kişinin gözlerini İsa a.s 'ın vesilesi ile açmıştı.

Denizi yarıp geçmesine Musa a.s 'ı vesile kılan yine Hz. Allah 'tır.

Ebabil kuşları ile fil ordusunu yerle bir eden de Hz. Allah 'tır.

Siz sebeplere takılı kalmışsınız. Yapan ve yaptıranla değil, başa gelen sebeplere takılısınız.

Kendini tanımıyorsun ki, Allah 'ın Dini 'ni nereden idrak edeceksin. Yüzeysel, pamuk ipliğine bağlı bir inanış. Allah ıslah etsin.

Kibir gurur kalbi bir haldir size diyorum ki siz artık batını bırakıp da zahire baksanız bu sizin için çok daha hayırlıdır. Kur’an,Kur’an dedin sorduğum hiçbir soruya Kur’an dan bir tek ayetle cevap veremedin. Buradan da anlaşılıyor ki sen kendini nispet ettiğin dinden dinin temel kaynaklarından dahi bi habersin. Rabbim sana inşallah hidayet nasip ederde belki senden kurtulanlardan olursun. Senin için dua etmekten başka bir şey elimden gelmiyor maalesef.

Varlık, benlik Hz. Allah 'a mahsustur. Her ne kadar sen kalbi duygu olarak ifade etsen de, bir beşerde olmaması gereken bir hal.

Kibir, gurur kalbi bir haldir, doğru. Bak ayette Allah c.c ne buyuruyor;

Yeryüzünde kabara kabara yürüme. Çünkü sen yeri yırtamazsın, boyca da dağlara erişemezsin!
İsrâ 37


Benlikten, gurur ve kibirden Rabbıma sığınırım.


Şu cümlene bakar mısın? Kendimi, birşeyleri, hele ki İslam dini ile alakalı hiç bir şeyi ispat etme gibi bir gayretim yok”

Bu nasıl bir cümle böyle; Bir muvahhid elbette ki kendi dinini ispat eder ve dininin delillerini bilir. Aksi takdirde delillerini bilmediği bir dine kendisini nasıl nispet edebilir ki? Bu eşyanın tabiatına da aykırı değil mi? 

Burada neden bahsediyoruz.? Allah 'ın Dini 'nden..!
Başka neden bahsediyoruz ..? Allah 'ın Kelamı Hz. Kuran 'dan ..!

Ortada ispat edilmesi gereken bir şey var mı.?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 27 Haziran 2014, 03:02:05 ÖÖ 03
Dinin aslını bilmeyen bu aslı elde edememiş olarak kabul edilir dolaysıyla Müslüman olma hüviyetini elde edememiş demektir. Kişi İslam ile şereflenmedikçe konuşacağı tartışacağı tüm meseleler de doğal olarak bozuk çıkar.

Peki bunu bir test edelim.

-Din nedir:
-İslam nedir:
-Müslüman kime denir:

Bu üç soruya yanıtınızı rica edelim.

Bakalım İslam ile şereflenen tarafı anlıyacağız..!


İddia ediyorum ki sizinle hangi mesele olursa olsun burada konuşsak hepsi bozuk çıkar. Çünkü İslam dininde temel kuralllar ve kaideler kriterler vardır. Tahsisler,mecburiyetler,
Zaruriyeletler,kıyaslar bu kaideler üzerinden konuşulur.

Teferruata giremem. Zaman ve süre benim için önemli. Ben İslam 'ın özünü yaşıyorum, ancak özünden bahsedebilirim. Kuran bana yetiyor. Dışında hiç bir konu beni alakadar etmiyor. Ben Allah 'ın emir ve buyruklarına itaat etmekle emrolundum.

Hz. Allah buyuruyor ki;

De ki: "Ben kendime, Allâh'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sâhip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbete çok hayır elde ederdim. Bana kötülük dokunmamıştır. Ben sadece inanan bir kavim için, bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
Araf 188


De ki: «Ben kendime bile Allah’ın dilediğinden başka ne bir zarar ne de bir menfaat verme gücüne sahip değilim.» Her ümmetin taktir edilmiş bir eceli vardır bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman ne bir saat geri kalırlar ne de ileri giderler.
Yunus 49

Allah Kelamı Kuran yeter. Hepsi içerisinde mevcut.

Celalettini Rumi ile Abdulkadir Geylaniyi aynı kategoriyi koyduğun zaman sana bu iki zatın itikatlerini sorarlar bu bir kuraldır. Tıpkı Ebu Cehil ile H.z Ömeri (r.a) yı aynı kategoriye koyan birilerine bunu hangi nassa göre yada hangi kritere göre yaptın demek gibi.


Ebu cehille, Mevlana hazretlerini aynı kefede tutman ..! Maşallah dedirtecek cinsten.

Mevlana 'nın nesi seni rahatsız ediyor.? Ölçün ne, kantarın, terazin ne.? Sendeki ilim onları anlamaya yeter mi sanıyorsun.? Yazık ..



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 27 Haziran 2014, 05:57:22 ÖÖ 05
Kutbay abim çok teşekkür ediyor ve Rabbimden sana ve ailene dua ediyorum inşaAllah.

Düğün sebebiyle abilerim akrabalarım İstanbul’a gelmek için biletler almışken düğüne bir gün kala ben Van’a gitmek durumunda kaldım zaten daha henüz Van’dan yeni gelmiştim. Gün içerisinde üç tane kalp krizi geçirmiş ancak bunu her zaman ki rahatsızlıkları zan etmişler. İş böyle olunca hastahaneye intikali bir hayli geç saatlerde olmuş ve maalesef geç kalınmıştı. Ben yoldayken vefat etti.

Yani anlayacağın biz insanların bir hesabı var birde Allah’ın hesabı var şüphesiz mutlak doğru olan Allah’ın hesabıdır.

Diğer arkadaşlarda bana özelden ulaştılar baş sağlığı dilediler buradaki tüm arkadaşlara ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum biznilllah. Sizlere selam olsun.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 27 Haziran 2014, 06:10:16 ÖÖ 06
Ya osiko o ne  >:( …..abooo  ;D

Ya bi durda nefes al….. sen o kadar şeyi söyledin iyide, biz nasıl onları hem okuyacağız hemde tek tek cevap vereceğiz bunu hiç düşündün mü?

Şimdi kutbay abiminde dediği gibi meseleleri tek tek ele alalım yoksa böyle peş peşe yazılar yazarsan konular karışır.

Osiko sen sanırım henüz benim düşüncelerimi bilmiyorsun ancak senin yazdıklarından ben az çok düşüncelerini gördüm istersen ben sorumu sorayım onun üzerine yol alalım olur mu? Yok illaki ben önce soru soracağım dersen buyur seni dinliyorum.

Yalnız baştan söyleyeyim ben İslami kavramları yeri geldikçe kullanırım buna kızmak darılmak yok hakaret yapmakta yok.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 27 Haziran 2014, 06:42:45 ÖÖ 06
Tekrardan abooo...

Yazdıklarını kısmen okudum..

Ya arkadaşlar bu düz vitese takmış gidiyor ve işin kötü tarafı sokak diliyle konuşuyor.şu cümlesine bakar mısınız?

"Benim için ne dilersen Allah sana kat ve kat mislini versin."

Mahallede insanlar kavga ederken komşusuna benim için nasıl bir beddua etmişsen Allah sana iki katını versin derlerdi.

Galiba ben bu işe yokum. Bunun yazdıkları satırların aralarındaki şirkleri küfürleri temizlemek için günlerce çalışmak lazım. Bence bu iş FECR hocaya kalmıştır. Hocaya Allah kolaylık versin.

Ben osikoya dedim ki sorularıma cevap verirken nakil yapmadan sadece akıl ve vahiy eksenli deliller getir o bu sözüme cevaben benim ayet delil getirmem neden seni rahatsız ediyor ki demiş. Yani nakil ve vahyi dahi karıştırmaktadır.

Osiko sana din adına birileri birşeyler sorduğunda böyle sokak ağzıyla değil ilmi bir şekilde yani delille cevabını verirsin sonrasında kim ne düşünürsen düşünsün bunun hiçbir önemi yoktur.




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 27 Haziran 2014, 10:13:25 ÖS 22

Yazdıklarını kısmen okudum..

Ya arkadaşlar bu düz vitese takmış gidiyor ve işin kötü tarafı sokak diliyle konuşuyor.şu cümlesine bakar mısınız?

"Benim için ne dilersen Allah sana kat ve kat mislini versin."

Mahallede insanlar kavga ederken komşusuna benim için nasıl bir beddua etmişsen Allah sana iki katını versin derlerdi.



Benim için ne dilersen Allah sana kat ve kat mislini versin..! Evet sokak dili diyorsan, sokak dilidir. Hayır olarak ne dilersen, şer olarak ne dilersen Allah c.c kat ve kat fazlasını versin . Bundan daha güzel bir dua olur mu.?

Sen söyledin;


Rabbim sana inşallah hidayet nasip ederde belki senden kurtulanlardan olursun. Senin için dua etmekten başka bir şey elimden gelmiyor maalesef.


Benim için dua ettiğini ifade eden sensin. Demek ki hayra alamet şeyler dilemedin.

Ama her ne dilersen dile fark etmez. Dua da olsa, beddua da olsa hak edecek bir durum söz konusu ise, dönüp, dolaşıp layık olduğu yeri bulur.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 27 Haziran 2014, 10:35:31 ÖS 22

Ben osikoya dedim ki sorularıma cevap verirken nakil yapmadan sadece akıl ve vahiy eksenli deliller getir o bu sözüme cevaben benim ayet delil getirmem neden seni rahatsız ediyor ki demiş. Yani nakil ve vahyi dahi karıştırmaktadır.

Osiko sana din adına birileri birşeyler sorduğunda böyle sokak ağzıyla değil ilmi bir şekilde yani delille cevabını verirsin sonrasında kim ne düşünürsen düşünsün bunun hiçbir önemi yoktur.


İsmimi doğru yaz. İlk mesajında da ismimi aynı şekilde kullandın, sonrakilerde de.

 Ayrıntılar küçük şeylerde gizlidir. Her ne olursa olsun, karşındakini küçümseme, hakir görme. Ben kapımdaki köpeğe bile köpek muamelesi yapmadım yapmam.

İfadeler sert gibi görünse de, arkasında gizli olan inanmışlığın vermiş olduğu bir muhabbetin  olduğu da bir gerçek. Yoksa burada senin ne işin var, benim ne işim var.?

Saygı çerçevesinde vereceğin cevapların, soracağın soruların var ise buyur.

Cevap ver dediğin için yazdım. Senin yazmış olduğun yazıya aynı şekilde uzunca bir yazı yazarak cevap vermem imkansızdı. O yüzden ayrı, ayrı cevap vermeye çalıştım.

Allah 'ın Dini, İslam 'dan bahsedeceksek, bende akıl yok, Kuran var. Maddenin olduğu yerde mana bulunmaz. Madde ile mana ölçülmez. Akıl dünyalıktır.

Dünya işlerinde aklın önüne geçebilecek başka bir alternatif yok. Fakat ahiret işini, akıl anlayamaz, çözemez, idrak edemez, İşin bu tarafını anlamak, çözmek, idrak etme işi gönle aittir.

Lafla peynir gemisi yürütmeden buyrun..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 28 Haziran 2014, 12:10:42 ÖÖ 00
Osisko neden bu kadar sinirlisin?

Kavga eder gibi din konuşuyorsun?

Osisko o verdiğin ayetlerden hareketle Yahudi ve Hıristiyanların cennete gideceğini mi düşünüyorsun yoksa ben mi yanlış anladım? Yani şuan ki Yahudi ve Hıristiyanlar Müslüman mı? Bunu mu diyorsun.?

Birde şeyi merak ettim ancak Allah'ı inkar eden müşrik olur filan diyorsun galiba böyle bir şey söylemiştin. Mekke putperestleri Allah'ı inkar ediyorlar mıydı ki müşrik oldular.? Hem Allah'ı inkar eden nasıl müşrik olur bunu açıklar mısın?

Birde benim akidem hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadan nasıl o kadar yazı yazdın onuda anlamış değilim. İnsan biri hakkında birşey söyleyecekse önce onun akidesini bilmesi gerekmez mi?



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 12:42:30 ÖÖ 00

İslam çatısı altında doğan, yaşayan ve ölen, Allah 'a inanan herkes Müslüman. Allah 'a inanmayanlar sa kafirdir. Her ne kadar kafirdir desek de, sonlarını Rabbimiz daha iyi bilir.


İşte kullandığım ifade bu ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 12:43:35 ÖÖ 00
EVVELKİ İNDİRİLMİŞ OLAN HİÇ BİR HAKK KİTAP İPTAL OLMADI,
 
DEĞİŞTİRİLMEDİ, HÜKÜMSÜZ KILINMADI.


Herhangi bir Hakk Kitap için değiştirildi, hükümsüz kılındı, tahrif edildi gibi iman dışı telkinlerde bulunanlar olur ise, gerçek iman sahibi olduğunu iddia eden kişilerin buna asla itibar etmemeleri gerekir.

Allah 'ın Kelamı olan hiç bir Kitabın hükümsüz olması, tahrif edilmesi mümkün değildir.

Amentü, yani Kuran 'ın özünden çıkartılan imanın esaslarında, evvelki indirilen kitaplara iman, mü-min olmanın şartlarındandır.

Eğer ki iptal olan bir şeriat, hükümsüz kılınan bir peygamber, tahrif edilip değiştirilen her hangi bir kitap olmuş olsa idi, bunun hakkında son kitap Hz. Kuran 'da ayet olması gerekirdi.

Evvelki gönderilen Peygamberlere, indirilen Kitaplara iman etmemiz Hak Teala tarafından bizlerden istenmezdi.

Bakın ayette Hz. Allah bizlere neyi emrediyor;

Ey inananlar, Allah'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allâh'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse o, delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136


Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara işte Allah onlara pek yakında mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Nisa 152


Gönderilen Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri “Allah'a, meleklerine kitaplarına peygamberlerine iman ettiler.” «Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız. Onları “İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, mağfiretini niyaz ederiz! Dönüş yalnızca sanadır» dediler
Bakara 285


Yukarıdaki ayetler İmanın özü olan Amentüyü ifade ediyor.


Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, onlara cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, büyük kurtuluştur.
Tevbe 111


Üstteki ayette ise, Hakk kitapların Allah 'tan biz insanoğluna birer vaad olduğu ifade
edilmekte.

Ehli kitap neymiş, kimmiş bakmasını bilen anlayacak inşaallah.

Tek bir Allah 'ın kulları olan Ademoğluna farklı din isnat edenler,

İsnat ettikleri bu din ile ehli Kitaba kafir, gavur, gayrı müslim gibi ifadeler kullananlar,

Allah 'ın Kelamı olan Ehli Kitap için, değişti, tahrif edildi, hükümsüz gibi ifadeler kullananlar,

Allah 'ı bilmeyenler, Din-i İslam 'ı anlamayan, idrak edemeyenlerdir.

Bunlar kulaktan dolma bilgileri, bazı hadis ve ayet benzetmeleri ve ifadeleri ile insanlara sunmaya çalışanlardır ve Allah 'ın rahmetinden faydalanamayacak olanlardır.  

Bunlara haddini Hz. Allah muhakkak surette bildirecektir.

Ayetinde ;

‘‘İslâm’a çağırırken Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir. Allah zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.’’
Saff 7

Buyurmakta..

Bakarsak göreceğiz, biz görmesek de, Hz. Allah görmemizi, farketmemizi sağlayacaktır.

Yeter ki bizler samimi ve dürüst olalım..




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 12:59:22 ÖÖ 00

Osisko neden bu kadar sinirlisin? Kavga eder gibi din konuşuyorsun?

Kavga eder gibi değilim. Karşıya yansıyan hal bu olabilir. Ama Kuran 'a aykırı şeyler gördükçe, tartışma adına karşı, karşıya geldiğim insanların hallerine üzülüyorum.


Osisko o verdiğin ayetlerden hareketle Yahudi ve Hıristiyanların cennete gideceğini mi düşünüyorsun yoksa ben mi yanlış anladım? Yani şuan ki Yahudi ve Hıristiyanlar Müslüman mı? Bunu mu diyorsun.?

O zamanki, bu zamanki kavramını bana izah edermisin.? Dün ile bugün arasında ne gibi bir farklılık var.? Sen bana bunun izahını yap, ben sana cevabını vereyim.



Birde benim akidem hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadan nasıl o kadar yazı yazdın onuda anlamış değilim. İnsan biri hakkında birşey söyleyecekse önce onun akidesini bilmesi gerekmez mi?


Peki o zaman, senin bana yaklaşımınla ben sana cevap verdim desem..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 01:03:55 ÖÖ 01

--Konuyla ilgili tüm yazıları okuma imkanım olmadı

-- uzun süredir forumdan uzak kaldım.

-- foruma giremedim ve konuyu takip etme imkanımda olmadı.

-- Ancak göz attığım bölümlerde gördüğüm şeyler gerçekten beni şok etti.

Çok mealci insanlarla karşılaşmışımdır,lakin hem mealci hem Tasavvuf şirk dinine mensup hem ateist hemde sıkıştığında nakil kullanan biriyle  ilk kez karşılaşıyorum. Bu sebeple dikkatimi çektiniz.

Maşallah demezler mi.? Sen benim yazılarımın tamamını okuma, şöylece bir göz at ve benim hakkımda genel bir bilgi sahibi ol ..!

Güldürme adamı...

İlahi tecelliyat, başka ne denir.?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 28 Haziran 2014, 02:51:38 ÖÖ 02
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Yerde olan şeylerin hepsini sizin için yaratan O’dur. Sonra o gökyüzüne yönelerek gökleri de yedi kat halinde nizama koydu. O, her şeyi iyi bilendir." Bakara/29:"

Osiko; Seninle konuyu devam ettirmeyi düşünmüyorum. Bu sebeple sadece bu son yazdığın saptırmalara cevaplar yazacağım ve kendimce konuyu kapatacağım inşaAllah.

Eğer bir usüle bağlı  ve dini kaideler çerçevesinde meseleleri münazara etme adabına riayet etmiş olsaydın seninle konuları tek tek konuşurduk biiznilllah. Ancak gerek meselelere yaklaşım biçimin olsun gerek dini konulara olan uzaklığın olsun bunu mümkün kılmamaktadır.

Nübüvvetten sonra değişik fırkalar türediği herkesin malumudur. Bu fırkalar her ne kadar dinde temel kabul edilen asıllar hususunda bile tefrikaya düşmüşlerse de sonuç itibarıyla özden kopan bu fırkalar yine de kendilerini İslam ile bağdaştırmaktan geri kalmamışlardır.

Bu fırkatalardan biride tarihte Harici ve Haşeviyye olarak bilinen fırkanın itikadinin ortak özelliği olan akıl ve vahiy eksenli istidlal yoluyla hüküm çıkarmak yolunu seçmişlerdir.
Bu fırkanın günümüzdeki uzantısı bilindik manada ki mealcilerdir.

Mealcilik günümüz bozuk renklerinde olan bir renktir. Bunların temel özelliği vahiy eşittir akıl. Bunlar için kendi akıl kapasitelerine aykırı yada kendilerince müşkil gördükleri Rasulullah’tan geldiği sabit olan rivayetlere karşı bile ateist bir tutum içerisine girerler.  

Biz bunlarla konuşunca onlara diyoruz ki dini temsil eden bir metnin manen veya lafzen akla aykırı olması şayet inkar sebebi ise o halde siz bu tutumunuzu neden Kur’an ayetlerine karşıda sergilemiyorsunuz.? Kur’an da yüzlerce ayetler vardır ki ne bilim ne fizik ne akıl nede mantık kabul eder. Eğer bir haberin sıhhatinin yani doğruluğunun ölçüsü akıl ise o halde bu aklın aklen müşkil görülen ayetleri de inkar etmesi gerekir.

Aksi takdirde bunların tenakuzdan kurtulması mümkün değildir.

Bu fırkanın dini felsefesi tamamen çelişkilerle doludur. Bu kafatasına sahip akıl dini sadece soyyut bir takım bilgilerden ibaret sanmaktadır.

Günümüzde iki türlü mealci taifesi vardır;

1.Gruptakiler sünneti tamamen tadil ederek inkar ederler bu grup katmerli bir şekilde küfür içerisindedir. Bu küfrün illeti nübüvvet makamının inkarıdır. Çünkü nübüvvet makamını inkar etmek küfürdür. Dolaysıyla bunlar katıksız bir şekilde kafirdirler.

2.Gruptakiler bu tutumlarını biraz daha farklılaştırarak sünneti inkar etmediklerini ancak sünneti temsil eden sözleri inkar ettiklerini, bunlara uymanın herhangi bir zorunluluk taşımadığını iddia ederler. Ancak bunlara sünnet tanımınız nedir diye soru yöneltiğimiz de verdikleri cevap birinci gruptakilerle pekte bir farklarının olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Bunlar peygamberliği kategorize ederler şöyle ki;

Elçilik makamı

Devlet başkanlığı makamı

Aile reisliği makamı

Ordu komutanı makamı gibi bundan sonrada peygamberin elçilik makamı dışında ki tüm yaşantısının zaman ve şartlar içerisinde itaatin gerekli olduğunu iddia ederler. Bu sebeple zaman ve şartlar değiştiğinden dolayı ve peygamber hayatta olmadığından dolayı artık böyle bir itaatin gerekliliğinin de söz konusu olmadığını söylerler. Binaenaleyh mutlak itaati gerektiren peygamberin elçilik makamında söyledikleridir buda zaten Kur’an dır derler.

Sonuç itibarıyla bunlarda bu inkarlarından dolayı kafirdirler. Çünkü peygambere iman ve itaat dinin asıllarındandır bunun inkarı küfürdür. Bu ön bilgiden sonra diyebilirim ki bu yaşıma geldim hem vahdeti-vücutcu hemde mealci materyalist birine hiç rastlamış değilim. Osiskonun sayesinde onu da gördük.

Gerek klasik manadaki sahtekar tasavvufçular olsun gerek vahdet-vücut şirki batağının içerisinde boğulan “Hiçlik” çiler olsun evet bunlar bırakın muteber hadis kaynaklarımızdan geçen hadislere karşı bir inkar içerisine girmiş olsunlar bunlar ehli-sünnet muhaddislerin bile hiçbir suretle kabul etmedikleri binlerce batıl uydurmaları bile kabul ederler. Bunlar peygamber adına bir ton yalan hadis uydurmuşlardır. Lakin burada ki osisko vakası tam manasıyla bir afettir.

Mealci materyalist zihniyetli bu taifenin öne sürdüğü en büyük şüphe Kur’an’ın korunduğu ancak sünnetin korunmadığı yönündeki saptırmalarıdır. Bu zevatlara  peki Kur’an’ın korunduğuna dair bize bir bilgi bir delil getirin dediğimizde de hemen önümüze Hicr/9.ayeti koyarlar. Bizde onlara diyoruz ki peki bir şey kendi kendine delil olur mu?

Bu aklen mümkün mü? Madem ki aklınız herşeyin belirleyicisidir aklınıza uymayan bilgiler bidat ve hurafedir ki bunlar peygambere ait olsa bile o halde birşeyin nasıl kendi kendine delil olduğunu da o olmayan aklınıza göre bize açıklayın.

Onlara ateist biri sizin bu öne sürdüğünüz ayeti bu kitaba sokuşturduğunu iddia ederse siz o zaman buna nasıl bir cevap vereceksiniz bunu hiç düşündünüz mü .? Kısacası bunlar tam manasıyla sünnete karşı ateistirler. Bunlara göre eğer Buhari de bu hadisler korunmuştur diye bir hadis olsa imiş bu sünnetinde korunmuş olduğuna delil olurdu?

İşte zihniyet, işte mantık, daha doğrusu işte mantıksızlık.

Din Allah’ın dinidir ve akla uygundur zira din aklın üstündedir. Akıl her bir meselede dini bilgileri algılama filtreleme kapasitesine sahip değildir. Çünkü din aklı halk edenin dinidir. İşte Kur’an-ı Kerim 13 yıl boyunca Mekke de bu inanışa davet etmiş ve nizam, ibadet, helal, haram,hukuk meselelerine fazlaca girmemiştir. Çünkü iman olmadan şeriat olmaz. Dini emirler olmaz.

İman olmadan hiçbir şeye ne cevap nede delil sunmak mümkün değildir. Bugün ateist olan birine siz Allah’ın var olduğunu Kur’an dan delillerle sunsaniz bile o yine inkar eder.

Bunun tek tük de olsa Mekke de izlerine rastlamak mümkündür. Nübüvvet döneminde dehriler (Dehriyyun) vardı. Bunlar zamana taparlardı ve her şeyi zamanın yok ettiğine inanırlardı.

Allah- Teâl’a şöyle buyurmaktadır

“Hâlbuki (onlar): 'O (hayat), ancak bizim bu dünya hayâtımızdır; (burada) ölürüz ve(burada) yaşarız; hem bizi ancak zaman helâk eder!' dediler. Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Doğrusu onlar ancak zanda bulunuyorlar.”Casiye/24

Bu sebeple bir gün Rasulullah (s.a.s) dini tebliğ ederken bunlardan bir tanesi koşarak mezarlığa gider ve bir parça kemik alır Rasulullah (s.a.s) in önüne atarak senin Rabbin bu kemiğe mi yeniden can verecek? der: Bu hadiseyi ayette görelim inşallah

Allah- Teâl’a şöyle buyurmaktadır

Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" İsra/49

Hal böyle iken günümüzde bazı insanlar Mekke putperestlerinin Allah’ı inkar ettiğini bundan dolayı müşrik olduklarını söylemektedirler aynı osisko gibi;

Halbuki bu tamamen cehalet sonucu söylenmiş bir sözdür. Allah’ı inkar etmek müşriklik alameti değil kafirlik alametidir. Müşrik Allah’a inandığı halde Allah’a ortak koşan kimsedir.

Müşrikler, Allah’a ait olan yaratmak, öldürmek, diriltmek, belalara uğratmak, yok etmek gibi fillere inanırlardı. Ancak dehriler yani zamana tapanlar bu filleri zamana vermekteydiler.

Yine müşrikler zamanı “İlah” olarak kabul etmemekte, ancak halefleri olan Dehriyyun felsefecilerin iddiası ezeli olan yani kadim olan zaman olduğunu söylemekteydiler. Böyleci zamana İlah vasfı vermekteydiler.

Allah- Teâl’a şöyle buyurmaktadır

“Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.”Hicr/23

Dehrilerde inanç bu şekilde iken Mekke müşriklerinde Allah inancı şu şekildedir.

“Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd, Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu bilmezler.”Lokman/25

Allah- Teâl’a şöyle buyurmaktadır

Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar?Ankebut/61

Allah- Teâl’a şöyle buyurmaktadır.

“Andolsun, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, elbette 'Allah' diyecekler…..”Zümer/38

Allah- Teâl’a şöyle buyurmaktadır.

“İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.”Zümer/3

Tüm bu ayetlerde görüldüğü üzere Mekke putperestleri Allah’ı inkar etmiyorlar tam tersi Allah’ı Rububiyet tevhidinde birliyorlar. Ancak buna rağmen Allah onların bu Allah inançlarını kabul etmiyor ve onları müşrik olmakla damgalıyor.

Durum böyle iken yani müşriklik illetinin şirk olduğu ayetlerde vurgulanmışken günümüzdeki tasavvuf batıl dinine sahip ulema müşrikliği Allah’ı inkar etmek olarak sunmaya çalışmaktadırlar. Allah’ı zatında fiiilerinde sıfatlarında tevhid edememiş ve bu alanlarda birçok şirk küfür içerisine girmiş insanları bile Müslüman olarak isimlendirmektedirler.

Bunlar hiçbir güce sahip olmayan yaşlandıklarında kendi hacetlerini bile giderecek güçten mahrum olan güyya ermişleri Allah’a denk tutuyorlar. Bu kafatasına göre ermiş olarak kabul ettikleri ve hiçbir dini bilgiye olmamasına rağmen bunları Allah’ın evliyaları olarak görmektedirler. Oysa ki Allah’ın evliyalarının gerek Kur’an da gerek sünnette vasıfları açık bir şekilde verilmiştir. Oysaki  bu mutasavvuf sapkınlarında ne ilmen ne amelen ne de fikren bu vasıflar bulunmamaktadır.

Allah’a ait sıfatları Allah’ın kudretini delil göstererek bu sıfatları şeyhlerine verirler. Ve Rabıta adı altında şeyhlerinin kendilerini bilmem hangi gözüyle müşahhas ettiğine iman ederek zaten var olan onlarca küfürlerine bir başka küfür katarlar.

Allah- Teâl’a şöyle buyurmaktadır.

“(Kâfirler) O’nu (Allah’ı) bırakıp, hiçbir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine bile ne zarar ne de fayda verebilen, öldürmeye, hayat vermeye ve ölüleri yeniden diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilahlar edindiler.” Furkan/3

Bunlar İmam İbni Kayyım (rahimehullah) ın da dediği gibi çok ama çok ağır hastadırlar. Bunların tedavisi mümkün olmadığı gibi onlara ilaç olabilecek bilgilere karşıda bunlar zahiri bilgilerdir bunlarla ancak peygamberler uğraşırlar bizim zahiri yani şeriatı vasf eden şeylerle işimiz olmaz derler. Bu sebeple bu yolda sapıtmış olan nice Yunus Emreler Celalettini Rumiler şeriati küçümseyici  cümleler kullanmakla yetinmezler Cennet hakkında bile inanılmaz sapıkça sözler sarf ederler. Bunlar akıllarını ve nefislerini birer ilah edinmişlerdir de kendileri ile birlikte milyonlarca insanı da cehennem çukuruna götürmekteler.

Allah- Teâl’a şöyle buyurmaktadır.

“İşte arzusunu kendisine ilâh edinen ve Allah’ın ilim üzerinde dalâlete attığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üzerine de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Peki onu, Allah’dan sonra kim hidâyete erdirebilir? Hiç ibret almıyor musunuz?” Casiye/23


Oisko az sabret sen çok yazdın daha yazım devam edecek…

Devamı var……………


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 03:40:03 ÖÖ 03
Hakikati, Allah 'ın bizlere bildirdiği, Peygamber efendimizin bizlere tebliğ ettiği gibi saf ve yalın, kul kelamı karıştırılmadan öğrenmek, anlamak, idrak etmek istiyorsak, Tasavvuf 'suz olmaz.

Tasavvuf erbabı konuya, mana boyutunda, batini yanını algılayarak bakar. Maddeyi, manadan uzak tutar, iç içe girmesine müsaade etmez. Çünkü Allah 'ın ilmine zahiri olarak bakmak, manayı idrakten ziyade, Allah muhafaza kişiyi şirke götürür.

Kuran, zahiri bakışla idrak edilemez. Zahiri bakılan her şey, aklın çekim alanından kurtulamaz ve işin batini yanını göremez. Küfre düşer.

Mesela ;

Zaman mevhumu biz kullar içindir. Allah 'ın adalet ve kanununu zaman mevhumunda düşünmeye çalışmak, insanı imansızlığa sürükler. İlahi olan hiç bir şey zaman kılıfı içerisinde düşünülemez, idrak edilemez.

Zaman mevhumu, dünya hayatı içindir. Biz insanoğlu içindir. Her şeyin belirlenmiş bir zamanı olduğunu Hz. Allah Kuran 'da bizlere bildirmekte.

Dünyanın belirlenmiş olan zamanını, kaç yıl olursa olsun..! Milyon, Milyar, Trilyon sene..!

Ebedi, "sonsuz ahiret hayatının" üzerine konulduğu zaman, dünya hayatının aslında bir hiç olduğu görülecektir. Mutasavvifin bunu şu şekilde ifade eder;

"Ecel ile burun buruna geldiğinde, yaşın kaç olursa olsun, geçmişine bakacaksın ve dünya hayatı sana, üç, beş dakika bir ağacın gölgesinde, gölgelenmiş kadar da gelmeyecek".

Bir yanda başlangıcı ve sonu belirlenmiş olan bir dünya hayatı, diğer yanda ise, başlangıcı ve sonu olmayan bir ahiret hayatı..! Onun içindir ki, zaman mevhumu yalnızca dünyayı ilgilendirir.

Bu işe akıl erdirilebilir ise, zahiri olarak Allah 'ın ilmi de anlaşılır, çözülebilir. Manaya bakış, madde gözü ile olursa, akıl bir çok şeyi kendi algılaması ile çözmeye çalışır ve battıkça batar. Bir çok şeye itiraz eder, bir çok şeyi inkar eder, bir çok şeyi asla kabul etmez.

Allah 'ın varlığını kabul, aklın değil, gönlün işidir. Zahiri ilme güvenen kişi bunu nasıl ifade edebilir.? Bu yüzden İman ettim demek yetmiyor.

Oysa her hadiseyi Allah 'ın biz kulları için taktiri, tertibi, tanzimi olarak düşündüğümüzde, akıl girebileceği zerre kadar bir açıklık bulamaz.

Hem, dünya hayatını bir imtihan olarak düşüneceğiz,

Hem de kalkıp "bu imtihanın soru ve cevaplarını sanki biliyormuşuz gibi davranacağız"..!

Kendimizi kandırmayalım. Allah 'ı hiç kandıramayız. Kendimizi gerçek manada samimi olarak sorguladığımız zaman, hakikaten de elde hiç bir sermayemizin olmadığının farkına varırız. Elde olduğunu zannettiklerimizin de bize hiç bir faydasının dokunamayacağı görürüz.

Tasavvufta bu bilinç her zaman vardır.  Küfür diye avamın değerlendirdiği "HİÇLİK" , aslında kul olarak insanların olmaları, bulunmaları gereken bir makamın adıdır.

"HİÇLİK" :  Kulun Allah 'a karşı aczini, muhtaçlığını idrak etmesi, güç ve kudret sahibi olarak her hadisede yalnızca Yaratanını görmesidir. Aksi taktirde benlik, gurur, kibir ve ucuptan kurtulamaz.

Yoksa HİÇLİK, yok olmak, silinmek, anlamında değildir. Zahiri ilim bunu anlamaz.

Zahiri ilmin kendisince bir çerçevesi vardır. Her şeyi bu çerçeve içerisinde düşünmeye, algılamaya, anlamaya çalışır. Beş duyudan öte yolu olmaz.

Tabii ki sonuç olarak da manadan bahsetse de, maddeden öteye yolu olmaz.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 03:57:38 ÖÖ 03

İslam çatısı altında doğan, yaşayan ve ölen, Allah 'a inanan herkes Müslüman.

Allah 'a inanmayanlar sa kafirdir. Her ne kadar kafirdir desek de, sonlarını Rabbimiz daha iyi bilir.İşte kullandığım ifade bu ..!


Arkadaş, yalan yanlış ifadeler kullanma. İfademi az önce belirttim.

Hal böyle iken günümüzde bazı insanlar Mekke putperestlerinin Allah’ı inkar ettiğini bundan dolayı müşrik olduklarını söylemektedirler aynı osisko gibi;

Yukarıdaki iftira şahsınıza aittir. Ben senin ifadendeki gibi bir cümle kullanmadım.

Benim en son gönderdiğim mesaj dahil, tüm yazılarımı irdele. Hiç bir yazımda müşrik kelimesini bulamazsın. O kelam sizlerin kelamıdır.

Eğer ki yazılarımda müşrik kelimesini bulamazsan her sonuca katlanmalısın ..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 04:14:01 ÖÖ 04

az sabret sen çok yazdın daha yazım devam edecek…

Devamı var……………



Kendi zanlarına göre bir şeyler karalamışsın. Dilediğin kadar yazabilirsin.

Ancak sana şu kadarını ifade etmek isterim ki, Tasavvuf aleyhinde olduğun müddetçe, dünya hayatındaki imtihanını bir o kadar zorlaştıracaksın. Bundan emin olabilirsin.

İslam 'ın ne demek olduğunu idrak edememişsin.

Allah 'ı bilmiyorsun..!

Bilmediğin Allah 'ın kanun ve kurallarını, sanki kendi kurallarından bahseder gibi bahsediyorsun.

Yazık, çok yazık. Ezbere gidiyorsun. Allah 'ın Dini 'ni kendine uydurmuşsun.

Ama ilahi adalet bu iftiraları boş bırakmaz, bırakmayacaktır. Ben Rabbimin adaletine güveniyorum. Allah 'ı incittiğini bil. 


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 04:19:34 ÖÖ 04

Hal böyle iken günümüzde bazı insanlar Mekke putperestlerinin

Allah’ı inkar ettiğini bundan dolayı müşrik olduklarını söylemektedirler

aynı osisko gibi;
 


YÖNETİMDEKİ ARKADAŞLARDAN RİCA EDİYORUM.

BEN YAZILARIMDA ASLA MÜŞRİK KELİMESİNİ VE YUKARIDAKİ İFADEYİ KULLANMADIM.

TARAFIMA ATILAN BU İFTİRANIN KARŞILIKSIZ BIRAKILMAMASINI İSTİYORUM...!




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 05:44:15 ÖÖ 05

Yunus Emreler Celalettini Rumiler şeriati küçümseyici  cümleler kullanmakla yetinmezler

Cennet hakkında bile inanılmaz sapıkça sözler sarf ederler.

Bunlar akıllarını ve nefislerini birer ilah edinmişlerdir de

kendileri ile birlikte milyonlarca insanı da cehennem çukuruna götürmekteler.



Allah 'ın sevdiği bu kullara leke sürdüğünü zannediyorsun değil mi.? Bu zatlara verilen ilmi  zahiri ilminle mi çözeceksin.?

Yunus Emre ve Mevlana Celaleddin-i Rumi ...!

Diyecek hiç bir şey bulamıyorum. Aslında çok ama, ilahi adaleti bekle ve gör.

Hak şerleri "hayreyler"..
Zann etmeki gayreyler
Arif anı seyreyler
Görelim Mevla neyler
Neylerse güzel eyler..!


EDEP BİR TAÇ İMİŞ NÛRU HÛDA 'DAN
GİY OL TACI EMİN OL HER BELADAN
AHLAK İLEDİR, NİZAM-I ALEM
AHLAK İLEDİR, KEMAL-I ADEM ..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 28 Haziran 2014, 02:52:30 ÖS 14
Ya osisko sen ne kadar sabırsız birisin böyle  hele dur yaw. Bi sabret. Hem itiraz ettiğin şu sözlerimin neresinde yanlışlık var

”Hal böyle iken günümüzde bazı insanlar Mekke putperestlerinin Allah’ı inkar ettiğini bundan dolayı müşrik olduklarını söylemektedirler aynı osisko gibi;”

Sen daha evvel demedin mi Mekke putperestleri Allah’ı inkar ediyorlardı bundan dolayı müşrik oldular bizde biznillah ayetler ışığında senin bu batıl iddianı çürüttük.

Sonra kalkıp dedin ki bunların durumu bile ahirette belli değildir. Mekke putperestleri nasla kafirdirler nasla kafir olanlar hem batınen hem zahiren kafirdirler dolaysıyla bu durumda olan kafirlerin durumları belli değil demek cehaletin göstergesidir.

Hele dur az sabret.

Oraya birçok Allah’ın ayetlerini koydun ve üzerine bugüne kadar hiçbir alimin hiçbir Müslümanın bu naslara getirmediği yorumlar getirdin. Bugün Yahudi ve Hıristiyanlar dahi İslam dininin kendilerine kafir dediğini kabul ederken sen kalktın ayetleri onların Müslüman olduklarına yorumladın. Dur hele yaw.


Hele durda saptırmalarına cevap verelim ikili polemiye girmeyelim. Seninle münazara yapmayacağımı ifade ettim. Sadece yazdıklarına cevap vereceğim inşaAllah.

Bir tasavvuftur tutturmuş gidiyorsun. Daha Celallettini Rumilerin tasavvufcu değilde vahdeti-vücutcu olduğunu dahi ayıramıyorsun. Tasavvuf ile vahdeti-vücut ayrı şeylerdir. Biri şirk iken diğeri tefsilatlı bir meseledir.


Sorsam sana ehli-sünnet olan ulemanın tasavvuf anlayışı ile şirkperest, kabirperest tarikatçıların tasavvuf anlayışı arasındaki farkı ortaya koy bu farkı dahi ortaya koyamayacağına adım gibi eminim. Çünkü Şeyh Abdül Kadir Geylani ile hacı Bektaşı Veliyi Celalattini Rumiyi aynı itikatte görmen bu söylediğimizin kanıtıdır.

Meseleleri çorba etmiş karma karışık bir din anlayışı ortaya koymuşsun.

Evliya diye sunduğun şirkperest pirlerinin küfürlerini kendi kitaplarından alıntılar yaparak cevaplarımın sonunda aktaracağım inşaAllah. Sen yeterki sabret.

Tüm İslam ulemasını hiçe sayarak ki buna İmam Şafi-i,İmam Azam,İmam Malik,İmam Ahmet,İmam Buhari İmam Müslim İmam El-Evzai İmam Zeyd ve daha nice büyük alimleri evet bunları hiçe sayarak koskoca İslam dinin pratiğini oluşturan sünnet makamını ister kabul ederim ister etmem diyebilecek kadar bir cehalet içerisinde iken buna şüphe oluşturmağa çalışmış iken başka birileride senin şirkperest tasavvuf pirlerine ki delilleri ile birlikte bunları açıklayacağız söz söyledi diye hemen parlıyorsun.

Efendim tasavvuf Hz.Ali den geliyormuş.? Sen koskoca İslam tarihini inkar ederken nasıl oluyor da bir başka nakil olan Hz.Aliden gelen söze itibar ediyorsun?

Yani anlayacağın klasik mealciler gibi kendi işlerine gelen nakilleri alıyorlar kendi küfürlerini ortaya koyan nakilleri bunlar korunmamıştır diye inkar ediyorlar. Haluk gta da aynısını yapıyor. Sıkıştığı yerde hemen nakile baş vuruyor. Allah size akıl versin sonrada hidayet versin.

Neyse osisko az sabret cevapları mı bitireyim;


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 04:03:02 ÖS 16
Ya osisko sen ne kadar sabırsız birisin böyle  hele dur yaw. Bi sabret. Hem itiraz ettiğin şu sözlerimin neresinde yanlışlık var

”Hal böyle iken günümüzde bazı insanlar Mekke putperestlerinin Allah’ı inkar ettiğini bundan dolayı müşrik olduklarını söylemektedirler aynı osisko gibi;”



Sormuşlar;

- Kişiyi nasıl bilirsin..?

Demiş,

- Kendim gibi ..!

Samimiyet yok, ciddiyet yok. Yalan yanlış, birilerinden aldığını,

"KENDİNE MÜRŞİT OLARAK SEÇTİĞİN"

bir şahsın veya şahısların, gerçekten uzak ifadelerini burada doğruymuş gibi ifade ediyorsun. Vebalin büyük. Allah islah etsin.


Bana ait şöyle bir cümle bul getir, sonucuna razıyım.

"Sen daha evvel demedin mi Mekke putperestleri Allah’ı inkar ediyorlardı bundan dolayı müşrik oldular"


Ne mekkeden bahseder, ne de müşrik kelimesi geçen bir tek yazımı bul ve ispat et. Eğer dürüst ve samimi isen..!




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 04:25:35 ÖS 16

Sen daha evvel demedin mi Mekke putperestleri Allah’ı inkar ediyorlardı bundan dolayı müşrik oldular bizde biznillah ayetler ışığında senin bu batıl iddianı çürüttük.

Sonra kalkıp dedin ki bunların durumu bile ahirette belli değildir. Mekke putperestleri nasla kafirdirler nasla kafir olanlar hem batınen hem zahiren kafirdirler dolaysıyla bu durumda olan kafirlerin durumları belli değil demek cehaletin göstergesidir.


Kendin çalıyor, kendin dinliyorsun. Kullanmış olduğum cümle aynen şu şekildedir;



Senin, benim perspektifim diye bir şey olabilir mi.? Allah 'ın buyruğu bu yönde.

Yahudiler de, Hıristiyanlar 'da Müslüman, evet.. Başaka din mi var ki, o isimle anılsın.

İslam tek din. "Lailahe illallah" diyen herkes Müslüman. Ayette ne buyruluyor oku;

“Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir..
Ahkaf 13


İşte bu yüzden Kuran bana yeter. Hadislerle konuşuyor olsaydın, sana cevap veremezdim.
Kimini kabul eder, kimine yorum yapmaz, itimat eder kabullenirdim. Fakat ayetlerde öyle değilim. Bu da Rabbimin bir lütfu Elhamdülillah.

İslam çatısı altında doğan, yaşayan ve ölen, Allah 'a inanan herkes Müslüman.

Allah 'a inanmayanlar sa kafirdir.

Her ne kadar kafirdir desek de, sonlarını Rabbimiz daha iyi bilir.


Sen (haşa) yaratan mısın ki, kişinin ahiretteki durumu hakkında söz sahibisin.?

ALLAH DİLERSE BÜTÜN KULLARINI BAĞIŞLAR ..!

ALLAH DİLERSE BÜTÜN KULLARINI CENNETE DE , CEHENNEME DE KOYAR..!

MÜLK ALLAH 'IN ..

Allah 'ı ne zannediyorsun sen.? Aynı masada yeyip, içtiğin, kendisini çok iyi tanıdığın birisi mi .? Kendini tanıyamamışsın ki, Allah 'ı nereden bileceksin.?

Senin yalan, yanlış, iftira dolu ifadelerini düzeltmek için mi buradayım.? Samimiyetten ve dürüstlükten uzaksın.

Deme niçin şu şöyle,
Yerindedir ol öyle
Sen sonunu seyreyle
Görelim Mevla neyler
neylerse güzel eyler..!

Forumu takip eden insanlar sen paylaşımda bulundukça seni daha iyi anlayacaklardır eminim.

Yazık.

Kişi cehennemdeki ateşini kendisi götürürmüş. Maşallah sen, doğalgaz biriktiriyorsun..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 05:15:54 ÖS 17

Oraya birçok Allah’ın ayetlerini koydun ve üzerine bugüne kadar hiçbir alimin hiçbir Müslümanın bu naslara getirmediği yorumlar getirdin. Bugün Yahudi ve Hıristiyanlar dahi İslam dininin kendilerine kafir dediğini kabul ederken sen kalktın ayetleri onların Müslüman olduklarına yorumladın. Dur hele yaw.

Bunu benim söylediğimi mi zannediyorsun..? Tabii ayetlerle değil de hadislerle iştigal edersen düşeceğin durum işte bu. Bir bak Rabbim ne buyuruyor ;

De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmâ'il'e, İshak'a, Ya'kûb'a ve esbata indirilene; Mûsâ'ya, Îsâ'ya ve peygamberlere Rableri tarafından verilene inandık; onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz O'na teslim olanlarız."
Ali İmran 84

Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, ondan kabul edilmeyecek ve o, âhirette kaybedenlerden olacaktır.
Ali İmran 85

Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Davud'a da Zebûr'u vahyettik.
Nisa 163

Sana da kendinden önceki Kitabı doğrulayıcı ve onu kollayıp koruyucu olarak Kitabı gerçekle indirdik. Artık onların aralarında Allâh'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen gerçekten ayrılıp onların keyiflerine uyma! Sizden her biriniz için bir şeri'at ve bir yol belirledik. Allâh isteseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat size verdikleri içinde sizi sınamak istedi. Öyleyse hayır işlerine koşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O size ayrılığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir.
Maide 48

"Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik " demeyesiniz.
“Yahut, bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk, demeyesiniz diye. İşte size de Rabbınızdan açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah’ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.”
En’am 156.157

Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasası. Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.
İsra 77

Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sâhibi, hem de acı azâb sâhibidir.
Fussilet 43

Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: «Benden başka İlâh yoktur; bana kulluk edin» diye vahyetmiş olmayalım.
Enbiya 25

‘‘Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye, din olarak Nuh’a tavsiye ettiğimizi, sana vahiy ettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve Îsa’ya tavsiye ettiğimizi, sizin için şeriat yaptı. Fakat kendilerini çağırdığın bu nizam Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.’’
Şura 13

Allah'ın, öteden beri devam eden kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Fetih 23

ALLAH 'IN KELAMI İLE EHLİ KİTABIN MÜSLÜMANLIĞININ TASDİK İÇİN KURAN YETER..!

Yetmez dersen Ehli Kitabın Müslümanlığını tasdik için daha başka ayetler de paylaşabilirim.



Hadis batağına batmışsın, KURAN 'a ihtiyaç duymuyorsun. İhtiyaç hissettiğinde ise, hadis diye uydurma kelamlarını desteklemek adına, ayet paylaşıyorsun. Desteklediğin, Allah 'ın Kelamı Kuran-ı Kerim değil, hadisleri desteklemede müracaat ettiğin bir kitap olmuş Kuran...


Hele durda saptırmalarına cevap verelim ikili polemiye girmeyelim. Seninle münazara yapmayacağımı ifade ettim. Sadece yazdıklarına cevap vereceğim inşaAllah.

Yalan, yanlış, iftira, hurafe, bidat içeren ifadelerinle mi.? Falandan, filandan aldıkların sana ait olsun. Tasavvufa karşı çıkabilirsin. Beni muhatap görmeni zaten bekleyen yok. Madem ki Din konuşacaksın, madem ki Allah 'tan bahsedeceksin ..!

YALNIZCA KURAN AYETLERİ İLE ..! Dinini, İslamı yaşayan, (en azından iddia ediyorsun) ve bilen birisi olarak bunu yapabilirsin sanırım..! İllaki zahiri ilmini mi konuşturacaksın, Kuran yetmiyor mu yoksa..?


Bir tasavvuftur tutturmuş gidiyorsun. Daha Celallettini Rumilerin tasavvufcu değilde vahdeti-vücutcu olduğunu dahi ayıramıyorsun. Tasavvuf ile vahdeti-vücut ayrı şeylerdir. Biri şirk iken diğeri tefsilatlı bir meseledir.

Tasavvuf benim tutturduğum bir şey değil. Kuran 'ın evrenselliğinden bahsedip de, Kuran 'ın özünden haberi olmayanların karşı çıktığı , İslam 'ın özünü, dününü, bu gününü yaşama biçimidir Tasavvuf..!

Takmışsınız bir "Vahdet-i Vücud" 'a .. Takmışsınız bir "Rabıta" 'ya ..!

Bunlar elinizden alındığı zaman elinizde malzemeniz kalmayacak.

Adı üzerinde "VAHDET" . "TEK"... "BİR OLAN" ..  Zahiri ilim bunu idrakten yoksundur.

Manadan, maneviyattan bahsediyorsun. Zahiri ilim Yer çekimini bile anlatmaya yetmez. Allah 'ın ilminden bahsetmeye Hadislerin yeteceğini mi zannediyorsun.?

Neden bahsettiğinin , idrakinde değilsin.

Kelamcılar olarak hiç mi kullanmazsınız; "Manevi bir haz verdi", " işin Manevi tarafı", "maneviyattan habersiz", "manevi bir atmosfer" ...!

Yani İslam Dini 'ni ifade ederken, maneviyat kelimesinden hiç mi bahsetmezsiniz.?

İslam Dini "MANEVİYAT" olarak anılır, bilinir.

ZAHİRİYAT diye bir ilim, bir bilim, din, teknoloji yoktur. Bu şahsınıza ait bir kelime.


Yemin ederim, ne dediğinden, ifadelerinin ne anlam taşıdığından bi habersin.

Allah ıslah etsin.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 05:36:38 ÖS 17

Tüm İslam ulemasını hiçe sayarak ki buna İmam Şafi-i,İmam Azam,İmam Malik,İmam Ahmet,İmam Buhari İmam Müslim İmam El-Evzai İmam Zeyd ve daha nice büyük alimleri evet

bunları hiçe sayarak koskoca İslam dinin pratiğini oluşturan sünnet makamını ister kabul ederim ister etmem diyebilecek kadar bir cehalet içerisinde iken buna şüphe oluşturmağa çalışmış iken başka birileride senin şirkperest tasavvuf pirlerine ki delilleri ile birlikte bunları açıklayacağız söz söyledi diye hemen parlıyorsun.


Arkadaş yemin ederim iftira üzerine kurulu bir anlayışa sahipsin. Aşağıdaki cümle de bana ait değil;

"bunları hiçe sayarak koskoca İslam dinin pratiğini oluşturan sünnet makamını ister kabul ederim ister etmem diyebilecek kadar bir cehalet içerisinde iken"

Benim ifade ettiğimi beyan ederek kurgulamış olduğun bu cümle de senin şahsi kimliğini ön plana çıkardı.

Hadislere karşı değilim. İslam Dini 'nden bahsederken, Allah 'ın sahibi olduğu Dini anlatacak isek, hadislere el değmeden, doğrudan Allah 'ın Kelamı olan Kuran ayetleri ile ifade edelim dedim.

"Hadislere itibar etmediğim, sünnet karşıtı olduğum" gibi ifadeler, iman ettiğini ifade eden bir kişiye yakışmıyor. İftira atıyorsun. Gıybet yapıyorsun. Yalan söylüyorsun. İnkar ediyorsun.

Senden herşey beklenir.

Tasavvuf senin leke sürebileceğin, karalaya bileceğin bir durum değil. Atmış olduğun her ne ise kendine yapışır.

Çünkü başkalarından almış olduklarını, kendi ifadelerinmiş gibi kullanıyorsun. Dolma akılla yol alabileceğini zannediyorsun.  

Yazık. Gerçek bir iman sahibinde olmaması gereken hallerle dolusun.

Mürşidini , Evliyanı bulmuşsun.

Şüphesiz, biz şeytanları inanmayanların EVLİYASI kıldık.’’
Araf 27

Ayet seni ifade ediyor, emin olabilirsin.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 05:46:51 ÖS 17
DİN NEDİR .

İSLAM NEDİR .

MÜSLÜMAN KİMDİR .

EHLİ KİTAP KİMLERDİR :

İSLAM 'DAN BAŞKA DİN VAR MI :

MÜ-MİN KİMDİR :

MÜTTAKİY KİMDİR :

EHL-İ İMAN KİMDİR :

EHL-İ TAKVA KİMDİR :


Din, inanç, iman hakkında konuş. Allah 'ın rahmetini merhamet ve mağfiretini küçültme.

Allah 'ın merhametinden bahset. Gazab-ı ilahisi de var amma, "rahmetim gazabımı örtmüştür" buyuran Allah 'ı anlat.

Kendini tanımamışsın ki, dinden, inanç ve imandan haberin olsun.

Elinde bir avuç peynirin var, kendini mandıra zannediyorsun.

Allah 'ın Dinini, Allah 'ın Kelamı olan Kuran 'dan başka, hiç bir kelam anlatamaz, ifade edemez.

Anlatabilecek varsa , buyursun.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 05:57:02 ÖS 17
Efendim tasavvuf Hz.Ali den geliyormuş.? Sen koskoca İslam tarihini inkar ederken nasıl oluyor da bir başka nakil olan Hz.Aliden gelen söze itibar ediyorsun?

Yani anlayacağın klasik mealciler gibi kendi işlerine gelen nakilleri alıyorlar kendi küfürlerini ortaya koyan nakilleri bunlar korunmamıştır diye inkar ediyorlar. Haluk gta da aynısını yapıyor. Sıkıştığı yerde hemen nakile baş vuruyor. Allah size akıl versin sonrada hidayet versin.

Neyse osisko az sabret cevapları mı bitireyim; [/color][/b]


Paylaşım yapma adına bir şeyler karalıyorsun amma, battığının farkında değilsin.

Tuhaf ..!  Hakikaten de acayip bir durumdasın ..!


Allah 'tan bahsederken ,

Kuran 'dan bahsederken,

Peygamberden bahsederken,

Kendimden bahsetmemi ister gibi, yalnızca akli olarak cevap vermemi bekliyorsun.

Vallahi çok tuhaf bir durum. Her inanç sahibinde bu zuhuratı görmek mümkün olmasa gerek.

Nakilden bahsederken nasıl olur da yalnızca akıl ile cevaplanabilir.?  Neden, kimden bahsettiğimizin bilincine hala varamamış gibi bir durumun söz konusu.

Allah uyandırsın inşaallah. Nasıl uyandırır bilmiyorum ama uyandırsın.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kalemşör üzerinde 28 Haziran 2014, 05:59:17 ÖS 17
sünnet kelimesi hadisin kendisini ihtiva eder. cehaleti kendi kalbine itikat edinen kimse bilmez mi ki? kavil olmadan yaşam tarzı olmaz. kuranın nebiye emrettiği beyan hiç olmaz.  sitede sözde sadece kuranı alırız diyenler kurandan daha fazla kendi rey ve kıyaslarını yazmaktan çekinmiyorlar.  nebinin emirlerinin sıradan birer rey gibi bakıldığı yerde islamdan söz edilebilir mi!nebinin emirlerine karşı gelenler, başlarına bir musibetin gelmesinden ya da belanın inmesinden çekinsinler, diyen kuranın ortaya koymuş olduğu dinden ne kadar uzakta olduklarını görmüyorlar mı?


Arkadaş,

Peygamber neye uymuş, neyi uygulamış.? Elbette Kuran 'ı ..!

Nebi emretmemiş, emredileni, yerine getirmiş, uymuş, uygulamış, emredileni tebliğ etmiştir.

Allah c.c "Kuran 'ın koruyucusu ve kollayıcısı benim" buyuruyor. Hadisleri kim koruyor.?

Kuran 'ın bile tefsirinde, mealinde parantez ve tırnak içi yazıları aldığında farklılıklar, ortaya çıkabiliyor. Fakat yazarların kendi görüş ve düşüncelerini ifade eden bu yazılara dokunmadığında, Kuran 'ın özüne ulaşılmış olunur.

Peki hadislerde böyle bir durum söz konusu mu.?

Nasıl ve ne şekilde inandığı, iman ettiği kişinin kendisini ilgilendirir. Kendi iç alemin neyi işaret ediyorsa, sen oraya bak, beni boş ver..

Bana Kuran yetiyor.




bu sözün batıldır. nebi sadece kuranı öğretmemiştir. o kuranla beraber mizanı, hikmeti ve din hakkında bilinmeyen başka şeyleri de öğretmiştir. o sadece kuranda bulunan ayetlere değil bunun dışında mushafta bulunmayan vahiylerede uymuş ve bize uymamızı emretmiştir. ve bu vahiyde korunmuş bize aktarılmıştır. bana kuran yeter ya da ben sadece kuran ayetlerinde geçenleri alırım nebiden sahih olarak ulaşan hadisler beni bağlamaz demek kurana göre küfrü gerektirir. cehaleti olanları ya da tevil sahiplerini bundan istisna ediyorum.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 28 Haziran 2014, 06:15:48 ÖS 18
Allah'ın adı ile;

Sapırmalara cevaplar;

Birinci mesele;

İddia; Herhangi bir Hakk Kitap için değiştirildi, hükümsüz kılındı, tahrif edildi gibi iman dışı telkinlerde bulunanlar olur ise, gerçek iman sahibi olduğunu iddia eden kişilerin buna asla itibar etmemeleri gerekir.

Cevabım; Kur’an-ı Keriminden önce gelen semavi kitaplar din adamları tarafından korunmaları emir edilmişken bu kitapların birçok ayetleri üzerinde tahribatlar yapılmıştır.

“Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.”Maide/44

Bu ayette açık bir şekilde Yahudi din adamları dünyalık bir takım menfaatler karşılığında Allah’ın ayetlerini değiştirdiler. Halbuki kendilerine yüklenen görev bu kitapların korunması yönünde idi; Yahudi ve Hıristiyan din adamları kendi sözlerini kitabın içerisine dahil ettiler gayeleri bu insanların bu sözleri Allah’ın sözüymüş gibi algılanması idi.

”Onlardan bir grup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken, dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları kitaptan değildir. Söyledikleri, Allah katından olmadığı halde, Bu Allah katındandır derler. Onlar bile bile Allah’a iftirâ ediyorlar."(Âl-i imran, 3/78)

Bu durumda hak olan ayetlerle insanların sözü birbirine karışmış oldu. Dolaysıyla tevhid ve şirk aynı ağızdan aynı kaynaktan çıkmağa başlandı;

“Ey ehl-i kitap! Niçin hakkı bâtıla karıştırıyor ve bile bile hakkı gizliyorsunuz?” (Âl-i imrân, 3/71)

Yahudi ve Hıristiyan din adamları bunları yaparken yani beşer sözü ile Allah’ın sözünü harmanlarken bu yolla Allah’ın dinine ait olmayan birçok vergi icat ederek haksız kazanç elde ettiler.

"Ey iman edenler! Biliniz ki, hahamlardan ve râhiplerden bir çoğu insanların mallarını haksız yollardan yerler ve insanları Allah yolundan engellerler..." Tevbe 9/34

Sonra bu din adamları elleriyle kitaplar yazdılar bu kitaplara kutsiyet kazandırmak için bu bizim yazdığımız bir kitap değil bu Allah’ın size göndermiş olduğu kitabıdır dediler. Tıpkı Said Nursi Celalettini Rumi Mahmut Usta Osmanoğlu (Cübbelinin hocası) gibi.

Allah-u Teal’a şöyle buyurmaktadır.

“Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, “Bu, Allah’ın katındandır” derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!”Bakara/79

“Bize Muhammed İbnu'l-Al⒠haber verip (dedi ki) bize İbn Nümeyr, Mücjüid'den, (o) Âmir'den, (o da) Câbir'den (nak*len) haber verdi ki:”

“(Bir gün) Ömer İbnu'l-Hattâb (radıyallahu anh), Resûlullah'a bir Tevrat nüshası getirdi ve:
"Ya Resûlallah dedi, bu bir Tevrat nüshasıdır".

(Resûlullah) de bir şey söylemedi.

Sonra o okumaya başladı. Bu esada Resûlullah'ın yüzü(nün rengi de) değişi*yordu.

Bunun üzerine Ebû Bekir (radıyallahu anh); "Evlât acısı görenler seni kaybedesice! Resûlullah'ın -sallallahu aleyhi ve sellem-yüzünü hiç görmüyor musun?" dedi. Hz. Ömer o zaman Resûlullah'ın -sallallahu aleyhi ve sellem- yüzüne baktı ve hemen; şöyle dedi:"Allah'ın gazabından, onun Resulünün gazabından Allah'a sığınırım. Rab olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, peygamber olarak Hz. Muhammed'e razı olduk." Bunun üzerine Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

"Muhammed'in canı elinde olan (Allah'a) yemin olsun ki, şayet Musa sizin için ortaya çıksaydı ve siz de beni terk ederek ona uysaydınız, doğru yoldan sapmış olurdunuz. Şayet o sağ olsa ve peygamberliğime kavuşsaydı bana ittibâ ederdi.

Sünen-i Dârimi, Mukaddime 39/441

Ehli-Kitabın küfürleri ve kafir olduklarının delilleri;

Tevrat’ı değiştirdiler. (Bakara, 2/79)

Peygamberleri öldürdüler. (Âl-i İmran, 3/183)
 
Hz.İsa’yı öldüremediler. (Nisa, 4/157)

Fesat çıkardılar. Allah’a cimri dediler. (Maide, 5/64)

Hz. Meryem’e iftira ettiler. (Nisa, 4/156)

İman edenlere en şiddetli düşmanlık edenler Yahudi ve müşriklerdir. (Maide, 5/82)

Üzeyir Allah’ın oğlu dediler. (Tevbe, 9/30)

Kıskançlık ve maddi çıkar yüzünden Kur’ana inanmadılar. (Bakara, 2/146)
 
Çoğu iman etmeyecektir. (Bakara, 2/100; Nisa, 4/155)

Allah’ı inkârlarından dolayı lanete uğradılar. (Bakara, 2/88-89)

Allah’a ve peygamberlerine inanın. (Allah) üçtür demeyin!” (Nisâ, 4/171)

Kur’an'a Göre Hristiyanlar:

Meryem oğlu Mesihe, Allah diyenler, kâfir olmuştur. (Maide, 5/72)

Allah üç ilahtan biridir diyenler kâfir olmuştur. (Maide, 5/73)

Meryem oğlu Mesih bir Peygamber, anası da sadık bir kadındır. (Maide 75)

İsa Mesihe Allah’ın oğlu dediler. (Tevbe, 9/30)

Yahudilere göre, Hıristiyanlar Müslümanlara daha yakındır. (Maide, 5/82)

Yahudi ve Hristiyanların Ortak Yönleri:

1. Bilginlerini, rahiplerini Rabler edindiler. (Tevbe, 9/31)

2. Yahudi bilginleri ve Hıristiyan rahipleri halkın mallarını yediler. (Tevbe, 9/34)

3. Allah’ın oğullarıyız dediler. (Maide, 5/18)

4. Bile bile hakkı gizlediler. (Âl-i İmran, 3/71)

5. Allah çocuk edindi diye iftira ettiler. (Bakara, 2/116)

6. Allah’ın âyetlerini inkâr ettiler. (Âl-i İmran, 3/70)

7. Allah’a iftira ettiler. (Âl-i İmran, 3/78)

8. Yahudi ve Hristiyanlar, birbirinin dostlarıdır. (Maide, 5/51)

9. Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır... (Bakara, 2/120)

10. Dinlerinde aşırı gittiler. (Nisa, 4/171)

11. Kitaplarındaki bilgileri gizlediler. (Maide, 5/15)

12. Ehl-i kitap, “Cennete ancak Yahudi ve Hıristiyanlar girecek” dediler. (Bakara, 2/111)

13. Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, cehennem ateşinde ebedi olarak kalırlar. Onlar, halkın en şerlileridir. (Beyyine, 98/6)

Osisko sanırım bu kadar delil kafidir. Yahudi ve Hıristiyanlar kendi dinlerini tahrif etmekle kalmadılar beşer sözüyle Allah’ın sözünü karıştırdılar hükümleri gizlediler yeni hükümler koydular böylece Allah’ın hükmüyle değil beşer hükmüyle hükm ettiler Maide/44 ve böylece birçok yönden hem kafir hem müşrik oldular.

Tevrat Zebur ve İncilin aslına özüne iman edenler Yahudi ve Hıristiyan değil Müslüman ismini alırlar. Lakin bunların asılları ortada olmadığına göre hükümleri kalktığına göre böyle bir durum artık mümkün değildir.Aslına uygun iman etmiş ve ölmüş olanlar Müslümandırlar.

Tüm peygamberlerin dinleri özde aynıdır Nahl/36. Ancak tüm şeriatler Rasulullah (s.a.s) in gelmesiyle birlikte hükümlerini kaybetmiştir. Verdiğimiz naslar söylediklerimizin delilidir.

İddia; Eğer ki iptal olan bir şeriat, hükümsüz kılınan bir peygamber, tahrif edilip değiştirilen her hangi bir kitap olmuş olsa idi, bunun hakkında son kitap Hz. Kuran 'da ayet olması gerekirdi. Evvelki gönderilen Peygamberlere, indirilen Kitaplara iman etmemiz Hak Teala tarafından bizlerden istenmezdi.


Cevabım; Evet ayet olması gerekirdi ancak mesele o ayetleri görebilmek. Evvelki gönderilen kitaplara iman edilmesi gerektiği ile çok sayıda ayetler vardır ancak bunu bu kitapların tahrif olmadıklarına delil getirmek cehaletin göstergesidir. Burada sorun olan şey gördüğüm kadarıyla eski semavi kitaplar değil Kur’an metodoljisinin nasıl anlaşılması gerektiği ile ilgilidir.

Şu bir kaidedir ki Kur’andan hüküm çıkarırken çıkarılacak hükmün başka naslarla çakışmaması esastır. Görüldüğü kadarıyla osiskonun Kur’an-ı anlama ve hüküm çıkarma ile ilgili sorunu vardır.

Verdiğin ayetlere bakalım;

Ey inananlar, Allah'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. KimAllâh'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse o, delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136

Yukarıda açıkladığımız gibi Allah’tan geldiği sabit olan tüm kitaplara inanmak iman esaslarından bir tanesidir. Bizde her Müslüman gibi buna iman ediyoruz. Ancak Rasulullah (s.a.s) in şiddetle sakındırdığı Yahudi ve Hıristiyanların elindeki semavi kitaplar olduğu ileri sürülen kitaplara inanmak imansızlığın esaslarındandır.

Çünkü Yahudi ve Hıristiyanlar özü kaybolmuş kitaplara iman ediyorlardı bundan dolayı da kafir oluyorlardı.
Vermiş olduğun di,ğer ayete bakalım.

Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, onlara cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, büyük kurtuluştur.
Tevbe 111

Bu beyanda çok sayıda ayetler vardır. İncil ve Tevrat Allah’ın elçilerine vermiş olduğu semavi kitaplardır bunların inkarı küfürdür. Ancak bazı kafa yapıları meseleleri algılamak noktasında sıkıntı içerisine giriyorlar.

Hiçbir muvahhid İncil ve Tevratın Allah’ın kitapları olup olmadığı yönünde bir şüphe içerisine girmez burada konu olan şey Yahudi ve Hıristiyanların ellerindeki kitapların bu kitaplar olup olmadığı meselesidir. Daha meseleyi dahi teşhis etmeden hangi minvalde konuştuğunu bilmeden kalkıp bu ayetleri kendine delil getirmek bir usül hatasıdır ve bu koyu bir cehalettir.

Eğer karşımızda İncil ve Tevratın Allah’ın kitapları olmadığını iddia eden birileri olsaydı biz o zaman bu ayetleri onlara delil olarak kullanabilirdik. Ancak mesele bu değil.

Mesele mevcut kitapların Kur’an da kast edildiği kitaplar olmadığı meselesidir. Eğer özleri itibarı ile o kitapların Kur’an’ın kast ettiği kitaplar olmuş olsaydı Rasulullah (s.a.s) Hz.Ömeri bundan sakındırmazdı? Yüzünü ekşitmezdi öyle değil mi? Haşa………….

Allah’ın Rasulu nasıl olur da Allah’ın kitabını okuyan bir Müslümana karşı yüzünü ekşitip onu azarlamış olabilir ki? Allah’a sığınıyoruz bunu söylemekten. Biraz aklını başına al osisko. Sen gerçekten ne dediğinin farkında bile değilsin anlaşılan odur. Seni böyle bozuk düşüncelerin içerisine iten bu vahdeti-vücut belasıdır çünkü bu virüs insanın beynini aklını telef eden bir virüstür.

İddia; Üstteki ayette ise, Hakk kitapların Allah 'tan biz insanoğluna birer vaad olduğu ifade
edilmekte. Ehli kitap neymiş, kimmiş bakmasını bilen anlayacak inşaallah. Tek bir Allah 'ın kulları olan Ademoğluna farklı din isnat edenler,İsnat ettikleri bu din ile ehli Kitaba kafir, gavur, gayrı müslim gibi ifadeler kullananlar,Allah 'ın Kelamı olan Ehli Kitap için, değişti, tahrif edildi, hükümsüz gibi ifadeler kullananlar,Allah 'ı bilmeyenler, Din-i İslam 'ı anlamayan, idrak edemeyenlerdir.
 
Cevabım; Allah-u Ekber. İşte Şemsi,Tebrizi Celallettini Ruwi gibi sapkınlarının ortaya attığı batıl din anlayışlarından bir dizi. Bunlara göre tüm dinlerin çıkış noktası birdir bu sebeple farklı dinler diye bir şey söz konusu değildir. Yine bu sapık anlayışa göre kafir Müslüman diye de bir şey yoktur.

Bunu Celalettini Ruwi Hz.Musa ile Firavunun kıssasından hareketle dile getirmektedir.

Bu olaya da Hz.Musa (a.s) ın hata yaptığını dile getirmektedir.

Osisko Allah-u alem sen ya bir Yahudi yada bir Hıristiyansın. Lakin bunun hiçbir önemi yoktur. Her ikisinden de olabilirsin. Senin ehli-kitaptan olman şahsen bana hiçbir rahatsızlık vermez. Bana rahatsızlık veren kısmı Müslüman kimliği altında sinsice siyonist emellerinizi icra etmeye çalışmanızdır ve insanları  zehirlemenizdir. Ancak biz Müslümanlar var oldukça Allah’ın izni ile sizlere meydanı boş bırakmayacağız.

Osiko bizim dinimize göre dini kaynaklarımıza göre ehli-kitap hem kafir hemde müşriktir. Senin buna inanman yada inanmaman hiçbirşeyi değiştirmez.

Yukarıda ayetleri verdim.

"(Resûlüm) de ki: "Ey Ehl-i Kitap(Yahudi ve Hıristiyanlar)! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."Âl-i İmran/ 64)

Ehli-kitap kendisini “la ilahe illallah” tevhid kelimesine nispet ettiği halde Allah onları Allah’tan başkasına tapmakla ve birbirlerini ilahlaştırmakla damgalamaktadır.

Yahudilerden bir kısmı, (Allah'ın kitabındaki) kelimeleri esas mânâsından kaydırıp; dillerini eğerek ve dine saldırarak, "Sözünü işittik, emirlerine isyan ettik, dinle, dinlemez olası ve râinâ (bizi gözet)" diyorlar. Halbuki onlar, "İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize de bak" deselerdi bu, kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Artık onlar, pek azı müstesna, iman etmezler.”Maide/46

Bu ayette de onların apaçık küfür içerisinde oldukları beyan edilmektedir.

Din özetle dünya ve ahirete dair düşünce ve ameller bütünün adıdır. Her kimki neye inanıyor neyi yaşıyorsa dini odur. Dosdoğru olan din sıratı-müstakim olan Allah’ın dinidir. Bununda adı İslam’dır. Yahudilik ve Hıristiyanlık değil.

“Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.”Ali-İmran/19

Bu dinden başka dinlere sapanların dinleri kabul edilmeyecektir.

"Kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki; kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır."Âl-i İmran/85

Demek ki İslam’dan başka dinlerde varmış İnsan bu kadar mı cahil olur yaw?

"Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allah'a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savaş yapın."Tevbe/9

Bu ayette hak dinden söz etmektedir demek ki batıl dinlerde vardır öyle değil mi osisko? Konu daha fazla uzamasın diye burada bitiriyorum. Sanırım bu kadar delil yeterlidir. Böylece osiskonun ortaya atmış olduğu şüphelerin batıl olduğu anlaşılmıştır.

İkinci Mesele;

İddia; Yahudiler de, Hıristiyanlar 'da Müslüman, evet.. Başaka din mi var ki, o isimle anılsın.İslam tek din. "Lailahe illallah" diyen herkes Müslüman. Ayette ne buyruluyor oku; “Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir..
Ahkaf 13

Cevabım; Fe sübhanAllah; Hakikaten Müslüman gibi gözükme çabanız doğrusu beni kıskandırıyor. Ancak ne yaparsınız yapın nafile buna Allah’ın dini müsade etmiyor.

Halbuki gerek atalarınız gerek siz Allah’ın Rasulune iman etmiş olsaydınız ve onun getirdiklerini hayatlarınıza aktarsaydınız elbette ki Müslüman olurdunuz. Ancak ehli-kitap inkar yolunu seçtiler Allah’tan başka Rabler edindiler Allah ve Rasulunun arasını açtılar bundan dolayı da kafir oldular/Nisa150.

Bak osisko ilk kez doğru biz söz çıktı kaleminden vermiş olduğun ahkaf/13.ayette Rabbim Allah’tır diyeneler Müslüman ismiyle anılırlar bu doğrudur. Ancak sizin böyle demediğinizin haberini bize bildiren Allah’tır:

Allah-u Teal’a şöyle buyurmakatdır.

“Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler…. “Tevbe/31

İşte siz Allah’ı değil birbirinizi Rab ediniyorsunuz? Bunu Allah beyan ediyor. Alakasız yerlere alakasız ayetleri koyarsan işte böyle hüsrana uğrarsın. Demek ki siz din adamlarınızı Rab ediniyorsunuz.

Celallettini Rumi,İbni Arabi ve benzerlerinin niçin batı dünyası  tarafından bu kadar önemsendiği ve batı üniversitelerinde doktora tezleri konusu oldukları buradaki okuyucular tarafında inşallah daha iyi analiz edilmiştir.

Çünkü bu tür felsefecilerin din anlayışları osisko gibi insanların çoğalmasına dolaysıyla Yahudi ve Hıristiyanlık dinine mensup insanlarında Müslüman oldukları vehmini aşılmaktadır. Bu bir bilinç altı çalışmadır. Bu Siyonist emperyalist haçlı güçlerinin planlı programlı bir çabasıdır.

Bu sebeple osiskoyu kınamıyorum. Çünkü onun din olarak beslendiği kaynaklar ona bu felsefeyi ön görüyor. Vahdeti-vücut felsefesinde farklı din farklı kimlik diye bir şey yoktur. Ancak vücudun birliği vardır. Bu felsefeye göre hak ile halk aynı şeydir yani mabud ile abd aynı şeydir. Abd mabuda hulül etmiştir dolaysıyla (BİR) vardır bundan başka demek şirktir.

Yani bunlara göre İhlas suresini okumak haşa şirktir. Çünkü İhlas suresinde o hiçbirşeye benzemez denilmektedir. Oysaki bu felsefeye göre herşey odur. Bunlar katıksız saf temiz berrak bir şekilde kafirdirler. Bunların küfründe şüphe edende aynı hükmü alır.

Bu sapık anlayışa göre dışarda gördüğün at,eşek,domuz,solucan katil,kafir,müşrik her ne farsa hepsi Allah’ın tecellisidir. Bunların hepsi Allah’tır. Bunların Allah anlayışı bugüne kadar hiçbir kafir müşrik tarafından dile getirilmemiştir. Buna Yahudi ve Hıristiyanlar dahildir.

Bu sebeple Cübbeli Ahmedin şu sözü bunu kast etmektedir bu sözü internette dolaşmaktadır dileyen izleyebilir. “Allah ete kemiğe büründü Mahmut (yani Şeyhi) suretinde göründü”

Ben şahsen ne zaman bu sapıklarla konuşsam ve bu meselelerin içerisine girsem psikolojim bozuluyor. Bunların şirklerinden Allah’a sığının.

İddia; şte bu yüzden Kuran bana yeter. Hadislerle konuşuyor olsaydın, sana cevap veremezdim.


Cevabım; Maşallah çok güzel cevaplar veriyorsun başımız göğe erdi. Verdiğin deliller ilmimizi artırdı. Seninle meseleleri  nasıl devam ettireceğimi şaşırdım. Her bir satırında başka bir küfür. Bunlara cevap vermek için herhalde bin sayfa yazı yazmak gerekir.

İddia; İslam çatısı altında doğan, yaşayan ve ölen, Allah 'a inanan herkes Müslüman. Allah 'a inanmayanlar sa kafirdir. Her ne kadar kafirdir desek de, sonlarını Rabbimiz daha iyi bilir.

Cevabım; Bu sözün koskoca bir yalan olduğunu ben ispat ettim şimdide sen bu sözünü ispat et bakalım. Allah’a inanmayan kimlerdir.? Bunu Kur’an’dan delillendir? Yahudi ve Hıristiyanlar Allah’ı inkar mı ediyorlardı da kafir olmakla damgalandılar. Bu nasıl batıl bir söz böyle. Bu ne cehalet böyle yaw.

“İbrahim, ne yahudi idi, ne hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir müslümandı, müşriklerden de değildi.”Ali-İmran/67

Peki bu ayet ne diyor; Senin koskoca bir yalancı olduğunu söylemiyor mu? Bu ayette geçen Yahudiler Hıristiyanlar ve Mekkeli putperestler hem Allah’a inanıyorlar hemde Hz.İbrahimin peygamberliğine inanıyorlar öyle değil mi? ona rağmen Allah onları müşrik olmakla damgalıyor.

İmam Şafi-i (Rahimehullah) ne kadar güzel söylemiş.

“Ben ne zaman bir alimle konuştuysam onu hep yendim ancak ne zaman bir cahille konuştuysam ona hep yenildim”

Çünkü cahilin ne dini bir endişesi var ne kaide bilir nede kural.

Dur osisko kafama iyice takıldı. Kişi Allah’a inansa Müslüman Allah’a inanmazsa kafir olur diyorsun.

Yahudiler Hıristiyanlar ve Mekke Müşrikleri hangi ayette Allah’ı inkar ediyorlar? Allah’ı inkar etmedikleri halde Allah onlara niçin kafir hükmü verdi?

Buna Kur’an dan delil getir. Bunu cevabını bekliyorum.Vesselam.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 06:19:42 ÖS 18

bu sözün batıldır. nebi sadece kuranı öğretmemiştir. o kuranla beraber mizanı, hikmeti ve din hakkında bilinmeyen başka şeyleri de öğretmiştir. o sadece kuranda bulunan ayetlere değil bunun dışında mushafta bulunmayan vahiylerede uymuş ve bize uymamızı emretmiştir. ve bu vahiyde korunmuş bize aktarılmıştır. bana kuran yeter ya da ben sadece kuran ayetlerinde geçenleri alırım nebiden sahih olarak ulaşan hadisler beni bağlamaz demek kurana göre küfrü gerektirir. cehaleti olanları ya da tevil sahiplerini bundan istisna ediyorum.


Arkadaş kullandığım kelimeler aynen burada yapmayın Allah aşkına,


Peygamber neye uymuş, neyi uygulamış.? Elbette Kuran 'ı ..!

Nebi emretmemiş, emredileni, yerine getirmiş, uymuş, uygulamış, emredileni tebliğ etmiştir.

Allah c.c "Kuran 'ın koruyucusu ve kollayıcısı benim" buyuruyor. Hadisleri kim koruyor.?


Peygambere, Peygamberlik vazifesini kim verdi.?

Peygamberin uyduğu ve uyguladığı neydi .?

Ona, o emri veya emirleri veren kimdi.?


İfade etmek istediğim bu.

Yoksa, Ne Peygamberi Kuran 'dan ayrı görebilmek mümkün, ne de Kuran 'ı peygamberden..!

Sonuç olarak Kuran 'a bakıldığında her ikisini de, Kuran ve Peygamberi ifade etmeye yetmiyor mu.?  


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 07:09:08 ÖS 19
Tevrat Zebur ve İncilin aslına özüne iman edenler Yahudi ve Hıristiyan değil Müslüman ismini alırlar.

Lakin bunların asılları ortada olmadığına göre hükümleri kalktığına göre böyle bir durum artık mümkün değildir.Aslına uygun iman etmiş ve ölmüş olanlar Müslümandırlar.


Amentüde geçen "Ve Kütübihi, VeRusulihi" ye iman ediyor musun, iman etmiyor musun..?

" LAKİN " dedin mi, iş bitmiş, iman gitmiş demektir. Çünkü akıl devrede ve kendince yorum yapıyorsun.. Öncekiler Müslüman, şimdikiler kafir öyle mi.? Vay anasına vay.. İmanını gözden geçir. Neye, nasıl inandığına, iman ettiğine bir bak, sonuç olarak karşına ne çıkacak.?

Çok biliyorsun ya, beni susturacaksın ya.

Yazılarımda "ALLAH KELAMI" sözü neyi ifade ettiğini dahi kavramış değilsin. Akıl devrede ya..!  

Anlaşılan senin de yapacak bir şeyin yok. Çünkü sen o şekilde yetiştirildin.

Hac 40 ayetinde;

Onlar, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allâh bazı insanları diğer bazılarıyle savunmasaydı, içlerinde Allâh'ın ismi çok anılan "MANASTIRLAR",  "KİLİSELER",  "HAVRALAR" ve "MESCİTLER" yıkılırdı. Allâh, kendisine yardım edene elbette yardım eder. Kuşkusuz Allâh, güçlüdür üstündür.
Hac 40

HZ. ALLAH ; MANASTIRLARI, KİLİSELERİ, HAVRALARI, MESCİTLERİ BİZ KORUYORUZ BUYURUYOR.

Sen ne diyorsun, yok iptal olmuşmuş, yok hükümsüzmüş, yok bilmem ne.

Kitâp ehliyle, haksızlık edenleri dışında en güzel tarzda tartışın ve deyin ki: "Bize indirilene de size indirilene de inandık. Bizim İlahımız ve sizin İlahınız birdir, biz de O'na teslim olanlarız."
Ankebut 46

İşte böylece o Kitabı sana da indirdik. Kendilerine Kitabı verdiklerimiz, ona inanırlar: Şunlardan da ona inananlar vardır. Âyetlerimizi, kâfirlerden başkası inkâr etmez.
Ankebut 47

Allah c.c, "ayetlerimizi kafirlerden başkası inkar etmez" buyuruyor.

Ben ne Zebur, ne Tevrat, ne de İncil 'den bahsediyorum. Ben yalnızca Kuran ayetlerinden bahsediyorum. İman bir insanda ya vardır, ya da yoktur. İslamda, iman olarak ikisinin arası bir durumdan bahsedilemez.

Evvelki gönderilen, Kitap ve Resullere iman ettin mi .? Etmedin mi.? Daha dur, ardından ne çapanoğulları çıkacak.


Tüm peygamberlerin dinleri özde aynıdır Nahl/36. Ancak tüm şeriatler Rasulullah (s.a.s) in gelmesiyle birlikte hükümlerini kaybetmiştir. Verdiğimiz naslar söylediklerimizin delilidir.

Hiç bir şeyin delilini sunduğunu ifade etme. Hangi delilden bahsediyorsun.? İptal olan bir şeriata Allah c.c neden iman edin buyursun.? Evvelki Kitap ve Resullere imanı neden emretsin.? Ayet, nerede ayet.? Kuran ile, ayet ile cevap ver.

İptal olan hiç bir şeriat yoktur. Yalnızca en son şeriata tabii olmak kemalâttır, ayrıcalıktır. Kişi bir önceki şeriatı yaşamak istiyorsa, "HÜKÜM ALLAH 'IN".. Buna akılın ve mantığının ölçüsü içerisinde sen karar veremezsin.

Kimin kafir olduğuna, kimin yalnızca inandığına, kimin iman, kimin de ehli iman olduğuna sen karar veremezsin. Bunun kararını yalnızca, uy ve uygula emrini veren Allah verecektir.

Buyrun ..! Çelişki üzerine çelişki.

Andolsun biz, her millet içinde: "Allah'a kulluk edin, şeytândan kaçının" diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allâh hidâyet etti, onlardan kimine de sapıklık gerekli oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!
Nahl 36


Sana da gönderdi ama inkar ediyorsun. Bugünün uyarıcısı, elçisi de Evliyaullah 'tır.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 07:56:01 ÖS 19
İddia;
Eğer ki iptal olan bir şeriat, hükümsüz kılınan bir peygamber, tahrif edilip değiştirilen her hangi bir kitap olmuş olsa idi, bunun hakkında son kitap Hz. Kuran 'da ayet olması gerekirdi. Evvelki gönderilen Peygamberlere, indirilen Kitaplara iman etmemiz Hak Teala tarafından bizlerden istenmezdi.

Cevabım;
Evet ayet olması gerekirdi "ANCAK" mesele o ayetleri görebilmek.

Evvelki gönderilen kitaplara iman edilmesi gerektiği ile çok sayıda ayetler vardır

Demek ki, sen bu ayete iman etmiyorsun. Bundan başka bir mana çıkmaz.


"ANCAK" bunu bu kitapların tahrif olmadıklarına delil getirmek cehaletin göstergesidir.

Sen Allah Kelamını silecek, değiştirecek, tahrif edecek birisini tanıyorsun da biz mi bilmiyoruz?

"Allah kelamını" idrak edemiyorsun değil mi..?


Alıntı sahibi: Ezhattım link=topic=7909.msg79762#msg79762 date=1403964948Burada sorun olan şey "[color=red
GÖRDÜĞÜM KADARIYLA[/color]" eski semavi kitaplar değil Kur’an metodoljisinin nasıl anlaşılması gerektiği ile ilgilidir.


Şahsi görüşün burada prim yapmaz. O şahsını ilgilendirir. Genele uyarlıyamazsın. Gördüğün, görebildiğin bir şey de yok.

ALLAH 'IN İNDİNDEKİ BİR ŞEYİN BOZULABİLECEĞİNİ,

DEĞİŞEBİLECEĞİNİ, TAHRİF VE TAHRİP EDİLEBİLECEĞİNİ Mİ ZANNEDİYORSUN.?

Eğer ki sen İslam 'ın ne demek olduğunu biliyorsan ben her şeye razıyım.

Akıl bir an olsun seni bırakmıyor ki..! Ancak, ancak, ancak 'larla, kendince ifade ettiğini sanıyorsun. Hani ayet ..?


Şu bir kaidedir ki Kur’andan hüküm çıkarırken çıkarılacak hükmün başka naslarla çakışmaması esastır. Görüldüğü kadarıyla osiskonun Kur’an-ı anlama ve hüküm çıkarma ile ilgili sorunu vardır.

Sen dedin diye mi.? Ayet göster..

İdrak-ı meal bu akla gerekmez,
Zira bu sıkleti bu kantar çekmez..!

Hal yok ki izah edebilsin. Farkında olmadığın başka bir şey daha söyleyeyim mi.?

İstersen biraz daha merak et.. Zaten gördüğün bir şey yok da. Zamanı gelince anlarsın..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 08:44:37 ÖS 20
DİN NEDİR biliyor musun .?

DİN, Allah 'ın biz insanoğlu için seçmiş olduğu şer-i kuralların tümüdür.

Bu Din 'in adı ise :  İSLAM ' ..

Peki MÜSLÜMAN KİMDİR biliyor musun .?

MÜSLÜMAN , Allah 'ın varlığına inanmış herkesin almış olduğu isimdir. "Lailahe illallah" diyen herkes Müslümandır.

‘‘Bedeviler dediler ki: ‘‘İman ettik.’’

Deki: ‘‘Siz iman etmediniz, amma ‘‘Müslüman olduk’’ deyin.

İman henüz kalplerinize yerleşmedi.

Şayet Allah’a ve peygamberine itaat ederseniz amellerinizden bir şey eksiltmez.

Muhakkak ki Allah çok esirgeyen çok bağışlayandır.’’
Hucurat 14

İnanmak ve iman etmek ayrı manalar taşır. İnançta Allah 'ın varlığını kabul etmek yeterli olur, ayette;

“Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir..
Ahkaf 13

Buyrulmakta.

MÜ-MİN KİMDİR , biliyormusun .?

MÜ-MİN : Amentünün altı şartına da, yani "GAYB" 'a acabasız iman edendir. Koşulsuz ve şartsız iman gereklidir. Amentünün altı şartına da acabasız iiman eden bir kişi MÜ-MİN 'dir.

Ayette ;

Ey inananlar, Allah'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allâh'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse o, delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136


Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara işte Allah onlara pek yakında mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Nisa 152


Gönderilen Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri “Allah'a, meleklerine kitaplarına peygamberlerine iman ettiler.” «Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız. Onları “İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, mağfiretini niyaz ederiz! Dönüş yalnızca sanadır» dediler
Bakara 285


Sen Kuran 'da geçen, ey inananlar, ey iman edenler, mü-min ve müttaki ayrımlarından, hitaplarından da hiç bir şey anlamamışsındır.

İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; "müttakiler için" yol göstericidir.
Bakara 2

Onlar ki gayba inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcarlar.
Bakar 3

Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; âhirete de kesinlikle iman ederler.
Bakara 4

İşte onlar, Rablerinden bir hidâyet üzeredirler ve umduklarına erenler, işte onlardır!
Bakara 5

Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allâh'ındır. İçlerinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allâh sizi onunla hesaba çeker; dilediğini bağışlar, dilediğine azâbeder. Allâh, herşeye kâdirdir.
Bakara 284

MÜTTAKİY KİMDİR .?

MÜTTAKİY, İmanının gereği olan İslam 'ın "TEMEL İBADETLERİNİ", namaz, oruç, hac, zekat ve kelime-i şehadeti yaşamaya çalışan kişidir. Yani bu imanın kendisinde olduğunu ifade eden kişiye bakıldığında, yukarıdaki özellikler bariz görülmelidir. Yaşayan olmalıdır. Konuşan değil. 

Dahası ve dahaları devam edip gidiyor. Fakat kişinin Müslüman olması için, hangi lisan ile olursa olsun, "lailahe illallah" demesi yeterli oluyor.

Ehli takva, vera, beka, gurbiyet gibi imanın daha üstün şubeleri vardır.
Fakat bu, Tasavvuf'un dışında asla yaşanılamaz..!

Şekilde görüldüğü üzre, daha iman ve inancın farkını göremeyen, İslam ve Müslüman 'ın manalarını idrak edemeyen.. Din adına tartışıyor.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 09:02:24 ÖS 21
Hz. Allah 'ın akrabalık emrettiği şu ayete nasıl bir cevap vereceksin bakalım;



“Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır.
 
Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir.
 
Sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir.
 
Mümin kadınlardan iffetli olanlar, daha önce kendilerine kitap verilenlerden
 
iffetli kadınlar da namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere,
 
mihirlerini vermeniz şartı ile size helaldir.
 
Kim inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir.
 
O ahirette de ziyana uğrayanlardandır.”
Maide 5


Hz. Allah kilise, havra, manastır ve mescitleri biz koruyoruz diyor..!
Ehli kitaptan kendinize eşler alabiirsiniz diyor.

İncil sahipleri, Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
Maide 47


Genelleme yaparak paylaşıyorsun. Bu yüzden de batmış olduğun yanlışı görmüyorsun..

Ehli kitap için de olsa, Muhammediler için de olsa Hz. Allah ayrımı gözümüze sokuyor ve ..

Diyor ki ;

- Ayetlerimizi inkar edenler ..!

- İnanmayanlar ..!

- İnananlara de ki ..!

- Kafirler ..!

-Fasıklar ..!

- Sapmışlar ..!

- Mü-minlere de ki..!

- Müttakiyler için..!

Bu ayrımların hepsini tek bir çerçevede görüyorsun.

 Ehli kitap ne demek : Allah 'ın Kitabını, Allah 'ın kelamını kabul eden, inanan, bir diğer ifade ile iman eden demektir. Adı üzerinde "EHLİ KİTAP" ..!

Bu ifadeleri görmediğin müddetçe, yanlışdasın, tek düze bakıyorsun demektir.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 28 Haziran 2014, 09:16:55 ÖS 21
Elinden gelse, kendinden başkasını cennete sokmayacaksın ya, hani iman sahibi olarak bir tek kendini görüyorsun ya..

"Merhameti olmayana, merhamet edilmez"..

"Merhamet, imandandır"..!

"Yer ehline merhamet et ki, gök ehli de sana merhamette bulunsun"..!

Cenneti alâ, herkese yetecek kadar büyüktür. Ebubekir r.a efendimiz ;

"Ya Rabbi..! Gövdemi o kadar büyüt, o kadar büyüt ki, cehenneme benden başkası girmesin" diye dua etmiş.

Ehli kitabın kafiri var da, bizim kafirlerimiz yok mu..? İnanmış veya inanmamış.. İman etmiş veya etmemiş ayrımını yapmak, insanların alacakları ceza ve mükafatlara müdahil olmak imanlı kişiye yakışmaz. Bilmelisin ki (haşa) Allah, Allah 'lığını kimseye bırakmaz.

HÜKÜM ALLAH 'IN..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 28 Haziran 2014, 10:44:54 ÖS 22
Osisko yanlış kişilerden söz alıp alakasız cevaplar yazma. Bakıyorum yazacaklarınıda şaşırmaya başladın. Alakasız meselelere alakasız ayetleri delil verdiğini daha evvel ispat ettik. Bizi tekrar dan seni yalancı çıkarmaya muktedir kılma.

Fe sübhanAllah. Düz vites takmış gidiyorsun. Devam.

Osisko senin saptırmalarına tek tek cevap vereceğim sende mümkünse aynı metodu takip et hangi cümleme cevap vereceksen o cümlemi alıntı yap ve o cümleye uygun cevaplar ver.
Hiçbir meselelyi karıştırmadan şurdan devam edelim. Sakın başka konu karıştırma sadece bu minvalde devam edelim.

Diyorsun ki;Allah c.c "Kuran 'ın koruyucusu ve kollayıcısı benim" buyuruyor. Hadisleri kim koruyor.?


Cevap; Osisko bu sözünü kanıtla yani delillendir. Kur’an’ın korunduğuna içerisine sokuşturulmalar ve çıkarılmalar olmadığına dair bir kanıt istiyorum.

Buyur söz sende.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 28 Haziran 2014, 10:47:01 ÖS 22
"Ya Rabbi..! Gövdemi o kadar büyüt, o kadar büyüt ki, cehenneme benden başkası girmesin" diye dua etmiş.

Forumu küfürlerle doldurdun yeter artık yaw. Bu söz hangi kaynakta geçiyor bunuda ispat et. Her bir sözün bir ton küfür taşıyor.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 29 Haziran 2014, 12:55:31 ÖÖ 00
Osisko yanlış kişilerden söz alıp alakasız cevaplar yazma. Bakıyorum yazacaklarınıda şaşırmaya başladın. Alakasız meselelere alakasız ayetleri delil verdiğini daha evvel ispat ettik. Bizi tekrar dan seni yalancı çıkarmaya muktedir kılma.


Neyi ispat etmişsin .? Ben görmedim.. Vallahi ispat mıspat yok ortada. Kendin yazdın, kendin tasdik ettin. Kuran harici, ayetler harici hiç bir kelamını kabul etmiyorum.

Sana İslam 'ın ne demek olduğunu öğretmeye çalışıyorum. Daha sonra kendi , kendinle çelişkinin farkına varacaksın Allah 'ın izni ile.

Ben Evliya terbiyesinde yetiştim, Dervişim Elhamdülillah. Sen benimle ilim yarışına giremezsin.
Sana görünen kısım yetiyor ama bize görünmeyen yanı, batini olan lazım.
 
İnan bana kabın çok küçük. Ne söylesem, dışına taşıyor. Sendeki ilimle beni anlayamazsın. Anlayabildiğin ise, onca yazdıklarımdan çıkarttığın özet, yalnızca, hadis, sünnet karşıtlığı olur.

İspat ettiğin tek şey, hiç bir şey bilmediğin. Kuran 'ı yanlış anladığın. Allah 'ın rahmetinden, mağfiretinden, merhametinden, lütuf ve ihsanından hiç bir haberinin olmadığıdır..!

Bak kardeşim,

Din-i İslam 'ı , Ehl-i Kitabı anlamadan, Müslüman ve MÜ-min ayrımını yapamadan, hiç bir şeyin idrakine varamazsın. İlk önce şunu iyice kafana yerleştir;

İslam 'dan başka Din yok, Tek Din İslam..!

İnsanların hepsi de Allah 'ın yaratmış olduğu kullardır..! Zatının varlığını kabul eden kuluna Hz. Allah cenneti vadediyor. Davud, Musa, İsa a.s 'lar ile, Muhammed s.a.v efendimiz, İslamiyet üzere gönderildiler, din getirmediler.

Yahudilik = Musevilik = Davud ve Musa a.s 'ın şeriat ismi Musevi diye anılırlar, Kitapları Zebur ve Tevrat .. Kuran 'ın emri ile şeriatlarını, Kitaplarını, peygamberlerini kabul edeceksin.

Hıristiyanlık = İsevilik = İsa a.s 'ın şeriat ismi, İsevi diye anılırlar. Kitapları İncil. Bunu da Kuran 'ın emri ile, hem şeriat, Hem kitap, hem de Peygamber olarak kabul edeceksin.

Muhammedilik = En son şeriata tabii olan bizleriz..

Evvelkileri tasdik edici, koruyup, kollayıcı olarak hepsine de Allah Kelamıdır, Allah 'ın elçisidir, Allah 'ın tertip ve tanzimidir diye bakacaksın.

"Birbirinizi sevmedikçe Mü-min olamazsınız"..!

"Mü-min olmadan da cennete giremezsiniz"..!

"EY ALLAH 'IN KULLARI" ... Kardeş olunuz..!  

Yukarıda geçen "EY ALLAH 'IN KULLARI" umumi bir çağrı.. Allah 'ın yaratmış ve yaratacak olduğu tüm insanlık için yapılan bir çağrıdır. Ne Yalnızca Musevi, ne yalnızca İsevi, ne de sadece biz Muhammedileri ilgilendiriyor. Yapılan bu çağrı bütün insanlığa.

Allah 'ın indindeki ile Thomasın elindeki kitap ayrımını yap.

Aksi taktirde yanlışta olan, küfre giden, şirke batan sensin, sen. Eğer ki parantez ve tırnak içi yazılara dokunmaz, sana, bana, bize sunulanın aslı ile alakalı olursak, kimse bizi yanlışa sürükleyemez. Anlayabildin mi.?

Zahiri dediğin ilimle zor ama..

Sen Allah 'ın sana Kuran 'da "iman et" buyurduğu çağrıya bak. Kim nasıl ve neyi değiştirdiğini düşünüyor veya zannediyorsa, kendisini değiştirmiştir. Allah Kelamına dokunulamaz, erişilemez...!

Kulağına küpe olsun.

Allah 'ın indindeki, Allah 'ın Kelamı, Allah 'ın Kitabı ..! Bunları değiştirmeyi ne zannediyorsun sen.? Herhangi bir kitap mı, herhangi bir dergi mi.? Zahiri ilimle bakarsan gördüğün tek şey, kafanda oluşan soru işaretleri olur.

Fakat Kuran 'ı olduğu gibi kul kelamını bir yana bırakarak aldığın zaman, ne Thomasın elindeki İncil seni ilgilendirir, Ne Eric 'in elindeki Tevrat, ne de islamoğlunun yazdığı tefsir veya meal..

Sana emredileni sade ve yalın görme imkanın ortaya çıkar. Allah 'ın gerçeklerini daha net görürsün. Ülkemizde 150 'ye yakın meal ve tefsir var. Bu kirlilikten nasıl kurtulmayı düşünüyorsun.?

İnşaallah bir nebze idrakı verilir de kurtulması gereken sen, kurtulursun. Yoksa ben neden hadislere karşı çıkayım, imanımın gereği bunu yapmamam gerekir ancak, imanımı korumak için de hadislerle fazla içli, dışlı olmamam lazım.

- Hiç kimsenin elindeki ile ilgilenme ..

- Değişti, tahrif edildi gibi kelimelerden sakın, korun.. Çünkü imana ters ..

- Hükümsüz, iptal oldu gibi kelimelerden de uzak dur..

Kuran 'da neden bahsedilmemiş, iptal olan bir şeriattan, geçersiz kalan bir Hak Kelamı Kitaptan, hükümsüz kılınan bir peygamberden.. Şimdi anladın mı.?

Yukarıdaki uyarımı dikkate alırsan kendine, almazsan yine kendine. Ama yabana atma, herkese kısmet olmaz. Hz. Allah beni buraya boşuna yönlendirmedi. Kainatta hiç bir şey tesadüfi değildir. Her şeyin belirlenmiş bir zamanı, bir ölçüsü, bir etkisi vardır.

Dışına çıkılması mümkün değil.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 29 Haziran 2014, 01:02:23 ÖÖ 01
Osisko
senin saptırmalarına tek tek cevap vereceğim sende mümkünse aynı metodu takip et hangi cümleme cevap vereceksen o cümlemi alıntı yap ve o cümleye uygun cevaplar ver.
Hiçbir meselelyi karıştırmadan şurdan devam edelim. Sakın başka konu karıştırma sadece bu minvalde devam edelim.

Diyorsun ki;Allah c.c "Kuran 'ın koruyucusu ve kollayıcısı benim" buyuruyor. Hadisleri kim koruyor.?


Cevap; Osisko bu sözünü kanıtla yani delillendir. Kur’an’ın korunduğuna içerisine sokuşturulmalar ve çıkarılmalar olmadığına dair bir kanıt istiyorum.

Buyur söz sende.


İşte ayet :

O Zikri biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz!
Hicr 9

Allah 'ın indindeki ile, birilerinin elindekini birbirine karıştırmadığın müddetçe çok iyi anlaşırız.

Belli mi olur, belki Tasavvufa bile girersin.

Abdulkadır Geylani hazretleri buyurmuşlar ki;

-Bizi atan, "BİZDENDİR" ..!




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 29 Haziran 2014, 01:21:02 ÖÖ 01
Bak osisko konu dağılmasın diye önceki yazdıklarına cevap vermiyorum ancak ben dervişim diyorsun ya zaten ne olduğun belli kendini açıklamana gerek yok;

Şimdi konuya dönelim;

Ben size Kur’an’ın korunduğuna dair delil istedim sizde bana mealcilerden gelen klasik cevabı verdiniz eyvallah.

“O Zikri biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz!”Hicr 9

Osisko yanlış değilsem bu zikr ettiğin söz Kur:’an’dan bir ayettir. Varsa yanlışım düzelt inşaAllah.
Peki birşey kendi kendine delil olur mu?

Osisko seni trafik polisi çevirse sana sen kimsin dese sende ben osiskoyum desen trafik polisi senin bu beyanını kabul eder mi?

Yoksa senin beyanın dışında senden bir delil mi ister? Mesela kimlik belgesi veya başka birinin şahitliği gibi.

Bir polisin bile kendi kendine delil olan kişinin sözünü şahitliği kabul etmediği halde ben neden bu sözü kabul edeyim.? Sana kolaylık olsun diye şu bilgiyi aktarayım inşaAllah.

Ben Tevrat ve İncilin tahrif olduğunu bu iki kitap dışındaki başka bir ilahi kitap olan Kur’an ile kanıtladım.

O halde sorumu tekrar ediyorum “Kur’an’ın tahrif olmadığına sokuşturulmalar ve çıkarılmalar olmadığına dair delil” bir tek delil bana yeterlidir. Vesselam

Buyur söz sende;


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 29 Haziran 2014, 04:28:46 ÖÖ 04

Ben Tevrat ve İncilin tahrif olduğunu bu iki kitap dışındaki başka bir ilahi kitap olan Kur’an ile kanıtladım.

O zaman senin iman problemin var. Ayetleri okumuyorsun, saplandığın şeyin etrafında dönüp duruyorsun. Kafanda kırk tilki dolaşıyor ve hiç birisinin kuyruğu bir diğerininkine dokunmuyor.

Bak arkadaş bu Kuran ayetidir.

Ey inananlar,
Allah'a,
Elçisine,
Elçisine indirdiği kitaba ve
daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın.
Kim Allâh'ı,
meleklerini,
kitaplarını,
elçilerini ve
ahiret gününü inkar ederse o,
delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136



Delalettesin demekten başka bir kelime bulamadım.. Ayeti inkar ediyorsun. Bunun başka izahı yok. Allah iman et diye buyuruyor, sen tahrif edildi diyerek imanından çıkartıyorsun.

Sende Amentüye iman yok öyle ise..! GAYB 'a iman yok öyle ise. Kitaplara, Peygamberlere iman yok. Peki neye iman ettin sen .?

Muhalefet partileri gibisin. Köprüye hayır, alt geçit, üst geçite hayır. Üçüncü köprüye hayır. Kanal İstanbul'a hayır, üçüncü hava limanına hayır, her şeye hayır. Hayır diyemediklerine sessizce yürütmeyi durdurma kararı.. Peki olmaz ya, iktidara gelince bu memleket için ne iş yapacak bunlar.. Diye sormazlar mı .?



O halde sorumu tekrar ediyorum “Kur’an’ın tahrif olmadığına sokuşturulmalar ve çıkarılmalar olmadığına dair delil” bir tek delil bana yeterlidir. Vesselam

Buyur söz sende;

Sokuşturulmalar, çıkartılmalar kelimesi seni rahatsız etmiyor mu.? İlave veya eksiltme desen ..!

Sen delili kendinde arayacaksın arkadaş, bende değil.

Delil kendinsin.

İman ettin, delil sende, iman etmedin, delil yine sende.

Bundan dolayı beni sorumlu tutacak hiç bir merci yok.

İmanın aslı neydi "GAYB" a iman. GAYB neydi, beş duyu ötesi, bilinmeyen, görülmeyen, duyulmayan...

İman etmek işte bu kadar hem zor, hem kolay. Tamam dedin, işi bitirdin. Hayır dedin, ateşe atıldın. Acaba, neden, niçin, nasıl dedin, ayvayı yedin..

Delil sende, bende değil ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 29 Haziran 2014, 02:33:56 ÖS 14
Osisko ben sana basit bir soru sordum ve cevabını bekliyorum. Konuyu sağa sola kaydırıp kendi şirk küfür dolu akidenle forumu zehirleme bana da akıl vermeye kalkışma. Çünkü senin gibi keremejileri çok gördük çok.
Ya hayatımın en zor anlarını bu aklını ekmek peynirle yemiş tasavvuf şirk dininin müritleriyle konuştuğum zaman yaşıyorum kalbim daralıyor kendimi inanılmaz kötü his ediyorum.

Bu aklını yitirmiş insani vasıflarını kaybetmiş tarikat bataklığında boğulmuş çeyrek akıllı insanlara tedavi noktasında yapılacak hiç bir şey yoktur.

Ben ona soru soruyorum o yine konuyu saptırıyor saptırmakla da kalmıyor kendi cehaletini bilgisizliğini ortaya koyuyor. Semavi kitapların özüne iman etmek imanın esaslarındandır diyorum ancak bu özün ortada olmadığına bu öz olmayana iman etmek kafirliğin esaslarından diyorum amcam hala anlamıyor.

Be hey aklını bilmem nerede kaybetmiş boş beredayi derviş şuanda 4 tane incil var piyasada bu dört incilin hangisine iman etmek imanın esaslarındandır söyler misin.? Buna cevap veremden geçme. Hey be akıl.

Yaw benim bir bacanağım var ismailağa cemaatine takılıyor oda böyle. Ne zamana eve gelse ben o geceyi çok kötü geçiriyorum.

Eğer siz aklınızı mürşit! dediğiniz sapıkların cebinden çıkarıp halis bir tevbe ile tevbe edip Müslüman olmadıkça işte böyle muvahhidlerin karşısında rezil olursunuz. Gelin tevbe edin ve Müslüman olun aksi takdirde bizim Müslüman olduğumuza şahit olun.

Sen nasıl bir dervişsin ki kendi kitabının korunup korunmadığına bir delil sunamıyorsun? Hani bana dini öğretecektin.?

“Kur’an’ın tahrif olmadığına sokuşturulmalar ve çıkarılmalar olmadığına dair bana bir delil getir ” Bir tek delil dahi yeterlidir.”

Senin akıl hocaların yokmu git onlara söyle sana yardım etsinler;

Not; Sakın konunun dışında birşeyler yazıp konuyu dağıtma benide yazmak zorunda bırakma.

Cevabını bekliyorum;


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 29 Haziran 2014, 02:43:21 ÖS 14
Osisko sen bu soruya doğru cevap verdikten sonra sana ikinci sorum olacak.

Oda Kur'an'ın Allah'ın kitabı olduğuna dair delil isteyeceğim senden. O yüzden elini çabuk tut.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 29 Haziran 2014, 05:48:26 ÖS 17
Osisko ben sana basit bir soru sordum ve cevabını bekliyorum. Konuyu sağa sola kaydırıp kendi şirk küfür dolu akidenle forumu zehirleme bana da akıl vermeye kalkışma. Çünkü senin gibi keremejileri çok gördük çok.
Ya hayatımın en zor anlarını bu aklını ekmek peynirle yemiş tasavvuf şirk dininin müritleriyle konuştuğum zaman yaşıyorum kalbim daralıyor kendimi inanılmaz kötü his ediyorum.

Bu aklını yitirmiş insani vasıflarını kaybetmiş tarikat bataklığında boğulmuş çeyrek akıllı insanlara tedavi noktasında yapılacak hiç bir şey yoktur.

Ben ona soru soruyorum o yine konuyu saptırıyor saptırmakla da kalmıyor kendi cehaletini bilgisizliğini ortaya koyuyor. Semavi kitapların özüne iman etmek imanın esaslarındandır diyorum ancak bu özün ortada olmadığına bu öz olmayana iman etmek kafirliğin esaslarından diyorum amcam hala anlamıyor.

Be hey aklını bilmem nerede kaybetmiş boş beredayi derviş şuanda 4 tane incil var piyasada bu dört incilin hangisine iman etmek imanın esaslarındandır söyler misin.? Buna cevap veremden geçme. Hey be akıl.

Yaw benim bir bacanağım var ismailağa cemaatine takılıyor oda böyle. Ne zamana eve gelse ben o geceyi çok kötü geçiriyorum.

Eğer siz aklınızı mürşit! dediğiniz sapıkların cebinden çıkarıp halis bir tevbe ile tevbe edip Müslüman olmadıkça işte böyle muvahhidlerin karşısında rezil olursunuz. Gelin tevbe edin ve Müslüman olun aksi takdirde bizim Müslüman olduğumuza şahit olun.

Sen nasıl bir dervişsin ki kendi kitabının korunup korunmadığına bir delil sunamıyorsun? Hani bana dini öğretecektin.?

“Kur’an’ın tahrif olmadığına sokuşturulmalar ve çıkarılmalar olmadığına dair bana bir delil getir ” Bir tek delil dahi yeterlidir.”

Senin akıl hocaların yokmu git onlara söyle sana yardım etsinler;

Not; Sakın konunun dışında birşeyler yazıp konuyu dağıtma benide yazmak zorunda bırakma.

Cevabını bekliyorum;



EDEP YA HUUU ...!  EDEP ..

EDEP BİR TAC İMİŞ NÛRU HÛDA 'DAN
GİY OL TACI EMİN OL HER BELADAN
AHLAK İLEDİR  NİZAM-I ALEM,
AHLAK İLEDİR KEMAL-Î ADEM ..!

EDEP ...


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 29 Haziran 2014, 05:55:45 ÖS 17
Bulmaca çözmüyoruz. Yanıt ver, cevap ver.. Kimsin sen.?

Tasavvuf konusunu nerelere çekmeye çabalıyorsun.?

Kuran iman et buyurmuş mu, buyurmuş. İman etsen kime ne, etmesen kime ne.

İmanının olduğundan da şüphe duymaya başladım. Bu tip sorular içerisine düşmüş olduğun bataklığı gösteriyor.


Ey inananlar,
Allah'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın.
Kim Allâh'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse o,
delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136


Bu ayet sana değil, inanan, iman edenlere buyuruyor. Sen muafsın takma kafana..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 29 Haziran 2014, 06:09:28 ÖS 18
Sana, senin lisanınla yanıt vereyim.

Hz. Peygamber 'in, “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.”
(Buhârî, cenâiz 92; Ebû Dâvut, sünne 17; Tirmizî, kader 5)


Allah indindekinden, Thomasın elindekinden bi habersin, İslam'ı konuşmaya kalkışıyorsun. Kendi başını tarayamıyor, gelin başı taramaya kalkışıyorsun.

Sen İslam 'ı da, Dinin SAHİBİ OLAN HZ. ALLAH 'I DA BİLMİYORSUN..!

YALNIZCA İNANMIŞ OLMAK İÇİN İNANMIŞSIN.

Cehenneminden korktuğun için mecburiyetten..

Kişi içerisinde bulunduğu halin, aslında karşıdakinde olduğunu zannedermiş. Yazmış olduğum onca yazıları pas geç, sonrasında "cevap ver bekliyorum" ..!

Kimsin sen.?

Sen, öncelikle sana sorulanlara cevap ver. Balıklama atlayan sensin.

Mevlana Hz.leri der ki;

"ANLATTIKLARIN, KARŞINDAKİNİN ANLAYABİLDİĞİ KADARDIR"..!

İşte canlı örneği. Soru ve sorunlardan boğulmuşsun. İçerindeki sıkıntı da iman zafiyetindendir, başka değil.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 29 Haziran 2014, 06:16:00 ÖS 18
“İNSANLAR KONUŞMALARINDAN DAHA İYİ TANINIR”
 
 
“Biz isteseydik onları sana gösterirdik. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Andolsun ki sen onları konuşma üsluplarından tanırsın. Allah bütün işlediklerinizi bilir”
Muhammed Suresi 33


Yüz ifadiesi az da olsa kişinin dışa yansıtmak istemediği düşüncelerini yüzünde yansıtır.

Yüzdeki gayr-i ihtiyari mimikler veya renk değişikliği bir şeyler gösterse de illa tamamen ölçüye alınamayacağını, konuştuğu zaman kişinin ne olduğunu daha bariz şekilde göstereceğini Hz. ALLAH bu ayette beyan ediyor.

Evliyaullah öyle buyurmuşlardır; “ Dilini oynat; sana kim olduğunu söyleyeyim. ” 
 


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 29 Haziran 2014, 06:43:19 ÖS 18
Hz. Allah mü’min, müttaki derken, cüretkar, hangi ilmine istinaden gavur, kafir, gayr-ı müslim diyorsun? Neye istinaden ..

‘‘İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyan idi; fakat o, dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi.’’
Ali İmran 67


Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Davud'a da Zebûr'u vahyettik.
Nisa 163


BAK ALLAH c.c NE BUYURUYOR .? THOMASIN ELİNDEKİNİ BIRAK, KENDİ ELİNDEKİNE BAK ..!

Her zaman olmasa da, hiç değilse arada bir de kendine bak.. Başkalarına bakmaktan kendini unutmuşsun.

Allâh kimi doğru yola iletmek isterse onun sadrını İslâm'a açar, kimi de saptırmak isterse onun göğsünü, göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allâh, inanmayanların üstüne işte böyle pislik çökertir.
Enam 125


Ehli kitaba hakaret ederken Hz. Allah Kur’an ’da Ehli Kitabı medhü sena ettiğini okumuyor musun?!

Yahut okuyorsun da anlamıyor musun?!

“Elhamdü lillahi rabbil alemin” buyruğunu okumadınsa, duymadında mı?

Uyuz itinden vazgeçmeyen Hz. Allah, “alemlerin Rabbıyım ” buyurdu.

Varsa eğer elini vicdanına koy ve düşün!

Peygamberimiz Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v ’den sonra elçi gelmeyecek.

Veraseti Nebi olarak nedimi ilahiler ezeli ervahta tanzim edilmiştir, ALLAH ’ın tertibi bu.

Hiçbir zaman dünyayı rahmeti ilahiyeden mahrum bırakmamıştır.

Hz. Allah imanlı, zatına karşı samimi olan kulları için hiçbir zaman bir şey değiştirmez..

Ey inananlar,
Allah'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın.
Kim Allâh'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse o,
delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 29 Haziran 2014, 07:20:12 ÖS 19
KUL KELAMI ARAYA GİRMEDEN,

HZ. ALLAH 'IN MEDHÜ SENA ETTİĞİ EHLİ KİTAP BUYRUN ..!



Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasası. Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.
İsra 77

Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sâhibi, hem de acı azâb sâhibidir.
Fussilet 43

Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: «Benden başka İlâh yoktur; bana kulluk edin» diye vahyetmiş olmayalım.
Enbiya 25

‘‘Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye, din olarak Nuh’a tavsiye ettiğimizi, sana vahiy ettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve Îsa’ya tavsiye ettiğimizi, sizin için şeriat yaptı. Fakat kendilerini çağırdığın bu nizam Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.’’
Şura 13

Allah'ın, öteden beri devam eden kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Fetih 23

İman edenler; yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku olmadığı gibi onlar üzülmeyeceklerdir.
Bakara 62

Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu, tilavet hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, kitaba inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.
Bakara 121

Hayy ve Kayyûm olan Allah'tan başka ilâh yoktur. O sana Kitabı hak ile ve önceki kitapları tasdik edici olarak tedricen indirmiş; daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ile İncil'i hakkı batıldan ayırt eden hükümleri göndermiştir. Bilinmeli ki, Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, cezaları vermekte mutlak güç sahibidir.
Ali İmran 2.3.4

Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: «Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah'a teslim ettim.» Ehl-i kitaba ve ümmîlere de de ki: «Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?» . Eğer teslim olurlarsa doğru yolu buldular demektir. Yok, eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca duyurmaktır. Allah kullarını çok iyi görür.
Ali İmran 20

De ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda anlamı eşit kelimeye geliniz. Allah’tan başkasına tapmayalım. Ona hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: ‘Bizim Müslüman olduğumuza şahitler olun’ deyiniz.”
Ali İmran 64

Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder.
Ali İmran 75

Hepsi bir değildir; Ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secde ederek kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar. Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar Salih insanlardandırlar. Onların hayır cinsinde yaptıkları şeyler karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.
Ali İmran 113.114.115

Ehl-i kitaptan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın âyetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır.
Ali İmran 199

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Sizden önce kendilerine Kitap verilenlere ve size “Allah'tan korkun” diye emrettik. Eğer inkâr ederseniz biliniz ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah hudutsuz zengindir, ziyadesiyle övgüye lâyıktır.
Nisa 131

“Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir. Sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar, daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere, mihirlerini vermeniz şartı ile size helaldir. Kim inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O ahirette de ziyana uğrayanlardandır.”
Maide 5

Önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak izleri üzerine, Meryem oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.
Maide 46

İncil sahipleri, Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
Maide 47

Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab’ı gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde sizi denemek için. Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri O haber verecektir.
Maide 48

İman edenler ile Yahudiler, sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.
Maide 69

Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, onlara cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, büyük kurtuluştur.
Tevbe 111

Kitâp ehliyle, haksızlık edenleri dışında en güzel tarzda tartışın ve deyin ki: "Bize indirilene de size indirilene de inandık. Tanrımız ve Tanrınız birdir, biz de O'na teslim olanlarız."
Ankebut 46

İşte böylece o Kitabı sana da indirdik. Kendilerine Kitabı verdiklerimiz, ona inanırlar: Şunlardan da ona inananlar vardır. Âyetlerimizi, kâfirlerden başkası inkâr etmez.
Ankebut 47

Ey inananlar, Allah'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allâh'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse o, delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136

Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara işte Allah onlara pek yakında mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Nisa 152

«Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve esbâta indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere gelenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk» deyin.
Bakara 136


KELAM YOK. ALLAH HER ŞEYİ HAKKIYLA BİLEN VE BİLDİRENDİR ..!



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 30 Haziran 2014, 01:34:59 ÖÖ 01
Osisko kaçacak yer arıyorsun ancak nafile; İstediğin kadar meseleyi kaynatmaya çalış hiç fark etmez. Senin nasıl bir cehalet içerisinde olduğunu herkes görüyor hiç merak etme.

Osisko sen Kur’an korunmuş sünnet korunmamış demedin mi? Elbette ki dedin;

Bana göre benim dini anlayışıma göre benim naslardan çıkardığım hükme göre her kim ki sünnet korunmamış derse o kafir olur. Bunun delili şudur.

Sen ilk yazdığın yazında şöyle bir cümle kullanmıştırn şöyelki;.

Bu yazıya Peygamber efendimizin şu mübarek sözleriyle yanıt vermek isterim ;

"Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter".

Bu söz peygamber adına söylenmiş koskoca bir yalandı buna derhal FECR hoca müdahale etti. O müdahale etmeseydi başka biri mutlaka müdahale ederdi. Bugün sahih sünnet batıldan ayrılmış tamamı kayıt altına alınmıştır. Hiç kimsenin artık buna müdahale etmesi söz konusu bile değildir.

Bugün nasıl ki Allah’ın kitabına herhangi bir ilave ve çıkarma yapılamıyorsa aynı şekilde sünnet makamına da ilave ve çıkarmalar artık söz konusu değildir. Yine nasıl ki bir insan Kur’an hakkında şüphe içerisine düştüğünde veya inkar ettiğinde küfre giriyorsa aynı şekilde sünnet hakkında da şüphe eden küfre sapmıştır kafir olmuştur..

Sünnet dinin pratik tarafını oluşturur hicr/Suresi/9.ayet dinin korunduğunu ifade etmektedir eğer bu ayete iman etmek iman esaslarından ise ki öyledir o halde sünnet konusunda da iman zaafına kapılmak küfrün ta kendisidir ve bu ayetin inkarı anlamına gelir.

Konuya dönecek olursak Kur’an korunmuştur sünnet korunmamıştır diyen bir sapık anlayışa o halde Kur’an nasıl korunmuştur ve sünnet nasıl korunmamıştır diye soru yönetilmelidir.

Sen kendin bile şunu söyledin sünnet Kur’an’dır Kur’an da sünnettir o halde Kur’an korunmuşsa bu sünnetinde korunduğu anlamına gelmez mi? İşte aklını burada çalıştır artık. Aksini söylemek sapıklıktır ve tanekuzdur..

Bak derviş sen bu meseleleri konuşabilecek bilgi birikime sahip değilsin. Sen iman ile küfür arasındaki sınırı bilmiyorsun.

Osisko birinci dersinde sınıfta kaldın cevap veremedin ayrıca zikr ettiğin ayetlerin çoğu seni tekfir ediyor da bundan haberin yok.

İkinci ders;

Derviş şimdi bana Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğuna dair delil getir.
Şöyle sorayım;

1-Birinin Allah’ın elçisi olduğunun delili nedir? Yani bir kişinin  peygamber olduğunun delili nedir.? Bunu açıkla;
2-Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğunun delili nedir? Bunuda açıkla;

Sen bu sorularıma yanıt verene kadar bende bu arada senin evliya olarak sunduğun belamların kendi kitaplarına nasıl kutsiyet atf ettiklerine dair deliller sunayım. Yalnız acele edip ezbere konuşma bu kadar okuyucunun huzurunda kendini daha fazla rezil etme; yavaş yavaş etrafındakilerden destek alarak sorulara cevap ver;

Not; Yine Şeyh AbdülKadir Geylaniden sözler aktarmışsın. Oysaki senden bu zatın vahdeti-vücut felsefesini benimseyen veyahut siz tarikatçıların tasavvuf fikrini benimseyen birtek satırını buraya aktar bende herkesin huzurunda tevbe edeyim. Bu alim sizin gibi düşünenleri tekfir etmektedir İstersen İbni Teymiyyenin killiyatında 2.Cilde bakabilirsin.

Abdülkadir Geylaniyi kendinize mal etmeniz kendi küfürlerinize ortak etmeye çalışmanızı anlıyorum ancak buna delil istiyorum. Öyle ezbere konuşmak olmaz. Osisko sorularımı atlama ve delillelerini sun kendini bu kadar küçük düşürme;


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 30 Haziran 2014, 02:01:42 ÖÖ 02
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile;

 Kimi insanlar önce bir kitap yazdılar sonrda bu kitaplara kutsiyet atf ettiler. Amaçları dini hassasiyetleri olan insanların bu tarafını istismar edip kendilerine bir mevki bir makam elde etmekti; Allah’ın Rasulunun getirdiklerinden bi haber nice halk kitleleri böylece Allah’ın adı kullanılarak aldatılmış oldular.

Allah’a atvf ettikleri bu kitapları Rasulullah (s.a.s) in müşahedesi (gözetimi) altında yazıldığını söyleyecek kadar ileri gittiler. Bu kitaplardaki muhtevanın şirklerden küfürlerden müteşekkil olması da işin bir diğer tarafındaki vehametini oluşturmaktadır.

“Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir?........ “ En-Am/93

Cenabbi Allah’ın fermanı bu iken bakın bizlere evliya ermiş olarak sunulan sözde ermişler sözde Allah’ın evliyaları bakın Allah’a ve Rasulune ne şekilde iftiralar atmaktadırlar.

Akledebilen beyinlere, görebilen gözlere, işitebilen kulaklar için ilim adamı kılığına bürünmüş bu zalimlerin te’lif ettikleri kitapları hakkında  dile getirdikleri iddiaları burada tek tek kendi kaynaklarından aktarmaya gayret sarf etmeye çalışacağım inşallah. Tevfik Allah’tandır. Şimdi aktaracağım çalışma bir kardeşimin emeğidir Rabbim kendisinden razı olsun inşaAllah. Amin

Allah’ın adı ile;

1-Celalettin Rumi ve Mesnevi adlı kitabı hakkında şöyle diyor;

Hüzünleri giderir bir şifadır kalplere
Le dünni mana verir müteşabih ayetlere
Kur’an-ı kerim gibi  kimini hidayete
Kimini hak ettiği dalalete sevk eder.                 

Şerefli katiplerdir onun yazıcıları
Temastan men ederler temiz olmayanları
Kalbe mutluluk verir huyları güzel eyler
O ilhamla inmiştir alemlerin rabbinden

Gelemez batıl onun önünden ve ardından,
Koruyucu olan hak, onu korur gözetir
Ki o merhametlilerin merhametlisidir
Mesnevi kitabının başka adları da var
Adlarını verense Allah’ın kendisidir.

(Mesnevi, Ekim yayınları, Terc: Derya Örs- Hicabi Kırlangıç, sh:36)

(Mesnevi şerhi, A.Gölpınarlı, sh:18)(Tasavvuf ve İslam, İbrahim Sarmış, sh:171-172)

Mesnevinin şarihi Tahiru’l-Mevlevi, Mesnevi hakkında şöyle diyor:

''Kur’an dolayısıyla insanlardan çoğunun dalalete düşeceğini çoğunun da hidayet bulacağını bildiriyor. Kur’an öyle olduğu gibi Mesnevide öyledir.

nitekim arif sahibi de''Kur’an gibi bizim Mesnevide bazılarını hidayete bazılarınıda dalalete gönderir...

Tahiru’l-Mevlevi şöyle devam ediyor:

''Mesnevi kerim ve salih olan katibler eli ile yazılmıştır. Temiz olanlardan başkasını temas etmekten men eder. Mesnevi Rabbulaleminden ilham olunmuş bir kitabtır.

Mesnevi ilham yoluyla Cenab-ı haktan nazil olmuştur. Taharet ve salah erbabından başkasının ona teması yani mutaalasıyla dinlemesinden, feyz-i marifet alması kabil değildir. Hz Mevlana bu fıkra ile diyor ki :

Canibi ilahiden vahyi münzel olan Kur'an-ı Kerim, nasıl avni samedanide ise, onun evvelinden de, sonundan da batıl zuhuruna İmkan ve ihtimal yoksa, Mesnevi de öyledir. İlhamı rabbani eseridir, kendisinden sapıklık zuhuruna imkan yoktur. Hatta iptali ve tahrifi de kabil değildir.

(Tasavvuf ve İslam, İbrahim Sarmış, sh:172)

Kur’an-ı Kerim’in sıfatlarını haber veren bazı ayet-i Kerimeler:

Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. (Şuara 192)

Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.(Fussilet 42)

Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur'an'dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. O‚ âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.  (Vakıa 77-80)

Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır. (Abese 15-16)

Görüldüğü üzere Allahu Teala kendi kelamı olan Kur’an-ı Kerim’in bazı sıfatlarını bu ayetlerde beyan etmiştir. Zalimler ise bir beşer sözüne – hem de içinde türlü türlü küfürleri ve ahlaksızlıkları barındıran bir beşer sözüne- aynı sıfatları vermişlerdir.

2-Abdulkerim el-Cili’nin “İnsan-ı Kamil” isimli kitabı

Abdulkerim Cili içinde vahdet-i vücut inancını dile getirdiği ve daha başka bir çok küfür ile doldurduğu bu kitabı Allah’ın emri ile günyüzüne çıkardığını iddia etmiştir:

Şöyle diyor:

»Kitabı sarih keşfe dayandırdım ve konularını sahih haberle destekledim, (yazdıktan sonra kitabı dağıtmak aklına gelmiş, ama Allah'tan gelen emirle günyüzüne çıkarmaya karar vermiş olduğunu belirttikten sonra şöyle devam etmektedir): "Şimdi Hak bana günyüzüne çıkarmayı emretti, açık ve kapalı sözlerini açıkladı. Ayrıca umumi bir fayda sağlayacağı sözünü de verdi. Ben de başüstüne, diyerek emre itaat ettim.

(Tasavvuf ve İslam, sh:170-171)

3-Muhyiddin İbn-i Arabi ve “Fusus el Hikem”  kitabı

Vahdet-i Vücut adı altında yeryüzünün en büyük küfrününün davetçiliğini üstlenen Muhyiddin Arabi  bile içinde bir çok küfür bulunan kitaplarının  (haşa) Allahtan geldiğini ve Resulullah’ın getirdiğini şu sözleriyle iddia ediyor:

"Hicri 627 yılı Muharrem ayının son on gününde Rasulullah'ı Şam'da rüyada gördüm. Elinde bir kitap vardı. Bu Fususu'l-Hikem kitabıdır, al ve insanlara sun, ondan yararlansınlar, dedi. Ben de Allah'ı, Rasulullah'ı ve bizden olan ululemri bize emredildiği gibi dinleriz ve itaat ederiz, dedim. Halis niyetle niyet ettim ve arzuyu gerçekleştirdim. Bu kitabı Rasulullah'ın tarif ettiği şekilde artırma ve eksiltme yapmadan ortaya çıkarmaya himmet ve gayret gösterdim. {...) Kalp sahipleri ehlullah bu kitabın nefis arzularından münezzeh ve çelişki bulunmayan, en kutsi makamdan indirildiğini kesin olarak anlasın. Umarım Allah duamı kabul edince isteğime icabet etmiştir. Ben de bana bildirilenden başkasıyla karşılaşmam ve bana indirilenlerden başkasını bu satırlarda yazmam. Nebi veya Rasul değilim, ama onların vari-siyim ve ahireti için çabalayan birisiyim. Bu Allah'tandır, dinleyin ve Allah'a dönün.(Tasavvuf ve İslam, sh:172-173)

4-el-Hac Mehmet Nuri Şemseddin en-Nakşibendi’nin “Miftahu’l-Kulub” adlı kitabı

el-Hac Mehmed Nuri Şemseddin en-Nakşibendi de kendi eliyle hazırlamış olduğu kitabı, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) izni ve emri ile yazdığını, kitabın ismimi Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) tesbit ettiğini iddia eder.

"Bu risalenin hazırlanması ve yazılmasının sebebi şudur: 1259 yılı Rebiussani ayında hücremizde müteveccih bulunduğumuz sırada Sultanulenbiya, sertaculevliya yefasfiye velatkiya aleyhi ve alihi efdalu't-tehaya efendimiz hazretleri zuhur ederek, bu aciz kölelerini ihsan ve mürüvvetleri gereğince taltif ile: -Evladım Nuri! Vakitler bir acaip oldu, buyurdular. Aşık ve sadık ve didara talip olan ümmetlerim, kolaylıkla yollarını doğrultarak rıza yoluna hemen bağlansınlar ve vuslat sırrına nail olsunlar diyorum.....Onları helak olmak mertebesine getiren bu uçurumdan kurtarmak ve tecellileri gereğince şeriat, tarikat, marifet, hakikat ve vuslatın ne olduğunu anlatmak için bir risale hazırla! Bu risalenin adı Miftahu'l-Kulub: Sırrı Şemseddin olsun. Aşık, sadık ve didara talip olan ümmetlerim buna itibar edip amel etsinler ve ne yapmaları gerektiğini Öğrenerek yollarını doğrultsunlar, diye emir buyurdular.

(Tasavvuf ve İslam, sh:174)

5-Mahmut Ustaosmanoğlu ve “Ruhu’l-Furkan” isimli tefsiri

İsmail Ağa cemaatinin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’ da tefsirini Resulullah’ın emri ile yazmaya başladığını iddia etmektedir. Tefsirin mukaddimesinde şöyle diyor:

Ruhu'l-Furkan ismi verilen bu tefsire, başta Mevlâ Tealâ'nm büyük yardımı, Resullullah (Aleyhi ve Sellem) in manevî işareti ve Meşayih-ı Kiram (Kaddesaüahu Esrarehum) Hazeratının âli himmetleri (büyük yardımları) ile başlanmıştır…

(Hicrî 1407) senesi Şaban ayının Beraet gecesinde, Ravza-i Mutahhara'da, yani Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bulunduğu pak cennet bahçesi olan mescid-i şerifinde, bulunduğumuz sırada Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından vaki olan manevî bir işaretle, bu mühim işe başladık ve yukarıda geçtiği gibi kelime-kelime mana verilmesine ziyade ihtimam (dikkat) göstererek bazı kardeşlerimizle beraber bu uzun yola çıktık.

(Mahmut Ustaosmanoğlu (Heyet), Ruhu’l-Furkan Tefsiri, Sirac Yayınevi: 1/6-9.)

6-Said Nursi ve Risale-i Nur Külliyatı

Aynı iddiaları yakın zamanda Said Nursi de iddia etmiş ve Risale-i Nur’un Rabbani bir ilhamla yazıldığını bu kitabın yazılmasında kendi iradesinin söz konusu olmadığını iddia etmiştir., Risale-i Nur külliyatı adını verdiği zulmet kitaplarına yapılan itirazın Kur’ana yapılmış bir itiraz gibi olduğunu, bu risalelerin Allah tarafından yazdırıldığını, hatta Bediu’z-Zaman isminin bile kendi ihtiyarı olmadan kendisine verildiğini iddia eder.

Said Nursi yazdıklarının genelinde "hissettim, kalbime ihtar edildi, gördüm, bana denildi ki "ibareleri çoktur. Bu ifadeleriyle risalelerin müellifini kendi ihtiyarı olmadan kendisine söyleneni sadece yazan bir katip gibi tanıtır. Böylece risale-i Nur’a yapılacak bütün itiraz kapılarını –kendince- kapatır.

Mesela şöyle diyor:

"Ulaike eshabun narihum fihe halidun" ayeti  1295 senesine işaret eder. Risaletû’n-Nur’un iki kere ismine, hem sureti mücahedesine, hem tahakkümüne ve telif ve tekamül zamanına, tam tamına işaret eder, Kur’anın nurundan gelen hır nur ehli, imana bir nokta-i istinat olacağını mana-i işaret ile haber veriyor diye, kalbime ihtar edildi, bende mecbur oldum yazdım. ( Asay-ı Musa s. 90)

Yine şöyle diyor:

'Allahu veliyüllezine amenu""ayeti hem mana hem cifr ile, Risaletû’n-Nur’a bir remz var şöyle ki........(Bu makamda perde indi ,yazmaya izin verilmedi, başka zamana tehir edildi.)( Asay-ı Musa s. 91)

"Çok defa kalbime geliyordu; Neden İmam Ali (r.a.), "Risaletü'n-Nur'a" ve bilhassa "Âyetü'l-Kübrâ Risalesi"ne ehemmiyet vermiş, diye sırrını beklerdim. Lillahilhamd, o sır ihtar edildi... "Âyetü'l-Kübrâ Risalesi"ni İmam Ali (r.a.) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş.( Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s.30;)

Açıkça iddia ettiği üzere ona yazdıran birisi var. Ve bazen O’nun emri ile yazıyor, bazen O izin vermediği için yazamıyor. İmam İbn Kesir'in bildirdiğine göre Cengizhan'da Yesak kitabını bu şekilde hazırlamıştır. Şeytanlar ona vahyediyordu, O'da bu sözleri kanun haline getiriyordu. Bu adamlarda aynı yolu takip ediyorlar. Yani kendi "yesak" larını yazdırıyorlar. Kimisi ismini "Fusus" koyuyor, kimisi "Mesnevi" koyuyor, kimiside "Risale-i Nur Külliyatı "olarak isimlendiriyor.

Ey bu adamlara "evliya" sıfatını yakıştırıp bu adamların tayin ettiği yolu karış karış takip edenler. Ey Allah'ın kitabına, Resulunün (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine muhalefet etmeyi göze alıp, bu adamların sünnetine muhalefet etmeyi göze alamayan kişiler! Soruyoruz sizlere, Bu adamların reddedilmeyi hak etmeleri için daha ne türlü cürümler işlemeleri gerekiyor?

Açıkça peygamberlik iddia edip, ben Allahtan vahiy alıyorum diye ortaya çıkılamayacağını, çıkanlarında daha dünya hayatında rezil, rüsvay olduklarını bilen bu adamlar bu iftiralarını “ilham” perdesinin altında gizliyorlar. Ve ilham perdesi altında yazdıkları küfür dolu kitapları insanlara “itiraz edilemeyen açık hakikatler” olarak dayatıyorlar. Bu günün Nurcuları nezdinde Risale-i Nur külliyatı itiraza kapalıdır. Çünkü bu kitapları üstadlarının yazmadığına, ona yazdırıldığına onlarda inanırlar. Bu zalimlerin iddialarını özetleyecek olursak:

1-Yazılan Mesnevinin hepsi hakmış ve hatasızmış.

2- Mesnevi de aynı Kur’an gibi hidayet verir. Kabul etmeyeni dalalete sevkedermiş.

3-Kitabları yazmak için Resulullah’tan emir almışlar.

4-Temiz olmayanlar Mesneviye el süremezmiş.

5-Mesnevinin önünden ve ardından batıl yanaşamazmış.

6-Mesnevinin tahrifi mümkün değilmiş.

7-Mesneviden sapıklık zuhuruna imkan yokmuş.

8-Mesneviyi şerefli katipler yazmış ve tümüyle Allahtan indirilmişmiş.

9-Allah mesneviyi korumasına almış.

10-Kitabların bazısının adını Allah bazısını da Resulullah koymuş.

11- Fusus el Hikem Resulullah’ın tarif ettiği şekilde arttırılmadan. Eksiltilmeden yazılmış.

12- Fusus el Hikem nefis arzularının karışmasından münezzehmiş.

13 -Fusus el Hikemin içinde hiçbir çelişki bulunmazmış.
 
14-Ümmet Fusus’un Allahtan indirildiğini kesin olarak anlamalıymış.
 
15-Ümmet Miftahu’l-Kulub ‘a iltifat edip, bu kitaba göre amel etmeliymiş.

16-Said Nursi sadece kendisine söylenenleri yazan bir katipmiş. Allah bu risaleleri ona ilham etmiş.

17-Risale-i Nur bu zamanda kendisine tutunanın kurtulacağı bir “Urvetu’l-Vuska” bir “Hablullah” olarak kabul edilmeliymiş.

18-Hz Ali 1400 yıl önceden Risale-i Nur’u müjdelemiş.

19-Bediu’z-Zaman sıfatı Said Nursi’ye kendi ihtiyarı dışında layık görülmüş.

20- Kur’an-ı Kerim ayetleri 1400 yıl öncesinden Risale-i Nur’u haber vermişler.

Ragıp el-İsfehani şöyle diyor:

Kendi elleriyle yazdıkları kitap hakkında “bu Allah katındandır” diyen kimseler, görünüşte insan olsalar da, aslında insan değildirler.(Ragıp el-İsfehani,İnsan iki hayat, iki saadet, Pınar Yayınları -özetleyerek-)

Rabbimiz (mealen)şöyle buyurmaktadır:

"Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim" diyenden daha zalim kim vardır? O zalimler, ölümün boğucu dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız." derken onların halini bir görsen!"(En'âm/93)

"...Okuduklarını kitaptan sunasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları, Kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: "Bu Allah katındandır" derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar."(Âl-i İmrân3/78 )

Elleriyle (bir) kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! (Bakara Suresi 2/79)

Bir kardeşimizin bu güzel çalışmasını sizlerle paylaştım. Bu emiğinden dolayı Rabbim kendisinden razı olur inşaAllah. İşte sapıklığın belgesi. Biz Allah’ın izni ile belgesiz konuşmayız heleki din adına hiç konuşmayız çünkü biz elhamdülillah Müslümanız müşriklerden değiliz. Vesselam;


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 30 Haziran 2014, 02:03:37 ÖÖ 02
Ezhattım,

ÇOK YALAN İFADELER KULLANIYORSUN.

Yalan ifadeler kullananlara ne denir biliyorsundur. Ben sana burada o kelimeyi kullanmak istemiyorum.

Kullanmış olduğum kelime aynen aşağıdaki gibidir...



Arkadaş,

Peygamber neye uymuş, neyi uygulamış.? Elbette Kuran 'ı ..!

Nebi emretmemiş, emredileni, yerine getirmiş, uymuş, uygulamış, emredileni tebliğ etmiştir.

Allah c.c "Kuran 'ın koruyucusu ve kollayıcısı benim" buyuruyor. Hadisleri kim koruyor.?


SÜNNETLERİ KİM KORUYOR DİYE BİR İFADEM YOK.

HADİSLERİ KİM KORUYOR DEDİM..


Anladığım kadarıyla, bu karaktere en uygun kişi sensin.

YALAN  var,

İFTİRA var ,

HURAFE var,
 
BİDAT var,

İNKAR var,

Sen yazılarına devam et. Seni Allah islah eder hiç merak etme.

Vardır bir hikmeti İlahi...


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 30 Haziran 2014, 02:14:10 ÖÖ 02
İstediğin kadar meseleyi kaynatmaya çalış hiç fark etmez. Senin nasıl bir cehalet içerisinde olduğunu herkes görüyor hiç merak etme.

Osisko sen Kur’an korunmuş sünnet korunmamış demedin mi? Elbette ki dedin;

Bana göre benim dini anlayışıma göre benim naslardan çıkardığım hükme göre

her KİM Kİ SÜNNET KORUNMAMIŞ DERSE

O KAFİR OLUR .



Valla belki beni kandırırsın.

Okuyan insanları da belki kandırabilirsin.

Ama her şeyi hakkıyla bilen Allah 'ı kandıramazsın. Allah her şeyi görendir, işitendir, bilendir.

Ama sen hiç bir şey bilmiyorsun, anlayamıyorsun, idrak edemiyorsun.


YUKARIDA KULLANMIŞ OLDUĞUN CÜMLENDE SÜNNET KORUNMAMIŞTIR DİYEN KENDİNSİN..

BEN DEĞİL .

KORUNMUYOR DA DEMEDİM.. Ben hadisler korumasızdır dedim.

YALAN VAR , İFTİRA VAR , ACABA SEN KAFİRLERİN NESİ OLMAZSIN Kİ .?

Bir, müslüman 'da, bir mü-min 'de olmaması gereken bütün özelliklere sahipsin.

Allah hidayet versin , yazık ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 30 Haziran 2014, 02:23:57 ÖÖ 02

BANA GÖRE 

BENİM DİNİ ANLAYIŞIMA GÖRE

BENİM NASLARDAN ÇIKARDIĞIM HÜKME GÖRE

her kim ki sünnet korunmamış derse o kafir olur.


Daha da batacaksın inşaallah.

Allah 'ın Dini 'nde, Allah 'ın Kelamı Hz. Kuran 'da,

İslam Dini 'nde,

Müslümanlıkta,

Benim anlayışıma göre, benim düşünceme göre, benim zannımca, benim kanaatimce, ben, ben ben ..! 

Sen aradan çıkmadığın müddetçe şirktesin..! Sen olmayacaksın, yalnızca O olacak.. Dini uydurmuşsun kendine, emin adımlarla yürüyorsun.

Din senin ya..! Kuralları sen koyuyorsun ya..! Dilediğine var deyince olacak,- dilemediğine yok deyince olmayacak ..!

Hadi ordan ..

Kurallar konulmuş, güzergah belirlenmiş, sen uymak ve uygulamak mecburiyetindesin.

Böyle bir inanç, böyle bir iman olamaz. Ne kuluna karşı, ne de Yaratanına karşı.

Cehalet diz boyu , yazık ..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 30 Haziran 2014, 02:32:17 ÖÖ 02
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile;

 Kimi insanlar önce bir kitap yazdılar sonrda bu kitaplara kutsiyet atf ettiler. Amaçları dini hassasiyetleri olan insanların bu tarafını istismar edip kendilerine bir mevki bir makam elde etmekti; Allah’ın Rasulunun getirdiklerinden bi haber nice halk kitleleri böylece Allah’ın adı kullanılarak aldatılmış oldular.

Allah’a atvf ettikleri bu kitapları Rasulullah (s.a.s) in müşahedesi (gözetimi) altında yazıldığını söyleyecek kadar ileri gittiler. Bu kitaplardaki muhtevanın şirklerden küfürlerden müteşekkil olması da işin bir diğer tarafındaki vehametini oluşturmaktadır.

“Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir?........ “ En-Am/93

Cenabbi Allah’ın fermanı bu iken bakın bizlere evliya ermiş olarak sunulan sözde ermişler sözde Allah’ın evliyaları bakın Allah’a ve Rasulune ne şekilde iftiralar atmaktadırlar.

Akledebilen beyinlere, görebilen gözlere, işitebilen kulaklar için ilim adamı kılığına bürünmüş bu zalimlerin te’lif ettikleri kitapları hakkında  dile getirdikleri iddiaları burada tek tek kendi kaynaklarından aktarmaya gayret sarf etmeye çalışacağım inşallah. Tevfik Allah’tandır. Şimdi aktaracağım çalışma bir kardeşimin emeğidir Rabbim kendisinden razı olsun inşaAllah. Amin

Allah’ın adı ile;

1-Celalettin Rumi ve Mesnevi adlı kitabı hakkında şöyle diyor;

Hüzünleri giderir bir şifadır kalplere
Le dünni mana verir müteşabih ayetlere
Kur’an-ı kerim gibi  kimini hidayete
Kimini hak ettiği dalalete sevk eder.                 

Şerefli katiplerdir onun yazıcıları
Temastan men ederler temiz olmayanları
Kalbe mutluluk verir huyları güzel eyler
O ilhamla inmiştir alemlerin rabbinden

Gelemez batıl onun önünden ve ardından,
Koruyucu olan hak, onu korur gözetir
Ki o merhametlilerin merhametlisidir
Mesnevi kitabının başka adları da var
Adlarını verense Allah’ın kendisidir.

(Mesnevi, Ekim yayınları, Terc: Derya Örs- Hicabi Kırlangıç, sh:36)

(Mesnevi şerhi, A.Gölpınarlı, sh:18)(Tasavvuf ve İslam, İbrahim Sarmış, sh:171-172)

Mesnevinin şarihi Tahiru’l-Mevlevi, Mesnevi hakkında şöyle diyor:

''Kur’an dolayısıyla insanlardan çoğunun dalalete düşeceğini çoğunun da hidayet bulacağını bildiriyor. Kur’an öyle olduğu gibi Mesnevide öyledir.

nitekim arif sahibi de''Kur’an gibi bizim Mesnevide bazılarını hidayete bazılarınıda dalalete gönderir...

Tahiru’l-Mevlevi şöyle devam ediyor:

''Mesnevi kerim ve salih olan katibler eli ile yazılmıştır. Temiz olanlardan başkasını temas etmekten men eder. Mesnevi Rabbulaleminden ilham olunmuş bir kitabtır.

Mesnevi ilham yoluyla Cenab-ı haktan nazil olmuştur. Taharet ve salah erbabından başkasının ona teması yani mutaalasıyla dinlemesinden, feyz-i marifet alması kabil değildir. Hz Mevlana bu fıkra ile diyor ki :

Canibi ilahiden vahyi münzel olan Kur'an-ı Kerim, nasıl avni samedanide ise, onun evvelinden de, sonundan da batıl zuhuruna İmkan ve ihtimal yoksa, Mesnevi de öyledir. İlhamı rabbani eseridir, kendisinden sapıklık zuhuruna imkan yoktur. Hatta iptali ve tahrifi de kabil değildir.

(Tasavvuf ve İslam, İbrahim Sarmış, sh:172)

Kur’an-ı Kerim’in sıfatlarını haber veren bazı ayet-i Kerimeler:

Muhakkak ki o (Kur'an) âlemlerin Rabbinin indirmesidir. (Şuara 192)

Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.(Fussilet 42)

Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur'an'dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. O‚ âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.  (Vakıa 77-80)

Hayır! Şüphesiz bunlar (âyetler), değerli ve güvenilir kâtiplerin elleriyle (yazılıp) tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde (yazılı) bir öğüttür; dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır. (Abese 15-16)

Görüldüğü üzere Allahu Teala kendi kelamı olan Kur’an-ı Kerim’in bazı sıfatlarını bu ayetlerde beyan etmiştir. Zalimler ise bir beşer sözüne – hem de içinde türlü türlü küfürleri ve ahlaksızlıkları barındıran bir beşer sözüne- aynı sıfatları vermişlerdir.

2-Abdulkerim el-Cili’nin “İnsan-ı Kamil” isimli kitabı

Abdulkerim Cili içinde vahdet-i vücut inancını dile getirdiği ve daha başka bir çok küfür ile doldurduğu bu kitabı Allah’ın emri ile günyüzüne çıkardığını iddia etmiştir:

Şöyle diyor:

»Kitabı sarih keşfe dayandırdım ve konularını sahih haberle destekledim, (yazdıktan sonra kitabı dağıtmak aklına gelmiş, ama Allah'tan gelen emirle günyüzüne çıkarmaya karar vermiş olduğunu belirttikten sonra şöyle devam etmektedir): "Şimdi Hak bana günyüzüne çıkarmayı emretti, açık ve kapalı sözlerini açıkladı. Ayrıca umumi bir fayda sağlayacağı sözünü de verdi. Ben de başüstüne, diyerek emre itaat ettim.

(Tasavvuf ve İslam, sh:170-171)

3-Muhyiddin İbn-i Arabi ve “Fusus el Hikem”  kitabı

Vahdet-i Vücut adı altında yeryüzünün en büyük küfrününün davetçiliğini üstlenen Muhyiddin Arabi  bile içinde bir çok küfür bulunan kitaplarının  (haşa) Allahtan geldiğini ve Resulullah’ın getirdiğini şu sözleriyle iddia ediyor:

"Hicri 627 yılı Muharrem ayının son on gününde Rasulullah'ı Şam'da rüyada gördüm. Elinde bir kitap vardı. Bu Fususu'l-Hikem kitabıdır, al ve insanlara sun, ondan yararlansınlar, dedi. Ben de Allah'ı, Rasulullah'ı ve bizden olan ululemri bize emredildiği gibi dinleriz ve itaat ederiz, dedim. Halis niyetle niyet ettim ve arzuyu gerçekleştirdim. Bu kitabı Rasulullah'ın tarif ettiği şekilde artırma ve eksiltme yapmadan ortaya çıkarmaya himmet ve gayret gösterdim. {...) Kalp sahipleri ehlullah bu kitabın nefis arzularından münezzeh ve çelişki bulunmayan, en kutsi makamdan indirildiğini kesin olarak anlasın. Umarım Allah duamı kabul edince isteğime icabet etmiştir. Ben de bana bildirilenden başkasıyla karşılaşmam ve bana indirilenlerden başkasını bu satırlarda yazmam. Nebi veya Rasul değilim, ama onların vari-siyim ve ahireti için çabalayan birisiyim. Bu Allah'tandır, dinleyin ve Allah'a dönün.(Tasavvuf ve İslam, sh:172-173)

4-el-Hac Mehmet Nuri Şemseddin en-Nakşibendi’nin “Miftahu’l-Kulub” adlı kitabı

el-Hac Mehmed Nuri Şemseddin en-Nakşibendi de kendi eliyle hazırlamış olduğu kitabı, Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) izni ve emri ile yazdığını, kitabın ismimi Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) tesbit ettiğini iddia eder.

"Bu risalenin hazırlanması ve yazılmasının sebebi şudur: 1259 yılı Rebiussani ayında hücremizde müteveccih bulunduğumuz sırada Sultanulenbiya, sertaculevliya yefasfiye velatkiya aleyhi ve alihi efdalu't-tehaya efendimiz hazretleri zuhur ederek, bu aciz kölelerini ihsan ve mürüvvetleri gereğince taltif ile: -Evladım Nuri! Vakitler bir acaip oldu, buyurdular. Aşık ve sadık ve didara talip olan ümmetlerim, kolaylıkla yollarını doğrultarak rıza yoluna hemen bağlansınlar ve vuslat sırrına nail olsunlar diyorum.....Onları helak olmak mertebesine getiren bu uçurumdan kurtarmak ve tecellileri gereğince şeriat, tarikat, marifet, hakikat ve vuslatın ne olduğunu anlatmak için bir risale hazırla! Bu risalenin adı Miftahu'l-Kulub: Sırrı Şemseddin olsun. Aşık, sadık ve didara talip olan ümmetlerim buna itibar edip amel etsinler ve ne yapmaları gerektiğini Öğrenerek yollarını doğrultsunlar, diye emir buyurdular.

(Tasavvuf ve İslam, sh:174)

5-Mahmut Ustaosmanoğlu ve “Ruhu’l-Furkan” isimli tefsiri

İsmail Ağa cemaatinin lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’ da tefsirini Resulullah’ın emri ile yazmaya başladığını iddia etmektedir. Tefsirin mukaddimesinde şöyle diyor:

Ruhu'l-Furkan ismi verilen bu tefsire, başta Mevlâ Tealâ'nm büyük yardımı, Resullullah (Aleyhi ve Sellem) in manevî işareti ve Meşayih-ı Kiram (Kaddesaüahu Esrarehum) Hazeratının âli himmetleri (büyük yardımları) ile başlanmıştır…

(Hicrî 1407) senesi Şaban ayının Beraet gecesinde, Ravza-i Mutahhara'da, yani Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bulunduğu pak cennet bahçesi olan mescid-i şerifinde, bulunduğumuz sırada Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından vaki olan manevî bir işaretle, bu mühim işe başladık ve yukarıda geçtiği gibi kelime-kelime mana verilmesine ziyade ihtimam (dikkat) göstererek bazı kardeşlerimizle beraber bu uzun yola çıktık.

(Mahmut Ustaosmanoğlu (Heyet), Ruhu’l-Furkan Tefsiri, Sirac Yayınevi: 1/6-9.)

6-Said Nursi ve Risale-i Nur Külliyatı

Aynı iddiaları yakın zamanda Said Nursi de iddia etmiş ve Risale-i Nur’un Rabbani bir ilhamla yazıldığını bu kitabın yazılmasında kendi iradesinin söz konusu olmadığını iddia etmiştir., Risale-i Nur külliyatı adını verdiği zulmet kitaplarına yapılan itirazın Kur’ana yapılmış bir itiraz gibi olduğunu, bu risalelerin Allah tarafından yazdırıldığını, hatta Bediu’z-Zaman isminin bile kendi ihtiyarı olmadan kendisine verildiğini iddia eder.

Said Nursi yazdıklarının genelinde "hissettim, kalbime ihtar edildi, gördüm, bana denildi ki "ibareleri çoktur. Bu ifadeleriyle risalelerin müellifini kendi ihtiyarı olmadan kendisine söyleneni sadece yazan bir katip gibi tanıtır. Böylece risale-i Nur’a yapılacak bütün itiraz kapılarını –kendince- kapatır.

Mesela şöyle diyor:

"Ulaike eshabun narihum fihe halidun" ayeti  1295 senesine işaret eder. Risaletû’n-Nur’un iki kere ismine, hem sureti mücahedesine, hem tahakkümüne ve telif ve tekamül zamanına, tam tamına işaret eder, Kur’anın nurundan gelen hır nur ehli, imana bir nokta-i istinat olacağını mana-i işaret ile haber veriyor diye, kalbime ihtar edildi, bende mecbur oldum yazdım. ( Asay-ı Musa s. 90)

Yine şöyle diyor:

'Allahu veliyüllezine amenu""ayeti hem mana hem cifr ile, Risaletû’n-Nur’a bir remz var şöyle ki........(Bu makamda perde indi ,yazmaya izin verilmedi, başka zamana tehir edildi.)( Asay-ı Musa s. 91)

"Çok defa kalbime geliyordu; Neden İmam Ali (r.a.), "Risaletü'n-Nur'a" ve bilhassa "Âyetü'l-Kübrâ Risalesi"ne ehemmiyet vermiş, diye sırrını beklerdim. Lillahilhamd, o sır ihtar edildi... "Âyetü'l-Kübrâ Risalesi"ni İmam Ali (r.a.) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş.( Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s.30;)

Açıkça iddia ettiği üzere ona yazdıran birisi var. Ve bazen O’nun emri ile yazıyor, bazen O izin vermediği için yazamıyor. İmam İbn Kesir'in bildirdiğine göre Cengizhan'da Yesak kitabını bu şekilde hazırlamıştır. Şeytanlar ona vahyediyordu, O'da bu sözleri kanun haline getiriyordu. Bu adamlarda aynı yolu takip ediyorlar. Yani kendi "yesak" larını yazdırıyorlar. Kimisi ismini "Fusus" koyuyor, kimisi "Mesnevi" koyuyor, kimiside "Risale-i Nur Külliyatı "olarak isimlendiriyor.

Ey bu adamlara "evliya" sıfatını yakıştırıp bu adamların tayin ettiği yolu karış karış takip edenler. Ey Allah'ın kitabına, Resulunün (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine muhalefet etmeyi göze alıp, bu adamların sünnetine muhalefet etmeyi göze alamayan kişiler! Soruyoruz sizlere, Bu adamların reddedilmeyi hak etmeleri için daha ne türlü cürümler işlemeleri gerekiyor?

Açıkça peygamberlik iddia edip, ben Allahtan vahiy alıyorum diye ortaya çıkılamayacağını, çıkanlarında daha dünya hayatında rezil, rüsvay olduklarını bilen bu adamlar bu iftiralarını “ilham” perdesinin altında gizliyorlar. Ve ilham perdesi altında yazdıkları küfür dolu kitapları insanlara “itiraz edilemeyen açık hakikatler” olarak dayatıyorlar. Bu günün Nurcuları nezdinde Risale-i Nur külliyatı itiraza kapalıdır. Çünkü bu kitapları üstadlarının yazmadığına, ona yazdırıldığına onlarda inanırlar. Bu zalimlerin iddialarını özetleyecek olursak:

1-Yazılan Mesnevinin hepsi hakmış ve hatasızmış.

2- Mesnevi de aynı Kur’an gibi hidayet verir. Kabul etmeyeni dalalete sevkedermiş.

3-Kitabları yazmak için Resulullah’tan emir almışlar.

4-Temiz olmayanlar Mesneviye el süremezmiş.

5-Mesnevinin önünden ve ardından batıl yanaşamazmış.

6-Mesnevinin tahrifi mümkün değilmiş.

7-Mesneviden sapıklık zuhuruna imkan yokmuş.

8-Mesneviyi şerefli katipler yazmış ve tümüyle Allahtan indirilmişmiş.

9-Allah mesneviyi korumasına almış.

10-Kitabların bazısının adını Allah bazısını da Resulullah koymuş.

11- Fusus el Hikem Resulullah’ın tarif ettiği şekilde arttırılmadan. Eksiltilmeden yazılmış.

12- Fusus el Hikem nefis arzularının karışmasından münezzehmiş.

13 -Fusus el Hikemin içinde hiçbir çelişki bulunmazmış.
 
14-Ümmet Fusus’un Allahtan indirildiğini kesin olarak anlamalıymış.
 
15-Ümmet Miftahu’l-Kulub ‘a iltifat edip, bu kitaba göre amel etmeliymiş.

16-Said Nursi sadece kendisine söylenenleri yazan bir katipmiş. Allah bu risaleleri ona ilham etmiş.

17-Risale-i Nur bu zamanda kendisine tutunanın kurtulacağı bir “Urvetu’l-Vuska” bir “Hablullah” olarak kabul edilmeliymiş.

18-Hz Ali 1400 yıl önceden Risale-i Nur’u müjdelemiş.

19-Bediu’z-Zaman sıfatı Said Nursi’ye kendi ihtiyarı dışında layık görülmüş.

20- Kur’an-ı Kerim ayetleri 1400 yıl öncesinden Risale-i Nur’u haber vermişler.

Ragıp el-İsfehani şöyle diyor:

Kendi elleriyle yazdıkları kitap hakkında “bu Allah katındandır” diyen kimseler, görünüşte insan olsalar da, aslında insan değildirler.(Ragıp el-İsfehani,İnsan iki hayat, iki saadet, Pınar Yayınları -özetleyerek-)

Rabbimiz (mealen)şöyle buyurmaktadır:

"Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim" diyenden daha zalim kim vardır? O zalimler, ölümün boğucu dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız." derken onların halini bir görsen!"(En'âm/93)

"...Okuduklarını kitaptan sunasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Halbuki okudukları, Kitaptan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: "Bu Allah katındandır" derler. Onlar bile bile Allah'a iftira ediyorlar."(Âl-i İmrân3/78 )

Elleriyle (bir) kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların! (Bakara Suresi 2/79)

Bir kardeşimizin bu güzel çalışmasını sizlerle paylaştım. Bu emiğinden dolayı Rabbim kendisinden razı olur inşaAllah. İşte sapıklığın belgesi. Biz Allah’ın izni ile belgesiz konuşmayız heleki din adına hiç konuşmayız çünkü biz elhamdülillah Müslümanız müşriklerden değiliz. Vesselam;



Bilgiden yoksun, emanete, emanetle cevap veriyor. Birisinin günahına ortak olmuşsun.

Hepsi bu.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 30 Haziran 2014, 02:45:48 ÖÖ 02

"Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter".

Bu söz peygamber adına söylenmiş koskoca bir yalandı buna derhal FECR hoca müdahale etti. O müdahale etmeseydi başka biri mutlaka müdahale ederdi. Bugün sahih sünnet batıldan ayrılmış tamamı kayıt altına alınmıştır. Hiç kimsenin artık buna müdahale etmesi söz konusu bile değildir.


"Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter".
(Ebû Hureyre rd. anh. Müslim 5/5)





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 30 Haziran 2014, 02:54:13 ÖÖ 02

Bugün nasıl ki Allah’ın kitabına herhangi bir ilave ve çıkarma yapılamıyorsa

 aynı şekilde sünnet makamına da ilave ve çıkarmalar

"ARTIK" söz konusu değildir.


Hala sünnet diye ifade ediyorsun. Hadis olacak konuştuğun konu hadis ..!

Allah 'ın Kitabı bu gün korunuyor, dün korunamıyor muydu.?

İFADEYE BAKIN;

"ARTIK" sünnet makamına da ilave ve eksiltme yapılamıyor..!

Sünnete ilave demek, Kuran 'a ilave demektir.

Sünnetten eksiltme demek, Kuran 'dan eksiltme demektir.

BUNU YAPAN İMANSIZDIR..

HADİS VE SÜNNET AYRIMINI YAPAMAYAN bir kişiyle mi tartışıyorum ..?

Aman Allah 'ım aman...

Din-i İslam 'ı bilseydin, Sünnet ve Hadis ayrımını yapabiliyor olsaydın, zaten bu kadar ikilem, çelişki, yalan, iftira, içerikli yazılara maruz kalmazdım diye düşünüyorum.

Kopyala yapıştır olunca, işte böyle canlı yayın kazasına benzer.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 30 Haziran 2014, 03:01:00 ÖÖ 03
Sen kendin bile şunu söyledin

sünnet Kur’an’dır

Kur’an da sünnettir

o halde Kur’an korunmuşsa bu sünnetinde korunduğu anlamına gelmez mi?

İşte aklını burada çalıştır artık.

Aksini söylemek sapıklıktır ve tanekuzdur..


Hem Vallahi, hem billahi tınn..

Yok arkadaş, adamın gözünün içine de soksan görmüyor. İki satır yazı karaladın, her yanı yalan, yanlış ifade ve çelişkilerle dolu.

Aklını çalıştırması gereken kim acaba ..?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 30 Haziran 2014, 03:06:54 ÖÖ 03

İkinci ders;

Derviş şimdi bana Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğuna dair delil getir.



Madem ki delil istiyorsun, buyur..

KURAN-I KERİM , ALLAH 'IN KELAMIDIR.

KURAN-I KERİM , ALLAH 'IN KİTABIDIR ..!

Kabul etmez, inanmazsan, imansızsın.


Beni daha fazla oyalama. Yazılarıma cevap vermek için kendini mecbur hissetme.

Alınmam, kırılmam. Ben paylaşmam gerekeni paylaşırım


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 30 Haziran 2014, 03:56:36 ÖÖ 03
ÂLÎ-İMRAN 18

Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst, lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm.


Allah, kendisinden başka Tanrı olmadığına şahittir. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle şahittir.  O Azizdir, Hakimdir.
Ali imran 18



Her şeyi yoktan var eden, yerdeki ve göktekilerin, görünen ve görünmeyen her şeyin gerçek ve tek sahibi Hz. Allah 'ın şu yüceliğine bakarmısınız.?

Hz. Allah kendisi için şahitlik ederken, yaratmış olduğu, aczinin ve muhtaçlığının farkına varamayan, varlık, benlik, kibir dolu bir beşer, bir kul ..!

ALLAH 'ın varlığına, Kelamı olan KURAN-I KERİM 'e ispat ve delil istiyor..

Hz. Allah, zatına karşı yapılmış olan, saygıdan uzak bu tutum ve davranışı karşılıksız bırakır mı.?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 30 Haziran 2014, 08:47:28 ÖS 20
Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun;

Ososko işte gördün senin evliya dediğin,ermiş dediğin,Allah’ın velileri dediğin sapıkların söylediklerini; Ancak daha bitmedi. Sana demiştim az sabret;

 Allah (c.c) elçilerini tertemiz yol üzere deliller ve mucizelerle insanoğluna gönderdi. Evreni zatının yüceliğinin ispatı için eşsiz bir şekilde yarattı ve bu muhteşem kusursuz yaradılışı kendi zatının delilleri olarak kullarına sundu; Evrenin var oluşu Allah’ın varlığının en büyük delilidir. İnsanın Allah’ın varlığını anlaması için kendisine, yeryüzüne ve gökyüzüne bakması yeterlidir. Çünkü hiçbir şey tesadüfen, kendiliğinden meydana gelemez.

Gözlem ve deneye dayanan, varlığın yapısını ve işleyişini inceleyen pozitif bilimler, evrende bir sebep-sonuç ilişkisi olduğunu; hareket ettirici bir güç olmadan hiçbir şeyin hareket edemeyeceğini belirtir. Bu durum varlık ve olayların tesadüfen meydana gelmesinin mümkün olmadığını ortaya koymaktadır

.Biz her şeyi belli bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer/49)

-“Allah, gökleri ve yeri yaratan ve gökten su indirip onunla size rızık olarak türlü ürünler çıkarandır... Güneşi ve Ay'ı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır. Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.” İbrahim/32-34

“Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah’ın varlığının nice delilleri vardır; görmez misiniz?” Zariyat/20-21


Kulluğu yerine getirecek kulları için dünyada ve ahirette güzelliği müjdeledi. Kötü ve küfre sapmış kullar için ise Allah şöyle buyurdu:

''Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım" sözü tamam oldu. (Hud 119)

Allah’ı Rab olarak bilmek tevhidin gereklerindendir. Kendilerini Rab makamında görüp insanlara hidayet dağıttıklarını tevbeleri kabul ettiklerini iddia eden sahte Rab’ler Allah’ın dostları değil tekfir edilmeleri gereken birer tağutturlar. Tağutları tekfir etmek ise aslud-dinin gereklereindendir.

Yunus/32- İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Hak’tan sonra sadece sapıklık vardır. O halde nasıl oluyor da (Hak’tan) döndürülüyorsunuz?


Yunus/33- Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki, “Onlar artık imana gelmezler” sözü, işte böylece gerçekleşmiştir.


Günümüzde bazı kesimler Kuran ayetlerini kendi uydurdukları batıl inançlarını meşru göstermek amacıyla sıkça kullanmaktadırlar. Bu kesimlerin kuran ve sünnetteki nasları gerçek anlamları dışında değerlendirdikleri yetmezmiş gibi yine habis olan inanç anlayışlarına Ehli sünnet alimlerinin bazı sözlerini de yanlış yorumlayarak veyahut o alimin kendi dönemindeki var olan bazı kavramların gerçek anlamından farklı yorumlayarak delil olduğunun iddiası içerisine girebiliyorlar.

Bu kavramlardan bir tanesi de Tasavvuftur;

Yine bu kesimler kendi tarikatlarına giren kimselerin bir takım zikir ve İslam'da olmayan bir takım hareketler yaparak kitap okumadan, öğrenmeden ilim sahibi olabileceklerini iddia etmektedirler. İşte bu anlayış takva örtüsünün arkasına gizlenerek okumadan, öğrenmeden Kur'an, hadis, fıkıh ilmini elde ettiklerini iddia eden sahte alimlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

İlim ile takva sahibi olmakla; okumadan, öğrenmeden ilim sahibi olduklarını söyleyen bir takım sahte alimler ortaya çıkmış Kur'an, hadis, fıkıh konularında söyledikleri sözlerle cahilleri kandırmış, kendilerine inandırmışlardır. Güya takva sahibi oldukları için Allah (c.c) onlara öğretmiş ve ilim vermiştir. Onlar öğrendikleri bu ilme; ilmu'lledün (Allah tarafından öğretilmiş ilim) adını verirler.

Tasavvuf: Bu kelime şer’i bir kavram olmayıp sonradan ortaya konmuş bir terimdir ve kelimenin aslının nereden geldiği konusunda ihtilaflar vardır. Fakat bu konuda kısaca şunu söylemek yeterlidir:

Tasavvuf: Kişinin zühd ve takvaya eğilip dünyadan elini eteğini çekmesi ve adeta ölüme kendisini hazırlamasıdır. İşte İslam literatürün de tasavvufun öz manası budur. Fakat değişik çağ ve mekanlarda tasavvuf adı altında ortaya çıkan hizipler, gruplar, tarikatlar, cemaatler yaptıkları habis işleri, küfürleri, şirkleri sapıklıkları,zühd ve takva adına yapılan işler gibi insanlara empoze etmişlerdir.

Böylece cahil olan halklar daha çok kandırılmış ve gerçek İslam’dan uzaklaştırılmışlardır.

Tasavvuf kavramı Kur’an ve sünnetten ortaya çıkmış şeri bir kavram değildir. Ama Kur’an ve sünnet Müslüman olmuş bir kimseyi takvaya, zühde, her türlü pisliklerden arınmaya sevk eder. İşte bu manada her bir Müslüman tasavvuf ehli olmalıdır. Yani; zühd ve takva sahibi, masiyetlerden uzak, her türlü pisliklerden kendisini arındırmış ve uzak duran kimse durumunda olmalıdır. Ehli-sünnet alimlerinin bu kavramdan kasıtları budur.

İslam’da zühd;arınmak, saflaşmak, takva hayatı yaşamak şeklindedir. Bu sebeple İslam’a giren ve onu din edinen bir Müslüman için en güzel şey muttaki ve Muhsin olmak için gayret etmesidir. İslam’daki zühd ve takvayı böyle anlamak gerekir. Muhsin ve muttaki seviyesine varmak için çaba sarf etmek ve Allah (c.c)’ı görüyormuşçasına O’na kulluk etmek, böylece O’na hep yakın olabilmek, ya da yakın olduğunu bedenen, ruhen, kalben, aklen hissetmektir.

İslam dininde durum bu iken tasavvuf dininde ise bu anlayışlar değişmiş, birileri,birilerini mürşidi kamil edinip, onun eteğine sarılmak, ondan yardım istemek, ona medet bağlamak, ondan ummak, ona dua etmek, onu rabıta edinmek bu batıl dinin esaslarından olmuştur.. Ve böylece Allah’a ait olan sıfatları kendi şeylerine vererek onları ilahlaştırırlar.

Onun (Şeyhin) işaret ettiği Tağuta oy vermemek söz konusu değildir. Velev ki bu siyasi partinin tüzüğü İslam dini ile taban tabana zıt dahi olsa. İşte bu sapkın anlayış ve küfür dolu felsefe inancı böylece Allah (c.c)’nun ulûhiyetini iptal eden haller içerisine girmişlerdir.

Zira saptırılmış tasavvufta şeyh, İlah seviyesinde değer görmektedir. Bu zevatların gözünde şeyh daha açıkçası mürşidi kamil! büyük merhaleler kat etmiş ve sözüm ona ermiştir. Önce kendi mürşidi kâmilin de bütünleşmiş şeyhlik mertebesine varmıştır, daha sonra rasulle bütünleşmiş nübüvvet mertebesine varmıştır ve daha sonra da Allah (c.c) ile (Haşa) bütünleşmiş, uluhiyet mertebesine varmıştır. Bu sebeple müritleri ondan isterler, ondan medet umarlar, ondan korkarlar.

Öyle ki mürid şeyhinin elinde, ölü yıkayıcısının elindeki bir ceset gibi olurlar…

Kendilerine, mürşidi kamillerine, ya da daha açık ifadesiyle Allah (c.c)’tan başka ilah edindikleri Allah (c.c) düşmanı İblisin kulu bir taguta tam bir teslimiyetle teslim eder hale gelmişlerdir. İşte bunun günümüzde ki adı şirkperestliktir tasavvuf değildir.

Bu inanca göre hayat bin bir gece masalları gibi bir ruh aleminden ibarettir. Yine bu inanca göre denizde fırtınaya yakalanan müridin karaya sağ salim bir şekilde varmak için şeyhinden yardım istemelidir.

İbnu'l Kayyim rahimehullah ''Medaricu's-Salikin'' isimli eserinde şirk çeşitlerinin de söz ederken şöyle eder:

'' Şirk çeşitlerinden biri de ölülerden medet ummak, onlardan yardım istemektir. Aslında bu husus genel manadaki şirkin esasını teşkil eder. Çünkü ölen kimse artık herhangi  bir iş yapacak durumda değildir.. O artık kendisinden yardım talep edenin ihtiyacını karşılamasını veya herhangi  bir konuda kendisi için Allah'a olmasını isteyene bir fayda sağlaması şöyle dursun , kendi şahsına bile ne bir fayda , ne bir zarar verebilir.

Ölmüş kimseye gelince o kendisi için dua edecek, rahmet ve bağışlanma dileyecek kimselere muhtaçtır.


Şeyh Takıyüddin İbn Teymiyye şöyle der: '' Kim ölülerden herhangi birinin ,bu ister nefise olsun , isterse başka bir ölü olsun korkanı himaye ettiğini, hapsedileni kurtardığı söylerse ki bunlar birer ihtiyaçtır, bunu söyleyen kişi sapık ve müşriktir. Çünkü Allah koruyup ve gözetendir, O korunmaya muhtaç değildir. İhtiyaçlar için Allah'a müracaat edilir. Bunun yolu ihlas ve samimiyetle Allah'a dua etmektir. Nitekim Allah teala şöyle buyuruyor: ''(Ey Resul) Kullarım sana benden sorarlarsa , ben, şüphesiz onlara çok yakınım . Bana dua edenin , dua ettiği zaman, duasını kabul ederim'' (Bakara: 186) Allah en iyi bilendir.(ky:Mecmuu'l-Fetava''(27/490)

İbni Teymiyye Allah senden razı olsun.İşte görüldüğü gibi Şeyhülislam açık bir şekilde bugün kü kabirperest tarikatçılarda bulunan hasletleri taşıyanları tekfir etmektedir.

Yine Şeyhulislam İbn Teymiye şöyle der: '' Kim melekleri ve peygamberleri aracı kılar da onlara dua ederse ve günahlarının affını, kalplerin hidayetini, sıkıntıların giderilmesini ve ihtiyaçların giderilmesini onlardan istemek gibi bir takım faydaların celbini ve zararların def edilmesini onlardan dilerse , böyle bir kimse Müslümanların icmasıyla kafirdir.''Mecmuu'l-Fetava(1/124)

Burada şeyhin ifade ettiği birçok özelliği bugün tasavvuf adı altında din sunmaya çalışanların vasıflardır. Bunlar herhangi bir müşkilatlarını gidermek için şeylerinin ruhaniyetlerinden medet umaralar. Bu bölümde Cebbeli Ahmetin ses kaydında açık bir şekilde siz darda kaldığınızda onlardan isteyin onlarda anında gelirler diyor.

İmam İbn-i Teymiyye’nin de ifade ettiği gibi bunu yapanlar halis muhlis kafir olmuşlardır.

Ehli sünnet alimlerinin Tasavvuf tan kasıtları takva, zühd, kalpleri her türlü pisliklerden arınma, Allah’ı zikr etme olarak tanımladıkları bu tanımın günümüzdeki versiyonu takriben şu şekildedir.

Bu inanç mensuplarının;

a) Kimisi vahdeti vücutçudur.

b) Kimisi vahdeti şuhudcudur.

c) Kimisi rabıta ehlidir.

d) Kimisi zikir adı altında raks ehlidir.

e) Kimisi tevbe alıcıdır.

f) Kimisi gayblerden haber vericidir.

g) Kimisi cennetten insanlara parseller dağıtmaktadır.

h) Kimisi kendisinden ibadetin düştüğünü, ibadetle alakası olmadığını söyler.(Fenafillah makamı)

i) Kimisi velileri rasul ve nebilerin üstüne çıkarır, hatta Allah (c.c) seviyesine çıkarır. Ve hatta Allah (c.c)’a tahkir olan söylemleri yapmaktan geri kalmazlar.

j) Kimisi hulul fikrine sahiptir. Yani (haşa) Allah (c.c)’ın insanın bedenine girdiğine inanır.

k) Kimisi kendilerinin yaptığı fiilleri konusunda etkileri olmadığını Allah (c.c)’ın kendilerini zorladığına inanır. Yani cebir inancı söz konusudur.

l) Kimi şeyh olduğ iddia edilen kimselerin Allah (c.c)’ı gördüğüne inanılır.

m) Kimisi ahirete inanmaz, ölüm sonrası ruhun bir şekilde hayatta olduğuna inanır. Reenkarnasyon inancına sahip olanlar bunlardandır. Bu inancın diğer bir ismi tenasuhtur.

n) Kimisi kulun Allah (c.c) ile birleştiği bir bedene girdiğine inanır. İşte bunun adı ittihad inancıdır.

Bu sapıklarda ve bunlar gibi daha akla hayale gelmeyecek bir çok batıl söz ve ameller mevcuttur. Sonuç itibariyle günümüzdeki Tasavvuf inancının İslam’i manada tasavvufla uzaktan yakından hiçbir alakaları yoktur.

Bu yola sapmış ve kendisini bu dine adamış müritlerin ruhları ve pskolojileri tamamen bozuktur ve bunlar gerçek birer hastadırlar bunlar artık neye nasıl bakacaklarını dahi bilmezler çünkü bunların kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarının cehennem kütüğü oldukları artık bir hakikattır Bakara/79


Cenabbi Allah Yahudi,Hıristiyan ve putperest müşriklerin şirklerini Kur’an da çeşitli ayetler de açık bir şekilde beyan etmiştir.

Bizde tasavvuf dinine öncülük yapmış ismi büyük! Zatların kendi kaynaklarında sarf ettikleri şirklerini burada gözler önüne sermek istiyoruz ki ve böylece Allah’ın evliyaları olarak sunulan ve isimleri zikr edilenlerin Allah’ın dostları değil Allah’ın düşmanları oldukları açıkça anlaşılmış olsun.

Ben şahsen hayatımda din adına hiçbir zaman ezbere konuşmadım konuşmamda. Hakkında bilgim olmayan hiçbir kişi hakkında yorum yapmadım yapmamda inşaAllah...

Biz Müslümanız rabbimizin bize emr etmediği hiçbir şeyi düşünemez ve amel edemeyiz...

Şimdi delilleri ile birlikte tasavvufun ünlü isimlerinin kendi kaynaklarından Allah'a attıkları iftiraları mümkün olduğu kadar sadeleştirerek aktarmaya çalışacağım...

Fenafillah:

Varlık alemin de Allah’tan ve Onun fiillerinden başka bir şey yoktur.Bütün kainat Onun fiilleridir.

İbn-i Arabiye göre tek varlık vardır.

Vacubu-ı Vucud-u şöyle tanımlıyor. Allah ile diğer varlıklar aynı şeydir.

Hakkın varlığı evrendeki diğer varlıklara taşmıştır. Kainatta her şey Hakkın varlığının aynısıdır. İbni Arabi diyor ki Yaratılmışın varlığı yaratıcının varlığının kendisidir.

İbn-i Teymiyye diyor ki;

Yaratıcının varlığı da yaratılmışın varlığının kendisidir. (İbni arabi) Bir başka yerde de şöyle söylüyor. Ama ortada Allah’tan başkası yok. Sözünü söyleyen bu sözü ile yaratıcıyı yaratılandan ayırmayan Rabb kul v.b arasında fark görmeyen İbni Arabi et ta-i İbn Sebin, İbnul Farid,Tilimsani ve benzeri ihtihadçıların sözlerinde sık sık rastlanan ortada Allah’tan başka mevcud yoktur.

Ancak Allah var yaratılanların varlığı yaratanın varlığı ile aynıdır yaratıcı yaratılandan ibarettir. Yaratılan da yaratıcıdan [Kul Rabb tır Rabb ta Kuldur] gibi birleşmeyi ifade eden anlamları kast ederse mülhiddir/sapıktır/Tevbeye davet olunması gerekir. Tevbe ederse ne ala yoksa öldürülür. Bk Mecmüul-Fetava 2/112/295/490/

Şeyhinde ifade ettiği gibi bunlar dinden sıyrılmış birer mülhiddirler (Dinsiz)

Bu sapkın görüşün temsilcileri

Beyazıd,Ebu Yezid el Bistami,ölm.262.h

Hallacı Mansur ölm.309

İbnul Farid ölm 632 .h

İbn-e-i Arabi ölm 632 .h

İbn Sebi.ölm 669 .h

Mevlana ölm 672.h

Sadreddin Konyevi ölm 673.h

Tilimsani.ölm 690 .h

Ve Yunus Emre gibi mutasavvıflardır. Onların vahdeti-vücuta
işaret eden sözleri pek çoktur bir kaç örnek.

Beyazid BİSTAMİ

Sübhani ma azame şani (anlamı) ben kemdimi tesbih ederim şanım ne yücedir.

1-) Leyse fi cübbeti sivallah (anlamı) yani cübbemin içinde Allah’tan başkası yok

2-) Bir adam Ebu Yezid el Bistami ye gelir ve evinin kapısını çalar. Bunun üzerine Ebu Yezid el Bistami

O na evde Allah tan başkası yok der. (haşa)
Allah beni bir kere karşısına alıp dedi ki:
Ey Beyezıd Halk Beni görmek istiyor.
Bende dedim ki:Öyleyse beni vahdaniyetinle süsle benliğini giydir ahadiyyete erdir.Halk Senin sıfatını görünce seni gördük desinler. O zaman Sen sen olursun ben ise orada bulunmam.) alıntı

Umarım bu sözlerin ne manaya geldiği anlaşılıyordur. Bunlar müşrik değillerdir de peki kim müşrik o zaman? Okumaya devam ediyor;

3-) Bir gün insanlara sabah namazını kıldırdıktan sonra onlara dönmüş ve şöyle demiştir.

Muhakkak ki: Ben yalnızca ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. O halde bana kulluk ibadet edin.)

İşte Allah’ın dostları olarak sunulan sapıkların ifadeleri ve aklını yitirmiş nice sarhoş dervişler de onlara kulluk edip onlara büyük alim Allah’ın dostları olarak ilan ediyorlar. Ebu Yezid in insanlara söylediği bu söz açıkça şirktir küfürdür. Çünkü bu tıpkı Allah (c.c) nun Musa (a.s) a hitap ederek buyurduğu şu sözle aynı ölçüdedir. Dolasyıyla küfürdür.

“”Muhakka ki ben Allah’ım.Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve Beni anmak için namaz kıl..”Taha/ 14

HALLAC-I MANSUR

Sonrada gizlenmiş olarak ortaya çıkıp Yine ve içen süretinde zahir olan görünen İnsanlar Allah’a çeşitli şekillerde inandılar Bense onların inandıklarının hepsine inendım.

Benimle senin aranda bir benlik var sıkışmış zorluyor beni.Hakkın için kaldır şu benliğimi kaldır aradan.Aşık olanda aşık olunan da benim. Biz bir bedene girmiş,hulul etmiş,iki ruhuz Sen beni...
Şimdi bu sapkın kelimleri duyunca muhsin hocanın o muhteşem sözüaklıma geldi. Demeden geçemeyecem..

... Hadi ordan be..... Okumaya devam ediyoruz

Gördüğün zaman Onu görmüşsündür Sen leyla isen bende leylayım.Seninle kendimden ğeçtim...

Öyleki seni kendim sandım.....

Ruhun ve Ruhum bir birine karıştı.....
Tıpkı şarabın içkinin saf suya karıştığı gibi.....
Sana bir şey dokunduğunda bana dokunmuştur......

Sen her durumda ben olduğun zaman....................
Seni sırrımda buldum dilim sana hitap etti.................

(Bu adamların iddiasına göre bu sırrı peygamber makamındakiler bilemezler. Ama onlar bilirler çünkü onlar marsta insan bile getirebiliyorlar...) Okuyoruz ve ilmimizi artırmaya devam ediyoruz......

Ariflerin namazının küfür olduğu gerçeğine tanık olur...............

Mevlüd abim bu sözü sen açıkla... Çünkü acayiiiippp birsöz ve mantık

Deliller-el Hatip el Bağdadi Tarıhu Bağdat 8 115.121.129 en Nakşibendiye s.73.76

İBNUL FARİD

Bir Makamda kıldığım namazlar Onadır...
Ve şahit oluyorum ki O da bana namaz kılıyor.....
Birkez daha ... Hadi ordan be............................
Her ikimiz de namaz kılan ibadet eden ve secde ederiz.....

Her bir secde de birleşme hakikatine............................
Bana namaz kılan benden başkası değildir............................
Ben Oyum O ben][O Çağrıldığında cevap veren benim.................
Çağrılan ben olduğumda cevap veren O...................................

İbnul Farid Nazmus Sülük adı kasidesi

Hazihi Hiyes Süfiyye s.24.33]

Evet gel gelelim esas konumuza Medineweb ailesi.....

İBN-e-i ARABİ ve SÖZLERİ VE BENZERLERİNİN KÜFÜR SÖZLERİ

1-) Çünkü ben senden başkası değilim......
2-) Allah bana hamd eder ben Ona hamd ederim......
3-) O bana ibadet eder ben Ona ibadet ederim.........
4-) Koca hanımıyla çinsel ilişkide bulunduğu zaman ancak Hakla cinsel ilişkide bulunmuş olur.............................................. .........

Deliller İbn Arabi Fusüsul Hikem ve el Fatühatül Mevkiye adlı kitapları Hazihi Hiyes Süfiyye s 34 47 .es süfiyye s 24

Osisko bu Allah dostları dediğin zevatların şirklerini ortaya koymak bize ait onları ayıklamakta sana aittir buyur ayıkla. Ayıklayabilirsen tabi.....Vesselam…

Devamı var


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 01 Temmuz 2014, 01:15:05 ÖÖ 01
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile;

Konuyu devam ettiriyoruz; Çünkü bu sapkın dinde o kadar çok malzeme vardır ki yazmakla bitmez.

Bunları ben osisko gibi cehalet içerisinde kıvranan kişiler için aktarmıyorum amacım bu bölümü okuyan insanların bu şirkperest ve kabirperest bu anlayışın ne denli bir sapıklık olduğunu tüm çıplaklığıyla okuyucu için ortaya koymaktır.

İbni Arabi’ye göre Cibril (a.s.) Hz Peygamber (s.a.v.)’in hayal gücünün bir mahsülü olarak ortaya koyduğu bir varlıktır. İstediği kadar Cibril (a.s.) ile konuştuğunu zannetsin, aslında o kendi kendine konuşmakta idi ve kendi kendini dinlemekte idi.
İbni Arabi Fusus s. 66

Bu iddia bile bin kere kişiyi kafir yapar. Şimdi bu sapkın anlayışın üzerine ne desem boştur. Nato kafa nato mermer.Hatta nato mermer değil birleşmiş milletler mermer. Sanki bu söz daha iyi oldu. Neyse konuya geri dönelim...

İbni Arabi’nin amacı ne pahasına olursa olsun Vahdet-i Vücud öğretisini İslam toplumunda sinsice yayabilmekti o, İslam toplumunda yaşadığının ve dolayısıyla İslam inancına açıkça ters düşen görüşler ortaya koymanın doğurabileceği sakıncaların bilincindeydi.

Bu bakımdan görüşlerine İslami bir veche vermeye özen göstermiş ve hatta “Fususu’l-Hikem” adlı eserini kendisine, rüyasında bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından verildiğini iddia etme cüretini göstermekten bile çekinmemiştir.

Yine bazı eserlerin de kendiliğinden hiçbir şey yazmadığını, yazdığı her harfin kendisine Allah tarafından yazdırıldığını söylemekten de geri kalmamaıştır.
( İbni Arabi Fusus, S. 47 İbn-e-i Arabi Futuhat III. S.372

Allah’ın laneti şüphesiz yalancıların üzerine olsun...

İbni Arabi Firavunun Mümin olarak öldüğünü cehennem ateşinin cehennemlikler için bir korku bir sakınca ve bir azap olmadığını aksine onlar için bir tad bir lezzet ve bir sevk unsuru olduğunu,velayet Velilik mertebesinin nübüvvet ve risaletten daha üstün olduğunu Allah’ın mükemmellik ifade eden olgunluk sıfatları yanında eksiklik kusur ve ayıp içeren yerilmiş sıfatlarla nitelendirelebileceğini,alemin ezeli olduğunu,kıdem-i alem pek çok sapık fikrin sahibidir.

Bu fikirleri kitaplarında zikretmiştir. Bunları Fusuhul Hikem ve el Fütühatül Mekkiye adlı eserlerinde belirtmiştir.

İmam Zehebi Fusuhül Hikem adlı kitabı hakkında şöyle der

“El Fusuhul Hikem derlediği en kötü kitaptır eğer onda küfür yoksa dünyada başkada küfür yokdur demiştir..


Bunu ben değil imam Zehebi söylüyor...

Şafi Fukahasının büyüklerinden Ebu İshak İbrahim b Ömer el Ceberi .ölm 687

“Fusus kitabının yazarı olan İbn Arabiyle bir araya geldiğim zaman o şöyle demiştir.”Onu Allah’ın indirdiği her kitabı ve gönderdiği her Peygamberi yalanlayan pis bir ihtiyar olarak gördüm....

Alimlerin sultanı lakaplı büyük fıkıh alimi Ebu Muhammed İzzuddin b Abdüsselam ölm.660

Kahirede kendisine İbn Arabi sorulduğu zaman şöyle demiştir

“O kötülük Piri yalancımı yalancı, o hem yalancı hemde hayırdan uzak biridir, alemin kadim ezeli olduğunu söylüyor ve zinayı haram saymıyor.

Ve yine meşhur Şafi alim Ebu Züra Ahmed b el Hafız Iraki.ölm.826

İbni Arabi ve eserleri hakkında şunları söylemektedir. Fusüs adlı meşhur kitabının şüphe götürmeyecek ölçüde açık ve seçik küfrü içerdiği hususunda hiç bir kuşku yoktur. Yine bunun gibi el Fütühatul Mekkiye de gerçekten onun elinden çıkmış ve ölümüne kadar onda ısrarlı olmuşsa hiç Şüphesiz O bir kafir olup ebediyyen cehennemde kalacaktır...

1-) Peygamberlik makamı öyle bir berzahtır ki Rasülün az üstünde velinin az altındadır.

2-) Allah bütün iyi sıfatlarla muttasıf niteli olduğu gibi kötü eksik sıfatlarla da muttasıftır Hastalanan dövülen musibetlere maruz kalan eksiklik ve noksanlıklarla vasıflanan bizzat kendisidir..

Bu sözlerin hepsi Kitap ve sünnet ve aklın gösterdiği kanıtlara aykırıdır Allah’ın ilim ve hikmet lutfettiği kimse bunu anlar.. Aklını başkalarının cebine koyanlar Kur’an bünyesinde düşünmeye başlar inşaAllah…Allah’a rasulune iftira atandan daha sapık kim olabilir..

Onların bu sapkın fikirlerinin peşine takılmayalım çünkü “insanlar sevdikleri kişilerle haşır olunurlar...

Bu fikirlerin yaşayan sahipleri ve yandaşları, yani üst tabaka ile alt tabaka her dönemde tağutların hep yandaşları ve oy bekçileri olmuşlardır.. Onlar demokrasi adı altında Allah’ın kanunlarını hiçe sayan zihniyetler için kelle başı sayısını artırmaktan başka bir şey ifade etmedikleri halde hala gözleri görmez kulakları işitmez bir haldeler.

Ben bilmem şeyhim bilir mantığının altında yatan ezilmişlik, rezillik, kepazelik dünya medyalarında alay konusu olmuştur...

Tağutlara karşı hiçbir dönemde kıyamlarına rastlayamadığımız bu taifeye söyleyeceğim son söz gelin sarih bir tevbeyle tevbe din ve Müslüman olun.

Gelin sizin aramızdaki müşterek kelimede birleşelim;

“Aramızda eşit olan bir söze gelin: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş koşmayalım ve Allah'ı bırakıp birbirlerimizi Rabb edinmeyelim.'…”Ali-İmran/64

Eğer bu çağrımıza olumlu cevap vermezseniz o halde” “…'Şahit olun ki, biz Müslümanlarız' ” Ali-İmran/64

Hıristiyanlar da Allah’ı İsa’nın babası olarak tanımladılar. Tasavvufçular ise Allah’ı kendileri olarak telafuz ettiler. Oysa alemlerin Rabbi olan Allah onların vasıflandırdığı bu Allah’tan çok daha yüce ve eşi benzeri olmayan yegane kudret ve hüküm sahibidir...

Yine bu sapık din büyüklerinden Mevlana ile ilgili şu kıssa anlatılır.

Mevlana kimya hatunun ortalıkta olmadığını fark eder. Hemen ortalığı ayağıya kaldırır.

Bana derhal kimya hatunu bulun der. Hizmetçiler her tarafta kimya hatunu armaya başlarlar.

Mevlana bahçedeki çadırın içerisinde bir sesler duyar çadıra doğru yürür ve çadırın bir köşesini kaldırıp içeri bakar ki ,birde ne görsün kimya hatun Şemsi Tebrizi ile oynaşmaktadır sevişmektedir.

Derken Mevlana çadırdan uzaklaşır ve avluda volta atmaya başlar....

Biraz sonra çadırdan çok sert bir ses duyulur Mevlana’ya çadıra gel denilir...


Mevlana çadıra gelir,gerisini onların kendi kitaplarından okuyalım inşAllah...

"Mevlana Şemsin yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems (Mevlâna’ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems’ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi. Şems ‘Yüce Tanrı beni o kadar sever ki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi’ buyurdu...."

[Menakıbul-Arifin I. (Arifler’in Menkıbeleri) Ahmed Eflaki el-Mevlevî]

Bu sapık din anlayışına göre bu menkibeden çıkarılacak tevhidi! Dersi 1:

1-) Eğer siz şeyhinizi hepinizin affına sığınıyorum bunu söylüyorum biri ile birlikte uygunsuz bir şekilde görüyorsanız benim şeyhimdir en doğrusunu bilir deyip herhangi bir sui-zanda bulunmayacaksınız...Çünkü yanındaki kendi tanrısı olabilir. Buna iman etmek gerekir.

2-) Şeyhler kendi tasavvur ettikleri Allah ile her türlü kılıkta görüşebilirler buna iman etmek gerekir.

3-) Biz gördüklerimize değil şeyhlerimizin söylediklerine iman etmeliyiz çünkü bizleri irşad eden onlardır...

İşte bunların iman esaslarından çıkardıkları tevhid bu şekildedir.

Yine bu zatlar camiye gidenlere namaz kılanlara Kur’an okuyanlara karşı eşek domuz cahil demekten geri durmazlar. Çünki bu zatların kalp gözü açılmış kendilerinin Allah olduğunun farkına varmışlar,dolaysıyla artık ibadetlerin kendilerinden düştüğünü söylerler.... İbadetlerle uğraşmak bunlara göre eşekliktir…

Okuyalım;

(Camiye hürmet eden aptallar, durmadan gönül ehlini incitiyorlar! Ey Eşekler, o mecaz, bu hakikattir! Büyüklerin ve gönül ehlinin derunundan başka mescid mi var?)

Bazende yüce rabbimizden bize indirilen Kur’an-ı hafife alarak kuran okuyanlarla adeta dalga geçerler...

(Biz Kur'an'ın özünü, ruhunu, içini ve cevherini aldık postunu köpeklerin önüne attık.)(Uludağ, 141, 204)

Bu müşrikler Kur’an okuyan Kur’an ilmine yönelen onca Müslümana hakaret etmekle kalmıyor tüm İslam ulemasına köpek vasfını vermektedirler.

Buna rağmen birileri de bunları kalkmış bizlere evliya olarak sunmaktadırlar. Oysaki Rabbim şahittirki Allah’ın kitabına göre asıl hayvan ve olan ve hatta hayvandan da aşağı olan kendileridir.
“Yoksa çokları dinlerler ve akıllarını başlarına alırlar mı sanıyorsun? Onlar, ancak hayvanlara benzerler, hattâ yol yordam bakımından hayvandan da sapıktır onlar.” Furkan/44

Kur’an’ın özü ruhu cevheri ancak müminleredir köpekten daha aşağılık olan mahluklara değil. Köpek ve tüm hayvanlar Cenabi Allah’ın yarattığı ve O’nun varlığının delillerindendirler onlar kendilerine Allah’ın  yüklemiş olduğu misyonu en güzel şekilde yerine getirirler..

Not;Konu benim için kapanmıştır. Osiko münazara adabına riayet etmediğinde dolayı konuyu bu şekilde özetledim ve kendimce kapattım. Yalnız okuyuculardan osiskonun iddia ettiği şeylerle ilgili kafalara takılan birşey varsa yada o zikr ettiği ayetlerle ilgili sorusu olan varsa alabilirim. Rabbimin izniyle ilgili bölümlerle ilgili sorulacak sorulara dilim döndüğünce cevap vermeye gayret ederim. Çünkü osiskonun o zikr etmiş olduğu ayetlerin çoğu osiskonun dinini tekfir ediyorda o bundan bi haberdir..

Kusur olduysa bendendir isabet olmuşsa rabbimin keremindendir.

Allah’a emanet olunuz


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 01 Temmuz 2014, 01:18:21 ÖÖ 01
Max biliyorum sen uzun yazıları sevmezsin önünü sonunu okursun ama yinede canın sağ olsun belki bir gün canın sıklırda okursun diye orada dursun inşaAllah..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: maxpayna üzerinde 01 Temmuz 2014, 06:15:09 ÖS 18

Max biliyorum sen uzun yazıları sevmezsin önünü sonunu okursun ama yinede canın sağ olsun belki bir gün canın sıklırda okursun diye orada dursun inşaAllah..

aman abi beni karıştırma
mümkün mertebe uzak durmaya çalışıyorum şu konudan
ve hayret ediyorum tasavvuf üzerine 17 sayfa yazı yazıldı ve hala yazılıyor
merak etme yazdıklarının tamamını okudum
hatta medineweb sitesi(forummu)nden alıntı yaptığını bile gördüm
ve aynı fikirde olduğumuzu da beyan etmek isterim.

tasavvuf islamdan ayrı bir dindir nokta net.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 01 Temmuz 2014, 11:01:35 ÖS 23
ALLAH 'ın varlığına, Kelamı olan KURAN-I KERİM 'e ispat ve delil istiyor..osisko alıntı

Eğer siz azıcık Kur’an anlamak için okumuş olsaydınız ve aklınızı şeyhlerinizin cebinden çıkarsaydınız bu delilleri Kur’an’dan görecektiniz zaten;

ALLAH-U TEALA NE İLE TANINIR?

1 -Allah-u Teal’a'nın yarattıklarına ibretle bakmak, tefekkür etmek, Allah-u Teal’a'nın varlığını, birliğini, büyüklüğünü, kudretini, hikmetini ve rahmetini anlamaya sevk eder.

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Onlar göklerin ve yerin muhteşem idaresine, Allah'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmazlar mı? Ondan sonra artık hangi söze inanırlar?" (A'raf: 185)

"Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün (birbiri ardından)gelip gidişinde elbette akıl sahipleri için ayetler (ibretler ve deliller) vardır." (Al-i İmran: 190)

"Gece ve gündüzün birbiri arkasından gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde sakınan kimseler için deliller vardır." (Yunus: 6)

"Muhakkak ki göklerin ve yer(ler)in yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı olan şeyleri denizde taşıyan gemilerde, Allah'ın gökten su indirip onunla ölü olan yeri canlandırmasında ve üzerinde her (çeşit) canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gök ile yer arasında (Allah'ın emrine) boyun eğmiş olan bulutları (evirip)çevirmesinde düşünen bir kavim için elbette nice ayetler (deliller) vardır." (Bakara: 164)

2 -Allah-u Teal’a'nın şer'i ayetlerine bakmak, yani; rasullerine indirdiği vahyi okuyup anlamak Allah-u teala'yı tanımaya sebep olur.

Allah-u teala'nin rasüllerine indirdiği vahye baktığımız ve insanlar için hem dünya hem de ahirette büyük faydalar içeren bu vahyin içerdiği ilim ve hikmeti tefekkür ettiğimizde kulların maslahatına ne kadar uygun olduğunu görürüz ve böylece Rabbimizi tanımış oluruz.

Allah-u Teal’a'nın şöyle buyuruyor:

"Hala Kuran üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızdık bulurlardı." (Nisa: 82)

3 - Allah-u Teal’a'nın mü'min kullarına verdiği marifetullahtır. Allah-u teala mü'min kullarına öyle şeyler bahşeder ki sanki Allah-u teala'yı gözleriyle görüyormuşçasına O'nu tanımaya erişirler.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Cibril aleyhisselam ona ihsan hakkında sorduğunda:
"Allah-u teala'yı görüyormuş gibi O'na ibadet etmendir. Sen Onu görmesen de O seni görür." cevabını vermiştir. (Müslim)

 “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır. “Rum/21-


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 01 Temmuz 2014, 11:41:10 ÖS 23
İbni Teymiye rahimehullah şöyle dedi:

"Bütün nebiler fahşayı, şirki, zulmü emretmemek ve Allah hakkında bilmeden konuşmamak hakkında ittifak etmişlerdir." (Kitabu’n-Nübüvvet  s: 430)

Bir başka yerde şöyle diyor:

"Haram kılınan öyle meseleler vardır ki gerek zaruret hallerinde ve gerekse zaruret dışı hallerde asla helal kılınmamıştır. Bunlar; şirk, fahşa, Allah hakkında bilmeden konuşmak ve zulüm gibi hallerdir. Bu dört şeyi Allah-u teala şu ayette zikretmiştir:

"De ki: "Muhakkak ki Rabbim; kötülükleri, onlardan açık olanları ve gizli olanları, günahı, haksız yere isyanı, hakkında bir delil indirmediği bir şeyi Allah’a şirk koşmanızı ve bilmediğiniz şeyleri Allah’a karşı söylemenizi haram kıldı."

Zikri geçen bu meseleler bütün şeriatlerde haramdır. Allah-u teala bütün rasulleri bunları yasaklamak için gönderdi ve hiç bir durumda bunlardan hiç bir tanesini dahi mübah kılmadı. İşte bu sebeble bu Mekki surede zikredilmiştir. (Fetvalar c:14 s:470 - 471)

Bütün siyer alimleri ve başka alimler Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın Mekke’de kalıp, 13 sene boyunca tevhide davet ettiği konusunda icma etmişlerdir. Aynı şekilde bütün Mekki surelerde İslam dininin aslı (olan tevhid ve risalet) zikredilmiştir.

 (Araf: 33)


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 03:16:46 ÖÖ 03


Şeyh Takıyüddin İbn Teymiyye şöyle der:

'' Kim ölülerden herhangi birinin ,bu ister nefise olsun , isterse başka bir ölü olsun korkanı himaye ettiğini, hapsedileni kurtardığı söylerse ki bunlar birer ihtiyaçtır, bunu söyleyen kişi sapık ve müşriktir. Çünkü Allah koruyup ve gözetendir, O korunmaya muhtaç değildir. İhtiyaçlar için Allah'a müracaat edilir. Bunun yolu ihlas ve samimiyetle Allah'a dua etmektir. Nitekim Allah teala şöyle buyuruyor: ''(Ey Resul) Kullarım sana benden sorarlarsa , ben, şüphesiz onlara çok yakınım . Bana dua edenin , dua ettiği zaman, duasını kabul ederim'' (Bakara: 186) Allah en iyi bilendir.(ky:Mecmuu'l-Fetava''(27/490)

İbni Teymiyye Allah senden razı olsun.İşte görüldüğü gibi Şeyhülislam açık bir şekilde bugün kü kabirperest tarikatçılarda bulunan hasletleri taşıyanları tekfir etmektedir.



Rabbime ne kadar hamdetsem azdır. Allah c.c seni kendi paylaşımlarınla rezil edecek inşaallah. Ben O 'na sığındım.

Bu formu takip eden kardeşlerimizin özellikle seni ve senin zihniyetindekileri tanıması, anlaması, neye, kime, hangi akla hizmet ettiğinizi farketmeleri açısından ilk önce şunu ifade etmem gerekiyor ki, daha net görsünler inşaallah.!

Yazılarını takip ettiğiniz kişi, Tasavvuf 'a karşı, Evliya 'ya karşı, Mürşid 'e karşı, fakat;


Şeyh Takıyüddin İbn Teymiyye diye söze başlıyor.

Şeyhlere karşı bir duruş sergileyen bu kişinin, Şeyhe değil, "ŞEYHLERE OLAN" muhabbetine bir bakınız.

Bir de bu muhabbette kusur etmediği, sözünün üzerine söz koymadığı bu ilahını, teymiyesini  tanıyalım :

Selefîyye ya da Selefîlik, Temelleri İbn-i Teymiye tarafından atılmış olan İslâm Dîni İtikadî mezheplerinden biridir.

Selef halefin tersidir ve tarihsel olarak önde olanlar anlamına gelir.

Selefîyye, dinde selef kabul edilen kişilere hiçbir değişiklik yapmadan "TABİİ OLMAYI" esas alır.

Yani Din 'in yaşanırlılık olarak dünü, bugünü, ve yarını olarak alınması gerekenlere itibar etmeyip, dünde kalanlardır selefiler.!

Allah 'ın Kelamı Kuranı bırakarak, hadislere yapıştılar ya, günümüzde hasır üzerinde yatıp, çölde yaya ve deve üzerinde yolculuk yapıyorlar ya..!

Ramazanda iki hurma ile niyetlenip, bir yudum su ile oruç açıyorlar ya..! Hatta bir takım elbiseleri var. Sabahtan öğleye kadar erkekleri, öğleden sonra da kadınları bu elbiseyi kullanmak zorunda kalıyorlar.

Çamurdan ev inşa etmişler, üzerini hurma dalları ve lifleri ile kapattıkları evlerde ikamet ediyorlar..! Teknolojiye asla itibar etmezler, elektik ve elektronik eletlere caiz değildir diyerek el dokunmazlar..!

Bunlar otomobile ve uçağa da binmezler..!  "NEDEN" peki..?

Çünkü Peygamber Efendimiz zamanında bunlar yoktu. Peygamber efendimizin el dokunmadığı hiç bir şeye dokunmazlar, kullanmazlar, binmezler de onun için. Çünkü geçmişi yaşıyorlar ya..!

Daha çok üzerinde konuşulur. Lakin bir diğer ilahını da tanıyalım ki tezatlığını, birilerini inkar ve reddederken, bir başkalarına koşulsuz biatlarını gözler önüne serelim inşaallah.
Yazı biraz uzun ama anlamak, kavramak ve idrak için paylaşmam gerekti, özür dilerim.


Ibnu'l-Kayyim el-Cevziyye

Ismi ve Soyu

Ibnu'l-Kayyim el-Cevziyye'nin adi Muhammed, künyesi Ebu Abdillah, lakabi Semsuddin, unvani Zür'i'dir. Babasinin adi Ebubekir ibnu Eyyub'dur. Sam'da dogdu. Babasi Cevziyye Medresesi'nin kayyimi oldugu için kendisi Ibnu'l-Kayyim el-Cevziyye diye taninmistir.

Ilmi Tahsili ve Derecesi

Ögrenim hayatina babasindan aldigi derslerle baslayan Ibnu'l-Kayyim, Mecduddin Ebu Bekir ibnu Muhammed et-Tunusi ve Muhammed ibnu Ebi'l-Feth el-Ba'lebeki'den Arap dili ve edebiyati, Safii alimi Safiyyuddin el-Hindi'den Kelam ve Usul, Mecduddin Ismail ibnu Muhammed el-Harrani ile Takiyuddin ibnu Teymiyye'den Fikih okudu.

Fikihta asil hocasi Ibnu Teymiyye olup onun birçok eserini bizzat kendisinden okuma imkani buldu. Ibnu'l-Kayyim birçok hocadan ders almis olsa da onun üzerinde en çok etkisi bulunan kisi 712 yilinda Misir'dan dönmesinden ölümüne kadar (728) sürekli beraber bulunduğu Ibnu Teymiyye olmustur.

Hatta Ibnu'l-Kayyim'in ilmi birikim ve söhretini büyük ölçüde Ibnu Teymiyye'ye borçlu oldugu söylenebilir. Gerçekten de bu ikisi örnegi az rastlanan bir hoca-talebe iliskisi sergilemislerdir.

Ibnu Teymiyye ile birlikte Selefiye ekolünün bayraktari kabul edilmistir.

Ibnu'l-Kayyim, hemen her zaman hocasi Ibnu Teymiyye ile birlikte anilmakta ve ona olan asiri sevgi ve bagliligi özellikle belirtilmektedir. Bu baglilik, hocasinin eserlerini tehzib ve görüslerini yayma konusundaki çabalarinda ve yazdigi eserleri büyük çogunlukla hocasinin görüslerini açiklamasina hasretmesinde açikça görülmektedir.

Ibnu'l-Kayyim, salt bir taklitçi olmayip delile göre davranmayi ilke edinmekle beraber hocasi gibi genelde Hanbeli mezhebinin usul anlayisi çerçevesinde hareket etmis, özel olarak da Ibnu Teymiyye'nin görüsleri dogrultusunda tavir sergilemistir. Bunun için Ibnu Teymiyye ile birlikte Selefiye ekolünün bayraktari kabul edilmistir.

Yeni Hanbelilik veya Selefilik diye adlandirilan akimin önde gelen ismi olmasi dolayisiyla Ibnu Teymiyye'nin Memlük idarecilerinden gördügü baskilar büyük oranda talebesi Ibnu'l-Kayyim için de söz konusudur.

Gerek Ibnu Teymiyye'yle bulunmasi gerekse bazi görüsleri sebebiyle yöneticilerle arasinin pek iyi olmamasi sebebiyle Ibnu'l-Kayyim, biri Hz. Ibrahim (a.s.)'in kabrini ziyaret etmek amaciyla yolculuk yapilmasina karsi çikmasi yüzünden olmak üzere birkaç defa hapsedilmistir. Hicri 726 yilinda Ibnu Teymiyye ile birlikte Dimesk kalesine hapsedilmis, muhtemelen Ibnu Teymiyye kadar tehlikeli görülmedigi için hocasinin ölümünden sonra serbest birakilmistir.

Allame Zehebi (öl.748) de söyle der: "Ibnu'l-Kayyim, hadis metinlerini ve hadis ricalini bilmeye çok ilgi duyar, bunlarla çok daha fazla ilgilenirdi. Fikih incelemeleriyle de çok mesgul olurdu. Çok genis ve detayli bir sekilde yazarak Arapça dilbilgisini ögrenmekte, Fikih ve Hadis usulünde çok maharetliydi."

Ilmi Faaliyeti ve Metodu

Ibnu'l-Kayyim, Ibnu Teymiyye'nin baslattigi islah çabasina katki saglamayi, bu çabayi devam ettirmeyi hedeflemistir. Adalet ve toplum yarari temeline dayali dini ve içtimai islah projesi sayilabilecek bu çabanin esasini selefin yöntemi olarak gördügü Kitap ve sünnetin hakemligine bas vurma, seriatin ruhunu anlama, toplumsal olgulari bu baglamda dikkate alip degerlendirme ve buna bagli olarak taklidin yol açtigi fikri donuklukla mücadele etme olusturmaktadir. Bu noktada Ibnu'l-Kayyim özellikle akidenin "selef mezhebine" dönülmek suretiyle islahi, taklide karsi fikir hürriyetinin hakim kilinmasi, dini oyuncak haline getirenlerin uydurduklari hilelerle mücadele ve seriatin ruhunu anlama gibi hususlar üzerinde durmustur.

Ibnu'l-Kayyim'in yönteminin genel çizgileri "orta yol üzere olma", "gelenekçilik" ve "anlamcilik" olarak ifade edilebilir.

Onun orta yolcu tutumunun sonuçlari itikad, usul ve fürua dair görüslerinde açikça görülmektedir. Bu anlayisi Islam dinini diger dinler arasinda ve Ehli Sünnet'i diger mezhepler arasinda konumlandirirken de göstermistir. Ona göre Müslümanlar diger din mensuplari arasinda ortada olduklari gibi, Ehli Sünnet de diger mezhepler arasinda ortadadir.

Ibnu'l-Kayyim, bir islah iddiasiyla yola çiktigi için onun fetvalarinda toplumsal bozulma noktalarini, döneminde ortaya çikan bidat ve hurafeleri tespit etme imkani bulunabilir. Bu tavir onun ayni zamanda selefi tutum ve yönteminin de tabii sonucudur. Nitekim kabir ziyaretinin esasen mesru oldugu kanaatini tasimakla beraber özellikle bazi salih kisilerin kabrini ziyaret amaciyla yola çikilmasini caiz görmez.




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 03:21:55 ÖÖ 03
İbni Teymiye rahimehullah şöyle dedi:



Benim Kitabım olan Kuran-ı Kerimde "EVLİYA, VELİ, MÜRŞİD, ELÇİ, UYARICI, YOL GÖSTEREN" olarak Allah kelamını kabul etmeyen zat, Suriye, Mısır, Arabistan ve benzeri yerlerin şeyhleriyle arasından su sızdırtmıyor..

Bol muhabbetler.. Görüşeceğiz inşaallah..



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 03:37:38 ÖÖ 03

Konuyu devam ettiriyoruz; Çünkü bu sapkın dinde o kadar çok malzeme vardır ki yazmakla bitmez.

Bunları ben osisko gibi cehalet içerisinde kıvranan kişiler için aktarmıyorum amacım bu bölümü okuyan insanların bu şirkperest ve kabirperest bu anlayışın ne denli bir sapıklık olduğunu tüm çıplaklığıyla okuyucu için ortaya koymaktır.


Selefîyye ya da Selefîlik, Temellerini İbn-i Teymiye 'nin atmış olduğu İslâm 'ın içerisine sızmış, mezhep anlayışınla mı ..?

Ey kelam ilmi içerisinde boğulmuş zavallı..!

Kendine bak ..

Kendini bul..

Kendini bil ..

Sen kendini bilmen için var edildin. Kendini bulman için var edildin.

Kendine bakamayıp, birilerinin kendince doğru diye ifadelerini alıp burada yalan, yanlış demeden paylaşıyorsun. İftiralarla dolu yazılar. Madde gözü ile bakılan ve aklının işaret ettiğinden başkasını kabul edemeyen mübarek zat..!

Kendini bil kendini. Bana karşı çıkarken, kendisi lahana turşusu satan be adam..

Kendi Evliya 'na tabii ol. Kendi Veli 'ni tanı, ara bul. Kendi Mürşidine biat et.


İbadetleri amaç edinmiş, gerçek amacının dışında hareket eden sana derim ki;


Müftü bey demiş bana kafir ..
Ben de ona diyeyim Müslüman..!
Yarın huzur-u mahşerde,
Zira ikimizde çıkarız yalan..!

Çünkü ne ben kafir,
Ne de müftü Müslüman..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 04:10:28 ÖÖ 04
İbni Teymiye , Fetvalar, tevhid ve risalet, Ibnu'l-Kayyim, Mecduddin Ebu Bekir ibnu Muhammed et-Tunusi ve Muhammed ibnu Ebi'l-Feth el-Ba'lebeki, Safii alimi Safiyyuddin el-Hindi'den Kelam ve Usul, Mecduddin Ismail ibnu Muhammed el-Harrani, "gelenekçilik" ve "anlamcilik, Kitabu’n-Nübüvvet .!


Tabii oldukları, biat ettikleri, yoluna öldükleri şu şahısların bolluğuna bir bakın. Onlar da haklılar.

Çünkü Hz. Allah buyuruyor ki;


Şeyhi olmayanın, şeyhi şeytandır..! Yani;

Şüphesiz, biz şeytanları inanmayanların EVLİYASI kıldık.’’
Araf 27

Hz. Allah inanmayanlara Evliya olarak ŞEYTANI verecek, ama..!

İnananlara EVLİYA vermeyecek..! Allah 'ın böyle bir adaleti olabilir mi.?

Kopyala, yapıştır.. Akıl hocası çok. Tabii ki elinde malzeme bol olacak.

Tasavvuf 'a karşı yazı yazan  yalan, yanlış ifadeler kullanan her şahıs senin mürşidin. Her çiçekten bal toplayan arı misali..! Bütün çiçekler senin topla, toplaya bildiğin kadar.

Ama her topladığını zannettiğin bal, bir gün gelecek ve sana zehir olarak sunulacak. Bunu bil.

Her doğru senin için doğrudur..  Bizlere değil.

Sen falancanın yazdıklarıyla iktifa et, bize Kuran yeter..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 04:22:50 ÖÖ 04
DAHA BİTMEYECEK..!

Allah adına, yalnız Allah Rızası için bu yolda olduğum müddetçe bu konu bitmeyecek.

İnsanları yalan, yanlış, kimlerin kelamları ile kandırdığınız ortaya çıkacak inşaallah. Zulüm bakii değildir. Hadislerle nereye gittiğini zannediyorsun.?

Yazılarında Sünnetlere karşı çıktığımızı ifade edip duruyorsun. Allah şahittir ki iftira ediyorsun.

Sünnete nasıl karşı çıkılır, nasıl kabul edilmez, nasıl uygulanmaz, nasıl yaşanmaz.

Sünneti inkar, KURAN 'ı inkardır.

Sünneti kabul etmemek, KURAN 'ı kabul etmemektir.

Hadislerle bu yolda yürünmez. En başında da ifade ettim. Hadis kirliliğini diyanet işleri defalarca zikretti.

Peygamber efendimiz hayatta iken asla hadis yazılmasına müsaade etmemiş, yazılmasına şiddetle karşı çıkmıştır.

Allah Kelamından daha fazla önem verilmesinden korkmuş ve bunu yasaklamıştır.

Diyanetin de tasdik ettiği Sahih hadislere itirazımız yok.

İbadetler amaç haline gelmiş, gerçek amacın Allah 'ı bilmek olduğundan uzak bir itikat..

Selefilik..!

Selefilik ayrı bir dindir ..!



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 05:08:40 ÖÖ 05
ABDULKADİR GEYLANİ Hazretlerinden..

Ey oğul!

Önce kendi nefsine öğüt ver, kendi nefsini düzelt! Sonra da başkalarına öğüt ver, başkalarını düzeltmeye çalış!

Sana önce kendi nefsinin özelliklerini, kendi nefsinin ne durumda olduğunu bilmen lazım. Kendinde ıslaha muhtaç bir hâl var oldukça başkalarını düzeltmeye, başkalarına öğüt vermeye kalkışma! Eğer kendinde ıslaha muhtaç bir hâl bulunduğu hâlde bunu bırakır da başkasının ıslahına kalkışırsan yazık sana!

Başkalarını nasıl ve hangi hâllerde kurtarabileceğini bilirsin. Sen kendin kör isen, bir başkasının elinden tutup nasıl bir yere götürebilirsin? Gözleri görmeyen birisinin bir başkasının elinden tutup bir yere götürmesi mümkün olmadığı gibi, kendi nefsini ıslah etmemiş birisinin de başkalarını irşat edip Allah’a götürmesi mümkün değildir. Ancak kendi gözleri gören kişi başkalarını bir yerden bir yere götürebilir.

Denize düşen ve yüzme bilmeyen birisini ancak mahir yüzücü olan birisi kurtarabilir. Aynen bunun gibi, Allah’a insanları ancak O’nu tanıyan birisi götürebilir. Allah’ı tanımayan kişiye gelince, O’na giden yolda bu kişi insanlara nasıl rehberlik edebilir ki?

Sana Allah’ın tasarrufundan bahsetme ihtiyacını duymuyorum! Sen O’nu seversin, amellerini sırf O’nun rızası için yaparsın! Asla O’ndan başkası için yapmazsın! O’ndan korkarsın, O’ndan başkasından asla korkmazsın!

Takvaya sarıl!

Ey oğul!

Sana takva gerek, takvaya sarıl, muttaki ol! Sana şeriat gerek, şeriatın esaslarına sarıl! Nefse, şehevî arzulara, şeytana ve kötü kişilere muhalefet etmeli ve onlara uymamalısın!

Mümin kişi bu hususlarda devamlı cihat hâlindedir. Öyle ki, başından miğferi hiç eksik olmaz, kılıcı asla kınına girmez, atının sırtı hiç eğersiz kalmaz. Uykuyu bile hak erenlerinin uyuduğu niyetle uyur.

Hak erenleri düşmana galip gelebilmek için zindelik kazanmak maksadıyla uyurlar. İhtiyaç dolayısıyla yemek yerler. Ancak zaruret hâlinde konuşurlar.

Mecbur kalmadıkça âdetleri dilsizlik ve sükûttur.

Onları ancak Allah’ın takdiri konuşturur.

Bu dünyada onların dilini Allah hareket ettirir, konuşturur.

Tıpkı yarın kıyamet gününde organlarını konuşturacağı gibi.

Abdulkadir Geylani Hazretlerini sanki bizden çok sahipleniyorsunuz ya..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 05:14:15 ÖÖ 05
ABDULKADİR GEYLANİ Hazretlerinden..


Allah’ı daima görür gibi ol!

Ey oğul!

Yalnızlık anlarında öyle bir takvaya ihtiyacın var ki ve öyle bir takvaya sahip olmalısın ki seni günahlardan ve günaha sürükleyecek kaymalardan alıkoysun.

Öyle bir murakabeye ihtiyacın var ki öyle bir murakabeye sahip olmalısın ki Allah’ın daima seni görmekte olduğunu sana hatırlatsın. İşte sen yalnızlık anlarında böyle olmaya muhtaçsın, mecbursun.

Bundan başka nefis, heva ve şeytanla savaşmaya muhtaçsın.

Gönülleri hakka davet et!

Ey oğul!

Büyük insanları yıkıp mahveden küçük hatalar, sürçmeler ve kaymalardır. Zahitleri mahveden nefsanî ihtiraslardır. Hak erenlerini mahveden yalnızlık anlarındaki kötü düşünceler, hatıra gelen kötü fikirlerdir.


Sıddîkları mahveden bir anlık kötülüktür.

Onların bütün meşguliyetleri, kalplerini uygunsuz düşüncelerden korumak ve muhafaza etmektir.

Onlar Hakk’a davet mevkiinde bulunan kişilerdir.

İnsanları Allah’ı tanımaya davet ederler.

Gönülleri Hakk’a davet etmekten bir an bile geri durmazlar.

Nefsini itaat altına al!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 05:19:12 ÖÖ 05
ABDULKADİR GEYLANİ Hazretlerinden..


Ey oğul!

Bu zaman ahir zamandır. Nifak çarşısı açılmıştır. Yalan çarşısı açılmıştır. Münafık, yalancı, deccal kişilerle oturmayınız. Yazık sana ki nefsin münafıktır, yalancıdır, kâfirdir, fâcirdir, müşriktir.

Böyle olduğu hâlde sen onunla nasıl oturuyorsun? Ona muhalefet et, asla muvafakat etme!

Onu bağla, asla salıverme! Onu hapset, zindana at! Kendisine ancak zaruri olan haklarını ver! Fazla verme! Onu mücahedelerle kahret, itaat altına al!

Dünya ile ahireti bir araya getir!

Ey oğul!

Dünya ile ahireti bir araya getir!

Her ikisini de aynı yere koy!

Kalbin dünya ve ahiret düşüncesinden arınmış olarak ve çırıl çıplak bir şekilde Mevlan ile tek başına ol!

Allah’tan başka her şeyden arınmadıkça O’na yönelme! Halka bağlanıp kalarak Hakt’an ayrı kalma! Bütün bu sebepleri kopar, at! Allah’a giden yoldaki engelleri birer birer bertaraf et! Bütün bunları yaptıktan sonra dünya ve ahireti bıraktığın yere var!

Dünyayı nefsine ver, ahireti kalbine koy, Mevla’yı da özünde tut!

Tövbe ile günah elbiseni çıkar!

Ey oğul!

Nefis ile birlikte olma! Hevesinle birlikte olma!

Dünya ile de birlikte olma! Öyle ise hemen günahlarına tövbe et, bir daha işlememeye azmeyle! Onlardan sıyrıl! Seri adımlarla Mevla’na koş! Tövbe ettiğin zaman hem dışın hem de için tövbe etmiş olsun!

Tövbe, Allah’ın katında makbul kul olmanın temelidir. Halis bir tövbe ile ve Allah’tan hakikaten hayâ etmek suretiyle üzerindeki günah elbisesini çıkar, at!

Derdi sabırla karşıla!

Ey oğul!

Sana herhangi bir dert geldiği zaman onu sabır eliyle karşıla ve devası gelinceye kadar sakin ol! Deva gelince de onu şükürle karşıla! Bu hâle geldiğin zaman peşinen ebedi, zevkli, safalı bir hayatta olursun!

Himmetin dünya olmasın!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 05:25:05 ÖÖ 05
ABDULKADİR GEYLANİ Hazretlerinden..


Ey oğul!

Dünyadaki himmet ve gayretin yemek, içmek, giymek, evlenmek, güzel ve rahat evlerde oturmak, servet toplamaktan ibaret olmasın!

Bütün bunlar nefsin işidir, nefsin rağbet ettiği şeylerdir.

Öyleyse kalbe mahsus himmet ve gayret nedir?

Kalp, öz ve sır neye rağbet eder?

Onun himmet ve gayreti Allah’ı aramaktır.

Kalbin rağbet edeceği tek şey budur.

Senin himmet ve gayretin ve rağbet edeceğin şey senin için en mühim olandır, sana ehemmiyet verendir.

Öyleyse senin rağbet edeceğin şey, Rabbin ve O’nun nezdinde olmalıdır.

Ahiret için hazırlan!

Ey oğul!

Sen, ömründen sadece bir gün kaldığını farz et ve ecel meleğinin geleceğini düşünerek ve ahiret için hazırlan!

Dünya hak erenleri için bir kuvvet kazanma ve pişip olgunlaşma yeridir.

Dünyada ebedî kalmak için yaratılmadın!

Ey oğul!

Sen dünyada ebedî kalmak için yaratılmadın! Allah’ın yoluna uymayan bir yaşayış içindesin! İçinde bulunduğun bu hâli hemen değiştir!

Kendini Allah’ın takdirine teslim et! Sonra O’nunla birlikte ol!

Nasıl bir binanın önce bir temele, sonra da duvarlara ihtiyacı varsa, her işin de önce bir temele sonra da bir yapıya ihtiyacı vardır.

Senin yolunun temeli, Allah’ın takdirine teslim olmak, yapısı da O’nunla birlikte olmandır.

Bu esasa yapış, ömür boyu, gece gündüz buna devam et!

Tefekkür insanı Allah’a götürür.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 05:29:43 ÖÖ 05
ABDULKADİR GEYLANİ Hazretlerinden..


Ey oğul!

Tefekkür kalbin yapacağı işlerdendir. Eğer kendin için bir iyilik görürsen, bir iyiliğe nail olursan, Allah’a şükret! Bir kötülük görürsen de ondan dolayı tövbe et! İşte bu tefekkür sayesinde dinin ihya olur, dirilir, şeytanın da ölür.

Şöyle denmiştir: “Bir saat tefekkür, bir gecelik ibadetten hayırlıdır.”

Allah’a ulaşma yolunda yine Allah’ın fiillerini delil getir! Nasıl ki bir sanat eserinden sanatkâra intikal ediliyorsa, Allah’ın muazzam bir sanatı olan bu kâinata bakmakla da Allah’a ulaşılabilir.

 Onun için Allah’ın sanatı üzerinde tefekkür edersen Allah’a ulaşabilirsin!

Hakiki imana sahip olan bir müminin iki dış gözü, iki de iç gözü vardır.

İki dış gözü ile Allah’ın yeryüzündeki sanat eserlerini görür, iki iç gözü ile de Allah’ın göklerde yaratmış olduğu eserleri görür.

Bundan sonra onun gözünden perdeler kaldırılır.

Neticede Allah’ın yakın ve sevgili kullarından olur.

Sevgiliden hiçbir şey gizlenemeyeceğine göre, Allah’ın sevgili kullarından olan bu kişiden de İlahî sırlar gizlenmez.

Dinini satarak dünyalık elde etme!

Ey oğul!

Meşru yoldan ve helalinden alın teriyle kazandığını ye! Dinini satarak dünyalık elde etmeye ve bu yoldan kazanılmış şeylerle geçinmeye kalkışma! Helalinden ve meşru yoldan kazan! Bu kazancınla başkalarına ikram et! Onlara da yedir, içir! Ta ki aradaki sevgi ve kardeşlik bağlarının devamına ve pekişmesine vesile olsun.

Allah’ı kullarına şikâyet etme!

Ey oğul!

Allah’ı kullarına şikâyet etmeye kalkışma!

Kullara şikâyetçi olma! Allah’a şikâyetçi ol! Allah her şeye kadirdir.

O’ndan başkası ise hiçbir şeye muktedir değildir.

İç sıkıntıları, maruz kalınan musibetleri, manevi dertleri ve verilen sadakalarla yapılan iyilikleri gizli tutmak da iyilik hazinelerindendir. Sadakayı sağ elinle ver! Sol elinin bundan haberdar olmaması için gayret et!

Dünya seni yutmasın!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 05:34:02 ÖÖ 05
ABDULKADİR GEYLANİ Hazretlerinden..


Ey oğul!

Dünya denizinden sakın! Onda çok kişiler boğulmuş, ancak pek az kişi kurtulmuştur. O derin bir denizdir. Her şeyi gark eder, kendinde boğar. Ancak Allah dilediği kullarını ondan kurtarır. Tıpkı kıyamet gününde müminleri cehennemden kurtaracağı gibi.

Takva güneşiyle beraber ol!

Ey oğul!

Bütün fiil ve hareketlerinde tevhid güneşi, şeriat güneşi ve takva güneşi ile beraber ol!

Zira bu güneş, heva ve hevesin; nefsin, şeytanın ve mahlûkata dayanmanın sebep olduğu şirk tuzağına düşmekten seni muhafaza eder.

 Bu güneş seni Allah yolunda ilerlerken aceleci olmaktan alıkor.

Aceleci olma!

Ey oğul!

Aceleci olma! Zira acele eden hataya düşer, teenni eden de isabet eder, hedefine ulaşır. Acele etmek şeytandandır, şeytanın işidir.

Teenni etmek de Allah’tandır.

Çok kere seni aceleciliğe sevk eden şey, dünyalık toplama hırsıdır. Rızık ve dünyalık hususunda kanaat sahibi ol! Zira kanaat tükenmez hazinedir.

Sadece kısmetine ve eline geçene razı ol! Kısmetinde olmayandan da geri dur! Helal ve meşru olandan ayrılma! İşte o zaman zengin olursun. Allah’tan başka hiçbir şeye ihtiyaç duymazsın.

Kalbin mutmain olur, sükûnete kavuşur, özün saflaşır, berraklaşır. Zararlı duygu, temayül ve ihtiraslardan arınırsın.

Böylece dış gözünde dünya, kalp gözünde ahiret, sır gözünde Allah’tan başkası değersiz olur.

Aklını kullan!

Ey oğul!

Akl-ı selim sahibi ol! Aklını kullan! Acele etme! Şurası muhakkak ki acele etmekle eline bir şey geçmez. Acele etmekle ne vaktinden önce akşamı edebilirsin, ne de sabahı! İstediğini elde edebilmek için sabırla akşama kadar çalışmıyor, didinmiyor musun?

Allah korkusu her kapının anahtarıdır.

Ey oğul!

Önünde kapalı bir kapının kalmamasını istersen izzet ve celal sahibi olan Allah’tan kork! Zira Allah korkusu her kapının anahtarıdır, her kapıyı açar.

Amellerini güzel yap!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 05:39:06 ÖÖ 05
ABDULKADİR GEYLANİ Hazretlerinden..


Ey oğul!

Güzel ameller işlemekte tembellik etme! Zira tembellik edenler ebediyen mahrum kalırlar.

Bu arada daimi bir pişmanlık da peşlerini bırakmaz. Amellerini güzel yap! Unutma ki, Allah hem dünya hayatı ile hem de ahiret hayatı ile sana karşı cömertlik etmiş, ikramda bulunmuştur.

Allah’ın rızasına dön!

Ey oğul!

Dua ipini uzat! Allah’ın rızasına dön! Kalbin itiraz ettiği hâlde dilinle dua eder duruma düşme!

Dilinle yaptığın duaya kalbin de inansın ve iştirak etsin!

Kötü kişilerle arkadaşlık etme!

Ey oğul!

Kötü kişilerle arkadaşlık etmen, iyi kişiler hakkında kötü düşüncelere sürükler. Hep kötü insanlarla beraber oldukça iyi ve salih kişiler seni kötü bir insan olarak görürler.

Dine sarıl!

Ey oğul!

Başkaları tarafından uyandırılmadan önce uyan!

Dine sarıl! Dinine sahip kişilerin arasına katil! Onlarla birlikte ol!

Asıl insan olanlar dinine sarılmış olanlardır. İnsanların en akıllısı, Allah’a itaat eden, O’nun dinine, kitabına sarılan ve yaşayışını Allah’ın ahkâmına uygun geçiren insandır.

İnsanların en cahili de Allah’a isyan eden, yaşayışını O’nun dinine, kitabına ve ahkâmına uygun olarak geçirmeyen kişidir.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 05:45:14 ÖÖ 05
ABDULKADİR GEYLANİ Hazretlerinden..


Cahillerle arkadaşlık etme!

Ey oğul!

Cahillerle arkadaşlık ediyorsun, bu durumda onların cehaletinden sana da bulaşabilir.

Ahmaklarla arkadaşlık etmek, aldatıcı bir arkadaşlıktır.

Sağlam inançlı, âlim ve ilmi ile amel eden müminlerle arkadaşlık et!

Mümin iman kuvveti sebebiyle diğer insanlara karşı daima neşeli ve güler yüzlü görünmeye, hüznü de Allah ile kendi arasında gizli tutmaya muktedir olabilir.

Müminin hüznü daimidir, çünkü tefekkür eder. Çok ağlar, az güler.

Bunun için Peygamber Sallâllahü Aleyhi Vesellem, “Mümin için, Rabbine kavuşmanın dışında rahat yoktur.” buyururlar.

Kalp ve gönül ehli ile arkadaş ol!

Onların sohbetlerinde bulun!

Ta ki senin de bir kalbin, bir gönlün olsun!

Şu kimselerle dostluk kur!

Ey oğul!

Kendileriyle dünyada sırf dünyalık için arkadaşlık ve dostluk ettiğin şu kişileri yarın göremeyeceksin. Aranız ayrılacak. Kötü dost ve arkadaşlarla aran nasıl ayrılmasın ki, sen onlarla Allah için değil, Allah’tan başka şeyler için dostluk ettin.

Eğer insanlarla mutlaka dostluk, arkadaşlık ve ahbaplık etmen gerekiyorsa takva sahibi, arif, ilmi ile âmil, yalnız Allah’ın rızasını isteyen ve Allah’ın nazarında itibarı olan kişilerle dostluk ve arkadaşlık et!

Şu kimselerle dostluk ve arkadaşlık kur:

1- Seni Allah’a yaklaştırsın.
2- Seni dalaletten kurtarsın, doğru yola çeksin.
3- Seni dünyaya kul köle olmaktan kurtarsın.
4- Önüne ahiret nimetlerini sersin.
5- Seni nefsin esaretinden kurtarsın, hürriyete kavuştursun.
6- Seni yılanların, akreplerin ve vahşi hayvan tabiatlı insanlardan kurtarsın; rahata, huzura kavuştursun.

Bütün isteklerin Allah’tan olsun!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 05:51:16 ÖÖ 05
ABDULKADİR GEYLANİ Hazretlerinden..


Kur’an ile amel et!

Ey oğul!

Kur’an ile amel etmek seni Kur’an’ın mevkiine yükseltir, oraya oturtur.

Sünnet ile amel etmek seni Resul-i Ekrem (a.s.m.)’e yükseltir.

Resulullah, kalbi ve manevi himmeti ile Allah dostlarının kalpleri çevresinden bir an bile ayrılmaz.

Onların kalplerine Allah’a yakınlık kapısını açar.

Cahil dünyada ferahlanır.

Ey oğul!

Cahil dünyada ferahlanır. Dünya nimetleri ile zevk sefa sürer. Âlim ise dünya hayatını bir fırsat bilir. Manevi mertebelerde yükselme gayreti içinde bulunur. Cahil kaderle çekişir, ona karşı çıkar; âlim ise kadere boyun eğer, razı olur.

İbadetine aldanma!

Ey oğul!

İbadet ve taatine aldanma!

Allah’ın onları kabul etmesini iste! Şu anda sen Allah’a kulluğunu yapma gayreti içindesin. Olur ki içinde bulunduğun bu durumdan başka bir duruma düşebilirsin.

Amelini Allah rızası için yap!

Ey oğul!

Sana amellerinde ihlas gerek. Amellerini sırf Allah rızası için yapmalısın.

Gözünü, amellerinden ve onlara gerek insanlardan gerekse Allah’tan karşılık beklemekten uzak tut!

Ahlakı düşüklerden uzak dur!

Ey oğul!

Ahlakı düşüklerden uzak dur! O zaman halis mümin olursun. Hükümde hakkaniyet üzere ol! O zaman ilimde halis olursun.

Sofrana fakirleri ortak et!

Ey oğul!

Oruç tut! İftar ederken sofrana fakirleri de ortak et, onlara de yedir! Tek başına yiyip içme! Böyle yapmayan kimsenin fakir olup dilenciliğe düşmesinden korkulur.

Herkese iyi niyetli ol!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 05:59:08 ÖÖ 05
ABDULKADİR GEYLANİ Hazretlerinden..


Rabbine itaatte nefsine muhalefet et!

Ey oğul!

Eğer kurtuluş istiyorsan, Rabbine itaatte nefsine muhalefet et!

Nefsinle birlikte olmakta devam ettiğin müddetçe insanları ve diğer varlıkları tanıyamazsın.

Dünya sevgisi ile dopdolu olduğun müddetçe ahireti tanıyamazsın.

Ahiret sevgisi ile dolmadıkça ahirette Rabbini göremezsin.

Nefis devamlı kötülüğe meyillidir, bu onun fıtratıdır, huyudur.

O’nun fıtratı bu olunca, artık var, ötesini sen düşün, neler yapmaz ki?

Allah’ın rızasına ulaşmaya çalış!

Ey oğul!

Allah’ın rızasına ulaşmaya çalış! O senden razı olmuşsa bil ki seni sevmiştir. Rızık ve geçim endişesini kalbinden çıkar! Zira sen gönül huzuru içinde çalıştığın müddetçe sıkıntısız olarak rızkın Allah’tan gelecektir.

Kalbindeki düşünceleri, tasaları, endişeleri at! Bir tek tasan olsun! O da Allah’a layık bir kul olup olmama endişesi. Bu mertebeye ulaşabildiğin an diğer bütün tasalarına Allah kâfidir.

Dünyalık için kimseyle çekişme!

Ey oğul!

Sakın sakın! Sen sen ol, dünyalık hususunda kimseyle çekişme, didişme! Kimsenin elindeki kısmete mani olmaya kalkışma! Zira herkesin nasibi mutlaka kendisini bulur. Eğer kaderde elinden alınması varsa, o da olur.

Bu senin isteğinle olmaz.

Kadere razı olmak; kavga, çekişme ve didişme sonunda dünyalık elde etmekten daha güzeldir. Zira Allah’ın takdirine razı olmak her hâlükârda hayatı güzelleştirir, tatlılaştırır, huzurlu kılar.

Allah’ı kalbin ve kalıbınla an!

Ey oğul!

Allah’ı önce kalbinle zikret, sonra da kalıbınla, dilinle.

O’nu kalbinle bin defa, dilinle de bir defa zikret!

Ameline güvenme!

Ey oğul!

Sakın ha, amellerine ve manevi hâllerdeki gelişmelere mağrur olma! Bunlarla övünmeye kalkışma, ucube düşme!

Zira ucub kişiyi zulme, tuğyana, azgınlığa ve günaha sevk eder,

Allah’ın gazabına uğramasına sebep olur.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 06:16:38 ÖÖ 06
ABDULKADİR GEYLANİ Hazretlerinden..


Allah dostlarına karşı dilsiz ol!

Ey oğul!

Kur’an’ı okursun, fakat anlamazsın, anlamadan okursun.

Birtakım ameller işlersin. Fakat ne yaptığını bilmezsin. Ne yaptığının şuurunda olmadan yaparsın. Bu senin yaptığın ahiret endişesi olmadan sırf dünya için yapılan şeydir.


Bütün bu hâllerden sonra bir de kalkar Allah dostlarına hücum eder, onları çekiştirir, kötülersin.


Aklını başına topla, edepli ol, günahlarına tövbe et!

Kusurlarından dön,

Allah dostlarına karşı dilsiz ol!

Hiçbir işe gururla girişme!

Ey oğul!

Önce kendi nefsinle meşgul ol!

Önce kendi nefsine faydalı ol!

Kendi nefsini düzelt, sonra başkalarıyla meşgul ol!

Başkalarını aydınlattığı hâlde kendini eriten mum gibi olma!

Hiçbir şeye gururla, nefsî duygularınla girişme! Allah bir husus için seni dilemişse seni ona hazırlar. Eğer halkı senden faydalandırmayı murat etmişse seni onlara gönderir.

Sana sebat verir, insanları idare etme kabiliyeti verir. Onlardan gelecek sıkıntılara katlanma gücü verir. Halkın faydası için senin kalbine genişlik verir, göğsünü açar, oraya hikmet doldurur.

O zaman sen senlikten çıkar, Allah’ın has ve halis kullarının arasına girersin.

Kalbini zikre yaklaştır!


ÇOK MANİDAR. BİZLERDEN, YANİ DERVİŞLERDEN ÇOK SEVDİĞİNİZ, SAHİPLENDİĞİNİZ

ABDÜLKADİR GEYLANİ HAZRETLERİ NE BUYURUYOR.


TEKRARINDA FAİDE VARDIR..!

Bütün bu hâllerden sonra bir de kalkar Allah dostlarına hücum eder, onları çekiştirir, kötülersin.


Aklını başına topla, edepli ol, günahlarına tövbe et!

Kusurlarından dön,

Allah dostlarına karşı dilsiz ol!


Diyecek çok kelam bulacağından kuşkum yok.

Zira benim paylaşmış olduğum ayetleri, başka bir ayetle hükümsüz kılmaya, geçersiz kılmaya hiç bir beşer cesaret edemez. Ama siz bunda bayağı bir cesaretlisiniz ..!

Allah 'ın bir ayetini, Allah 'ın başka bir ayeti ile geçersiz kılmak..!

Aman Ya Rabbi, aman..!

Muhatabı olarak beni gören zavallı.

Allah 'a muhalefet ettiğinin farkında değil yazık.

Cidden büyük bir cesaret örneği.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 06:26:15 ÖÖ 06
Yazdıklarınla alakadar olacağım inşaallah.

Su dolu leğen içerisinde oturuyorsun ve leğendeki suyu, bütün alemdeki derya zannediyorsun.


İdrak-ı meal bu akla gerekmez,
Zira bu sıkleti bu kantar çekmez.


Yukarıdaki sözde deniliyor ki, Tasavvuf 'u anlamak ve anlatmak için senin ilmin yetmez.

Benim Tasavvuf hakkında bahsettiklerim, senin taşıyabileceğin bir ağırlık değil.

Senin kantarının bu ifadeleri taşımaya müsait olmadığını anlatıyor.

Yeni doğmuş çocuğa muz yedirmeye kalkışırsan boğarsın. Muz yeme yaşına gelmeden yediremezsin. Zira çocuğun katili olur, öldürürsün hesabı, anlarsın ya..!

Muz yeme yaşına gelmemiş çocuğa muz ikram ettik.. Az kalsın öldürüyorduk..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 02:11:42 ÖS 14

Bütün siyer alimleri ve başka alimler

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın Mekke’de kalıp, 13 sene boyunca tevhide davet ettiği konusunda icma etmişlerdir.

Aynı şekilde bütün Mekki surelerde İSLAM DİNİNİN ASLI
(olan tevhid ve risalet) zikredilmiştir.[/color]


Bütün çabası bunu ifade etmek. Asr-ı saadetin 13 yılını al ve uygula. Geri kalan kısımlarını boş ver.

Yani 13 yıllık davet kısmı ile iktifa etmek, İslam Dini 'ni yaşıyor olmak için yetecek.
 
TAM BİR BEDEVİ ZİHNİYETİ..!

Kalan 10 yıllık bölüm seni alakadar etmiyor. Mekke kısmını al, Medine kısmını boş ver..!

Kuran 'ın indirilmesi, 23 yıllık bir zamanı kapsar.

23 yıl süren Kuran ’ın indirilme sürecinin yaklaşık olarak 12 yılı Mekke dönemi 11 yılı da Medine döneminde gerçekleşmiştir.

Mekke döneminde nazil olan ayetler daha çok başta tevhit olmak üzere inanç esasları, ölüm, hayat, cennet, cehennem ve kıyamet gibi konuları ele alır.

(Arkadaş yalnızca bu kısmı ile yetiniyor veya yetinebileceğini zannediyor)

Medine döneminde ise ibadetler, insanlar arası ilişkiler, toplumsal düzenlemeler ve ahlaki kurallarla ilgili konular ele alınır.

Yani ona göre bu tarafı önemli değil.

Nasıl bir inanış biçimidir, nasıl bir İslam inancıdır anlayabilmek mümkün değil.

Fakat şu öz her zaman geçerlidir, geçerli kalacaktır;

"DİN 'İN CÜZ-İNDEN FERAGAT, KÜLÜNDEN FERAGAT 'TIR"..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 02:20:00 ÖS 14
İbni Teymiye , Fetvalar, tevhid ve risalet, Ibnu'l-Kayyim, Mecduddin Ebu Bekir ibnu Muhammed et-Tunusi ve Muhammed ibnu Ebi'l-Feth el-Ba'lebeki, Safii alimi Safiyyuddin el-Hindi'den Kelam ve Usul, Mecduddin Ismail ibnu Muhammed el-Harrani, "gelenekçilik" ve "anlamcilik, Kitabu’n-Nübüvvet .!

İşte yukarıdakilerin hepsini çarp, topla, böl, çıkar eşittir sonuç;

Başka ne çıkacak, Selefilik çıkar..!

Selefilik ayrı bir dindir ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 03:00:15 ÖS 15
Belki gözden kaçmış olabilir.
Abdülkadir Geylani Hazretlerinin sözlerinden can alıcı bölümlerini tekrar bir görelim ne buyuruyordu Hazret.?

NELER BUYURMUYOR Kİ;

 -Kendi nefsinin özelliklerini, kendi nefsinin ne durumda olduğunu bilmen lazım.

-Kendinde ıslaha muhtaç bir hâl var oldukça başkalarını düzeltmeye, başkalarına öğüt vermeye kalkışma!

-Eğer kendinde ıslaha muhtaç bir hâl bulunduğu hâlde bunu bırakır da başkasının ıslahına kalkışırsan yazık sana!

-Sen kendin kör isen, bir başkasının elinden tutup nasıl bir yere götürebilirsin?

-Kendi nefsini ıslah etmemiş birisinin, başkalarını irşat edip Allah ’a götürmesi mümkün değildir.

-Allah ’ı tanımayan kişiye gelince, O ’na giden yolda bu kişi insanlara nasıl rehberlik edebilir ki?

-Sana takva gerek, takvaya sarıl, muttaki ol!

-Uykuyu bile hak erenlerinin uyuduğu niyetle uyu.

-Hak erenleri düşmana galip gelebilmek için zindelik kazanmak maksadıyla uyurlar. İhtiyaç dolayısıyla yemek yerler. Ancak zaruret hâlinde konuşurlar.

-Mecbur kalmadıkça adetleri dilsizlik ve sükûttur.

-Onları ancak Allah’ın takdiri konuşturur.

-Bu dünyada onların dilini Allah hareket ettirir, konuşturur.

-Öyle bir murakabeye ihtiyacın var ki, öyle bir murakabeye sahip olmalısın ki Allah ’ın daima seni görmekte olduğunu sana hatırlatsın.

-Sıddîkları mahveden bir anlık kötülüktür.

-Onların bütün meşguliyetleri, kalplerini uygunsuz düşüncelerden korumak ve muhafaza etmektir.

-Onlar Hakk’a davet mevkiinde bulunan kişilerdir.

-İnsanları Allah’ı tanımaya davet ederler.

-Gönülleri Hakk’a davet etmekten bir an bile geri durmazlar.

-Nefsini "İTAAT ALTINA AL.!

-Bu zaman ahir zamandır. Nifak çarşısı açılmıştır. Yalan çarşısı açılmıştır.

-Münafık, yalancı, deccal kişilerle oturmayınız. Yazık sana ki nefsin münafıktır, yalancıdır, kâfirdir, fâcirdir, müşriktir.   

-Dünya ile ahireti bir araya getir! Her ikisini de aynı yere koy!

-Kalbin dünya ve ahiret düşüncesinden arınmış olarak ve "ÇIRIL ÇIPLAK BİR ŞEKİLDE" Mevlan ile tek başına ol!

-Dünyayı nefsine ver, ahireti kalbine koy, Mevla’yı da özünde tut! Nefis ile birlikte olma!

-Kalbe mahsus himmet ve gayret nedir?

-Kalp, öz ve sır neye rağbet eder?

-Onun himmet ve gayreti Allah’ı aramaktır.

-Kalbin rağbet edeceği tek şey budur.

-Hakiki imana sahip olan bir müminin iki dış gözü, iki de iç gözü vardır.

- İki dış gözü ile Allah ’ın yeryüzündeki sanat eserlerini görür, iki iç gözü ile de Allah’ın göklerde yaratmış olduğu eserleri görür.

-Bundan sonra onun gözünden perdeler kaldırılır.

-Neticede Allah ’ın yakın ve sevgili kullarından olur.

-Sevgiliden hiçbir şey gizlenemeyeceğine göre, Allah’ın sevgili kullarından olan bu kişiden de İlahî sırlar gizlenmez.

-Bütün fiil ve hareketlerinde tevhid güneşi, şeriat güneşi ve takva güneşi ile beraber ol!

-Zira bu güneş, heva ve hevesin; nefsin, şeytanın ve mahlûkata dayanmanın sebep olduğu şirk tuzağına düşmekten seni muhafaza eder.

-Böylece dış gözünde dünya, kalp gözünde ahiret, sır gözünde Allah’tan başkası değersiz olur.

-Kalbin itiraz ettiği halde dilinle dua eder duruma düşme!

-Dilinle yaptığın duaya kalbin de inansın ve iştirak etsin!

-Ey oğul!

-Başkaları tarafından uyandırılmadan önce uyan!

-Dine sarıl! Dinine sahip kişilerin arasına katil! Onlarla birlikte ol!

-Cahillerle arkadaşlık ediyorsun, bu durumda onların cehaletinden sana da bulaşabilir.

-Ahmaklarla arkadaşlık etmek, aldatıcı bir arkadaşlıktır.

-Sağlam inançlı, âlim ve ilmi ile amel eden müminlerle arkadaşlık et!

-Kalp ve gönül ehli ile arkadaş ol!

-Onların sohbetlerinde bulun!

-Ta ki senin de bir kalbin, bir gönlün olsun!

-Eğer insanlarla mutlaka dostluk, arkadaşlık ve ahbaplık etmen gerekiyorsa takva sahibi, arif, ilmi ile âmil, yalnız Allah ’ın rızasını isteyen ve Allah ’ın nazarında itibarı olan kişilerle dostluk ve arkadaşlık et!

Şu kimselerle dostluk ve arkadaşlık kur:

1- Seni Allah’a yaklaştırsın.
2- Seni dalaletten kurtarsın, doğru yola çeksin.
3- Seni dünyaya kul köle olmaktan kurtarsın.
4- Önüne ahiret nimetlerini sersin.
5- Seni nefsin esaretinden kurtarsın, hürriyete kavuştursun.
6- Seni yılanların, akreplerin ve vahşi hayvan tabiatlı insanlardan kurtarsın; rahata, huzura kavuştursun.

-Resulullah, kalbi ve manevi himmeti ile Allah dostlarının kalpleri çevresinden bir an bile ayrılmaz.

-Manevi mertebelerde yükselme gayreti içinde bulun.

-Nefsinle birlikte olmakta devam ettiğin müddetçe insanları ve diğer varlıkları tanıyamazsın.

-Ucube düşme!

-Zira ucub kişiyi zulme, tuğyana, azgınlığa ve günaha sevk eder,

-Allah’ın gazabına uğramasına sebep olur.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 03:08:22 ÖS 15
-Bütün bu hallerden sonra bir de kalkar...!

-Allah dostlarına hücum eder, onları çekiştirir, kötülersin.

-Aklını başına topla, edepli ol, günahlarına tövbe et!

-Kusurlarından dön,

-Allah dostlarına karşı dilsiz ol!

-Önce kendi nefsinle meşgul ol!

-Önce kendi nefsine faydalı ol!

-Kendi nefsini düzelt, sonra başkalarıyla meşgul ol!

-Başkalarını aydınlattığı hâlde kendini eriten mum gibi olma!


Bütünüyle, günlerdir tartışıp durduğumuz bu gerçeği ne güzel dile getirmiş. İnkar edip, hakaret etmekten çekinmediğiniz, Allah 'ın Evliya 'sına, Veli 'sine, Mürşid 'ine nasıl sahip çıkıyor.!

Sözde, (özde değil) sahiplenip durduğunuz, Abdülkadir Geylani Hazretleri, işte böyle bir zat..!

 


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 04:15:28 ÖS 16

Ehli sünnet alimlerinin Tasavvuf tan kasıtları takva, zühd, kalpleri her türlü pisliklerden arınma, Allah’ı zikr etme olarak tanımladıkları bu tanımın

günümüzdeki versiyonu takriben şu şekildedir.

Bu inanç mensuplarının;

a) Kimisi vahdeti vücutçudur.

b) Kimisi vahdeti şuhudcudur.

c) Kimisi rabıta ehlidir.

d) Kimisi zikir adı altında raks ehlidir.

e) Kimisi tevbe alıcıdır.

f) Kimisi gayblerden haber vericidir.

g) Kimisi cennetten insanlara parseller dağıtmaktadır.

h) Kimisi kendisinden ibadetin düştüğünü, ibadetle alakası olmadığını söyler.(Fenafillah makamı)

i) Kimisi velileri rasul ve nebilerin üstüne çıkarır, hatta Allah (c.c) seviyesine çıkarır. Ve hatta Allah (c.c)’a tahkir olan söylemleri yapmaktan geri kalmazlar.

j) Kimisi hulul fikrine sahiptir. Yani (haşa) Allah (c.c)’ın insanın bedenine girdiğine inanır.

k) Kimisi kendilerinin yaptığı fiilleri konusunda etkileri olmadığını Allah (c.c)’ın kendilerini zorladığına inanır. Yani cebir inancı söz konusudur.

l) Kimi şeyh olduğ iddia edilen kimselerin Allah (c.c)’ı gördüğüne inanılır.

m) Kimisi ahirete inanmaz, ölüm sonrası ruhun bir şekilde hayatta olduğuna inanır. Reenkarnasyon inancına sahip olanlar bunlardandır. Bu inancın diğer bir ismi tenasuhtur.

n) Kimisi kulun Allah (c.c) ile birleştiği bir bedene girdiğine inanır. İşte bunun adı ittihad inancıdır.



TASAVVUF 'U ;

-Ehli sünnet alimleri Tasavvuf 'u ifade ederlerken, takva, zühd, kalpleri her türlü pisliklerden arındırma, Allah ’ı zikr etme olarak ifadelendireceksin..!

Sonrasında kalkıp kendi zannındakileri, idrak edemediklerini küfürmüş gibi peş peşe sıralayacaksın. Tasavvuıf senin bahsettiklerinden "BERİDİR"..!


VAHDET-İ VÜCUT olarak senin anlayabileceğin, idrak edebileceğin hiç bir şey yok.

Kainatta var edilen her şey Allah 'ın var etmesiyle, yaratmasıyla vardır. Öyle ise her şey O 'nun varlığı ile mevcuttur. Zati sıfatları olarak değil, subuti sıfatları olarak, fiili sıfatları olarak.

Allah 'ın FİİLİ SIFATLARI nedir.?

Madde aleminde görülen, görülmeyen her şeyi yaratan, yaşatan, öldüren, tekrar dirilten, rızıklandıran O 'dur. Her şey O 'nun FİİLİ SIFATLARININ tenezzülen zuhuru olup, izafidir, mecazidir. Bİ-ZATİHİ DEĞİLDİR !


ALLAH 'IN SUBUTİ SIFATLARI NEDİR;


HAYAT : Diri olmak, O ezeli ve ebedi bir hayatla diridir.

İLİM : Bilmesi, Allah-u Teala, olmuşu, olanı, olacağı bilendir.

SEMİ : İşitmesi,  İşitmek Allah-u Teala 'nın ezeli ve ebedi sıfatıdır.

BASAR :Görmesidir!

İRADE : Dilemesidir. Her şey Allah-u Teala 'nın dilemesiyle olur.

KUDRET : Bütün mükevvenatta tesir ve tasarruf sahibi olmasıdır.

KELAM : Söylemesi, konuşmasıdır.

TEKVİN : Bütün mahlukatı yaratandır.


Hz. Allah, Beniğ Adem 'e SUBUTİ SIFATLARI 'NDAN cüz-i olarak ihsan etmiştir ...


Yaratılmışlık, var edilmiş olarak, bir tek zerre bul ve getir ki, "ONDA ALLAH 'IN VAR EDİŞİ GÖRÜNMESİN"..!

Vahdet-i Vücut olarak ifade edilen, her zerredeki tecelliyat onda görülmesin..!

Her şey, hatta bir tek toz zerresi bile boş yere var edilmedi. Her şeyin bir yaratılış maksadı ve gayesi var. Her şey bir şeye, bir şey, her şeye hizmet için yaratıldı.

Zerreden kürreye, kürreden, zerreye her şeyde Allah 'ın var etme sanatını bariz görenler, bunu Vahdet-i vücut olarak dile getirmişler. Tek tecelliyat olarak O 'nu görmüşler. Bunu Yaratanı, yaratılanda müşahade olarak da ifade etmek mümkün.

Mana olarak ; HER ZERREDE ALLAH 'IN VARLIĞINI İDRAK 'tir. Başka değil.

Hani diyorsun ya, kafanı sağa, sola, yukarı, aşağı hangi yöne çevirirsen çevir, Allah 'ın varlığı için, gerçek iman ve akıl sahipleri için deliller, ispatlar vardır. Tasavvuf erbabı bunu, teklik olarak görmüş, birlik olarak görmüş, Vahdet-i vücut olarak ifade etmişler.

SENİN İFTİRA ETTİĞİN ŞİRK TOPLULUĞU VE BATAĞI DEĞİL ..!

ALLAH 'I BİLEN, ALLAH 'I İDRAK EDEN, HER ZERREDE ALLAH 'I GÖRENDİR EHLİ TASAVVUF..!

Sürekli inkar ediyorsun, sürekli hakaret içeren yazılar yazıyorsun. Benim yazdığım yazıların zerresinde Kuran, Sünnet karşıtlığı yoktur, olamaz.

Sen ayetlerinde Evliya 'sının varlığını bildiren Hz. Allah 'a karşı duruş sergiliyorsun. Birilerinin müridi olmuş, birilerini de kendine Mürşit olarak seçmişsin. Bunların en başında gelen isim se..;

Selefiliğin mucidi, İbn-i Teymiye ki, farklı bir mezhep ortaya çıkaran zat.

İfadelerinnde de kullanmaktan çekinmediğin şeyhin için ;

İbni Teymiye rahimehullah

Şeyh Takıyüddin İbn Teymiyye

İmam İbn-i Teymiyye

ve diğer zat , İbnu'l Kayyim rahimehullah


Ve sanki bahsettiklerin, Kuran ayetiymiş gibi, sanki şahısların kendi görüş, düşünce ve inançları değilmiş gibi, insanlara empoze etmek için sunmuş olduğun şu delil adresine bir bak..!

- Deliller İbn Arabi Fusüsul Hikem ve el Fatühatül Mevkiye adlı kitapları Hazihi Hiyes Süfiyye s 34 47 .es süfiyye s 24

Sanki Kuran 'dan delil gösteriyor..!

BİZE ALLAH 'IN KELAMI KURAN-I KERİM YETER..!

 


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 04:35:50 ÖS 16
SONUÇ OLARAK SELEFİLİĞE BİR KEZ DAHA BAKMAK GEREKİRSE ;


Selefîyye ya da Selefîlik, Temelleri İbn-i Teymiye tarafından atılmış olan İslâm Dîni İtikadî mezheplerinden biridir.

Selef , halefin tersidir.

Tarihsel olarak önde olanlar anlamına gelir.

Selefîyye, dinde selef kabul edilen kişilere hiçbir değişiklik yapmadan "TABİİ OLMAYI" esas alır.


YANİ,  DİNİN  YAŞANIRLILIK  OLARAK ,

DÜNÜ , BUGÜNÜ  VE  YARINI  OLARAK  ALINMASI  GEREKENLERE ,

İTİBAR  ETMEYİP ...!

"DÜNDE  KALANLARDIR"  SELEFİYELER..!


Yazık..! Dün ile bugünü bağdaştıramayanlara..!

Yazık..! Bugünde dünü, dünde bugünü bulamayanlara..!

Yazık..! Kuran 'ı bırakıp, hadislere yapışanlara.

Ve yine yazık ki, Allah 'ın ayetinde geçen Evliya 'sını değil, ilmine itibar ettiği şahısları evliya edinenlere..

Hakikaten acınacak haldesin muhterem. Allah islah etsin..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 04:59:19 ÖS 16

ALLAH-U TEALA NE İLE TANINIR?

1 -Allah-u Teal’a'nın yarattıklarına ibretle bakmak, tefekkür etmek, Allah-u Teal’a'nın varlığını, birliğini, büyüklüğünü, kudretini, hikmetini ve rahmetini anlamaya sevk eder.

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Onlar göklerin ve yerin muhteşem idaresine, Allah'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmazlar mı? Ondan sonra artık hangi söze inanırlar?" (A'raf: 185)

"Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün (birbiri ardından)gelip gidişinde elbette akıl sahipleri için ayetler (ibretler ve deliller) vardır." (Al-i İmran: 190)

"Gece ve gündüzün birbiri arkasından gelmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde sakınan kimseler için deliller vardır." (Yunus: 6)

"Muhakkak ki göklerin ve yer(ler)in yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı olan şeyleri denizde taşıyan gemilerde, Allah'ın gökten su indirip onunla ölü olan yeri canlandırmasında ve üzerinde her (çeşit) canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gök ile yer arasında (Allah'ın emrine) boyun eğmiş olan bulutları (evirip)çevirmesinde düşünen bir kavim için elbette nice ayetler (deliller) vardır." (Bakara: 164)

2 -Allah-u Teal’a'nın şer'i ayetlerine bakmak, yani; rasullerine indirdiği vahyi okuyup anlamak Allah-u teala'yı tanımaya sebep olur.



Yalan söylüyorsun. Allah 'ın yarattıklarına bakarak Allah 'ın varlığını idrak edebilen bir insan..!

VAHDET-İ VÜCUD 'un ne demek olduğunu bilendir, anlayan, idrak edendir.

Her zerrede O 'nun  "VAR ETME SANATINI" gören,

Her zerrede O 'nu Müşahade edebilendir.


Kendini bilen, Allah 'ı bilir.

Kendini bilmeden ahkam kesen de, senin içinde bulunduğun halle hallenir.

Yalan söyler, itham eder, iftira eder, gıybet eder.

Dün ile bugün arasında asla bir bağ, bir köprü kuramaz.

Dolayısı ile dünde kalandır selefiler ..!



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 02 Temmuz 2014, 05:33:06 ÖS 17
ABDÜLKADİR GEYLANİ Hazretlerinden arta kalanlar..!


Allah dostlarının hizmetçisi ol!

Ey oğul!

Allah dostlarının çömezi ol, yaygısı ol, etraflarında hizmetçi ol! Böyle olmaya devam edersen, işte o zaman hakiki efendi olursun.

Kim Allah için mütevazi olursa Allah onu dünyada da ahirette de yükseltir. Halkın külfetlerine katlandığın ve kendilerine hizmet ettiğin zaman Allah seni onların üstüne yükseltiyor ve başlarına reis yapıyor.

Ya bir de O ’nun kullarının seçkinleri olan sıddîklara hizmet edersen neler yapmaz ki?


Allah korkusu kalpte bir bekçidir.

Ey oğul!

Hayatının akışını, Allah için nefis muhasebesini yapanların ve Allah’tan korkanların hayatının akışına zıt olarak görüyorum. Mesela şer ve fesat ehline yanaşıyor, onlarla hemhâl oluyor, onlarla düşüp kalkıyorsun.

Buna mukabil Allah dostlarından ayrılıyor, uzak duruyorsun. Kalbini Allah düşüncesinden, Allah sevgisinden ve Allah korkusundan tamamen boşaltıp buna mukabil dünya ve dünyalık sevgisiyle doldurmuşsun. Bilmez misin ki, Allah korkusu kalpte bir bekçi, bir aydınlıktır. O, hak ile batıl arasını ayırır, haklı ile haksızı ortaya koyar.

Her şeyin sonu ölümdür.

Ey oğul!

Tasaların, neşelerin, zenginlerin, fakirlerin, sertliklerin, yumuşaklıkların, hastalıkların, acıların; hepsinin de sonu ölümdür.

Kim öldüyse kıyameti kopmuş, onun hakkında uzaklar yakın olmuş demektir. İçinde bulunduğun her şey hevesten ibarettir.

Kalbin, özün ve "batınınla", içinde bulunduğun bütün heveslerden sıyrıl!

Dünya belli bir hedefe doğru uzanmaktadır. Ahiret ise belli olmayan bir ebede uzanmaktadır. Senin dünyadaki hayatın belli bir noktaya kadar uzanır. Orada biter. Ahiretteki hayatın ise nihayeti olmayan bir ebede uzanmaktadır.

Marifetullaha koş!

Nefsi kendine hizmetçi yap!

Bütün haramları terk et!

Kendinden başkasını kötüleme!

Ey oğul!

Kendinden başkasını asla çirkin görme, kötü ilan etme! Ta ki, amellerin güzel olsun.

Bir şeyi iyi ve güzel ilan etmek de kötü ve çirkin ilan etmek de şeriatın işidir, akılların işi değildir.

Vicdanın fetvası müftünün fetvasına da hükmeder, müftünün fetvasını da fetva verir.

Zira müftü fetvasını, bir çeşit ictihadına dayanarak verir. Kalp ise ancak azimetle fetva verir.

Kalbin fetvası Allah’ın rızasına uygundur.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 03 Temmuz 2014, 02:46:26 ÖÖ 02
Ehl-i kitabın Hz.. Allah ’a iman edenine, iman etmeyenine de, kafir, gavur, gayr-i müslim dediler! Semavi kitapların ve suhufların cümlesini tahrif olmuş gibi ve hükümsüz göstermeye kalkışıyorlar.

Bu, Hz. Allah ’ın Kuran-ı Kerim ’deki Ehl-i Kitap hakkındaki beyanına ters düşer. Bu zihniyetin tahribatı dünyanın her yerinde aynen devam ediyor!

Hangi şeriattan olur ise olsun, Hz. Allah ’ın bildirilerine sadık, gönül ehli, amentüye acabasız iman ettiği gibi, zevkiyle yaşayan, zikri kendisine vird edinmiş kullarının varlığı da Allah 'ın yeryüzünde rahmeti icabı varlıkları kıyamete kadar devam edecektir.

Kuran-ı Kerim ’de mü-minin bildirisi nedir bakalım;

Bakara suresi başında Hz. Allah şöyle buyuruyor:

“Kendisinde hiç bir şekilde şüphe olmayan O kitap, müttakiler için bir hidayet kaynağı ve yol göstericidir.”
Bakara 2


“O müttakiler ki "GAYB" 'a inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan düşkünlere tasadduk ederler.”
Bakara 3


“Yine onlar sana indirilenlere ve senden önce indirilene iman ederler. Ahiret gününe de kesinlikle inanırlar. ”
Bakara 4


“İşte onlar rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.”
Bakar 5


İman inanmaktır. Amentü ’nün altı şartını inanarak kabul etmektir.

“Kim Rahman’ın zikrinden gafil olursa yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.”
Zuhruf Sûresi 36-37


Tasavvuf 'a girmek, Evliya 'ya biat etmek, Hz. Allah 'a yolundan ayrılmayacağına kişinin söz vermesi demektir. Bu sözünü ölünceye kadar yerine getirmek mecburiyetindedir.

Yani "zikren kesira", kesintisiz Allah 'ı zikreder.

"İbadetin az fakat devamlı olanı makbuldür" buyrulmuş. Derviş biatı ile az fakat devamlı bir ibadeti kendisine vird edinmiş olur.

Tasavvuf 'ta biat, ölünün, gasledene, yıkayıcısına teslim olması gibi de ifade edilir. İlmi kelamcılar bunu küfür gibi göstermeye çalışmaktalar.

Halbuki ölen kişi yıkanırken dökülen suya ne sıcak der, ne soğuk. Ne burnuma, ağzıma su kaçtı der, ne de orama, burama dokunma gibi yıkayıcısına müdahalede bulunur.

İslam 'da olması gereken teslimiyet, Tasavvuf dilinde bu şekilde izah edilir.

Ölüm bir yok oluş da değildir. Neden korkarlar, neden karşı çıkarlar o da ayrı bir konu. Ölüm Hakikatin, gerçeğin başlangıcı, ebedi hayata geçiş kapısıdır.

Ölü gibi teslimiyeti, Tarikatta 'ki insanları ... (hepsini de tenzih ederim)

Tabiri caizse ineğe benzetiyorlar. Varsın benzetsinler. Amma yarın gerçekle karşı, karşıya geldiklerinde iş, işten geçmiş olacak ve müdahale etme, telafi etme şansları da asla olmayacak.


Bir nebze de olsa, çok değer verdikleri akıllarını kullanabilseler, gerçek teslimiyetin Ölümden başka hiç bir şeye benzetilemeyeceğini onlar da görecekler.

Yine de Allah cümlesine hidayet nasip etsin...


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 03 Temmuz 2014, 03:20:08 ÖÖ 03
Bu alem İnsan için yaratıldı. Zira İnsan, ayine-yi Rahman ’dır.

İnsanda, Allah-u Teala hazretlerinin fiili ve subuti sıfatlarının zuhur ve tecelli eylediği gibi hiçbir eşyada zuhuru görülemez!

İnsan alemin küçültülmüş nüvesidir.

Manası ile “yeryüzünde halifemi yaratacağım” hitabının tecellisi ve sırr-ı ilahidir.!

Nur-u Muhammedi 'nin zuhur mercii hazreti insan, nazargahı İlahi olan insanı kamil.!

İnsanı kamilin en büyük rütbe ve makamı ise ne kadar rahmet-i İlahi ile yücelirse yücelsin Hz. Allah ’ın zatına karşı yokluktur, abdiyettir.

Zira hiçbir zaman abd rab olmaz, rabbımız da abd olmaz!

“La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü vehüve alâ kulli şey’in kadir.”

Allah’dan başka ilah yoktur. Şeriki, benzeri de yoktur. Mülk onundur. Ancak hamd ona mahsustur. Zira her şeylere kadir olan Hz. Allah 'ın zatıdır.

Hz. Allah buyuruyor k;

Yeryüzünde "HALİFEMİ YARATACAĞIM" ..!

Ne mana taşıyor hiç düşündük mü.? Anlamak, idrak etmek için hiç, çaba, gayret sarfettik mi.? Tabii ki de HAYIR..!

Sonra kalkıp, MÜRŞİD, EVLİYA, VELİ, ELÇİ, RESUL gibi Kuran kavramlarının manalarını değiştirme, çabası ve gayreti içerisine giriyoruz.

Hz. Allah 'ın halifeliğine bir insan nasıl layık olabilir.?

Allah 'ın Halifesi ne mana taşıyor.?

Tabii olmak, Biat etmek bunlar neden geçmişte vardı da, bugün yok.?

Biat etmekten, Tabii olmaktan, günümüzde yalnızca Tasavvuf erbabı kişiler bahsediyor. Acaba üzerine basa, basa bahsedilen bu ifadeler ne anlama geliyor.?

Rabbim idrakını versin inşaallah da, bütün insanlık içerisinde bulunduğu şu halden kurtulsun.

"Yeryüzünde "HALİFEMİ" yaratacağım"..!

Hitabı acaba neyi ifade ediyor..?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 03 Temmuz 2014, 04:05:19 ÖÖ 04
Osiko; Öylesine bir darbe aldın ki sen bu darbenin altında o cahil aklınla zor kalkarsın gibime geliyor zaten kalkamıyorsunda.

Senin sözlerine iftiralarına cahiliklerine ayetleri hoyratça kullanıp mürş itlerinin! şirklerini küfürlerini temizlemeya çalışmana cevap verecek halim yok ancak verdiğim deliller sana bir tokat gibi indiğini görüyorum.

Demişsin ki; Kopyala, yapıştır.. Akıl hocası çok. Tabii ki elinde malzeme bol olacak.


Osisko şunu bilki zan haktan yana bir şey değildir. Heleki iftira ancak müfteri olanların işidir. O kes kopyala dediğin çalışma benim kendim çalışmamdır. Daha evvel Medineweb forumda baş editör iken yazdığım yazılardı Max bunu kast etti. Ancak sen içine düştüğün çukurun vehametinden iftira dahi atmaktan geri kalmıyorsun.

Gerçi peygambere yalan yere hadis bile isnat eden birinden başka ne beklenir ki?

Sen daha tasavvuf ile ve vahdeti-vücut şirkini dahi birbirinden ayırd edemeyecek kadar kendi dininden bile bi habersin.

Sana dedim ki Şeyh Abdul Kadir Geylan’in vahdeti-vücut şirkini ifade eden bir tane sözünü getir sen bunu bile getiremedin. Şimdide kalkmış selefiliği kendi kıt aklınla açıklamaya çalışıyorsun.

Yahudiler Uzeyr Allah’ın oğludur dediler kafir oldular (Tevbe/30)

Hıristiyanlar İsa Allah’ın oğludur dediler şüphesiz kafir oldular (Tevbe/30)

Vehdeti-Vücutçular biz Allah’ız dediler ketmerli bir şekilde kafir oldular.

Bunların küfürleri Şeyhülislam İbn-i Teymiyye ninde dediği gibi Yahudi ve Hıristiyanlarınken daha da katmerlidir.

Bir insan yeryüzünde en büyük küfrü nasıl işleyebilir diye düşündüğümüzde ancak ve ancak  haşa sümme haşa kendisinin Allah olduğunu söylerse işlemiş olur.

Bu sözde Allah dostları sözde evliyalar utanmadan arlanmadan Allah olduklarını ifade etmektedirler. Bunlar bu iddiada bulunurken birileride bunların sırtlarını sıvaslayarak bunları alim bunları ermiş olarak sunmaktalar ve böylece aynı küfürleri katmerli bir şekilde savunmaktalar dolaysıyla aynı hükmü bu savunucularda almaktalar.

Hem kendilerine ilmi-leddün verildiğini söylüyorlar hemde zahiri olarak gördükleri Kur’an ayetlerinin arkasına sığınıyorlar. Bu nasıl bir müşriklik yaw

Madem ki size peygamberlere verilmeyen ilim verildi o halde siz neden Kur’an ı kullanıp insanların dini taraflarını istismar ediyorsunu.

Be hey Allah’tan korkmaz

Ve be hey peygamberden utanmazlar

Bana şunu deyin ki Allah İhlas/Suresinde hiçbirşeye benzemez diye ferman ederken siz nasıl oluyor da Allah’ı haşa kendiniz gibi aciz beş kuruş etmez olarak tanımlıyorsunuz? Bu nasıl bir sapıklık yaw;

Daha Allah’ın varlığının delillerini dahi Kur’an da göremeyecek kadar aciz ilimsiz, bilgisiz, cahil biri kalkmış sünneti inkar edebiliyor.

Demişsin ki; İslam 'da olması gereken teslimiyet, Tasavvuf dilinde bu şekilde izah edilir.

Osisko tasavvuf dilinde değil şu telaffuzu doğru yap tasavvuf “dininde”

Oisko söyle bakalım taharetini yapmaktan bile aciz olan şeyhin nasıl oluyorda Allah olduğunu ifade edebiliyor.

Biz verdiğimiz her bilginin kaynağını verdik.

Sen boşver bize çiruk anlatmayı bunu açıkla?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Temmuz 2014, 01:28:01 ÖÖ 01
Osiko; Öylesine bir darbe aldın ki sen bu darbenin altında o cahil aklınla zor kalkarsın gibime geliyor zaten kalkamıyorsunda.

Senin sözlerine iftiralarına cahiliklerine ayetleri hoyratça kullanıp mürş itlerinin! şirklerini küfürlerini temizlemeya çalışmana cevap verecek halim yok ancak verdiğim deliller sana bir tokat gibi indiğini görüyorum.

Demişsin ki; Kopyala, yapıştır.. Akıl hocası çok. Tabii ki elinde malzeme bol olacak.


Osisko şunu bilki zan haktan yana bir şey değildir. Heleki iftira ancak müfteri olanların işidir. O kes kopyala dediğin çalışma benim kendim çalışmamdır. Daha evvel Medineweb forumda baş editör iken yazdığım yazılardı Max bunu kast etti. Ancak sen içine düştüğün çukurun vehametinden iftira dahi atmaktan geri kalmıyorsun.

Gerçi peygambere yalan yere hadis bile isnat eden birinden başka ne beklenir ki?

Sen daha tasavvuf ile ve vahdeti-vücut şirkini dahi birbirinden ayırd edemeyecek kadar kendi dininden bile bi habersin.

Sana dedim ki Şeyh Abdul Kadir Geylan’in vahdeti-vücut şirkini ifade eden bir tane sözünü getir sen bunu bile getiremedin. Şimdide kalkmış selefiliği kendi kıt aklınla açıklamaya çalışıyorsun.

Yahudiler Uzeyr Allah’ın oğludur dediler kafir oldular (Tevbe/30)

Hıristiyanlar İsa Allah’ın oğludur dediler şüphesiz kafir oldular (Tevbe/30)

Vehdeti-Vücutçular biz Allah’ız dediler ketmerli bir şekilde kafir oldular.

Bunların küfürleri Şeyhülislam İbn-i Teymiyye ninde dediği gibi Yahudi ve Hıristiyanlarınken daha da katmerlidir.

Bir insan yeryüzünde en büyük küfrü nasıl işleyebilir diye düşündüğümüzde ancak ve ancak  haşa sümme haşa kendisinin Allah olduğunu söylerse işlemiş olur.

Bu sözde Allah dostları sözde evliyalar utanmadan arlanmadan Allah olduklarını ifade etmektedirler. Bunlar bu iddiada bulunurken birileride bunların sırtlarını sıvaslayarak bunları alim bunları ermiş olarak sunmaktalar ve böylece aynı küfürleri katmerli bir şekilde savunmaktalar dolaysıyla aynı hükmü bu savunucularda almaktalar.

Hem kendilerine ilmi-leddün verildiğini söylüyorlar hemde zahiri olarak gördükleri Kur’an ayetlerinin arkasına sığınıyorlar. Bu nasıl bir müşriklik yaw

Madem ki size peygamberlere verilmeyen ilim verildi o halde siz neden Kur’an ı kullanıp insanların dini taraflarını istismar ediyorsunu.

Be hey Allah’tan korkmaz

Ve be hey peygamberden utanmazlar

Bana şunu deyin ki Allah İhlas/Suresinde hiçbirşeye benzemez diye ferman ederken siz nasıl oluyor da Allah’ı haşa kendiniz gibi aciz beş kuruş etmez olarak tanımlıyorsunuz? Bu nasıl bir sapıklık yaw;

Daha Allah’ın varlığının delillerini dahi Kur’an da göremeyecek kadar aciz ilimsiz, bilgisiz, cahil biri kalkmış sünneti inkar edebiliyor.

Demişsin ki; İslam 'da olması gereken teslimiyet, Tasavvuf dilinde bu şekilde izah edilir.

Osisko tasavvuf dilinde değil şu telaffuzu doğru yap tasavvuf “dininde”

Oisko söyle bakalım taharetini yapmaktan bile aciz olan şeyhin nasıl oluyorda Allah olduğunu ifade edebiliyor.

Biz verdiğimiz her bilginin kaynağını verdik.

Sen boşver bize çiruk anlatmayı bunu açıkla?



"ONE MİNUTE" , "ONE MİNUTE" ..!


Dedik ya..  EDEP YA HUUU..!

Kişiyi nasıl bilirsin ..?

"KENDİM GİBİ" diye haykırıyorsun.

Kendini anlatmışsın. Ben tanıdım seni ama başkalarının da daha iyi anlamalarına yardımcı olmuşsun. Sağol..

Rabbim ömür  ve imkan verdiği müddetçe inşaallah buradayım ..

Yani daha çok günaha gireceksin..




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Temmuz 2014, 01:42:47 ÖÖ 01
Birçok kişi tarafından tanınan bir şahsa sormuşlar,

- Neden namaz kılmıyorsun.?

Demiş ki,

- Allah c.c Kuran 'da buyurmuyor mu, "huzuruma durmayın" diye..!

Şaşırmışlar fakat ayeti de bilmedikleri için epey bir araştırmışlar. İçlerinden birisi demiş ki,

- Fakat o ayetin başında Hz. Allah, "sarhoşken huzuruma durmayın" buyuruyor..!

Adam her zamanki pişkinliği ile cevabı yapıştırmış,

- Benim o kadar okumam yok ki..!


İşine geleni al, gelmeyenini bırak. Kimseyi kandıramazsın. Selefiliği insanlara empoze etmek, edebilmek adına yapmış olduğun bu tertip, gün gelecek ve kendine dönecek.

Zulüm baki değildir.

Okuyanların da bunun farkına vardıklarını düşünüyorum.

Kelam nereden düşüyorsa, oraya hitap eder. Bundan hiç kuşkum yok. Allah 'ın işimi rast getireceğinden bir an bile kuşku duymadım, duymuyorum.

HAK TEALA, HAK 'lının ve HAK 'tan yana olanın yanındadır.



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 04 Temmuz 2014, 02:11:08 ÖÖ 02
Birçok kişi tarafından tanınan bir şahsa sormuşlar, - Neden namaz kılmıyorsun.?Demiş ki,- Allah c.c Kuran 'da buyurmuyor mu, "huzuruma durmayın" diye..!Şaşırmışlar fakat ayeti de bilmedikleri için epey bir araştırmışlar. İçlerinden birisi demiş ki,- Fakat o ayetin başında Hz. Allah, "sarhoşken huzuruma durmayın" buyuruyor..!..Osisko alıntı


Kendi Şeyhini ne güzel tarif etmişsin. Bunu söyleyen senin evliya olarak bizlere sunduğun Hacı Beşikktaşlı Velidir.İşte Allah insanı böyle şaşırtır.


- Benim o kadar okumam yok ki..! Osisko-alıntı

Onu gördük ve biliyoruz senin okuma yazman yoktur. Biz boşuna mı sana aklını başkasının cebinden çıkar oku diyoruz? Aynı Şeyhin gibi kalkıyorsun ayetlerin siyak ve sibakına bakmadan yarım yamalak bilginle ayetleri yorumlamaya çalışıyorsun. Alakasız meselelere alakasız ayetleri delil sunuyorsun.

Kelam nereden düşüyorsa, oraya hitap eder. Bundan hiç kuşkum yok. Allah 'ın işimi rast getireceğinden bir an bile kuşku duymadım, duymuyorum. Osisko-alıntı


Osisko bırak kelamı melamı sorulan sorulara cevap ver. Senin şeyhlerin kendilerinin Allah oldukları iddialarını kendi kaynaklarından dipnotlarıyla birlikte verdim. Kendi yazmış oldukları beşer ürünü kitaplara mistik bir hava katmak için bunlar Allah katındandır dediklerini delilleri ile birlikte verdim ki bunları iddia etmek açık bir küfürdür Enam/93  bunlara niçin cevap vermiyorsun?

Osisko şu ayetlere bak;

Bismillahirrahmanirrahim

1.Kul hüvellâahü ehad 

2.Ellâahüs samed 

3.Lem yelid ve lem yüüled

4.Velem yeküllehüü küfüven ehad

De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbirşey onun dengi değildir. (Ve o hiçbirşeye benzemez)

Ayetler bu iken, ayetler Allah’ı böyle tanımlar iken nasıl oluyor da senin şeyhlerin Allah’ı kendilerine benzer olarak tanımlıyorlar: Lafları dolaştırma ve bize çiruk (hikaye) anlatma buna cevap ver lütfen;

Mesnevi olarak bilinen şirk dolu kitap nasıl oluyor da hüccetlerin hücceti oluyor? Bu iftira küfür değil de nedir o zaman? bunu açıkla.

Bizim bildiğimiz hüccet Kur’an’dır o halde bu sapığın iddiasına göre Mesnevi Kur’an’ında hücceti konumundadır. Madem ki artık ben buradayım diyorsun buyur bunları açıkla. Hadi bakalım söz sende;


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Temmuz 2014, 02:29:08 ÖÖ 02
İnsanlar yalnız "inandık" demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?
Ankebut 2

Andolsun biz, onlardan öncekilerini sınadık. Elbette Allah doğruları bilecek, yalancıları bilecektir.
Ankebut 3

Şu an sınandığını bil. Kuran ayetlerinde geçen "EVLİYA" kelimesini evir, "dost" de..

Çevir, dost de..!

Sonra yine değiştir, "bütün mü-minler Allah 'ın dostudurlar" de..!

Sonrasında ise Maide 51 ayetinde geçen EVLİYA kelimesini, Yahudi ve Hıristiyanları dos edinmeyin diye tefsir et..!

Bu kadar çelişkiyi kime yutturacaksın.? Bütün ayetlerde geçen "EVLİYA" kelimesini inkar ediyor, manalarını işine geldiği gibi tefsir ediyorsun.

Yok dediğin, İnkarlarını bir görelim;


Rabbimiz! Onlara, kendi içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir "ELÇİ" gönder. Her zaman üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin. Sen.
Bakara 129


Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitab'ı ve hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir "ELÇİ" gönderdik.
Bakara 151


Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri “EVLİYA” edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık Allah ‘tan rahmet beklemesin. Ancak onlardan korunmanız başka. Allâh sizi kendisinden sakındırır. Dönüş yalnız Allah'adır.
Ali İmran 28


‘‘Ey inananlar, müminleri bırakıp da kafirleri ‘‘EVLİY’’ edinmeyin. Allah’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz.’’
Nisa 144

‘‘Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere "TABİİ" olun, onların sözlerini önemseyin. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.’’
Yasin 21


Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir "RESULÜ" memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
Kasas 59


Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek "MÜRŞİT" bulamazsın.
Kefh 17

‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62

Onlar, İman edip de Takvâya ermiş olanlardır.
Yunus 63

Onlar için dünya hayatında da ahirette de “Müjde” vardır. Allah’ın buyruğunda asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.
Yunus 64


Sana göre ayetlerde geçen;


EVLİYA : dost demek,

VELİ : dost demek,

UYARICI : dost demek,

MÜRŞİD : dost demek,

RESUL : dost demek ..!


Bunca ayetleri inkar et, yalanla ..

Sonrasında, Mısır 'dan, Suriye 'den, Arabistan 'dan ithal (mezhep kuran, din 'e ilave eden) evliyalarının şeyhlerinin kelamlarını burada doğruymuş gibi kullan.


Bana tokat vurmuşmuş.. Vay annesine, aneannesine, hatta babaannesine..!

Cevap vermeye başladığın ilk andan beridir, yalan, iftira, hakaret, aşağılama binbir türlü renge bürünüyorsun. Selefi .. Peygamberin ilk on üç yılı ile yetiniyor, on yıl yok. Nasıl bir imandır Aman Allah 'ım aman..

Hiç zahmet etme, İllaki Kuran ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Temmuz 2014, 02:38:09 ÖÖ 02
Birçok kişi tarafından tanınan bir şahsa sormuşlar, - Neden namaz kılmıyorsun.?Demiş ki,- Allah c.c Kuran 'da buyurmuyor mu, "huzuruma durmayın" diye..!Şaşırmışlar fakat ayeti de bilmedikleri için epey bir araştırmışlar. İçlerinden birisi demiş ki,- Fakat o ayetin başında Hz. Allah, "sarhoşken huzuruma durmayın" buyuruyor..!..Osisko alıntı
[/color]

Kendi Şeyhini ne güzel tarif etmişsin. Bunu söyleyen senin evliya olarak bizlere sunduğun Hacı Beşikktaşlı Velidir.

İşte Allah insanı böyle şaşırtır.


Bu kadar çabuk zıplayacağını bildiğim için isim vermedim. Ramazanda oltasız balık tuttuk.

O senin zannettiğin Evliyaullah Hacı Bektaşi Veli değil, bektaşi adında içki içen, mukallit davranışlı bir kişi.

Evliyaullah 'a böyle bir davranışı yakıştırdığın için bilsen ki ne kadar çok sorumluluk aldığını..!


Balığın da hakkını vermek lazım.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kutbay üzerinde 04 Temmuz 2014, 02:40:38 ÖÖ 02
Arkadaşlar, uzlaşamayacağınız kesin. Artık bu konuyu daha fazla uzatmayalım lütfen.
Forumda açılan farklı konulara yapacağınız yorumlarınız ile birbirinizi daha iyi tanıyabilir ve ön yargıları kırabilirsiniz kanaatindeyim.

Bu konunun açılma ve tarafların bilgi paylaşım sebepleri şuan gelinen noktadan uzak. Hal böyle iken (sizde takdir edersiniz ki) mesajlarınızı okumanın pek anlamı kalmıyor.

Bu konunun kilitlenmemesi ve belki de yıllar sonra farklı yorum yapacak kişilerin önünü kesmeme adına, Ricam; bu konuya son yorumlarınız yapıp, noktalamanız.

Anlayışınız için şimdiden teşekkür ederim.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Temmuz 2014, 03:12:26 ÖÖ 03

Ayetler bu iken, ayetler Allah’ı böyle tanımlar iken nasıl oluyor da senin şeyhlerin Allah’ı kendilerine benzer olarak tanımlıyorlar: Lafları dolaştırma ve bize çiruk (hikaye) anlatma buna cevap ver lütfen;

Mesnevi olarak bilinen şirk dolu kitap nasıl oluyor da hüccetlerin hücceti oluyor? Bu iftira küfür değil de nedir o zaman? bunu açıkla.

Bizim bildiğimiz hüccet Kur’an’dır o halde bu sapığın iddiasına göre Mesnevi Kur’an’ında hücceti konumundadır. Madem ki artık ben buradayım diyorsun buyur bunları açıkla. Hadi bakalım söz sende;




"Karşımda Hüsameddin vardı da, Mesnevi bu şekilde oldu. ŞEMS olsaydı, başka türlü olurdu"..

Seviye, idrak, akletmek, farketmek, kavramak, görmek, anlamak..!

Üç yaşındaki çocuğun anlaması için, ona kendi seviyenden hitap edemezsin. Onun seviyesine inip, anlatmak zorundasın. Çocuk veya karşında her kim varsa, onun hal ve ahvalini göz önünde bulundurarak muhatap olmak, ona göre kelimelerini seçmek zorundasın.

Sen, İlkokulda Üniversite dersi verildiğini gördün mü.? Veya,

Tıp fakültesinde, yargı ve hakimlikten..?

Mesnevi, Hüsameddin 'in seviyesinde yazılmış bir kitaptır. Her beşerin okuyup, anlayabileceği, anlamasını kolay kılabileceği bir üslupta yazılmıştır. Fakat sizler her ne hikmetse, mesnevi denince adeta, cinsel bir mecmua veya bir kitaptan bahsediliyormuş gibi algılıyorsunuz.


Yani Kuran 'ın doğrudan "TERCÜMESİNİ OKUMAKLA" , TEFSİR veya MEALİNİ okumak arasında dağlar kadar fark vardır.

Tercümede hiç bir mana değişmez. Muhakkak suretle birebir anlatımla sunulur.

Fakat tefsir ve mealler, yazarların tırnak ve parantez içi kendi görüş ve düşünceleri ile doludur. Bir nevi kul kelamı karıştırılmıştır.

Aramızdaki fark ne biliyor musun..?

Ben, beni Yaratanı, yoktan Var edeni biliyorum. Allah 'ı biliyorum.

Fakat sen, yalnızca Allah 'ın varlığına inanıyorsun. Belki de cehennem korkusundan dolayı mecburiyetinden.. Bilmediğin, fakat yalnızca kabul ettiğin bir Yaratıcıya inanıyorsun.

Sen kainata bakarak Allah 'ı idrak ettiğini "iddia ve zan" nediyorsun..!

Ben ise, Hz. Allah 'ın lütfu ile, senin aslında baktığın halde göremediğin, Rabbimin şahidiyim.

Görerek dot cemalini
Göçer "İllallah diyenler"
Sekiz uçmağın kapısın
Açar "İllallah diyenler"


Bir de aramızda fark edemediğin, asla da fark etme şansın olmayacak olan şu fark var ;

Sen "İNKAR EDİYORSUN" ,

Ben ise, "AYETLERİN MANASINI İZAH ETMEYE, SANA FARK ETTİRMEYE" çabalıyorum.

İşte bu kadar açık ve net..! Bu ifadem de senin anlamana, idrakine yetmeyecek.

Seviye, idrak, akletmek, farketmek, kavramak, görmek, anlamak..!

İşte bütün mesel bu ..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Temmuz 2014, 03:25:13 ÖÖ 03
Arkadaşlar, uzlaşamayacağınız kesin. Artık bu konuyu daha fazla uzatmayalım lütfen.
Forumda açılan farklı konulara yapacağınız yorumlarınız ile birbirinizi daha iyi tanıyabilir ve ön yargıları kırabilirsiniz kanaatindeyim.

Bu konunun açılma ve tarafların bilgi paylaşım sebepleri şuan gelinen noktadan uzak. Hal böyle iken (sizde takdir edersiniz ki) mesajlarınızı okumanın pek anlamı kalmıyor.

Bu konunun kilitlenmemesi ve belki de yıllar sonra farklı yorum yapacak kişilerin önünü kesmeme adına, Ricam; bu konuya son yorumlarınız yapıp, noktalamanız.

Anlayışınız için şimdiden teşekkür ederim.


Sürekli farklı sorular sorulması hasebiyle konu bu şekli aldı. Tamamen uzaklaşılmış değil. Bu uyarı size göre farklı duruş sergilediğim için değildir umarım.
 
Eğer ki okuyan kardeşlerimize fayda sağlayamıyor isek , bence kilitlense de farketmez, komple kapatılsa da. Fakat bir tek kişi ile muhatap olununca farklı görüş ve düşüncelerin ortaya çıkması elbette düşünülemez.

Başlangıçta böyle değildi ama her ne hikmettir buralara taşındı. Konuyu takip eden kardeşlerimiz dikkate alınırsa bence kapanmamalı.

Kısa yazılarla, soru ve cevap şeklinde olursa, hem daha anlaşılır, hem de daha uygun olur.

Ama iktidar sizin, siz ne derseniz o olur sanırım. 


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Temmuz 2014, 04:10:38 ÖÖ 04

Yahudiler Uzeyr Allah’ın oğludur dediler kafir oldular (Tevbe/30)

Hıristiyanlar İsa Allah’ın oğludur dediler şüphesiz kafir oldular (Tevbe/30)


Hepsi bir değildir; Ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secde ederek kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar. Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar Salih insanlardandırlar. Onların hayır cinsinde yaptıkları şeyler karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.
Ali İmran 113.114.115

İslam Dini yalnızca biz Muhammedilerin Dini değil. Bütün insanlığın Dini 'dir.

Hz. Allah ayetlerinin başında uyarıyor amma, her ne hikmettir işimize gelmediği için görmemezlikten geliyoruz. Ayetlerin başında;

- Hepsi bir değildir,
- Ehli Kitap 'tan öyleleri var ki,
- Ey inananlar,
- Ey iman edenler,
- Mü-minler o kimselerdir ki,
- Ancak inananları uyarabilirsin,
- Bu kitap Müttakiyler için,
- İnananlara de ki ,

Şeklinde başlamakta. Bana cevap verme gayretinde olan arkadaş, bunları gör, anla, idrak et ve cavap yaz. Senin en çok hataya düştüğün yerler burası.

Bir ayetin manasını alıyorsun ve o ayeti genele yayarak ifadelendiriyorsun. Halbuki bahsettiğin bazı ayetteki İnanmış, iman etmiş, Mü-min, Müttakiy, Ehli Kitap, Hepsi bir değildir gibi ifadelere yer vermediğin müddetçe, küfürdesin, Allah 'ın ayetlerini inkar ediyorsun, genelleme yaparak değerlendiriyorsun, dolayısı ile Kuran 'a iman etmiyorsun.  


Vehdeti-Vücutçular biz Allah’ız dediler ketmerli bir şekilde kafir oldular.


Onlar biz (haşa) Allah 'ız demediler.

Ancak, sen kendi idrak ettiğin gibi ifade ediyorsun. Vahdet-i Vücud 'u idrak edemeyip, o zatları küfürde görenlerin yazdıklarına itibar ettiğin için küfre düşüyorsun.

Allah 'ın varlığı her şeyde tecelli eder. Canlı ve cansız ayrımı olmadan her zerrede. Bunu kendin de ifade ettin.

Adam devesiyle çölde giderken namaz için mola veriyor. Namazını bitiriyor ve yola revan olacak. Bakmış ki devesi ölmüş.. Diyor ki,

-Deve burada.
-Devenin sırtındaki yük de duruyor.
-Deveyi götüren nerede .?

Devenin her azası da yerinde. Yürüt bakalım nasıl yürüteceksen..

İman ister.

‘’Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz. Biz ona verid damarından da yakınız.’’
Kaf 16

VERİD DAMARI : Bütün vücudu ihata eden hücrelerin hepsinde mevcut olan damar.
 
Kullarım, sana benden sorarsa: Ben yakınım. Du'a eden, bana du'a ettiği zaman onun du'asına karşılık veririm. O halde onlar da bana karşılık versinler, bana inansınlar ki, doğru yolu bulmuş olalar.
Bakara 186

Daha nasıl ifade etmem gerekiyor.?

Her zerre O 'nun varlığı ile var. Hz. Allah buyurmuyor mu;

"Onu düzenledim ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın!"
Hicr 29

Hiç bir Evliya, Veli, Mürşid aslında senin ifade ettiğin gibi ilahlık, haşa Allah 'lık davasında olmamış, tam tersine, her şeyde, yaratılmış olan her zerrede, Allah 'ın varlığını müşahede etmişlerdir.

EVLİYAULLAH , kendilerinde asla güç, kuvvet görmemiş, kendilerine tabii olanlara güç, kuvvet ve kudretin tek sahibi olarak Allah 'ı anlatmışlar, Allah 'ı bildirmişlerdir.

Varlık, benlik Allah 'a mahsustur. Kul, aczini bildiği, idrak ettiği kadar, Rabbini bilir.

-Tasavvuf erbabı yaşantı olarak aşağı, (düşkünlere),
-Hal olarak, iman ve inanç olarak yukarı bakar.


Bilir ki yaratılmışlık olarak kimsenin, kimseden üstün olmadığını..!

Bilir ki, üstünlüğün takvada olduğunu...!




Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 04 Temmuz 2014, 04:32:58 ÖÖ 04

Yerinde, hatta geç kalınmış -içimden yapmayı veya yapılmasını arzuladığım- bir uyarı, kendi adıma teşekkür ediyorum.

Konuya sonradan dahil olan üyenin yazdıklarının uzunluğu, akabinde düşünce paylaşımı ile başlayıp nefsani savunumlara doğru uzayan ve sonu ne yazık ki genelde ve hep çoğunlukla karşıdakini tekfir ile nihayet bulan yazılara aşinalığımdan ötürü okumayı, konuyu takip etmeyi bırakmıştım.
Değil istifade edebilmek bu hale şahitlik bile üzdüğünden ve negatif etki uyandırdığından sonlandırılması yerinde olacaktır.

Birbirimizi rencide edip kırmayalım; bırakalım üzülen insanlık değil, şeytanlık olsun.


Ciddi emek isteyen bu konuya katkı sağlamak adına mı bu yaptığınız yorum, yoksa iki kişinin tartışıyor olması mı.?

Bir tek kişinin, bir tek kelimede olsa alabileceği hiç mi bir şeyden bahsedilmedi.?

Yapmış olduğunuz yorum, neden kapatılması yönünde.?

Neden düzgün bir üslup ile katkı sağlamıyorsunuz.?

Sizce konu kapatıldığı zaman üzülen şeytan mı olur, yoksa "İNSANLIK" mı.?  

Üstelik bunca takipçisi varken..


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 04 Temmuz 2014, 06:38:57 ÖÖ 06
Yerinde, hatta geç kalınmış -gönlümden yapmayı veya yapılmasını arzuladığım- bir uyarı, kendi adıma teşekkür ediyorum.

Konuya sonradan dahil olan üyenin yazdıklarının uzunluğu, akabinde düşünce paylaşımı ile başlayıp nefsani savunumlara doğru uzayan ve sonu ne yazık ki genelde ve hep çoğunlukla karşıdakini tekfir ile nihayet bulan yazılara aşinalığımdan ötürü okumayı, konuyu takip etmeyi bırakmıştım.
Değil istifade edebilmek bu hale şahitlik bile üzdüğünden ve negatif etki uyandırdığından sonlandırılması yerinde olacaktır.

Birbirimizi rencide edip kırmayalım; bırakalım üzülen insanlık değil, şeytanlar ve şeytanlık olsun.

Ciddi emek isteyen bu konuya katkı sağlamak adına mı bu yaptığınız yorum, yoksa iki kişinin tartışıyor olması mı.?

Konuya değil; sizin kardeşliğinize katkı sağlamak adına idi. İkiniz tartışmıyor savaşıyorsunuz.

İlk başlarda sizi izlerken burada diğer ülkelerdekine benzer bir iç savaş olsa sizin diğer üyeyi -selefi, harici her neyse- onunda sizi tasavvuf ehli diye -Allah adına, din adına!- rahatlıkla katledebileceğinizi düşündüm. Bunun için büyük şeytan diye bilinen ülkelere, düşmana hiç gerek yok. Değil ABD ve a,b,c planları vs., zeki küçük bir çocuk bile bir ülkeyi/halkını üstelik plansız olarak birbirine düşürebilir. Nasıl mı? Asabiyet duygusunu körükleyerek. Mustafa Kamal' da bunu yapmadı mı? Irk üstünlüğü, yahut toplumda baskın olan muhtelif aidiyetleri kullanarak.

Humeyni döneminde İranlı Kürtler katledildi, Sünniydiler diye. Şu an Sünniler, Şiileri Şii diye katlediyor. Saddam, kendi ülkesinde nicesini katlettirmişti, mezhep yada ırk ayrılığından. İdam edilince o zalim mahluk 'bizden biriydi, namaz kılıyordu vs. diye bir an da sahiplenildi, pirüpak oldu. Düşman diye dile dolananlar 3. dünya ülkelerinde halkını birbirine düşürerek iç savaş yoluyla kaos yaratıp uzaktan durup seyrediyorlar. Müslüman halklarda, 'Kardeşlerimiz aç, yaralı perişan!' deyip tahrip edilen ülkelere koşuyorlar yardım niyetine. Oysaki, oturup dışarıdan birilerinin kendi gündemlerini belirlemelerine seyirci kalmak yerine içerideki gedikleri kapayıp yaralarını sarabilseler, kardeşliği tesis edebilseler tüm acılar yaşanmadan önlenebilir. Bundan öncesinde diğer ülkelerde bu yapılamadı, bari bundan sonrasında ve bu ülkede halklar uyansa, İslam'ın mesihi soluğuna uygun bir kardeşliği tesis ederek insanlığı ayağa kaldırıp bir örneklik oluşturabilseler ne güzel olur!... Elbette bu öncelikle kendimizden ve çevremizden başlayarak sağlanabilir. Küçümsenen detaylar büyük problemlerin habercisidir aslında.

Paylaşılamayan nedir, bu kadar mı sevgimiz eksildi, bu kadar mı kin ve öfke doluyuz?

Ezhatim bana tavsiyede bulunurken(sağ olsun) ayeti aktararak Allah'ın ve peygamberin emrini ölçü aldığını ve alınması gerektiğini salık vermişti. Peki nerede?!

Allah ve Resulleri bir futbol takımının teknik direktörleri değiller ki, slogan atan amigolarla coşsun, buna kıymet versinler. Amele, icraata bakarlar. Allah, ''Yeryüzünü imar edin, Rüzgârınız dağılmasın, Sözü yumuşak ve güzel öğütle söyleyin, Şeytan apaçık düşmanınızdır'' derken, Muhammed peygamber ''Birbirinizi sevmedikçe ve kendiniz için istediğinizi başkaları içinde istemedikçe kamil iman sahibi olamazsınız'' diye buyururken ölçü aldığını söyleyenler, ayetleri yarıştırıp -mızraklar ucuna takar gibi sıralayıp- onları uygulamaz, birbirlerine tahammülkâr ve merhametle yaklaşmaz ise samimiyetleri ne derecede inandırıcı olabilir?...
Anlayamadığım husus, öğüt verenler tebliğ yaptığını iddia edenler, davet ettikleri şahısları sevmiyorlarsa neden cehenneme gitmeleriyle bu kadar ilgileniyorlar ve kendilerini yorup önüne geçmeye çalışıyorlar?!.. Bıraksınlar, canları cehenneme olsun.. Yok eğer içlerine sinmiyor, bu durumun önüne geçmek engel olmak ise niyetleri ve vicdanları aktifse o halde sevginin gereğince davranmaları mantıklı olan değil midir?! Seviyorlarsa, bunca hakaret niye ve öfke nasıl olabiliyor? İyiliğe, doğruluğa güzelliğe böyle mi davet edilir? çirkinleşerek!.. İnsan sevdiğine böyle mi davranır? havsalam almıyor....


Bir tek kişinin, bir tek kelimede olsa alabileceği hiç mi bir şeyden bahsedilmedi.?

Evvelinde idi, sonlarında değil. Okusam ve yazılanları tefrik etsem tek yararlı cümle bulamayabilirim ama peşi sıra dizilmiş yığınla hakaret kalır geriye.


Yapmış olduğunuz yorum, neden kapatılması yönünde.?

Konunun kapatılması yönünde arzum da, kurduğum cümle de olmadı. Kapatılması gereken konu değil, egolar.


Neden düzgün bir üslup ile katkı sağlamıyorsunuz.?

Katılımım olduğu sıralar eğri/düzeysiz bir üslup kullandığımı sanmıyorum, sonrasında da katkım olmayacağının nedenini izah etmiştim. Yukarıda duran paragraftaki sebeple idi. Düşüren veya düşürülen duruma maruz kalmamak da, bana, tek başına geçerli bir sebep olarak yeterlidir.


Sizce konu kapatıldığı zaman üzülen şeytan mı olur, yoksa "İNSANLIK" mı.?

Konu değil de sizler, üslubunuzu İslamileştirmeyip yorumlarınızı aynı şekilde devam ettirir ve kapatmazsanız, sevinen şeytanlar, üzülen insan yanınız olacaktır ne yazık ki!


Üstelik bunca takipçisi varken..

Çoğunluk, kalabalıklar niteliğin ölçüsü değildir. Zira insan tartışmacı, tartışmalara pek meyyaldir. Takipçilerinin çokluğu ancak durumu daha da vahim kılar; kötü örnekten etkilenmeleri, hayatında pratiğe geçirmeleri açısından...


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 04 Temmuz 2014, 05:18:31 ÖS 17

ah osisko,

"illa ki kur'an" dediğiniz kitap söylediklerinizi teyid etmiyor aksine tekzib ediyor.

selam.


Aleyküm selam

Benim söylediklerimi tekzip eden bir tek ayet paylaşın. Kuran dışında bir tek şey bahsetmedim, emin olabilirsiniz.



Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 04 Temmuz 2014, 05:32:30 ÖS 17

Çoğunluk, kalabalıklar niteliğin ölçüsü değildir. Zira insan tartışmacı, tartışmalara pek meyyaldir.

Senin dediğin doğrudur, benim dediğim doğrudur diye bir tartışmaya girmedim. Tartışmaktan ziyade, Kuran 'da geçen ifadelere dikkat çekmek istedim. Her ne hikmettir bilmiyorum, tartışmanın yönü bu tarafa özellikle kaydırıldı.

Uzunca yazılmış yazıların arasına gizlenmiş ifadelere kayıtsız kalamam. Allah 'ın med-hü sena ettiği manevi yol büyükleri olan Evliyaullah 'a karşı yapılmış olan bu çirkin ifadelere sessiz kalamazdım, kalmadım.

Eğer ki bu bir kusur ise, ben o kusuru işledim.

Bundan sonrası için daha dikkatli olmaya çalışmayacağım anlamında değil.

Eğer ki bunun için forumdan veya forumu takip edenlerden özür dilemem gerekiyorsa, diliyorum. Maksadın hasıl olabilmesi için, Hüsameddin 'in seviyesine inmeyi beceremedik demek ki..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kutbay üzerinde 05 Temmuz 2014, 12:42:07 ÖÖ 00
Sürekli farklı sorular sorulması hasebiyle konu bu şekli aldı. Tamamen uzaklaşılmış değil. Bu uyarı size göre farklı duruş sergilediğim için değildir umarım.

Bu uyarı bana göre farklı duruş sergilediğiniz için (bunu bilemezsiniz) yapılmış değildir.
Kaldı ki, bu forum kimsenin/düşüncenin tekelinde değildir.
2007 den beri yayında olan bu sitede hiç bir yönetici arkadaşım, kendi görüşüne ters düştüğü için konu kapatmamıştır.
Site adına "İstişare Platformu" açılımını ekleyip, aykırı duruş sergilemek doğru olmazdı sanırım.
 
Eğer ki okuyan kardeşlerimize fayda sağlayamıyor isek , bence kilitlense de farketmez, komple kapatılsa da. Fakat bir tek kişi ile muhatap olununca farklı görüş ve düşüncelerin ortaya çıkması elbette düşünülemez.

İnanın, faydalı bilgilerin gerek yöneticiler ve gerekse üyeler tarafından paylaşılmasını biz yöneticilerden fazla arzulayamazsınız. Sırf bu paylaşımlar için yöneticiler olarak bizler bu foruma sizlerden daha çok zaman ayırıyoruz.

Bir konunun kapatılması, (hele ki emek verilmiş paylaşılmış onca değerli mesaj sonrası) çok doğru olmaz. Uyarımızın sebeplerinden biri de o raddeye gelmemesi içindi.

Siz; yanıt vermek zorunda kaldığınız için, diğer mesajlar ne kadar uzun olursa olsun okuyabilirsiniz. Fakat herkesten aynı sabrı beklemek hata olur. Hal böyle iken paylaştığınız bilgilerin genele değil de şahsa yönelik olması da kaçınılmaz olur.  Şahsa yönelik (çift taraflı) mesajlarda hırs, üstünlük, ego hakimiyet kurar.  Bu durumun içinde olan kişi/kişiler bunun farkında değillerdir.

Başlangıçta böyle değildi ama her ne hikmettir buralara taşındı. Konuyu takip eden kardeşlerimiz dikkate alınırsa bence kapanmamalı.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi kapanmamasını istediğimiz için uyarı yapmak zorunda kaldık.
Bilmelisiniz ki, bu uyarı girişimi şahsımla alakalı değil. Sizlerin forumdaki istişareleri yönetimce ayrıca sizlere kapalı olan alanlarda istişare edilmektedir.

Kısa yazılarla, soru ve cevap şeklinde olursa, hem daha anlaşılır, hem de daha uygun olur.

İstişarelerinizin bu şekilde daha faydalı olacağını birkaç sayfa önce belirtmiştik. Ezhattım kardeşim bu uyarıyı dikkate almış ve sizi bu şekildi istişareye de davet etmişti.
Bakınız

Şimdi kutbay abiminde dediği gibi meseleleri tek tek ele alalım yoksa böyle peş peşe yazılar yazarsan konular karışır.


Ama iktidar sizin, siz ne derseniz o olur sanırım.  

Herşeyin olduğu gibi şüphesiz iktidarın sahibi de Allah'tır.
Bizler; istişareyi dışarıdan izleyen ve kişisel istişarenin içinde olmadığımızdan perspektif olabilenleriz.
Bu bizlere has bir özellik değildir. Farklı bir konuda biz kişiselleştirilmiş istişare içinde olduğumuzda siz veya başka bir arkadaşımız bunu görebilir ve bizlerin göremediğini gösterebilirsiniz.

Sonuç olarak; bu gibi mesajlarda "ben bilirim" egosundan ziyade "bizim için doğrusu budur" tavsiyesi olduğunu düşünmek birbirimizi sevmek ve anlamak adına doğru bir düşünce olacaktır.

Anlayışınız için teşekkür eder, hayırlı paylaşımlar dileriz.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 05 Temmuz 2014, 03:22:28 ÖÖ 03
Allah’ın adı ile;

İnsanlar yalnız "inandık" demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?
Ankebut 2

Andolsun biz, onlardan öncekilerini sınadık. Elbette Allah doğruları bilecek, yalancıları bilecektir.
Ankebut 3


Şu an sınandığını bil. Kuran ayetlerinde geçen "EVLİYA" kelimesini evir, "dost" de..Çevir, dost de..!Sonra yine değiştir, "bütün mü-minler Allah 'ın dostudurlar" de..!Osisko-alıntı

İçine düştüğün çukurdan bir türlü çıkamıyorsun değil mi? Neden şeyhlerinden konuya ilişkin destek almıyorsun? Onları Rabıta ette sana yardım etsinler olmaz mı? Cübbeli öyle diyor yardım isteyin hemen anından gelirler;

Sana diyorum ki evliyaların vasıfları İslam termolosinde nedir? Sen o kara cehaletinle yine aynı telden çalıp devam ediyorsun.

Yahudiler de dediler ki biz Allah’ın yeryüzündeki en sevgili kullarıyız.

Bu onların iddiası bakalım Kur’an bu iddiaya nasıl bir cevap veriyor;

“(Bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse (Allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de O’nun yarattıklarından bir beşersiniz.” (Allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak O’nadır.”Maide/18

Görüldüğü üzere Yahudiler ve Hıristiyanlar Allah’ın sevgili kulları olduklarını iddia etmekteler; Ancak bu iddia Kur’an tarafından yalanlanmaktadır;Birde dediler ki Allah bizi çok seviyor ve biz birkaç gün cehennemde kalacağız sonra cennete gideceğiz ateş bize dokunmayacaktır dediler.

Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır;

“Sayılı günlerden başka katiyyen bize ateş dokunmayacak dediler. De ki; `Allah'tan bu yönde söz mü aldınız -ki Allah asla sözünden caymaz- yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? “Bakara/80

Osisko siz Allah’ın evliyaları olduğunuza dair Allah’tan bir söz mü aldınız ki bizim bundan haberimiz yok?. O halde haydin delilinizi ortaya koyun.

Sonra Allah (c.c) şöyle buyurdu

“Hayır, öyle birşey yok. Her kimki bir günah işler de günahı tarafından kuşatılırsa onlar ebedi olarak kalmak üzere Cehennemliktirler.”Bakara/81

İşte görüldüğü gibi Allah’ın velisi olmak iddiası başka kafirler tarafından da dile getirilmiş ancak bu iddia kabul edilmemiştir.

Onun için boş konuşuyorsun boş;

(Sonrasında ise Maide 51 ayetinde geçen EVLİYA kelimesini, Yahudi ve Hıristiyanları dos edinmeyin diye tefsir et..!Bu kadar çelişkiyi kime yutturacaksın.? Bütün ayetlerde geçen "EVLİYA" kelimesini inkar ediyor, manalarını işine geldiği gibi tefsir ediyorsun. Yok dediğin, İnkarlarını bir görelim; Osisko-alıntı

Allah sana önce akıl fikir versin sonrada Müslüman olmayı nasip etsin. Osisko senin karşında Dost Veli kavramlarını inkar eden birimi var ki sen bunu ispat etmeye çalışıyorsun? Sen neden bu kadar ilimsiz ve anlamaz ve cahilsin ?

Ben sana Allah’ın dostlarının vasıflarını Kur’an’dan sünnetten ortaya koy sonra o sapık şeyhlerinle kıyasla diyorum. Senin yaptığına bak;

Şunu düşünebiliyor musun ki hem Allah dostları olduklarını iddia ediyorlar hemde haşa Allah olduklarını söylüyorlar. Bu nasıl bir çelişki böyle? Bu tenakuzun Kur’an da bir örneği var mı acaba?,

Hem siz neden kendi düşüncenize ihanet ediyor ve kendi dininizin gereğini yapmıyorsunuz? Sizin panteizm düşüncenize göre zaten Allah ve kul diye bir kavram yoktur öyle değil mi? Siz vücudun birliğinden söz etmiyor musunuz?

O halde “BİR” felsefesine göre ki bu sizin dininizin temelini oluşturmaktadır kul ile Allah aynı şeydir. Madem ki bu düşünceye göre bu böyledir o halde o verdiğin ayetler neyin nesidir.? Bir insan kendi kendisinin dostu nasıl olur?

Sana daha evvel demiştim verdiğin tüm ayetler senin şeyhlerini tekfir ediyor onların yalancı olduğunu bildiriyor.

Çünkü ehli-sünnet itikadine göre hak ve halk vardır. Yani yaradan ile yaratılan vardır. Yaradılan yani abd mabuduna yani yaradanına kulluk eder ve yaradanda onu dost edinir ve onu yüceltir ona makam mevki ve halifelik veriri işte o ayetlerin anlamı budur.

Peygamberler şöyle dediler;

Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat (şöyle öğüt verir:) “Öğretmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz Kitap uyarınca rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.”Ali-İmran/79

Görüldüğü gibi hiçbir peygamber Allah’ı bırakın da bana kul olun dememiştir.

Ya senin şeyhlerin? Evet bu sapıklar gelin biz tevbe alıyoruz diyorlar size hidayet dağıtıyoruz diyorlar dahada ileri giderek haşa Allah’ız diyorlar. Osiko söylermisin bum u Allah’ın evliyası olmak? Yazık ki ne yazık;

Şu kara cehalete bakın ve verdiği şu ayetin muhteşemliğine bakın bakında ibret alın;

Rabbimiz! Onlara, kendi içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir "ELÇİ" gönder. Her zaman üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin. Sen.
Bakara/129


Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitab'ı ve hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir "ELÇİ" gönderdik.Bakara 151

Osiko bu verdiğin ayet seni apaçık tekfir ediyor; Demek ki peygamber bir postacı değil ayetleri açıklayan bizlere dini imanı ve ayetleri nasıl anlamamız gerektiğini bildirmekle görevlendirilmiştir. Şimdi bu ayet ve diğer ayetler seni yalanlarken sen hala nasıl oluyor da haktan sapıyorsun bunu anlamak mümkün değil;

Kur’an korunmuş sünnet korunmamıştır diyen beakıllar sonrada kalkıp kendi kendilerini yalanlayan ayetler zikre etmekteler. Sonrada kalkıp biz sünneti değil hadisleri inkar ediyoruz derler:

Onlara sünnet nedir Hadis nedir diye sorduğumuzda da debelenip dururlar ve bunu bir türlü açıklayamazlar;

Osiko bu verdiğin ayetler senin hangi sözüne delildirler gerçekten merak ediyorum bu sebeple soruyorum. Sen bu ayetleri hangi ruh haliyle okuyorsun bunu bir açıkla olur mu? Fe sübhanAllah…..

Ben, beni Yaratanı, yoktan Var edeni biliyorum. Allah 'ı biliyorum.Osisko-alıntı

Allah’ı ne kadar bildiğiniz kendi kaynaklarınızdaki sözlerinizden aktardım.

Şunu anladım ki sen sorduğum sorulara cevap veremeyeceksin. O halde konu kutbay abininde dediğin gibi bir sonuca varmaz benim içinde bitmiştir.

Kendi elleriyle kitap yazıp bu Allah katındandır bunu bana Allah yazdırdı diyenler Allah’ın dostları değil tam tersi Allah’ın düşmanlarıdırlar. Bunların tekfir edilmesi aslud-dindendir.

Vehdeti-vücut inancına sahip olanlar enel-hak (Benhakkım) diyenler Allah ile peygamberlerin arasını ayıranlar evet bunlar Allah’ın velileri değil Allah’ın düşmanlarıdırlar bunların tekfir edilmesi aslud-dindir.

Çünkü aslud-din tağutları tekfir etmek ve Allaha iman etmek Nahl/36 esasına dayanmaktadır. Tüm peygamberlerin dini budur.

Her ne kadar peygamberlerin şeriatlerinde farklıklar söz konusu olmuşsada ki sen bu konuda dahi celateini ortaya koymuştun dinin aslı ve esasları hususunda ortak bir çağrı üzerine görevlendirilmişlerdir.

Son olarak daha evvelde birşeyler söyleyip durdun. Şunu kesin olarak anladık ki sen bilindik manada tarikatçı filan değilsin. Sen Allah-u alem ya Yahudi yada Hıristiyansın.

Bugün tüm tarikatçı kesimde bile Yahudi ve Hıristiyanların kafir oldukları icmaen kabul edilir.

Cübbeli Ahmet hoca bir ulusal tvide Fettullah Gülene cevaben “Her kimki ehli-kitap cennete gider derse bu kişi Kur’anı inkar etmiştir ve kendisi cennete gidemez” demiştir. Bu sözü Sansürsüz pragrımında Yiğit Bulutla olan konuşmasında söyledi ve bir ay sonra içeri (Kodese) girdi.

O yüzden hamd olsun ki senin gibi misyonerleri bilecek kadar basiret sahibiyiz.

Son olarak gelgelelim o sapmış fikrine delil olarak vermiş olduğun ayetlere;

Şimdi Ali-İmran/Suresinin/110.ayetinden meseleye bakalım;

Ayet-110

Siz insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah'a inanırsınız.

Bu ayet Müslüman olanlardan söz etmektedir. Peki bu Müslümanlar daha evvel hangi dinlerden idiler sizce? Bunu az çok siyer bilgisi olan herkes bilir ki ilk Müslümanlar Kureyş’ten yani Mekke deki putperestlerden ortaya çıkmıştır daha sonra Medine deki ehli-kitaptan ortaya çıkmıştır. Bu bilgi aklımızın bir kenarında dursun biz ayetleri okumaya devam edelim,

Ayet-111

“Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşa girişirlerse arkaya dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım eden de bulunmaz.”

Onlardan kasıt ehl-i-kitaptır. Onlar tarih boyunca hep Müslümanlardan kaçmışlardır.

Ayet-112

“Nerede olsalar, onlara aşağılık damgası vurulmuştur. Yalnız, Allah'ın ipine ve insanlar ile yaptıkları antlaşmalara bağlı kalanlar müstesna. Onlar Allah'ın gazabına uğradılar, alınlarına perişanlık damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri ve sebepsiz yere peygamberleri öldürmeleri yüzündendir. Çünkü onlar Allah `a başkaldırmış ve ölçüleri çiğnemişlerdir.”

Ehli-kitaba aşağılık damgası vurulmuştur,ne zamana kadar? Taki iman edip Müslüman olana kadar;

1-Onlar Allah’ın peygamberini öldürmüşlerdir. (Hz.Yahya)

2-Onlar korkaktırlar

3-İnkarcıdırlar yani ateisttirler

4-Allah’a baş kaldırmışlardır

5-Allah’ın gazabına uğramışlardır

6-Bunların hiçbir ölçüleri yoktur.

7-Bunlar kafirdirler.

Ancak her toplum içerisinde olduğu gibi ehli-kitap toplumu içerisinde de kendilerini dinlerine adamış insanlar vardır. Bugün İsrail devletinin yapmış olduğu zulümleri kınayan nice Yahudi cemaatleri vardır. Bunlardan bir heyet geçmiş yıllarda Türkiye’ye de geldiler ve İsrail devlet rejimini ulusal tvilerde eleştirdiler.

Bu tür insanlar puetperst tasavvufçular içerisindede vardır mecısiler içerisindede vardır Mekke müşrikleri içerisinde de vardır. Bunların İslam hukuku içerisinde harbi olmayan kafirler statüsündedirler. Misalen şu ayette olduğu gibi.

“Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.”Mümtahine/9

Bizim dinimiz aleyhinde çalışmayan bize düşmanlık beslemeyen bize dil uzatmayan insanlara karşı bizim hukukumuzun sınırlarını çizen Allah’tır.

Ancak bu statüdeki insanların Müslüman olduklarını söylemek koyu bir cehaletin göstergesidir. İşte osiskonun iddia ettiği budur.

Ayet-113

“Ama onların hepsi bir değildir. Kitap ehlinin içinde geceleri ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyan ve secdeye kapanan bir kesim vardır.”


Şimdi aklımızda tutalım dediğim sözü hatırlayalım. Ayette geçen beyana göre onların hepsi aynı değildir. Amenna.

Onların yani ehli-kitabın içerisinde bazı insanların Allah’ın çağrısına kulak vermiş ve secdeye kapanmışlardır.

Ayet-114

“Bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederek kötülükten sakındırırlar, hayırlı işlere koşarlar. Onlar iyi kullardandırlar.”

Evet bu çağrıya cevap veren ehli-kitaptan olan bu insanların vasıfları verilmeye başlanmaktadır.

1-Allah’a iman etmek

2-Ahirete iman etmek

3-İyiliği emir edip kötülükten sakındırmak /Asr/Suresi/

Ayet-115


“Onların yaptıkları hiçbir iyilik karşılıksız kalmayacaktır. Hiç kuşkusuz Allah takvalıların kimler olduğunu bilir.”


Bu özellikler müminlerin özellikleridir.

Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz.……… (Ali –İmran/110

Kur’an genelinde yani bir bütünlüğü içerisinde baktığımızda kimlerin yaptıkları ameller karşılıksız kalmayacaktır? Elbette ki Müslümanların;

O halde 115.ayette amelleri boşa gitmeyenler kimler olabilir dersek? Bunuda ayetlerde görelim derim;

“Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir.”Beyyine/8

Şimdi de amelleri boşa gidenlere bakalım; Aynı surenin 22.ayeti

“Onlar, amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur.”Ali-İmran/22

Demek ki kafir olanların amelleri hem bu dünyada hemde ahirette boşa gitmiştir. Ayetin beyanı bu;

Yahudi ve Hıristiyanlar sübut-i kat-i nasla kafir olduklarına göre bu ayetler onların içerisinde iman edip Müslüman olanlarla ilgilidir.

110.ayetin şu kısmına bakalım;

"Onlardan, iman edenler de vardır ama, çoğunluğu fasıktır."

Buradaki fısk küfür babındandır;

Tarih kaynaklarımızdan ehli-kitabın içirişinde ki bazı isimlerin iman ettiklerini haber vermekteler.

Bunlar

Abdullah b. Selâm

Esed b. Ubeyd

Sa'lebe b. Şa'be ve Ka'b b. Malik [/color
]bunlar ehl-i kitaptan bir topluluk olup iman etmiş ve bu heyetin iman etmesi Müslümanlar arasında bir hayli hoş karşılanmıştır. İşte bu ayeti kerimeler bu topluluğa değinmektedir. Bunu bilmeyecek kadar İslam dininden bi haber olanların Müslüman oldukları düşünülebilinirmi?
İslam dini büyüdükçe her bir dinden her bir taifeden insanlar felç felç İslam’a girdiler.

“İnsanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman.”Nasr/2

Yine Mümtahine 10.ayette


“Ey iman edenler! Mü’min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Çünkü müslüman hanımlar kâfirlere helâl değillerdir.”

Ayet onlar size geldiklerinde diye başlıyor peki onlar nereden geldiler? diye baktığımızda Mekke de geldiklerini görmekteyiz. Daha evvel müşrik idiler ancak gelip iman ettiler onun içinde Müslüman hükmünü aldılar. Bu ayetten hareketle Mekke müşrikleride Müslümandılar denile bilinir mi? Bu nasıl bie cehalet böyle?

Bunlar Tıpkı Hz.Ömer gibi Tıpkı Hz.Ebubekir gibi daha evvel müşrik idler ancak iman edip Müslüman oldular..
Bugün bile Yahudi ve Hıristiyanların içerisinden birileri gelip iman edip Müslüman olabilir. Bu birileri gelip Müslüman olduklarında hala onlara Yahudi veyahut Hıristiyan hükmü verilir mi? Bu nasıl bir cehalet böyle anlamak mümkün değil;

Sahabeyi-kiramı oluşturan bireyler ehli-kitaptan Mekke putperestlerinden ve diğer dinlere mensup insanlardan idiler. Bunu en cahil muvahhid bile bilirken aklını yitirmiş dervişler bunu dahi idrak edemeyecek kadar koyu bir cehalet içerisindeler.

Yahudi ve Hıristiyanların kafir olduklarına dair onca nas varken kalkıp böyle anlamadan bilmeden Allah’ın ayetleri üzerinde kendisini söz sahibi olarak görenler kesinlikle onların hükmünü alırlar.

De ki: "Ey insanlar! Eğer benim dinimde bir şüpheniz varsa, şunu bilin ki, Allah'ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam. Lâkin sizin de canınızı alacak olan Allah'a taparım. Bana müminlerden olmam emredilmiştir".Yunus/104

Siz buna şahid olun; Söz bitmiştir;

Selam Müslüman olanların üzerine olsun..
[/size]


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 05 Temmuz 2014, 04:00:39 ÖÖ 04
İDRAK-I MEAL BU AKLA GEREKMEZ,
ZİRA BU SIKLETİ BU KANTAR ÇEKMEZ..!


Mehmet Akif merhum ne güzel manzum olarak ifade ediyor

Kadermiş, öyle mi? Haşa, bu söz değil doğru,
Belanı istedin, ALLAH da verdi, doğrusu bu.

Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın durdun.
Onun hesabına bir çok hurafe uydurdun.

Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya,
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya.

Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden.
Yorulma, öyleya, Mevlâ ecr-i hasen iken.

Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini,
Birer birer oku tekmil edince defterini,

Bütün o işleri Rabbım görür, vazifesidir;
Yükün hafifledi, sen şimdi doğru kahveye gir.

Çoluk çocuk sürünürmüş, sonunda aç kalarak,
Hüda vekil-i umurun değil mi? keyfine bak!

Onun hazine-i in'amı kendi veznendir.
Havale et ne kadar masrafın olursa verir!

Silahı kullanan ALLAH, hududu bekleyen o,
Levazımın bitivermiş değil mi? ekliyen o!

Çekip kumandan altına ordu ordu melek,
Senin hesabına küffarı hak ile yeksan edecek.
 
Başın sıkıldımı kafi senin o nazlı sesin,
Yetiş! de, kendisi gelsin, ya Hızır'ı göndersin!

Evinde hastalanan var ise, borcudur bakacak:
Şifa hazinesi derhal oluk oluk akacak.

Demek ki her şeyin ALLAH, yanaşman ırgatın O:
Çoluk çocuk ona ait: Lalan, bacın, dadın O.

Vekil-harcın o, kahyan, müdir-i veznen O,
Alış seninse de mesul olan verişten O.

Denizde cenk olacakmış, gemin o, kaptanın O.
Ya ordu lazım imiş, askerin kumandanın O.

Köyün yasakcısı, şehrin de baş muhassılı O.
Tabib-i aile, eczacı, hasılı hepsi O.

Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!
Biraz da saygı gerektir. Ne saygısızlık bu?

Hüda'yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hüda;
Utanmadan da tevekkül diyor, bu cürete ha?!...

(Mehmet Akif Ersoy)


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 05 Temmuz 2014, 04:22:01 ÖÖ 04
Tefekkürden nasip almaya kabiliyeti yetmeyen kul,

arza inen ayetlerden duygulanıp, istifade edemeyeceği gibi,

ister istemez sermayesi enaniyetten, varlık, benlik, gurur, kibir, ucuptan öte gitmeyecek ve

"ilim budur" zannı ile Tasavvuf ve tariki müstakim hakikatler elbet onu rencide edecektir..

Elbette Hazret-i Kuran 'ı çarpık zannına göre yorumlayacak!.


Her görüşün ufku vardır, hudutludur.

ALLAH 'ın görüşünün ve bilişinin hududu ve ufku yoktur.


ALLAH 'ın subuti sıfatlarından insanoğluna bahşedilen, zerreden başka nedir ki.?

Hz. Allah 'ın sıfatları aciz beşere maledilemez. Bunu yapan şirkin en büyüğünün bataklığına düşer. Özet olarak, ALLAH kul olmaz, kul ALLAH olmaz.

Aksini söyleyenler, iddia edenler, yaptıkları tahribatın, attıkları iftiranın bedelini, yanlışlarının hesabını ahirette Allah 'a vereceklerini unutmamaları gerekir.

"Leküm, diniküm, veliyedin"..



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 05 Temmuz 2014, 04:31:05 ÖÖ 04
Maiyyet sırrını duydunsa, fani ol, hüviyet bul.
Eğer Cibril olursa, aklı ko, er sırr-ı ednaya.


Aklı maddede kullan, manaya götürmeye kalkışma.

Edna (en aşağı derecedeki) kula verilecek sırrı dahi akıldan başka rehberin yok ise, mana sırrını zahmet etme akılla anlayamazsın.

Aklın pazarı maddede kurulur.

Manada akla pazar kurmaya tezgah bulamazsın. Fazla ileri gidersen emri ilahiye yeteri kadar uyum sağlayamadığın gibi, ibadet ve taatından da yoksun olursun.

Aklın icraat yeri mana değildir, ama zuhuru ile o da hayran olur.

Yeter ki kul aklı ilah edinmeye!..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 05 Temmuz 2014, 04:14:53 ÖS 16
Ezhattım = SELEFİLİĞİN BİR DİĞER ADI OLAN "VAHHABİLİK" DİNİ MENSUBU ..!


Kitapta İdris'i de an: Çünkü o, çok doğru bir peygamberdi.
Meryem 56

Onu yüce bir yere yükseltmiştik.
Meryem 57

İsmâ'il'i, İdris'i, Zu'l-Kifl'i de an; hepsi de sabredenlerdendi.
Enbiya 85

Onları rahmetimize soktuk, çünkü onlar Salihlerdendi.
Enbiya 86

Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, hemen secde ettiler: Yalnız İblis diretti, böbürlendi, nankörlerden oldu.
Bakara 34

Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmrân ailesini seçip alemlere üstün kıldı.
Âli İmrân 33


"İslâmiyet"  ALLAH katında makbul olan yönü ile semavi kitaplarını, suhuflar da dahil nebîsinin getirdiklerini kabul etmek, iman etmektir.

Kur'ân âyetlerinin ihtivâ ettiği anlam:

1000 emir ayetleri,
1000 nehiy ayetleri
1000 tebşir ayetleri,
1000 inzal ayetleri,
1000 kısas ve haber ayetleri,
1000 emsal ve ibret ayetleri,
500 helal ve haram ayetleri,
100 duâ ve tesbih ayetleri,
66 nasih ve mensuh ayetlerini ihtiva eder.

Cem'an 6666 ayettir.

Suhuflar cem'an 100 sahife olup:

10 sahife Adem a.s 'a,
50 sahife Şit a.s 'a,
30 sahife İdris a.s 'a,
10 sahife İbrahim a.s 'a verilmiştir.

Kitapların ve sahîfelerin cümlesine îman îmanın şartlarındandır.

Kuran 'ın cüz-inden feragat, küllünden feragat demektir.

İnandım demek, iman etmek anlamında değildir.

Her ne kadar şeyhe, mürşide, tarikata karşı görünseler de, kendileri İbni Teymiyye, Abduh gibi

sicilli kimseleri mürşid olarak görüp, tarikatlarını kabul ediyorlar.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: FECR üzerinde 05 Temmuz 2014, 05:01:53 ÖS 17
Kur'ân âyetlerinin ihtivâ ettiği anlam:

1000 emir ayetleri,
1000 nehiy ayetleri
1000 tebşir ayetleri,
1000 inzal ayetleri,
1000 kısas ve haber ayetleri,
1000 emsal ve ibret ayetleri,
500 helal ve haram ayetleri,
100 duâ ve tesbih ayetleri,
66 nasih ve mensuh ayetlerini ihtiva eder.

Cem'an 6666 ayettir.

yine teknik bir düzelti vesilesiyle bize öğretilen/ezberletilen her bilginin doğru olmadığını, sorgulanması/test edilmesi gerektiğini ifade etmiş olayım.

üstteki, kuran ayetlerinin sayısının 6666 ayet olduğu iddiası, elimizdeki mushaflardaki surelerin ayet sayıları alt alta toplandığında geçerliliğini yitirmektedir. aklımda kaldığı kadarı ile 6234 olmalı sayı. sayının kaç olduğu çok önemli olmamakla birlikte bize din adına söylenen/öğretilen ve sorgulamadığımız her bilginin doğru olmadığını göstermesi açısından güzel bir örnek.

 begen1



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 06 Temmuz 2014, 02:05:20 ÖÖ 02

yine teknik bir düzelti vesilesiyle bize öğretilen/ezberletilen her bilginin doğru olmadığını, sorgulanması/test edilmesi gerektiğini ifade etmiş olayım.


Kuran 'ın aslı "Lailahe illallah" ..!

Nihayeti ise, "Eşhedü enlailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhu veResuluhi" dir..!


Hak gözü ile bakılan hiç bir şeyde şer görülmesi mümkün değildir.

Şerde bile Hakk 'ın yaptığı ve yaptırdığı idrakinde olunabilmeli..!


Şer gözü ile bakılan hiç bir şeyde, Hakk 'ı görmek mümkün değildir.

Sebeplere, vesilelere takılı kalır insan. Hakk 'tan uzak, kader ve kaza ilişkisine değil,

-Şöyle olsaydı, böyle olmazdı, böyle olmasaydı şöyle olurdu gibi fikir beyan etmekten, akıl, fikir, görüş, düşünce yürütmekten başka bir şeye yaramaz.
 
İfadenin özü ile değil, geneli ile değil, sadece bir bölümü üzerinde fikir beyan etmek gibi..


Yalnızca bu kısım ifadenin özü ve özeti için yetmiyor mu.?

-""Kitapların ve sahîfelerin cümlesine îman îmanın şartlarındandır"".

-""Kuran 'ın cüz-inden feragat, küllünden feragat demektir"".

-""İnandım demek, iman etmek anlamında değildir"".



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 06 Temmuz 2014, 03:05:06 ÖÖ 03

kurana uygun olmadığını görüyorum. yazdıklarınızdan anladığm kadarıyla

şöyle bir örnek üzerinden gidelim:

[ARAPÇADA DİLİN YAPISI TÜRKÇEDEN FARKLI OLDUĞU İÇİN BİR KELİME ÇOĞUL OLURKEN TÜRKÇEDEKİ GİBİ SONUNA  "-LER, -LAR" EKİ GELMEZ.]



Yukarıdaki kullanmış olduğunuz ifade benim için yeterlidir.

"Uygun olmadığını görüyorum", "anladığım kadarıyla" diye bir ifade ne kadar kabul edilir, bilmem.


İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, İtalyanca veya her hangi bir dilde..!

Eğer ki yapılan tercümesi, kelimenin manasını tam olarak ifade etmeye yetmiyor ise, hiç dokunmadan orjinali ile ifade edilir..! Ülkemizde de sıkça kullanılan bir sürü örnekleri mevcuttur.

Arapçada bu kuralı değiştiren kim.?

Evliya 'yı , Veli 'nin çoğulu olarak ifade ettiniz diyelim.

Veli 'nin manası nedir.?

Mürşid 'in manası nedir.?

Uyarıcı 'nın manası nedir.?

Resul 'ün manası nedir.?



yani "evliya" diye ayrı bir kelime yok.


Evliya kelimesinin karşılığı olarak bazı müfessirler, yalnızca Veli kelimesini kullanmışlardır. Evliya 'nın mana karşılığı dost demek değildir. Evliya, Evliya demektir.

Dost kelimesi Kuran 'ın manasını ifade etmiyor.

Ayrıştıran, bölüştüren, parçalayan, ötekileştiren, kutuplaştıran, birlik ve beraberlik çağrısından , Tevhid 'in aslından çok, çok uzak mana taşıyor. Kuran 'ın ilkelerine ters.

Hz. Allah 'a, ayrıştırmayı, bölüştürmeyi, parçalamayı, kutuplaştırmayı yakıştırabiliyorsanız, bu  sizin Allah 'a noksan sıfat isnat ettiğinizdendir. Hz. Allah sizin isnat ettiğiniz bu noksan sıfattan münezzehtir.

Bir bütün olmayı emreden Allah c.c, sizin zannettiklerinizden beridir.

Sizin, "Evliya diye ayrı bir kelime yok" iddianıza Kuran ne buyuruyor.?

Evliya, Veli, Mürşid, Uyarıcı, Resul, Peygamber ..!

Yani sizce bu kelimelerin karşılığı "EVLLİYA" 'yı ifade etmeye yetmiyor mu.?

Kendi anladığınız, yalnızca kendinize aittir. Dolayısı ile şahsınızı ilgilendirir.

Geneli değil.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 06 Temmuz 2014, 03:38:07 ÖÖ 03

ayet paylaşmak, ayet meali alıntılamak tek başına "illa ki kuran" iddiasınının tutarlılığı anlamına gelmez. iddianın tutarlılığı için alıntıladığınız kısımların gerçekten sizin anladığınız gibi olması gerekir. hatırlarsanız konuya ilk müdahelem yine bu yöndeydi. bakara 216 yazarak aslında metnin söylediği yerine anladığınız şekli yazmıştınız.

kuranın sunduğu temel bir dünya görüşü vardır. kısaca tevhid diye nitelediğimiz bu görüşe göre insanın allah dışında her şeye hayır demesi gerekiyor. o'na yaklaşma adına yaklaştıklarımız bizi o'na yaklaştırmak yerine ikiliğe yol açabiliyorlar.

"Benim söylediklerimi tekzip eden bir tek ayet paylaşın." demişsiniz.

şöyle bir örnek üzerinden gidelim:

bir çok iletinizde geçen ve üzerinde çokça durduğunuz "evliya" kelimesine yüklediğiniz anlamın kurana uygun olmadığını görüyorum.


Bu kısım sizin şahsi görüş ve düşüncelerinizin buraya yansıması. Evet, Evliya kelimesi, Veli kelimesinin çoğuludur.


‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliya 'larını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51

Ayet, "Ey iman edenler" diye başlıyor. Allah 'ın iman edenler ifadesinden ne anlamamız gerekiyor.? Bizim anladığımız gibi mi, Allah 'ın buyurduğu gibi mi.?

Ey inananlar, Ey Muhammediler, "Ey Kuran ehli" diye başlamış olsaydı, belki sizin ifadelerinize yakın bir manayı çıkarmak mümkün olabilirdi. Halbuki iman etmek, iman edenler ile, inanmışlar, inananlar farklı ifadelerdir.

Neden her peygambere "tabii olmak" emredilmiştir.?

Kuran kıyamete kadar baki mi, değil mi.? Yaşanırlılık olarak, ibadet ve taatlar olarak kıyamete kadar zerre kadar da olsa, hiç bir değişiklik söz konusu değildir.

Dün, Peygamberler efendilerimize biat etmek, tabii olmak, Allah 'ın Kelamı Zebur 'da, Tevrat 'ta, İncil'de ve tabii ki Kuran 'da buyrulmakta, emredilmekte..! Peki bugün değişen ne..?

Evliya, Veli demek..
Veli, Resul demek..
Resul, Elçi demek..
Elçi, Mürşit demek..
Mürşit, Uyarıcı demek..
Uyarıcı, Yol gösteren demektir..

Geçmişi olmayanın geleceği olmaz. Dünü, bugün yaşamak istiyorsak, dünkü asl olan yaşantıya bakmak gerekir. Bütün Peygamber efendilerimizin zamanları, bizler için birer örnek, birer rehber ve yaşama biçimidir.

Kişi uyar veya uymaz, kendi sorunu. Ama işin gerçeği bu..


şu ayete bakarsanız evliya nın ayrı bir grubu ifade etmediğini, aksine mü'minleri işaret ettiğini göreceksiniz:

tevbe 71

Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

ilk cümlenin arapça telaffuzu şu şekildedir:

Velmu/minûne velmu/minâtu ba’duhum evliyâu ba’d

çeviriye bakarsanız, evliya diye ayrı bir sınıf olmadığını, mü'minlerin tümünü ifade ettiğini ve devamında da bu velilerin/mü'minlerin fonksiyonunun anlatıldığını görebilirsiniz. sadece bu kelimeyi kavrasanız zihninizdeki şablonun sarsıldığını göreceksiniz. cevap yazmadan önce bu ayet üzerinde düşünün derim.
selam.[/color]

"Vel mu’minûne vel mu’minâtu ba’duhum evlîyâu ba’din",

Hz. Allah ayette "EVLİYA" buyuruyor. Siz de diyorsunuz ki, "Veli" dir.


Peki Maide 51 ayetinde geçen "EVLİYÂU" kelimesini "DOST" diye tefsir ederken...!

Birden ne oldu da "TEVBE 71" ayetinin tefsirinde "VELİLER" oluverdi.?

Bunun mantıklı bir açıklaması var mı ..?

Veliler dost mu, dost Evliya mı.? Evliya, Veli mi, Veli, Mü-min mi..?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 06 Temmuz 2014, 04:24:38 ÖS 16

osisko,

ne söylediğimi gayet iyi biliyorum.

ben nerede veli kelimesi karşılığında dost kelimesini kullanmışım, gösterin lütfen. laf kalabalığı yapıp karşınızdaki insanın söylemediği şeyi üzerine atıp ardından tahkir ve tahrik ediyorsunuz.

hangi cümlem ile Allah'a noksan sıfat isnad etmişim, gösterin lütfen.


İşi en başından mı almak gerekiyor.?

Diyorsun ki,



değindiğim gibi "evliya" kelimesi çoğul bir kelimedir.

[arapçada dilin yapısı türkçeden farklı olduğu için bir kelime çoğul olurken türkçedeki gibi sonuna "-ler, -lar" eki gelmez.]

üzerinde çokça durduğunuz "evliya" kelimesine yüklediğiniz anlamın kurana uygun olmadığını görüyorum.

yazdıklarınızdan anladığm kadarıyla siz "evliya" derken özel bir grup insanı anlıyorsunuz.

"evliya" kelimesi "veli" nin çoğuludur.

kuran da "evliya" dediğinde "veli" nin çokluğunu söylemiş olur.

şu ayete bakarsanız evliya nın ayrı bir grubu ifade etmediğini, aksine mü'minleri işaret ettiğini göreceksiniz:


ilk cümlenin arapça telaffuzu şu şekildedir:

Velmu/minûne velmu/minâtu ba’duhum evliyâu ba’d(in)

çeviriye bakarsanız, evliya diye ayrı bir sınıf olmadığını, mü'minlerin tümünü ifade ettiğini ve devamında da bu velilerin/mü'minlerin fonksiyonunun anlatıldığını görebilirsiniz. sadece bu kelimeyi kavrasanız zihninizdeki şablonun sarsıldığını göreceksiniz. cevap yazmadan önce bu ayet üzerinde düşünün derim.


Diyorsun ve ayet paylaşıyorsun.


Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
tevbe 71


Yukarıdaki ayetin Arapça okunuşunda geçen "EVLİYÂU" kelimesini, Veliler diye tefsir ediyorsun. Hatta ayetin Türkçe metninde ne ifade ediliyor.?" Onlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar" .!

Buraya kadar her şey normal. (tabii sana göre)

‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51

Yukarıdaki ayetin Arapça okunuşunda geçen ;

"Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûl yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din)"

"EVLİYÂE" ve "EVLİYÂU" kelimelerini nasıl anlamlandıracaksınız.? Bunu anlamaya çalışıyorum.

Madem ki, evliyâe ve evliâu kelimeleri, Veli kelimesinin çoğulu..!  ...?


Halbuki Kuran 'da geçen Evliya kelimesinin karşılığı yine Evliya 'dır. Başka bir kelime ile ifade edilebilmesi mümkün değildir.

Madem ki ne "söylediğimi gayet iyi biliyorum" diyorsunuz.

Buyrun ..!


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 06 Temmuz 2014, 05:51:54 ÖS 17
Evliya kelimesi geçen ayet-i kerimelerden bir kaçı;


Ali imran 28 Arapça okunuşu;

Lâ yettehizil mu’minûnel kâfirîne evliyâe min dûnil mu’minîn(mu’minîne),

Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kafirleri “EVLİYA” edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık Allah ‘tan rahmet beklemesin. Ancak onlardan korunmanız başka. Allah sizi kendisinden sakındırır. Dönüş yalnız Allah'adır.
Ali İmran 28


Nisa 144 Arapça okunuşu;

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûl kâfirîne evliyâe min dûnil mu’minîn(mu’minîne).

‘‘Ey inananlar, mü'minleri bırakıp da kafirleri ‘‘EVLİY’’ edinmeyin. Allah ’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz.’’
Nisa 144



Yunus 62 Arapça okunuşu;

E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).


‘‘Dikkat et! "EVLİYA 'MA" korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62



Araf 3 Arapça okunuşu;

Ittebiû mâ unzile ileykum min rabbikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ(evliyâe), kalîlen mâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Rabbinizden size indirilene uyun ve O ’ndan başka EVLİYA ’ya uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
Araf 3


Araf 27 Arapça okunuşu;

innâ cealneş şeyâtîne evliyâe lillezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).

Şüphesiz, biz şeytanları inanmayanların EVLİYASI kıldık.’’
Araf 27



Ve chamdali nin göndermiş olduğu ayet ;

Tevbe 71 Arapça okunuşu;

Vel mu’minûne vel mu’minâtu ba’duhum evlîyâu ba’din,

İnanan erkekler ve inanan kadınlar, birbirlerinin velisidirler. İyiliği emrederler, kötülükten men'ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Elçisine itâ'at ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allâh dâimâ üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.



Buraya kadar her şey normalmiş gibi gelebilir. Fakat .Maide suresi 51 ayette;

Maide 51 Arapça okunuşu;

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûl yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din)

‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51


Ne hikmetse bu ayete gelindiği zaman Evliya 'nın mana karşılığı bir anda dost oluveriyor.


Oysa, Tevbe suresi 71 ayetine gelindiğinde Evliya 'nıın manası Veli 'ye dönüşüyor..!

Veli kelimesinin çoğulu diye ifade ediliyor..! Yani iyiliği emrediyorlar, kötülükten men ediyorlar.


Bu kadar mana zengini bir kelimenin Kuran 'da yer aldığını ifade etmekten çekinmeyen bir kişi, Hz. Allah 'a noksan sıfat etmiş demektir.

Dost kelimesi işin içerisine dahil edildiği müddetçe, "ayrıştıran, bölüştüren, parçalayan" manasını taşıyacaktır ki, Kuran 'ın ruhu ile bağdaştırmak mümkün değildir.

Evliya kelimesi alındığında ise, her şey yerli yerinde kalacak, her şeriat kendi Evliya 'sını, kendi Veli 'sini, kendi Mürşid 'ini bulacak. Ne Yahudisi, ne Hıristiyanı, ne Muhammedi 'si..!

Hiç bir şeriat bir diğerine muhalif olmayacak, olamayacak ve Kuran 'ın birlik ve beraberliğe daveti, "lailahe illallah", "Allah 'tan başka ilah yoktur" diyen kişinin Müslüman olduğu anlaşılacak.

İşte o zaman "TEVHİD" in manası ortaya çıkacak.

İşte o zaman "TEK DİN İSLAM" anlayışı hakim olacak.

İşte o zaman, bütün "DÜNYA İNSANLARININ KARDEŞLİĞİNDEN" bahsedilebilecek.

İŞTE O ZAMAN ;

"Birbirinizi sevmedikçe, "MÜ-MİN olamazsınız".

"Mümin olmadan da "CENNETE GİREMEZSİNİZ".

"EY  ALLAH 'IN  KULLARI ..!  KARDEŞ  OLUNUZ" ..!

Hitabının manası anlaşılır, ve hatta yaşanılır olacaktır.

Çünkü bu çağrı bütün insanlığa.

Bu çağrı Allah 'ın yaratmış olduğu bütün kullara.

"EY  ALLAH 'IN  KULLARI" ..! 

İşte tam da burada Maide 48 ayetinin manasını bir gözden geçirelim;

Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab’ı gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. "HER  BİRİNİZE , BİR  ŞERİAT VE BİR  YOL VERDİK".

Allah dileseydi "SİZLERİ  BİR  TEK  ÜMMET  YAPARDI" ; fakat size verdiğinde sizi denemek için. Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri O haber verecektir.
Maide 48


Aklı burada kullan. Anlamakta, idrakte, farkı farketmekte kullan.

Kuranı yanlış ifadelendirmek, haşa, Allah 'ı çelişkide göstermek, elbette ki Allah 'a noksan sıfat isnat etmek demektir. 





Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 07 Temmuz 2014, 02:32:20 ÖÖ 02
EVLİYA kelimesinin mana karşılığı DOST demek değildir.


KURAN-I KERİM 'de HZ. ALLAH, İBRAHİM a.s İÇİN "DOST" HİTABINI KULLANIYOR.


Evliya kelimesi ile, uzak, yakın hiç bir alakası olmayan bu kelimeye dikkat çekmek istedim.


Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).


1.   ve men   : ve kim
2.   ahsenu   : ahsen, en güzel, daha güzel
3.   dînen           : dîn bakımından, dînen
4.   mimmen (min men  : o kimseden
5.   esleme   : teslim etti
6.   veche-hu   : onun vechi, kendi fizik vücudu
7.   li allâhi   : Allah'a
8.   ve huve   : ve o
9.   muhsinun   : muhsindir
10.   ve ittebea   : ve tâbî oldu
11.   millete   : topluluk, dîn
12.   ibrâhîme   : Hz. İbrâhîm
13.   hanîfen   : hanif olarak, tek Allah'a inanarak
14.   ve ittehaza   : ve edindi
15.   Allah-u   : Allah
16.   ibrâhîme   : Hz. İbrâhîm

17.   "halîlen"   : "dost"


Hangi insan, din yönünden, iyilik edici olarak yüzünü Allah'a teslim edip, dosdoğru İbrahim 'in dinine tabi olandan daha güzel olabilir? Allah, İbrahim 'i "dost" edinmişti.
Nisâ 125


Günümüzde her manada kullanılan dost kelimesi, Evliya kelimesinin mana karşılığı olarak kullanılamaz.

Kişi, evinde beslediği bir hayvanı için, yasak ilişkiler, kaçamak yapılan kişiler için, bir arkadaşı, bir yakını, hiç bilmediği birisi için dost ifadesini kullanabiliyor.

Hatta;  Yalnızlığı, içkiyi, sigarayı, parayı, bilgisayarını, telefonunu dahi kendisinin en yakın dostu olduğunu ifade edenlerin sayısı hiç de az değildir.

Dost kelimesinin birleştirici hiç bir özelliği yoktur. Tam tersine ayrıştırmakta, parçalamakta..


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: duaekseni üzerinde 07 Temmuz 2014, 02:45:07 ÖÖ 02
Maide 51 Arapça okunuşu;

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûl yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din)

‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51




      
 
Arapça Metin
 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَىٰ أَوْلِيَاءَۘ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍۚ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

 
Türkçe Transcript (*)
 Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tetteḣiżû-lyehûde ve-nnasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(in)(c) vemen yetevellehum minkum fe-innehu minhum inna(A)llâhe lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)

 
Abdülbaki Gölpınarlı Meali
 Ey inananlar, Yahudilerle Nasranileri dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostudur ve sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da, onlardandır. Şüphe yok ki Allah, zalim olan kavmi doğru yola sevk etmez.

 
Ali Bulaç Meali
 Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.

 
Abdullah Parlıyan meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdırlar. Ve hanginiz onları dost edinirse, kesinlikle onlardan olur. Allah yaratılış sebebine aykırı davranan toplumlara doğru yolu göstermez.

 
Ahmet Varol Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. *

 
Ahmet Tekin Meali
 Ey iman nimetine kavuşanlar, yahudileri ve hristiyanları, kamu görevlerini icraya yetkili kılmayın. Candan dost, müttefik, veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostu, müttefikidirler, birbirlerinin tarafını tutarlar. Sizden kim onların hâkimiyetini kabul eder, dost edinirse, o onlardandır. Allah, düşmanlarını dost edinen, başlarına otorite yapan zâlim bir kavmi doğru yola sevketme lütfunda bulunmayacak.

 
Ali Fikri Yavuz Meali
 Ey imân edenler! Yahudî'lerle Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost ve yardımcı edinirse, o da onlardandır. Allah, düşmana dostluk etmekle nefislerine zulmedenleri hak yoluna eriştirmez.

 
Bayraktar Bayraklı Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyiniz. Çünkü onlar sadece birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları vekil edinirse onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğuna doğru yolu göstermez.[98] *

 
Cemal Külünkoğlu Meali
 Ey inananlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost (sırdaş) edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu (istemedikleri için) doğru yola eriştirmez.  *

 
Diyanet İşleri Meali (Eski)
 Ey İnananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.

 
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
 Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.[152] *

 
Diyanet Vakfı Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.

 
Edip Yüksel Meali
 İnananlar, Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onlarla dost olursa onlardan sayılır. ALLAH zalim toplumu doğru yola iletmez. *

 
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.

 
Elmalılı Meali (Orjinal)
 Ey o bütün iyman edenler! Yehud ile Nesârâyı yar tutmayın, onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar, içinizden her kim onlara yardaklık ederse muhakkak onlardan ma'duddur, Allah ise zulm edenleri doğru yola çıkarmaz

 
Hasan Basri Çantay Meali
 Ey îman edenler, Yahudileri de, Nasrânîleri de kendinize yâr (ve üstünüze haakim) edinmeyin. Onlar (ancak) birbirinin yaranıdırlar içinizden kim onları dost (ve haakim) edinirse o da onlardandır. Şübhesiz Allah o zaalimler güruhuna muvaffakıyyet vermez.

 
Hayrat Neşriyat Meali
 Ey îmân edenler! Yahudileri ve hristiyanları dostlar edinmeyin!(1) Onlar birbirinin yârânıdırlar. Buna rağmen içinizden kim onları dost edinirse, artık şübhesiz o, onlardandır. Muhakkak ki Allah, zâlimler topluluğunu (inkârlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyeteerdirmez. *

 
Kadri Çelik Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veliler edinmeyin; onlar birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları veli edinirse o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.

 
Ömer Nasuhi Bilmen Meali
 Ey imân edenler! Yehûd ile Nasâra'yı dost tutmayınız. Onların bazıları bazılarının dostudur. Ve sizden her kim onları dost edinirse muhakkak o da onlardandır. Şüphe yok ki Allah Teâlâ o zalimler olan kavme hidâyet etmez.

 
Muhammed Esed Meali
 SİZ EY imana ermiş olanlar! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin: Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdır. 72 Ve hanginiz onları dost edinirse kesinlikle onlardan olur: Bilin ki Allah böyle zalimlere 73 doğru yolu göstermez!

 
Suat Yıldırım Meali
 Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları velî edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları velî edinirse o da onlardandır. Allah böylesi zalimleri doğru yola iletmez. *

 
Süleyman Ateş Meali
 Ey inananlar, yahudileri ve hıristiyanları veliler edinmeyin! Onlar, birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o onlardandır. Şüphesiz Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.

 
Şaban Piriş Meali
 - Ey İman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli / dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli kabul ederse o da onlardandır. Allah, zalim topluma hidayet vermez.

 
Ümit Şimşek Meali
 Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirinin velisidir. Sizden onları veli edinen, onlardan olur. Allah ise zalimler güruhuna yol göstermez.(18) *

 
Yaşar Nuri Öztürk Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.

 
Not:Kur'an-Kerim'de meallendirilirken hiç bir zaman bu kadar çarpıtmayla karşılaşmamıştım.İnsanlara ne oluyor da,kendi uydurdukları din'e manivela olarak,arapçasında yapamadıkları eklemeyi,çıkarmayı meal adı altında Allah'tan korkmadan , tevil edebiliyorlar? Rabbim bizleri söylemediği sözleri,Allah'ın Kelamı'na söyletmekten korusun.Amin.

Tartışmaya dahil olmayı düşünmüyorum.Zira kişi bir dine inanmış ve bu dini Allah'ın vaz ettiği dinin yerine benimsemiş,hakkı tavsiye edenlere kulaklarını dahası kalbini kapatmışsa,öğüt  asla fayda vermez.

Tüm dostların Ramazan-ı Şerifleri sağlık,sıhhat,rahmet,bereket,şuur ,basiret,dolu olsun.Orucun tuttuklarından olmamız duasıyla...

(Dikkat edilirse yukarıda alıntıladığım hiç bir mealde yahudi ve hıristiyanların evliyalarını evleya edinmeyin diye bir ibare yoktur.)


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 07 Temmuz 2014, 03:05:10 ÖÖ 03
Rahman'ın adı ile;

Kur’an ayetlerinin anlaşılması ve bu ayetlerden istidlal yapılmasın İslam dinine göre kaide ve kuralları vardı Bunları bilmeden kalkıp ayetleri alakasıs meselelere haml edip alakasız sonuçlar çıkarmak ancak aklını yitirmiş olan insanların yapacağı birşeydir. Kısacası Kur’an ayetlerinin sağlıklı bir şekilde anlaşılmasında takip edilmesi gerekn yollardan  bazıları şunlardır. Risalet öncesi ve sonrası dil kaynakları,bir kelimenin birden fazla anlamının hangisinin tercih edileceğinde ki usul,Kur’an beyanının kelimeleri tanımlaması yani kelimelere yüklediği ıstılahi anlamları,Kur’an’ı en iyi anlayan ve açıklayan nübüvvet makamının bu kavramları açıklaması,tevatürün kavramları hakkkında ki açıklamaları,arapça ile aynı dil ailesinden gelen farklı dillerin kavramları açıklaması,deyimlerin tespitinde ve türkçe’ye çevrilmesinde izlenecek usul burası çok önemli delil çatışması ortaya çıkan durumlarda delillerin mukayesesi, delillerin göreceli üstünlük / tercih usulü. Ayrıca iyi bir siyer bilgisine sahip olunması,mecaz,kinaye,mana,kat-i mana,zanni mananın bilinmesi kısacası bu alanda uzman olmak.

Eğer kişi Kur’an metodolojisi üzerinde iyi bir ilme sahip değilse ilim ehlinden destek alması. Bu kısa ön bilgiden sonra bu arkadaşın konulara ilişkin ortaya koyduğu ayetlerin birçoğunun aslında konuyla alakası olmadığını her ilim sahibi çok rahat bir şekilde görebilmektedir.

Allah ve Allah dostları kavramları Kur’an ayetlerinde vardır ancak bunların vasıf ve özellikleri de vardır. Kendi uydurduğumuz ve Allah dostları olarak tanımladığımız kişilerin vasıflara Allah’ın şer-i manada açıkladığı müminlerin vasıflarıyla örtüşmek durumundadır.

Bu arkadaş Ali-İmran suresindeki ayetleri Yahudi ve Hıristiyanların Müslüman olduklarına elil olduğunu iddia etti.

Biz bunu bi-iznillah çürüttük. Sonra bize karşı yazmış olduğu cevaba baktığımızda M.Akif Ersoy denilen bir adamın şiiri. Buna artık ne demeli onu akıl sahipleri düşünsün.

Bize verdiği cevaplara bakın? Her görüşün ufku vardır, hudutludur.ALLAH 'ın görüşünün ve bilişinin hududu ve ufku yoktur.

Şimdi ey osisko senin karşında Allah’ın bilişinin hududu vardır diyen birimi vardır ki sen bu cümleleri kullanma ihtiyacı duydun? Adamın her iddiası her kelimesi bozuk hangi birine cevap vereceksin ki?

Osisko Yahudi ve Hıristiyanları kutsayıp nerdeyse tüm ehli-sünnet alimlerine dil uzattın şimdide Muhammed bin Abduülvahhab (Rahimehullah) a dil uzatıyorsun. Sana ve senin gibilerine diyorum eğer siz söznünüzde zerreyimıskal kadar samimi iseniz haydin Muhammed bin Abduülvahhab (Rahimehullah) ın birtek inancının İslam diniyle çeliştiğini ortaya koyun. Eğer koymazsanız bir kez daha yalancı olduğunuz ortaya konmuş olacaktır.

Ben nasıl sizin şirkperest şeyhlerinizin kaynaklarından alıntılara yaparak onların bir zındık olduklarını ispat ettiysem buyrun size hodri meydan sizde yapın bekliyorum.

Şimdi şu verdiği cevaba ve cevabın başlığına bakın ve altına delil olarak sunduğu ayetlere bakın bakında ibret alın.

Ezhattım = SELEFİLİĞİN BİR DİĞER ADI OLAN "VAHHABİLİK" DİNİ MENSUBU ..!

Kitapta İdris'i de an: Çünkü o, çok doğru bir peygamberdi.
Meryem 56

Onu yüce bir yere yükseltmiştik.
Meryem 57

İsmâ'il'i, İdris'i, Zu'l-Kifl'i de an; hepsi de sabredenlerdendi.
Enbiya 85

Onları rahmetimize soktuk, çünkü onlar Salihlerdendi.
Enbiya 86

Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, hemen secde ettiler: Yalnız İblis diretti, böbürlendi,nankörlerden oldu.
Bakara 34

Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmrân ailesini seçip alemlere üstün kıldı.
Âli İmrân 33
Osiko-alıntı


Allah aşkına biri bana söylesin bu ayetlerle bu başlığın ne alakası var? Bu nasıl bir çaresizlik ve cehalet böyle?

Şimdi şu cümlesine bakın;

Kuran 'ın aslı "Lailahe illallah" ..! Nihayeti ise, "Eşhedü enlailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhu veResuluhi" dir..! Osiko-alıntı

Osisko iman iman deyip duruyorsun şimdi eğer bu sözünde samimi isen bu yukarıda zikrin etmiş olduğun
cümlelerine paralel olarak şu iki sorumu Kur’an eksenli açıklar mısın?

1-Diyorsun ki;Kuran 'ın aslı "Lailahe illallah"tır. Bende sana dinin aslı yani (Aslud-din) nedir? diye soruyorum

2-Sonrada diyorsun ki; Nihayeti ise, "Eşhedü enlailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhu veResuluhi" diyorsun. Bende sana diyorum dinin aslının esasları yani (usulid-din)nedir diyorum.

Bu iki esası bilmeyen asla Müslüman olamaz. O halde laf kalabalığı yapmadan bu iki esası Kur’an ayetleriyle açıkla. Diğer tüm meseleleri boş ver cevaplama sadece bu iki esası açıkla.

Senden cevap bekliyorum?


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 07 Temmuz 2014, 03:07:44 ÖÖ 03
Kuran 'a bir bütün olarak baktığımızda, Maide suresi 51. ayetinde Evliya 'yı dost diye yapılan tefsirler, Kuran 'ın manasını yansıtmadığı gibi, ayetin manasını fazlasıyla tahrip ve tahrif etmektedir.

Ayrıştırmakta, parçalamakta, ötekileştirmekte, insanları bölmekte..

-         -           -             -             -            -               -             -                -

Ayrıştırmaya bakınız;

"Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Kim onları dost edinirse onlardandır"..!

-      -       -        -       -        -           -           -             -                -             -

Ayete verilen bu mana ile Yahudi ve Hıristiyanlar farklı bir din mensubu gibi, hiç bir şekilde onlarla işbirliği içerisine girilmemesi olarak algılanmış. Hala da bu zan devam etmekte.

Ehli Kitap olarak Kuran ayetlerinde Hz. Allah 'ın med-hü sena ettiği kişiler, cehennem ehli gibi görülmekte, Kitapları, Peygamberleri ve şeriatları geçersiz, hükümsüz gibi algılanmaktadir. Halbuki Kuran onlara da iman etmemizi emretmekte...

Ey inananlar, Allah'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allâh'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse o, delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136


Aşağıdaki doğru manada ise, hiç bir tahribat söz değildir.

"Yahudi ve Hıristiyanların Evliya 'larını Evliya edinmeyin. Kim onların Evliyasını kendisine Evliya edinirse, bilsin ki onlardandır".


Bu şuna işaret etmektedir: Herkes uymak istediği kendi şeriatının Evliya 'sına uysun.

En sonki şeriat geldi mi, bir evvelki şeriatta kalmak, iman açısından noksanlıktır. Yani Hz. Muhammed Mustafa s.a.v efendimizin vazifesinin tebliğinden sonra, İsa a.s 'ın şeriatında kalmakta diretmek demek, kemalatı idrak edememek demektir. Noksanlıktır.

Ayette;

Muhammed, sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse, Allah 'a hiçbir ziyan veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.
Âli İmrân 144

Buyrulmakta.

Hz. Ali (ra) ise;

"Çocuklarınızı kendi yaşadığınız zamana göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin". Buyurmakta..

İnanç olarak değil, teknoloji, ilim, bilim olarak da geçmişte kalmayı seçmek demek, kemalattan yoksun kalmak, anı idrak edememek, dolayısı ile noksanlık demektir.

İşte, evvelki ve sonraki şeriatları birbirinden ayrı tutmak adına yapılmış en manidar hitap..

Geçmiş, "MAZİDİR".

Gelecek ise, "İSTİKBAL". Yani bilinmeyen..

Dem bu demdir, dem bu dem,
Gün bu gündür, gün bu gün..

An-ı yaşamak adına, Maide suresi 51. ayetinin manasını, "kişi hangi şeriata tabii ise, kendi şeriatındaki Evliyasına tabii olmalıdır" şeklinde algılamak gerekiyor.




Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: Ezhattım üzerinde 07 Temmuz 2014, 03:15:55 ÖÖ 03
Cevabını bekliyorum.............;;;;


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 07 Temmuz 2014, 03:23:54 ÖÖ 03
Maşallah kardeşim. Bir bakışta yoku hemen fark ediyorsunuz ama, görüneni görmüyorsunuz..

Dost
Veli
Sırdaş
Yar
Gönül dostu

Bu kadar mana kirliliğinden çıkarmış olduğun sonuç bu mu.? Yoksa kendi inancın mı bu.?

Ayetin orjinal metninde ne buyrulmuş.? "EVLİYA" ..!

Dilemediğine tabii olmaya bilirsin..


Maide 51 Arapça okunuşu;

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûl yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din)

‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51




      
 
Arapça Metin
 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَىٰ أَوْلِيَاءَۘ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍۚ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

 
Türkçe Transcript (*)
 Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tetteḣiżû-lyehûde ve-nnasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(in)(c) vemen yetevellehum minkum fe-innehu minhum inna(A)llâhe lâ yehdî-lkavme-zzâlimîn(e)

 
Abdülbaki Gölpınarlı Meali
 Ey inananlar, Yahudilerle Nasranileri dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostudur ve sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da, onlardandır. Şüphe yok ki Allah, zalim olan kavmi doğru yola sevk etmez.

 
Ali Bulaç Meali
 Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.

 
Abdullah Parlıyan meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdırlar. Ve hanginiz onları dost edinirse, kesinlikle onlardan olur. Allah yaratılış sebebine aykırı davranan toplumlara doğru yolu göstermez.

 
Ahmet Varol Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. *

 
Ahmet Tekin Meali
 Ey iman nimetine kavuşanlar, yahudileri ve hristiyanları, kamu görevlerini icraya yetkili kılmayın. Candan dost, müttefik, veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostu, müttefikidirler, birbirlerinin tarafını tutarlar. Sizden kim onların hâkimiyetini kabul eder, dost edinirse, o onlardandır. Allah, düşmanlarını dost edinen, başlarına otorite yapan zâlim bir kavmi doğru yola sevketme lütfunda bulunmayacak.

 
Ali Fikri Yavuz Meali
 Ey imân edenler! Yahudî'lerle Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost ve yardımcı edinirse, o da onlardandır. Allah, düşmana dostluk etmekle nefislerine zulmedenleri hak yoluna eriştirmez.

 
Bayraktar Bayraklı Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyiniz. Çünkü onlar sadece birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları vekil edinirse onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğuna doğru yolu göstermez.[98] *

 
Cemal Külünkoğlu Meali
 Ey inananlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost (sırdaş) edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu (istemedikleri için) doğru yola eriştirmez.  *

 
Diyanet İşleri Meali (Eski)
 Ey İnananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost olarak benimsemeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.

 
Diyanet İşleri Meali (Yeni)
 Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.[152] *

 
Diyanet Vakfı Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.

 
Edip Yüksel Meali
 İnananlar, Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onlarla dost olursa onlardan sayılır. ALLAH zalim toplumu doğru yola iletmez. *

 
Elmalılı Hamdi Yazır Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.

 
Elmalılı Meali (Orjinal)
 Ey o bütün iyman edenler! Yehud ile Nesârâyı yar tutmayın, onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar, içinizden her kim onlara yardaklık ederse muhakkak onlardan ma'duddur, Allah ise zulm edenleri doğru yola çıkarmaz

 
Hasan Basri Çantay Meali
 Ey îman edenler, Yahudileri de, Nasrânîleri de kendinize yâr (ve üstünüze haakim) edinmeyin. Onlar (ancak) birbirinin yaranıdırlar içinizden kim onları dost (ve haakim) edinirse o da onlardandır. Şübhesiz Allah o zaalimler güruhuna muvaffakıyyet vermez.

 
Hayrat Neşriyat Meali
 Ey îmân edenler! Yahudileri ve hristiyanları dostlar edinmeyin!(1) Onlar birbirinin yârânıdırlar. Buna rağmen içinizden kim onları dost edinirse, artık şübhesiz o, onlardandır. Muhakkak ki Allah, zâlimler topluluğunu (inkârlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyeteerdirmez. *

 
Kadri Çelik Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veliler edinmeyin; onlar birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları veli edinirse o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.

 
Ömer Nasuhi Bilmen Meali
 Ey imân edenler! Yehûd ile Nasâra'yı dost tutmayınız. Onların bazıları bazılarının dostudur. Ve sizden her kim onları dost edinirse muhakkak o da onlardandır. Şüphe yok ki Allah Teâlâ o zalimler olan kavme hidâyet etmez.

 
Muhammed Esed Meali
 SİZ EY imana ermiş olanlar! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin: Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdır. 72 Ve hanginiz onları dost edinirse kesinlikle onlardan olur: Bilin ki Allah böyle zalimlere 73 doğru yolu göstermez!

 
Suat Yıldırım Meali
 Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları velî edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları velî edinirse o da onlardandır. Allah böylesi zalimleri doğru yola iletmez. *

 
Süleyman Ateş Meali
 Ey inananlar, yahudileri ve hıristiyanları veliler edinmeyin! Onlar, birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o onlardandır. Şüphesiz Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.

 
Şaban Piriş Meali
 - Ey İman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli / dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli kabul ederse o da onlardandır. Allah, zalim topluma hidayet vermez.

 
Ümit Şimşek Meali
 Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirinin velisidir. Sizden onları veli edinen, onlardan olur. Allah ise zalimler güruhuna yol göstermez.(18) *

 
Yaşar Nuri Öztürk Meali
 Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse o, onlardandır. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.

 
Not:Kur'an-Kerim'de meallendirilirken hiç bir zaman bu kadar çarpıtmayla karşılaşmamıştım.İnsanlara ne oluyor da,kendi uydurdukları din'e manivela olarak,arapçasında yapamadıkları eklemeyi,çıkarmayı meal adı altında Allah'tan korkmadan , tevil edebiliyorlar? Rabbim bizleri söylemediği sözleri,Allah'ın Kelamı'na söyletmekten korusun.Amin.

Tartışmaya dahil olmayı düşünmüyorum.Zira kişi bir dine inanmış ve bu dini Allah'ın vaz ettiği dinin yerine benimsemiş,hakkı tavsiye edenlere kulaklarını dahası kalbini kapatmışsa,öğüt  asla fayda vermez.

Tüm dostların Ramazan-ı Şerifleri sağlık,sıhhat,rahmet,bereket,şuur ,basiret,dolu olsun.Orucun tuttuklarından olmamız duasıyla...

(Dikkat edilirse yukarıda alıntıladığım hiç bir mealde yahudi ve hıristiyanların evliyalarını evleya edinmeyin diye bir ibare yoktur.)



Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 07 Temmuz 2014, 03:27:19 ÖÖ 03
Cevabını bekliyorum.............;;;;


Buyrun ..

İDRAK-I MEAL BU AKLA GEREKMEZ,
ZİRA BU SIKLETİ BU KANTAR ÇEKMEZ..!


Kadermiş, öyle mi? Haşa, bu söz değil doğru,
Belanı istedin, ALLAH da verdi, doğrusu bu.

Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın durdun.
Onun hesabına bir çok hurafe uydurdun.

Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya,
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya.


Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 07 Temmuz 2014, 03:35:23 ÖÖ 03

Senden cevap bekliyorum?



"LAİLAHE  İLLALLAH diyen bir kişiye kaza meydanlarında kılıç vuramazsın, katil olursun"..!

Buyuran bir Peygamberin ümmetiyim.


ezhattım denen kişi bana demiş "KAFİR"..
Ben de ona diyeyim "MÜSLÜMAN"..

Zira yarın Huzur-u mahşerde
İkimizde çıkarız yalan..

Çünkü ne ben kafir,
Ne Ezhattım Müslüman..!


Ey..!  İslam 'ın, Müslümanlığın, inanç ve imanın ne demek olduğundan bi haber kişi..

Evvela sen Dini 'ni öğren, Kitabının emrini uygula, İslam ve Müslüman 'ın manasını anla, idrak et, aklet ki, muhatabım olabilesin.

Ben  "MUHAMMEDİYİM" , vahhabi değil ..!
 






Konu Başlığı: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: osisko üzerinde 07 Temmuz 2014, 04:40:34 ÖÖ 04
"evliya" kelimesine yüklediğiniz anlamın kurana uygun olmadığını görüyorum.

Dostça Aleyküm selam

Yukarıdaki ifade size ait değil mi.?

Evliya kelimesi, Veli kelimesinin çoğuludur dediniz, eyvallah.

Kuran 'a göre Evliya kelimesinin ne mana taşıdığını anlatmaya çalışıyorum.

Evliya 'ya biat, Peygamberler efendilerimize biat 'ın, yani asr-ı saadet ve öncesindeki emir ve buyruklar ile, günümüzdeki biat, biat-ı Resulullah arasında fark olmadığını ifade etmeye çalışıyorum.

Biat günümüzde hala var, devam ediyor, kıyamete kadar da geçerli olacaktır. Biat için Evliya var, Veli var, Mürşid var, Uyarıcı var, Elçi var. Bunu anlatmaya çalışıyorum.

Kuran, dün ile bugün arasında kopukluğa müsaade etmez. Aksine birleştiricidir. Hem mana olarak, hem yaşanılırlık olarak. Hz. Allah dünde kalanlara neyi emretmişse, bugün de var, yarın da var, kıyamete kadar da var olacak.

Aksi bir durumda Kuran 'ın, İslam Dini 'nin evrenselliğinden bahsedilebilir mi .?

Siz "Kuran 'a uygun olmadığını görüyorum"  diyorsunuz. Ben de Kuran 'a uygun olduğunu ifade ediyorum.

Anlamayan birisi var da, o ben değilim.  



Mehmet Akif 'in mısraları sizi ilgilendirmiyor. Manasını da..
O gideceği yere çoktan ulaştı..


Konu Başlığı: ?
Gönderen: İSRA üzerinde 07 Temmuz 2014, 05:22:37 ÖÖ 05

bir konu kilitlenince daha sonra tekrar açılamıyor mu? oluyorsa şayet taraflar sakinleşip yazdıklarını ve yazılanları okuyup anlayana ve ortalık durulana kadar kapatılması hayırlı olacaktır. zira, bu münazaradan öte cedele dönüşmüş ve taraflar birbirini incitir noktada çekişme halini almış. açıkçası istifadeden ziyade sıkıntı verir duruma gelinmiş görünüyor.

içerik olarak tamamıyla olmasa da ifade açısından osisko'nun tahrik edildiğini ve üzerine çok gidildiğini düşünüyorum, bu da ona yarar sağlamak yerine inandıklarına daha çok sarılıp sahiplenmesini sağlıyor doğal bir tepkime olarak. böyle davet olmaz, sevdiği saydığı inandıklarına 'sapıklar' denilerek bir anlatım ne yapana ne yapılana yarar sağlamaz aksine itici olur. Kur'ana ve mushaflardaki tavsiyelere aykırıdır. ''Kimsenin kutsalına sövmemeli ki, kutsal olana saldırı olmasın.'' Rahmanın adıyla başlanılan sözde rahmet ve hayır olur, hakaret ve sövgü değil. esenlikler akledenler üzerine olacaktır kuşkusuz.


Konu Başlığı: Ynt: Ynt: TASAVVUF AYRI BİR DİN
Gönderen: kutbay üzerinde 07 Temmuz 2014, 11:04:52 ÖÖ 11
Katılıyorum