Alak Suresi

(1/3) > >>

Rahmetli:
Nüzul ayet sırasına göre ilk beş ayetini işlediğimiz Alak suresinin aktarımda bulunduğum çalışmada ki kalan kısmını tefsir bölümünde paylaşmayı uygun gördüm...

İlk beş ayet ilgili aktardığım kısımların linki aşağıdadır.

>>>1. Oku Rabbinin adına...<<<

>>>ki,yarattı.<<<

>>>2. Yarattı insanı alak’tan.<<<

>>>3-5. Oku!.. Kalemle öğreten; insana bilmediğini öğreten rabbin en büyük kerem sahidir.<<<

>>>Kalemle öğreten, insana bilmediğini öğreten.<<<

Devamı olan ayetler gelecek...


Rahmetli:
Devamla...

6-7. Gerçek, insan azar, kendini kendine yeterli görürse.

İnsanın azması, hırçınlık ya da taşkınlık etmesi olarak tanımlanan Tağa, kelimesinin Kur’an’daki yeri çok önemlidir. Nuh tufanını anlatan ‘su taştığı’ –tuğyan ettiği – zaman’ (69/11) ayetinde olduğu gibi, bu fiil Arapça’da ‘kurumuş bir sel yatağında, yeni yağan yağmurla kabararak, suyun her zamanki olağan düzeyinin çok üstüne çıkmasını’ anlatır. Bu ise, haddi aşan, hiçbir engel tanımayan, kimsenin kendisini durduramadığı, kendi iktidar ve gücüne son derece güvenerek küstahlaşan bir insana tam anlamıyla uyar. Fiil aynı zamanda dinamik bir eylem ve hareket olgusunu anlatan ‘istekbara’ (kibirlendi, büyük oldu) fiilinin eş zamanlısıdır. Tuğyan (taşkınlık, azgınlık) çoğu kez “küfr”, “zulm”, fesad”, “nifaq”, “tekzib” gibi kavramlarla ilişkili olarak, birbirlerini tanımlar şekilde kullanılır.

Kalem Suresinde, fakirlere hisse ayırmadan bahçe ürünlerini devşirmek isteyen bahçe sahiplerinin, miskine hakkını vermedikleri için ürünleri yok edilir. Bahçe sahipleri ürünlerinin yok edilişini görünce, kendi eylemlerini şöyle tanımlarlar:

- 68/3 1 "Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.
- 5/6 8 De ki: "Ey Kitap Ehli, Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiç bir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkârlarını arttıracaktır. Sen de kafirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma.
- 53/5 1 Semud'u da. Böylelikle (o halklardan kimseyi) bırakmadı. 53/5 2 Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar.
- 89/1 1 Ki onlar, şehirlerde azgınlaşmışlardı. 89/1 2 Böylece oralarda fesadı yaygınlaştırmış-arttırmışlardı.'89/1 3 Bundan dolayı, Rabbin, onların üzerine bir azab kamçısı çarpıverdi.
- 91/1 1 Semud (halkı) azgınlığı dolayısıyla yalanladı;
- 79/3 7 Artık kim taşkınlık edip-azarsa, 79/3 8 Ve dünya hayatını seçerse, 79/3 9 Şüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir.  79/4 0 Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular) dan sakındırırsa, 79/4 1 Artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir.

Son pasajda geçen “Allah korkusu”, tam anlamıyla ‘tuğyan’ın karşıtı olarak kullanılıyor. ‘Korkmak, sakınmak’ anlamına gelen ‘hafe’ fiili ise Kur’an’da ‘taqva’nın (daha doğrusu aynı kökten gelen ‘ittiqa’ fiilinin) eş anlamlısı olarak kullanılır. Aşağıdaki ayette ‘ittiqa, tağa’nın karşıtı olarak kullanılacaktır.

- 38/49-50…55-56 Bu, bir zikr'dir. Şüphesiz muttakiler için, elbette varılacak güzel bir yer vardır. Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır… Bu (böyle işte); gerçekten azgınlar için de muhakkak varılacak kötü bir yer vardır. Cehennem; onlar oraya girerler; ne kötü bir yataktır o.

Yeryüzünde büyüklenerek (ala) memleketin başına geçen Fir’avn, ilahlığını ilan eder (26/29). Halkını fırkalara ayırır, içlerinden güçsüzlerin oğullarını boğazlar ve kadınlarını sağ bırakır. Onun bozgunculardan olması (müfsidin) kendisine Musa peygamberin gönderilmesine neden olur;

- 35/1 5 Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır.

Bu gerçeğe rağmen insanın müstağni oluşu, Allah’a karşı olumsuz bir tavrı anlatır. Kavram, insan için kullanıldığında, mahlukluğunu unutarak, Yaratıcısı Allah’tan herhangi bir isteği ve ihtiyacı olmayan kişiyi hatırlatıyor. Artık o kişi, tek başına ayakta kalabilecek kadar zengin, mutlak olarak kendi kendine yeterli, her şeyden bağımsız, sınırsız bir güç ve iktidar sahibidir. Ancak bir ilahın sahip olabileceği bu durum (gani), Fir’avn örneğinde olduğu gibi, insanın ilahlık iddiasından başka bir şey değildir. Zaten Fir’avn’ın azgınlığına yol açan ilahlık taslama ve büyüklenme (‘uluvv) de buradan kaynaklanıyordu (79/24). Söz konusunu iki kavram (tağa – istiğna) bu surede, insan tabiatının bu niteliğini belirlemek için birbirlerini tamamlar şekilde birlikte kullanılıyor:

- Gerçekten insan azıyor, kendini müstağni görerek (96/6-7).

Rahmetli:
Devamla...

- Gerçekten insan azıyor, kendini müstağni görerek (96/6-7).

Aşağıda verilen ayette ise “istiğna”, “ittiqa”nın karşıtı durumundadır.

- 92/5-10 Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa, Ve en güzel olanı doğrularsa, Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız.  Kim de cimrilik eder, kendini müstağni görürse, Ve en güzel olanı yalan sayarsa, Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız.

“Tağa” ve “istiğna” fiillerinin karşıtı olarak işlenen “ittiqa” fiili, Allah’a karşı olumlu, güzel bir tavrı ifade eder. Buna surenin onbir ve onikinci ayetlerinde değinilmesi, anlam bütünlüğü içinde konuların işlenişini gösterir. “Tağa” ve “istiğna” kavranılan, hemen hemen eş anlamlıları olan “bağa”, “ata”, “istekbera”, “batıra” ve “cebbera” fiilleriyle birlikte  cahiliye toplumunun niteliklerini ve yapısını anlatır. Cahiliye toplumu için hayat sadece bu dünya hayatıdır. Toplumsal yapı, kişisel zenginlik ve iktidarı çoğaltmak için sınırsız bir rekabet üzere kuruludur. Zenginliği oluşturan mal- sermaya yığılımı, kişiye sonsuzluk (ölümsüzlük, 104/1-3), iktidar ve önünde durulmaz bir güç sağlar. Bu, sadece birkaç sermayedarın değil; onların peşinde koşan onlara gıpta eden geniş halk yığınlarının da idealidir. Müstekbirlerle mustaz’aflar arasında gelişen bu toplumsal ilişkiye Kur’an’da sık sık değinilir. (35/31-33). Artık böyle bir toplumda “ahiret”e iman yoktur.

- 90/5-7 O, hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? O: "Yığınla mal tüketip-yok ettim" diyor. Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?

- 18/34-38 (İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: "Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm." Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi. "Kıyamet-saati'nin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım." Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin?" "Fakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam." 

- 75/36 İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor?

Devam edecek...

Rahmetli:
Devamla...

8. Dönüş gerçekten rabbinedir.

“Bu dünya hayatından başka bir hayat yok; ölürüz ve yaşarız” (45/24)  diyen cahiliye inancı, karamsarlık (zulumat) içinde sadece bu dünya hayatı üzerine kuruludur. Buna rağmen onlar, sona ermeyecek bir hayat (hulud) düşüncesine sahiptirler ve buna ulaşma çabasındadırlar. Ancak, sonsuzluk kavramı yine bu dünya hayatıyla ve onun mal – sermaya yığılmasından oluşan tükenmeyecek zenginliğiyle ilgilidir. Kur’an, olaya çok açık bir şekilde değinir:

- Yazıklar olsun diliyle çekiştirip duran kişiye ki, malı toplar ve onu tekrar sayar. Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanır (104/1-3).

Cahiliyyenin gelecek bir hayat için hiçbir şeye inanmamasına karşı, Rasulün getirdiği ilahi mesaj, tam anlamıyla “ölümden sonra diriliş” akidesi üzerine kuruludur:

- 8/67 Geçici dünya malını istiyorsunuz. Halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor
- 34/7 İnkâr edenler dediler ki: "Siz darmadağın olup dağıldığınızda, gerçekten sizin yeni bir yaratılışta bulunacağınızı size haber veren bir adamı gösterelim mi size?"
- 84/13-14 Çünkü o, (dünyada) kendi yakınları arasında sevinçliydi. Doğrusu o, (Rabbine) bir daha dönmeyeceğini sanmıştı.
- 102/8 Sonra o gün, nimetten sorguya çekileceksiniz.

Hüküm gününde Rabbine döneceğini bilerek, “Allah korkusu” insanın tüm benliğini sarmalı ve eylemlerini belirlemelidir, işte bu konumda “taqva” anahtar kelimedir. Sure, “taqva” (Allah korkusu) kavramının oluşum sürecini anlatmaya başlıyor:

9-12. Gördün mü! Men ediyor bir kulu namaz kılarken. Gördün mü! O doğru yolda olduysa veya takvayı emrettiyse!...

Devam edecek...

Rahmetli:
Devamla...

9-12. Gördün mü! Men ediyor bir kulu namaz kılarken. Gördün mü! O doğru yolda olduysa veya takvayı emrettiyse!...

Namaz (salat) sadece Rasulullah Muhammed’in (s.) getirdiği dine özgü değildir. Ondan önceki rasuller ve mü’minler de namaz ile emrolunmuşlardır:

- 21/72-73 Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık. Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi.
- 19/31 "Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti."

İbrahim peygamber, zürriyetini, kıraç bir bölgede inşa edilen Beyt el-Haram’a, salatı (namazı) ikame etmeleri için yerleştirir. Onların namazı ikame edenlerden olması için Rabbine dua eder. (14/37-40). Hacc Suresinde bununla ilgili olarak salat’ın şekli özellikleri açısından temel rükunları açıklanır:

- 22/26 Hani biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiç bir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, KIYAM edenler, RÜKU' edenler ve SECDE edenler için Evimi tertemiz tut."

Zekeriyya peygamberin temiz bir soy için Rabbine duası ve bu duaya icabet; kendine özgü, biçimsel bir nitelikte yapılıyor:

- 3/38-39 Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim, bana katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları işitensin" dedi. O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler..."

Dua, çağrı anlamına geldiği gibi, kulluğun bir anlatımı olduğu için “ibadet” anlamını da içeriyor. Bu açıdan yukarıdaki ayette dua, salat ile hemen hemen eş anlamlı olarak kullanılıyor. Ancak salat ile hemen hemen eş zamanlı olarak kullanılıyor. Ancak salat, duanın özel bir şeklidir. Bu duruma, “o kıyamda namaz kılıyor” ifadesiyle açıklık kazandırılıyor. Başka bir deyişle namaz kılıyorken kıyamda duruş (kaim), Allah’a duanın özel bir şekilde yapılmasıdır.
Maide suresinde geçen: “5/91 Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister." ayetinde ise salat, zikr ile birlikte, aynı kapsamda kullanılıyor.
Tesbih için de bu durum geçerlidir (24/41).
İsra suresinin sonlarında ise namazdaki kıratın niteliğine değiniliyor (17/110).
Böylece fiil olarak “salla”, isim olarak “salat” şeklindeki kullanım, “zikr”, “tesbih” ve kıraat”ı (bunlara bağlı olarak tazim, tekbir, hamd vb) içeren, biçimsel olarak kıyam, rüku, secde düzenine sahip olan duanın özel bir şeklini anlatır.4 Kavramın sahip olduğu özel düzeni, sıralaması, zamanlaması ve hazırlığı (11/114, 4/102-103, 4/43). Böyle bir salat’ın ne için yapılacağı hemen önem kazanır:

-Beni anmak (zikr) için namazı ikame et! (20/14).

Hz. Musa’ya vahyedilen ayetle, “salat”ın, Allah’ın zikri olduğu açıkca görülüyor. Ancak bu zikr, daha önce açıklandığı gibi, özel bir düzen ve disipline sahiptir. Rabb’e gösterilen ta’zimi, teveccühü, saygıyı anlatır. Allah’ın zikredilmesi, O’nun büyüklüğünün, kudretinin ve egemenliğinin açıklanması, bildirilmesidir. Bu ise, mevcut düzenin iktidarına sahip, ilahlığını ilan eden fir’avn’ın otorite ve egemenliğini inkardır. Zikr’in bu önemine şöyle değiniliyor:

- 20/42 "Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın.

Bu durum Resulullah’ın çağı, hatta tüm çağlar için de geçerlidir. İran Şahı Enuşirvan o dönemde, dünya ekonomisi ve siyaseti üzerine etkin bir güce sahiptir. Şah Enuşirvan’ı övmek, ta’zimde bulunmak, gücünü ve kudretini zikretmek için Şair Antere şu dizeyi söyler:

“Salat eder, yönelerek ona her yönden
Yeryüzünün kralları. Çünkü o, onun imamıdır”5

Antere, Şaha olan övgü ve saygıyı, “salla” fiilinin geniş zaman kullanımı olan “tusalli” ile ifade ediyor. Gerçekten şiirde anlatılan salat, necelik ve biçim olarak İslam’daki salat’tan pek farklı değildir. Ama nitelik olarak çok farklıdır. İnsanların yüzlerini çevirerek yöneldikleri nokta anlamına geldiği gibi, “kıble” kelimesinin de eş anlamlısı olan “imam”, Ka’be yerine şahtır. İbadet ise, Allah’a kulluk yerine şaha kulluktur. Cahiliye için geçerli olan bu salat kavramı, Resulullah’ın örneğinde Tevhidi bir esas üzerine ikame ediliyor:

- Rabbin için namaz kıl ve (önünde) saygıyla dur! (108/2).6
-…Artık yüzünü Mescid-i Haram’a çevir! Bulunduğunuz her yerde yüzlerinizi ona çevirin!.. (2/144)

Alak suresinin bütünlüğü içinde “salat”, ‘ikra’ emrinin bir uygulaması olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü dua (çağrı – sesleniş) ve ‘kıraat’, namazın vazgeçilmez ilkelerindendir. Namazda, Allah’ın vahdaniyeti O’na şirk koşulmaksızın zikredilir. O’nun yüce İsmi övgüyle tesbih edilir. Cahiliye bunun, Allah’ın yanında zikrettiği ilahların egemenliklerinin inkarı olduğunu bilir ve hemen tavrını ortaya koyar:

- 39/4 5 Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.
- 96/9 Engellemekte olanı gördün mü? 96/1 0 Namaz kıldığı zaman bir kulu.
- 72/1 9 Şu bir gerçek ki, Allah'ın kulu (olan Muhammed,) O'na dua (ibadet ve kulluk) için kalktığında, onlar (müşrikler,) neredeyse çevresinde keçeleşeceklerdi. 72/2 0 De ki: "Ben gerçekten, yalnızca Rabbime dua ediyorum ve O'na hiç kimseyi (ve hiç bir şeyi) ortak koşmuyorum."

Namaz ile, sosyal ve siyasal düzene hakim olan ‘uluhiyyet’e iman açıklanmaktadır. Namazın sosyo-ekonomik ve siyasal ilişkileri belirleme ve düzenleme etkinliği şu ayetlerde açıkça görülür:

- 29/4 5 Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Muhakkak ki Allah'ın zikri en yücedir. Allah, yaptıklarınızı bilir.
- 11/8 7 Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın."

Bir mü’minin yolculukta, ölüm anındaki vasiyeti için şahit tutulan iki kişinin adaletine ancak ‘namazdan sonraki’ tutumları, münafıkların toplum içinde teşhirini sağlar (5/58, 4/143). Savaş anında bile namazın nasıl kılınacağı bildirilir (4/102-103). Namazın siyasi içeriği ve buna bağlı olarak Müslümanların siyasal bağımsızlıklarının ortaya konulması Cuma günü (Kongre günü), ikame edilen namazda açıkça görülür. Siyasal ve ekonomik bağımsızlığın teşekkülü ve korunması açısından imamın kıldırdığı namazın zekat ile birlikte ele alınışını unutmamak gerekir. Tevbe suresinde olduğu gibi, müşriklerin İslam’ın egemenliğini tanımalarının ölçüsü namaz kılmaları ve zekat vermeleridir (9/5). Olayların bu boyutlara ulaşabileceğinin bilincinde olan müşrik(ler), oku emriyle (elçilik) birlikte, onun uygulamadaki önderliğini de salat ile gerçekleştiren (imamet) Rasulü elbette namazdan alıkoyar!..

4 Yalancı peygamber Tuleyha'nın bir sözü: "Allah'ı ayakta zikredin. Allah'ın, yüzünüzü topraklara sürmenize ve secde ederken aldığınız anlamsız şekillerle ne işi var." "innallahe la yasnau' bita'rifi vucuhikum ve kubhi edbarikum şey'en Fezkurallahe eiffeten kiyamen fe inne'r rağvete es-sarih (Belazuri, Futuh'ül Buldan, Mısır 1932 s.106).
5 Dize Arapça olarak şöyledir:
"Tusalli nahvehu min kulli feccin Muluk'ul ardı ve'h-ve leha imam." (Antere, Divan dize:16)
6"Nehara", göğüs durdu, gögüsledi anlamındadır. Fiile işteşlik anlamını veren "tenahara" türevi ise, karşı karşıya durdu, göğüs göğüse karşılaştı demektir. Fiil kurban edilen bir devenin "göğüs duruşunu ayakta duruşunu" anlatır. Ayetteki "inhar" fiilinin kökünde bu anlam vardır.

Devam edecek...

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa