Anayasa Değişikliği

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GÜNDEMDEKİLER > Ülkemizden > GÜNDEM > Anayasa Değişikliği
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GÜNDEMDEKİLER > Ülkemizden > GÜNDEM > Anayasa Değişikliği
Anket
Soru: Anayasa değişikliği ile ilgili yapılacak olan referandumda oyunuz ne olacak?
Evet
Hayır
Kararsızım
Sandığa Gitmeyeceğim
Geçersiz Kullanacağım

Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Anayasa Değişikliği  (Okunma Sayısı 36252 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
erbaiin
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 845



« Yanıtla #75 : 08 Eylül 2010, 05:32:08 ÖS 17 »

Referandum ve Bizim Radikaller
-Ömer Şevki Hotar-

 
   
Referanduma günler kala tartışmalar, ağız dalaşları ayyuka çıktı.

Toplumun her katmanından, bütün kesimler, referandum ile ilgili görüş ve düşüncelerini dile getirmekteler. Bu açıklamalardan kiminin ideolojik, kiminin pragmatik, kiminin art niyetli, kiminin samimi ve iyi niyetli olduğu gözden kaçmamaktadır.

Bu arada kendini “İslamcı” olarak niteleyen veya “radikal İslam” “siyasal İslam” tanımlamalarından yüksünmeyen kesimler de referandumla ilgili kanaatlerini son dakikada izhar etme ihtiyacı duydular. Böyle bir açıklama kaçınılmazdı… Fakat aynı zamanda bu kesim için izahı zor bir çelişkiyi de ortaya çıkarıyordu. Bu açıklama kaçınılmazdı; çünkü onlar da bu dünyada, bu ülkede ve bu toplumda yaşıyorlardı. İçinde yaşadıkları toplumda olan biten her şeyden, doğrudan ya da dolaylı olarak kendileri, aileleri, çoluk-çocukları etkileniyordu. Üstelik son dönemdeki tartışmaların odağındaydılar ve yegâne hedef kendileriydi. Dolayısıyla suskun kalamazlardı. Oysa yıllarca toplumda, özellikle siyasal alanda olup bitenleri, “Müslümanları ilgilendirmeyen, sistem içi mücadeleler” olarak nitelemiş, kayıtsız kalmışlardı. Fakat şimdi bir açıklama yapmayı lüzumlu gördüler.

Evet, bir açıklama yaptılar… “Hayır” diyecek, sandığa gitmeyeceklerdi. Gerekçeleri kırk yıl öncekinin aynıydı… “Bu referandumda ‘Evet’ demek tağuti bir sistemi benimsemek ve gayri İslami bir anayasayı kabullenmek demekti.” “Bu ise şirk veya küfrü gerektiren bir durumdu…”

Elbette insanların kafa yorarak vardıkları kanaatleri saygıdeğerdir ancak sadece kendilerini bağlar. Bu tercihlerinden dolayı kimsenin bir başkasını zorlamaya hakkı olmamalıdır. Fakat ne garip tecellidir ki; yıllarca, bu rejim içinde oy kullanmanın küfür olabileceğini iddia eden nice gruplar, insanlar, bu gün bırakın oy kullanmayı, mevcut partilerden milletvekili, belediye başkanı olmakta bir beis görmemekte, hatta bunlara destek vermeyi İslami bir görev addetmekteler.

İşte bu sebeple, ben âcizane, öyle her meseleyi imani-akidevi bir kapsamda değerlendirerek keskin ve kesin yargılarda bulunmanın, günün birinde, ayağı yere basan insanı mahcup edeceğini düşünmüşümdür ve bu tavrı “Haricilerin” tavrına benzetmişimdir.

Küfrün de, imanın da hep bir şuurla, kasıtla ortaya çıkacağını, öyle içtihadı kanaatlerle, siyasi duruşlarla insanların kâfir veya müşrik olmayacaklarını düşünmekteyim. Çok çok, bu kardeşlerimize kanaatlerinde yanıldıkları söylenebilir.

Doğrusunu söylemek gerekirse ben bu tarz kanaat değişikliklerini de doğal buluyor, çok da yadırgamıyorum. Fakat yadırganması gereken hususun; insanların kendi kanaatlerini birer vahiy gibi başkalarına dayatmaları olduğunu düşünüyorum.

Başa dönersek; Müslümanlar olarak içinde yaşamaya mecbur olduğumuz ülkemizde, olup biten her hadise bizleri de, -az ya da çok- mutlaka etkilemektedir. Hele de bugünkü gibi bütün planların, projelerin Müslümanların imhasına yönelik olduğu bir ortamda, “bunlar sistem içi mücadelelerdir” diyerek olan bitene kayıtsız kalmak ancak vurdumduymazlıkla ifade edilebilir. Bu gün, bir Müslüman’ın “sistem içi bu mücadeleler bizi ilgilendirmez” demesi için ya uzayda yaşıyor olması ya da yirmili yaşların altında olması lazımdır.

Her türlü baskıya, zulme uğrayan, kamusal alan bahanesiyle kamudan tard edilen, ordudan, okuldan, devlet dairelerinden ihraç edilen, her türlü tehdide, şantaja, hakarete maruz kalan, birinci sıradaki iç tehdit olarak görülen, üzerinde en acımasız imha planları yapılan, fişlenen, dinlenen, her an takip ve gözetim altında tutularak canından bezdirilen Müslümanlar iken, “bütün bunlar sistem içi mücadelelerdir ve bizi ilgilendirmez …” demekte bir anormallik yok mu sizce?

Hayatına kastedilen bir Müslüman, nasıl olurda böyle ayağı yere basmayan, hayattan kopuk hatta biraz uçuk bu tür telkinlerde bulunabilir?

Bir şiir okuyana iki yıl, Kudüs gecesi iştirakçisine on beş yıl hapis cezası veren, başörtüsü eylemine katılana idam cezası talep eden hukukçuların bu kadar acımasız ve pervasız olduğu bir ülkede, bu kaosu kısmen de olsa giderecek bir düzenlemeye karşı çıkmanın ya da kayıtsız kalmanın akılla, mantıkla izahı mümkün müdür?

Bu dehşet ortamının giderilmesine destek vermek, niçin “tağuti şirk düzenine onay vermek” manasına gelsin? Tevhidi duruşu niçin zedelesin? Kur'an davetini neden engellesin?

Bir tarafta gözünü nefret bürümüş, tırnaklarını Müslümanların gırtlaklarına geçirmeye çalışan statükodan yana bir kesim veya kişiler var. Diğer tarafta zulme ve haksızlığa itiraz eden; hakkaniyetten, insani değerlerden yana bir kesim veya kişiler var ise ikincileri tercih etmek (eğer acı çekmekten zevk alan bir mazoşist değilseniz) niçin küfrü tercih etmek olsun?

Resulululah’ın (a.s.) tavsiyesiyle, adil olduğu söylenen Habeş Kralı Necaşi’ye sığınan Müslümanlar, Hıristiyanlığı mı tercih etmiş oldular? Ve ya gayri İslami bir düzeni mi onayladılar?

Pratik hayattan bu kadar kopuk bir din anlayışının ütopya olmaktan öte bir anlamı olur mu?

Bırakınız Türkiye’yi; faraza Almanya’da yaşıyor olun… Seçimler esnasında İslam’a ve Müslümanlara karşı gayz ve nefretle dolu, acımasız bir parti liderine karşı yine Hıristiyan ama insaflı, daha insancıl ve merhametli bir diğer lideri tercih etmek niçin mümkün olmasın? Despotizmi kısmen de olsa engellemeye Evet demek niçin küfür sayılsın?

Unutmayınız ki: Rumların (Bizans) putperest olan Perslere karşı mağlubiyeti, Resulullah’ın da (a.s.) içinde bulunduğu Müslümanları üzmüş, Allah’ın; Rumların üç ila dokuz yıl içinde galip geleceği müjdesi ise sevindirmişti. E, insaf ediniz, bugünkü yöneticiler Rumlar kadar olsun desteği hak etmiyorlar mı?

Çok bunaldıklarında müşriklerden bile eman almakta beis görmeyen Nebi (a.s.) ve ashabını niçin görmezden gelirsiniz? “Onlar eman aldılar ama dinlerinden taviz vermediler” deniyor. Sizden taviz isteyen kim? İslami taleplerinizi elbet sürdürün. Fakat siz eman almanın bizatihi kendisini taviz sanıyorsunuz.

Her gün medyada, çetelerin korkunç planları yayınlanmıyor mu? İstanbul’un üstüne çökecek adamların, tıpkı İsrail’in yaptığı gibi acımadan tepeleyecekleri insanlar Müslümanlar değil mi? Başlıklar halinde bile bu yazıya sığmayacak sayısız tuzak Müslümanlara kurulmuyor mu? Ve bir yürekli adam, ekibiyle birlikte çıkmış, bu kirli oyunu deşifre ediyor, engellemeye çalışıyor. Dinine bile bakmadan böyle birine destek vermek gerekmiyor mu? Nerde kaldı ki bu insanların samimiyetleri, cesaretleri, özel hayatlarındaki İslami hassasiyetleri, risk almaya pek de yanaşmayan, tuzu kuru İslamcı kardeşlerimizden hiç de geri değildir. Bütün bunlar, onların eksiksiz olduğu, eleştirilmeyecekleri ve İslami taleplerimizi sürdürmeyeceğimiz anlamına kesinlikle gelmeyeceği gibi mevcut sisteminde İslami olduğunu söylemek saflığına düşmeyi gerektirmez.  

Hasbelkader gayri İslami bir sistem içinde yaşamak zorunda olan bir Müslüman, sistemin sahiplerinden, Müslümanlar lehine birtakım düzenlemeler yapılmasını talep edemez mi? Bazı haklar isteyerek, Müslümanların aleyhine gördüğü kimi yasaların kaldırılmasını veya değiştirilmesini isteyemez mi? Veya bu tarz talepleri sistemi onaylamak anlamına gelir mi? Yoksa ‘ya anayasayı toptan değiştirin ya da Müslümanlar lehine de olsa kısmi değişiklik istemiyorum’ mu demeliyiz? Oysa aynı kardeşlerimiz, başörtüsü ve Kürt meselesi diye takdim edilen konularda sistem içi taleplerde bulunmakta nedense sakınca görmüyorlar. Bu da başka bir tuhaf çelişkidir.

Nerde kaldı ki; 12 Eylül referandumunda anayasaya “Evet” denmeyecek, bilakis mevcut anayasanın en azından yirmi altı maddesine hayır demiş olacağız.

Bu kesim tarafından bir başka çekince de şu sözlerle ortaya konuyor: “anayasa değişikliği kabul edilirse ne değişecek(?)” böyle bir soruyu sormak için insanın basiretinin bir hayli bağlanmış olması gerek.

“Ne değişecek”miş(?) On yedi bin faili meçhul cinayete yenileri eklenmeyecek… Milyonlarca insan fişlenmeyecek, dinlenmeyecek, izlenmeyecek. Canı sıkılan, üç günde bir darbe yapmaya yeltenerek yüz binlerce insanın canını yakmayacak. Tehditler, şantajlar sona erecek. Şiir okudu diye insanlar yıllarca hapis yatmayacak, başörtüsü eylemine katılanlar idamla yargılanmayacak. İnönü Üniversitesinin sabık Rektörü, televizyonlarda halkın gözüne bakarak; “yüzde doksanla da iktidara gelseniz bu ülkede bizim dediğimiz olur…” deme cüretini gösteremeyecek… Kimse halkı birbirine kırdıramayacak, heronları düşürme planı yapamayacak, köyler yakılamayacak, kimseye pislik yedirilemeyecek, ülkeyi ele geçirerek millete kan kusturmaya çalışan çeteler tasfiye edilecek… Yüksek yargıyla Apo işbirliği yapmayı tasarlayamayacak… Müslümanlar iç düşman olmaktan çıkacak, irtica bahanesiyle olmadık zulme maruz bırakılanlar yakalarını hınç dolu bu adamların ellerinden kurtaracak… Sadece İstanbul’da bir gecede iki yüz elli bin Müslüman toplama kamplarına alınamayacak, acımasızca tepelenemeyecek, kimse İstanbul’un üstüne çökemeyecek, ülke sathında adı sanı biraz duyulan her Müslüman’ın ismi kara listelere alınamayacak vesaire, vesaire, vesaire… Say sayabildiğin kadar… “Ne değişecek”miş(?) el insaf…

Peki, bu değişimlerin hangisi İslam’a muhalif? Hangisi tevhidi duruşu engeller? Ya da hangisi; “Kur’ani daveti gölgeler?”

Kimi İslamcıların(!) bu kararı herhalde en çok Ergenekoncuları sevindirecektir. Ne tuhaf bir ülkede yaşıyoruz! Statükocular; “bunlar şeriatı getirecekler” diye “Hayır” diyorken… Bizim radikaller de; “bunlar şeriatı getirmeyecekler” diye ‘sandığa hayır’ diyorlar…

Evet, ‘bir ibadet duyarlılığı içinde’ olmasa bile ben de sandığa gidecek ve “Evet” diyeceğim. Fakat Kur’ani taleplerimden de hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim.
Logged
erbaiin
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 845



« Yanıtla #76 : 10 Eylül 2010, 03:25:17 ÖS 15 »

EVET
-Ahmet Altan-



Türkiye için tarihî dönemeçlerden biri olan referanduma çok az kaldı.

Tarih yaklaştıkça “evet” oyları da artıyor gibi gözüküyor.

AKP’nin genel seçimlerde yüzde 47’ye tırmanacağını tek bilen ve bunu bildiği için küfürlerle karşılaşan Tarhan Erdem, daha sonraki yerel seçimlerin sonuçlarını tutturamamıştı.

Yerel seçimleri ise Adil Gür nerdeyse yüzdesine kadar bilmişti.
Şimdi bu iki araştırmacı da “evet” oylarının “hayır” oylarından fazla olduğunu söylüyorlar ama aralarında yaklaşık beş puanlık bir fark var.

Kimin haklı olduğunu göreceğiz.

Ama yerel seçimlerdeki araştırmaları başarısız olan Tarhan Erdem’in, yeni bir başarısızlıkla karşılaşmamak için çok ciddi çalıştığını, ince eleyip sık dokuduğunu tahmin etmek zor değil.

Umarım araştırmasının sonuçları doğru çıkar.

Referandumda “evet” çıkması bu ülkede çok ciddi bir dönüm noktası olacak çünkü.

Halkı ve siyaseti, ordu ve yüksek yargı maşasıyla kontrolünde tutan Kemalist rejim, demokrasi karşısında gerileyecek, yeni bir anayasanın yolu açılacak.

Referandum tartışmasında, “hayır” verecek olanlar, oylanan değişimlerin “rejimi değiştireceği” konusuna değinmeden, bu referandumun “AKP’ye yarayacağını” söyleyerek “evet” verilmesine karşı çıkıyorlar.

Bu referandumda aldığımız tavır, “muhalefetimizin” rengini de belli
ediyor.

AKP muhalifleri, “hayır” diyor.

Rejim muhalifleri de “evet” diyor.

“Rejim muhalifleri” ile “parti muhalifleri” arasında bir çatışma bu.

Düşünce sisteminizin, hayatınızın, muhalefetinizin odağında, kurulalı daha on yıl olan ve on ay sonra seçime girmeye hazırlanan siyasi bir parti varsa, “hayır” deyin.

Ama, mücadeleniz seksen yıllık bir baskı rejimine karşıysa, Kürtleri, Sünni dindarları, Alevileri, solcuları ezen, onları ikinci sınıf vatandaş konumuna getiren, Kürtlerin diline, Sünnilerin başörtüsüne, Alevilerin ibadethanesine, solcuların fikirlerine müdahale eden, bu grupları ezen, acı çektiren bir rejimin değişmesini istiyorsanız, bu referandumda “evet” diyerek sistemde büyük bir gedik açma imkânına sahip olacaksınız.

Kemalist devletin ayakta kalması için çaba gösteren, kaos yaratan, insanları öldüren, devlet içindeki Ergenekon türü çetelerin soruşturulmasını istiyorsanız, bunları soruşturan savcıların engellenmesine karşıysanız, “evet” demek amacınıza ulaşmakta önemli bir mesafe kat etmek anlamına gelecek.

Çağdaşlığı “Batılılar gibi giyinip, Batılılar gibi yemek yemek” sanan ama Batılılar gibi demokrat olmayı reddeden, halkı küçümseyen, halkın taleplerinden rahatsız olan, kendilerine benzemeyenlerden nefret eden, onları orduyla ve yargıyla korkutmaya uğraşan Kemalist rejimin sahiplerinin referandumda “hayır” demesi anlaşılır.

Onlar kendi” düzenlerini” korumak istiyorlar.

Ordu ve yargı, siyaseti kontrol edebilsin istiyorlar.

Peki, ya bu referandumda “hayır” demeye hazırlanan ya da bu referandumu “boykot” eden acı çekmiş kitleler.

Onlar bütün acıların “nedeni” olarak AKP’yi görüyor ve gösteriyorlar.
Gerçek böyle mi?

AKP, siyaset sahnesine girmeden önce Kemalist rejimden çok mu hoşnuttunuz?

Bu rejim size çok mu iyi davrandı?

Bu rejim sürerse gerçekten mutlu mu olacaksınız?

Güneydoğu’daki faili meçhulleri AKP mi yaptı, Sivas katliamında “sosyal demokratlar” iktidarda değil miydi, Gazi Mahallesi’ndeki olayları derin devletin kışkırtıcıları yaratmadı mı, solcuları hapislere Kemalist darbeciler koymadı mı?

Bu ülkede bütün bu acıları devlet ve onun içine yerleşmiş darbecilerle çeteciler yaşattı.

Şimdi onlarla çok kritik bir noktada hesaplaşmaya hazırlanırken, nasıl oluyor da “sistem muhalifi” olarak yola çıkan insanlar birdenbire “parti muhalifine” dönüşüyorlar?

AKP, bir kolu bu sistemin içinde, bir kolu sistemin dışında bir parti, Şemdinli’de sistemle birlikte hareket ederken, Anayasa değişikliğinde sisteme karşı çıkıyor.

AKP’nin “sistemin içindeki” kolunu gösterip, onun “sisteme karşı olan” kolunu kesmeye çalışmak kimin işine yarar, ezilenlerin mi yoksa sistemin mi?

Siyasi partiler gelir gider.

Ama sistemler öyle kolayca gitmezler, onları değiştirmek için çok
daha büyük mücadeleler gerekir.

Şimdi elimizde büyük bir fırsat var, bu sistemin en önemli mekanizmasını değiştirebiliriz.

Ben kendimi bildim bileli bu sisteme karşıyım, değişmesini istiyorum, değişmesini sağlayacak her adımı, o adımı kim atarsa atsın sonuna kadar desteklerim.

“Evet” çıkmasını ümitle bekliyorum.

Çünkü bu “evet”, zalim bir sistemin temeline şahmerdan gibi vurup, o temeli kıracak.
Logged
gurbetci
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76



« Yanıtla #77 : 12 Eylül 2010, 11:04:19 ÖÖ 11 »

Yer Almanya'nın küçük bir kasabası Kamen ..Tarih:11 .09.2010 Saat:10.10 Trene bindik.12'ye doğru doğru Düsseldorf Havaalanına vardık.14.30 Uçağıyla İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanına geldik.İkindi namazını  kıldıktan sonra oy verme işlemi için sandıklara gittik.Sizler için,vatanımız ,milletimiz için ,çocuklarımın ve çocuklarımızın geleceği için "EVET"dedik.Yatsı namazını yine havaalanının mescidinde eda ettikten sonra bu seferde İstanbul'dan saat 22.50'de Köln Havaalanına hareket ettik.Türkiye saatiyle 02.00'de ordaydık.oradan 3 aktarmayla 12.09.2010  TS ile 06.00'da evde idim.Sabah namazımı kılıp Allah'a çok istedim halde ;(maddi olarak eksilerde olduğum için,) son anda karar vererek bana bunu nasip ettiğine hamdettim.
Logged
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1182


« Yanıtla #78 : 12 Eylül 2010, 11:18:47 ÖÖ 11 »

Bütün seçimler ilahlık yarışıdır.Allahın hükmüne rağmen hüküm çıkarıp insanların üzerine tahakküm kurma ve kendi çıkardıkları hükümlere uydurmanın yarışıdır.bir müslümnan için bunların seçimlerinnin seçmeni olmak değil,Allah ın hükmümünün olduğu halde çıkartılan VE TOPLU OLARAK ŞİRK OLAN ŞİRK ANAYASA KİTAPÇIĞINI VE BÜTÜN HÜKÜM KOYAN BEŞER TAĞUTLARI RED ALLAH A KULLUĞUĞA DAVET DİNİNİN İSMİDİR İSLAM DUYURULUR TÜM VİCDAN SAHİPLERİNE.ve peygambere mekke müşriklerinin başlımıza seni geçirip ,sana mülk verelim ve sen bu davanı esnet teklifine resulullahın reddi gibi red gerek,başa geçip allahın hükmüne rağmen yeni hükümler çıkarmak AKIL ÜRÜNÜ OLSADA NAKİL [VAHİY]ÜRÜNÜ DFEĞİL VE RABBANİ METODDAN UZAK TIR..

nahl süresi36- Andolsun, Biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.


ahsab .36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
Logged
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1182


« Yanıtla #79 : 12 Eylül 2010, 11:44:10 ÖÖ 11 »

sandığa gitmeyeceğim inşallah.

cezası 22,5 TL imiş sanırım.


dini ile dünyası arasında zoraki olarak zorlananlar DİNLERİNDEN DEĞİL DÜNYASINDAN TAVİZ VEREBİLİRLER,

HİCREDLER BUNA ÖRNEKTİR....NASIL OLSA GERİ DÖNÜP HESAP SORMAK İÇİN CEHD EDLİR VE RABBİSİ TARAFINDANDA YARDIM GÖRÜRLER İSLAMA TESLİM OLUP DÜNYAYA REST ÇEKENLERE....
Logged
hakanalper
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 158


bana gelince; düşmanlarmdan daha fazla ya$ayacagm!


WWW
« Yanıtla #80 : 12 Eylül 2010, 12:56:03 ÖS 12 »

muslumanlardan;  senin lafına gore cıkarılan sonuc...

ya gurbetci taguta uyan bir murted... zira o oyle degilse sen muslumana murtedlik yapıyorsun diyen bir şahıs konumuna dusuyorsun ki..

cok kotu bi durum ..

bu durumda senin yorumuna gore... kesinlikle birinizden biri murted...

Allah hayra cıkarsın...
Logged

İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahse... Nur-15
gurbetci
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76



« Yanıtla #81 : 12 Eylül 2010, 01:19:15 ÖS 13 »

Daha önce yazdığım şeyi kopyalayıp yapıştırıyorum.
Doğduğumuzdan itibaren herşeye EVETdedik .Okula gittik hergün yemin ederek içeri girdik.Bu sistemin öğrencisi,öğretmeni ,hocası ,memuru olduk buna"EVET"dedik.Tatil günlerini  kabul ettik.Mahkemelerini ,okulunu,hastanesini her türlü kurumuna "EVET"dedik.Çocuğunu okula yazdırmayıp boykot eden  arıyorum.Öğretmen ,hoca olup aylıkları hesaba yattıktan sonra konuşan değil.Bu düzenin memuru olmam diyeni arıyorum..Cumartesiyi,pazarı kabul etmiyorum deyipte ,patronunu boykot edeni arıyorum.Arkadaşlar nerede olursanız olun tarafsınız...Ben "EVET"tarafındayım.Mazlumların tarafındayım.28 Şubatın bir daha gelmemesi için,12 Eylül ve daha önceki darbelerde bu millete maddi manevi çile ,zulüm,işkence ,acı çektirenlerin tarafında olamam.Boykot ederekde; istesenizde istemesenizde bir taraf olacaksınız.Allah bize sadece refarandumu sormayacak...Şimdiye kadar hayatın her alanında ,herşeye"EVET"deyip, "Aman menfaatlerime dokunmayın da ne yaparsanız yapın "deyip,sonra önüne sandık gelince BOYKOT ediyorum yada HAYIR diyorum demek.............ne kadar anlamlıdır?
Logged
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1182


« Yanıtla #82 : 12 Eylül 2010, 01:19:24 ÖS 13 »

sende MALİK Mİ OLUYORSUN KARAR MERCİSİ OLARAK...VEYA FESAD
Logged
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1182


« Yanıtla #83 : 12 Eylül 2010, 01:26:41 ÖS 13 »

Daha önce yazdığım şeyi kopyalayıp yapıştırıyorum.
Doğduğumuzdan itibaren herşeye EVETdedik .Okula gittik hergün yemin ederek içeri girdik.Bu sistemin öğrencisi,öğretmeni ,hocası ,memuru olduk buna"EVET"dedik.Tatil günlerini  kabul ettik.Mahkemelerini ,okulunu,hastanesini her türlü kurumuna "EVET"dedik.Çocuğunu okula yazdırmayıp boykot eden  arıyorum.Öğretmen ,hoca olup aylıkları hesaba yattıktan sonra konuşan değil.Bu düzenin memuru olmam diyeni arıyorum..Cumartesiyi,pazarı kabul etmiyorum deyipte ,patronunu boykot edeni arıyorum.Arkadaşlar nerede olursanız olun tarafsınız...Ben "EVET"tarafındayım.Mazlumların tarafındayım.28 Şubatın bir daha gelmemesi için,12 Eylül ve daha önceki darbelerde bu millete maddi manevi çile ,zulüm,işkence ,acı çektirenlerin tarafında olamam.Boykot ederekde; istesenizde istemesenizde bir taraf olacaksınız.Allah bize sadece refarandumu sormayacak...Şimdiye kadar hayatın her alanında ,herşeye"EVET"deyip, "Aman menfaatlerime dokunmayın da ne yaparsanız yapın "deyip,sonra önüne sandık gelince BOYKOT ediyorum yada HAYIR diyorum demek.............ne kadar anlamlıdır?




boykot değil red edmekle hemdee şirk anayasasının hepsini,
gurbettçi kadeş sizin sayıp evet dediklerimizi evet derken bilmiyordum,ve bu günde rabbimin yardımıyla araştırarak idrak ettim VE ÖRNEKLİKLERLEDE yaşamaya çalışıyorum.bi örneklik istemişsiniz ve elhamdulillah ASKERLİK KONUSUNDA enver aydemir KADEŞİMİZ ASKERLİĞİN DEVLET TANRISINA KULLUK OLDUĞUNUN VE İSLAM DİNİNİN GEREĞİ OLARAK YAPMIYORUM DEDİ VE RABBİMİZDE YARDIM TTİ KARDEŞİMİZ ŞİMDİ SEBEST..

Saydıklarınızın hepsinde ayrı bir örneklik sergilenmesi ve bunuda bizim yapmamız lazım ve zaten bunun gayretindeyim,YANİ ARTIK ÖRNEK HAYATLAR ANLATMA ZAMANI DEĞİL,ÖRNEK OLMA ZAMANIDIR VE HER MÜSLÜMAN KENDİ KURTULUŞU İÇİN BUNU YAPMASI LAZIM..
Logged
erbaiin
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 845



« Yanıtla #84 : 12 Eylül 2010, 01:49:11 ÖS 13 »

muslumanlardan...uslubuna biraz daha dikkat et ! verdikleri kararlardan ötürü insanların  imanını sorgulama edebsizliği  hakkını kimse kendinde görmemeli.



Adım Adım Özgürlüğe…

-Bülent Şahin Erdeğer-

 
   

“Devrimci Bir Hamle: Evet” başlıklı yazımız kimi kardeşlerimizin tepkilerine neden oldu. Makalenin hedefi söz konusu referandum vesilesiyle camiamızın sorgulanamazlarını sorgulamak, farkında olmadan üretilen kimi taassub noktalarına dokunmaktı. Muhafazakar kimi cemaatlerin kendi fikirlerini, öncü şahsiyetlerini mutlaklaştırdıklarında onlara söylenen sözlerin onda biri dahi makalemizde ifade edilmemişken kimi kardeşlerimizden bir hayli öfkeli mesajlar aldık. Oysa bizler Tevhid ve Adalet yolunda Allah’ın varlığını bile gönül rahatlığıyla tartışabilmiş, binlerce yıllık geleneksel birikimleri özgür düşünce adına sorgulayabilmiş bir ıslah geleneğinden geliyorduk. Kendi aramızda da bu özgür düşünce standartlarını herhalde uygulayabilirdik. Öze dönüşü, özeleştiri bilincini, fikirlerin donuklaştırılmamasını, kişilerin putlaştırılmamasını, bir gruba karşı olan kinin bizleri adaletten uzaklaştırmayacağını en fazla vurgulayan da yine bizim camiamız değil miydi?

O halde söz konusu makale de rahatlıkla bir fikir zenginliği olarak görülebilirdi. Ama bu satırların yazarı da biliyordu ki özgür düşünceyi, sorgulamayı, akletmeyi en fazla vurgulayanlar bile eleştirdikleri muhafazakar tepkiyi farkında olmadan kendileri de bir süre içselleştirebilirler…

Söz konusu makalemiz aslında biraz da referandum meselesini vesile edinerek işte bu fikirsel benzeşmeyi/eleştirilen donukluğun içselleştirilmesi vakıasına dikkat çekmek için Evet adımını, “Devrimci Hamle” olarak tanımladı. Devrimin bir heyûlâ, bir Süpermen projesi olmadığını, Devrimin ya da kendimize ait daha sıcak tanımlamasıyla “İnqılab”’ın asla ve kat’a “İhtilâl” olmadığını unutmamak için Evet ile Devrim arasında bir bağ kurdum. İnqılab yani “dönüşüm” bir anda gerçekleşen bir sıçrama değil ıslah yoluyla gerçekleşen adım adım oluşan bir evrimin sonucudur. Bu sebeple İnqılabı hedefleyenler doğal olarak ıslahı öncelemelidirler. Sosyal/Siyasal ve Bireysel Islah ta bu küçük adımların bütününden ibarettir. İşte bu sebepledir ki politik düzlemde atılan küçük bir adım aynı zamanda devrimci bir hamledir de. Ama devrimi çok ötelerde gerçekleşecek bir sürpriz olarak görüyorsanız önünüzdeki küçük adımları küçümseyecek, bu adımları devrimci hamle olarak tanımlanmasını “abartılı” bulacaksınız doğal olarak…

Şayet bu açıdan bakarsanız işte o zaman Şah sisteminin başbakanı Musaddık’ı sırf halk destekledi ve şah sistemini zayıflatıyor diye Şeriati gibi destekleyebilirsiniz. Aynı tavır ve fıkıhlara Malik b. Nebi’de, Mevdudi’de, Fadlullah’ta ve pek çok İslam düşünüründe bulabilirsiniz.

Bir önceki makalemizde Batı tarzı demokrasi olumlanmamasına rağmen bizi demokrat olmakla itham edenler bile çıktı. Kimileri ise korkularını dile getirerek bugün bunu tartışırsan yarın da laikliği tartışırsın dedi. Bir başkası ise Allah’ın Hükmü’ne karşı Tağut’u tercih ettiğimizi(!) bile ileri sürebildi. Oysa makalede okuyucuyu tahrik eden/harekete geçiren unsur demokrat olma değil, kendi İslam yorumunu mutlaklaştırarak diğer kardeşini mahkum etmenin yanlışlığının vurgulanmasıydı.

Söz konusu tartışmanın ikinci ayağını ise “Demokrasi” konusundaki sorgulanmamış mutlakiyetçi/toptancı katı tutum oluşturuyor. Oysa bu da tartışılması, olgunlaştırılması gereken dogması olmayan bir alandır. Sonuçta “Halkın/İnsanın egemenliği” mefhumu, insanın Allah’ın mı yeryüzünün mü Halifesi olduğu sorusuyla yakından irtibatlıdır. Halkın egemenliğini/özgür iradesini Allah’ın egemenliği/iradesine rakip görme algısı bilindiği üzere Batı Düşüncesinde varolan bir öncüldür. Bu sebeple Batı zorunlu olarak dünyevi olanla uhrevi/dinsel olanı ayırmıştır. Lakin İslam Düşüncesinde özellikle ilk dönem Kur’an Nesli’nde böyle bir algı yoktur. Çünkü Kur’an’ın inşa ettiği “Tevhid” yani bütüncül bakış ilk nesle hakim olduğundan Muhammed (as) döneminde ve ilk iki halife döneminde İnsanın egemenliği Allah’ın egemenliğinin/rızasının gerçekleşmesinin sonucu olarak görülmüştür. Üçüncü ve Dördüncü halife dönemindeki bozulmalar yönetimi bir kaosa sürüklemiş, daha sonra iktidarı darbe yoluyla ele geçiren Muaviye saltanatı halkın egemenliğini iptal ederek despotun Allah adına egemenliğini yürürlüğe sokmuştur. İşte bu tarihsel kırılma sonrası yaşananlar Batı’nın yaşadığı tecrübenin aynısı olmasa da paralelinde yürüye gelmiştir…

Diğer yandan Daha sonra Safevî İktidarıyla ortaya çıkan “kurumsallaşmış Şiilik” te “Kutsal/İlâhi Devlet”i teorize etmiştir. Sonuç olarak gerek Sünni gerekse de Şii devlet algısı hem din ve dünyayı ayıran hem de paradoksal olarak dünyada hükmeden devleti/sultanı kutsal kılan anlayışı teorize ve pratize etmiştir. Bu olgu Adaletinden çok başına buyrukluğu vurgulanan bir Allah tasavvuruna, O Allah tasavvurunun ürettiği bir kaderciliğe ve insanın özgür iradesinin silikleştirilmesine kadar her alana etki etmiştir. (Konuyla ilgili ayrıntılı tartışmaları Üstad Muhammed Abduh’un yaklaşımlarında bulabiliriz: bkz. “Al-Amâl’ul-Kâmilah lil-İmam Muhammed Abduh, Tahkik: Muhammed Ammâra, Daruş Şuruk, Cilt-1, ve Muhammed Ammara’nın “İslam Devleti” (Endülüs Yay.)

Bu sebeple İnsanın özgür iradesinin Allah’ın hükmüne rakip ya da ona alternatif olduğunu düşünmek için önce bu iki iradeyi birbirinden ayırmak ve prometheci bir insan ve ahlaki/adil olmayan bir Zeus Tanrı tasavvuruna sahip olmak gerekiyor. Bu sebepledir ki Tevhid ehli bir Müslüman asla Batılı anlamda bir demokrat olamaz, buna da ihtiyacı yoktur. Gerek Abduh, gerek Ammara gerekse de Şeriati buradan kalkarak Batı tarzı Demokrasiyi eleştiriyorlar. Ancak Selefi/Sünni ya da Klasik Şii okumaların Demokrasi düşmanlığı böylesi bir analizden çok sultancı/imama mutlak itaatçi tasavvurlarından kaynaklanıyor. Bu sebeple bu algı sahipleri halkın iradesinin yeryüzünde egemen olmasını “tuğyan” olarak görebiliyorlar. Oysa Tuğyan fiilinin Kur’an’da sadece despotlar ve istişareye kulak asmayanlar için kullanıldığını göz ardı ederek. Kur’an çok açık biçimde kafir olma iradesine bile açık özgürlük tanımışken bu algı sahipleri “İslam Devleti” tasavvurlarında yukarıdan aşağıya doğru tüm toplum kesimlerini ilzam etmeyi düşünüyorlar. Muhalefet etme hakkının günahkarlıkla eşdeğer duruma düşürüldüğü Kutsal/İlâhi bir devlet anlayışının Afganistan’ı ve İran’ı şuan ne duruma getirdiğini ise hep beraber izliyoruz…

Bu sebepledir ki gerek ilk dönemde ümmetin Resul’ün vefatının ardından neden kutsal/ilahi bir devlet kurmadığını aksine olabildiğince tartışma ve istişareye açık bir toplum düzenini işlettiğini anlayabiliyoruz. Ardından Tevhid ve Adalet Mektebi Mutezile’nin ve genel olarak Sünni Düşünce içerisinde Ehl-i Rey Mektebinin dillendirdiği İnsanın özgür iradesine yapılan vurgu da buradan kaynaklanıyor. Bunun günümüze yansıyan hattı ise Üstad Abduh’un sistematize ettiği Islah hattıdır. 

Şimdi gündeme geri dönecek olursak, Bugün referandumda Tevhid merkezli Müslümanların nasıl bir tavır alması gerektiği ve bu konuda dönüşüm/inqılab yolunda bir hamle olduğu konusu geçen ayki Haksöz dergisinde ayrıntılı biçimde işlenmişti. Söz konusu destek tavrını itikadi alana taşıyarak tavırsızlığı sahih bir tavırmış gibi algılayan kimi kesimlere ise Haksöz’ün son sayısında (Eylül 2010) sayısında özellikle Rıdvan Kaya, Yılmaz Çakır ve Musa Üzer’in kaleme aldıkları makaleler ile cevaplar verilmiş. Bu açıdan benim burada uzun uzadıya ayrıntıya girmeme gerek yok. Merak eden kardeşlerim bu yazarların makalelerine başvurabilirler. Ben bu güncelliğin arkasına yatan teorik arka plana ve tasavvurlardaki donukluklara, algı yanılsamalarına dikkat çekmek istemiştim. Taşlayanlar kadar açtığımız özgür düşünce kapısından girip korkularından sıyrılarak dogmaları sorgulayan kardeşlerim de oldu. Üstad Şeriati’nin bir ayetullahın medreselerimizdeki öğrencilerin kafalarını karıştırıyorsun! İtirazına verdiği cevabı burada anımsamak yerinde olur herhalde…

Şeriati diyor ki; Fıkıh’ta akarsu temiz durgun su pis kabul edilir bu sebeple yanlışlar da barındırsa sorgulayan tartışan beyinler doğru da olsa durağanlaşmış donuk beyinlere nazaran daha iyidirler!


Logged
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1182


« Yanıtla #85 : 12 Eylül 2010, 02:02:36 ÖS 14 »

ALLAHIN DİNİNİDE KENDİ YORUMLARI İLE TEVİL ETME EDEPSİZLİĞİNE GİRİŞİP ,BİLİNÇSİZ İNSANLARIDA KENDİNE TARAFTAR YAPIP,RED EDENLERİDE SANKİ İSLAMIN GEREĞİNİ YAPMAMIŞ GİBİ GÖSTEREN VE TOPUKLARI ÜZERİNE ESKİ CAHİLİYESİNE DÖNEN VE BUNUDA EDEP GİBİ GÖRENLERE CEVAPTIR.....


NİÇİN REFERANDUM ÇAĞRISININ TARAFI OLMAMALIYIZ?
 
 Hamza ER - 19/08/2010 - 09:09
 
Rejimin tarihi sindirme sürecini görmezden gelerek, kendi gündemimiz ve hesaplarımızdan koparak, sadece darbe karşıtlığı ve özgürlük alanları sloganlarının peşine takılmak affedilemez bir unutkanlıktır. Özellikle AKP eliyle yürütülen bu projenin sonucunda Müslümanlar sistemle barıştırılmak istenmektedir. Referandum bu barışın zirvesi olacaktır.
 
 
12 Eylül darbe anayasasına büyük bir antipatiyle bakmak ve referandumu darbecilerle hesaplaşmaya endekslemek, üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Şunu sormamız gerekir; daha önceki anayasaların durumu neydi ki 82 anayasası sorun olsun. Yine şu sorularda aklımıza gelmelidir; 90 yıldır bu topraklarda icra edilen kanunlar kime dayanmaktadır. Bu kanunlarla kimler susturulmuş, asılmış ve sürgün edilmiştir. Hangi değerlerimiz yok sayılmış, halka rağmen, halkın dini olan İslama rağmen hangi yasaların zorla, zorbaca ve süngü tehdidiyle icrasına geçilmiştir. Kaç tane anayasa yapılmış ve bu anayasaların temel nitelikleri olarak neler tespit edilmiştir. Bu soruların ışığında 82 anayasasının 90 yıllık rejimin yakın döneme yansımasından başka bir şey olmadığı görülebilmelidir. Bizim gündemimiz, halka bu acıları yaşatan zihniyet ile hesaplaşarak, toplumun Tevhidi hakikatleri kavramasına engel teşkil eden, hayatın her alanını kuşatan uygulamalarına son vermek olmalıdır.

 

Rejimin tarihi sindirme sürecini görmezden gelerek, kendi gündemimiz ve hesaplarımızdan koparak, sadece darbe karşıtlığı ve özgürlük alanları sloganlarının peşine takılmak affedilemez bir unutkanlıktır. Özellikle AKP eliyle yürütülen bu projenin sonucunda Müslümanlar sistemle barıştırılmak istenmektedir. Referandum bu barışın zirvesi olacaktır.

 

Daha düne kadar sistem içi mücadele meşru mu, değil mi tartışmaları yaparak sandıklar değerlendirilirken, bugün tartışmalar bu bağlamda değerlendirilmemektedir. “Sistem içi mücadele yöntem olarak nebevi, Rabbani değil” ikazlarımız artık komik gözükmeye başlamıştır. Çünkü hedefler hedef olmaktan çıkmış, sistem içi mücadelenin taktiksel bir yöntem olduğu mazereti de anlamsızlaşmıştır. Toplumun, devletin İslamileşmesi talepleri rafa kalktığından, Demokratik devlet, Adalet devleti söylemleri yetinilmesi gereken olduğundan, onun kendi iç hareket alanlarını sorgulamak artık anlamsızdır. Çünkü hedef batıl olduğu için yöntemden söz etmenin gerekliliği de kalmamıştır.

 

Bu tespitlerden, Müslümanların etraflarında yaşanan gelişmelere duyarsız, ilgisiz kalmaları anlamı çıkarılmamalıdır. Müslümanlar olarak her şart altında, tevhidi, İslami kimlik ve ilkelerimize sadık kalarak Nefsimizi ve tüm Müslümanları, vahyin ölçüleriyle uyarma ve ıslah etme sorumluluğumuzu ciddiyetle yerine getirirken, egemen yapının kendi yapısal değişimlerini takip etmeli, iç istişarelerimizde bunun değerlendirmelerini yapmalıyız. Mücadele alanlarımızın açılması, hareket imkânlarımızın çoğalması noktasında ki girişimler tabii ki temenni edilebilir. Her alternatife göre strateji belirlenebilir. Ama bu temenniler, propaganda ve aktif katılım aşamasına geçmemelidir. Resulullah(s) ve ashabı, Ebu Talib’in, Habeş kralının ve Rum ordusunun askeri ve propagandisti olmayarak bağımsız İslami kimliklerini inşa etme faaliyetlerini terk etmemişledir. Sadece işlerini daha iyi yapabilme adına gözlemde bulunmuşlar ve adımlarını ona göre atmışlardır.

 

Referandum sürecinde, Demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi söylemlerin sahiplerine kendi inandıkları değerlere karşı samimi olmalarını hatırlatabiliriz. Ancak İslami çalışmalar içerisinde bilinç kazanan, yetişmiş Kur’an neslinin fertlerine çağrımız, nesli olmakla övündüğümüz Kur’an’ın o net beyanından başka bir şey olmamalıdır :  “Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup ayrıl.”(73/Müzzemmil 10)

 

Neden Referandum Çağrısının Tarafı Olmamalıyız ?

1- Devlete egemen olan Kemalist rejim, İslami değerlere savaş açmış ve ağır dayatmalar sonucunda varlığını sağlamlaştırabilmiştir. Bu toprakların mayası olan İslami hayat tarzı tek düşman ilan edilmiş, belki de işgal ordularının bile göze alamayacağı tahribatlar, katliamlar sergilenerek yönünü batıya çeviren, Laik bir Ulus devlet inşasına kalkışılmıştır. Bu sistem İslam’a ve Müslümanlara yabancı, dayatmacı, işgalci bir zihnin ürünüdür. Müslümanların, kendilerini hidayete sevk etmek üzere gönderilen kitapları Kur’an’a bakarak, yaşadıkları toplumu ve egemen olan anlayışları tanımlamaları ve ona göre bir tavır geliştirmeleri gerekmektedir. Bizler bu kaynağın ışığında, günümüz sisteminin bir cahiliye sistemi, tâğûti sistem olduğunu görebilmeliyiz. İmanın ilk adımı ve Peygamberlerin ortak gönderiliş gayesi, insanları tâğût’a kulluktan kaçındırmaktır. Bu sebeple bütüncül ve bilinçli bir kopuş yaşamamız gereken cahiliye sistemiyle aidiyet oluşturacak tüm girişimler reddedilmelidir. Belli aralıklarla önümüze konan sandıklar ve seçim davetleri de bu girişimlerdendir. Rejim, sandığı kendine bağlılığın test edilmesi olarak görmekte, vatandaşlık bilinci kazandırdığı insanların sayısının artmasıyla da dayatmalarla başlattığı hâkimiyetinin kemale erdiği mutluluğuna sahip olmaktadır. Laik, Kemalist, ulusal sistemi meşrulaştıracak vatandaşlık görev davetlerini, böyle bir sistemin vatandaşı olmayı kabul etmediğim için reddediyorum.

 

2- Devletin yeni Anayasasını oluşturacak olan Referandum çağrısında, tartışılanın ve oylanacak olanın bir hüküm kitabı olduğu gerçeği gözlerden kaçmamalıdır. Temel kısmı darbecilere ait kalan, bazı kısımları Liberal-Demokrat hükümetlerce değiştirilerek 1982’den beri 28 yıldır delik deşik edilen mevcut anayasa ile ilgili, şimdi de dünyadaki normlara paralel olarak bazı şekil verme çabalarını görmekteyiz. Toplumun ifsadından başka bir işe yaramayan ve yaraması da beklenmeyen cahiliye sisteminin hüküm kitabının oylanması davetini, hükmün sadece Allah’a ait olduğu inancımdan dolayı reddediyorum.

 

3- Eski haline göre görece olumlu bazı maddelerin yeni pakette bulunduğu açıktır. Fakat rejimin hiçbir zaman emekliye ayrılmayan hukukçuları, paşaları ve eski başkanları, ürettikleri teorilerle bu yeni maddelerin işlevini daraltmakta, böylece örneğin 12 Eylül darbecilerinin yargılanmalarının mümkün olmadığı yorumları yapılmaktadır. Birbirinden farklı birçok konuyu içeren Anayasa paketine, sadece Anayasa mahkemesi ve HSYK üzerinde yapılacak değişiklikler sevdasıyla yönelerek darbe ve darbecilerin safında olmama gerekçesiyle evet oyu verecek olanlar, düzenin bu kaygan ve kaypak yönünü göz ardı etmektedirler. Herhalde sürekli olarak AKP veya onun çizgisinde bir partinin hükümet olacağı sanılmaktadır. Bu sebeple, anayasa mahkemesi ve HSYK’nın üye sayılarının artması, Cumhurbaşkanının, Meclisin ve Adalet akademisinin bu üyelerin belirlenmesinde etkinliklerinin olacağı ümit olarak görülmektedir. Oysaki sistem temel unsurları ile karşımızda durmaktadır. Yürürlüğe girmeye aday kanunlar da, diğer tüm kanunlar gibi temel unsurların muhafazası adına ucube yorumlarla ihlal edilme ve delinebilme durumunda olacaktır. Eğer göz yumulan ve uygunluğuna onay verilen bazı değişiklikler varsa da, bunların sistemin tıkanan noktalarının açılması için yürütülen restorasyon çalışmalarından öte bir durum olmadığı aşikardır. Bir anlık heyecan ve iç fısıltılarla sandık başına gidecek olan Müslümanlar sadece yitirdikleri ile kalacaklardır. Tırnaklarımızla kazıyarak modelliğini oluşturmaya çalıştığımız İslami kimliğimiz bu süreçte zarar görecektir. Sistemin kendi iç senaryolarına aldırmadan sadece kendi ilahi senaryomuzu tatbik etmeye çalışmamız gerektiğinden,  Tevhidi bakış, istikrar, sabır, ilkelilik ve samimiyet gibi değerlerimizi yitirmemizin asla mümkün olamayacağından dolayı Referandum sandığını reddediyorum.

 

4- Gerek Rabbimizin kitabındaki ilkelerde, gerek bu ilkelere göre mücadele içerisinde bulunmuş Resullerin örnekliğinde, gerekse son Nebi ve Resul olan Hz.Muhammed(s)’in pak mücadele sünnetinde, müşrik düzenlerin temel niteliklerine yönelik sistem içi mücadele ve uygulamalara aktif katıldıklarına dair tek bir uygulama ve açık kapı bulunmamaktadır. Aksine, kendilerine yapılan uzlaşma ve beraber hareket etme tekliflerini ellerinin tersiyle iterek toplumu Tevhidi yönde dönüştürme görevlerine devam etmişlerdir. Resuller bu tercihlerinde, yani mücadele yöntemlerinin sınırlarının çizilmesinde Allah(c)’tan bağımsız değillerdir. Bu sebeple, Resullerin mücadele örnekliğine ters olan, günümüz egemen sisteminin Müslümanları kendisiyle barıştırma daveti olarak algılanması gereken bu referandum çağrısını reddediyorum.

 

5- Rabbimizin bizlere yüklemiş olduğu şahitlik görevi, müşriklerin hayat tarzı ve uygulamalarından tam bir kopuşu ve ısrarla Tevhidi hakikatleri net bir biçimde ortaya koymayı gerektirir. Vazifemizin, kulluğumuzun temelini bu oluşturur. Bizler Allah(c)’a, bu görevimizin farkına varıp varamadığımız, yerine getirip getiremediğimiz hususunda hesap vereceğiz. Bu referandum sürecinin peşinden koşulmasını, Tevhid ve Adaletin şahitleri olma görevime zarar vereceğinden dolayı reddediyorum.

 

6- Sistem içi iyileştirme olarak görülen bu sürecin kumandasında da baş aktörlerin olduğunu, AB normları, BOP gibi proje sahiplerinin üzerimize yeni dünyaya ait yeni bir elbise biçtiklerini görebilmekteyiz. Üzerine hesapların yapıldığı Ortadoğu ve yakın Asya bölgesi üzerinde model ve uygulayıcı konumunda olan bir ülkenin içerisindeki dikta anlayışlarının tasviye edilmesi ve iç hesaplaşmaların, emperyalist projelerden bağımsız olmadığı bilinmelidir. Çağımıza yönelik hazırlanarak vizyona sokulmaya çalışılan, başrollerinde emperyalistler ve işbirlikçilerinin yer aldığı filmde, mustazaf halka biçilen rolü figüranlık olarak gördüğümden dolayı oy kullanmayı reddediyorum.

 

7- Referandum ve seçim davetlerini, kirlenmemiş, sabırla yürüyen ve gelişen, anlık heyecanların rüzgârına kapılarak mahcubiyet ve pişmanlık yaşamamış, keşkeleri olmayan, Tevhidi ilkeleri öncelemiş, gelecek nesillere miras olarak bırakacağımız örnek bir İslami Hareket’in var olabilmesi adına reddediyorum.

 

8- Müslümanlar olarak çok önemli sorumluluklarımız bulunmaktadır. Bu sorumluluklar, ancak Müslümanların bir araya gelebilmesiyle planlı ve etkili hal alabilmektedir. Her 4-5 yılda bir farklı bahanelerle üzerimizde estirilen seçim rüzgarı, Müslümanların arasına tartışma ve ayrışmayı sokmaktadır. Bu dönemlerde enerjilerimiz boşa harcanmakta, küskünlükler ve kopuşlar görülebilmektedir. Sistemin kendi iç davetlerini, bize kendi işimizi unutturduğundan, yola çıkış gayelerimizin üstünü örten, hedeflerimizi kaybettiren bir sürece bizleri yönlendirdiğinden dolayı reddediyorum.

 

9- Üniversitelerde ve birçok mesleki alanda başörtülü olarak yer almanın yasak olduğu, Kur’an öğreniminin 13 yaşına kadar engellendiği, okullarda resmi ideolojinin çocuklarımıza kendini her yönüyle dayattığı, dini değerlere savaş açmış ve aynı zamanda kirli bir savaşın tarafı olan askeriyeye katılımın zorunlu olduğu çok açıktır. Müslümanları direkt ilgilendiren bu konular asla gündeme getirilmemekte, bu sorunların çözümüne yönelik hiç bir girişimde bulunulmamaktadır. Bu toplumun gerçeği, temel harcı olan İslami hayat tarzımıza yönelik en ufak bir saygı gösterilmemekte, Müslümanlar bu ülkede yokmuş gibi hareket edilmektedir. Müslümanları görmezden gelenleri ben de görmezden geliyor ve gündemlerini gündemim yapmayacağım için sandığa gitmeyi reddediyorum.

 

10- Şehadetinin 44. yılında üstat Seyyid KUTUB’un o tavizsiz duruşuna gıpta ile bakıyor, Namazda Allah(c)’ı birleyen elimin bir tâğût’un hükmünü tasdik edemeyeceği için, önüme konan sandığı reddediyorum.

 

(Not: Bu yazı Haksöz Dergisi'nin Ağustos sayısındaki referandum soruşturması kapsamında dergide yayınlanmıştır.)
Logged
gurbetci
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 76



« Yanıtla #86 : 12 Eylül 2010, 02:31:16 ÖS 14 »

ALLAHIN DİNİNİDE KENDİ YORUMLARI İLE TEVİL ETME EDEPSİZLİĞİNE GİRİŞİP ,BİLİNÇSİZ İNSANLARIDA KENDİNE TARAFTAR YAPIP,RED EDENLERİDE SANKİ İSLAMIN GEREĞİNİ YAPMAMIŞ GİBİ GÖSTEREN VE TOPUKLARI ÜZERİNE ESKİ CAHİLİYESİNE DÖNEN VE BUNUDA EDEP GİBİ GÖRENLERE CEVAPTIR.....


NİÇİN REFERANDUM ÇAĞRISININ TARAFI OLMAMALIYIZ?
 
 Hamza ER - 19/08/2010 - 09:09
 
Rejimin tarihi sindirme sürecini görmezden gelerek, kendi gündemimiz ve hesaplarımızdan koparak, sadece darbe karşıtlığı ve özgürlük alanları sloganlarının peşine takılmak affedilemez bir unutkanlıktır. Özellikle AKP eliyle yürütülen bu projenin sonucunda Müslümanlar sistemle barıştırılmak istenmektedir. Referandum bu barışın zirvesi olacaktır.
 
 
12 Eylül darbe anayasasına büyük bir antipatiyle bakmak ve referandumu darbecilerle hesaplaşmaya endekslemek, üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Şunu sormamız gerekir; daha önceki anayasaların durumu neydi ki 82 anayasası sorun olsun. Yine şu sorularda aklımıza gelmelidir; 90 yıldır bu topraklarda icra edilen kanunlar kime dayanmaktadır. Bu kanunlarla kimler susturulmuş, asılmış ve sürgün edilmiştir. Hangi değerlerimiz yok sayılmış, halka rağmen, halkın dini olan İslama rağmen hangi yasaların zorla, zorbaca ve süngü tehdidiyle icrasına geçilmiştir. Kaç tane anayasa yapılmış ve bu anayasaların temel nitelikleri olarak neler tespit edilmiştir. Bu soruların ışığında 82 anayasasının 90 yıllık rejimin yakın döneme yansımasından başka bir şey olmadığı görülebilmelidir. Bizim gündemimiz, halka bu acıları yaşatan zihniyet ile hesaplaşarak, toplumun Tevhidi hakikatleri kavramasına engel teşkil eden, hayatın her alanını kuşatan uygulamalarına son vermek olmalıdır.

 

Rejimin tarihi sindirme sürecini görmezden gelerek, kendi gündemimiz ve hesaplarımızdan koparak, sadece darbe karşıtlığı ve özgürlük alanları sloganlarının peşine takılmak affedilemez bir unutkanlıktır. Özellikle AKP eliyle yürütülen bu projenin sonucunda Müslümanlar sistemle barıştırılmak istenmektedir. Referandum bu barışın zirvesi olacaktır.

 

Daha düne kadar sistem içi mücadele meşru mu, değil mi tartışmaları yaparak sandıklar değerlendirilirken, bugün tartışmalar bu bağlamda değerlendirilmemektedir. “Sistem içi mücadele yöntem olarak nebevi, Rabbani değil” ikazlarımız artık komik gözükmeye başlamıştır. Çünkü hedefler hedef olmaktan çıkmış, sistem içi mücadelenin taktiksel bir yöntem olduğu mazereti de anlamsızlaşmıştır. Toplumun, devletin İslamileşmesi talepleri rafa kalktığından, Demokratik devlet, Adalet devleti söylemleri yetinilmesi gereken olduğundan, onun kendi iç hareket alanlarını sorgulamak artık anlamsızdır. Çünkü hedef batıl olduğu için yöntemden söz etmenin gerekliliği de kalmamıştır.

 

Bu tespitlerden, Müslümanların etraflarında yaşanan gelişmelere duyarsız, ilgisiz kalmaları anlamı çıkarılmamalıdır. Müslümanlar olarak her şart altında, tevhidi, İslami kimlik ve ilkelerimize sadık kalarak Nefsimizi ve tüm Müslümanları, vahyin ölçüleriyle uyarma ve ıslah etme sorumluluğumuzu ciddiyetle yerine getirirken, egemen yapının kendi yapısal değişimlerini takip etmeli, iç istişarelerimizde bunun değerlendirmelerini yapmalıyız. Mücadele alanlarımızın açılması, hareket imkânlarımızın çoğalması noktasında ki girişimler tabii ki temenni edilebilir. Her alternatife göre strateji belirlenebilir. Ama bu temenniler, propaganda ve aktif katılım aşamasına geçmemelidir. Resulullah(s) ve ashabı, Ebu Talib’in, Habeş kralının ve Rum ordusunun askeri ve propagandisti olmayarak bağımsız İslami kimliklerini inşa etme faaliyetlerini terk etmemişledir. Sadece işlerini daha iyi yapabilme adına gözlemde bulunmuşlar ve adımlarını ona göre atmışlardır.

 

Referandum sürecinde, Demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi söylemlerin sahiplerine kendi inandıkları değerlere karşı samimi olmalarını hatırlatabiliriz. Ancak İslami çalışmalar içerisinde bilinç kazanan, yetişmiş Kur’an neslinin fertlerine çağrımız, nesli olmakla övündüğümüz Kur’an’ın o net beyanından başka bir şey olmamalıdır :  “Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup ayrıl.”(73/Müzzemmil 10)

 

Neden Referandum Çağrısının Tarafı Olmamalıyız ?

1- Devlete egemen olan Kemalist rejim, İslami değerlere savaş açmış ve ağır dayatmalar sonucunda varlığını sağlamlaştırabilmiştir. Bu toprakların mayası olan İslami hayat tarzı tek düşman ilan edilmiş, belki de işgal ordularının bile göze alamayacağı tahribatlar, katliamlar sergilenerek yönünü batıya çeviren, Laik bir Ulus devlet inşasına kalkışılmıştır. Bu sistem İslam’a ve Müslümanlara yabancı, dayatmacı, işgalci bir zihnin ürünüdür. Müslümanların, kendilerini hidayete sevk etmek üzere gönderilen kitapları Kur’an’a bakarak, yaşadıkları toplumu ve egemen olan anlayışları tanımlamaları ve ona göre bir tavır geliştirmeleri gerekmektedir. Bizler bu kaynağın ışığında, günümüz sisteminin bir cahiliye sistemi, tâğûti sistem olduğunu görebilmeliyiz. İmanın ilk adımı ve Peygamberlerin ortak gönderiliş gayesi, insanları tâğût’a kulluktan kaçındırmaktır. Bu sebeple bütüncül ve bilinçli bir kopuş yaşamamız gereken cahiliye sistemiyle aidiyet oluşturacak tüm girişimler reddedilmelidir. Belli aralıklarla önümüze konan sandıklar ve seçim davetleri de bu girişimlerdendir. Rejim, sandığı kendine bağlılığın test edilmesi olarak görmekte, vatandaşlık bilinci kazandırdığı insanların sayısının artmasıyla da dayatmalarla başlattığı hâkimiyetinin kemale erdiği mutluluğuna sahip olmaktadır. Laik, Kemalist, ulusal sistemi meşrulaştıracak vatandaşlık görev davetlerini, böyle bir sistemin vatandaşı olmayı kabul etmediğim için reddediyorum.

 

2- Devletin yeni Anayasasını oluşturacak olan Referandum çağrısında, tartışılanın ve oylanacak olanın bir hüküm kitabı olduğu gerçeği gözlerden kaçmamalıdır. Temel kısmı darbecilere ait kalan, bazı kısımları Liberal-Demokrat hükümetlerce değiştirilerek 1982’den beri 28 yıldır delik deşik edilen mevcut anayasa ile ilgili, şimdi de dünyadaki normlara paralel olarak bazı şekil verme çabalarını görmekteyiz. Toplumun ifsadından başka bir işe yaramayan ve yaraması da beklenmeyen cahiliye sisteminin hüküm kitabının oylanması davetini, hükmün sadece Allah’a ait olduğu inancımdan dolayı reddediyorum.

 

3- Eski haline göre görece olumlu bazı maddelerin yeni pakette bulunduğu açıktır. Fakat rejimin hiçbir zaman emekliye ayrılmayan hukukçuları, paşaları ve eski başkanları, ürettikleri teorilerle bu yeni maddelerin işlevini daraltmakta, böylece örneğin 12 Eylül darbecilerinin yargılanmalarının mümkün olmadığı yorumları yapılmaktadır. Birbirinden farklı birçok konuyu içeren Anayasa paketine, sadece Anayasa mahkemesi ve HSYK üzerinde yapılacak değişiklikler sevdasıyla yönelerek darbe ve darbecilerin safında olmama gerekçesiyle evet oyu verecek olanlar, düzenin bu kaygan ve kaypak yönünü göz ardı etmektedirler. Herhalde sürekli olarak AKP veya onun çizgisinde bir partinin hükümet olacağı sanılmaktadır. Bu sebeple, anayasa mahkemesi ve HSYK’nın üye sayılarının artması, Cumhurbaşkanının, Meclisin ve Adalet akademisinin bu üyelerin belirlenmesinde etkinliklerinin olacağı ümit olarak görülmektedir. Oysaki sistem temel unsurları ile karşımızda durmaktadır. Yürürlüğe girmeye aday kanunlar da, diğer tüm kanunlar gibi temel unsurların muhafazası adına ucube yorumlarla ihlal edilme ve delinebilme durumunda olacaktır. Eğer göz yumulan ve uygunluğuna onay verilen bazı değişiklikler varsa da, bunların sistemin tıkanan noktalarının açılması için yürütülen restorasyon çalışmalarından öte bir durum olmadığı aşikardır. Bir anlık heyecan ve iç fısıltılarla sandık başına gidecek olan Müslümanlar sadece yitirdikleri ile kalacaklardır. Tırnaklarımızla kazıyarak modelliğini oluşturmaya çalıştığımız İslami kimliğimiz bu süreçte zarar görecektir. Sistemin kendi iç senaryolarına aldırmadan sadece kendi ilahi senaryomuzu tatbik etmeye çalışmamız gerektiğinden,  Tevhidi bakış, istikrar, sabır, ilkelilik ve samimiyet gibi değerlerimizi yitirmemizin asla mümkün olamayacağından dolayı Referandum sandığını reddediyorum.

 

4- Gerek Rabbimizin kitabındaki ilkelerde, gerek bu ilkelere göre mücadele içerisinde bulunmuş Resullerin örnekliğinde, gerekse son Nebi ve Resul olan Hz.Muhammed(s)’in pak mücadele sünnetinde, müşrik düzenlerin temel niteliklerine yönelik sistem içi mücadele ve uygulamalara aktif katıldıklarına dair tek bir uygulama ve açık kapı bulunmamaktadır. Aksine, kendilerine yapılan uzlaşma ve beraber hareket etme tekliflerini ellerinin tersiyle iterek toplumu Tevhidi yönde dönüştürme görevlerine devam etmişlerdir. Resuller bu tercihlerinde, yani mücadele yöntemlerinin sınırlarının çizilmesinde Allah(c)’tan bağımsız değillerdir. Bu sebeple, Resullerin mücadele örnekliğine ters olan, günümüz egemen sisteminin Müslümanları kendisiyle barıştırma daveti olarak algılanması gereken bu referandum çağrısını reddediyorum.

 

5- Rabbimizin bizlere yüklemiş olduğu şahitlik görevi, müşriklerin hayat tarzı ve uygulamalarından tam bir kopuşu ve ısrarla Tevhidi hakikatleri net bir biçimde ortaya koymayı gerektirir. Vazifemizin, kulluğumuzun temelini bu oluşturur. Bizler Allah(c)’a, bu görevimizin farkına varıp varamadığımız, yerine getirip getiremediğimiz hususunda hesap vereceğiz. Bu referandum sürecinin peşinden koşulmasını, Tevhid ve Adaletin şahitleri olma görevime zarar vereceğinden dolayı reddediyorum.

 

6- Sistem içi iyileştirme olarak görülen bu sürecin kumandasında da baş aktörlerin olduğunu, AB normları, BOP gibi proje sahiplerinin üzerimize yeni dünyaya ait yeni bir elbise biçtiklerini görebilmekteyiz. Üzerine hesapların yapıldığı Ortadoğu ve yakın Asya bölgesi üzerinde model ve uygulayıcı konumunda olan bir ülkenin içerisindeki dikta anlayışlarının tasviye edilmesi ve iç hesaplaşmaların, emperyalist projelerden bağımsız olmadığı bilinmelidir. Çağımıza yönelik hazırlanarak vizyona sokulmaya çalışılan, başrollerinde emperyalistler ve işbirlikçilerinin yer aldığı filmde, mustazaf halka biçilen rolü figüranlık olarak gördüğümden dolayı oy kullanmayı reddediyorum.

 

7- Referandum ve seçim davetlerini, kirlenmemiş, sabırla yürüyen ve gelişen, anlık heyecanların rüzgârına kapılarak mahcubiyet ve pişmanlık yaşamamış, keşkeleri olmayan, Tevhidi ilkeleri öncelemiş, gelecek nesillere miras olarak bırakacağımız örnek bir İslami Hareket’in var olabilmesi adına reddediyorum.

 

8- Müslümanlar olarak çok önemli sorumluluklarımız bulunmaktadır. Bu sorumluluklar, ancak Müslümanların bir araya gelebilmesiyle planlı ve etkili hal alabilmektedir. Her 4-5 yılda bir farklı bahanelerle üzerimizde estirilen seçim rüzgarı, Müslümanların arasına tartışma ve ayrışmayı sokmaktadır. Bu dönemlerde enerjilerimiz boşa harcanmakta, küskünlükler ve kopuşlar görülebilmektedir. Sistemin kendi iç davetlerini, bize kendi işimizi unutturduğundan, yola çıkış gayelerimizin üstünü örten, hedeflerimizi kaybettiren bir sürece bizleri yönlendirdiğinden dolayı reddediyorum.

 

9- Üniversitelerde ve birçok mesleki alanda başörtülü olarak yer almanın yasak olduğu, Kur’an öğreniminin 13 yaşına kadar engellendiği, okullarda resmi ideolojinin çocuklarımıza kendini her yönüyle dayattığı, dini değerlere savaş açmış ve aynı zamanda kirli bir savaşın tarafı olan askeriyeye katılımın zorunlu olduğu çok açıktır. Müslümanları direkt ilgilendiren bu konular asla gündeme getirilmemekte, bu sorunların çözümüne yönelik hiç bir girişimde bulunulmamaktadır. Bu toplumun gerçeği, temel harcı olan İslami hayat tarzımıza yönelik en ufak bir saygı gösterilmemekte, Müslümanlar bu ülkede yokmuş gibi hareket edilmektedir. Müslümanları görmezden gelenleri ben de görmezden geliyor ve gündemlerini gündemim yapmayacağım için sandığa gitmeyi reddediyorum.

 

10- Şehadetinin 44. yılında üstat Seyyid KUTUB’un o tavizsiz duruşuna gıpta ile bakıyor, Namazda Allah(c)’ı birleyen elimin bir tâğût’un hükmünü tasdik edemeyeceği için, önüme konan sandığı reddediyorum.

 

(Not: Bu yazı Haksöz Dergisi'nin Ağustos sayısındaki referandum soruşturması kapsamında dergide yayınlanmıştır.)

Allah'ın arzı geniş değilmiy di? Hicret etseydiniz ya !


Ayrıca burada uygun olmayan bir şekilde müslümanları  suçlayıcı bir üslubu tercih etmekle ne kadar ÖRNEK olunabilir?
Logged
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1182


« Yanıtla #87 : 12 Eylül 2010, 02:44:06 ÖS 14 »

kardeş 1.hicred için ilk başta TEBLİĞ LAZIM,yoksa tebliğ  görevini tamamen yerine getirmeden hicre edmek ŞU AYETE GÖRE RABBANİ BİR METODDAN ÇIKMAKTIR,

..........Balık sahibi yunus gibi olma....

gelelim usluba ben müslüman kardeşlerimin yaptığı tercihlerinden dolayı KULA KUL OLMAKTA OLDUKLARI kanaatinde olduğum için uyarıyorum ve müslüman kardeşlerim kızsalarda,öfkelenselerde kendileri bilir...ben onlardan TEŞEKKÜR DAHİ BEKLEMİYORUM...

el hakem olan Allah,hükmedici bilgisi ve adeletiyle nihayi hüküm verendir.Allahtan başka hüküm koyuculardan uzak durmak lazım bir müslüman için ,ve biz bu dünyaya seçim,geçim için değil Allaha kul olmak için gelmişiz siz bana kulların üzerine hakimiyet kurmaya çalışanları egemenlik kuldadır saftasasını yapanlara SEÇMEN OLUN DİYORSUNUZ bu islamın red edmesi gereken kula kulluk tur...
Logged
Elemîn
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 279


« Yanıtla #88 : 12 Eylül 2010, 04:11:49 ÖS 16 »

ES SELAMU ALEYKUM

SAYIN '' MÜSLÜMANLARDAN ''

BU MESAJ SİZE  HİTABEN VE DİĞER FORUM SAKİNLERİNİN BİLGİSİ İÇİN YAZIYORUM.

ÖNCELİKLE SAYIN HAMZA ER'İN YAZISI , MÜKERRER , YANİ  FORUMA DAHA ÖNCE NAKLEDİLMİŞ OLUP TARAFINIZCA TEKRAR ASILAN BİR YAZI. BU  YAZI İLE İLGİLİ KISMÎ BİR REDDİYE YAZMIŞ OLMAMA RAĞMEN O AN MEŞGULİYETİMDEN DOLAYI TAMAMLIYAMAMIŞ , BİLÂHERE DE GÜNDEMİMDEN ÇIKMIŞTI. ŞU KADARINI SÖYLEYEYİM , REFERANDUMDA SANDIĞA GİDİP '' HAYIR '' DİYENLERE/DİYECEK OLANLARA VE DE BDP'NİN ALMIŞ OLDUĞU BOYKOT KARARINA UYARAK SANDIĞA GİTMEYEN /GİTMEYECEK OLANLARA BİR SÖZÜM YOK. ONLARIN SAFI VE NE OLDUKLARI MALÜM. TÜM TOPLUMA NEREDEYSE UNUTTURULAN '' BAŞBAĞLAR KATLİAMI'' NI BİR DAHA GÖZDEN GEÇİRİRSENİZ YAKALANIP , SUÇLARINI İTİRAF ETTİKLERİ HALDE SERBEST BIRAKILAN ELİ KANLI KATİLLER ,NERDEN GELDİKLERİ , KİM TARAFINDAN AZMETTİRİLİP , MİSAFİR EDİLDİKLERİ , KİMLER TARAFINDAN SERBEST BIRAKILDIKLARI VS , YANİ HEPSİ AYNI FOTOĞRAFTA. BEN ONLARIN HEPSİNİ ALLAH (CC)'NA HAVALE EDİYORUM.

FAKAT ,

BİR DE  BU FORUMDA MÜŞAHEDE ETTİĞİM BİR KISIM SAMİMİ MÜSLÜMAN KARDEŞİM VAR Kİ , ONLAR DA , ŞER'İ DELİLLERDEN :

A) KUR'AN
B) NEBEVÎ  METHOD  ( SÜNNET )

BAZI TEVİLLER VE KIYAS YAPARAK SANDIĞA GİTMENİN , TAĞUTUN HÜKMÜNÜ ONAYLAMAK , SİSTEMİ KABUL ETMEK , NEBEVİ METHODU TAKİB ETMEMEK VS DÜŞÜNCE VE İNANCINDALAR. BU KARDEŞLERİMİN İDDİALARINI DESTEKLEYEN YAZILARIN NEREDEYSE TAMAMINI OKUDUM. GERÇEKTEN ÇOK SAĞLAM VE DEĞERLİ YAZILAR. ANCAK BU İNANÇLARINA SAYGI DUYMAKLA BERABER BEN BU KONUDA ONLARLA AYNI FİKİR VE İNANIŞTA OLMADIĞIMI BEYAN EDİYORUM. ARADA BİR BAKIŞ AÇISI , BİR YORUM FARKIMIZ MEVCUT. NE YÜCE KİTABIMIZ KUR'ANI-I KERİM'DE NE DE  RESULULLAH (S.A.V. ) IN SÜNNETİNDE REFERANDUM İÇİN SANDIĞA GİTMEYİ YASAKLAYAN BİR NAS HÜKMÜ / AÇIK BİR DELİL MEVCUT DEĞİL. DOLAYISIYLE BAZI AYETLERİ HAKLI ÇIKMA UĞRUNA '' AL SANA '' BABINDAN ORDAN ORAYA SAVURMANIZ DA ÇOK YANLIŞ. ORTADA TARAFINIZCA SÖZÜ EDİLEN BİR '' TEVİL ETME EDEPSİZLİĞİ GİRİŞİMİ '' VARSA , BUNU FAZLA UZAKLARDA ARAMAMANIZI ÖNEMLE TAVSİYE EDİYORUM.

KUR'AN VE SÜNNETE UYMA AMAÇLARIYLE SIRF ALLAH (CC) RIZASI İÇİN REFERANDUM SANDIĞINA GİTMEYEN KİŞİLER BENİM SAMİMİ MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMDİR.NEZDİMDE HAKİKİ VE HAS MÜMİNLERDİR. TARAFIMCA SANDIĞA GİDENLER KADAR SEVİLMEKTEDİRLER. ONLARI KESİNLİKLE TEKFİR YA DA ŞİRKLE İTHAM ETMEM ASLA VE ASLA MÜMKÜN DEĞİLDİR. ŞU VAR Kİ , ŞERİATIN AÇIK BİR HÜKMÜNÜ İNKAR ETMEYEN / RED ETMEYEN EHLİ KIBLE KİŞİLERİ TEKFİR EDEN , ŞİRKLE İTHAM EDEN VS GİBİ KİMSELER ( Kİ BUNLAR BU KRONİK HASTALIKTAN KOLAY KURTULAMAMAKTADIRLAR) BU FİİLLERİNDEN DOLAYI MAHKEME-İ KÜBRA'DA MUTLAKA HESABA ÇEKİLECEKLERDİR. MÜNAKAŞAYA YOL AÇABİLECEK , SIRF TEBLİĞ AMAÇLI OLMAYAN YAZILARIMDA ÇOK GEREKMEDİKÇE AYET, HADİS YAZMAK PRENSİBİM DEĞİLDİR. ARAŞTIRILIRSA YAZDIKLARIMI DESTEKLEYEN DELİLLER BULUNABİLİR.

SEÇİMLER İÇİN AYNI ŞEYİ SÖYLEYEMEM AMA ÖZELLİKLE REFERANDUMDA SANDIĞA GİDEN VE EVET DİYEN  BİLİNÇLİ MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMİN KAHİR EKSERİYETİ , BU AMELLERİNİ , MEVZİLERİ ELE GEÇİRMİŞ BULUNAN KUR'AN VE İSLAM DÜŞMANI ZALİMLERİN YILLARDIR SÜRE GELEN ZULMUNE BİR DARBE VURMAK AMACIYLE BUNU YAPMAKTADIRLAR. BU BAKIŞ AÇISINDAN YAPTIKLARI '' SALİH BİR AMEL '' , '' ZULME RIZA GÖSTERMEMEK '' , '' HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSMAMAK '' ; ELİYLE DÜZELTMEK '' VS OLARAK KOLAYLIKLA ADDEDİLEBİLİR. ''HAKİM '' OLABİLSELER , HAKİM OLABİLDİKLERİ NİTELİK VE NİCELİKTE TABİİ Kİ ALLAH (CC)'NUN HÜKMÜYLE AMEL EDECEK OLAN BU KARDEŞLERİMİN BU AMELLERİ MEVCUT HALİS NİYETLERİNE GÖRE ALGILANMALI VE DEĞERLENDİRİLMELİDİR. HERKİM SIRF ALLAH (CC) RIZASI İÇİN NE HAYIR İŞLERSE YA DA NEDEN SAKINIRSA , ALLAH (CC) YAR VE YARDIMCISI OLSUN ; ECRİNİ KAT KAT VERSİN. AMİN.

ALLAH (CC)'NA EMANET OLUNUZ.



Logged

Muhammedün beşerun veleyse ke'l-beşeri, Bel hüve yâkûtetün ve'n-nâsü ke'l-haceri
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1182


« Yanıtla #89 : 12 Eylül 2010, 04:39:02 ÖS 16 »

aleykum selam ve rahmetullah elemin kardeş,

sizinle refarandumda oy kullanmak hakkında zerre kadar uyuşmuyorum ve sanki her şey muallak ve kuran ve peygamberin örnekliği günümüzdeki olaylara ışık tutmuyor gibi anlattığınız yani yazdığınız yazıda ayrı birsıkıntı konusudur.

inanıyorum ki her şeyden haberdar olan rabbimiz bize bu durum hakkındada peygamber örnekliğindede beyyanlar sunmuş ve bu durumda muAllak değildir ve ben refaranduma katılmanın islami bir gereklilik olduğu bir amel olduğunu ve bunun da olmalıdır gibi açıklma yapanların ESKİ CAHİLİYE LERİNE DÖNDÜKLERİ KANAATİNDEYİM..refarandumda tıpkı diğer seçimler gibi ilahlık taslayanların kendilerine oluşturdukları bir kulakulluk yapma arzuzusu ile hakimiyet kurmanın ismidir.

bunuda zamanla yaşarsak sonuçlarını görecez YANİ SİSTEMDE KEMALİZM ve kenanizm CAN ÇEKİŞİYOR HER ŞEYİN ÜZERİNDE FANİLİK MÜHRÜ VARDIR ,

Yarından sonra tayibizm başlıyacak kanaatindeyim....duyurulur....

kimseyide tekfir ettiğim yok benim,kuranda müşriklerin,kafirlerin münafıkların özellikleri var biz bunlardan bahsedince TEKFİRCİ DEĞİL TEBLİĞCİ OLURUZ HİDAYET ALLAHTAN TABİKİ, DİLEYENE...

TEKRAR SELAMUN ALEYKUM..
Logged
Sayfa: 1 ... 4 5 [6] 7   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.6 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu