Cami İmamlarının Arkasında Namaz Kıl­mak

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Namaz > Cami İmamlarının Arkasında Namaz Kıl­mak
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Namaz > Cami İmamlarının Arkasında Namaz Kıl­mak
Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Cami İmamlarının Arkasında Namaz Kıl­mak  (Okunma Sayısı 23856 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1182


« : 05 Mart 2010, 02:51:58 ÖS 14 »

Cami İmamlarının Arkasında Namaz Kıl­mak

Bazı kimseler için oldukça tuhaf ve gereksiz olan bu mesele, camilerde görev yapan imamlarla birlikte, diyanet teşkilatıyla ve bu teşkilatın misyonuyla da iigili bir mesele olduğu için, bu meseleyi öncelikle diyanet eksenli açıkla­maya çalışacağız.
Diyanet teşkilatı, yaşadığımız ülkedeki insanlara İslam dinini apaçık anlatmayı amaçlayan bir teşkilat olsaydı, elbetteki diyanet teşkilatını ve bu teşkilata bağlı imamların arkasında namaz kılınıp-kılınmayacağını tartışmamıza hiç gerek kalmayacaktı Fakat ne var ki diyanet teşkilatının kuruluş amacı, İslam dinini apaçık bir şekilde anlatmak de­ğil, bu İlahi dini resmi ideolojinin çarpık kalıplarına göre ifade etmektir. Nitekim diyanet çizgisinde faaliyet gösteren günümüzdeki birçok cami, resmi ideolojinin kontrolünde olup, İslam'ın değil, bu ideolojinin maslahatını gözeten yerlerdir.
Resmi ideol'inin maslahatı ile, İslam'ın maslahatı birbiriyle çelişkili olmasa, elbetteki herhangi bir sorunla karşılaşılmayacaktı. Ancak vakıanın tabiatı böyle değildir. Kur'an-ı Kerim'de beyan ettiği hükümler ile her türlü zul­me ve sömürüye karşı olan İslam dini. İlahi hükümleri red­deden beşeri ideolojiler ilfe birçok konuda açık bir çatışma içindedir. Kişisel çıkarları ve azgın arzulan söz konusu ol­duğu zaman Allah'ın haram dediğine helal, helal dediğine haram diyebilen resmi ideoloji yetkilileri, siyasi manevra icabı İslam ile barışık olduklannı ileri sürseler de, İslam böylesi müstekbirlerle barışık değildir.
İslam'a seçici bir mantıkla yaklaşan, işlerine gelen ta­rafı alıp, işlerine gelmeyen tarafı bırakmayı, tevil ve tahrif etmeyi tercih eden bu müstekbirler. toplumun dini asabi­yetini istedikleri bir çerçevede tutabilmek için diyanet teşki­latını kurmuşlardır. İslam adına resmi ideolojinin maslahatı­nı gözeten, İslam ile değil, resmi ideoloji ile çelişmekten sakınan bu misyon, hiç kuşkusuz ki bu çizgisiyle İslam'a ihanet eden bir misyondur.
Laikliği temel ilke olarak benimsedikten sonra, iftann üzümle mi, yoksa hurmayla mı açılmasının daha eftal olduğunu tartışabilenf!) ancak İslam'ın toplum ve yönetimle ilgili birçok hükmünü kesinlikle gündeme getirmeyen bu teşkilat, resmi ideolojinin maslahatı söz konusu olduğu za­man, bazı toplumsal hükümleri resmi İdeolojinin çıkarları­na uygun bir yorumla gündeme getirmektedir. Mesela et­nik farklılıkların resmi ideoloji İçin birer sorun olmaya başladığı günümüzde, diyanet teşkilatının en önemli gün­demi kavmiyetçilik meselesi olmuş ve &u yetkililer İslam'da ırk ayrımı yapılamayacağının hareretli birer savunucusu durumuna gelmişlerdir!.
Peki ama neden şimdi söylüyorlar? Bu konudaki ayet-i kerimeler yeni mi nazil oldu? İnsanlara etnik kökenlerinden dolayı baskı ve zulüm yapıldığı geçmiş dönemlerde neden söylemediler? O dönemlerde neden sustular?
Efendim o dönemlerde böylesi konuşmalar yasaktı!
Söylenemezdi!.
Mazeretlerini tartışmaya gerek duymadan onlar açı­sından kabul etsek bile, hakkı söyleyemedikleri o makamlardan, o görevlerden hak adına ayrılmaları gerekmez miy­di?
Bu sorulara “Bizler rejimin baskısı karşısında azimetle değil, ruhsatla amel ettik” diyerek cevap verenler olabilcektir. Yüce İslam dini elbetteki zor ve baskıyla karşılaşan müslümanların susmasına ruhsat veren bir dindir.
Ancak bu ruhsat, nakkı söylemek adına minbere çıkan hocalara veya alimlere verilen bir ruhsat değildir. Herhangi bir alim söy­lenmesi gereken bir hakkı söyleyemeyecekse, bu alime(!) İslam'ın verdiği ruhsat, hakkı söylemek adına minbere çı­kıp susması değil, minbere hiç çıkmamasıdır. Hele hele bu minberlerde hakkı gizleyip, batılı meşru göstermek, ruhsat­la ilgisi olmayan küfri birer icraattır.
Bu teşkilatta bulunmalanna rağmen batılı meşru gös­termekten ve resmi ideoloji adına İslam'a iftira atmaktan sakınan bazı samimi kimseler ise “Efendim, biz bu teşkilat­ta her doğruyu söyleyemedik, ancak her söylediğimiz doğ­ruydu ve biz hiç olmazsa bu doğruları söylemeyi tercih et­tik” diyeceklerdir. Akıla uygun ve makul gibi gözüken bu mazeret, nakile yani İlahi vahye uygun değildir.
Diyeceksiniz ki “Neden?”
Genel tanımlamaya göre İslam'ın şartlarının kelime-i şahadet, namaz, oruç, hac ve zekat olmak üzere beş oldu­ğu ifade edilir. Tabi ki İslam'ın ve imanın en gene! şartı bir olup, bu şart Kur'an-ı Kerime göre inanmak ve Kur'an-ı Kerim'e göre amel etmektir. Nitekim beş olarak zikredilen İslam'ın şartlan da, Kur'an-ı Kerim'in genel mahiyetinde bulunan şartlardır.
Ancak sormak istiyoruz. beş olarak zikredilen bu şartlardan hangisi olmazsa olmaz olan en önemli şarttır?
Kelime-i şahadet getirmek mi?
Namaz kılmak mı?
Oruç tutmak mı?
Hacca gitmek mi?
Zekat vermek mi?
Bunlardan hangisi olmazsa olmaz olan, en önemli şarttır?
Tabi ki kelime-i şahadet.
Çünkü herhangi bir insanın İslam dinine girmesi için kelime-i şahadet esas alınmıştır. Bir insanın müslüman olması için “La ilahe İlla Allah Muhammedun Resulullah” buyruğunu anlamıyla beraber tasdik ve ikrar etmesi gerek­mektedir.
Fakat ne var ki, kelime-i şahadetin ifade ettiği gerçeğe iman ve teslim olmak manasını içeren bu şart, halk arasında sadece keli­me-i şahadet getirmek olarak anlaşılıyor.
Yani bu ifadeyi telaffuz etmek!.
Nitekim bu ifade bir papağan gibi telaffuz edildiği za­man, İslam'ın en önemli bu şartı hemencecik yerine gel­miş oluyor!. Tabi ki kelime-i şahadetin manasını bilmeden, bunun gerektirdiği tavın idrak etmeden, bu kelimeyi telaf­fuz eden insanları veya papağanları birer müslüman kabul edebilmemiz mümkün değildir. Çünkü günümüzde yaşayan birçok firavun bile kelime-i şahadeti telaffuz etmekte ve müslüman olduklarını ileri sürmektedirler!.
Kelime-i şahadeti telaffuz etmelerine rağmen firavunlaşan ve firavunlara kulluk yaparı kimseler namaz da kılsa-lar, oruç da tutsalar, harca da gitseler ne yazık ki müslüman değildirler. Çünkü kelime-i şahadet sihirli bir söz veya büyülü bir kelime değildir ki, bu sözü söyleyen kim­seyi kendiliğinden mü'min yapabilsin!. Oysa büyüden ve sihirden münezzeh olan kelime-i şahadetin; insanların inançlarına, yaşantılarına, fiillerine müdahale eden yüce bir anlamı vardır ve kelime-i şahadeti bu yüce anlamıyla kabul ve tasdik eden bir insan, kurtuluş yolcusu bir müslüman olabilmektedir.
Bu ifadelerimiz karşısında bazı kimseler “Efendim, bu insanlar kelime-i şahadeti söylüyorlar!. Bunu inanarak mı yoksa inanmadan mı söylediklerini araştırmak bizim göre­vimiz değildir. Çünkü kalplerde olanı ancak Allah bilir. Bizler kalplerde olanı araştırmakla görevli değiliz.” diye­ceklerdir.
Doğrudur kalplerde olanı araştırmak sizin göreviniz değildir. Si­zin göreviniz inanarak mı, yoksa inanmadan mı söylediklerini dikkate almak değil, bu kutsal ifadenin gerçek manasını bilerek mi, yoksa bilmeden mi söylediklerini dikkate almaktır.
Ne diyorsunuz, biliyorlar mı?
Bu soruya açıklık kazandırabilmek için, çağın imkan­larından faydalanarak bir kamuoyu yoklaması yapabilir ve insanların bu ifadeden ne anladıklarını sorabilirsiniz.
Halkının yüzde dcksandokuzunun müslüman olduğu­nu iddia ettiğiniz bu ülkede, kelime-i şahadet gerçeğinin binde doksandokuz tarafından bilinip-bilinmediğini öğrenebilirsiniz.
İsterseniz kamuoyunu bir tarafa bırakabilir, bu yokla­mayı öncelikle kendi görevlileriniz arasında da yapabilirsiniz.
“La ilahe İlla Allah Muhammedun Resulullah” ifadesi ne demektir?
Bu ifadeyi tasdik eden kimseler, bu ifade ile neleri tasdik etmekte ve neleri reddetmektedirler?
Birçok din görevlisi ve toplumun bilinçli(!) bir kesimi, bu ifadeyi genel olarak şu manada söylemektedirler.
Allah birdir, bir tanedir, eşi ve ortağı yoktur. Gökler­de Allah'tan başka ilah yoktur, ancak Allah vardır.
Peki bu yeterli mi?
Göklerde eş ve ortaklıktan münezzeh olan Allah'ın, göklerde münezzeh olduğu gibi yerlerde ve her yerde de münezzeh olması gerekmez mi?
Alemlerin yegane Rabbi olan Allah (c.c), yeryüzünde ne olduğuna, kimlerin ne yaptığına hiç karışmıyor mu?
Mesela yaşadığımız coğrafyada Allah'ın hükümlerine rağmen hüküm koyan, Allah'ın haram dediğine helal, helal dediğine haram diyebilen müstekbirler vardır.
Kusura bakmayın, sormak istiyoruz, Allah'ın hükümlerine rağmen yaşam şeklini belirleyen yeni hükümler koymak, yeni kanunlar çıkarmak ne demektir?
Allah (c.c.) böyle bir yetkiyi kime vermiştir?
Okuduğu Kur'an-ı Kerim'i anlamaya çalışan herkesin bildiği gibi, Allah (c.c.) böyle bir yetkiyi peygamberlerine dahi vermemiştir. Çünkü insanların nasıl ve ne şekilde yaşayacaklarına dair mutlak hükümler vazetme yetkisi sade­ce ve sadece Allah (c.c.)'a aittir.
Hiçbir insana verilmeyen bu yetki, hiçbir insana tanınmayan bu hak, sadece ve sadece Allah'ın hakkıdır. Daha açık bir ifadeyle böyle bir yetki veya böyle bir hak, İlah olmakla ilgili bir hak olup, yegane İlah olan Allah (c.c.)'ın hakkıdır.
İnsanların nasıl ve ne şekilde yasayacaklarına dair mutlak hükümler meselesi, İlah olmakla ilgili bir mesele ise, siziere yine sormak istiyoruz.,
İnsanlann nasıl ve ne şekilde yaşamaları gerektiğini beyan eden Allah'ın hükümlerine rağmen, kendi çıkar ve menfaatlerine uygun şeytani hükümler va'zeden, Allah'ın helal dediğine haram, haram dediğine helal diyebilen bu firavunlar, bu politikacılar kimdir?
İnsanların nasıl ve ne şekil yaşayacaklarına dair mut­lak hükümler va'zetme meselesi, İîah'hkla ilgili bir mesele olduğuna göre bunlar İlah mıdır?
Bağırsaklannda pislik taşıyan ve tuvaletlerde iki bük­lüm oturan bu mahluklar, elbetteki İlah değildir. Ne var ki İlah olmayan bu firavunlar, İlah'iıkla ilgili meselelerde hü­kümler vazederek ilahlaşmaya çalışmaktalar ve tahakküm ettikleri insanlara ilahlık taslamaktadırlar.
Peki, ilahlaşmaya çalışmak veya insanlara İlahlık taslamak bu olduğuna göre, herhangi bir insanın İslam dairesine gi­rebilmesi için kendisine ilahlık taslayan bütün firavunları, bütün müstekbirleri kelime-i şahadette yer alan “La ilahe” buyruğu ile reddetmesi, inkar etmesi gerekmez mi?
Samimi kalplerden yükselen, samimi bir itirafı duyu­yoruz., Gerekir, eibetteki gerekir!.
Bu samimi itirafa katılmayan bazı kimseler ise “Beye­fendi, bizler İslam devletinde ve İslam'ın belirlediği hüküm­lere göre değil, laik ve liberal bir rejimde ve bu rejimin be­lirlediği kanunlar çerçevesinde din görevi yapıyoruz. Dolayısıyla rejimin belirlediği kanunları görmemezlikten gelerek kelime-i şahadetin gerçek manasını belirttiğiniz açıklıkta verebilmemiz mümkün değildir. Tabi ki İslam'ın bu şartını anlatamıyoruz diye, diğer dört şartını anlatmak­tan da kaçacak değiliz. Nitekim dilimiz döndüğünce İs­lam'ın diğer dört şartını anlatmaya çalışıyoruz. İnsanlara bir şey aniatmamaktansa, hiç olmazsa bu dört şartın anla­tılması iyi değil mi?” diyeceklerdir.
Tabi ki iyi değil!.
Çünkü İslam'ın olmazsa olmaz olan öncelikli şartı, ke­lime-i şahadettir. Sadece kelime-i şahadeti anlatıp, diğer dört şartı hiç anlatmasanız, bu durumunuz yine de makul karşılanabilir. Ancak kelime-i şahadetin gözardı edildiği bir tebliğde, diğer dört şart ciltler dolusu açıklamalarla anlatıl­sa dahi, bu anlatım İslam'ın kabul edebileceği meşru bir tebliğ değildir. “Efendim, ben İslam'ı bilmeyen insanlara kelime-i şahadeti anlatamıyorum ama diğer dört şartı anla­tıyorum” diyen kimselerin durumu, kelime-i şahadet inancı­nı terkedip namaz kılan, oruç tutan, hacca giden kimsele­rin durumu gibidir!.
Oysa İslam, bilerek veya bilmeyerek şirk içine giren kimselerin namaz kılmasını veya oruç tutmasını istemez. Bu insanlara götürülmesi gereken öncelikli tebliğ, bu insanların şirkten kurtarılmasını amaçlayan tevhidi tebliğdir. Resullillah (s.a.v.) ve tüm peygamberler, insanları öncelikle ve önce­likle tevhide davet etmişlerdir. Çünkü herhangi bir insanın İslam dinine girebilmesi için, kendisine iiahlik taslayan bü­tün firavunları, ilahlaştınlmaya çalışan bütün putları “La ilahe” buyruğu iie inkar etmesi, bu inkardan sonra “İlla Al­lah” diyerek alemlerin yegane yaratıcısı olan Allah (c.c.)'a yönelmesi ve “Muhammedun Resulullah” buyruğu ile Hz. Munammed Mustafa (s.a.v.)'i Resului'ah olarak, bir önder ve bir örnek olarak kabul ettiğini ikrar etmesi gerekmekte­dir.
Bu tevhidi hakikatlerin hiç olmazsa genel prensipler halinde bütün cemaate verilmesi ve bu prensiplerin sosyal yaşantıda ne anlama geldiği ise cemaatte ilgi gösteren ve ilgi gösterilmesi gereken kimselere bire bir özel konuşma­larda müşahhas olarak açıklanması gerekir.
Bu asgari tebliği bile yerine getiremeyecekseniz, kelime-i şahadeti ve tevhidi anlat amayacaksanız, di­ğerlerini de anlatmayın.
Susun, yapmayın bu görevi!.
İslam'ı sadece namaz, oruç ve güze! ahlak olarak al­gılayan insanların aldatılmasına ve firavunlara kulluğa de­vam ederek sömürülmesine vesile olmayın. İslam adına konuşma yetkisini, İslam'ı ve İslam'ın bu gerçeklerini apa­çık anlatabilecek muvahhid müslümanlara bırakın. Evet. diyanet teşkilatının resmi misyonu ve camilerdeki imamların nasıl olması gerektiği hususunda bu kısa tanım­lamada bulunduktan sonra, cami imamlarının arkasında
namaz kılma meselesine geçebiliriz. Mahiyet açısından tek boyutiu olmayan bu meseleye, elbetteki tek bir cevap ve­remeyiz. Dolayısıyla meseleyi üç ayrı statüde değerlendire­cek ve bu üç ayn statüye ilişkin yaklaşımlarımızı ifade ede­ceğiz.
Camilerde imamlık yapma meselesi, hiç kuşkusuz ki sadece diyanet bağlantılı değerlendireceğimiz bir mesele değildir. Çünkü yaşadığımız ülkenin birçok bölgesindeki camilerde, diyanet teşkilatına bağlı olmadan bu görevi ya­pan kimseler vardır. Meseleyi bu kimselere göre değerlen­dirdiğimiz zaman bu kimselerin arasında tevhidi düşünen ve insanlan apaçık bir İslam'a davet eden müsîümanlar bu­lunmaktadır. Elbetteki bu müslümanların arkasında namaz kılabiliriz.
Diyanet teşkilatına bağlı olarak bu görevi yürüten kimseleri ise iki ayn statüde ele almamız gerekecektir. Bunlardan birincisi hem diyanet teşkilatına bağlı olan ve hem de diyanetin resmi misyonunu benimseyen kimseler­dir. Yüce İslam dinini resmi ideolojiye göre algılayan ve bu şekilde anlatan kimselerin arkasında namaz kumamız tabi ki söz konusu değildir. Çünkü Allah'a kullukla ilgili olarak en önemli amelimiz olan namaz, İslami bilinçten yoksun böylesi kimselere emanet edebileceğimiz bir amel değildir.
Diyanet teşkilatına bağlı birer görevli olmalarına rağ­men karşılaştıkları, tevhidi gerçekleri kabul ederek diyaneti ve diyanet misyonunu meşru görmeyen, İslam'ı Kuran-ı Kerime göre algılayan ve geçim kaygısından ziyade insan­lara Allah'ın dinini tevhid esaslı tebliğ edebilme amacıyla bu görevi sürdüren müslümanların arkasında namaz kılıp-kılmama meselesi ise, bu müslümanların yakından tanın­masıyla, samimıyetieriyle ve bölge şartlarıyla ilgili bir mesele olduğu İçin, bu durumu da o kimselerin yakınında bu­lunan ve İslam'ı yeterince tanıyan kardeşlerimizin sağlıklı değerlendirmelerine bırakıyoruz.
Çünkü, genele şamil görüş ve tavırlarla sağlıklı bir sonuca bağlanması mümkün olmayan bu husus, mahalli ve özel değerlendirmelerle çok daha olumlu bir neticeye vardırılabilecektir.

tartışılan sorular.[insandergisi yayınları]

m.alagaş.

NOT.CUMA NAMAZI İLE İLGİLİ ERCÜMENT ÖZKANIN CUMA NAMAZI[YEVMUL ARUBA] YAZISINI İKTİBAS DAN BULUP OKURSANIZ.DAHA NET BİR CEVAP BULUR VE FAYDALI OLUR İNŞAALLAH.
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #1 : 05 Mart 2010, 04:13:32 ÖS 16 »



14 şubat sevgiller gününe en yakın cuma günü cuma hutbesinde islamda sevgi üzerine hutbe okuyarak Valentine's Day (sevgililer günümüzü) idrak eden diyanet ve onların papağanı namaz kıldırma memurlarına ne diyeyim ki....!!!

suç onlarda değil cuma namazına gidip bu rezilliği dinleyen bende....!!!

Alıntı
müslümanlardan

NOT.CUMA NAMAZI İLE İLGİLİ ERCÜMENT ÖZKANIN CUMA NAMAZI[YEVMUL ARUBA] YAZISINI İKTİBAS DAN BULUP OKURSANIZ.DAHA NET BİR CEVAP BULUR VE FAYDALI OLUR İNŞAALLAH.



ercüment özkan'ın cuma namazı yazısını okumak için TIKLAYINIZ

cuma namazı üzerine;

konu-1

konu-2


Logged
irsad83
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 72



« Yanıtla #2 : 14 Nisan 2010, 05:39:23 ÖS 17 »

s.a
kardeş ben de bişeyler söylemek isterim bu konuda
biraz öze inersek herşeyi daha net görebiliriz.
öncelikle bu devlet nasıl yönetiliyor ; bir şahsın veya zümrenin sığ hayat görüşlerini Allah ın kelamından üstün tutarak beşer elinden çıkma bir anayasa ile yönetilmekte Ki burda şirkin en büyüğü var öyle değil mi?
İşte bu anayasanın 136 maddesi demektedir ki
Diyanet işleri başkanlığı
MADDE 136. – Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda (yani kitabin bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmeme ve ayetleri hakkıyla kavrayamadan inkar ettik ilkesi), bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek,(yanı hayır biz bu tağuti sistemi kabul etmedik diyenleri entegre etmek için)  özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.denmektedir
şimdi şirke biat etmiş,ayrıca  şirkle inşa olmuş bir kurumun maaşlı elamanının arkasında namaz mi kılınırmış hiç insan korkmaz mı ibadetime şirk bulaştırdım mı? sorar kendine

biraz daha açık anlatayım bir misal ile
bir ada var içinde müslümanım diyen insanlar var kendilerince kitap ile hükmediyorlar o ada da sonra devran dönüyor o adaya yönetici oluyorum Allah ın tüm şeriatını hiçe sayıyorum zina serbest diyorum faiz serbest içki kumar serbest ceza,medeni,ticaret hukuku alanında tüm buyruklarımı allah buyuruğunun tersini yapıyorum azılı bir allah düşmanı tağuti bir sistem yerleştiriyorum; sonra etrafıma bir kaç adam topluyorum diyorum ki haydi gidin millete namaz kıldırın bakın ama sakın kim allahın indirdiği ile hükmetmezse zalimlerdir fasıklardır kafirlerdir ayetlerini okumayın sakın insanları mücadeleye sevk etmeyin nitekim böyle olmuştur. yanı kitabın bir kısmını saklayın ahlak ile olanları acıklayın (yani üvezi süzdürürün ama deveyi yutturun diyorum) daha fazlasıda bu sistem uğruna ölenlere şehit deyin bu sitemi ululayın Allahım devletimizi bahtiyar kıl değil dua edin ettirin. işte bu ülkede olanlarda  bundan başkası değil acaba şeytan bu maaşlı imamları nasıl kandırmışta bu amellerini süslü göstermis. her tebliğ çalışmasında diyanet imamından profosoründen daha iyi biliyon diyip şeytan için bir kalkan olduklarını görmeleri çok güç artık öyle gözüküyor
Ben hiç bir vaktin namazında bunların arkasında durmam Allah dilemedikçe ben acaba bu adam şu halde şu niyet olabilir değip  bir zan ile onların arkasında namaz kılmam çünki ortada apaçık delil var işte anayasa işte kuruluş kanunu işte yapa geldikleri daha ne lazım
Logged

KURANIN EN İYİ TEFSİRİ YİNE VE ŞÜPHESİZ KURANDIR
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #3 : 14 Nisan 2010, 09:09:56 ÖS 21 »

bir belgeselde izlemiştim ahh bulabilsem internette de burdan paylaşabilsem sizlerle;

başörtüsü mücadelesi ile ilgili bir din adamı alim şahıs camiiden halka başörtüsünün farziyeti hakkında vaaz verir ve bu kenan evrenin kulağına gider. kenan evren hemen ayağına çağırıyor ve "siz camilerde ibadetten ve güzel ahlaktan bahsedeceksiniz gerisini karışmayın karıştırmayın..."  minval üzere fırça çekiyor...

sözün özü diyanet kurumu islamı ve müslümanları (laik devletin) kontrolü altında tutmak için kurulmuş bir kurumdur.
namaz kıldırma memurları da hakika manada imam değil devletin KULU oldukları için mecburen devletin sesini yansıtmaktadırlar.

misal : Diyanet: 'Ey müminler AB hayırlıdır' TIKLAYINIZ
Logged
derail
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 81


« Yanıtla #4 : 14 Ağustos 2012, 07:15:10 ÖS 19 »

 eskiden gidiyordum ama artık GİTMEYECEĞİM.
İST-TOPHANE  Kılıç Ali Paşa Camiinde  Ramazan boyunca şahit olduğum iğrençliklerden sonra   cami görevlisi (İMAMLARDAN )  Soğudum çünkü  PARS Güvenliğin Adanalı Sedat adlı güvenliğinin cemaate saldırdığına ve İmamın sessiz kalıp mekandan (camiden) KAÇTIĞINA şahit olduktan sonra gelde  böyle cami görevlisi MEMURUN ardında namaz kıl..?
Ramazan dolayısı ile orucun bitap düşürdüğü yaşlı cemeatin namaz vaktini beklerken yatıp uyuduğunu  gören ve sürekli cami avlusundaki MOBA da değil de Camii içinde oturan bu Pars Güvenliğin Adanalı Sedat dednilen KÜSTAH Güvenliği  o yaşlı cemaatle atışıp  kakıştığını ve camii içinde ağız dalaşına bizzat ŞAHİT olmuş biri olarak  YKILDIM,ÜZÜLDÜM e Bütün İslam Coğrafyasında camilerde yaşlı kimseler yatıp uyurlarken Türkiyede Cemaat Camilerde Güvenikçilerce LİNÇ ediliyor..Camii içinde GÜVENLİKÇİNİN İŞİ NEDİR ? CAMİLERE GİRMEK İÇİN GÜVENLİKÇİLERDEN İZİN ALINIR HALE gelmenin BAŞLANGIÇIMIDIR ?  Camii İmamı  gördüğü bunca OLUMSUZLUĞUN karşısında SUSUYOR,KAÇIYOR YUUUHHH BE...
    KILIÇ ALİ  PAŞA  CAMİİNDE   birşeyler dönüyor .
Logged

İbrahim elindeki baltayla içimdeki putları devir
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #5 : 14 Ağustos 2012, 11:40:55 ÖS 23 »


sen neymişsin be pars sedat  Wink
derail kardeşi çok kızdırdın çoook  Afro
Logged
derail
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 81


« Yanıtla #6 : 15 Ağustos 2012, 09:59:59 ÖS 21 »

   Camileri Güvenlikçilere PEŞKEŞ Çeken Cami Görevlilerini ve Müftülükleri Şiddetle KINIYOR ve Protesto ediyorum..
Ümmetin derdine sırtını dünenlere de Lanet olsun
Logged

İbrahim elindeki baltayla içimdeki putları devir
ramiksan
mavikuş
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 37


« Yanıtla #7 : 18 Ağustos 2012, 12:08:57 ÖÖ 00 »

 Sevgili kardeşim bu ahir zamanda camiye gitmek ibadet açısından çok cesaret istiyor.Ben şahsen evimde veya huzurlu bir ortamda kılıyorum.Saygılarımla.
Logged
kutbay
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2525



WWW
« Yanıtla #8 : 18 Ağustos 2012, 12:15:55 ÖÖ 00 »

(Beş vakit namazı cemaatle kılan, Sırat köprüsünü şimşek gibi geçer.) [Taberani]

(Bir kimse, kırk gün sabah namazının ilk tekbirine yetişirse, kendisine iki berat yazılır: Cehennemden kurtuluş beratı ile münafıklıktan eminlik beratı.) [Ebuşşeyh]

(İlk tekbire yetişecek şekilde, kırk gün cemaatle kılana Cennet vacip olur.) [Ebu Ya’la]

(Cemaatle namaz kılmak için bekleyen, hep namazda gibi sevap kazanır.) [Buhari]

(Evi mescide uzak olanın [her adımına sevap verileceği için] sevabı daha fazladır.) [Buhari]

(Peygamberin sünnetini [önem vermeyip] terk eden kâfir olur.) [Ebu Davud]

(Cemaatin bir kısmı dua eder, ötekiler de âmin derse, o dua kabul olur.) [Hakim]

(İmam, namazı tamamlayıp cemaate yüzünü döndürünceye kadar onunla bulunan, gece ibadet etmiş gibi sevaba kavuşurlar.) [Tirmizi]

(Namazlarını cemaatle kılanları Allahü teâlâ sever.) [Taberani]

(En kıymetli yer mescitlerdir. Cami ehlinin en efdali, ilk girip son çıkandır. Cemaate ilk gelen ilk müslüman olan gibi kıymetlidir.) [İ. Râfi’i]

(Ezanı işitip de, cemaate gitmemek, münafıklık alametidir.) [İmad-ül-islam]
Logged

Allâhûmme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve Alâ Âli Seyyidinâ Muhammed
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4815


Dosdoğru ol!


« Yanıtla #9 : 18 Ağustos 2012, 12:24:38 ÖÖ 00 »

İmam önder demektir. Bilmediğimiz-tanımadığımız kişilere nasıl imam diyebiliriz ki?

Abi o hadislerin konuşulduğu çağın şartlarını da cevap olarak buraya taşımalısın ?
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
ramiksan
mavikuş
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 37


« Yanıtla #10 : 18 Ağustos 2012, 12:44:22 ÖÖ 00 »

 Sevgili kutbay kardeşim.Yazdıkların çok doğru.Ama bu zamandaki camiler için nasıl geçerli olacak?Saygılarımla. 
Logged
kutbay
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2525



WWW
« Yanıtla #11 : 18 Ağustos 2012, 01:51:07 ÖS 13 »

(Namazlarını cemaatle kılanları Allahü teâlâ sever.) [Taberani]
Sadece bu olsa kafi mi?
Logged

Allâhûmme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve Alâ Âli Seyyidinâ Muhammed
ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4677



« Yanıtla #12 : 18 Ağustos 2012, 11:19:46 ÖS 23 »

Kafi gelmesi için "the cemaat " kavramının içeriginden bahsetmek gerek ...
Mevzu bahis kelle sayısı ise, İbrahim tek başına bir ümmetti/cemaatti sözünü bu sözün önüne kale gibi dikerim ...
Kimselerinde devirmeye gücü yetmez ...
Logged

Not font kurbaa
kutbay
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2525



WWW
« Yanıtla #13 : 19 Ağustos 2012, 12:00:09 ÖÖ 00 »

Bir zat cemaatle namazın kazandırdıklarına vakıf ise, Cemaat hususunda da sıkıntılar var ise, üstüne düşen vazifeler var demektir.

Cemaati tümden yok saymak ve bu nedenle camiyi terk etmek ve hatta günümüz cemaati hususunda sadece ahkam kesmek çözüm olmasa gerek.

Sizler, islami bilgilere sahip insanlar olarak, henüz istişare kıvamına gelememiş ve cemaat olma gayretinde olan insanlar için bilgi kaynağı iken, onları terk ederek muhtemel oluşabilecek cemaat kavramından bilinçsizce uzaklaşmalarına sebep olabilirsiniz. Hiç bir şey birden olmaz. Mücadele gerekir. Mücadelemiz elbette her zaman aykırı olmayı gerektirmez.

Camilerden uzaklaşma protestosu, eleştirilen yöneticiler için yine eleştirdiğiniz bilgiler üzre bir anlam ifade etmeyeceği kanısındayım. Böyle olmadığı gibi belki 10 yıl sonra ibadethaneler değerini kaybedecek, yeni nesil için anlamsızlandırılacaktır.

Mesajlarda gördüğüm kadarıyla terkediş çözüm olarak görülmekte
Yapmamız gereken gerçekten bu mudur ?
Logged

Allâhûmme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve Alâ Âli Seyyidinâ Muhammed
Elemîn
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 279


« Yanıtla #14 : 20 Ağustos 2012, 01:18:41 ÖÖ 01 »

Bir zat cemaatle namazın kazandırdıklarına vakıf ise, Cemaat hususunda da sıkıntılar var ise, üstüne düşen vazifeler var demektir.

Cemaati tümden yok saymak ve bu nedenle camiyi terk etmek ve hatta günümüz cemaati hususunda sadece ahkam kesmek çözüm olmasa gerek.

Sizler, islami bilgilere sahip insanlar olarak, henüz istişare kıvamına gelememiş ve cemaat olma gayretinde olan insanlar için bilgi kaynağı iken, onları terk ederek muhtemel oluşabilecek cemaat kavramından bilinçsizce uzaklaşmalarına sebep olabilirsiniz. Hiç bir şey birden olmaz. Mücadele gerekir. Mücadelemiz elbette her zaman aykırı olmayı gerektirmez.

Camilerden uzaklaşma protestosu, eleştirilen yöneticiler için yine eleştirdiğiniz bilgiler üzre bir anlam ifade etmeyeceği kanısındayım. Böyle olmadığı gibi belki 10 yıl sonra ibadethaneler değerini kaybedecek, yeni nesil için anlamsızlandırılacaktır.

Mesajlarda gördüğüm kadarıyla terkediş çözüm olarak görülmekte
Yapmamız gereken gerçekten bu mudur ?


ALLAH ( CC ) SİZDEN RAZI OLSUN KUTBAY KARDEŞ , SİZE AYNEN KATILIYORUM.


CEMAATİ TERKETMEYİ MAZUR GÖSTEREBİLECEK HERHANGİ BİR GEÇERLİ SEBEP OLABİLECEĞİNİ DÜSÜNMÜYORUM.


ALLAH (CC)’NA EMANET OLUN.


Logged

Muhammedün beşerun veleyse ke'l-beşeri, Bel hüve yâkûtetün ve'n-nâsü ke'l-haceri
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.251 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu