Demokratik Açılım ...

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GÜNDEMDEKİLER > Ülkemizden > GÜNDEM > Demokratik Açılım ...
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GÜNDEMDEKİLER > Ülkemizden > GÜNDEM > Demokratik Açılım ...
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Demokratik Açılım ...  (Okunma Sayısı 6056 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4677



« : 29 Aralık 2009, 10:00:04 ÖS 22 »

Gerçi başlıktan anlaşıldı gündeme neyi getirdigimiz ...
Uzun zaman olmuştu gündeme dair konuşmayalı söyleşmeyeli ...
Gündemler o kadar hızlı degiştiki hangisini sıralasak acaba ?
Gündemler hayatımızı meşgul etmeye devam ediyor ..
Hoş bendeniz için gündem dünya gündeminden apayrıydı benim gündemim gündemdi hani Smiley
Birazda siz dostlarla gündemi konuşalım istedik ...
Uzun bir aradan sonra haftanın gündemine merhaba diyerek başlayalım ...

Evet konumuz demokratik açılım ...
Önceleri Kürt açılımı ile başlayan süreç ilerleyen zamanda Türkiyenin tüm korkularını da içine alarak demoktarik açılım adını aldı ...
Çok konuşuldu çok tartışıldı ..
Başlaması , kapsamı , yol haritası ve kimin icadı oldugu uzun zamandır tartışılıyor ...
Ortada birşeyler dönüyor fakat net tavır alan olayı net anlayan veya anlatana ben pek rastlamadım desem yeridir ...
Kendine güvenenlerin yaptıgı açıklamaları tam olarak tatmin edici bulmadım nedense ...
Nedir bu demokratik açılım ?
Önümüzde bizi bekleyen neler var ?
Süreci kim yönetiyor veya süreç kontrollümü ilerliyor ...
Kimilerinin iddiası oldugu gibi süreç tamamen dış mihraklımı ?
Bu süreçi tıkamak isteyen güçler kimler ?
Ve daha pek çok soru var sorulacak ...

Öncelikle belirtmek istedigim bir nokta var yanlız ...
Süreci siyahlar ve beyazlar olarak değerlendirmek kısır döngülere girmemize sebep oluyor ...
Varsın bu süreç siyah beyaz kalsın ama bizler kendi fikri dünyamızda açılımımızı yakalayalım ?
Eğer hala siyahlar ve beyazlar olarak bakıyorsak dünyaya bizim açacagımız pek bir şey yok kanaatimce ...

Ve bu konuda oldugunca çeşitli yazar ve çizerlerden fikir derlemesi yapmak isterdim dogrusu ...
En uçların dahi ne düşündügünü bilmek isterdim ...
Umarım hala karşımıza bildik tanıdık söylemler çıkmaz ...

Giriş benden katkı sizden ...

Selamlar ...
Logged

Not font kurbaa
narcicegi
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1784



« Yanıtla #1 : 29 Aralık 2009, 11:19:07 ÖS 23 »

Hükümet kanadının açılım ile ilgili çalışmalarından  bir derleme sunalım önce:

İşte 'Kürt açılımı'

MGK'da tartışılan 'Kürt açılımı'nın ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Öncelikli şart PKK'nın silah bırakması. İşte barış için atılacak adımlar...

Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan?ın Kürt sorununun çözümüne yönelik yaptıkları açıklamalarının çerçevesi netleşmeye başladı.
 
Bugün'ün haberine göre Cumhurbaşkanı Abdullah Gül?ün, Kürt sorununun çözümüne yönelik olarak ?Güzel gelişmeler olacak' açıklamasının detayları günden güne netleşmeye başladı. Devlet kurumlarının üzerinde çalıştığı ?Kürt açılımı? ile yıllardır yaşanan Güneydoğu sorununun kökünden çözülmesi planlıyor. ?Kürt açılımı? konusunda Cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere hükümet, Genelkurmay ve MİT ile devlet kurumları arasında uyum olduğu belirtiliyor.

ORKESTRA ŞEFi CUMHURBAŞKANI GÜL
Kürt açılımı konusundaki çalışmaların Cumhurbaşkanı Abdullah Gül?ün başkanlığında yürütüldüğü belirtiliyor. ?Kürt açılımı? konusunda Abdullah Gül?ün konumu ?orkestra şefi? olarak nitelendiriliyor.

1-Temel şart silah bırakma
Kürt açılımı yapılmasında öncelik PKK?nın silah bırakmasına veriliyor. PKK Kongre-Gel 1 Haziran?a kadar silah bırakma kararı alırken, 1 Haziran?dan sonra bu tutumunu devam ettirip ettirmeyeceği açılımın geleceğini etkileyecek. PKK?nın tümüyle silah bırakması halinde Kürt açılımının adım adım hayata geçirileceği belirtiliyor. Açılımın hayata geçirilmesi konusunda zaman kaybedilmeyeceği de ifade ediliyor.

2-220?ye işlerlik kazandırılacak
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, TCK?nın 220. maddesine işlerlik kazandırılmasını gündeme getirmişti. Dağdakilerin indirilmesi için aileleri ile görüşmeler yapılarak TCK?nın 220. maddesinden yararlanmaları sağlanacak.

3-Öcalan?a tecrit bitecek
Kürt açılımında birçok madde bulunuyor. PKK elebaşısı Abdullah Öcalan?a İmralı?da uygulanan tecrit kaldırılacak. Öcalan?ın yanına 5-6 mahkum gönderilerek tecrit sona erdirilecek. Avrupa Birliği tarafından hazırlanana raporlarda da Öcalan?ın tecrit edilmesi eleştiriliyordu. Adalet Bakanlığı tarafından İmralı?da yeni cezaevi inşaatına başlanmıştı.

4-Yurtdışındaki Kürtler?e vatandaşlık
Avrupa?da yaşayan ve Türk vatandaşlığından çıkartılan binlerce Kürt kökenliye yeniden Türk vatandaşlığı verilecek. Teröre bulaşmadığı ve silaha sarılmadığı tespit edilen Kürt vatandaşlara Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden vatandaşlık verilecek.

5-Bölge vatandaşına şefkat
'Kürt Açılımı?nda Güneydoğu?daki vatandaşlara şefkatle yaklaşılması da yer alıyor. Hakkari?deki gösteriler sırasında Seyfi Turan isimli çocuğun polis tarafından dövülmesi nedeniyle Hakkari Valisi Muammer Türker?in emriyle polis anında açığa alındı. Olayın ardından 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi?nde tedavi altına alınan Seyfi Turan'ı Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Yurdaer Olcan ziyaret etmişti. Polisin ve askerin bu tavırlarının bölge vatandaşlarına şefkatle yaklaşılmasının ilk adımları olduğuna dikkat çekiliyor.

6- Kürtçe engeli kalkacak
Kürtçe kullanımının önündeki engeller kaldırılacak. Kürtçe köy isimlerinin yeniden verilmesinin ardından çocuklara Kürtçe isim konulması sürprizi de gelecek. Televizyonlarda Kürtçe yayın yapılması tamamen serbest bırakılacak. Cezaevlerindeki vatandaşların telefonda Kürtçe konuşmalarının önündeki yasak da yapılacak tüzük değişikliği ile kaldırılacak. Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan tüzük değişikliği Başbakanlıkíta bekletiliyor. Özellikle Güneydoğu?daki bazı dağlara ?Ne Mutlu Türküm Diyene? yazıları yazılırken, bu yazıların silinmesi sağlanacak. Bu yazıların büyük çoğunluğunun askeri bölgelerde yazılı olduğuna dikkat çekiliyor.


İşte Açılımın Yol Haritası
Terörü bitirme ve Kürt sorununu çözme amaçlı Demokratik Açılım Projesi'nin yol haritası şekillendi.

Kardeşlik Projesinin amacına ulaşabilmesi ve şovun önüne geçilmesi için proje iki koldan yürütülecek.

Bir taraftan "eve dönüş"lerle PKK'lıların teslim olması sağlanırken, eşzamanlı olarak demokratikleşmeye hız verilecek.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında önceki gün yapılan zirvede ayrıntılar bir bir ele alındı.

Kısa ve Orta Vadeli Planlar
Edinilen bilgilere göre, kısa ve orta vadede yapılacaklar listesinde Kürtçenin yaygın kullanımı ağırlıklı yer tutuyor.

Kürtçe köy isimlerinin iadesi, çocuklara Kürtçe isim konulabilmesi ve hapishanelerde Kürtçe konuşma yasağının kaldırılmasına ilişkin kararlılık biliniyor.

Kürtçe Kur'an Basılacak
Bunlara ilaveten Diyanet İşleri Başkanlığı da Kürtçe Kur'an-ı Kerim meali basacak. Ayrıca, Kürtler arasında Şafi mezhebinin yaygın olması nedeniyle Kürtçe Şafi İlmihali yayınlanacak.

Kürtçe Araştırma Enstitüleri Geliyor
YÖK Kanunu'nda değişiklik yapılarak üniversitelerde Kürtçe Araştırma Enstitüleri kurulacak. Bunlar dil ve lehçe araştırması yapacak.

Ayrıca Kürtçe'nin seçmeli ders olarak okutulmasına yönelik çalışma yapılacak.
Sınırlarla ilgili çalışmalar da projede ele alınan konulardan birisi. Habur'daki arama ve kontroller hızlandırılacak, böylelikle yığılmanın önüne geçilecek.

Özel Televizyonlara Kürtçe İzni
RTÜK yönetmeliği değiştirilerek, Kürtçe'nin özel televizyonlarda da kullanılmasının, süre sınırlaması olmadan önü açılacak. Ayrıca reklamlar da Kürtçe yayınlanabilecek.

Etkin Pişmanlık
Geri dönenler "Öcalan için geldik" derse, etkin pişmanlığı düzenleyen Türk Ceza Kanunu'nun 221'inci maddesinden faydalandırılmayacak.

Mahmur'dan gelenler için TOKİ kabul yerleri oluşturacak. Bunlara ikametgah ve nüfus cüzdanları verilirken rehabilitasyon programı uygulanacak.

Ayrıca terör bölgelerindeki yaylaların kullanımı yasağı da kaldırılacak.

Koruculuk Sistemi
Koruculuk sistemi ıslah edilecek, yaşı gelenler emekli olacak, diğerleri de kamu hizmetlerinde çalıştırılacak.

Siyasi Partiler Kanunu
Siyasi Partiler Kanunu'nun farklı dil ve lehçelerin kullanımını kısıtlayan 81'inci maddesi değiştirilerek, Kürtçe propogandanın önü açılacak. Böylece Meclis'te bekleyen birçok dokunulmazlık dosyası düşmüş olacak.

timeturk.com
Logged
Waşta erva!!
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 521


« Yanıtla #2 : 30 Aralık 2009, 12:13:36 ÖÖ 00 »

Selamun aleykum, bizlere doğruları haykırmak için nefes bahşeden yaradana arşın sonsuzluğu kadar hamdu senalar olsun ve daima hakkı gözetenlerden olma bilinç ve şuuru ihsan etsin.

Şimdi bu süreç ne zor süreç ne çıkmaz süreç bir bilseniz, daha kendi içindeki polemikleri yanlışları düzeltememiş bir hükümet kalktı büyük bir riski göze alarak kürt açılımı dedi. TRT6'şi devreye soktu, birkaç iyileştirme yaptı ve dediki tamam açılım yolunu bulmuştur süreç ilerliyor.

Ama ne oldu, süreç isim değiştirmeye yöntem değiştirmeye başladı. Ve bir anda tüm sesler kesildi italya'da 10 yılda ancak tasfiye edilebilen gladyo'yu biz ülkemizde yıllardır bitiremedik ve hala onun güdümünde yol haritasını belirleyen bir hükümetten medet umuyoruz. Tam birşeyler düzelecek bakıyorsunuz doğuda bir karakol bombalanıyor.. Yeni bir iyileştirme daha yapılıyor, bakıyorsunuz metropollerde insanların bulunduğu toplu taşıma araçlarına
zalimane bir şekilde molotoflar atılıyor ve insanlar yanarak can veriyor.. Güneydoğu'da sükunet baş gösteriyor, ardından kaos ortamı yaratılıyor ve suçu olmayan gencecik çocuklar sırtından vuruluyor devletin polisi tarafından…
Ardından tokat Reşadiye'de yine karakol baskını oluyor ve suçsuz askerler acımadan öldürülüyor ve başbakanımız
yaşanan bu elim olayın ardından amerika'daki ziyaretini ertelemiyor dahi.. Oysa orada analar en zor imtihanlarını veriyor, anlamıyorum bu ne yaman çelişki..
Ve en son yaşanan olay 'yıldırım begler'in itirafları bunlar insanın kanını donduracak kadar korkunç iddalar ne diyor begler: "Sükunet baş gösterdiğinde bize emir gelirdi, ortalığı canlandırın derlerdi. Biz de ya bir karakola roket atardık, yahut şehir merkezlerinde kaos çıkarırdık'' daha neler neler…

Örgüte mühimmatı veren de bunlar ve bunlar TSK'nın emrinde çalışan insanlar, kaleşnikofların seri numaralarını silip örgüte hediye niteliğinde veriyorlarmış.
Şimdi kimse bana TSK'ya güvenebileceğimi söyleyebilir mi?…
Suikastların, masum insan ölümlerinin ardındaki isimler muhakkak hep üst düzey rütbeliler, iyide hangi açılımdan söz ediliyor, gerçekten kürt açılımı isteniyor mu?… Önce bunu sormak lazım.

Yıllardır rant elde ettikleri durumun bitmesinden memnun kalacaklarını his sanmam. Halk hep sömürüldü, düşman kılındı biribirine.. Ama ne var biliyormusunuz, hani halk diyor ya; askerlerimizin üzerinden şehit edebiyatı yapamazsınız, bizi birbirimize düşman kılamazsınız diye.. işte bu düşünce, onların sona yaklaştıklarının kanıtıdır inşaAllah..

Bu ülkede artık herkes gerçekten huzur içinde yaşamak istiyor, Apoletlerin gölgesinde değil.. Asker yahut polis devleti olmak istemiyoruz, biz daha aydın huzurlu ve barış ortamının gerçekten samimi insanlar tarafından getirileceği bir ülke istiyoruz.

Ama önce, ordunun medyanın ve devletin şeffaf olması gerekiyor. Halk'a rağmen, halk için iyileştirme yapılamaz.

Rabbim zalimlerin eline bırakma bizleri, Îslam Kur'an ve Ümmet olma bilinci ihsan eyle bizlere, bizleri birbirimize hakiki kardeşler kıl, halk arasında ki bu anlamsız harp halinin sonlanmasını nasib eyle ve bizi tüm ülke insanlarını zalimlerin oyunlarından uzak tut Amin.. Sen tüm eksikliklerden münezzehsin.
Logged
ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4677



« Yanıtla #3 : 02 Ocak 2010, 01:13:30 ÖS 13 »

Cihan Aktaş
Müslüman Kürt aydınların sessizliği

Cumartesi, 19 Aralık 2009 10:10


DTP kapatılınca, açılım konususnda bir süreliğine ortalığı kaplayan umutsuzluk hissini nasıl anlamak gerekir? Parti kapatılmadan bir süre önce Özgün Duruş  gazetesinde Altan Tan'la sohbet ediyorduk, Kürt nüfusun temsiliyet sıkıntısı bağlamında. Nasıl oluyor da ağırlıklı olarak dindar olan, İslamcılık hareketlerini önemli ölçüde etkilemiş bulunan mensuplarıyla da övünen bu nüfusun başat temsilcileri dini söylemlerle mesafeli  olduğu bilinen PKK ve DTP olarak görünüyor…

Bu temsil kalıpları oluşurken müslüman Kürt aydınlardan beklenen genel nüfusun kardeşliği adına hikmetli bir sessizliği benimsemeleri oldu. Onlar elbette konuşmaya devam ettiler, ancak Müslümanca bir duyarlığın alanından, barış ve kardeşlik dilekleriyle yükseliyordu sesleri.  Böylelikle denilebilir ki barışçı Müslüman Kürt nüfusun sesi olması gerektiği ölçüde duyulmadı. Onlar ya İslam kardeşliği ya da Türkiye'nin ortak çıkarları adına sözlerini ölçerek biçerek sarfetmeyi sürdürdüler.  Yürekten inandıkları bir davanın içinden seslenebilmek için, kişinin öncelikle "Kürt" ya da "Türk" olarak kendini tanıtmadığı bir siyasal çatı altında var olma azmini korudu çoğu. Bir kısmı ise köken bağlamında mevcut iki yüzlü yaklaşımlardan yılarak, akan kanın durdurulmasında en acil çözümü sunacağına inandığı çatıların altına sığındı. Çünkü muhafazakâr kesim içinde de Kürt varlığını bir ilave olarak görmeye yatkın bir algı hali eksik değildi. Muhafazakâr bir dernekçi hanımın, "Akıllı olsalardı kıymetlerini bilirdik" deyişi karşısısnda kendimi bir yol ayrımında hissettiğimi hatırlıyorum 90'ların başlarında. Muhafazakarlaşırken devleti kutsamaya giden bir dil tutturan eski İslamcıları gördükçe, tırmanan gerilim karşısında köken siyasetine yönelenler de oldu müslüman Kürtler arasında.

Yakın arkadaşım olan Kürt aydınlar yıllarca Kürtlükleri üzerinden siyaset üretmeme kaygısıyla, salt Kürt olmalarından ileri gelen haksızlıklar karşısında çekingen bir itirazı dillendirdiler en fazla. Türk ulusalcılığının söylemleri süratle ve şiddetle Kürt gençleri için model oluşturmaya devam ederken, onlar sorunlara din kardeşliği zaviyesinden bakma hassasiyetini korudular.

Bir toplantıda biraraya gelirdik. Ne Türk açısı olurdu ne de Türk. Müslüman olarak sorumluluklarımızdan söz ederdik ya da müslüman olarak modern dünyaya söyleyeceğimiz sözlerden. Ayetlere hadisi şeriflere atıfta bulunarak ortak yolumuzu tanımaya çalışırdık. Kürt olan kardeşten daha ileri olurdu, tefsir sohbetleri uzayıp giderken. Ümmet perspektifi bütün ufkumuzu kaplarken önümüzü görememeye başlamışız meğer. Oralarda bir yerde bir zulüm yaşanırken de geniş ufuklara dalan bakışlarımız nedeniyle, mesela ölüm kuyularında erimekte olan kemiklerin kayıp sahipleri gibi bir konuda nadiren bilgilenmişiz.

Kürt meselesinin Kürtçe'deki dini kelimeleri ayıklama çabası içinde olduğu bilinen PKK ve DTP'nin talepleri ve ufkuyla özdeşleştirilmesi, Kürt kökenli müslüman aydınların hikmetli sessizliğinden kaynaklanmıyordu sırf. Birileri temsilleri oluşturuyor ve birilerine bağışlıyordu. Urfa'da, Mardin'de, Batman'da selamlaştığımız, evlerine konuk olduğumuz kardeşlerimiz de bizim kadar yabancıydı DTP siyasetinin dini parantez altına alırken dili de laiklestiren söylemlerinden. Dar bir temsilin söylemlerinin büyük bir topluma doğru genişlemesi ise, meşru temsil alanlarının görünmez kılınmasıyla mümkün oluyordu. Müfit Yüksel bunu yakın tarihlerde gerçekleşen bir söyleşisinde eleştiriyor ve Kürt meselesinin sadece DTP muhatap alınarak ve Kürt toplumunun dini hassasiyetleri de göz ardı edilerek çözümlenemeyeceğini hatırlatıyordu.

Diyarbakır'da beş yüz kişi bile büyük olaylar çıkartabiliyor, böylelikle nüfusun yüzde 1'ini  temsil eden örgütlü şahıslar etkin ve temsiliyet makamında görünüyor. Bu sırada İslami gruplar ve AK Parti ortada yok. İslami gruplar ortada olsa, AK Parti Kürtlerin meselelerini bir şeyler yapıyormuş gibi değil de sahiden çözme çabasına düşse… Daha Dersim ve Norşin'in isimleri bile değiştirilmiş değil.  

Üç Kürt vatandaştan ikisi AK Parti'ye oy veriyor. DTP'nin legal siyasal alandaki temsiliyeti, Kürt meselesinin çözümü için önemli olmakla birlikte, yetersiz kalmıştır. Türk ve Kürtlerden oluşan akil adamlar getiriliyor gündeme bu zor günlerde. Benim aklıma ise kaçırılmış fırsatların ortaya koyduğu boşluğu en anlamlı bir şekilde ortaya koyan  rahmetli Abdülmelik Fırat geliyor.  Akil bir adamdı, ama kimse en gerekli zamanlarda ona mikrofon uzatmayı düşünmedi zamanında. Gerçek, kalıcı bir barış olsaydı aranılan, onun sesini daha sık duyuyor olurduk. Demokratik açılım da biraz Kürtçe, biraz Alevilik, biraz Dersim şeklinde bir karmaşa sunmazdı. Diyarbakırlı Ece Nur'un başörtüsü nedeniyle okuduğu ilköğretim okulundan sürülmesini bu açılım içinde bir yere yerleştiremiyoruz. Oysa Kürt meselesi kız çocuklarının eğitim imkanlarının kısıtlanmasıyla doğrudan ilgili.

Abdülmelik Fırat artık aramızda değil, ama durduğu yerin bildirdiği bir hedef, bir ufuk var. Birlikte yaşama azmini vurguluyor Altan Tan sohbetimiz sırasında. Demokratikleşme süreci de bütün icapları yerine getirilerek sürdürülmeli. Tabii darbe anayasası da değiştirilmeli. Ayrıca en kısa zamanda toplum nezdinde bir saygınlığı bulunan farklı görüşlere sahip aydınlar bir deklarasyon yayınlayarak demokratik açılımın sürmesi doğrultusundaki açıklamalarını halka duyurmalı.

Temsil alanlarını genişletme yerine daraltmanın en sıradan sonucu ise kaos, kargaşa. İnsan canını  ucuzlatan da aynı daralmadır. Muş olaylarının karanlık bir yanı olmadığını kim söyleyebilir? Akil adamlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Logged

Not font kurbaa
ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4677



« Yanıtla #4 : 02 Ocak 2010, 01:20:15 ÖS 13 »

İhsan Eliaçık
    
Kürt sorunu: Gurur ve onur

Önce yazının temel öncülü mahiyetinde iki soru;

1- 1921 anayasasında “Türk” kelimesi geçmiyor. Meclise bile “Büyük Millet Meclisi” deniyor, devletin ismi olarak da “Türkiye Devleti” tabiri kullanılıyor, neden?

2- On kıtalık İstiklal Marşı’nın hiçbir yerinde “Türk” kelimesi yok, niçin?

Bu soruların cevabı önemlidir.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, 1 Ekim’deki Meclis açılış konuşmasında, konu tamamen bu olduğu halde “Türk” veya “Kürt” sözcüklerini hiç kullanmadı, bu yüzden de eleştirildi. Fakat ben bu tutumu girişteki iki sorunun mana ve ruhuna dönüş olarak okudum ve gayet yerinde buldum.

Çünkü Türkiye’nin bugün adına “Kürt sorunu” veya bu sorunu çözmek için “demokratik açılım” adını verdiği sorun, bu iki soru da saklı “kurucu akıl” ile çözülebilir.

1921 anayasasında bu kurucu akıl vardı. M. Akif tarafından yazılan İstiklal Marşı sanıldığının aksine tamamen bu aklı yansıtmaktadır. En son Cumhurbaşkanı’nın meclis açılış konuşmasında da bu aklın ipuçlarını gördüm. Konuşmayı kim hazırladı veya hazırlanmasına katkıda bulundu ise tebrik ederim. “Vizontele” filminden replik haline gelen cümle ile söyleyeyim; “Şerefsizim benim de aklıma gelmişti…”

Şunu da söyleyeyim, “Ergenekon” ve “Açılım” mevzularından asıl meseleye bir türlü sıra gelmiyor. Ergenekon ve Açılımdan daha önemli mesele mi var diyeceksiniz. Evet, var. Asıl mesele “iktidar zenginleri” meselesidir. “Harun gibi gelip Karunlaşanlar” meselesidir. Ben işin bu tarafına bakarım. Bazen, iş buraya gelip dayanmasın diye iktidar çevrelerinin bu mevzuları uzatıp durduğunu ve üzerine yattığını da düşünmüyor değilim. Onun için Ergenekon ve Açılım mevzularının bir an önce sonuçlanması gerekiyor.

Neyse…

Yazının konusuna dönelim.

***

Nedir bu kurucu akıl?

1921 anayasasını hazırlayanların zihninde, o dönemde henüz daha silinmemiş olan “imparatorluk aklı” vardı.

İmparatorluk aklı bir dinler, mezhepler, kabileler, ırklar birliği üzerinden çalıştığı veya çalışması gerektiği için “tekçi” dayatmaları kaldıramaz. Aksi halde içeriyi tutamaz.

Kendilerini hala imparatorluk varisi olarak gördükleri için Osmanlı Kanun-i Esasi’nde “Ahalinin kaffesine Osmanlılar ıtlak olunur” yerine “Türkiye Devleti”ni düşünmüşler. Elde kalan Osmanlı coğrafyasına da “Türkiye coğrafyası” demişler. Fakat zihinlerinin gerisinde hala “Ahalinin kaffesine ne diyeceğiz?” sorusu var. Bunu bilinçli bir susuşla, sadece “Büyük Millet” olarak anıp bırakmışlar. Bu 1921 anayasası için böyle…

Fakat sonraki yıllarda malum “Türk” vurgusu öne çıkmış. Sadece öne çıkmakla kalmamış dayatılmış. Öyle ki bırakın anayasaya girmeyi her yana yayılmış; Türk Naranciyesi… Türk Kalp Vakfı…Türk böbrek tedavisi…Türk plastik sanayi…

Bölünmüş, dağılmış, yenilmiş zihin “Türk” kelimesine sarılmış, dört elle tutunmuş…

Bölünmüşlük ve dağılmışlığın derin psikolojisini bu sözcüğe tutunmada apaçık görebilirsiniz.

İyi de imparatorluk sadece Anadolu dışında değildi ki. Anadolu içlerinde de imparatorluk ahalisinin kaffesinin bir bölümü ve de dağılan yerlerden kaçanlar/gelenler vardı. Altan Tan’ın kitabında verdiği rakamlara göre şu an dünyadaki 30 milyon Kürt’ün, 15 milyonu Türkiye’de yaşıyor.

“Olsun, zamanla Türkleşirler” diyenlerin yanıldığı apaçık ortada.

İmparatorluk kalıntısı bir zihin tarafından kurucu ilkeleri belirlenen fakat gitgide tek tipçi bir uluslaşma süreci yaşatılan Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşadığı serencam kanımca budur.

Bugün gelinen noktada bir çok Türk 24 saat Kürtçe yayın yapan TRT Şeş’i izlerken “Vay be, demek bu Kürtçe 24 saat hiç durmadan konuşulabilen bir dil ha!” diye şok yaşıyor. “Memlekette Türkçe’den başka 24 saat konuşulabilen bir dil varmış ya!” diyerek yaşanan sessiz ve derinden bir şok bu.

“Bastığın yerleri toprak deyip geçme tanı” dedirten bir hatırlatma aynı zamanda.

Kanımca tarih boyunca imparatorluk harcıyla yoğrulmuş olan bu toprakların ruhu, tekçi dayatmalara itiraz etmekte, harcına etnikçi hamur katılmak istenmesinden rahatsız olmaktadır.

Bu nedenle “Türk” veya “Kürt” etnikçiliğini bu hamur kaldırmaz, kaldırmıyor.

***

Bazen insanların dilinde sözcükler fetişleşerek normal ve asli anlamlarını kaybederler. Sosyolojinin veya siyaset bilimin konusu olmaktan çıkar, “psikolojik” birer fenomene dönüşürler.

“Türk” veya “Kürt” sözcüklerinin başına gelen de bundan başkası değil.

Bu kelimeler binlerce yıldır evlerde, kahvelerde, çarşılarda, pazarlarda kullanılır ve kimse bundan rahatsız olmazdı.

Ama şimdi öyle değil.

Özellikle egemen figür “Türk” sözcüğünde temerküz ettiği için, bu kelime kullanılarak çok canlar yakıldı. Egemenler, imparatorluk bakiyesi bir ülkeye bu kelimeyi dayatmanın ters tepeceğini göremediler. Hala da göremeyenler var.

***

Bunlar birer psikolojik kavrama dönüştü demiştim.

O halde psikolojinin kavramlarıyla ifade edelim; “Türk” yerine “gurur”, Kürt yerine “onur” diyebiliriz rahatlıkla çünkü altlarında yatan psikoloji bu.

Gurur, Arapça “aldanmak” kökünden gelir. Bu nedenle ucu kaçmış, abartılı bir gurur daima aldatıcıdır. “Türklük gururu” sizi etrafınızı göremez hale getirerek köreltebilir. Hatta çevrenize zarar verir hale gelirsiniz haberiniz bile olmaz. Kendi gurur fanusunuza hapsolur, dışarıda neler olup bittiğini anlayamaz hale gelirsiniz. Böylece bir çok şey elden gider de ruhunuz bile duymaz. Bütün gururlar hatta din gururu bile böyledir. Adı üzerinde gurur adamı aldatan şeydir.

Onur ise Arapça haysiyet sözcüğünün Türkçesidir. “Nerede” demek olan “haysu” kökünden gelir. Demek ki onur yani haysiyet “nerede duracağını bilmek” ile ilgilidir. Bu nedenle nerede duracağını bilmeyen adama onursuz yani haysiyetsiz deriz. “Kürt”ün onur yani haysiyet arayışı nerede duracağını bilemezse birilerinin oyuncağı haline gelir ve haysiyetini tümden kaybeder… “Diyarbakır cehenneminden” (hapishanesinden) sonra… “Türkçe konuşacaksın, sen Türksün Türk, haydi bağır lan en büyük Türk Atatürk!” diye yediğiniz tonla dayaktan sonra… Yıkılan köyünüz, yakılan tarlanızdan sonra… Lice’de paramparça olan 14 yaşındaki kızınız Ceylan’dan sonra kulağınıza eğilen bir terör fısıltısı sizi dağa çıkarabilir. Siz onurunuz için savaştığınızı sanadurun, üç bin metredeki tepelere inip kalkan uçaklardan atılan lojistikle çoktan çakalların ağına düşmüşsünüzdür… Tarih bunun onlarca örneği ile doludur. Bütün onur arayışlarının başına bu gelmiştir. Onun için adı üzerinde onur (haysiyet) nerede duracağını bilmektir.

“Mamak Cehennemi’nden” çıktığım 1981 sonbaharında aklımdan ilk geçen onurum yani haysiyetim için dağa çıkmaktı. Çünkü yaşadığım şartlar bana başka çare bırakmamıştı. Onur (haysiyet) ne demek iyi bilirim. “Nerede duracağımı bilmek” beni bundan vazgeçirdi. Böylesi durumlarda insan “Ez bütün çiçekleri, kendine zalim dedirt” dercesine ensenizde poza pişiren mağrurlar aleyhine yabancı güçlerle işbirliği yapabilecek hale bile gelebilir. Kişiyi bundan nerede duracağını bilmek kurtarır.

Fakat böyledir diye “böyle gelmiş bu devran, böyle gider” de diyemeyiz. Şurası bir gerçek ki döner dolaşır daima onur arayışı kazanır. Gerçekten onuru çiğnenmiş birisi dünyanın en haklı ve en karşı durulmaz gücüdür. Yeter ki nerede duracağını bilsin, onurunu çiğnendiği yerde arasın. Onuru, gururun intikamı olarak kullanmakla kalmayıp, yeni bir karşı-gurur haline getirmesin.

***

Bu nedenle diyorum ki bu topraklara gurur da onur da lazımdır.

Çünkü bastığımız topraklar gurursuz ve onursuz yaşayamaz.

Mesele ne ile gurur duyacağımız ve onuru nerede arayacağımızdır.

Kimsenin gurur incinmemeli, onuru çiğnenmemelidir.

Gurur devlete, onur millete aittir.

Çünkü devlet milletin örgütlenmiş ortak gücüdür. Bu nedenle Türk’ün veya Kürt’ün devleti olamaz. “Adalet devleti; ortak iyinin iktidarı” olur. Bu her ikisini de massedip içine alır. Devleti ortak devlet, milleti ortak millet, ülkeyi ortak ülke haline getirir. “Türkiye Devleti”nin 1921’deki kurucu aklında bu vardı. O akla dönmekten başka çare kalmamıştır.

***

Bu ‘konsept’ten (temel bakış açısından) bakılınca, anayasaya Kürt sözcüğü sokulmak bir yana, Türk sözcüğü de çıkarılmalıdır. 1921 anayasasında olduğu gibi “Türkiye Devleti” ifadesinden başka “Türk” dahil herhangi bir etnik köken, “İslam” dahil herhangi bir din, “Sünni” dahil herhangi bir mezhep ve “Atatürk” dahil herhangi bir kişi ismine yer verilmemelidir.

20 Kânun-ı Sani 1337 (20 Ocak 1921) tarih ve 85 no’lu kanunla kabul edilen ve iki yıl kadar yürürlükte kalan 1921 anayasasına hakim olan anlayış aynen böyleydi. Bu anlayış ile güncellenerek yeniden hazırlanmalı, “kurucu anayasa” sıfatı ile referanduma sunulup milletçe onaylandıktan sonra yürürlüğe girmelidir. Kanımca Türkiye’nin dönüp dolaşıp geleceği yer bundan başkası değildir.

Etnik köken, din, mezhep veya şahıslar devletin değil; milletin veya millet içindeki kişi ve toplulukların vasfıdır. Bunlar milletin gönlünde yaşar ve atardamarlarından akar. Yok edici bir dış tehlike veya asimile edici bir iç tehdit anında, bir kedinin üzerine gelene canhıraş atılması gibi meydana atılır, tehlike geçince normal seyrine dönerler. Bunu gayet tabiî görmek gerekir. Bu, millet morfolojisinin tabiî refleksidir.

Devlet ise hepsinin “ortak kamu gücü” olup adaletten başka varlık gerekçesi yoktur.

Bu haliyle “Türkiye Devleti” bir ve bütündür. Türkiye Devleti ile vatandaşlık bağı olan herkese “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” denir. Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkesler, Zazalar, Rumlar, Ermeniler, Arnavutlar, Araplar vs. kendi dil, kültür ve geleneklerini özgürce yaşarlar. Kendi anadillerini özgürce öğrenirler ve öğretirler. Kendi çocuklarına kendi isimlerini, kendi yörelerine kendi adlarını özgürce verirler. Bütün diller, çocuklar, yöreler, beldeler, şehirler, dağlar, taşlar, ovalar, dereler vs. “milletimizin” ortak gücü, zenginliği, gururu ve onurudur.

Ben bu gururu ve onuru TRT Şeş’i seyrederken Kürtçe tek bir kelime bilmememe rağmen hissediyorum. Türkiye’nin batısı 24 saat Kürtçe yayın yapan TRT Şeş’i izlerken “Vay be, demek bu Kürtçe 24 saat hiç durmadan konuşulabilen bir dil ha!” diye şok yaşıyor. Ben bizzat şahit oldum. “Evet” dedim, “Daha bir de Arapça, Farsça, Ermenice, Rumca, Arnavutça vs. olduğunu düşün. İşte senin gururun burada; Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Fars’ın, Ermeni’nin, Rum’un yan yana olduğu yerde…”

Bir çok Kürt de, “küresel çakallar” olmadan bu sorunun çözülebileceğine inanamıyor. Ona da diyorum ki; “Bal gibi olur, olmak zorunda… Onuru başka yerde arama, burada ara; ekmeğini yediğin, suyunu içtiğin yerde…”

Not: Yazılarımızla sürekli yeni tanışanlar olduğu için, “Kürt sorunu”, “Atatürk” “cumhuriyet” veya “laiklik” vs. konularında neden yazmıyorsun diyenler oluyor. Oysa bunların hepsi hakkında makalelerim var hem de tekraren. Bunun için bu sitede (haber10.com) veya www. ihsaneliacik.net adlı kişisel sitemden, örneğin “Türke, Kürde , Araba, Aceme çağrı”, “Darusselama hoş geldiniz”, “Benim gözümde Atatürk”, “Ordu ve din”, “Cumhuriyet ve siyasal İslam”, “Türkiye’nin aklı ve vicdanı; 1921 ruhu”, “Anayasanın rengi; Adalet”, “Cumhurbaşkanı hayali; hayali Cumhurbaşkanı” başlıklı makalelerimize bakılabilir. Yakında siyasi içerikli makalelerimiz “Bu Belde; Türkiye yazıları” adıyla, ekonomi-politik içerikli makalelerimiz “Mülk yazıları” adıyla ve diğer İslam’da dini düşünce ile ilgili makalelerimiz 5 ayrı kitap halinde çıkacak…Yine 2003 yılında çıkan ve yakında yeni baskısı yapılacak olan “Adalet Devleti; Ortak iyinin iktidarı” adlı 600 sayfalık siyaset felsefesi üzerine kitabımıza da bakılabilir. Yani bu konularla çokça ilgiliyim, fildişi kulesinde oturmuyorum vesselam. İlgiyle sorup soruşturanlara teşekkür ederim…

recepihsan@gmail.com

www.ihsaneliacik.net
Logged

Not font kurbaa
Elemîn
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 279


« Yanıtla #5 : 03 Ocak 2010, 11:28:16 ÖÖ 11 »

Es Selamu Aleykum

Açılımla ilgili ,

1) Konuyla endirek alâkası olsa da , Kasım 2009 başında belge '' Ipıslak '' ispatlandığında ve kesinlik kazandığında, hazır :

a) Sn Baykal'a önceden sorulan '' Belge ispatlanırsa Sn Başbuğ'un emekli edilmesi gerekir mi '' sorusuna Sn Baykal '' evet '' diye cevap vermişken ve

b) Hangi tarafta olduğu malum Sn Oktay Ekşi , Sn Necati Doğru ve diğer birçok kartel medyası yazarının Genelkurmay'ı ve belgeye önceden açıkça taraf olan Sn Başbuğ'u ilk defa şaşkınlık ve pişmanlık içeren yazılarıyle eleştirmişken , Hükümetin Sn Bağbuğ'u derhal görevden alamayarak açılımın adına yapıldığı iddia edilen demokrasi kurallarını işletmemesini , savunulan demokrasi adına büyük bir gaflet ve kaçırılan büyük bir fırsat olarak görüyor ,

2) Açılımın biraz da Türkiye'nin her tarafındaki bir çok örtülü ve gizli-kapaklı oluşum ve organizasyonların açılması/ifşa edilmesi olarak addedilmesi gerektiğini düşünüyor

3) Kürtlerin ve Türklerin kardeş ve eşit olduğunun , ırkçılığın/kökenciliğin şeytani olduğunun yaygın eğitiminin çok gerekli olduğunu belirtiyor ,

4) Pkk nın ve Pkk ya karşı olduğunu iddia eden ve aslında aynı amaca yönelik benzeri birçok oluşumun aslında kürtlerin ve türklerin aleyhine çalışan dış mihraklı organizasyonlar olduğununun propagandasının yapılmasının oldukça gerekli olduğunu , bu bağlamda Samanyolu Tv deki  '' Tek Türkiye '' ve '' Kollama-Erkenkondu '' isimli dizilerin  ( Rahatsızlık verecek derecede şiddet içerseler de )  yararlı olduğunu düşünüyor ve nitelik ve niceliklerinin artırılmasını diliyor ,

5) Kürtçe Kur'an meali ve ilmihalin son derece yerinde ve mükemmel bir düşünce olduğunu, hemen uygulamaya geçilmesini tavsiye ediyor ,

6) Bu açılım sürecinin Ak parti adına ya çok mükemmel bir sonuç = oy patlaması  ya da tam tersi çok büyük bir çöküş ve tükenişe neden olacağını düşünüyor ve bilvesile Allah (cc)'nun bizim için herşeyin hayırlısını vermesini niyaz ediyor ,

7) Direniş kardeşin çok güzel ve samimi dualarına içtenlikle Amin diyor  ve benim güzel kardeşlerim hepinizi Allah (cc)'na emanet ediyorum.
Logged

Muhammedün beşerun veleyse ke'l-beşeri, Bel hüve yâkûtetün ve'n-nâsü ke'l-haceri
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.383 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu