TASAVVUF AYRI BİR DİN

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Dinler Tarihi > TASAVVUF AYRI BİR DİN
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Dinler Tarihi > TASAVVUF AYRI BİR DİN
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 21   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: TASAVVUF AYRI BİR DİN  (Okunma Sayısı 149240 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #15 : 24 Mayıs 2014, 09:53:12 ÖS 21 »

Alıntı
Bir rivayete göre Resulullah s.a.v efendimizin şöyle dediği ifade edilir ;

" Bilene bir sefer, bilmeyene yedi sefer yazıklar olsun " ..!


Bir rivayete göre !!!
Kim rivayet etti?
Hangi hadis kitabında yazıyor. Bunun kaynağını söylemen gerekirken sözleri nerelerden alıp, nerelere getiriyorsun.
Din bu, pamuk ipliğine mi bağlı?
Hadis diye bir söz söylüyorsun, kaynağını belirtmiyorsun. Aynı şekilde tasavvuf kavramının kaynağı Kur'an ve hadislerde olmadığı gibi hadis diye söylediğin sözün kaynağı da yok.
Yukarıda hadis diye söylediğin sözün kaynağını belirtmeden seninle tartışmanın/konuşmanın bir anlam ifade edeceğini sanmıyorum.


Peki hadisi geçtim. Yalnız samimiyetle ifade edeyim ki o sözü hadis olarak yıllar öncesinde duymuştum. İtibar edersiniz, etmezsiniz sizin sorununuz.

Fakat bir hadis takıntısı yüzünden konu kaynıyor. Hadis konusuna şöyle bir yan konu açabilirim. Madem ki konu Evliya, madem ki konu Tasavvuf ..!

‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62

Onlar, İman edip de Takvâya ermiş olanlardır.
Yunus 63

Onlar için dünya hayatında da ahirette de “Müjde” vardır. Allah’ın buyruğunda asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.
Yunus 64

‘‘Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbî olun, onların sözlerini önemseyin. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.’’
Yasin 21

Bir nâib aracılığı ile Rabbınıza yönelin ve ona tam teslim olun.”
Lokman 15


Bence bu konuya dönelim.
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #16 : 24 Mayıs 2014, 10:05:50 ÖS 22 »

Bilmeden hata, kusur işleyene bir sefer,

Bilerek hata kusur işleyene yedi sefer yazıklar olsun.

Çünkü, bilmeden hata işleyende, değer verilene karşı işlenmiş olan bir suçtan dolayı, eziklik, mahcubiyet, üzüntü, pişmanlık söz konusudur.

Bilerek hata işleyende, pişkinlik, yüzsüzlük, şımarıklık ve sevinç vardır.

Haşa, karşısındakini bir kul, bir beşer yapısında zannedip, kendisini sanki Allah 'ı incitmiş gibi görür.

İşte bunu ifade etmek istemiştim.
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #17 : 25 Mayıs 2014, 12:29:36 ÖS 12 »





Peki hadisi geçtim. Yalnız samimiyetle ifade edeyim ki o sözü hadis olarak yıllar öncesinde duymuştum. İtibar edersiniz, etmezsiniz sizin sorununuz.

Fakat bir hadis takıntısı yüzünden konu kaynıyor. Hadis konusuna şöyle bir yan konu açabilirim. Madem ki konu Evliya, madem ki konu Tasavvuf ..!

‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62

Onlar, İman edip de Takvâya ermiş olanlardır.
Yunus 63

Onlar için dünya hayatında da ahirette de “Müjde” vardır. Allah’ın buyruğunda asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.
Yunus 64

‘‘Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbî olun, onların sözlerini önemseyin. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.’’
Yasin 21

Bir nâib aracılığı ile Rabbınıza yönelin ve ona tam teslim olun.”
Lokman 15


Bence bu konuya dönelim.


Ne demek hadis takıntısı
Bir sözü hadis diye bize söylüyorsun, sonra da bir yerlerden duymuştum diyorsun.Senin de bildiğin bir hadisi kaynağıyla size veriyim. Belki düşünürsünüz:

"Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter!"(Ebu Hüreyre'den rivayet.Müslim)

Din adına bir hadis diye uydurma bir söz söylüyorsunuz, sonra kaynaksız olarak onu savunmaya geçiyorsunuz. Bu kadar da yapma Allah aşkına!

Gelelim senin konuna: Tasavvufa

Verdiğinin ayetlerin hiç birinde ne tasavvuf var ne de tarikat vs.
Tek tek inceleyelim.
Alıntı
‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62

Meal yanlış vermişsiniz. Ayette "evliyama"tabiri yok.Meal şöyle olacak:

"İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına(Evliyaullaha) korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir."
Burada evliyaullah diye geçer ve Allah'ın dostları diye geçer. Peki Allah'ın dostları kimdir/kimlerdir?
Kur'an'da evliya tabirine bakalım:Bir çok ayet var ama ben bazılarını veriyim:
 "İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla(evliyasıyla) savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır."(4/Nisa-76)
Bu ayette Şeytanın evliyası da varmış. Nasıl ki Allah'ın dostları(evliyası) varsa şeytanın da dostları(evliyası) varmış.


Ey İnananlar! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost(evliya) olarak benimsemeyin. İnanıyorsanız Allah'tan sakının.(5/Maide-57)

Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilen Kuran'a inanmış olsalardı, onları dost(evliya) edinmezlerdi, fakat onların çoğu fasıktır.(5/Maide-81)


Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar(evliya) edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.(7/Araf-3)

Ey inananlar! Babalarınızı, kardeşlerinizi küfrü imana tercih ediyorlarsa dost edinmeyin. Sizden onları kim dost edinirse doğrusu kendine yazık etmiş olurlar.(9/Tevbe-23)

Haksızlık yapanlara yönelmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur; sonra, yardım da göremezsiniz.
(11/Hud-113)

İnkar edenler, Beni bırakıp da kullarımı dost (evliya)edinmelerini yeterli mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi inkarcılara konak olarak hazırladık.(18/Kehf-102)


 Allah'tan başka dostlar(evliya) edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler.(29/Ankebut-41)

Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.(42/Şura-6)


Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir.(9/Tevbe-71)

Daha bir çok ayet vardır. Biraz Arapça biliyorsanız Mü'cemül Müfehres'ten Kur'an'da veli-evliya geçen kelimeleri bulabilirsin. Bu ayetleri incelersen , bugünkü anlamda bir veli-evliya geçmediğini görürsünüz.
Kur'an'a göre bütün müminler Allah'ın dostudur/velisidir.
Kur'an'a göre mümin erkek ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidir.
Velilik -evliyalık diye ayrıcaklı bir zümre yoktur.
Müttakilik vardır, muhlis kullar vardır,mümin kullar vardır vs vardır ama ayrıcalıklı bir veli-evliya anlayışı yoktur.Üstünlüğün takvada olduğu belirtilir.

Zaten vermiş olduğunuz Yunus 63.ayette Allah kimlerin dostu olduğunu belirtiyor:
İman etmiş ve takva sahibi olan herkesin dostudur.
Alıntı
Bir nâib aracılığı ile Rabbınıza yönelin ve ona tam teslim olun.”
Lokman 15

Meali yanlış vermişsiniz.Mealin tam metni şöyle:

Ey insanoğlu! Ana baba, seni, körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; Bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz Bana'dır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm.(Lokman-15)

Ayette "naib aracılıyla " diye bir ifade yoktur.Ayette "men enabe ileyye" diye ifade "bana yönelen kimse" anlamındadır. Naib ismi faildir. Yönelen, Allah'a yönelen kimsedir. Bütün müminler Allah'a yönelir.
Bu ayette de sizin tasavvuf ,veli-evliya anlayışınıza bir delil çıkmaz.






Logged

osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #18 : 25 Mayıs 2014, 04:17:42 ÖS 16 »

"Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter!"(Ebu Hüreyre'den rivayet.Müslim)

Eyvallah ..  Grin

Din adına bir hadis diye uydurma bir söz söylüyorsunuz, sonra kaynaksız olarak onu savunmaya geçiyorsunuz. Bu kadar da yapma Allah aşkına!

Peki hadis yok. Haklısın , Allah 'ın aşkı söz konusu oldu mu,  O 'na da eyvallah.

Gelelim senin konuna: Tasavvufa

Verdiğinin ayetlerin hiç birinde ne tasavvuf var ne de tarikat vs.
Tek tek inceleyelim.
 
Alıntı
‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62

Meal yanlış vermişsiniz. Ayette "evliyama"tabiri yok.Meal şöyle olacak:

"İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına(Evliyaullaha) korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir."
Burada evliyaullah diye geçer ve Allah'ın dostları diye geçer. Peki Allah'ın dostları kimdir/kimlerdir?
Kur'an'da evliya tabirine bakalım:Bir çok ayet var ama ben bazılarını veriyim:
 "İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkar edenler ise tağut yolunda harbederler. Şeytanın dostlarıyla(evliyasıyla) savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır."(4/Nisa-76)
Bu ayette Şeytanın evliyası da varmış. Nasıl ki Allah'ın dostları(evliyası) varsa şeytanın da dostları(evliyası) varmış.


Ey İnananlar! Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden, dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost(evliya) olarak benimsemeyin. İnanıyorsanız Allah'tan sakının.(5/Maide-57)

Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilen Kuran'a inanmış olsalardı, onları dost(evliya) edinmezlerdi, fakat onların çoğu fasıktır.(5/Maide-81)


Rabbinizden size indirilen Kitap'a uyun, O'ndan başka dostlar(evliya) edinerek onlara uymayın. Pek az öğüt dinliyorsunuz.(7/Araf-3)

Ey inananlar! Babalarınızı, kardeşlerinizi küfrü imana tercih ediyorlarsa dost edinmeyin. Sizden onları kim dost edinirse doğrusu kendine yazık etmiş olurlar.(9/Tevbe-23)

Haksızlık yapanlara yönelmeyin, yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur; sonra, yardım da göremezsiniz.
(11/Hud-113)

İnkar edenler, Beni bırakıp da kullarımı dost (evliya)edinmelerini yeterli mi sandılar? Doğrusu biz cehennemi inkarcılara konak olarak hazırladık.(18/Kehf-102)


 Allah'tan başka dostlar(evliya) edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler.(29/Ankebut-41)

Allah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin.(42/Şura-6)


Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiyi emreder kötülükten alıkorlar; namaz kılarlar, zekat verirler, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir.(9/Tevbe-71)

Daha bir çok ayet vardır. Biraz Arapça biliyorsanız Mü'cemül Müfehres'ten Kur'an'da veli-evliya geçen kelimeleri bulabilirsin. Bu ayetleri incelersen , bugünkü anlamda bir veli-evliya geçmediğini görürsünüz.
Kur'an'a göre bütün müminler Allah'ın dostudur/velisidir.
Kur'an'a göre mümin erkek ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidir.
Velilik -evliyalık diye ayrıcaklı bir zümre yoktur.
Müttakilik vardır, muhlis kullar vardır,mümin kullar vardır vs vardır ama ayrıcalıklı bir veli-evliya anlayışı yoktur.Üstünlüğün takvada olduğu belirtilir.

Zaten vermiş olduğunuz Yunus 63.ayette Allah kimlerin dostu olduğunu belirtiyor:
İman etmiş ve takva sahibi olan herkesin dostudur.
Alıntı
Bir nâib aracılığı ile Rabbınıza yönelin ve ona tam teslim olun.”
Lokman 15

Meali yanlış vermişsiniz.Mealin tam metni şöyle:

Ey insanoğlu! Ana baba, seni, körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; Bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz Bana'dır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm.(Lokman-15)

Ayette "naib aracılıyla " diye bir ifade yoktur.Ayette "men enabe ileyye" diye ifade "bana yönelen kimse" anlamındadır. Naib ismi faildir. Yönelen, Allah'a yönelen kimsedir. Bütün müminler Allah'a yönelir.
Bu ayette de sizin tasavvuf ,veli-evliya anlayışınıza bir delil çıkmaz.








E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn.
Yunus .62


Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûl yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din) ve men yetevellehum minkum fe innehu minhum innallâhe lâ yehdîl kavmez zâlimîn.
Maide .51


Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûllezînettehazû dînekum huzuven ve leiben min ellezîne ûtûl kitâbe min kablikum vel kuffâra evliyâ(evliyâe), vettekûllâhe in kuntum mu’minîn.
Maide .57


Ve lev kânû yu’minûne billâhi ven nebiyyi ve mâ unzile ileyhi mettehazûhum evliyâe ve lâkinne kesîren minhum fâsikûn.
Maide .81


Ittebiû mâ unzile ileykum min rabbikum ve lâ tettebiû min dûnihî evliyâ, kalîlen mâ tezekkerûn.
A'Raf .3


Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû âbâekum ve ihvânekum evliyâe inistehabbûl kufre alâl îmâni, ve men yetevellehum minkum fe ulâike humuz zâlimûn.


Ve lâ terkenû ilellezîne zalemû fe temessekumun nâru ve mâ lekum min dûnillâhi min evliyâe summe lâ tunsarûn.
Hûd .113


E fe hasibellezîne keferû en yettehızû ibâdî min dûnî evliyâ , innâ a’tednâ cehenneme lil kâfirîne nuzulâ.
Kehf .102


Meselullezînettehazû min dûnillâhi evliyâe ke meselil ankebût, ittehazet beytâ ve inne evhenel buyûti le beytul ankebût, lev kânû ya’lemûn.
Ankebût .41


Vellezînettehazû min dûnihî evliyâllâhu hafîzun aleyhim ve mâ ente aleyhim bi vekîl.
Şûrâ .6


Vel mu’minûne vel mu’minâtu ba’duhum evlîyâu ba’din, ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munkeri ve yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve yutîûnallâhe ve resûlehu, ulâike se yerhamuhumullâh , innallâhe azîzun hakîm.
Tevbe .71


Dilersen bu ayetler ışığında ilk önce Evliya ve Veli kelimelerinin mana karşılığını görelim, daha sonra konu hakkında görüş ve düşüncelerimizi beyan edelim ;


Evliya hakkında (ısrarla üzerinde durduğun kaynaklı)bir kaç hadis :

Evliyâ görülünce, Allahü teâlâ hatırlanır. (Hadîs-i şerîf-Hilyet-ül-Evliyâ).

Allahü teâlâ buyurdu ki: "Evliyâmdan birine düşmanlık eden, benimle harb etmiş olur..." (Hadîs-i kudsî-Buhârî)

Evliyânın sohbetine kavuşan, şeytanın elinden kurtulur, her an Allahü teâlâ ile berâber olur. (Yahyâ bin Muâz)

Allahü teâlânın evliyâsı büyük günâh işlemekten mahfûzdurlar, korunmuşlardır.
(Kuşeyrî)

Evliyânın huzûruna boş olarak gelmelidir ki, dolu olarak dönülebilsin. Onların acıması, ihsânda bulunması için, boş olduğunu bildirmek lâzımdır. Böylece feyz, ihsân yolu açılır.
(İmâm-ı Rabbânî)

EVLİYA MANASI İSE ;

EVLİYA : Allahü tealaya yakın ve sevgili kimseler. Arapça olan evliya kelimesi, veli kelimesinin çoğuludur. Evliyaya, “evliyaullah” da denir.

Evliya, Allahü tealanın razı olduğu şeyleri yapan, O’nun sevgisini yani rızasını kazanan, peygamberlerin gösterdiği doğru yolda bulunan zatlardır. Bunların inançlarında hiçbir bozukluk olmadığı gibi, ibadetleri de devamlıdır. Nefsin arzularından olan menfaat düşkünlüğü, bencillik, kin, hırs, insanlara kötü muamele bunlarda bulunmaz. Devamlı güleryüzlü olup, dünyada kimseye düşmanlık beslemezler. Allah için çalışırlar. O’nun için uğraşırlar. Zenginlikleri varsa O’nun yolunda harcarlar, kerametlerini hiç göstermek istemezler. Cömerttirler.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi


Mumtehine .1 ayetinde ;

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû aduvvî ve aduvvekum evliyâe, tulkûne ileyhim bil meveddeti ve kad keferû bi mâ câekum minel hakk, yuhricûner resûle ve iyyâkum en tû’minû billâhi rabbikum, in kuntum harectum cihâden fî sebîlî vebtigâe merdâtî tusirrûne ileyhim bil meveddeti ve ene a’lemu bi mâ ahfeytum ve mâ a’lentum, ve men yef’alhu minkum fe kad dalle sevâes sebîl.

Mealen ;

Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri evliya edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkâr ettikleri, Rabbiniz Allah'a inandığınızdan dolayı Elçiyi ve sizi (yurdunuzdan) çıkardıkları halde siz onlara sevgi iletiyorsunuz. Benim yolumda cihâd etmek ve benim rızâmı kazanmak için (yurdunuzdan) çıktığınız halde içinizde onlara sevgi (mi) gizliyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilirim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur.


Şu önemli bir kaç konuya hassasiyetinizi göstermenizi umuyorum,

1- Hz. Allah 'ın emir ve yasaklarla ilgili ayetleri kesin ve nettir. Açıklamaya ihtiyaç duymaz.
2- Parantez ve tırnak içi yazılar, Kuran 'ın gerçek manasını yansıtmaz.
3- Tırnak ve parantez içi yazılar, yazarların kendi görüş ve düşüncesini ifade eder.
4- Ayetlerde geçen Evliya kelimesini mana olarak bir "evliya" olarak bir de "dost" olarak alalım.


Evliya kelimesi kendi şeriatımıza uygun yaşayan kişilere tabii olmamızı işaret ederken, dost kelimesi ayetin manasını yüz seksen derce değiştirmiştir.

Maide 51 ayetinde geçen;

‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51

Hz. Allah her ümmetin kendi şeriatındaki Evliya 'sına tabii olmasını emrediyor.

Fakat ayette geçen Evliya kelimesini dost olarak tefsir ettiğimizde ..! Aman Allah 'ım aman.
Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin diye bir mana çıkıyor ki ..!

Günümüzde bu şeriata tabii ülkelerde çalışan kardeşlerimizin hepsi de kafir manası çıkmaz mı .?
Onların kazandıkları her kuruş haram sayılmaz mı.?

Allah 'ın tek bir ilah olduğuna inanacaksın,
Lailahe illallah diyenin kardeşliğinden bahsedeceksin,
İslam 'ın birleştirici, buluşturucu olduğunu anlatmaya çabalıyacaksın,
Ayetin Türkçe karşılığı olarak Evliya 'ya dost diyeceksin ,
Sonra yapmış olduğun bu tefsiri avrupaya göndereceksin..!

Hiç düşündük mü .?

Bu gün Kuran 'a karşı saldırılar, Kuran 'ı yırtıp yakmalar neden oluyor.?
Bu gün Peygamber s.a.v 'e yapılan saldırılar neden oluyor .?
Kuran ehli kitabın kerdeşliğinden bahsederken bu ayrışma neden .?
Yahudilik ve Hıristiyanlık neden farklı bir dinmiş gibi algılanıyor.?
Sanki onları (haşa) farklı bir yaratıcı yarattı, bizleri farklı.

Hepimiz Adem a.s 'ın çocukları değilmiyiz .?
Hepimiz atamız İbrahim a.s 'ın torunları değilmiyiz.?


Arkadaşım bakalım, fakat baktığımız şeyi görelim.

Bir tek Maide suresinin manası düzelse, bütün dünya kardeşliğinin farkına varılacak.

Halbuki ısrarla EVLİYA kelimesine DOST diye mana vermeye çalışanlar, Kuran 'da ne kadar tahribat, tahrifat yaptıklarının farkında değiller.

Sonuç olarak Evliya ; Yol gösteren, tabii olunan, mürşit, manasındadır.

Madem ki dost kelimesinin manasına bakıyoruz. Öyle ise şu ayeti iyiden iyiye tefekkür edelim :

ARAPÇASI :
Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ. Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ.
Nisâ .125

MANASI :

Hangi insan, din yönünden, iyilik edici olarak yüzünü Allah'a teslim edip dosdoğru İbrâhim dinine tâbi olandan daha güzel olabilir? Allâh, İbrâhim'i dost edinmişti.

AYETTE GEÇEN DOST KELİMESİNİN ARAPÇASI : HALİLEN 'dir.

Halîlen   : dost

Allah 'ın medhû sena ettiği ehli kitap ile ilgili ayetleri, sizin dost diye ettiğiniz tefsirle yan yana getirin. Ve yapmış olduğunuz bu büyük hatanızı, tahribatı görün.

Ehl-i kitaptan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın âyetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır.
Ali İmran 199

İman edenler ile Yahudiler, sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.
Maide 69

HELE Kİ ŞU AYET ..

Onlar, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar.
Eğer Allâh bazı insanları diğer bazılarıyle savunmassaydı,
içlerinde Allâh'ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılırdı.
Allâh, kendisine yardım edene elbette yardım eder. Kuşkusuz Allâh, güçlüdür üstündür.
Hac 40


Hz. Allah Manastır, Kilise, Havra ve Mescidleri biz koruyoruz buyuruyor. Buna ne dersiniz.?

İman edenler; yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku olmadığı gibi onlar üzülmeyeceklerdir.
Bakara 62

Allah cümlemize de hidayet versin. Gerçeği ve doğruları göstersin inşaallah.


Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #19 : 25 Mayıs 2014, 04:47:40 ÖS 16 »

Veli ve evliya kavramı ile şu yazıyı okuyun

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,13166.msg78975/topicseen.html#msg78975
Logged

osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #20 : 31 Mayıs 2014, 03:27:46 ÖÖ 03 »

Kardeşim şu mana hiç bir zaman değişmeyecek;

EVLİYA : Allahü tealaya yakın ve sevgili kimseler. Arapça olan evliya kelimesi, veli kelimesinin çoğuludur. Evliyaya, “evliyaullah” da denir.

Evliya, Allahü tealanın razı olduğu şeyleri yapan, O’nun sevgisini yani rızasını kazanan, peygamberlerin gösterdiği doğru yolda bulunan zatlardır. Bunların inançlarında hiçbir bozukluk olmadığı gibi, ibadetleri de devamlıdır. Nefsin arzularından olan menfaat düşkünlüğü, bencillik, kin, hırs, insanlara kötü muamele bunlarda bulunmaz. Devamlı güleryüzlü olup, dünyada kimseye düşmanlık beslemezler. Allah için çalışırlar. O’nun için uğraşırlar. Zenginlikleri varsa O’nun yolunda harcarlar, kerametlerini hiç göstermek istemezler. Cömerttirler.

Evliya 'ya başka manalar uydurmak Allah 'a, karşı duruş sergilemektir. Başka izahı yok.

Eğer ki şu ifadeleri;

1. yoğu var etmek, varı yok etmek.
2. gizli şeyleri açığa çıkarmak, açıkta olanları gizlemek.
3. ölüyü diriltmek, diriyi öldürmek.
4. duayı gerçekleştirmek.
5. gıyaben söylenenleri işitmek.
6. gaybten ve gelecekten haber vermek.
7. su üzerinde yürümek, mekan aşmak.
8. aynı anda muhtelif yerlerde görünmek.
9. hayvan bitki veya cansız maddelerin teşbih ettiklerini duymak.
10. havada dolaşmak.
11. vahşi hayvanları emrine almak.


Bunları Evliya 'yı ifade ediyor diye bahsediyorsan, sorgula derim. Ben yıllardır Tasavvufun içerisindeyim, yukarıdaki ifadeleri içerir hiç bir durumla karşılaşmadım, şahidi olmadım.

Bu çocuk kandırmaya çalışmak gibi bir şey.

Kıssa;

Çocuk dedesi ile dolaşırken yanlarından bir araç geçiyor ve dede torununa;

- Bak evladım dü düt gidiyor . deyince, torun dedesine dönüp..!

- Ne düdüt 'ü dede .? O seksen sekiz model, altı silindirli rols roys . Cevabını veriyor.

Bilmem anladınız mı.? Hala düdüt demeye devam edenler var olsa da, rols roys dan haberdar olanlar her daim var olacak.

Allah 'ın tertip ve tanzimi bu. "İman ettim demekle bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz, nice imtihanlara tabii tutacağız" buyuran yüce Rabbim her şeyi yerli yerinde yaratmıştır. Aksini düşünmek, Allah 'a noksan sıfat isnat etmek olur.

Evliya var ve var olmaya devam edecek. Taa ki kıyamete kadar yeryüzünden bir an bile eksik olmayacak.



Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #21 : 31 Mayıs 2014, 08:49:24 ÖÖ 08 »

- İSLAM'A VE TASAVVUFA GÖRE VELİ KAVRAMI
Sözlük anlamıyla veli; dost ve samimi arkadaş demektir. Terim olarak Allah'ın sevgili kulu demektir. Başka bir deyişle, dinin istediği şekilde i-nanan ve amel eden kişi demektir. Kur'an-ı Kerim'de bu durum açıkça or-taya konmaktadır. Mesela şu ayetlere bakalım:
"İyi bilin ki, Allah'ın veli kulları (dostları)na hiçbir korku yoktur. Ve onlar üzül-meyeceklerdir. Onlar iman edip takvaya ermişlerdir."  (Yunus-62-63)
"Elif, Lam, Mim. Kendisinden hiçbir şekilde şüphe olmayan bu kitap, muttakiler için bir hidayettir. O muttakiler ki gayba inanırlar, namaz kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler..." (Bakara-1-3)
Takva kelimesi de çok zaman veli ve iman kelimesiyle beraber kullanılmaktadır. Temel sözlük anlamı olan "sakınma" anlamı yanında, İslam'ın hükümleriyle amel etme, emir ve yasaklarını gözetme anlamında da kullanılmaktadır. Zaten dinin emir ve yasaklarıyla amel etme, Allah'ın dinine muhalefetten sakınma ve cezasından korunma amacına da yöneliktir. Allah-'ın sevabını, yani cennetini elde etme amacı da şüphesiz beraberdir. Kısaca takva, Allah'ın cezasından sakınarak ve mükafatını umarak dinin hükümle-rine bağlılık ve onlarla amel etmek demektir. Bu da Allah'ın sevgili kulları olan mü'minlerin niteliğidir. Mesela şu ayet-i kerimelere bakalım:
"... O muttakiler ki gayba inanırlar, namaz kılarlar, infak ederler. Yine onlar sana indirilenlere ve senden önce indirilene ve ahiret gününe inanırlar. İşte onlar Rable-rinden bir hidayet üzeredir ve kurtuluşa erenler ancak onlardır." (Bakara-1-5)
"İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. İyilik o kimsenin iyiliğidir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır, Allah rızası için yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bu-lunan köle ve esirlere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekat verir, anlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakiler ancak onlardır." (Bakara-177)
Bu ve başka ayetlerde görüleceği üzere, muttakiler iman ve amel sahi-bi kimselerdir. Veli kullar da iman eden ve muttaki olan kişilerdir. Takvanın genel anlamı da dinin emir ve yasaklarını gözetmek  olduğuna gö-re, veli kişi, inanan, dinin hükümleriyle amel eden ve bunu Allah'a tam bir teslimiyetle yerine getiren kişi olmaktadır. Yani takva sahibi ve Allah'ın veli kulu olmanın şartı, iman ve salih ameldir. Bunu gerçekleştiren bütün mü'minler, Allah'ın sevgili kulları, yani velileridir. Onlar elbette Allah'ın himayesi ve yardımına layık kişilerdir. Bu dünyada Allah onların dostu ve yardımcısı olduğu gibi, ahirette de koruyucusu ve esirgeyicisidir. Onun için onlara korku ve hüzün olmayacaktır.
Şüphe yok ki, iman ve amel bakımından mü'minlerin dereceleri farklıdır. Kimilerinin imanı çok sağlam ve ameli daha fazladır. Elbette böylelerin Allah katında dereceleri başkalarından daha üstündür ve mükafatları da daha büyük olacaktır. Kimilerinin iman ve ameli daha azdır. Yani imanı diğer-lerine göre daha zayıf ve ameli daha azdır. Bilindiği gibi kuvvet ve sağlamlık bakımından imanın artıp eksileceği, yani kuvvetlenip zayıflayacağını Kur'an'ın birçok ayetleri ifade etmektedir. İman ve amel derecesi bu şekilde zayıf veya az olanların mükafatı da şüphesiz daha az olacaktır. Ama arala-rındaki bu farklılığa rağmen, bütün mü'minler, Allah'ın veli kullarıdır. İman dairesinde kaldıkça ve dinin gereklerini yerine getirdikçe, kişiler mü'mindir ve Allah'ın veli kullarıdır.
Tıpkı bir piramid gibi. Piramidin alt sırasındaki taşlar onun nasıl bir parçası ise, zirvesindeki taş da onun bir parçası olup hepsi piramid olarak adlandırılmaktadır. Bazı taşlar piramidin alt sırasını oluştururken, bazıları da zirvesini oluşturmaktadır. İman ve ameldeki farklı derecelerine rağmen mü'minler de bu şekildedir ve hepsi Allah'ın veli kullarıdır.  “İyi bilin ki, Allah'ın veli kulları (dostları)na hiçbir korku yoktur. Ve onlar üzülme-yeceklerdir. Onlar iman edip takvaya ermişlerdir.”
Gerçek bu şekilde iken, dinin birtakım kavramlarında zamanla sapmalar meydana geldiği gibi, veli kavramının anlamında da sapmalar olmuştur. Bu sapmanın en açık görüldüğü alan da tasavvuftur. Allah, müminlerin velisi olduğunu söylerken, tasavvufçular sadece kendilerinin dostu (velisi) olduğunu ortaya atmış ve ancak kendi cemaatlarına mensup olanların veli olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Başka bir deyişle, tasavvufçular mü'minler arasında özel bir veli sınıfı ihdas etmiş ve ancak bunların veli olduğunu söylemiştir. Halbuki İslam anlayışında mü'minler arasında özel bir veli sınıfı yoktur. Aksine, bütün mü'minler Allah'ın veli kullarıdır ve Allah da hepsinin velisidir. Bunu yüce Allah şöyle ifade etmektedir: “Allah, iman edenle-rin velisi (dostu)dur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.” 
Belirttiğimiz gibi, veli kavramı toplumda zamanla sapmaya uğramış ve İslam'a yabancı birtakım inanç yahut kültürlerin boyasıyla boyanmıştır. Bunda İslam'a daha sonra giren ve acem diye adlandırılan milletlerin çok büyük rolü olmuştur. Bu sapma neticesinde toplumda zamanla değişik bir veli inancı ve anlayışı ortaya çıkmıştır. Buna bir örnek olarak Türk kavmini verebiliriz. Bu inancın ve anlayışın meydana gelmesinde İslam öncesi Türk dinlerinin rolünü örnek gösterebiliriz. Eski İran, Yunan ve Ortadoğu inançlarının çarpık veli inanç ve anlayışının meydana gelmesinde oynadıkları rolü, buna kıyas etmek mümkündür. Eski Türk dinlerinin bu konudaki rolünü A. Yaşar Ocak'tan okuyalım:
“Müslüman Türkler'in yaşadıkları mıntıkalarda ve bu arada tabiatıyla Anadolu'da veli kültü tahlil edildiği zaman, bunun kaynağını İslam öncesi eski Türk inançları-nın teşkil ettiği daha ilk bakışta dikkati çekecek kadar sarihtir. Tasavvufun veli telakkisi (anlayışı) tabir caizse, buna bir kılıf hizmetini görmüştür.
Bilindiği gibi Türkler, müslüman olmadan önce çeşitli vesilelerle temasta bulunduk-ları kültür çevrelerinde, Şamanizm, Budizm, Zerdüştilik, Mazdeizm, Maniheizm ve Hıristiyanlık gibi birbirinden mahiyet itibariyle hayli farklı dinlere girmişlerdir. Bun-lardan önce ise, uzun yüzyıllar kendilerinin sahip oldukları belirli bir takım inanç sis-temleri vardı. Orta Asya gibi muazzam bir coğrafi sahada, yüzlerce yıldır muhtelif Türk toplulukları zikredilen inanç sistemlerinden birini veya birkaçını benimsemişler, zamanla birini bırakıp bir başkasını kabul etmişlerdir.
Bu değişiklik esnasında, bir önceki din, yenisinin gelmesiyle tamamen ortadan kaybolmamış, çoğu defa kendini yeni dinin kalıplarına uydurarak varlığını sür-dürmüştür. Bu sebeple Türk zümrelerinin girdiği her yeni din, onlara yeni bir şey-ler öğretip belli ölçüde düşünce ve hayat tarzlarına etki ederken, diğer yandan da o zümrelere uygun birer yapı kazanmışlardır.
İşte bundan dolayıdır ki, günümüzde bile Orta Asya'dan Balkanlara kadar bütün müslüman Türk topluluklarında bile bildiğimiz en eski inançları olan tabiat ve ata-lar kültlerinden yukarıda sayılan dinlere kadar, çok çeşitli kalıntıları tesbit etmek mümkün olmaktadır.
Aşağıda açıklamaya çalışacağımız İslami devir veli kültü, işte bu uzun maceranın izlerini taşır.
Türkler'deki veli kültünün temelinin Şamanist dönemde atıldığı söylenebilir. Eski Türk şamanları incelendiği zaman, bunların Türk veli imajına çok benzediğini farketmemek mümkün değildir. Gelecekten haber veren, hava şartlarını değiştiren, felaketleri önleyen yahut düşmanlarına musallat eden, hastaları iyileştiren, göğe çıkıp uçabilen, ateşte yan-mayan Türk şamanları, bu hüviyetleriyle adeta Bektaşi menakıpnamelerinde ve kısmen de öteki tarikat çevrelerinde yazılmış menakıpnamelerde yeniden hayat bulmuş gibidir-ler. Bu eserlerde anlatılan Türk velileri, işte böyle özelliklere sahip kişilerdir.
Şamanist Türkler, şamanların harikulade insanlar olduklarına, ruhlar, gizli güçler ile ilişki kurup onlara istediklerini yaptırabildiklerine inanırlardı. Hatta şamanlar Göktanrı ile de temasa geçip, ondan mesajlar getirebilen şahsiyetlerdir. Onlar bu kabiliyetleri elde etmek için, tıpkı velilerin yaptığı gibi, inzivaya çekilerek, kendi-lerini sıkı bir riyazata tabi tutarlardı.
Ancak burada, şamanizm öncesi eski Türk inançlarından atalar kültünün veli kül-tünün temelinin hazırlanmasındaki önemli rolüne de dokunmak gerekiyor. Muhte-lif Türk zümreleri arasında en eski ve köklü inançlardan biri olduğu bilinen atalar kültü genel olarak ecdadın takdisine dayanır. Ancak atanın bizzat kendine tapınma mahiyetinde olmayan atalar kültü, atanın öldükten sonra üstün birtakım güçlerle mücehhez hale geldiği ve bu sayede ailesine yardım edebileceği inancından doğan, korku ve saygı karışık bir telakki hasıl etmiştir. Bu sebeple ataların ruhlarına kur-ban kesilir ve eşyaları mukaddes sayılır, mezarları da mukaddestir...
Şamanist dönemde ve özellikle Budizme geçtikten sonra Türk veli kültünün İslam öncesi temeli, daha da takviye gördü. Çünkü bu devrede Budist azizlerin çok eski-lere inen ve Budizmin yayılmasında önemli bir propaganda aracı olan kerametleri-ni anlatan metinler bol bol tercüme edildi. Zaten halk için ayinlerde okunmak üze-re meydana getirilen bu tercümeler, çabucak ve hayli geniş bir tabana yayıldı. Öy-lece, şamanların üstün ruhani güçlerle donanmış şahsiyetlerine, Budist azizlerinin-kiler ilave edildi. Artık Türk din adamlarının yukarıda sayılan vasıflarına, hayvan kalıplarına girmek, eşyaları ve cisimleri kendi kendilerine yürütüp harekete geçir-mek gibi başka özellikler eklendi. Bu suretle İslamiyetin Türkler arasında yayıl-maya başladığı dönemlere, yani onuncu yüzyıla gelindiğinde, artık İslami Türk ve-li tipinin teşekkülüne zemin hazırlanmış oluyordu.
Bu üstün ruhani kuvvetlerle donanmış insan tipi, müslümanlıkla bağdaşmakta güç-lüğe uğramadı. Kur'an-ı Kerim'deki muhtelif mucizeler gösteren peygamberlerle Hz. Muhammed'in şahsiyeti, müslüman olan Türklere hiç de yabancı gelmedi. On-lar, kendi din adamlarıyla bu zikredilenler arasında pekçok benzer noktalar buldu-lar ve İslamiyete çabuk ısındılar...
Biz, Türk veli imajının prototipini meşhur Dede Korkut'un şahsında buluyoruz. Aşağıya aldığımız pasaj bu itibarla aynı zamanda tarihi bir belge niteliğini de taşı-maktadır:
'Rasul aleyhisselam zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata dirler bir er kopdi. Oğuzun ol kişi tamam bilicisiydi. Ne dir ise, olur idi. Gaybdan dürlü haber söyler idi. Hak Teala'nın gönlüne ilham ider idi... Korkut Ata Oğuz kavminin müşkilini hall ider idi. Her iş olsa Korkut Ata'ya tanışmayınca işlemezler idi.' 
Bu satırlarda Dede Korkut'un her ne kadar veli kelimesiyle nitelendiğini görmü-yorsak da, sayılan vasıfları kendisinin böyle telakki edildiğini açıkça gösteriyor. Aslında gerçekten yaşayıp yaşamadığı, eğer yaşadıysa, zamanı belli olmayan bu şahsiyet Oğuz'un, yani bütün Oğuz boylarının bilicisidir, söylediği her şey gerçek-leşir, gaybdan haber verir, geleceği bilir, Allah'ın ilhamlarına mazhar olmuştur, Oğuz kavminin bütün güçlüklerini çözer, kendisine danışılmadan iş yapılmaz.
Şu sayılan nitelikler Dede Korkut ile Şamanlar arasındaki büyük benzerliği de or-taya koyuyor. Bilhassa gaybdan ve gelecekten haber verişi, bir iş yapılacağı zaman kendine danışılması bunu pek açık gösteriyor. Metinde dikkati çeken bir başka nokta, bu zatın Hz. Muhammed'in zamanına yakın bir devirde yaşadığının söylen-miş olmasıdır. Bu, onun gerçekten yaşamış tarihi bir şahsiyet olmadığının bizce en açık delillerinden biridir...
Anadolu'nun tedricen fethedilmeye başladığı XI. yüzyıldan itibaren buraya yer-leşmeye gelen ve çoğunluğunu Oğuzlara mensup boyların oluşturduğu muhtelif Türk toplulukları, kendileriyle beraber bu telakkiyi ve kültü de getirdiler. Özellikle XIII. yüzyılda Moğol istilası arifesinde ve bu istilanın önünden kaçarak Anadolu'-ya yerleşen bazı tarikatlara mensup şeyh ve dervişler bu konuda başrolü oynadılar. Selçuklu hükümeti onlara birtakım imtiyazlar ve tekkelerini kurup rahatça faaliyet gösterecek yerler tahsis etti. Vefailik, Yesevilik, Kalenderilik ve Haydarilik gibi gayr-i sünni mahiyetteki tarikatlara ait tekkeler daha ziyade köy ve göçebe muhit-lerini tercih ederken, Kübrevilik, Sühreverdilik, Rıfailik ve Kadirilik gibi sünni e-ğilimli olanlar şehirlerde geliştiler. Zamanla her iki çevredeki tekkelerin başında bulunan Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana ve benzerleri gibi, sade çevrelerinde veya bü-tün Anadolu'da büyük veli olarak şöhret yapmış kişilerin ölümü ile birtakım türbe-ler ortaya çıktı. Bu velilerin her birinin türbesi, özelliğine ve maksada göre kendine mahsus ziyaret ve kurban usullerinin gelişmesine ortam hazırladı. Hiç şüphesiz ki bu, Orta Asya'daki tatbikatın bir devamından başka birşey değildi.  Bu türbelerin etrafında eskiden mevcut ve yeni imal edilip yayılan menkıbeler, kendilerini yarı mukaddes, fevkalade güçlerle donanmış ve hastalıkları iyileştiren ve çeşitli dilekle-rin gerçekleşmesine yardım eden manevi şahsiyetler haline getirdi. Anadolu'nun pekçok yerlerinden gelen değişik tabakalara mensup insanlar buraları ziyarete baş-ladılar. Kendilerini yazılı kaynaklardan tanıdığımız velilerden başka, yazılı kay-naklara geçmemiş daha başkaları da vardı. Bu suretle Anadolu'nun pekçok yerinde, hemen her kasaba ve köyde, şehirlerde, evliya, ermiş ve yatırlar meydana geldi. Herbirinin etrafında birer kült oluştu. Bu kültlerin bir kısmı zaman içinde giderek mahallileşirken, bir kısmı da tersine şöhretlerinin daha büyük oluşu sebebiyle bü-tün Anadolu'ya yayıldı.
Burada önemli bir nokta üzerinde durmak istiyoruz. O da, vaktiyle Orta Asya'da vukubulan bir olayın, Anadolu'da da tekrarlanmış olmasıdır. X-XII. yüzyıllarda İs-lamiyet Orta Asya'da yayılırken tekkelerin çoğu, eski Budist manastırlarının yerine yahut yakınlarına inşa ediliyor, zamanla bu manastırlar çevresinde mevcut, oradaki azize ait menakıbeler İslamileştiriliyordu. Böylece o bölgedeki eski kültün kendine mal edilmesi suretiyle yerli halk ile bir bağ kurularak İslam'laştırma kolaylaştırıl-mış oluyordu.
İşte aynı olay, Türkler Anadolu'ya yerleştikleri sırada burada da meydana geldi. Ge-nellikle gayr-i sünni tarikatlara mensup şeyh ve dervişler, tekkelerini terkedilmiş ya-hut henüz faaliyette olan kilise ve manastırların yerine ve civarına kuruyorlardı. Bun-dan maksat, orada eski dinin merkezi ile doğrudan karşılaşarak onun kullandığı vası-taları aynen kullanıp tesirini zamanla zayıflatarak yerine geçmekti. Öyle de oluyordu. Nitekim bu şeyh ve dervişler, yerleştikleri yerlerde kökü Hıristiyanlık, hatta Hıristi-yanlık öncesi devirlere çıkan mahalli aziz kültleriyle karşılaştılar. Bu kültler, keramet hikayeleri (menkıbeler) aracılığıyla rahatça İslamileştiriliyor, bu vesile ile bölgedeki Hıristiyan halkın Müslümanlığa kolayca ısınması sağlanıyordu. Çünkü Müslüman olduktan sonra da, bağlı oldukları eski kültü, bir Türk velisi adına İslamileşmiş kılıkta sürdürüyorlardı.
Buna XIII. ve XIV. yüzyıllara ait bazı örnekler vermek mümkündür. Mesela, Hacı Bektaş'ın XIII. yüzyılda Suluca Karahöyük (Hacı Bektaş)'da kurduğu tekke, bu ha-vali Hıristiyanlarının takdis ettiği Saint Charalambus kültünü İslamileştirerek ken-dine mal etmiş, böylece Hacı Bektaş Hıristiyanlarca da benimsenmiştir. Yine aynı yüzyılın ikinci yarısında Balkanlardaki Dobruca bölgesinde bir Türkmen kolonisi-nin iskanını sağlayan Türkmen babası Sarı Saltık da aynı şekilde, orada eskiden mevcut Saint Nicolas kültü ile özdeşleştirilmiştir. Son olarak Mecitözü yakınındaki Elvan Çelebi tekkesinde Baba İlyas kültünü örnek verebiliriz. XIV. yüzyılda Elvan Çelebi tarafından Saint Theodoros ve Saint Georges kültünün yaygın bulunduğu eski Eukhaita köyü civarında kurulan tekke, bu kültlerin Baba İlyas'a mal edilme-sine yardımcı oldu. Öyle ki, XVI. yüzyılda tekkede misafir kalan Avrupalı seyyah-lar Baba İlyas'ın kim olduğunu öğrendikleri zaman şaşırıp kalmışlardı. Zira anlatı-lanların yukarıda zikredilen azizlerinkinden farkı yoktu. Bu sebeple Baba İlyas ile bu azizlerin arkadaş olduğunu söylemek zorunda kalmışlardı.
İşte Hasluck'un "İki taraflı perestişgahlar" dediği pekçok türbe bu anlatılan tarzda, yani eski Hıristiyan aziz kültlerinin Türk veli kültleriyle birleşmesinden doğmuştur...
”
Bu sentez inanç bir de geliştirilen keramet nazariyesi ile zenginleştirilmiştir.

İBRAHİM SARMIŞ-Tasavvuf ve İslam adlı kitabından alıntıdır
Logged

osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #22 : 31 Mayıs 2014, 07:25:21 ÖS 19 »

“İyi bilin ki, Allah'ın veli kulları (dostları)na hiçbir korku yoktur. Ve onlar üzülme-yeceklerdir. Onlar iman edip takvaya ermişlerdir.” 


FECR,

Yazını okudum, "Veli" kelimesine dost demektir diye cevap vermişsin. Tabii şahsına göre inancın ve itikadın bu yönde olabilir. Muhakkak ki, herkes kendi imanından ve amelinden sorumlu.

Senden bazı şeylere cevap vermeni istiyorum.  ..!

1- Veli kelimesinin karşılığı dost ise, Evliya kelimesinin karşılığı nedir .?

(Paylaştığın yazıya göre dost diyemezsin)

2- İslam Dini 'ni nasıl tanıyorsun.? Yani İslam denince bana nasıl izah edersin.?

3- İslam öncesi dinler nelerdir .?

4- Yahudilik ve Hıristiyanlık İslam 'ın neresindedir.? İslam ile ilişkisi varmıdır.?

İnanç , yalnızca kabulden ibarettir. Tamam, inandım demek, bunu ifade için yeterli olur.

5- İslam 'ın içerisinde bahsedilen, Müslüman kimdir, kimlere müslüman denir.?

6- Müslümanlığın içerisindeki, ehli islam, mü-min, müttakiy, ehli iman, ehli takva senin yukarıda paylaştığın yazıya göre nasıl ifadelendirilir .?

Müttaki kişileri şu ayet ile belirtmişsin;

Kendisinde hiçbir şekilde şüphe olmayan o kitap, Muttakiler için bir hidayet kaynağı ve yol göstericidir.
O müttakîler ki, gaibe inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz mallardan infak ederler...
Onlar ki, Sana indirilenlere ve senden önce indiren kitap ve peygamberlere ve ahiret gününe iman ederler
Onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.
Bakara 2-3-4-5


Eyvallah ..

PEKİ , aşağıdaki ifadeyi nasıl açıklamayı düşünüyorsun .?

Şüphe yok ki, iman ve amel bakımından mü'minlerin dereceleri farklıdır. Kimilerinin imanı çok sağlam ve ameli daha fazladır. Elbette böylelerin Allah katında dereceleri başkalarından daha üstündür ve mükafatları da daha büyük olacaktır. Kimilerinin iman ve ameli daha azdır. Yani imanı diğer-lerine göre daha zayıf ve ameli daha azdır. Bilindiği gibi kuvvet ve sağlamlık bakımından imanın artıp eksileceği, yani kuvvetlenip zayıflayacağını Kur'an'ın birçok ayetleri ifade etmektedir. İman ve amel derecesi bu şekilde zayıf veya az olanların mükafatı da şüphesiz daha az olacaktır. Ama arala-rındaki bu farklılığa rağmen, bütün mü'minler, Allah'ın veli kullarıdır. İman dairesinde kaldıkça ve dinin gereklerini yerine getirdikçe, kişiler mü'mindir ve Allah'ın veli kullarıdır.
Tıpkı bir piramid gibi. Piramidin alt sırasındaki taşlar onun nasıl bir parçası ise, zirvesindeki taş da onun bir parçası olup hepsi piramid olarak adlandırılmaktadır. Bazı taşlar piramidin alt sırasını oluştururken, bazıları da zirvesini oluşturmaktadır. İman ve ameldeki farklı derecelerine rağmen mü'minler de bu şekildedir ve hepsi Allah'ın veli kullarıdır.


Bütün mü-minler derken imanı zayıf ve kuvvetli olanlar aynı kefede. İmanda noksanlık olduğunda nasıl oluyor da o kişi Allah 'ın velisi olabiliyor.?

Sana göre iman nedir , açıklamasını yapar mısın .?

Amelde noksanlık ..! Tamam eyvallah.

Hz. Allah her ibadetin kazası, telafisi olur diye ferahlık vermiş. Buradaki müsamahayı anladık.!

İmanda noksanlığı nasıl ifade edeceksin .? Bu paylaşımını kabul etmemi beklemiyorsun değil mi.? İmanın özü nedir ki, zayıflığı, noksanlığı içinde kabul etsin, barındırsın..!

İman , abdest, namaz, oruç demek değil ki, kazası olsun, telafisi mümkün olsun. Yazının tamamını okuyup paylaştığından eminmisin .? Gözünden kaçmış olablir mi.?

Lütfen bir açıklama bekliyorum.



Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #23 : 31 Mayıs 2014, 11:41:37 ÖS 23 »

1- İman ve amel derecesi bu şekilde zayıf veya az olanların mükafatı da şüphesiz daha az olacaktır.

İMAN : - Allah 'ın varlığına ve birliğine
          - Meleklerine
          - Bütün Kitaplarına
          - Bütün Resullerine
          - Ahiret hayatına, Kaderin , Hayır ve Şerrin ancak Allah 'tan olduğuna, öldükten sonra dirileceğine
          - Ve imanın zirvesi olan Kelime-i şehadet ...!

Bunların hangisinin noksanlığı imana zarar vermiyor, izah edermisin .? Hangisine iman etmediği halde Allah 'ın Veli kulları arasında olunabiliyor.?

Yapmayın, Allah rızasının dışına çıkmadan, birilerinin doğrusu üzerine imanımızı inşaa etmeyelim. Yukarıdaki amentünün bir tek şartına iman etmeyen birisi, namaz kılsa ne yazar, hacca gitse ne yazar, oruç tutsa ne yazar.?

Yazar, yazmış olabilir ancak, sizin böyle bir ifadeyi kullanmanıza hiç bir anlam veremiyorum.


AMEL : Abdest : Islak abdest alamasa da kurusu var, Teyemmüm ..!
          Namaz  : Kişi kılamasa da kazası mevcut ..!
          Oruç    : Tutamasa da kefaretle ödenebilir ..!
          Hac     : Gitme imkanı olmayan bundan muaf..!
          Zekat   : Parası ve imkanı olana ..!

Kişi bunlardan hiç birisini yerine getirmese, sorumluluğu elbette var ancak, İmanda noksanlık, asla ve asla ..! Adı üzerinde "İMAN" ..

2- Ama arala-rındaki bu farklılığa rağmen, bütün mü'minler, Allah'ın veli kullarıdır.

Çok yazık. Aralarındaki bu minnacık, ufacık farklılığa rağmen, "bütün Mü-minler" Allah 'ın Veli kulları, öyle mi .? Allah affetsin. Birilerini sevmek, birilerine değer vermek, birilerinin doğrularına sahip çıkmak adına yapılan bu yanlış, yazanı olduğu kadar, paylaşanı da çok büyük vebal altına sokar.


3- İman dairesinde kaldıkça ve dinin gereklerini yerine getirdikçe, kişiler mü'mindir ve Allah'ın veli kullarıdır.

Buna cevap vermiyorum artık. İfade etmeye çalıştığım şeyler içerisinde verilmiş cevabı zaten mevcut. Dost kelimesinden kurtulun arkadaşlarım. Evliya ve Veli kelimelerinin manasına dost diyemezsiniz. Çok samimi olarak ifade edeyim, Allah 'ı incitirsiniz.


4- Tıpkı bir piramid gibi. Piramidin alt sırasındaki taşlar onun nasıl bir parçası ise, zirvesindeki taş da onun bir parçası olup hepsi piramid olarak adlandırılmaktadır. Bazı taşlar piramidin alt sırasını oluştururken, bazıları da zirvesini oluşturmaktadır. İman ve ameldeki farklı derecelerine rağmen mü'minler de bu şekildedir ve hepsi Allah'ın veli kullarıdır.


Kardeşim, piramit örneği senin içine sindi mi.? Piramit üzerinden kendini değerlendir. Sana göre bütün mü-min kulları değerlendir bakalım.

Senin kullandığın bu ifade nerelere gitmez ki.? Mesela, senin paylaştığın ifadeye göre, sen, ben, bütün insanlık bu piramidin bir parçası değilmiyiz.? Bu piramidin zirvesinde sana göre kim var.?

Bu piramidin alt taşlarını da yerleştir, ortaya ne sonuç çıkacak gör. Piramit örneğini kullanarak Peygamberliğini de iddia edebilirsin. Zirvesi ve en alttaki birbiri ile aynı ise, eşit ise..! Sen o piramidin neresindesin.?

-  İman olarak farklılık arzedecek,
-  Amel olarak farklılık arzedecek,
-  Mükafat olarak farklılık arzedecek,  

Yani İman ve amelde noksanlığın, birbirinden hiç bir farkı yoktur. Kişi her halükarda Allah 'ın Velisidir diyorsun. Hayretler içerisindeyim..

Nasıl bir piramittir anlayamadım. Her şeyi içerisinde barındırıyor. Hangi kademesinde olursan ol, Allah 'a en yakın kul olabiliyorsun..! Hem de VELİ ..!                                            


Bu sapmanın en açık görüldüğü alan da tasavvuftur.

Vallahi , bu yazı baştan sona Tasavvufu karalama, iftira, yalan yanlış insanlara bişeyler aktarma adına yazılmış bir yazıdan başka bir şey değil.

Ne şekilde eder bilmiyorum ama, Allah ıslah etsin.
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #24 : 01 Haziran 2014, 08:29:33 ÖÖ 08 »

Anlamamakta ısrar edenlere "selam" demekten başka çare yok
ÜÇÜNCÜ defa "Kellim kellim la yenfa' "
Logged

osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #25 : 01 Haziran 2014, 05:07:57 ÖS 17 »

Anlamamakta ısrar edenlere "selam" demekten başka çare yok
ÜÇÜNCÜ defa "Kellim kellim la yenfa' "

"Kellim kellim la yenfa' " bana bu cümleyi ifade etmenize gerek yok kardeşim. İslam Dini senin kitaplardan öğrendiğinle sınırlı değil. Aşağıdaki yazıma lütfen cevap ver. İmanda noksanlığı olanla, amelde noksanlığı olanı nasıl olur da aynı kefede tutarsın.?

Hem mükafatları farklı diyeceksin, hem de iman ve amelin her ikisini aynı kefede tutacaksın. Böyle bir iddianın ne denli hakikatten uzak olduğunu görmen gerek.



1- İman ve amel derecesi bu şekilde zayıf veya az olanların mükafatı da şüphesiz daha az olacaktır.

İMAN : - Allah 'ın varlığına ve birliğine
          - Meleklerine
          - Bütün Kitaplarına
          - Bütün Resullerine
          - Ahiret hayatına, Kaderin , Hayır ve Şerrin ancak Allah 'tan olduğuna, öldükten sonra dirileceğine
          - Ve imanın zirvesi olan Kelime-i şehadet ...!

Bunların hangisinin noksanlığı imana zarar vermiyor, izah edermisin .? Hangisine iman etmediği halde Allah 'ın Veli kulları arasında olunabiliyor.?

Yapmayın, Allah rızasının dışına çıkmadan, birilerinin doğrusu üzerine imanımızı inşaa etmeyelim. Yukarıdaki amentünün bir tek şartına iman etmeyen birisi, namaz kılsa ne yazar, hacca gitse ne yazar, oruç tutsa ne yazar.?

Yazar, yazmış olabilir ancak, sizin böyle bir ifadeyi kullanmanıza hiç bir anlam veremiyorum.


AMEL : Abdest : Islak abdest alamasa da kurusu var, Teyemmüm ..!
          Namaz  : Kişi kılamasa da kazası mevcut ..!
          Oruç    : Tutamasa da kefaretle ödenebilir ..!
          Hac     : Gitme imkanı olmayan bundan muaf..!
          Zekat   : Parası ve imkanı olana ..!

Kişi bunlardan hiç birisini yerine getirmese, sorumluluğu elbette var ancak, İmanda noksanlık, asla ve asla ..! Adı üzerinde "İMAN" ..

2- Ama arala-rındaki bu farklılığa rağmen, bütün mü'minler, Allah'ın veli kullarıdır.

Çok yazık. Aralarındaki bu minnacık, ufacık farklılığa rağmen, "bütün Mü-minler" Allah 'ın Veli kulları, öyle mi .? Allah affetsin. Birilerini sevmek, birilerine değer vermek, birilerinin doğrularına sahip çıkmak adına yapılan bu yanlış, yazanı olduğu kadar, paylaşanı da çok büyük vebal altına sokar.


3- İman dairesinde kaldıkça ve dinin gereklerini yerine getirdikçe, kişiler mü'mindir ve Allah'ın veli kullarıdır.

Buna cevap vermiyorum artık. İfade etmeye çalıştığım şeyler içerisinde verilmiş cevabı zaten mevcut. Dost kelimesinden kurtulun arkadaşlarım. Evliya ve Veli kelimelerinin manasına dost diyemezsiniz. Çok samimi olarak ifade edeyim, Allah 'ı incitirsiniz.


4- Tıpkı bir piramid gibi. Piramidin alt sırasındaki taşlar onun nasıl bir parçası ise, zirvesindeki taş da onun bir parçası olup hepsi piramid olarak adlandırılmaktadır. Bazı taşlar piramidin alt sırasını oluştururken, bazıları da zirvesini oluşturmaktadır. İman ve ameldeki farklı derecelerine rağmen mü'minler de bu şekildedir ve hepsi Allah'ın veli kullarıdır.


Kardeşim, piramit örneği senin içine sindi mi.? Piramit üzerinden kendini değerlendir. Sana göre bütün mü-min kulları değerlendir bakalım.

Senin kullandığın bu ifade nerelere gitmez ki.? Mesela, senin paylaştığın ifadeye göre, sen, ben, bütün insanlık bu piramidin bir parçası değilmiyiz.? Bu piramidin zirvesinde sana göre kim var.?

Bu piramidin alt taşlarını da yerleştir, ortaya ne sonuç çıkacak gör. Piramit örneğini kullanarak Peygamberliğini de iddia edebilirsin. Zirvesi ve en alttaki birbiri ile aynı ise, eşit ise..! Sen o piramidin neresindesin.?

-  İman olarak farklılık arzedecek,
-  Amel olarak farklılık arzedecek,
-  Mükafat olarak farklılık arzedecek,  

Yani İman ve amelde noksanlığın, birbirinden hiç bir farkı yoktur. Kişi her halükarda Allah 'ın Velisidir diyorsun. Hayretler içerisindeyim..

Nasıl bir piramittir anlayamadım. Her şeyi içerisinde barındırıyor. Hangi kademesinde olursan ol, Allah 'a en yakın kul olabiliyorsun..! Hem de VELİ ..!                                            


Bu sapmanın en açık görüldüğü alan da tasavvuftur.

Vallahi , bu yazı baştan sona Tasavvufu karalama, iftira, yalan yanlış insanlara bişeyler aktarma adına yazılmış bir yazıdan başka bir şey değil.

Ne şekilde eder bilmiyorum ama, Allah ıslah etsin.

Yazıyı kopyala yapıştır yapmak, içeriğini anlamadan paylaşmak çözüm değil. Yazdığını, paylaştığını ilk önce kendin idrak edip, anlayacaksın ki, sorulduğunda anlatabilesin.

Yazarı bulsam kendisine sorarım. Ama madem ki sen, onun yazısının altına imzanı attın, cevap verme zorunluluğu da sana düşer.

İman ve ameli aynı terazide nasıl tartıyorsun.?

Amel mi imanı içerisinde barındırır, iman mı ameli barındırır.?




Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #26 : 01 Haziran 2014, 05:38:32 ÖS 17 »

ANLAMADA NOKSANLIĞI KABUL ETMİYORUM VE ISRARLA SORUYORUM ..

Paylaştığın yazıda ;

Şüphe yok ki, iman ve amel bakımından mü'minlerin dereceleri farklıdır.

Kimilerinin imanı çok sağlam ve ameli daha fazladır.

Elbette böylelerin Allah katında dereceleri başkalarından daha üstündür ve mükafatları da daha büyük olacaktır.

Kimilerinin iman ve ameli daha azdır.

Yani imanı diğer-lerine göre daha zayıf ve ameli daha azdır.


"" Bilindiği gibi kuvvet ve sağlamlık bakımından imanın artıp eksileceği, yani kuvvetlenip zayıflayacağını Kur'an'ın birçok ayetleri ifade etmektedir"".



diyorsun.

(Ben de diyorum ki, Yukarıdaki ifadeyi Kuran 'a yakıştırabilen varsa lütfen söylesin)

Sonra ;

İman ve amel derecesi bu şekilde zayıf veya az olanların mükafatı da şüphesiz daha az olacaktır.

Ama arala-rındaki bu farklılığa rağmen, bütün mü'minler, Allah'ın veli kullarıdır.

İman dairesinde kaldıkça ve dinin gereklerini yerine getirdikçe, kişiler mü'mindir ve Allah'ın veli kullarıdır.


Noksanlıkların Allah indinde hiç bir artısı ve eksisi olmayacak diye ifade kullanıyorsun.


Ardından da meşhur piramit benzetmesi ...!



Tıpkı bir piramid gibi.

Piramidin alt sırasındaki taşlar onun nasıl bir parçası ise, zirvesindeki taş da onun bir parçası olup hepsi piramid olarak adlandırılmaktadır.

Bazı taşlar piramidin alt sırasını oluştururken, bazıları da zirvesini oluşturmaktadır.

İman ve ameldeki farklı derecelerine rağmen mü'minler de bu şekildedir ve hepsi Allah'ın veli kullarıdır.




Bu kısma yanıt verirsen, verebilirsen, hem yazarı kurtarmış olursun, hem de kendini. Benden kaynak ve cevap bekleyen sendin kardeşim. Sen bundan muaf mısın .?

Lütfen iman ve amel hakkında bir açıklama yap, lütfen..

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #27 : 01 Haziran 2014, 06:21:50 ÖS 18 »

Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.(8/Enfal-2)

Bir sure inince, aralarında «Bu, hanginizin imanını artırdı?» diyen ikiyüzlüler vardır. İnananların ise imanını artırmıştır; onlar birbirlerine bunu müjdelemek isterler.(9/Tevbe-124)

 İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakim olandır.


Ömer -Radıyallahu anh- arkadaşlarına: Gelin, imanımızı arttıralım der ve bunun üzerine aziz ve celil olan Allah’ı zikrederlerdi.( İbn Ebi Şeybe, İman 108; el-Musannef, 11/26

İbn Mes’ud -Radıyallahu anh- da dua’sında: Allah’ım imanımızı, yakîn’imizi ve fıkhımızı arttır, derdi.( Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebir, 8549; el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, 10/185

Logged

osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #28 : 01 Haziran 2014, 06:22:42 ÖS 18 »

İMAN :
Amentünün altı şartını da acabasız kabul etmektir. Bu şartların hepsi de "GAYB" 'dır. Asla ve asla kuşkuya, tereddüte prim vermez. Bir insanda iman ya vardır, ya da yoktur. İkisinin arası bir durumdan bahsedilemez.


1- Allah 'ın varlığına ve birliğine
2- Meleklerine
3- Bütün Kitaplarına
4- Bütün Resullerine
5- Ahiret hayatına, Kaderin , Hayır ve Şerrin ancak Allah 'tan olduğuna, öldükten sonra dirileceğine
6- Ve imanın zirvesi olan Kelime-i şehadet ...!

Ahiret hayatına inanmayan bir kişide imandan bahsedilir mi.?

Meleklere inanmayanda, veya Kitap ve Resuller 'e inanmayanda imandan bahsedilir mi.?


AMEL :
İslam Dini çatısı altında bulunan her kişinin yapmakla mükellef olduğu temel ibadetlerdir. Abdest ve Namaz, Oruç, Hac, Zekat ve kelime-i şehadet ..

Yukarıdaki ibadetleri yerine getiremeyen bir kişi, eğer ki Amentünün bütün şartlarına acabasız iman etmiş ise, yapmadığı, yapamadığı amelden sorumludur. Fakat imansız veya imanda noksan değildir. Yapmadığı ibadetlerin hesabını Allah soracaktır. Ama kişi mü-min 'dir.

Amelde durum bu iken, imanı, olmazsa, olmazı nasıl aynı kefede tartabilirsin .?



İSLAM : Allah 'ın biz insanoğlu için seçmiş olduğu Din 'in, dolayısı ile şer-i kuralların tümünü kapsayan Din 'in adıdır.

MÜSLÜMAN : Allah 'ın varlığına ve birliğine inanmış kişidir, Müslim, Müslüman.

Ayette ;

‘‘Bedeviler dediler ki: ‘‘İman ettik.’’

De ki: ‘‘Siz iman etmediniz, amma ‘‘Müslüman olduk’’ deyin.

İman henüz kalplerinize yerleşmedi.

Şayet Allah’a ve peygamberine itaat ederseniz amellerinizden bir şey eksiltmez.

Muhakkak ki Allah çok esirgeyen çok bağışlayandır.’’
Hucurat 14


İman ile amel arasındaki farkı görebildin mi.? FECR ..!


İnanmak, yalnızca kabul etmektir.

İman etmek ise, kısaca Amentüye iman diye ifade edilir.


MÜ-MİN : Amentüye iman eden kişinin almış olduğu isimdir. Acabasız iman etmektir. Temel ibadetleri yerine getirmese de, almış olduğu isimdir Mü-min ..


MÜTTAKİY : Amentüye imandan sonra, Allah 'ın emri olan abdest ve namaz, oruç, hac, zekat ve kelimei şehadeti yerine getirendir. Yani Allah 'ın emir ve yasaklarına riayet etmektir. Riayet eden kişi Müttakiy 'dir.


EHLİ İMAN, EHLİ TAKVA : Kişinin inancı, imanı ve yaşantısıdır. Yani bakıldığında, her hali ile Allah 'ın emir ve yasaklarının bariz görüldüğü kişilerdir. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi her hali ile kendisinden emin olunan kişidir.

Kişide Allah inancı olacak ki, Amentüye imanı olsun.

Amentüye imanı olacak ki, ibadetlerle iştigal etsin.

İbadetlerle iştigal edecek ki, yalnızca takvada olan üstünlüğe erişebilsin.

Bu yüzden den inandım, iman ettim demek yetmiyor. Allah hidayet versin.

Tasavvufun öğretisi işte bu. Bakmak ile görmek arasındaki ince çizgiyi kişiye göstermek. İşitmek ve anlamak arasındaki farkı da gösteren Tasavvuftur.

Din dışı bir yaşam değil, bi-zatihi İslam 'ı emredildiği, tarif edildiği, emanet bırakıldığı gibi yaşama biçimidir, Tasavvuf..!

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1182


« Yanıtla #29 : 01 Haziran 2014, 06:43:52 ÖS 18 »

Evvela merhaba bay veya bayan osisko....

tasavvufun bilgi kaynağı olarakta zaten islamdan ayrılan bi batıl dindir.

örneğin islamın bilgi kaynağı VAHİY VE BUNUN PIRATİĞİ RASULULLAH İKEN..


Tasavvufun bilgi kaynağı MARİFET VE KEŞF,Pratiğide İslamdaki Allah a ortak koştukları hayal kahramanları olan GAVS KUTUP,SADAT ŞEYH-MURŞİT ,VELİ,EVLİYA VE KERAMET leridir ..

aksini idda eden hiç bir tasavvufçuda yoktur..

varsa buyrun,tasavvufun bilgi kaynağı MARİFET VE KEŞF değilmi..pratiğide GAVS KUTUP,SADAT,ŞEYH MURŞİT ,VELİ,EVLİYA KERAMETLERİ DEĞİL Mİ..
Logged
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 21   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 1.261 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu