Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > HOŞGELDİNİZ > İDP KONUKLARI > Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > HOŞGELDİNİZ > İDP KONUKLARI > Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK  (Okunma Sayısı 21848 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #15 : 18 Ağustos 2009, 02:59:44 ÖS 14 »

Vahiy fısıldamak demek olduğu için Allah arıda olduğu gibi herkesle ve her şeyle iletişim halindedir. Allah beşerle konuşur. Şu anda da konuşuyor. Fakat bu lügavi anlamdadır ıstılahi anlamda değildir.

Peygamberle böyle lugavi anlamda bir şey olmuşsa bile-ki olmuştur- bu bizi ilgilendirmiyor. Kur'an'a girmiş olması lazım. Tabiri caizse hayatının eserini Kur'anla ortaya koymuş. Bu şu demek olur: Bundan başkasını esas almamızı istemiyor. İsteseydi kesin Kur'an'ı girerdi.

Bu bir adamın bir ömür boyu mücadele edip temel eseri olan bir kitap ortaya çıkarmasına benzer. Öldükten sonra ondan geriye kalan sadece bu kitap olur. Size lazım olanı aldım buraya der. Ama bu  kitap dışında hiç bir şey söylemedği anlamına da gelmez. Bilakis kitabına aldıklarıyla anılmak istendiğini gösterir. Kur'an işte bu geriye bırakılan miras oluyor ondan başkası bu değerde olmaz. Biz de buna bakarız.
Cevabınız için teşekkür ederim.
Şu bir gerçek ki bizim sorumlu olduğumuz vahiy Kur'an'dır.Peygamber ile Allah arasındaki iletişimi Kur'an haricinde hiç bir şekilde olmamış gibi sayarsak o zaman kafamıza bazı soruların takılması mümkündür.Mesela;
Allah ayetlerini indiririrken hangi ayetin hangi sureye yazılması gerektiğini nasıl veya hangi surenin kaçıncı ayeti olduğunu Peygamber a.s kendi insiyatifiyle mi  yoksa Kur'an dışında Allah'ın vahyetmesiyle mi olduğu sorusu gündeme gelmektedir.
Sizin cevabınızla birlikte yani vahyin lugavi ve ıstilahi anlamındaki açıklamalarızla bu sorular da kendiliğinden hallolmuş oluyor. Smiley
Tekrar teşekkür ederim cevaplarınız için


Logged

Said KOTAN
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 54



WWW
« Yanıtla #16 : 18 Ağustos 2009, 03:22:51 ÖS 15 »

Ben de kısa bir süre fahri imamlık yapmama rağmen hocama büyük oranda katılıyorum. Bir kere imamlık denilen müessese bir ruhbanlık alanı değildir. İmam denilen adam aslında o şehrin mülki amiri ya da o ülkenin yöneticisidir. Bu da dinin mistisize edilmesi ile ilgili bir yanlış anlamadır diye düşünüyorum.
Bununla beraber sünnet ile ilgili görüşlerinizi okudum. Ben de sünnetin ma'ruf kelimesinin tam karşılığı olduğunu düşünüyorum. Uzun süredir maruf kelimesi ile ilgili kafa patlatıyorum. Aslında kafamda yerleşmiş bir yapı var ama çok sistemli değil. Bu konuda sizin fikirlerinizi merak ediyorum. Öncelikle ben kendimin bu konudaki fikirlerini aktarayım. sizin bu konudaki eleştirileriniz almaktan büyük mutluluk duyacağım. Berbat bir imam hatip Arapçası var bende hocam Cheesy yani kaç yıldır hiçbir şey kalmamış.
Anladığım kadarıyla maruf kelimesi ile aynı kökten gelen kelimeler şunlar: urf (örf), arif, tarif, maruf, irfan bu kelimelerin hepsi birbiri ile müstakim bir bağlantı içinde. Yani mesela insanların örf diye eleştirdikleri şeylerin içinde batıl bir takım algı, anlayış ve tavırlar var. Ama bu kelimelerle ilgili olarak örf kelimesine baktığımız zaman sanki örf gelenek kelimesini karşılamıyor gibi duruyor. Hep olumlu bir anlama sahip. Gelenek ve töre kelimeleri ise birbirilerini daha çok karşılıyor. Yani yapısına göre olumsuz sonuçları da içinde barındırabilir olumsuz sonuçları da içinde barındırabilir.
öyleyse örf kelimesine salt anlamıyla gelenek diyemeyiz. Maruf kelimesini de iyilik kelimesi tam karşılamıyor gibi. Çünkü maruf hem evrensel doğru demek, hem vahyin sınırlarını çizdiği doğru demek, hem de vahyin hakkında bir şey söylemediği konularda bile vicdanı referans alan bir kelime gibi duruyor. Bu anlamıyla bir kaç örnek verirsem belki düşüncemin sınırları da belli olur.
Peygamberimizin hayatı Müslümanların örfünü belirler. Ama bazen bu fiiller Arap örfünden kaynaklanabilir. Bununla beraber peygamberin peygamberliğe has hususiyetlerine  ve kişisel hususiyetlerine ait fiilleri ve sözleri birbirinden ayrıldıktan sonra ortaya çıkan tablonun Müslüman örfünü belirlediği kanaatindeyim. Yani namazın kılınışı yada haccın yapılışı örfidir ve bu örfe kesin uymak gerekir. Yani sanki kuran tepeden inme bir kitapmış gibi davranmak ve peygamberi kurandan izole etmek maruf kavramının doğasına aykırı olur bu çerçeveye göre.
Bununla beraber bir yerin mülki amirinin yada orada bulunan devletin ortaya koyduğu kanunların fıtri ve insani olanları da maruf kavramının sınırları içerisindedir. Trafik kuralları bu konudaki  en bariz örnektir. Bir devlet kendi halkının canını, malını, ırzını, dinini ve aklını korumakla yükümlüyse maruf’u emir sorumluluğunu yerine getirmek zorundadır. Aynı zamanda bir Müslüman da yaşadığı devlet Müslüman olmasa dahi böyle bir maruf konusunda devlete tabi olmak zorundadır. Bunun gibi yöresel ve iklim şartlarına bağlı olan durumlar da maruf ve münker konusunda bize ipuçları verebilir. Örneğin Erzurum yöresinin mülki amiri, şehre yeni gelen memurları ve öğrencileri toplasa ve dese ki “bundan sonra şu şu aylarda kaldırımlardan yürümeyi yasaklıyorum, yol ortasından olmamak kaydı ile kaldırımların yola tekabül edilen yerlerinde yaya seyahat edilecektir. Saçak altlarında biriken buzların yaralayıcı ve öldürücü etkisine karşı alınmış bu tedbirlere uymayanlara şu kadar ceza verilecektir.” Bu emir de marufu emirdir ve bu emre tabi olmamak münker iş yapmak anlamındadır.
Marufun üçüncü boyutu ise gelenektir. Yani  mubah çerçevesi içerisinde olmak kaydı ile yörenin adetlerine uymak örfünü çiğnememektir. Trakya yöresinde yaşayan insanlar pardösü gibi bir dış kıyafeti garip karşılarlar ve bu onlara itici gelir. O yörenin giyindiği şalvar ve abiye tarzı giyecekleri tercih etmek. Sakal uzatma geleneği olmayan ve davetin önünde bir ön yargı duvarı gibi duran sakalı kesmek ya da sakal bırakmayı bir erkeklik unsuru olarak gören bir toplumda sakallı dolaşmayı önemsemek bu da var olan örfü desteklemek anlamında maruf kabul edilecek bir çıkıştır. Fakat Antalya ve İzmir yöresinde de bir bayan kardeşimiz onların örfü böyledir diye saçını açamaz bu anlamda vahiy marufu töre ya da gelenek olmaktan kurtarmış olur. Bu konuda yine peygamberimizin hayatından yorumsal olarak örnekler çıkarılabileceği kanaatindeyim. Altın yüzüğe erkekler için cevaz verilmemesinin sebebini örfi anlayışa bağlıyorum. Tabi yörenin o zamanki geleneksel dokusunu bilmediğim için bu yorum biraz havada kalabilir. Şöyle ki; Sanırım Arap toplumunda altın erkeğe yakıştırılmayan bir takı unsuruydu. Bu anlamda peygamber de bir içtihatta bulunarak örfi dokuyu önemsemiş ve altını erkekler için yasaklamış olabilir. Bunun gibi kırmızı gibi renkleri erkeklere yakıştırmadığını çeşitli vesilelerle ortaya koyduğu ile ilgili de haberler okumuş bulunuyoruz. Bu tür çıkışları da yörenin dokusu ile ilgilidir diye tahmin ediyorum.

Maruf kelimesinin bir diğer boyutu da zamana dayanın tarafıdır. Teknolojik gelişmeler, bir ahlaki perspektif, hikmetli bir yaklaşım ve bu yaklaşımları referans alan bir ıslah’ı gerekli kılıyor. Tüp bebek, klonlama, kürtaj ve organ nakli gibi hususlarda verilecek her içtihat marufu referans almak zorundadır. Maruf kavramı hikmet kavramı ile bütünleşmediği sürece gerçek anlamını bulmayacaktır.
Örfün insanlar arasında hüküm vermede önemli bir yeri olduğu kanaatindeyim. Hatta bulunulan yörenin örfünün vahye aykırı olmamak kaydı ile sünnet diye tabir edilen İslam örfünün önüne geçebileceğini düşünüyorum. Bu konuda sağlam içtihat yapabilecek biri bir örfi hukuk sistemi oluşturabilir.
Görüldüğü gibi sınırları çok belli olmayan, genellikle hislere bağlı bir ma’ruf anlayışına sahibim. Bu konudaki bilginize ve anlayışınızın derinliğine güveniyorum. Hem bir eleştiri hem de bir fikir teatisi olması açısından maruf kavramına değinebilir miyiz?

Selam ve dua ile…
Allah’a emanet olun Zira o emanetlerini asla zayi etmez.


Logged

m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 423



« Yanıtla #17 : 18 Ağustos 2009, 03:58:46 ÖS 15 »

Sayın İhsan Eliaçık, mezheplerin aşılması, cemaatlerin aşılması gerektiğini söylüyorsunuz. Mevcut duruma bakılırsa haksız da sayılmazsınız. Ancak siz de bilirsiniz ki, bu ifadelerinizi insanlarla paylaşıyorsunuz ve kabul görmesini arzuluyorsunuz. Ve belli oranda kabul edenler de olacaktır. O zaman, mevcut adreslerin yanına yeni bir adres eklemekten farklı bir şey olacağını sanmıyorum.
Adresiniz şu olacak: Mezhepleri cemaatleri aşan yeni bir anlayış cemaati. Öyle değil mi? Sizden daha yenisi çıkınca, sizin bu düşüncelerinizden oluşan cemaatiniz yeni oluşacak cemaate göre aşılması gereken bir düşünce yapısı olarak algılanabilecektir.
Bir nevi evrim gibi bir şey yani.
Halbuki mevcutların efradını cami, ağyarını mani tarzında bir elemeye tabi tutmanız daha doğru olmaz mı? Çünkü, hangi yeni fikir olursa olsun bir sonraki fikri akıma göre eskimiştir, terkedilmesi gerekirdir. Haksızmıyız?
Logged
Talat
Yeni Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #18 : 22 Ağustos 2009, 02:51:03 ÖS 14 »

Oncelikle Allahin selami ile selamlarim

Benim sorum size
 1.Bu gun Kur`an`i anlamada Tarihselcilik ve Hermonatik konularina nasil bakiyorsunuz?

2. Ibadetlerde de Tarihsellik soz konusumudur?

3. Suan da Turkiye ve Dunya Muslumanlarininin gelecegini nasil goruyorsunuz?

4. Sizin bir yazinizda (yanlis ise beni duzeltin lutfen) soyle okumustum.
Allah`in insanliga gonderdigi vahiy Muhammed as. ile gonderdigi kur`an ile bitmemistir. yani vahiy kur`an ile kemale erismemistir. mealinde idi. Bununla ne anlatmak istediginizi biraz acarmisiniz.

simdiden cevaplariniz ve gayretleriniz icin Allah razi olsun

Logged
halukgta
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 965


« Yanıtla #19 : 22 Ağustos 2009, 07:37:01 ÖS 19 »

Sayın Eliaçık kendinizi kısaca tanıttığınız yazınızdan anladığım kadarıyla hiçbir yere bağlı olmadığınızı özellikle söylemişsiniz bu çok güzel, tıpkı İmamı Azam Ebu Hanifenin hayatı gibi. Çünkü bir yere bağlı iseniz özgür değilsiniz demektir. Özgür olmayan insanda bağımsız düşünemez. Özgür insanın bağlı olduğu yer Kurandır. Rahman kuranın anlaşılarak okunmasını emrederken kulunun bizzat kendisinin akıl yürütmesini ve düşünmesini ister. Bir yere bağlıysanız düşünme ve özgür hareket etme melekenizi kaybeder ve hataların en büyüğünü yapma riskiniz var demektir. Yolunuzda başarıların devamını dilerim. Dilerim Rahman bizleri gönül gözlerimizi açık kulları arasına alsın.  SAYGILARIMLA  Haluk Gümüştabak
Logged
İHSAN ELİAÇIK
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 10



« Yanıtla #20 : 27 Ağustos 2009, 01:19:53 ÖS 13 »

M.Ufukalp'e...

Bir de cemaatsizliği düşün... "Bu sefer de cemaatsızlar cemaati olur" itirazı mugalatadır. Çünkü cemaat organik bağ, hiyararşi vs. demektir. Ben öyle bir ilişkiyi kabul etmiyorum. Bu ancak  girişi  çıkışı serbet ve tamamen kişinini rızasına bağlı açık legal bir  teşikilatta olabilir. ... Yüzlerce insanla tanışıyorum, görüşüyorum ama hiç biriyle de organik bağım yok, cemaat ilişkisi içinde değilim, dostluk ve arkadaşlık yeterli. Böyle de oluyor, pekela oluyor...
Logged
İHSAN ELİAÇIK
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 10



« Yanıtla #21 : 27 Ağustos 2009, 01:39:10 ÖS 13 »

Narçiceği'ne...

Din üzerinden zenginleşme Müddesir 6. ayet gereğince peygamberimize yasaklanmıştır. Din hocaları,şeyhyle, diniz cemaat liderlerinin, dini kitap yazanların sırf bunlardan dolayı mülk sahibi olmaları benim görüşüme göre haramdır.

Zenginliğin sınırı ortalamasından bir ev, bir binek ve 4 bin dirhem gelirdir. Bunlar kadar bir mülkiyete sahip olmak caizdir. Bunda fazlası zenginleşme olup ateştir, hatta kat kat çoğu şirke kadar gider görüşündeyim. Çünkü o zaman bahçe sahplerinden oluyorsunuz ki bahçelerini Allaha şirk koştukları malumdur... Genel ortalama sınır budur. 4 bin dirhem büyük şehirde dört kişilik bir aile için aylık 2238-5000 tl arası bir gelire tekabül ediyor. 2238 de asgari geçim standardı oluyor.
Logged
İHSAN ELİAÇIK
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 10



« Yanıtla #22 : 27 Ağustos 2009, 02:18:55 ÖS 14 »

ilahisevda'ya...

Ehl-i sünnet hicri ikinci yüzyıl sonları üçüncü yüzyıl başlarından itibaren islam düşünce tarihinde kullanılmaya başlanmıştır. İlk kullananın kim olduğu önemli olmamakla birlikte Hariz el-Muhasibi olduğu (öl. h. 245) söylenir.

Sünnilik ve Şiilik aşılması gereken iki olgudur. Ben kendimi Sünni veya Şii olarak tanımlamıyorum. Her hangi bir mezhebe veya ekole bağlı değilim.Tümden reddediyor da değilim, zenginlik olarak görüyorum. Sade bir Müslümanım o kadar. 

Keramet, ikram etmek, keşf perdeyi kaldırmak, müşahade de görmek demektir. Bunlar tasavvuftaki kulanışı farklıdır. Onlar dini manevi anlamlar yüklerler. Bana göre her müslüman keramet, keşf ve müşahade halindedir zaten. Bize Allah'ın ikram etetği şeyler vardır; hava, su, gıda, sağlık vb. Bunların hepsi keramet (ikram/vermek)tir. Keşf perdeyi kalrdırak olduğundan hir birimizi hayatta perde gerisine indğimiz, derinine vakıf oldruğumuz olayların ve nesnelerin keşfini yapmış oluyoruz. Müslüman keşfetmeli/keşif sapibi olmalıdır! Müşahade de görmek demek...Tarihte, hayatta ve tabiatta bakar kör olmayıp görünmesi gereken ibretlik olayları görüyorsan müşahade yapmış oluyorsun....
Sufiler bunu doğrudran Allah'a yönelik olarak ve kendi şeyhlerine mahsus addediyorlar ki yanlıştır. Yani Allah'ın zatını keşf ve müşahade ediyorsun! Halbuki Allah'ın zatı değil mahlukatı keşf ve müşahade edilebilir.
Logged
İHSAN ELİAÇIK
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 10



« Yanıtla #23 : 27 Ağustos 2009, 07:23:20 ÖS 19 »

Talat'a...

Kur'an hem tarihsel hem evrenseldir. Tarihsel bir metin evrensel mesajlar veremez diye bir şey olmaz. Kelamdaki tartışmayla Kur'an mahluktur yani yaratılmıştır. Ezeli ve ebedi değildir. Ezeli ve ebedi olan Allah'tır. Peygamberimiz de, Kur'an da tarihseldir. Fakat bu tarihselliğin içinden evrensel mesajlar çıkarmaya engel de değildir. Bunun kitabın bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmemekle alakıs yoktur. Tarihseliği bu noktaya çekerek yanlış anlaşılmasına vesile oluyorlar. Tarihsel olmayan ne var Allah'tan başka? Bir Müslümanın böyle düşünmesi gerekir işin daha başında.

Bir sonraki peygamber gelene kadar önceki peygamber ve onun getirdiği kitap evrensel kabul edilir. Dinin yürümesi ve şeriatın yaşaması için bu gereklidir. Fakat bu ezeli ve ebedi olacağı anlamına gelmez. Sonraki peygamber gelerek öncekinin evrensel yanlarını sürdürür, tarihsel kalan yanlarını bırakır. Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur. Şu anda peygamber olmadığına göre onun yapması gerekeni alimler, müçtehidler ve yenilikçiler yapacaktır.

Bu noktada ibadetler (aslında nusuklar doğrusu) yani namaz, oruç, hac vs. yeni bir peygamber gelene kadar eskisinin yaptığı üzere yapılır. Ancak bir peygamber bunları değiştirme ve yenileme yetki ve cüretine sahip olabilir. O da olmadığına göre nusuklar aynı kalacak demektir.
Kur'an'ın itikat, ahlak ve ibadetlerle ilgili hükümlerine tarihsel bakmaya gerek yoktur. Ama hukuksal, siyasal ve muamelatla ilgili hükümlerine ise tarihsel bakışla değerlendirilmelidir. Örneğin can, mal, ırz, akıl, nesil güvenliği evrensel fakat sopa, el kesme  vs. tarihseldir.

Allah'ın insanlıkla konuşması tarihin bir döneminde bitmiş olamaz. Meseleye buradan bakmak gerekir. Peygamberlik aslında çok geniş bir kavram. Ortadoğuda Yahudi muhayyelisinde geç tiği gibi anlamamak gerekir. Onlar bir peygamber sülalesi ve sınıfına (nebiim) hasrederler. Halbuki muhammed, isa, musa tarihsel fakat risalet (peygamberlik, elçilik) evrenseldir. Bunu "Allah beşerle nasıl konuşur?" başlıklı yazımda etraflıca anlattım. Burada bu kadarına girmiş olayım. Selamlar.
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #24 : 28 Ağustos 2009, 10:07:51 ÖÖ 10 »

Haftanın konuğu teklifimizi kabul ettiği ve sorularımıza verdiği cevaplar için R.İHSAN ELİAÇIK'a teşekkür ederiz.Allah razı olsun
Logged

Said KOTAN
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 54



WWW
« Yanıtla #25 : 28 Ağustos 2009, 02:40:03 ÖS 14 »

maruf kavramı ile ilgili en azından bir makale tavsiye etseydiniz çok iyi olurdu hocam ya
Logged

malik bin nebi
Yeni Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 8


« Yanıtla #26 : 07 Eylül 2009, 03:34:31 ÖS 15 »

Selam

İhsan Eliaçık cennet ve cehenneme / ölümden sonra dirilmeye / iman eder mi?

Vahiyin faili Allah değil beşer ise, bir beşer olan İhsan eli açık hangi gerekçeler ve hangi gözlemler ile öldükten sonra dirileceğine inanıyor ya da inan mıyor ? ( Ölü topraktan ağacın çıkması gerekçesi dışında bir gerekçe olmalı değil mi?)

Veya muhammed nasıl bu çıkarımı elde etmiştir ?

Şeriat vesaire toplumlara göre değiştirilebilir ve tarihsel iken neden şekilsel ibadetler ve uygulamalarda değişkenlik göstermesin ve niçin bir elç beklensin, toplumlara endeksli bir vahiy varsa neden birey merkezli vahiy ve uygulamalar olmasın ki?

Haftanın konuğu gitmediyse cevaplarını bekleriz:)

Esen kalın

Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #27 : 07 Eylül 2009, 03:57:46 ÖS 15 »

Malik b.Nebi kardeşim öncelikle foruma hoş geldin.
Maalesef haftanın konuğu gitti.
Bu soruları kendi sitesine mail olarak atarsanız belki cevaplayabilir.
Logged

malik bin nebi
Yeni Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 8


« Yanıtla #28 : 07 Eylül 2009, 04:27:38 ÖS 16 »

Hoşbulduk Abi, sağolasın,

Tamam abi inş. öyle yapayım,

Esen kalasın

Saygılarımla
Logged
esen
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 926


"lalüebkem"


« Yanıtla #29 : 07 Eylül 2009, 05:14:28 ÖS 17 »

yalnız sorular ilginç özellikle ikinci neden olmasınki kısmı...
o yüzden sayın malik b. nebi  cevap alırsanız bizede iletin lütfen merak ettim .
Logged

cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde
Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.123 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu