Hayrettin Karaman

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GENEL (Bilgi Platformu) > Köşe Yazıları (Moderatör: Yonetim) > Hayrettin Karaman
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GENEL (Bilgi Platformu) > Köşe Yazıları (Moderatör: Yonetim) > Hayrettin Karaman
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Hayrettin Karaman  (Okunma Sayısı 3486 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4819


Dosdoğru ol!


« : 12 Nisan 2009, 07:12:03 ÖS 19 »

Dua, fal, istihare…

Benim de kafamı kurcalayan bir konu ile ilgili arkadaşım bir soru sordu, sonra da cevabını verdi. Cevap şekli beni çok şaşırttı. Kader ve dua konusu ile ilgiliydi. Kişisel olarak bu konuyu fazla kurcalamamaya taraftarım. Her üniversite mezunu kendini dini konuda da otorite olarak görüyor malesef... Arkadaş yeni nişanlandı. Biz de kutladık... Darısı bekarların başına dedik... Ben de 'dua edelim' cümlesini ağzımdan kaçırdım.. Tabii her cümlem gibi bu da tuhaf kaçtı... Öğretmenim... Malesef dinden hanımlar çok uzak... Okumayanlar muskacı ve büyücülerin peşinde, okuyanlar da büyücülerin karizmatikleşen medyum ve kahve falcılarının peşinde... Özür dilerim çok uzattım ama bu konuda çok yalnızım. Bu yüzden hiç hanım arkadaşım yok...

“Konu 'dua olabilecek felaketleri engelleyebilir mi ve dua ederek olumlu yönde işlerimiz kolaylaşabilir mi?'

Arkadaş 'asla böyle bir şey olamaz bana göre' dedi, kestirip attı.. Bana sordular, okulda sofu diye çıktı adım... Duanın önemli olduğunu biliyorum ama fetva verecek kadar otorite olmadığımı söyledim. Kader konusunda alimler arasında bile görüş farkının olduğunu söyledim. Duanın mahiyeti hakkında bilgi verirseniz mutlu olurum. Bir de evlenmenin zamanı ve seçme hakkı kişinin gerçekten elinde mi. Kişinin iradesi mi, yoksa kader mi? Şimdiden Allah razı olsun... Öğrenci iken İlahiyat Fakültesi'ne gelip sizi dinleme fırsatım vardı. Ama şu an böyle bir şansım yok. Aile çevrem, iş çevrem muskacı, büyücü, falcı peşinde. Dinden çıktıklarını söylemekle ileri mi gidiyorum bilmiyorum ama durum vahim. Ben de kendimi yetersiz ve kılavuzsuz hissederek yaşamaya çalışıyorum..

Duanıza muhtaç bir uzaktan öğrenciniz. SELAMLAR.”

Halimize bir yönden ışık tutuyor diye uzunca mektubu aynen verdim.

Cevabı kısa tutayım.

Dinimizin temel kaynaklarına (Kur'an'a ve hadislere) bakıldığında duanın çok önemli olduğu ve Allah Teâlâ'nın yapılan duaları kabul buyuracağı ifade ediliyor. Ayrıca duanın, sonucu bir yana, başlı başına bir ibadet ve kulun Rabbine en yakın bulunduğu hallerinden biri olduğu da bilinmektedir.

Biz dua ederiz. Dua edince ibadet sevabı alırız. Dua da mutlaka kabul edilir, ama sonucu bizim için en hayırlısı ne ise o şekilde de tecelli edebilir. Bu sebeple kimse, “dua ettim kabul olmadı” dememelidir.

Allah her şeyi bilir ve son tahlilde kader de bundan ibarettir.

Allah “böyle olacak” diye bilir, “Kul ne dilerse dilesin, ne yapmak isterse istesin illa da şöyle olacak, şöyle olsun” diye hükmetmez, kullarının iradesine bıraktığı ve sorumlu tutacağı işlerde onların istediğini yaratır.

Evlenmede, eş seçmede kulun iradesi ve duası etkili olmasaydı Peygamberimiz “…dindar ve güzel ahlak sahibi olanları tercih edin” demezdi!

Evlenmek isteyenler veya bir işe teşebbüs edenler istihareye yatıyor veya birini yatırıyor, görülen rüyaya göre hareket ediyorlar. İstihare, yatmak ve rüya görmek değildir; Allah rızası için iki rek'at namaz kıldıktan sonra yapılacak “Rabbim, hayırlı ise olsun, değilse olmasın” mealinde bir duadır.

Her çeşit fal asılsızdır, ilmi ve dini temeli yoktur, gaybı ancak Allah bilir. İlham ve keşfin yolu da fal değildir.
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5134



WWW
« Yanıtla #1 : 12 Nisan 2009, 07:19:55 ÖS 19 »

Alıntı
Evlenmek isteyenler veya bir işe teşebbüs edenler istihareye yatıyor veya birini yatırıyor, görülen rüyaya göre hareket ediyorlar. İstihare, yatmak ve rüya görmek değildir; Allah rızası için iki rek'at namaz kıldıktan sonra yapılacak “Rabbim, hayırlı ise olsun, değilse olmasın” mealinde bir duadır.

Her çeşit fal asılsızdır, ilmi ve dini temeli yoktur, gaybı ancak Allah bilir. İlham ve keşfin yolu da fal değildir.

istihareyi anlamlı bulamamışımdır ama üstteki tanıma göre ben de her allahın günü istihare yapıyormuşum da haberim yok.

ama çok doğru bir duadır;

rabbim, biz hangisinin hayırlı olduğunu bilemeyiz sen bizi hayırlı yola yönlendir.... amin

Logged
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4819


Dosdoğru ol!


« Yanıtla #2 : 12 Nisan 2009, 07:25:03 ÖS 19 »

katılıyorum max.
bende ısmarlama istiharelerden bımıştım. artık bunu cevap olarak yollarım. geçen haftada benzer bir yorumu Mehmet Paksu hoca yapmıştı.
buyrun

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php?topic=7006.0
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5134



WWW
« Yanıtla #3 : 12 Nisan 2009, 07:30:32 ÖS 19 »

hem üstteki yazıda hem verdiğin linkte (hem yaşamdan duyduklarımda)  ilginçtir istihare özellikle evlilik sürecinde kullanılan bir kavram.
neden ki ?

Logged
ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4686



« Yanıtla #4 : 12 Nisan 2009, 07:33:55 ÖS 19 »

En beceriksiz oldugumuz konuda ondan sanırım ...
Logged

Not font kurbaa
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5134



WWW
« Yanıtla #5 : 12 Nisan 2009, 07:36:07 ÖS 19 »

En beceriksiz oldugumuz konuda ondan sanırım ...


ooo tam adamı gelmiş
nerelerdesin mirim tam senin sürecine ilişkin konu

yani kopya çeken öğrenci mi oluyoruz ? bilgimiz yok ama sınıfı da geçmemiz lazım allahım sen ucundan göstersene neymiş işin doğrusu diye  Wink
Logged
ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4686



« Yanıtla #6 : 12 Nisan 2009, 07:53:17 ÖS 19 »

Bir defa istihare olayına şu baglamda uzak duruyorum ...
Biliyorsunuz peygamberimizin vefatından sonra İslam Tarihine damgasını vuran dehşet olaylar yaşandı ..
Ve bu olayların sebep sonuç meselesinden öte , söylemler , sözler ve kişilikler kitlendi kaldı ..
İlerleyemediler , uygun sihirli sözcükleri bulamadılar ve sonuc malum ..
İşte bu hadiseler için birileri sıcagı sıcagına bu sünneti ifa edip gerekli yardımı alamadımı ?
Ki karşı karşıya gelen taraflara baktıgımızda sünnetin ravilerinin başları bu isimler ..
Nasıl oluyorda böylesi dehşet hadiseler için Peygamberimizin kendisi ile , veya ima yolu ruyalar ile iletişime geçip bu dehşet fitneyi önleme yoluna gitmediler ...
Ne olacaktı , peygamberimiz iki kişinin rüyasına girip nasihat etse belki hadise çözülecekti ..
Bilmiyorum bu olayları düşününce rüya konusuna uzak duruyorum nedense ..
Ki eş baglamında nikah , İslamın imandan sonra neredeyse önem verdigi en büyük müessese ..
Bu derece değerli ve muhim bir kararı nasıl olurda bilinçsizlik haline havale ederiz ..
İmanı için istihare yapan varmı acaba ?

Selamlar ..
Logged

Not font kurbaa
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5134



WWW
« Yanıtla #7 : 12 Nisan 2009, 08:14:29 ÖS 20 »

Alıntı
ozanca
Ki eş baglamında nikah , İslamın imandan sonra neredeyse önem verdigi en büyük müessese ..
Bu derece değerli ve muhim bir kararı nasıl olurda bilinçsizlik haline havale ederiz ..
İmanı için istihare yapan varmı acaba ?
Selamlar ..

Cheesy naptın yahu nikah imandan sonra en önemli müessese mi biz bekarlar yandık desene

allahın kuranın islamın temel prensibidir aslında insanoğlunu diğer varlıklardan farklı kılan AKLINI KULLANMASI
akıllarını kullanmadıkları için sapmışlardır tarihteki kavimler
ve allah elçileri ile akıllarını kullanmaları için mesaj göndermiştir
ve kuranda da sık ifadesini bulduğumuz gibi HALA AKLETMEYECEKMİSİNİZ" sorusuna muhatap olmuşuzdur

sözün özü bu din akla hitap eder yalnız kalp (duygu) unsurunu es geçtiğimiz zan edilmesin önemli olan dengede durabilmektir. ama aklı olanın dini de yoktu kalbi (duygusu) olanın değil...!!!

bu nedenle allah her işte düşünerek muhakeme ederek akıllı adım atmamızı ister.
gücümüz yettiği oranda elimizden geleni yapar hatta gücü yetenden yardım isteriz
insanoğlunun elindeki gücünün bittiği yerde ellerini semaya açar ve allahım bu elimin gücü buraya kadar bundan sonrası için senin yardımına muhtacım sen yardım et diye dua eder. dua budur zaten ( tamam islamoğlundan öğrendim bunu ) Smiley

falan feşmekan.

bir kez hadi yatayım şu istihareye dedim yattım gördüğüm şu = HİÇ
demekki inanmayınca görülmüyor.
eee aslında her din inanmak isteyen insanlarca tahkik edilmeden ezbere yüceltilerek hayatiyetini sürdürür, ama doğrumudur ? ...bu cümlenin sonu imansızlıga gider susayım...
Logged
siyahî
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 299



WWW
« Yanıtla #8 : 26 Nisan 2009, 11:34:12 ÖÖ 11 »

Üç mektup



Birincisi Almanya'dan, sevgili Şevket Zengin'den: Adam elinde bir bıçak ile camiye girer:

“Ey cemaat içinizde Müslüman olan var mı?” diye bağırır.

Herkes susar. Ancak yaşlı bir amca kalkar “Ben varım” der.

Bıçaklı adam amcaya, bir dakika dışarı gelir misin diyerek koluna girer camiden çıkarlar.

Biraz ötede bağlı bir koyunun yanına gidip, “Amca; bu kurbanı kesmeme yardımcı olur musun, İslami, kurallara uygun keselim” der.

Amca koyunu kesmeye başlar.

Yaşlılık bu ya her taraf kan olur.

Amca; “Oğlum yoruldum camiye git başka birini bul” der.

Adam elinde kanlı bıçağı ile camiye girerek bağırır.

“İçinizde başka bir Müslüman var mı ?”

Yaşlı amcayı götürüp kestiğini zanneden cemaat ses çıkarmaz, ama topluca dönüp imama bakarlar.

İmam “Ne bakıyorsunuz ulan, iki rekat namaz kıldırmakla Müslüman mı olduk!” der.

(Bu kıssa bana, Hacı Bayram-ı Velî'nin dervişlerini imtihanını hatırlattı; birçok derviş içinden ancak bir erkekle bir kadın, içeriye girenleri boğazladığı intibaı veren Velî'nin çadırına girmeyi göze almışlardı.)

İkinci mektup:

“Şimdi nerden cıktı mesele” diyebilirsiniz veya “acaba bir kumpas mı” da diyebilirsiniz, fakat gerçek. Bu zamanlarda neredeyse tüm liselerde içkili mezuniyet düzenlemeye çalışan okul aile birlikleri beş yıldızlı otellerde tarihlerini tutmaya başladılar. Burada gördüğüm kadarıyla ne milli eğitim ne emniyet 18 yaşına bile gelmemiş gençliği ne kadar koruduğu belli.

Acaba merak ediyorum, o kadar önemli dünya meselelerinden buna da vakit ayıracak mısınız o köşelerinizde.

(Dizilerde sigaranın üstü örtülüyor, içki ise her vesile ile su gibi tüketiliyor; bu da çocukları özendiren kötü örnek oluyor. Velilerin çocuklarıyla beraber içkili toplantılar yaptıkları doğru ise bu da bir başka kötü örnektir.)

Üçüncü mektup:

Sayın Hocam..

Duman diye bir müzik gurubu varmış bir şarkı yapmışlar . “Rezil” isimli şarkıları ise Kur'an-ı Kerim'in bir sûresi olan “İhlas Sûresi”nin bir ayetini dejenere ediyor… Yani ayet ironi ve kinaye karışımı bir konseptin içinde bayağılaştırılıyor… “Lem yelid velem yûled” olarak bildiğimiz sürenin ayetleri Duman tarafından “Lem Yelid Ve Löp Yutar” şeklinde değiştirilmiş..

Hocam..

Danimarka'ya karşı çıkarken içimizdeki Danimarka'lılar dinimize hakaret ediyorlar. Hocam hala bizlerin kuvvetli bir tepki mekanizması oluşmuş değil ki, böyle yapanları özür dilemek, geri adım atmak ve bir daha yapmamak üzere zorlayalım.

(Hür ve demokratik toplumlarda tepki de demokratik olmak durumundadır. Suç teşkil etmemek şartıyla elbette kutsallara gerekli saygıyı göstermeyenlere tepki gösterilmelidir.)

Logged

Yeryüzüne ezilenler varis olacak(Kasas;28/5)
siyahî
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 299



WWW
« Yanıtla #9 : 18 Ekim 2009, 04:04:33 ÖS 16 »

Domuz gribi aşısı


hkaraman@yenisafak.com.tr



Domuz gribi konusunda yapılan yayınlar yüzünden insanlar korkar hale geldiler, sağlık merkezlerinde sağlıkçıların aldıkları tedbirler başvuranları ürkütüyor. Bu yüzden halk grip aşısı yaptırmak için hazır durumda. Ancak iki yönden endişeler ve şüpheler var: 1. Din yönünden, 2. Sağlık yönünden.

Din yönünden endişe, aşının yapımında kullanılmış olduğu söylenen domuz parçasından kaynaklanıyor; “içinde domuzdan alınan bir nesnenin de bulunduğu bir aşıyı kullanmak, yaptırmak caiz olur mu” diye soruyorlar.

Bir ilacın içinde ne olursa olsun eğer o ilaç ise, ilaç olarak yapılmış, terkibi değişmiş ise artık ona ilaç olarak bakılır ve hükmü de –terkibinde bulunan bazı haram nesnelere göre değil, bunlar değişime uğradığı için- farklı/başka bir madde olan ilacın hükmü olur. Eğer haram olan bir nesne, yerine konacak başka bir ilaç bulunmaz da Müslüman ve uzman doktorlar tarafından ilaç olarak tasviye edilirse –bu konuda tartışma bulunmakla beraber- bizim tercih ettiğimiz görüş onun, zaruret sebebiyle kullanılmasının mübah olduğudur. “Allah, haram kıldığı bir şeyi şifa vesilesi yapmaz” mealindeki hadise, başka çare bulunmadığında –normal hallerde- haram olan bir şeyin kullanılmasının caiz/helal olduğu kuralına dayananlar, “Bu durumda o nesneyi kullanmak helal olduğu için “haram kullanılmış olmuyor, hadise aykırı bir durum yok” diye cevap veriyorlar.

Sağlık yönünden endişelere gelince:

İngiltere' de 1500 hemşire ile yapılan bir araştırmada hemşirelerin üçte birinin domuz gribi yaptırmak istemediği, yüzde 33' ünün kararsız, yüzde 37' sinin aşıyı yaptırmak istedikleri ortaya çıkmıştır.

Eski sağlık banklarından sayın Osman Durmuş bu aşıya karşı adeta savaş açmış durumda; ağır ithamlarda bulunuyor ve mutlaka engellenmesi gerektiğini söylüyor.

Bakanlık yetkilileri ise yan etkilerinin başka ilaç ve aşılarda bulunandan daha fazla olmadığını, aşının Avrupa Birliği Komisyonundan onay almış olduğunu, mutlaka yapılması gerektiğini söylüyorlar.

Bu bir sosyal bilim konusu olmadığına, tıp bilimi ve tekniği ile alakalı olduğuna göre bu kadar karşıt görüşün bulunması şaşırtıcı; ya ortada bilimin siyasete alet edilmesi veya hiyanet var. Tarafları insafa ve insanları endişeden kurtaracak açıklamaları bir an önce yapmaya davet ediyorum.
Logged

Yeryüzüne ezilenler varis olacak(Kasas;28/5)
siyahî
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 299



WWW
« Yanıtla #10 : 13 Aralık 2009, 04:25:54 ÖS 16 »

Dinleri Farklı Olanlar

Din bağının ve bağlılığının yerini –hilafetin saltanata dönüşmesinden itibaren- kavim, kabile, ırk, hânedan… bağının alması, siyasetin dine egemen olması sonucunu doğurdu. Saraylara ve hükümdarlara yakın olan alimler de az veya çok dine aykırı olan siyaseti meşrulaştırmada önemli rol oynadılar.

Bunlara ek olarak farklı din ve mezheplere mensup olanların birlikte, iyi niyet ve sadakatle yaşamak yerine devletin altını oyamaya, iktidarları yıkarak hakimiyeti ele almaya, din ve devlet düşmanları ile işbirliği yapmaya kalkıştıkça veya kalkışma belirtileri gösterdikçe siyaset, bazen ölçüyü aşan tedbirlere başvurmuştur.

Yukarıda özetlediğim iki önemli amilin sevkiyle kahir çoğunluk, farklı azınlıklara karşı, İslami teoriye ters düşen uygulamalar yapmışlardır. Ancak bu uygulamalar konjonktürel olmuş, ahval ve şeraite göre değişegelmiştir. Tarih boyunca İslam ülkelerinde, Müslümanların çoğunlukta oldukları yerleşim bölgelerinde gayr-i müslimlerin hak ve hürriyetlerine yönelik bazı kısıtlamaları bu çerçevede ve bir de din, kamu düzeni ve asayişin korunması zarureti içinde değerlendirmek gerekir.

İslam ülkesi vatandaşı olan ve olmayan gayr-i Müslimlerle ilişkinin temel kuralları Mümtehine sûresinin şu ayetlerinde açıklanmıştır:

“Belki de Allah sizinle onlardan düşmanınız olan kimseler arasında bir dostluk meydana getirecektir. Allah kadirdir. Allah bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir./Allah, din konusunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlarla iyi ilişkiler içinde olmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Allah adaletli olanları elbette sever./ Allah ancak, din konusunda sizinle savaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza yardım etmiş olanlarla dostluk kurmanızı yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte bunlar kendilerine yazık etmişlerdir. (60/7-9)

Sûrenin başında Allah'a ve O'na inananlara düşmanlık edenlerle dostluk kurmanın yasaklanmasındaki amaca ve bu hükmün kapsamına açıklık getirilmektedir. 7. âyette açıkça ifade edildiği üzere bu yasağın asıl maksadı, aydınlanmanın ve her türlü hayırlı girişimin önünü kesen kör taassup ortamının, inanç ve fikirlerin delilleri üzerinde hür biçimde düşünmeye imkân verecek bir ortama dönüştürülmesi, böylece 1. âyette işaret edildiği şekilde mânevî baskı sebebiyle veya çıkar sağlama düşüncesiyle sergilenen sevgi gösterilerine ihtiyaç kalmaması, gerçek ve riyasız sevgiye erişilebilmesidir. 8 ve 9. âyetlerde bu yasağın yani 1. âyetteki anlamıyla “düşman” kavramının kapsamı belirlenirken de, İslâmiyet'i kabul etmeme değil, din konusunda müslümanlarla savaşma, onları yurtlarından çıkarma veya çıkarılmalarına yardımcı olma kriterleri esas alınmıştır…

Bu âyetlerin nüzûl sebebi olarak zikredilen olaylar dolayısıyla bazı daraltıcı yorumlar yapılmış olmakla beraber, –8. âyetin tefsiri sırasında Taberî'nin belirttiği üzere– burada verilmek istenen mesaj belirli olaylarla sınırlı değildir, âyette yer alan olumsuz nitelikler kapsamına girmedikçe hangi dine mensup ve hangi etnik kökenden olursa olsun uluslararası toplumun bütün üyeleriyle iyilik ve adalet esasına dayalı ilişkiler kurulabilir, bu hükümle ilgili nesih iddialarının da dayanağı yoktur (Taberî, XXVIII, 65-66).

Bu âyetlerde Kur'an'ın, uluslararası ilişkilerde hemen herkesin mâkul ve ikna edici bulacağı bir temel düstur getirdiği görülmektedir. Şöyle ki, aslolan barış halidir ve dostane ilişkilerin sağlıklı yürüyebilmesi için şu iki şarta titizlikle uyulması gerekir: a) İyi niyetli olma ve bunun ilişkilere yansıtılması, b) Bu alanda yapılacak düzenleme ve uygulamalarda, aynı şekilde herhangi bir ihtilâf çıkması durumunda adalet ve hakkaniyetin esas alınması. İstisnaî olan hasmane ilişkiler içine girmenin gerekçesi ise karşı tarafın din özgürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik savaş ilân etmesi ve ülke güvenliğini tehdit eden fiilî davranış ortaya koyması şeklinde özetlenmiştir. Dikkat edilirse Kur'an'ın bu konuda ortaya koyduğu esaslar müslümanlara imtiyaz tanıyan veya sübjektif değerlere bağlı ilke ve kurallar olmayıp objektif niteliktedir.

Konuya devam edeceğim.

Hayrettin Karaman
hkaraman@yenisafak.com.tr
11 Aralık 2009 Cuma
Logged

Yeryüzüne ezilenler varis olacak(Kasas;28/5)
siyahî
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 299



WWW
« Yanıtla #11 : 13 Aralık 2009, 04:27:06 ÖS 16 »

Mezhebi farklı olanlar

Kâmil manada uygulanan İslam'da, dini ve mezhebi farklı olanlara tanınan haklar ve özgürlükler, bugün Batı'da, başörtüsünü ve minareyi yasaklayan, cami yapmak isteyenlere bin müşkilat çıkaran ülkelerde olandan daha fazladır ve iyidir.

Dünkü yazıda dinleri farklı olanları ve bazı kısıtlamaların sebeplerini yazmıştım. Bugün de mezhebi farklı olanlara bakalım.

Gerçek hilafetin uygulandığı dönemde Hâricîler başkaldırıp ayrılıkçılık yapınca Hz. Ali onlara şu kuralı hatırlatmıştı:

“Mescidimize gelip ibadet emek isterseniz buyurun, orası size de açıktır. Bizimle birlikte cihada (ülkemizi ve değerlerimizi koruma ve savunma mücadelesine) katılmak isterseniz buyurun, bize olan size de olur. Her ikisini de kabul etmez, biz kendi alanımızda kendi kurallarımıza göre yaşayacağız derseniz, buyurun yaşayın. Ama silaha sarılır, bize saldırmaya kalkışırsanız biz de sizi silahla yola getiririz.”

Hz. Ali Cuma namazında, minberden halka hitap ederken (bizdeki ifadesiyle hutbe okurken) mescidin bir köşesinden Havâric (bir gurup Hâricî) ayağa kalkarak “Hüküm Allah'a aittir” diye bağırmaya başladılar. Hz. Ali sözünü kesti, onlara dönerek “Söz doğru ama söyleyenlerin maksadı hak ve doğru değil. Sizin mescidimize girip orada Allah'ı anmanızı, ibadet yapmanızı engellemeyiz, gücünüzü düşmana karşı bizim gücümüze eklediğiniz sürece sizi ganimetten mahrum etmeyiz, bize karşı savaşa girmedikçe de sizinle savaşmayız” dedi ve kaldığı yerden hutbesine devam etti.

Büyük İslam fıkıh alimi Serahsî (v.483/1090), yukarıdaki vakıayı aktardıktan sonra özetle şöyle diyor:

“Söz doğru, ama maksat doğru değil” derken Hz. Ali şunu kast ediyor: “Bu söz doğru, ama bunların maksadı, Muaviye ile mücadele ederken ihtilafın çözümünü (bu konudaki hükmü) hakemlere bırakmayı kabul ettiğim için beni tekfir etmektir (kâfir olduğumu ilan etmektir), bu sözü de bu maksatla tekrar edip duruyorlar; işte bu maksat yanlıştır, bâtıldır.”

Hz. Ali, karşı taraf ona bunları yaptığı halde onlara “Kâfir” demiyor, “Kardeşlerimiz bize karşı cephe kurdular...” diyor, kendilerine muhalefet hakkı tanıyor, söz hürriyeti veriyor, silaha ve şiddete başvurmadıkları sürece cezalandırma yoluna gitmiyor.

Muhalifler Hz. Ali'ye açıkça “kâfir” deselerdi bu ağır bir hakaret olurdu ve hapis vb. ceza verilebilirdi, onlar bu hakareti üstü kapalı, dolaylı, ima yoluyla yaptıkları için kendilerine hakaret cezası da uygulamıyor.”

Hz. Ali devlet başkanı, siyasi ve dinî (din anlayışı bakımından) muhalifi olan gruptan (Hâricîlerden) bir bazıları toplanıp aleyhinde konuşuyorlar, onları takip etmiyor, içlerinden biri öldürme niyetinde olduğunu söylüyor, hatta buna yemin ediyor, ona da -henüz suç gerçekleşmedi diye- ceza vermiyor. Hakaret konusuna gelince ona karşı bir mukabele etme veya cezalandırma hakkı bulunduğunu ima ediyor ama bunu da kendisi kullanmıyor.

Sünnî doktrinde de farklı mezhep sahiplerine karşı tavır konusunda şu kural genellikle kabul görmüştür: “Dine ve mezhebe zarar vermeyen (saldırmayan, kandırmayan), meşru yönetime karşı silahlı isyana kalkışmayan farklı mezhep sahiplerine dokunulamaz, bütün hak ve özgürlüklerden onlar da yararlanırlar.”

Demokrasi ile övünen, her fırsatta şeriat aleyhine konuşan birileri ise ortada silahlı bir kalkışma, silahlı kalkışmaya dair konuşma ve bu maksatla yapılan toplantılar bulunmadığı halde “bunlara konuşma ve dinlerini serbest yaşama hakkı ve imkanı verirsek dindarlıkları güçlenir ve yayılır, sonunda belki şiddete de başvurarak rejimi değiştirmeye kalkışırlar” diye bir kısım vatandaşlarına ayrımcılık yapıyorlar, onları bazı temel insan haklarından mahrum ediyorlar.

13 Aralık 2009 Pazar

Hayrettin Karaman
hkaraman@yenisafak.com.tr
Logged

Yeryüzüne ezilenler varis olacak(Kasas;28/5)
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 192


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #12 : 06 Aralık 2018, 01:13:44 ÖS 13 »


“Bu ülkede yaşayan bütün insanlara Türküm dedirten ve mutluluğun da ancak Türk olmakla gerçekleşeceğini ifade eden” bir andı, tekrar okullarda mecburi hale getirmek bu ülkeye iyilik değildir, öncelikle bunu bilelim. Ülkemize ve halkımıza bu kötülüğü yapanların maksatları üzerinde düşünelim.

Bu ülkede ve İslam dünyasında birlik, beraberlik, huzur, dayanışma, izzet ve istiklalin önemli bir şartı olan gücü istiyorsak, hangi bağın daha fazla insanı kapsadığı ve kardeş kıldığı konusu üzerinde düşünerek hareket edelim. Ben “Ne mutlu Türküm diyene” dersem bu cümleye gönüllü olarak katılan ve mefhumunu hayata geçiren insan sayısı ne kadardır?

Şimdi yapılacak şey, kendini Türk bilmeyen ve hissetmeyen insanlara zorla “Ben Türküm” mü dedirtmektir? Yoksa herkesi kendi etnik aidiyeti ile baş başa bırakıp, tartışma götürmez bir başka bağa dayalı kardeşliği ve birlikteliği mi güçlendirmektir?

Cevabım, elbette ikincisidir.

Allah Teâlâ kitabında şöyle buyuruyor:
“Allah'a çağırıp/yakarıp hayra ve barışa yönelik iş yapan ve 'Ben, Müslümanlardanım/Allah'a teslim olanlardanım' diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?!” (Fussilet: 41/33)

Şu halde Müslümanlara göre en güzel söz, İslam’ı yaşayarak “Ben Müslümanım” demektir ve bu sözden daha güzeli olamaz; ancak bunu yapan ve söyleyen kimse mutluluğun yoluna girmiş olur.

Ülkemizde ve İslam dünyasında seyahat ediyoruz, insanlarla görüşüyoruz, “Esselamu Aleykum” deyince kalplerin kapıları açılıyor, “Ben filan ülkedenim ve Elhamdülillah Müslümanım” deyince de adeta insanlarla birden akraba oluyoruz. Ama Müslümanlar birbirini tanır iken “Ben Türküm, Kürdüm, Boşnakım. Çerkezim, Fransızım…” deyince karşısındaki aynı etnik gruba mensup değilse, sadece tanımış oluyor ve başkaca bir müspet duygu söz konusu olmuyor. Evet, karşısındaki de aynı gruptan ise daha bir yakınlık duygusu oluşur; ama bu duygu, aynı etnik gruptan olmayana karşı bir ayrıma sebep olamaz.

“Ne mutlu Müslümanım diyene” dediğim zaman 1,7 milyar insan benim mutluluğuma katılıyor. “Ne mutlu Türk’üm diyene” dediğim zaman Türkiye’deki insanların bile birçoğu bana katılmıyor, bu söz onları mutlu etmiyor.

Bir vatandaş “Ben Türk’üm ve böyle olmaktan da mutluyum” diyebilir, ama “Kim benim dediğimi derse o mutludur” diyemez, bunu demeye hakkı yoktur.

Gelin bu kısır çekişmeyi geride bırakalım, çocuklarımızı da bu tartışmalı andı tekrar etmeye mecbur etmeyelim! Bunun yerine halkın çoğunu mutlu edecek sözler bulalım ve mutluluğun sebeplerini paylaşmaya bakalım.

(2018, Yeni Şafak)
Logged

because the most beautiful picture of life inside of me ..
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.138 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu