Kuran’da nesh var mı?

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur´an-ı Kerim (Moderatör: Yonetim) > Kuran’da nesh var mı?
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur´an-ı Kerim (Moderatör: Yonetim) > Kuran’da nesh var mı?
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Kuran’da nesh var mı?  (Okunma Sayısı 1680 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« : 07 Ağustos 2007, 12:58:50 ÖÖ 00 »


Kuran’da nesh var mı?

Allah, hem adalet bakımından hem de hüküm bakımından verdiği sözleri zaman içerisinde değiştirebilir mi? Kuran’da nesih var mı?

Allah verdiği sözleri hiçbir zaman değiştirmez. Daha önceden bir vaadi değiştirip daha sonra başka bir şey vaad etmez. Benzer şekilde Kur’an’da Allah, söylediği bir şeyi daha sonradan başka bir ayetle değiştirmemiştir. Nesh konusu son derece yanlış anlaşılan ve bu yönde kullanılan bir konudur. Bu konuya delil olarak kullanılan Nahl suresinin 101. ayetindeki bir kelime yanlış çevrilip bu yöndeki yorumlarda kullanılmaktadır.

Bu ayetteki manayı daha iyi anlayabilmek için “ayet” ( اية )kelimesinin karşılığını tam olarak vermemiz gerekir. Ayet kelime anlamı olarak “ delil, mucize, iz, işaret” anlamına da gelir Kur’an ayetleri de Allah’ın delilleri olduğu için bu kelimeyle ifade edilir. Kur’an’da ayet ve bunun çoğulu olan ayetler (ayat) ( اياة )kelimesinin farklı kullanımları vardır. Tekil ayet kelimesi Kur’an boyunca mucize, delil anlamlarında kullanılır. Örneğin:

Andolsun, biz Musa’ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğullarına sor; onlara geldiği zaman Firavun ona: “Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum” demişti (17 İsra Suresi - 101)

“Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın.” (20 Taha Suresi - 22)

(Musa) Ona büyük mucizeyi (ayeti) gösterdi. Fakat o, yalanladı ve isyan etti.(79 Naziat Suresi - 20- 21)

Bu şekilde Kur’an’da geçen tüm tekil ayet kelimesi mucize delil anlamında olup, hiç birisi Kur’an ayetleri anlamında kullanılmaz.

Çoğul ayetler (ayat) ( اياة) kelimesi ise Kur’an’da Kur’an ayetleri anlamında kullanılır.

“İnkâr edip de ayetlerimizi yalanlayanlar ise; onlar, ateşin halkıdırlar ve orada süresiz kalacaklardır.” (2 Bakara Suresi - 39)

Yanınızda olan (Tevrat)ı, doğrulayıcı olarak indirdiğime (Kur’an’a) iman edin; onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerimizi az bir değer karşılığında değişmeyin. Ve yalnızca benden korkun. (2 Bakara Suresi - 41)

Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: “Geçmişlerin masallarıdır.” dedi. (83 Mutaffifin Suresi - 41)

Bu örnekleri de çoğaltabiliriz. Bu ayetlerden de görülebileceği gibi çoğul ayetler kelimesi Kur’an ayetleri olarak kullanılmaktadır.

Şimdi ayet ve ayetler (ayat) kelimelerinin bu anlamlarıyla Nahl suresinin 101. ayetine bakarsak, konu daha iyi anlaşılacaktır.

Biz bir delili (ayeti), bir (başka) delilin (ayetin) yeriyle değiştirdiğimiz zaman, -Allah neyi indirdiğini daha iyi bilir.- “Sen yalnızca iftira edicisin” dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler. (16 Nahl Suresi - 101)

Bu ayette Allah kendi varlığının gösteren bir delil verdiğini daha sonra başka bir delil yada mucize daha gönderdiğini söylemektedir. 102. ayet okunduğunda ise bu delilin yada mucizenin ne olduğu anlaşılacaktır.

De ki: “İman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara bir müjde ve hidayet olmak üzere, onu (Kur’an’ı) hak olarak Rabbinden Ruhu’l-Kudüs indirmiştir.” (16 Nahl Suresi - 102)

Burada verilen delil Kur’an’dır. Allah geçmiş kitapların yerine Kur’an’ı vermiştir. Yani ayetler arasında bir değişiklik değil, aksine Kur’an’ın önceki kitapların yerine gönderilmesinden söz edilmektedir. Dolayısıyla Kur’an’da ne birbirinin hükmünü kaldıran bir ayet vardır, nede böyle bir durumun olduğunu söyleyen bir Kur’an ayeti bulunmaktadır.

İçki konusu:

Nesih konusuna delil olarak gösterilmeye çalışılan iddialardan birisi içki hakkındadır. İçki hakkındaki bazı ayetlerden yola çıkarak bazı ayetlerin diğer ayetlerin hükmünü kaldırdığı iddia edilir; oysa durum böyle değildir. Şimdi bu konudaki ayetlere bakalım:


Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır. (16 Nahl Suresi - 67)

Nahl suresindeki bu ayette bir durum tespiti vardır. Meyvelerden hem sarhoşluk veren şeyler üretildiğinden hem de güzel rızk üretildiğinden söz edilmektedir. İçki içmek helaldir diye bir ifade yoktur. Sadece bir durum tespiti söz konusudur.

Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür.” Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “İhtiyaçtan artakalanı.” Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz; (2 Bakara Suresi - 219)

Bakara suresindeki bu ayette de içkinin (Şarap ve sarhoşluk) bazı faydaları olabileceği fakat günahının yararından daha fazla olduğu bildirilmektedir. Yani kısmen kısıtlama söz konusu değildir. Tümüyle yasak olduğu bu ayette açıkça ifade edilmektedir.

Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (4 Nisa Suresi - 43)

Nisa suresindeki bu ayette ise içkili durumda olan bir insanın nasıl namaz kılabileceği anlatılmaktadır. Bir insan içki içebilir, sarhoş olabilir bu haramdır; fakat böyle olması onun namaz kılmayacağı anlamına gelmez. Bir insan bu haramı işlese de, ibadetlerini nasıl yapacağı anlatılmaktadır. Bu ayet sarhoş olan bir kişinin eğer namaz kılmak isterse kendini bilene kadar namaza yaklaşmamasını emreder. Yoksa içkinin helal kılınması diye bir şey söz konusu değildir.

Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. (5 Maide Suresi - 90)

Bu ayette de açıkça içkinin haram olduğu ifade edilir.

Sonuç olarak bu ayetlerin hiçbiri diğeriyle çelişmediği gibi, hiç biri diğerinin hükmünü ortadan kaldırmaz. Aksine birbirini tamamlayan ayetlerdir. Nesihe delil olarak gösterilmeye çalışılan tüm ayetler bu şekilde açıklaması çok basit olan ayetlerdir.

Kur’an’da Nesh yoktur:


Kur’an’da nesh olduğuna dair iddiada bulunanlar buna ilişkin bir çok örnek verirler. Eğer ayetler uydurma hadislerin bakışıyla değil, akılcı bir şekilde okunursa, bunlar da bir nesih olmadığı açıkça görülecektir. Bu konuyla ilgili olarak iddiada bulunanların delil olarak kullandıkları ayetleri aşağıda teker teker verip bunlarda bir neshin olup olmadığını birlikte görelim:

(1)
Neshedildiği iddia edilen ayet


Sizden birine ölüm yaklaştığında, bir mal bırakacaksa anaya babaya, yakınlara, uygun bir biçimde vasiyet etmesi farz kılındı. Bu, erdemliler için bir görevdir. (2 Bakara Suresi – 180)

Neshettiği iddia edilen ayetler

ALLAH size çocuklarınız hakkında öğütte bulunuyor. Erkek, kadının iki katı pay alır. Mirasçılar sadece kadın olup iki kişiden fazla iseler terekenin üçte ikisi onlarındır. Çocuk sadece bir kadınsa terekenin yarısı onundur. Ölen kişi ardında çocuk bırakmışsa, ana ve babasının her birisine altıda bir düşer. Çocuğu yok da kendisine sadece ana ve babası varis oluyorsa bu durumda annesine üçte bir pay düşer. Kardeşi varsa bu durumda annesine altıda bir düşer. Tüm bu paylaşma oranları, ölenin yaptığı vasiyetten ve borçların ödenmesinden sonra gelir. Analarınız, babalarınız ve çocuklarınızdan hangisinin size daha yararlı olduğunu bilemezsiniz. Bu ALLAH’ın yasasıdır. ALLAH Bilendir, Bilgedir. (4 Nisa Suresi – 11)

Çocukları yoksa, hanımlarınızın bıraktığı mirasın yarısı sizindir. Çocukları var ise, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bu pay, borçlarının ödenmesinden ve yaptıkları vasiyetteki payların dağıtılmasından sonradır. Çocuklarınız yoksa bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Çocuklarınız varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Bu pay, borçlarınızın ödenmesinden ve yaptığınız vasiyetteki payların dağıtılmasından sonradır. Miras bırakan erkeğin veya kadının, çocuğu ve eşi olmayıp bir erkek veya bir kız kardeşi var ise bu durumda herbirine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler, üçte biri paylaşırlar. Bu paylaşım vasiyetteki payların dağıtılmasından ve borçların ödenmesinden sonra uygulanmalıdır ki kimseye zarar verilmesin. Bu, ALLAH’tan bir vasiyettir. ALLAH Bilir, Şefkatlidir. (4 Nisa Suresi – 12)

Bakara suresinin 180. ayetinde vasiyet etmenin bir hak olduğu, herkesin ölümünden sonra mallarının dağıtımı için vasiyet edebileceği ayette bildirilir. Fakat bir insan vasiyet etmeden ölebilir. Bu durumda ise bu kişinin bıraktığı malları nasıl paylaşılacağı diğer ayetlerde ifade edilmiştir. Bu iki ayette de bir nesih söz konusu değildir.

(2)
Neshedildiği iddia edilen ayet


İnananlar, sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi, sakınmanız için size de farz kılındı. (2 Bakara Suresi – 183)

Neshettiği iddia edilen ayet


Oruç gecelerinde kadınlarınızla cinsel ilişkide bulunmanız size helal kılındı. Onlar sizin (sırlarınızı gizleyen) örtüleriniz, siz de onların örtülerisiniz. ALLAH, kendinizi kandırıp durduğunuzu bildi de tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Artık ALLAH’ın sizin için belirlediğini dileyerek onlarla cinsel ilişkide bulunabilirsiniz. Şafağın beyaz ve siyah ipliğini birbirinden ayırdedinceye kadar yeyin, için. Sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Mescitlere kapanmış durumdayken onlarla cinsel ilişkide bulunmayın. Bunlar ALLAH’ın koyduğu sınırlardır; onları çiğnemeyin. ALLAH korunmaları için ayetlerini halka böyle açıklar. (2 Bakara Suresi – 187)

Bu ayetlerde hüküm kalkması gibi bir şey yoktur. Oruç daha öncekilere olduğu gibi bizlerede farz kılınmıştır. Orucun zamanları güneşin doğuşuyla başlar batışıyla biter. Bu süre içinde yemek içmek ve cinsel ilişki yasaktır. Süre tamamlandıktan sonra ise cinsel ilişkinin helal olması özellikle bildirilmiş beklide daha önceden yapılan yanlış bir uygulamanın düzeltilesi sağlanmıştır.

(3)
Neshedildiği iddia edilen ayet


Ölüp de geriye eşler bırakan erkekleriniz, eşlerinin evlerinden çıkarılmaksızın bir yıl boyunca geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Çıkarlarsa, kendileri için uygun olanı yapmalarından siz sorumlu değilsiniz. ALLAH Güçlüdür, Bilgedir. (2 Bakara Suresi – 240)

Neshettiği iddia edilen ayet


İçinizden ölen erkeklerin geride bıraktığı eşleri, dört ay ve on (gün) beklerler. Sürelerini doldurunca artık kendileri için uygun olanı yapmalarında size sorumluluk yoktur. ALLAH yaptıklarınızdan Haberlidir. (2 Bakara Suresi – 234)

Bu ayetler arasında nesih olabileceği bekleme süresinin farklı algılanmasından kaynaklanmaktadır. Ancak dikkatli okunursa bekleme sürelerinin farkı, farklı kişilerce uygulanmasından ileri gelir. 240. ayette geçimleri sağlamak için ölen erkeğin vasiyetinden bahsetmektedir. Kadına eşinden sonra aynı evde barınacak bir müddet olarak 1 yıl sürenin verilmesi gerekmektedir. Dikkat edilirse bu emir kadına değil onun geçimini sağlayıp barındıracak olan erkeğin ailesine ve geride kalanlara bildirmektedir. 234. ayette ise kadının tekrar evlenebilmesi için, beklemesi gereken süre söz konusudur. Yani iki ayette farklı durumlar için farklı çözümler getirilmiştir.

(4)
Neshedildiği iddia edilen ayet


İnananlar, birinize ölüm yaklaşınca, vasiyet anında aranızdan iki adil şahit tanık bulunsun. Yolculuk anında size ölüm gelirse, sizden olmayan iki kişi… Kuşkulanıyorsanız, namazdan sonra tanıkları alıkoyup ALLAH adıyla: “Akraba dahi olsa tanıklığımızı hiç bir değerle değiştirmeyeceğiz, ALLAH’ın tanıklığını gizlemiyeceğiz. Aksi taktirde, günahkarlardan oluruz,” diye yemin ettirin. (5 Maide Suresi – 106)

Neshettiği iddia edilen ayet


Sürelerini doldurdukları zaman, onları güzelce tutun, yahut güzelce ayırın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de bu işleme tanık tutun. Tanıklığı ALLAH için yapınız. İşte bu, ALLAH’a ve ahiret gününe inananlar için bir öğüttür. Kim ALLAH’ı sayıp dinlerse ona bir çıkış yolu yaratır. (65 Talak Suresi – 2)

5/106 daki ayette vasiyet için yapılacak şahitlikten, 65/2 de ise boşanma durumundaki şahitlikten bahsedilmektedir. Durumlar farklı olduğu için zaten kıyasa dahi gerek olmadığından burada da nesih gibi bir şeyin olması söz konusu değil.

(5)
Neshedildiği iddia edilen ayet


İster hafif ister ağır olarak savaşa çıkınız. Paralarınızla ve canlarınızla ALLAH yolunda cihad edin. Bu sizin için daha iyidir, bir bilseydiniz. (9 Tevbe Suresi – 41)

Neshettiği iddia edilen ayetler


ALLAH’a ve elçisine içten bağlı oldukları taktirde, zayıflara, hastalara ve yardım için verecek bir şeyi bulunmayanlara bir ayıplama yoktur. İyi davrananlar kınanamaz. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir. (9 Tevbe Suresi – 91)

(Mekke’de kalan) İnananların, topluca (Medine’ye hicret eden peygamberi ziyaret için) yola çıkmaları doğru olmaz. Her gruptan sadece bir kaç kişi, dini anlayıp öğrenmek için harekete geçmeli. Nitekim böylece, halklarına geri döndüklerinde, halklarının uyanık bulunması için onları uyarabilsinler. (9 Tevbe Suresi – 122)

Burada da değişiklik yoktur. 9:42’de İmkanı olanların, Allah yolunda malı ve canı ile cihadı emredilmiş ve bunun hayırlı olduğu vurgulanmıştır. 9/91 de ise imkanı olmayanların kınanıp ayıplanmaması belirtilir. Ki zaten mantıklı düşündüğümüzde 41. ayette yardım edecek olan insanların 91. ayette belirtilen zayıf durumdaki kişilere de bu harcamalarını yapmaları gerekmektedir.

122. ayette ise cihad konusunda nesih olmuş gibi görünse de bu bir mantık hatasından kaynaklanır. Ama burada da durum öyle değildir. Cihad dini yaymak, güvenliğe ulaşmak, Allah yolunda mücadele için yapılacak bir şeydir. Bu 41. ayet tüm iman edenlere emredilir ve bunun daha hayırlı olduğu söylenir. Ancak 122. ayette bahsi geçen olay başka bir durumdur. Burada inananların bir grubunun bilgi edinmek maksadıyla çıkmalarından ve daha sonra kavimlerine gelip öğrendiklerini anlatmalarından söz edilmektedir. Yani ilk ayette savaş durumdan söz edilirken, diğerinde ise bilgi almak ile ilgili bir durumdan söz edilir.

(6)
Neshedildiği iddia edilen ayet


Zina eden bir erkek, eninde sonunda, zina eden veya müşrik bir kadınla evlenir; zina eden bir kadın da eninde sonunda, zina eden veya müşrik bir erkekle evlenir. Bu, inananlar için yasaktır. (24 Nur Suresi – 3)

Neshettiği iddia edilen ayet


Bekarlarınızı, erdemli kadın ve erkek ( sağ elin malik olduğu) hizmetçilerinizi evlendiriniz; eğer yoksul iseler, ALLAH onları kendi lütfundan zengin edecektir. ALLAH Cömerttir, Bilendir. (24 Nur Suresi - 32)

Nur Suresi’nin 3. ayette zina eden bir erkeğin zina eden bir kadınla evlenebileceği bildirilmektedir. Aynı şekilde zina eden kadınında müşrik yada zina eden bir erkekle evlenebileceğine vurgu yapılmıştır. 32. ayette ise erdemli bekar olan hizmetçilerin evlendirilmesi tavsiye edilmektedir. İlk ayet müşriklerin ancak müşrik olanlarla evlenebileceğini vurgularken ikinci ayet bambaşka bir konu olan kişilerin yanlarında çalışan hizmetçilere karşı yaklaşımına dikkat çekiyor. Ve onlarında helal olan yollarla evlendirilebileceğini belirtiyor.

(7)
Neshedildiği iddia edilen ayet


Bunların ötesinde kadınlar sana helal değildir, ve eşlerinden her hangi birisini de onlarla değişemezsin. Güzellikleri senin ilgini çekse bile. Ancak sözleşmenle üzerlerinde hak sahibi olduklarınla yetin. ALLAH her şeyi gözetleyendir. (33 Ahzab Suresi – 52)

Neshettiği iddia edilen ayet


Ey peygamber, mehirlerini vermiş bulunduğun eşlerini ve ALLAH’ın sana bağışladığı sözleşmenle üzerlerinde hak sahibi olduğun, seninle birlikte göç eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kılmışızdır. Ayrıca, peygamber dilerse, kendisini inananlara değil sadece peygambere mehirsiz olarak hibe eden birisiyle nikahlanabilir. Biz, eşleri ve yeminlerinin:anlaşmalarının hak sahibi oldukları hakkında üzerlerine yüklediğimiz sorumlulukları bildirmiştik ki güç bir duruma düşmeyesin. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir. (33 Ahzab Suresi – 50)

Bu iki ayet arasında nesih iddiası zaten mümkün değildir. Nesh edildiği iddia edilen ayet neshettiği iddia edilen ayetten sonra gelir ve hükmü belirler. 50. ayette belirtilenlerin dışındaki kadınlarla evlenilmeyeceğini 52. ayetten açık şekilde anlarız. Ayetler ard arda gelmeleri ve birbirlerini mantıksal yönde de tamamlayıcı şekilde olduklarından dolayı hükmün değişmesi değil, aksine bu ayetler arasında bir anlam bütünlüğü mevcuttur.

(8 )
Neshedildiği iddia edilen ayet


Ey inananlar, elçiyle özel görüşme yapacağınız zaman, görüşmenizden önce (yoksullara) bir sadaka verin. Bu sizin için daha iyi ve daha temizdir. Veremiyorsanız, ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir. (58 Mücadele Suresi – 12)

Neshettiği iddia edilen ayet

Özel görüşmenizden önce bir sadaka vermekten çekindiniz mi ki onu uygulamadınız? ALLAH tevbenizi kabul eder. Namazı gözetin, zekatı verin, ALLAH’a ve elçisine uyun. ALLAH yaptıklarınızdan haberdardır. (58 Mücadele Suresi – 13)

Allahın bağışlayıcılığını nesih kavramında değerlendirenler burada emrin değiştiği kanısına varırlar. Oysaki Yüce Allah 12. ayette peygamberimizle görüşme öncesinde sadaka verilmesinin kişinin kendisi için daha temiz ve hayırlı olduğunu söylemiştir. 13. ayette ise insanların bu emir karşısında bir çekinceyle sadakadan kaçtıklarını bunu uygulamadıklarını ama Allah’ın yinede onların tövbelerini kabul edeceği bildirilir. Bu ayet 12. ayetin hükmünü ortadan kaldırmış ve bundan sonraki görüşmeler için sadaka verilmesini iptal etmiş değildir. Sadece Allah’ın bağışlayıcılığını vurgulayarak tövbe edenleri kabul edeceğini göstermiştir.

(9)
Neshedildiği iddia edilen ayet


Kafirlere katılan eşleriniz yoluyla bir şeyler yitirdikten sonra (ganimet veya size katılanlar yoluyla bir şeyler kazanıp) üstün gelirseniz, eşlerini yitirmiş olanlara, onların harcamış oldukları mehir kadar verin. İnandığınız ALLAH’ı sayıp dinleyin. (60 Mümtehine Suresi – 11)

Neshettiği iddia edilen ayet

Ayırım gününde, iki ordunun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize ve ALLAH’a inanıyorsanız, bilin ki elinize geçen her ganimetin beşte biri ALLAH’ın ve elçisinindir. Bu pay, akrabalar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışların hakkıdır. ALLAH her şeye Güç Yetiren’dir. (8 Enfal Suresi – 41)

60/11’de eşini kaybetmiş erkeklere üstünlük kazanmaları halinde daha önceden kadınları için harcadıkları mehirlerin verilmesinden söz edilmektedir.(mehir: Evlilik sırasında her iki tarafça kabul edilen, kadına ödenmesi gereken para yada mal…) Eşleri kafirlere katılmış dolayısı ile daha önceden yaptıkları harcamalar konusunda mağdur kalmış erkeklerin bu harcamalarını geri elde edebilmeleri için fazladan bir hakları olduğu belirtilmiştir. 8/41’de ise savaş sonrası kazanılan ganimetin pay edilmesinde öncelikten ve elçiye verilecek olan miktar vurgulanmaktadır. Savaş sonrası kazanılan ganimetin kişiye ait olan kısmından 1/5’i o kişi tarafından Allah yolunda harcanmak üzere yetime, yoksula ve yolda kalmışa pay edilir. Yani birinci ayette kazanılan ortak ganimetten eşleri kendilerinden ayrılmış erkekler için öncelik ve fazladan bir durum olarak mehirlerin geri ödenmesi durumu, ikinci ayette ise kişinin kendi hesabına düşen ganimetinde 1/5’ini Allah yolunda pay etmesi durumu vurgulanmaktadır.

Sonuç: Görüldüğü gibi hiçbir ayetin bir diğer ayetin hükmünü kaldırması gibi bir durum söz konusu değildir. Bu konuda delil olarak gösterebilinecek olan diğer örneklerde de benzer durumlar söz konusudur. Eğer ayetler iyi okunup objektif bir gözle değerlendirilirse böyle bir şeyin olmadığı açıkça görülecektir.
alıntı
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.08 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu