Eziksin sen oğlum, 'ezik!' (Züleyhalık sendromu)

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GENEL (Bilgi Platformu) > Köşe Yazıları > İlyas UÇAR > Eziksin sen oğlum, 'ezik!' (Züleyhalık sendromu)
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GENEL (Bilgi Platformu) > Köşe Yazıları > İlyas UÇAR > Eziksin sen oğlum, 'ezik!' (Züleyhalık sendromu)
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Eziksin sen oğlum, 'ezik!' (Züleyhalık sendromu)  (Okunma Sayısı 1579 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Evvâh
idp yazarı
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 211


İnne İbrahîme Le Evvâhun Halîm (Tevbe-114)


WWW
« : 26 Mart 2009, 08:30:02 ÖS 20 »


Eziksin sen oğlum, "ezik!" (Züleyhalık sendromu)

Hamd Alemlerin Rabbine, salât ve selam onun elçisi biricik Efendimiz (s.a.v.) üstüne olsun.
Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla...

Güzel bir gündü. Güneş mütebessim bir yüzle göz kırpıyordu. Rüzgar utangaç bir kız edasıyla nakaratını fısıldıyordu tatlı nağmelere hasret kulaklara. Herşey güzeldi ve güzelliklere yelken açmak gerekti, giyinip kuşandı kararını verdikten sonra. Kapıyı usulca kapatırken merhaba dedi, merhaba dünya.

Kuşlar onu görünce minik yürekleri kanatlarından hızlı çalışırdı, sema sanki başka mavi olurdu, ağaçlar edeplerinden yüzüne bakamazdı, o yürüdükçe toz-toprak ona dokunmak, ona bulanmak isterdi, yollar bir ah çekerdi derinden. O güldükçe güzellik, güzelliğine güzellik katardı, tüm çirkinliklere inat. O bunun farkındaydı, bu doğrultuda yol almaktaydı. Oysa, adımlarının bugün kendisini hangi yamaçlara götüreceğini, hangi sarp kayalarda tehlikeli oyunlara çağrılacağını tahmin bile edemezdi.

Hayatın tadını çıkarıyordu tabir-i caizse. Oysa hayat, can vermeye hazırdı onun karşısında. Halbuki, biraz sonra neler olacağını bilemez, neler duyacağını tahmin bile edemezdi, nerden bilecekti gaybın gerçek sahibi varken. Ve yavaş yavaş ilerlerken küçüklüğünden beri pek haz etmediği ama bunu asla kendisine belli etmediği bir arkadaşını gördü. Yüzündeki alaycı ifade yine aynı yaramazlığı ile duruyordu belli ki birine takılmaya yer arıyordu ve çok geçmedi tahmin ettiği başına geldi.

- Hey Yusuf, nereye? Hiç pas vermiyorsun oğlum ne ayak? Babanı mı öldürdük?

Bu istihza kokan cümlelere Yusuf, kendisine layık bir şekilde cevap vermeliydi, aksi takdirde Yusufluğuna gölge düşürürdü, aksi takdirde Yusufluğunu zindana düşürürdü. Edeble yönünü çevirdi ve tatlı bir üslup ile:

- Estağfirullah, hayır öyle birşey yok yalnız kainatın bu güzellikleriyle mündemiç iken biraz dalgınlık oluyor ister istemez yoksa dikkate almamak ne haddime kardeşim. Belli bir mekana gittiğim yok Rabbimiz'in bu güzelliklerini seyreyleyip, dolaşıyordum kendi kendime.

- Oğlum, delirme hani güzellik ben bir güzellik göremiyorum!

- Görmüyor musun? Gökyüzüne bak ne güzel, ağaçlara bak ne güzel, kuşlara, çiçeklere bak hepsi ne kadar da güzel, düşünsene hiçbiri olmasa ne yapardık biz?

- Bırak oğlum ya! Bunlar da güzellik mi? Takıl bana da ben sana güzellik göstereyim. Bak aşağı mahallaye inelim orda ne fıstıklar, ne güzellikler göreceksin. Hepsi birbirinden güzel, seç, beğen, al.

Yusuf bu sözler ile çoktan içindeki kuyulara düşmüştü, çoktan kendisini kurtaracak birilerine muhtaç hale gelmişti, zar zor birkaç cümle diyebildi.

- Yok. Sağol bana bu güzellikler yeter. Bunların bile hakkını tam veremiyorum bana helal olduğu halde, bana haram olan şeylerin hakkını nasıl veririm?

Yusuf'un tertemiz, el değmemiş gömleğini arkadan yırtmak isteyen bu sefer hemcinsi bir Züleyha idi, zaten "Züleyhalık" dişi olmak demek değildi. Züleyhalık, boyna ip geçirmekti, Züleyhalık, zindanlara davet etmekti. Ve Züleyhalık, amacına ulaşıncaya kadar ısrar etmekti.

- Ya oğlum, bırak böyle geri kafalı düşünceleri, hayatın tadını çıkar, sendeki bu güzellik bende olsa hergün başka bir manita ile gezer, günümü gün ederim. Hepsini kendime tav eder, peşimden koştururum. Allah bilir senin hiç manitan da yoktur şimdi?

Garip bir kelime idi Yusuf için, anlamlandırılması çok güç ama artık o kadar çok duymaya başlamıştı ki o da öğrenmişti, manitanın kız arkadaşı demek olduğunu. Oysa bir erkeğin kız arkadaşı olamazdı, boşuna kardeş ilan edilmemişti müslümanlar. Eğer bir kız erkeğe ya da erkek kıza arkadaş olacaksa zaten o, kişinin eşi olurdu bu da ona hayat arkadaşı olmak demekti. Yusuf'un da böyle bir hayat arkadaşı olmadığı için aksi bir durumun olması gibi birşeyi düşünemezdi yine de kırmamak için cevap verdi:

- Hayır, elbette yok, olamaz da zaten.

- Eziksin sen oğlum, "ezik!" O kadar güzelliğin var ama kafan çalışmıyor, demek ki herşey güzellik demek değil beyin de olmalı insanda. O da biz de var sen yan kendine vay enayi vay! Neyse ben kaçıyorum, aklını çalıştır kaçırma bu güzellikleri, senin dediğin şeyler boş, gerçek güzeller meydanda. Birgün fikrin değişirse her zaman kapım açık sana bu işin püf noktalarını öğretirim, bak bu iyiliği de kimse yapmaz, unutma! Bu arada bak oğlum, bu zamanda en tipsizlerin bile üç beş tane manitası var bee. Kendine bir manita bul, keyfini sür, vay ezik vay peeh!

Yusuf iliklerine kadar üşümüştü hatta fikirleri donmuştu halbuki güneş onu başka ısıtıyordu. Ama kalbi hiç meyletmedi ama Yusuf hiç kaybetmedi. Züleyhalık çekti ellerini Yusuf'un gömleğinden. Yusuf, çekti peçesini utangançlığın o nur cemaline, edebinden. Ve aklına Yusuf (a.s.) geldi, zorlukla mırıldandı, bir ah çekti derinden:

"Ah ben de Yusuf olabilseydim"


Yazının kaynağı ve orjinal hali: Eziksin sen oğlum, "ezik!" (Züleyhalık sendromu) - İlyas Uçar'ın Kişisel Web Sitesi

İlyas Uçar - Evvâh - Ebu Rudeyha
26.03.2009 - 16:20
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.241 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu