İtikaf

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Oruç > İtikaf
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Oruç > İtikaf
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: İtikaf  (Okunma Sayısı 9477 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
duaekseni
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 497


« : 04 Eylül 2008, 01:23:58 ÖÖ 01 »

İtikâf

Sözlük anlamı: Hapsetmek, alıkoymak, bir yere yerleşmek, oraya bağlanıp kalmak anlamlarına gelir.

İslam fıkhında ise; Bir mescitte niyet edilip, belli kurallara bağlı kurallar çerçevesinde ibadet niyetiyle belli bir süre kalmak anlamına gelir.

Aşağıda zikredeceğim ayetten tarihinin ne kadar eskiye dayandığını bilmemekle beraber İbrahim (as) zamanında da var olan bir ibadet türü olduğunu anlıyoruz.

“Biz Beytullâh'ı insanlara sevap kazanmaları için toplantı ve güven yeri kıldık. Siz de Makam-ı İbrâhim’i namazgâh edininiz! İbrâhim ile İsmâil’e de: “Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve secde edenler için bu Evimi tertemiz bulundurun!” diye emretmiştik.” (Bakara 125)

İslam öncesi cahiliye Araplarında da uyulan bir ibadet türüdür. Bu duruma ışık tutan aşağıdaki hadisi zikredebiliriz;

“İbni Ömer anlatıyor: "Babam Ömer cahiliye devrinde iken geceyi itikâfa girmek üzere nezretmişti (adamıştı). Hatta Mescid-i Haram'da bir gün itikâf yapmayı adamıştı diye de rivayet edilir. Durumu Hz. Peygamber (sav)'den sordu. Rasulullah"Nezrini yerine getir" buyurdu."

(Buhârî, İtikâf 5, 15, 16; Humus 19, Megâzî 54, Eymân 29; Müslim, Eymân 27, (1656) Tirmizî, Nüzûr 12, 12, (1539); İbnu Mace, Keffarât 18, (2129).  )

Siyer Kitaplarından anlıyoruz ki kadim Arap örf ve geleneği olan bu ibadet türünü Hz.Peygamber’imiz de (sav) İslamiyet’ten önce uygulamaktadır. Mekân olarak ta Hira Mağarası’nı seçmektedir. Vahiy gelip, Nebilik göreviyle şereflendirildikten sonra mescid de itikâfa girmiştir.

Sürüp gelen bu kadim ibadet türünü Rabbimizin tasvip ettiğine dair şu ayeti zikredebiliriz.

“. ….Mescitlerde itikâfa çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah ayetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.” (Bakara 187)

 İtikâfın, Rasulullah’ın (sav) Medine’ye hicret ettikten sonrada hiç terk etmediği sünneti olduğunu yine siyer kitaplarından öğreniyoruz. Bu hususa delil olarak yine aşağıdaki hadisi zikredebiliriz.

—Hz. Aişe anlatıyor: "Rasulullah (sav) vefat edinceye kadar Ramazan'ın son on gününde itikâfa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini Ramazan'ın son on gününde arayın". Rasulullah (sav)'den sonra, zevceleri de itikâfa girdiler."

(Buhârî, Fadlu Leyletü'l-Kadr 3, İtikâf 1,14; Müslim, İtikâf 5, (1172); Muvatta, İtikaf 7, (1, 316); Tirmizî, Savm 71, (790); Nesâî, Mesâcid 18, (2, 44); Ebu Dâvud, Sıyâm 77, (2462, 2464); İbnu Mâce, Sıyâm 59; (1771).  )

Peygamberimiz hiç terk etmediği bu sünnetine hanımları da iştirak etmişlerdir. Ancak aşağıdaki hadisten anlıyoruz ki uygulamanın yanlışlığından dolayı Rasulullah  bir kez itikâfı terk etmiş (bozmuş) ve bunun gerekçesini açıklamıştır. Daha sonra Şevval ayında kaza etmiştir.

—Yukarıdaki hadis babında yer alan)Bir başka rivayette şöyle denir: Peygamberimiz her Ramazan'da itikâfa girerdi. Akşam namazını kılar kılmaz itikâf mahalline gelirdi. Râvi der ki: Bir gün Hz. Aişe de itikâf için izin istedi. Rasulullah izin verdi. Mescidin içinde itikâf için bir çadır kuruldu. Bunu Hafsa validemiz işitti, O'nun için de bir çadır kuruldu. Arkadan Zeyneb validemiz için de bir çadır kuruldu. Sabah olup da Rasulullah hücresinden çıkınca dört çadır kurulduğunu görür ve "Bunlar da ne?" diye sorar. Durum haber verilince: "Onları bu işe sevk eden şey nedir, Allah'ın rızasını kazandıracak bir amel düşüncesi mi? Hayır! Derhal kaldırın, gözüm görmesin!" diye emretti. Çadırlar kaldırıldı. O Ramazan Rasulullah’ta itikâfı terk etti. Şevval’in son onunda itikâfa girdi."

Aynı rivayetin bir diğer versiyonunda : "Rasulullah çadırların kaldırılmasını emretti. Derhal yıkıldılar. O yıl itikâfa girmeyi Ramazan'da terk etti, Şevval ayının ilk onunda yerine getirdi."


Bu konuda görüş bildiren âlimler eşlerini itikâftan men etmek değil, mescidin her yerinin işgal edilmiş ve namaz kılmaya alan kalmamasını sebep gösterirler.

Tüm bu açıklamalardan İtikâfın meşruiyetinin Kur’an ve Sünnetle sabit olduğunu ve Rabbimizin tasvip ettiği bir ibadet türü olduğunu görüyoruz.(Farz ibadet değil dikkat!)

Şimdi kısaca İtikâfı uygulanışı açısından inceleyelim.

—Vacip(adanmış) Olan itikâf: İtikâf ibadet olarak vacip değildir. Ancak kişi nasıl ki kurban, oruç adamakla (nezir) bu eylemleri kendi üzerine borç (vacip) kılıyorsa itikâf adaması halinde de kişi kendi üzerine itikâfı vacip kılmış olur. Mutlaka yerine getirmesi gerekir. Vacip olan itikâfta Şafi mezhebi haricindeki  diğer üç mezhebe göre oruçlu olmak şarttır. Süresini kişi kendisi belirler.

Nezir(adak) Rasulullah’ın pek fazla onaylamadığı bir ibadet türüdür. “Adak cimriden mal çıkmasıdır” buyuruyor.

Bu tür itikâfa Hz.Ömer’e ilişkin yukarda zikrettiğimiz hadis örnek verilebilir.

—Nafile(müstehap) olan İtikâf: Çoğunluk âlimlerin birleştikleri nokta bu itikâf türünde asgari süre belirlenmemiştir. En azının bir saat olacağını söyleyenler bulunmakla birlikte bir mescide/camiye girerken niyet edilmek suretiyle orada geçen süreyi itikâf olarak kişi geçirebilir diyenler çoğunluktadır. Oruçlu olmayı gerektirmez.

Buradan hareketle hanımlar da kendi evlerinde itikâf şartlarına uymak kaydıyla aynı şekilde niyet ettiği süre kadar nafile olarak itikâfa girebilirler.

—Sünnet-i Müekkede: Rasulullah’ın bir kez yukarda zikrettiğimiz hanımlarının mescide kurdukları çadırlar sebebiyle kızıp kazaya bıraktığı hariç, hiç terk etmediği sünneti.
Ramazanın son on gününde mescid de girdiği itikâf türü. Burada “ekkede” kökünden gelen “müekkede” kavramına bir açıklık getirirsek:

Ekkede; emin, şüphesi olmayan, zorunlu alan.
Müekkede; Kesin, emin, şüphesiz, tekid edilmiş, pekiştirilmiş anlamlarına gelmektedir.

Mütevatir olarak bize kadar ulaşan rivayetlerden Rasulullah’ın gerek İslam öncesi Hira’da gerekse de Risaletten sonra mescid de hiç terk etmeden, eşlerinin de kendisiyle birlikte uyguladığı bir itikaf türüdür .

İtikâfın Şartları:

— Niyet etmek, cemaatle namaz kılınan camiler (hanımlar içinde evinde olabilir) de girmek.
—Vaktini namaz, tevbe, istiğfar, tefekkür, Kur’an okumak/yaşama geçirmek gayesiyle anlamaya yönelik çaba sarf ederek geçirmek.
—Dünyalık dert ve tasalara yönelik olmamak kaydıyla ilmi, manevi yönü geliştirici ders, sohbet, ilmi çalışma çerçevesinde yapılan grup çalışmaları ya da ferdi çalışmalar. Kötü sözlerden sakınmak, hayır ve hakkı söylemek.
—Temiz pak giyinmek.
—Kendine ya da malına bir zarar geleceği korkusu olmaksızın itikâf mahallini terk etmemek. İhtiyaç gidermek, abdest tazelemek ya da gerekli bir durum oluşursa gusül abdesti almak için hemen gidip itikâf mahalline dönmek.
—Cuma namazı kılınmayan bir mescid ise Cuma namazı için gidilip dünyalık sözlere dalmadan hemen kılınıp geri gelmek.
—Eşlerine yaklaşmamak, cinsel arzu ve isteğe yol açacak davranışta bulunmamak.
—Hanımlar için özel durumlarının olmadığı zaman dilimini seçmek.

Sonuç olarak:

İtikâf; İnsanın kendi içinde yaptığı yolculuktur. Tüm dünyalık dert, gale, tasadan sıyrılıp Allah’a hicrete giden yoldur.

O kadar lüzumsuz sözler sarf ediyoruz ki çoğu zaman. İtikâf aynı zamanda dilinde terbiyesidir. Hep “kâl diliyle” söylediklerimiz değil bazen de “hâl diliyle” söylediklerimizin daha etkili olduğunun farkına varmaktır aynı zamanda.

İslam insanın elbette yaşamının tamamını ya da çoğunluğunu, toplumdan soyutlanıp uzlet hayatı şeklinde yaşamasını tasvip etmez. Bilakis ailemize ve topluma olan görevlerimizi yerine getirmek için insanlarla ve diğer mahlûkatla birlikte yaşamayı emreder.

Ancak hayatımızın tamamına hükmeden dünyalık işlerimizden bir nebze olsun ayrılıp en azından o güne kadarki yaşamımızın artı ve eksilerinin “T Cetveline” dökülüp muhabesinin yapıldığı kar/zarar tespitinin adıdır itikâf.

E canım ; çoluk çocuk,yiyecekleri,ihtiyaçları,kollanıp,korunmaları,iş güç…. Diyenlere;

Var say ki öldün!

Hiç korkma. Endişede duyma. Saydıkların hepsi sana emanet edilen unsurlar. El-Emin’e emanetini bir an olsun emanet et gönül rahatlığıyla ve var dur huzuruna.

Zira o emanetleri asla zayi etmez!

Selam ve muhabbet ola..

(duaekseni)









Logged

"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4676



« Yanıtla #1 : 01 Eylül 2010, 06:55:45 ÖS 18 »

İtikaf, Ramazan ayının son 10 günü içerisinde bir camide, dünya işlerinden sıyrılarak adeta manevi bir kampa girmek demek. Erkekler camide itikafa girerken, kadınlar da aynı sünneti evlerinde yapabilir. İtikaf dua, Kur'an, namaz ve tefekkürle geçirilir ve yeni seneye hazırlık yapılır.

Ramazan ayına girerken camilerin minarelerini süsleyen 'Hoş geldin ya şehri Ramazan' mahyaları, müminlere her gün içinde bulundukları zaman diliminin kıymetini hatırlatmak için ışıldıyor. Bu yıl da Ramazan'ın sonuna yetişebilenler mübarek aydan en güzel şekilde istifade etmenin huzuruyla Ramazan'ı uğurlayacak. Ramazan ayını bereketlendiren ibadetlerle geçiren müminler ellerini duaya açacak ve bir seneyi yeniden 'hoş geldin ya şehri Ramazan' diyebilme özlemiyle geçirecek.

Ramazan ayının sonlarına gelirken Kadir Gecesi'ni yakalamak isteyen müminler, bu on günü tövbe ve dualarla geçirmek için itikafa giriyor. Günlük koşuşturmaların bir kenara bırakılıp, kalplerin manevi duygularla arınmasına vesile olan itikaf, beş vakit namaz kılınan bir mescitte ibadet maksadıyla bulunmak anlamına geliyor.

Ramazan ayını itikafla taçlandırmak isteyenlerden biri de Tamer Aydın. Üç seneden beri her Ramazan ayında itikafa giren Aydın, iş ve aile hayatı gibi nedenlerle itikafa giremeyenlere, "İtikaf nefsimizin esaretinden kurtuluşumuzdur. Bir senenin yalnızca bir ayında bedenen ve ruhen arınmamız için verdiğimiz bir moladır mübarek Ramazan ayı." diyor. Kırklı yaşlardaki Tamer Aydın, insanların gençken yaptığı ibadetlerin daha makbul olduğunu hatırlatıyor. İtikafa genç yaşlarda girmenin manevi dünyasına kattığı zenginlikleri dile getiren Aydın, müminlerin tövbe etmek için yılın en bereketli zamanlarını en iyi şekilde değerlendirmesi gerektiğini söylüyor. Aydın itikafı, "Müminler günün her saatini nasıl tanzim ediyorsa ömürlerini de böyle tanzim etmeli, gençlik yılları insanın ibadette zirveye ulaştığı zamanlar olmalı." sözleriyle ifade ediyor.

Üç yıldır itikafa girmenin kendisine "huzur ve ibadet sevgisi" de verdiğini söyleyen Aydın, "Tövbenin insanlara ne büyük bir rahmet olduğunu anladım. Dua ederek, geçirdiğim günler bana dua etmeyi yeniden öğretti. Peygamber Efendimiz'in sünneti olan itikaf beni, Peygamberimiz'e daha da yaklaştırdı." diyor. Aydın, Peygamberimiz'in vahiy süresince yaşadıklarını anlamamız için itikafın büyük önemi olduğunu söylüyor. Aydın, "Düşünün insanlardan türlü eziyetler gören ve vahyin yükü omuzlarına çöken Peygamberimiz insanlardan uzaklaşarak, inzivaya çekiliyor. Biz şimdi serin mescitlerde ibadet edebilmek için elimizi eteğimizi neden dünyadan çekemeyelim?" sözleriyle itikafın güç bir ibadet olmadığını dile getiriyor. Aydın, itikafa girmenin bütün bir yılın yorgunluğunu silip atacağı görüşünde.
Logged

Not font kurbaa
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3018



« Yanıtla #2 : 04 Ağustos 2012, 06:48:37 ÖÖ 06 »

Unutulan Bir Sünnet: İtikaf!

Bir mescitte Allahın rızasını kazanmak için belli adap içerisinde bir müddet kalmaya itikaf denir.

Ramazan'ın son 10 gününde itikafa girmek sünnettir.
 
Peygamber efendimiz Medine'ye hicretinden sonra her yıl Ramazan'ın son on gününde itikafa çekilir, bütün geceyi ve gündüzü ibadet ile ihya ederdi.
 
İTİKAF HAKKINDA Kİ AYET-İ KERİME

İtikaf ile ilgili olarak Rabbimiz celle celaluhu Bakara suresinde "Mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın, bunlar Allahın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın, Allah kendisinden sakınsınlar diye ayetlerini böyle açıklar" emretmektedir. Bu ayet-i kerimede itikafa girilecek yerin mescit olması gerektiği belirtilmiştir. Kadınlar evlerinin bir odasını mescit haline getirerek itikafa girebilirler.
 
İTİKAF KELİMESİNİN LUGAT MANASI:
 
Istılahatta (ilmi tabirlerde) ise; hususen Ramazan’ın son on gününde bir Müslüman’ın dışarıyla ilgisini keserek Allah’ın rızasını kazanmak düşüncesiyle belli adap çerçevesinde mescitte kalmasına itikaf denir. Bu nafile bir ibadettir. Sadece nezr (adak adamak) suretiyle vacip olur. İtikaf hem Kur’ân’da, hem de sünnette var olan bir ibadettir.
 
Kelime olarak itikaf, hapis, men, bir şeye devam ve mülazemet etmek mânâlarına gelir. Dinde ise; cemaatle beş vakit namaz kılınan bir mescidde veya o hükümdeki bir yerde mükellefin kendisini tutması demektir. İtikaf, kitap ve sünnetle sabittir. İnsan, itikafa girmekle, kalbini dünyadan ve dünyadakilerden sıyırmış, kendisini Mevlasına vermiş, O’nun geniş lütuf ve ihsanına yönelmiş, sağlam kalesine sığınmış olur.
 
İBADET EDER İLE MEŞGUL OLUR HANIMLARIDAN UZAK DURURDU

Hazreti Aişe annemiz, Ramazanın son on günü Peygamber efendimizin (s.a.v) itikafa girdiğini, ibadet ile meşgul olduğunu, ailesini namaz için uyandırdığını ve hanımlarından uzak kaldığını belirtmiştir.
 
Peygamber efendimize hizmet etme şerefine nail olan Enes Bin Malik "Resulullah sallalahü aleyhi vesellem Ramazan'ın son on gününde itikafa girerdi fakat bir sene seferde olduğu için itikafa giremedi ertesi sene yirmi gün itikafa girdi" demiştir.
 
İtikaf sünneti bize dünya hayatının manasını ve ahiret hayatının önemi üzerinde tefekkür etmeyi ve ibret alma imkanı sağlar. Mümin bir şahsiyet itikafta kaldığı süre zarfında nefis muhasebesi yapar ve ben kimim, nerden geldim ve nereye gidiyorum gibi sorularla kendini hesaba çeker.
 
Ramazan ayının son on gününde, gece gündüz bir camide kapanıp ibadet etmeye, itikâf denir. Ramazan-ı şerifte itikâf, sünnet-i müekkededir. Ancak itikâf, sünnet-i kifaye olduğu için bir mahallede birkaç kişi itikâfa girerse, diğerlerinden bu sünnet sakıt olur. Bu bakımdan imkânı olanlar itikâfa girmelidir. İtikâf eden, camide yiyip içer, yatar. Abdest için dışarı çıkabilir.

İTİKAF HAKKINDA Kİ PEYGAMBERİMİZİN HADİS-İ ŞERİFLERİ

Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
 
(İtikâfta olan, günahlardan uzaklaşır, her iyiliği işlemiş gibi sevaba kavuşur.) [İbni Mace]
 
(Bir devenin iki sağımı kadar itikâf eden, bir köle azat etmiş gibi sevab kazanır.) [Tenvir]
 
(Ramazanda on gün itikâf eden, iki defa [nafile] hac yapmış gibi sevab kazanır.) [Beyheki]
 
(Allah rızası için bir gün itikâf, insanı Cehennemden çok uzaklaştırır.) [Taberani, Hakim]
 
Sünnet iki türlüdür: Sünnet-i hüda ve sünnet-i zevaid. Camide itikâf etmek, ezan okumak, ikamet getirmek ve cemaatle namaz kılmak sünnet-i hüdadır. Bunlar, İslam dininin şiarıdır. Bu ümmete mahsustur.
Logged
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3018



« Yanıtla #3 : 14 Ağustos 2012, 04:12:19 ÖS 16 »

İtikâf zamanınızdan bir kısmını Allah’a adamak; zamanınızın Meryem’i olmaktır.
 
Mustafa İSLAMOĞLU
Logged
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4812


Dosdoğru ol!


« Yanıtla #4 : 14 Ağustos 2012, 04:17:28 ÖS 16 »

 begen1
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4812


Dosdoğru ol!


« Yanıtla #5 : 24 Temmuz 2013, 04:53:32 ÖS 16 »

www.itikaf.org

Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 214


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #6 : 17 Haziran 2017, 04:29:27 ÖS 16 »


'Unutulan Sünnet; İtikaf' adlı bir yazı mı okumuştum yoksa arama motorunda başlık olarak mı görmüştüm...üzerinden yıllar geçtiğinden net hatırlamıyorum. Fakat net olarak hatırladığım çok üzdüğü ve sarstığıydı; nasıl olur da, bizlere örneklik teşkil eden kutlu peygamberin yolunu izlemeyi, önder edinmeyi bırakıp, Allah'a yaklaştıracak amelleri mehcûr, metruk saydık! Bu duygu ve düşüncelerle itikaf hakkında çok sayıda araştırma-okuma yaptığım da net hatırladıklarım arasında. O okumalarda kazanımım olan ve beni hayli sevindirip mutlu etmiş bir bilgi öğrenmiştim. O da şuydu: ''2 namaz arası vakitte ya da 1 saatlik süreyle de itikafın olabileceği.'' Kimse artık bahane üretemez ve unutulmaya yüz tutmuş bu Nebevi Sünnet de ihya edilebilir.

Çalışanlar, hafta sonu veya akşamları; çocuklu ev hanımları, öğle-ikindi arası yahut bazı geceler yatsıdan-sahur vaktine kadar yapabilirler.

Dipnot: Bu sünnet vesilesiyle ancak Ramazan tam olarak gerçek anlamına kavuşturulabilir. İtikaf, ruhumuza yolculuktur; hayırlı, bereketli yolculuklar..
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.274 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu