Kantolu Ramazan,Rakkaseli Kandil !

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Oruç > Kantolu Ramazan,Rakkaseli Kandil !
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Oruç > Kantolu Ramazan,Rakkaseli Kandil !
Sayfa: 1 [2] 3 4   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Kantolu Ramazan,Rakkaseli Kandil !  (Okunma Sayısı 23843 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #15 : 25 Ağustos 2009, 10:50:00 ÖS 22 »


ŞENLİK ve FESTİVAL HAVASINDA EDÂ EDİLEN ORUÇLARIMIZ’a
EĞLENCEYE DÖNÜŞTÜRÜLEN RAMAZANLARIMIZ’a MÜSLÜMANCA BİR BAKIŞ



Ramazan’ı gereği gibi değerlendiren, durumunu hayırlara doğru değiştiren, Oruç’larının hakkını vererek başını dik tutanların ve başını oruçla dik tutanların Ramazan’ları bereketli, Oruç ve diğer ibadetleri makbul olsun inşaallah.
Ne kadar acıdır ki; insanımızı yönlendiren resmî kurumlar, belediyeler ve özellikle medya tarafından Ramazan, “ibâdet ve mâneviyât  ayı” olmaktan çıkarılıp, eğlence ayı olarak değerlendirmekte, daha çok folklorik plânda, panayır tarzında, festival, şenlik, eğlence olarak hayata yansıtılmaktadır. Belki şehrimizde de böyle bir organize yapılmış ve hatta ünlü Cola firması bile buna sponsor olmuş olabilir. Araştırırsanız göreceksiniz. Eski Ramazanlar dedikleri İstanbul sosyetesinin, Ramazan ruhundan uzak direkler arası eğlenceleri, çadır programları maalesef, artık her yerde ve her Anadolu şehrinde var.

İnancımıza göre Ramazan; Karanlıklardan nura çıkışın başlangıcı... Günahlardan arınmak için bir fırsat... Ne kadar güzellik, ne kadar hayır varsa hepsini kuşatmıştır. Ne namaz festivalidir, ne de mukabele ziyafeti; beşerin vahiyle yeniden buluşmasıdır o... Geride kalan bir yılın muhasebesi, bugünün ihyası ve geleceğin inşası... Bütüncül bir bakış... Korku ve pişmanlık, tevbe ve ümittir. Eğlenceyle, şamata gürültü ve hadsiz densizliklerle hiç mi hiç alakası yoktur aslında Ramazanlarımızın.

Yazıklar olsun, imtihanda olduğunu unutarak dünyayı sadece geçim ve seçim dünyası kabul eden, ibâdetleri ihmal eden ve adetlerini ibadetleştiren, ibadetleri adetle değiştirenlere, Ramazan’ı hevesleri istikametinde şölene ve şenliğe çevirenlere!

……………. Ramazan, bir okuldur inancımızda. Namaz, Oruç, Fitre, Kur’an’ı okumak, Anlamak ve Dinlemek, çokça zikir ve duâ yapmak gibi dersleri vardır. Ramazan okulundan yararlanmak için, dinimizin emirlerini yerine getirip haramlarından kaçan gerçek müslüman olmaya gayret etmek, ibâdetlere ve Kur’an’a sarılmak gerekir. Bu ayda geçmiş on bir ayın muhâsebesini yapan, geleceğe beden ve ruh olarak hazırlanan İslâm’ı yaşayan insanlar, ayın sonunda Allah’tan rahmet ve rızâ diplomasını hak ederler.

Ramazan, oruç ve az yeme ayıdır, tıka basa yeme ayı, oburluk ayı değil. Açlık ve mideyi dinlendirme, ruhu terbiye ve gıdalandırma ayıdır. Ramazan, zengin ile fakiri en azından gündüzleri eşit yapar. Oruç da, hayatın yalnız yeme-içme, bencil duyguları ve hayvanî arzuları tatmin etme anlayışına dayanmadığını öğreten asîl bir ibâdettir.
Ramazan, Müstekbirler, emperyalist kafirler, kapitalist haramzadeler, komprador ağalar-beyler ve bütün zalimlerden hesap sormak için; Ümmetin İnkılâb ayıdır. Zihinlerde, sosyal ilişkilerde, mabedlerde, siyasal iktidarda ve tüm sosyal kurumlarda yaşamakta olan şirki defetmek ve vahyin buyruklarını hayata ikame etmek için, mahrumların ve mustazafların hakları için,  bir imkan ve fırsat ayıdır Ramazan. Kadrini bilip değerlendirebilenler için, her yıl ayağımıza gelen Rahman’ın verdiği bir fırsat.

Filistin’li, Cezayir’li, Bosna’lı, Somali’li, Keşmir’li, Doğu Türlistan’lı, Tacikistan’lı kardeşlerimizin acılarını yüreğimizde hissedeceğimiz, işgal altındaki Mekke ve Kudüs’ün, tüm İslâm topraklarının derdiyle dertleneceğimiz aydır Ramazan. Diğergâm ve hemahenk olmayı,  sabrı, vazgeçmeyi, öğretir de tekrar bize dönmek üzere sessizce aramızdan çıkar gider.

Müslümanları tehdit eden, baskı, işkence ve korkutmayla sindirmeye çalışan azgınlara, müfsidlere, zalimlere karşı ilk darbenin indirildiği ayın adı Ramazan’dır. Oruç ayı olan Ramazan, küfrün belini kıran şanlı Bedir zaferinin daimî tanığıdır. Nefisle cihad ayıdır, olgunluk ve sabır ayıdır. Allah için sabretmeyi ve Allah için başkaldırmayı öğretir öncelikle inananlara. Atalar dinini değil, vahyî ölçüyü esas alan ve tarihten dersler çıkaran, kendi durumunu değiştirmedikçe Allah’ın durumlarını değiştirmeyeceğine iman etmiş, İslâm’ı, Allah’ın indirdiği netlikle yaşamaya ve yaşatmaya çalışan, Peygamberlerin takipçisi, Şehitlerin yolunu sürdüren, Küfrün korku odağı, İslami Hareketin İnkılâb ayıdır Ramazan.

Ramazan; haramlara, şeytanlıklara, nefsimizin isteklerine karşı bir sığınak ve kaledir. Oruçla girilir bu kaleye. Ramazan’ın içinde bulunduğunu ve imsaktan iftara kadar geçen zamanda orucuyla ibâdet halinde olduğunu bilen kişi,  Allah’ı görüyor gibi, yaptıklarını ölçülü ve güzel yapmaya çalışacaktır. Ve Ramazan’larını diriltebilenler, Ramazan’larda dirilenler olacaktır.

Oruç, yaratıcımız, çevremiz ve kendi nefsimizle olan ilişkilerimizde olumsuzluklardan arınma duygumuzu güçlendirdiğimiz Tevhidî bir eylemdir. Rabbimiz için mahrumiyetleri ve güçlükleri göğüsleyebilmenin ve zorluklara mukavemet gösterebilmenin güzel eğitimidir. Ne mutlu Ramazan ikliminde İlâhî terbiyeden geçebilenlere, İtaat edenlere.

…………… Sadece yavan bir Oruç tutmakla iş bitmemektedir ve aslında yapılması gereken Orucun başını dik tutmaktır. Orucun başı, haram yiyerek beslenen haramzadelere ve haramilere inat, bu ülkede helâlin, hakkın, adaletin ısrarlı temsilcisi olmakla dik tutulur. Haramilerin gasbettiği bu ülkenin öz kaynaklarının, gasıpların elinden alınarak mustaz’aflara iade etme azminin, orucun tamamlayıcı bir boyutu olduğuna inanarak dik tutulur. Ne mutlu Oruç tutanlara, Oruçlarına tutunanlara.

…………… Bin tane 28 Şubat süreçleri olsa da, her biri binlerce yıl sürse de İmânlarımızın ve her bir ibadetimizin üzerine tanklarıyla, toplarıyla, tüfekleriyle yürüseler de, tek bir Ramazan’ın şu toplumda oluşturduğu manevi atmosferi dağıtmaya güçleri yeter mi? “Girmedikçe bir millete tefrîka düşman giremez, Toplu vurdukça yürekler onu top bile sindiremez” diyen şair M.Akif, bu imân gücünü hakkıyla biliyordu. Fakat bilmeyenlerin, inanın, bizlerden öğrenecekleri daha çok şeyler var çok.

İslâmî değerlerle “bin yıl da olsa mücadeleyi sürdüreceğini” söyleyenlerin görmediği ve görmek istemediği, utanmaz, arsız suratlarında bir tokat gibi, patlayan gerçek işte buydu. Ve onlar, savaş açtıkları İslam’ın, bu günlere binyıllardır küfrün, şirkin, tuğyan ve şeytanların her türlüsüne rağmen geldiğini unutmuş görünüyorlar. Fakat elbette hatırlayacaklar ve bileceklerdir.

…………… Evlerimiz epeydir, Ramazan’la Kur’an kursuna dönüşmemekte, vaktimizi Kur’an doldurmamaktadır. Formalite icabı ve âdet olarak mukabelelerle yetinilmekte, düşünmeden, anlamadan, hayata geçirme endişesi duymadan Kur’an’ın sadece lafzı hızlı bir şekilde okunmakta ve malesef Kur’an’a karşı insanların görevlerinin, adetâ sadece hatim etmekten ibâret olduğu sanılmaktadır.

Açlık ve sabırla imtihan ayı olan Ramazan, cahilleştirilmiş halkımız açısından bir tıkınma ayıdır. Günler öncesinden koşturmacalar başlar, piyasalar canlanır, çeşit çeşit gıdalar Ramazanda midelere havâle edilmek üzere evlere yığılarak depolanır. Kadınlarımız, Kur’an okumaya ve nâfile ibâdete, bilinçlerini arttırmaya vakit ayıramasınlar diye mutfaklara hapsedilir; yağlılar, börekler, çörekler, Ramazan Yemekleri adı altında bitmeyen uğraşlarla meşgul edilir. Medyada çeşit çeşit “Ramazan Yemekleri” ve “Yemek Târifeleri” programları yapılır. Bütün bunlar, açlıkla, sabırla, ruhları arındırılacak insanların, iştahlarını azdırmak içindir.   

Câmi cemaatleri içinde “itikâf nedir?” diye bir anket yapılsa, bilenlerin sayısı ya çok az çıkacak ya da onu uygulayanlar hemen hiç bulunmayacaktır. Ramazan itikâf ayıdır. Ramazan ayının son on gününde itikâfa girmek sünnettir. “Hz. Peygamber, Ramazanın son on gününde, vefatına kadar itikâfa girdi. İrtihalinden sonra da zevceleri itikâfa devam ettiler” (Buhârî, İtikâf 1). Halkımızın Ramazanında ise itikâf yoktur, hatta adını bile telaffuz etmekte zorlanır insanımız. Oruçsuzlar da Bayrama hazırlanırlar oruçlularla beraber. Neredeyse, elleri değmişken Orucu da vekaletle halledecekler ama herhalde ona daha sıra gelmedi.

……………. Ramazan’ı festivale dönüştürenler orucu diyete, ibadeti âdete dönüştürürler. İbadetleri âdete dönüştürenlerin kaçınılmaz olarak yaptıkları ikinci yanlış ‘adeti ibadete’ dönüştürmektir. Ramazan’ı ‘beslenme festivaline’ dönüştürmek, bu güzelim imkânı, arsızca ve hovardaca isrâf etmekten başka bir şey değildir.
Hiç olmazsa bu Ramazan; Hurafelere bel bağlayıp ilk iftarı Oruçbaba türbesinde açarak, Eyüpsultan’da teravih kılarak, Sultanahmet panayırında gezerek, Feshane gecelerinde nostalji yaşayarak avunmakla... Anladığı dilden tefekkür ederek Kur'an okumak yerine sadece doğru sesleri çıkarmaya çalışarak papağanlık etmekle... Orucu açlığa, namazı ritüele, dûayı buyruğa, zekâtı cimriliğe çevirerek... Özü şekle, anlamı lâfza kurban ederek... veya benzerleriyle oyalanıp kendimizi kandırarak Ne Olursunuz Treni Kaçırmayalım.! Bunlar sadece İstanbul’da olmuyor. Gözümüzü açalım, yakınımızda inanın en alâsı oluyor.

Bilmem kaç yıldızlı otellerin, (Ramazan ayı dışındaki zamanlarda toplantılarının içkisiz yapılmadığı) balo salonlarında, daha çok zenginlerin birbirini ağırladığı, tanınmış kişilerin sofralara dâvet edildiği, iftar ziyafetlerinde, Firavun sofralarına benzer tarzda iftar etmek, günümüz insanına has taşkınlık ve tuhaflıklardandır. Ve Ramazan’ın ruhuna hakarettir.

Oruç, insanda sabır kapılarını sonuna kadar açarken, açlık da insanı olgunlaştırırken; bırakın oruç tutmanın hakkını vermeyi, aç bile kalamayan insanlar, akşamdan tıka basa yedikten sonra, sahurda da gün boyu hazmedilemeyecek yağlı ve hamur işleriyle kilo arttırmaya çalışır. Buna rağmen sinirlenmenin ve sabırsızlığın suçu oruca yüklenir. Bir ibâdete hiç bağdaşmayacak kadar çirkin ve yalan şekilde iftirâ atılır.  “Oruç kafası” olarak tabir edilen sinirlilik, acelecilik, iftar öncesi aksilik,  çekilmezlik, telâş ve özellikle trafikteki keşmekeş ve kazaların yoğunluğunu hemen hepimiz biliriz. Sebep olarak gösterilen iftirâ ise hazırdır; “Oruç kafası!” Tek kelimeyle iftira. Dinlenme değil, “din”lenme ayı olması gereken Ramazan’da daha bir tembellik ortaya çıkar, uyku ve uyuşuklukla, geyik muhabbetleriyle boş vakitle bu değerli günler israf edilir. Sonra da utanmadan, ne alâkası varsa Oruca, Ramazan’a fatura kesilir. İnandığımız gibi yaşamayıp ta, yaşadığımız gibi inanmaya başlamamızın sonucudur bu.
…………….Orucun başı, yüreğinizi paylaştığınız gibi, sofranızı ve ekmeğinizi, yoksullarla, yetimlerle, evsiz, işsiz ve aşsızlarla paylaşarak dik tutulur. Her gün iftarda ve sahurda yemeyi düşündüğünüz envai çeşit yiyeceğin bedelini Çeçenistan, Filistin, Afganistan, Irak, Keşmir, Sudan, Somali gibi iman ve özgürlük mücadelesi veren gönül coğrafyanızın sakinlerine ayırıp, sofranızda bir depremzede standardına razı olmakla dik tutulur. Orucun başı, yeryüzünün tüm açlarını, açıklarını, mazlumlarını, mağdurlarını yüreğinize alıp, onlara donattığınız gönül sofranızı iç geçirerek izlerken, açlığınızı unuttuğunuz zaman dik tutulur.

Oruçlarımızı çaldırmamak, Ramazanlarımıza sahip çıkmak adına uyanık olalım. Kötülük odaklarına karşı verilecek mücadelenin bireysel boyutunu teşkil eden Oruç’un ellerimizden tutarak bizi Ramazan’ın çocukları olarak yetiştirmesi dileğiyle, Ramazan’larda Oruçlarımızla arınmak, dirilmek, dik duruşlarımızı bozmadan ve Hakk’ın hatırını beraberce yüceltmek dileğiyle, Başlarını Oruç’la dik tutanların, Oruçları ve ibadetleri makbul, Ramazan’ları bereketli olsun. Unutmayalım ki, İslâmî Tesettürün defilesi, açılıp saçılarak gösterilmesi nasıl mümkün değilse, İbadetlerin de, Ramazan’ın da Festivali, Eğlencesi ve Şenliği olmaz, olamaz… … Sâhûr, İmsâk, İftâr ve Oruçlarıyla beraber…… Hayırlı Ramazanlar………


Logged
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« Yanıtla #16 : 02 Ağustos 2010, 01:05:13 ÖÖ 01 »

Ramazan festival değildir!

Din insan içindir. İbadetlerden Allah’ın değil insanın çıkarı vardır. Çünkü muhtaç olan insan, ihtiyaç giderense Allah’tır.

Allah-insan ilişkisinde ibadet insandan Allah’a ulaşan bir bilinçtir. Bu, “takva“nın ta kendisidir. İzutsu’nun yerinde tesbiti ve Esed ve Fazlur Rahman gibi muasır âlimlerin ona katılarak kullandıkları karşılığıyla “sorumluluk bilinci“…

Bu bir miraçtır. Her miraç bir “uruc“un, yani “yüceliş ve yükselişin” eseridir. İbadetlerle insan bilinci, insanlık evreninin ufkuna yükselir. Bu yükselişi Allah karşılıksız bırakmaz. Ubudiyyetiyle kendisine yönelen kula O da rububiyyetiyle yönelir ve rahmetiyle “nüzul” eder.

Allah tarafından gerçekleştirilen her nüzul, aynı zamanda bir tenezzüldür. Onun rahmetiyle insanlığa tenezzülü, peygamberlerde vahiy suretinde tecelli etmiştir.

Tüm vahiylerin zirvesi olan Kur’an vahyi, işte böylesine bir ilahi tenezzülün eseridir. “Nüzul” sözcüğünün Arap dilinde, “misafirin önüne çıkartılan mükellef ziyafet sofrası” anlamına geldiği hatırlanacak olursa, vahyin nüzulünün ne demeye geldiği daha iyi anlaşılır.

Evet, vahiy Allah’tan insana indirilen bir “mâide“, muhteşem bir gök sofrasıdır. Bu sofra insana, insan tarafını geliştirecek gıdalar sunar. İnsanın diğer canlılarla paylaştığı hayvânî boyutunu değil, onun insânî boyutunu besler.

Vahiy, ilahi bir inşa projesidir. İnsan olmanın asgari sorumluluğunu fark ederek bilincini yücelten insanda muhteşem bir tasavvur, akıl ve şahsiyet inşa eder. Tıpkı ilk muhatabı olan Sevgili Peygamberimizin tasavvurunu, aklını ve şahsiyetini inşa ettiği gibi…

İnsan yeryüzündeki varoluş amacını, ancak vahyin inşa ettiği bir bilinçle en iyi bir biçimde gerçekleştirebilir. Bu bilince ulaşması için insanın önce kendi anlam ve amacı üzerinde ciddi bir biçimde düşünmesi gerekmektedir.

Sahi insan hiç amaçsız olabilir mi? Ortalama ömrü 60-65 gün olan bir arının dahi bal yapmak gibi muhteşem bir amacı olsun da, yaratıklar evreninin şaheseri olan insanın bir amacı bulunmasın mı?

Kendisini diğer canlılardan ayıran fıtrat, akıl, irade ve diğer yetenekleriyle insan başıboş bırakılacağını, dünya bahçesinde ipsiz yayılıp, eline verilen bunca iç ve dış imkanı keyfinin istediği gibi tahrip ve tarumar edeceğini mi düşünmektedir?

İnsanın yaratılış gayesi, “yeryüzünde varoluş amacına uygun bir hayatı inşa” etmektir. Vahiy, bu inşanın ustası olan insanın kullanma kılavuzu, prospektüsüdür. İnsan, kendi varoluş amacını doğru ve maksimum düzeyde gerçekleştirmek istiyorsa, öncelikle kendisini vahyin inşasına açmak zorundadır.

Yoksa mı? Yoksa, işte yaşadığınız çağda olduğu gibi, insan yok olur. Onun yerini insan kılığına girmiş cilalı ve maskeli nesneler alır. Siyasal ve ekonomik krizlerin tamamının kendisinden neşet ettiği “adam krizi” kronikleşir. Gerçeğin yerini yalan, hakikatin yerini imaj, değerin yerini fiyat, işlevin yerini simge, adaletin yerini güvenlik sendromu, devletin yerini dev, milletin yerini canavarlaşmış bir oligarşi alır.

Peygamberlerin çağrısını diriltmekten başka çıkar yol yok. Tüm peygamberlerin çağrısı, insanın varoluş amacını gerçekleştirme çağrısıydı. Bu çağrıya sırt dönmek, aslında insanın insanlığa yapacağı en büyük zulüm ve küresel bir ahlaksızlıktı. Bu çağrının zirvesini teşkil eden Kur’an’ın çağrısı da buydu.

Ramazan, işte bu çağrının öznesi olan Kur’an’ın doğum ayıdır. Bu doğumun oruçla kutlanması, aslında vahyin çağrısının ruhuyla mükemmel bir uyum arz eder. Çünkü oruç, insanın insan tarafını geliştirmek için hayvan tarafına “dur” demektir. İnsanın ruhunu zenginleştirip içgüdülerini dizginlemektir.

Bu amacın gerçekleşmesi, yeryüzünde varoluş amacına uygun bir hayatı inşa etmek için yaratılan insanın, yani “usta“nın eğitilmesi demektir. Bunun için de, Ramazan hem oruç ibadetiyle bir nefis ve ruh terbiyesine, hem de vahiyle bir tasavvur ve akıl terbiyesine dönüşmelidir. Ancak o zaman amacını gerçekleştirmiş olur.

İbadetler insan-Allah ilişkisinde, insanın Allah’a gönderdiği birer mektuba benzerler. İçi boş bir zarfın adresine ulaştığını düşünsek bile, bu, muhatabı tarafından kâle alınacak bir mesaj olmayacaktır.

İşte içi boşaltılmış ibadetler, böylesi içi boş bir zarfa benzerler. Bu, en azından ciddiyetsizlik olarak telakki edilecek, dahası, amacını hiçbir zaman gerçekleştirmeyecektir. Ramazanı, Osmanlı’nın kanında mikropların gezdiği çöküş dönemlerinin eseri olan “direkler-arası eğlencelerle“, onun modern versiyonu olan “konserlerle” kutlamaya kalkmak, Ramazana bir iyilik değil, onun ruhunu öldürüp cesedinin üzerinde festival yapmaktır.

Bu yukarıdaki anlayış, bireysel planda Ramazanı varsıl şişmanların bir “diyet ayı“, yoksul zayıflarınsa bir “beslenme ayı” gibi algılamalarından daha vahim bir algı biçimidir. Buna dindar seçmenlerin tercihleriyle gelen belediye başkanlarının çanak tutması ise daha acınılası bir durumdur.

Neden hep “Kur’an’ın inşası” deyip durduğumuz anlaşılmıyor mu? Çünkü bu sorun, “Ben müslümanım” diyen ve samimiyetlerinde zerrece kuşku olmayan insanların İslam’ını vahyin inşa etmemesinden kaynaklanıyor.

Ne olursunuz, hangi faaliyeti yapıyor olursanız olunuz, önce tasavvurunuzu, aklınızı ve kişiliğinizi vahyin ellerine teslim ederek, kendinize bir istikamet açısı çizdiriniz. Vahyin elleriyle bir temel attırınız. Dine, dünyaya, insana, eşyaya, Allah’ın “gör” dediği yerden bakmanız ancak buna bağlı… Müslümanlığınızın Allah tarafından ciddiye alınması ancak buna bağlı…

Ondan sonra mı? İster siyasetçi olunuz, ister ekonomist… İster sanatçı olunuz, ister futbolcu… İster belediye başkanı olunuz, ister cumhurbaşkanı.

Mustafa İslamoğlu
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #17 : 11 Ağustos 2010, 12:50:00 ÖS 12 »



Ramazan Müslümanı mısınız?

RAMAZANCI DEĞİLİZ


Git gide yaygınlaşan ‘dini ramazana¸ takvayı kadir gecesine sıkıştırma’anlayışına karşı¸ ‘hayatı ramazanlaştırma’ teklifi…

Ramazanda hapis değildik!
İrademizle Rabbimizin davetine icabet ettik.
İrademizle uykumuzu bölüp kalktık¸ aç kaldık.
Malımızı bölüp fakire pay verdik. Soframıza ortaklar getirdik.
Mescitlere koştuk.
Tabi tutulduğumuz sabır imtihanını kazanmak için gayret ettik.
Kazanacağımızdan umutlu olduk…
Zorla değildi.


Bir ay süren ramazandan sonra hem bedenimizin hem irademizin mükemmel bir kulluk için uygun olduğu görülmüş oldu. Mazeretlerimizi kendi elimizle imha ettik. Bir ay yapabildiğimizi en az bir ay daha sürdüremeyişimizin elle tutulabilir bir engeli yoktur. Ramazanın ayını bitirebiliriz ama aşkını ve heyecanını bitirmemeliyiz.

Kulluğun mevsimi olmaz!
Ramazan ve şubat ayının yaratıcısı aynıdır. Ramazanda cehennemden korktuysak o cehennem şubatta da kaynamaktadır. Ramazanda cenneti özlediysek martta da cennet özlemi devam etmelidir. Ramazanda takvamız öne çıktıysa diğer aylarda da takvaya muhatabız. Belki de diğer zamanlarda takvamız bize yetsin diye ramazan eğitimi gördük. İmtihan bir mevsim için değil¸ bir ömür içindir.
Nimetler bir mevsim değil yaşam boyu bize ulaşıyor. Şükrümüz ve amelimiz kesintisiz ve istikrarlı olmalıdır. Amellerin mevsimlik olanı değil devamlı olanı hayırlıdır.

Neden ramazan gündüzü gibi bir gündüzü yıl boyu yaşamayalım?

Neden en azından kimi gecelerimiz ramazan geceleri gibi olmasın?

Neden Kur’an’a alakamız ramazandaki gibi sürüp gitmesin?

Neden ramazandaki dua ve zikir samimiyetimiz devam etmesin?

Neden ramazandaki gibi bir sadaka geleneği oluşturmayalım?

Ramazan bitti; ama Rabbimizin murakabesi bitmedi ki! O görüp gözetiyor. Amelimizi bizim için yazıyor.

İbadet bayrama kadar değil mezara kadardır

Ölüm gelinceye kadar ibadet etmek zorundayız. İmanla ölmek¸ ibadetlerle o imanı canlı tutmaya bağlı olduğuna göre¸ ölüm gelinceye kadar ibadete mecburuz. Bayramdan bayrama namaz kılanı küçümsediği halde kendisi ramazandan ramazana takvalaşan¸ sonra da hayatın akışına uyup giden bir insanı nasıl tarif edebiliriz?
Ramazandan sonra ibadet heyecanımızın sürmesi ramazanda yaptıklarımızın kabul gördüğüne delildir.

Sadece ibadet değil¸ insani ilişkilerimiz de önemlidir
Ramazanda sadaka veren¸ ramazandan sonra kul hakkı yememelidir. Ramazanda iftar ettirip yemek yediren¸ şevval ayında ölçüleri çiğnememelidir. Midemiz eğitildiği gibi dilimiz de Allah’ın haramlarına karşı eğitilmiş olmalıdır.
Müslümanların ihtiyaç duyduğu insani hizmetlere diğer zamanlarda da fiilen iştirak etmeliyiz. Bir görev almak için depremi veya bir afeti beklemek meziyet değildir.

Bayram¸ oruçtan kurtulduğumuza değil mağfirete erdiğimizedir
Mağfirete ermişken tekrar eskiye dönmemiz¸ ramazanda elleri kelepçeli İblis’i sevindirir. Bu nedenle:
Kullukta muvaffak olabilmemiz için Allah’tan yardımını dileyelim. Ayağımızı kaydırmaması için yalvaralım.

Ramazancılarla değil¸ salih kullarla bir arada olmaya çalışalım. Ramazandaki şevkimizi kırabilecek yer ve kişilerden uzak duralım. Ümmetin geçmiş büyüklerinin örnek hayatlarını öğrenelim¸ değerlendirelim.

Bilhassa farz ibadetlerde küçük bir gedik bile açılmamasına özen gösterelim. Az da olsa¸ sürekli olan nafile ameller yapalım. Sürekli olan amel Allah’a daha sevimlidir.

Kitabımız Kur’an’a olan alakamız artan bir hızla devam etmelidir. Her ramazandan sonra düz okuyuşumuzu¸ ezber miktarımızı artırarak devam ettirmeliyiz.

Zikir virdimizi aksatmadan sürdürmeliyiz.

Günahlarımızın yolumuzu tıkayan engeller olmaması için sık sık samimi tövbe etmeliyiz.

Korku ile umut arasında gidip geliyoruz
Bu ümmetin geçmiş büyükleri bir ibadeti yapmak kadar o ibadetin kabul edilmesine karşı hassas olurlardı. Büyük bir korku ile ama coşkulu bir umutla Rabbimizin kapısında beklemeliyiz. Her halükarda tek kapımız O’nun kapısıdır. Bir yandan bizim eksikliğimizin altında ezilirken öte yandan da Rabbimizin rahmetine¸ o rahmetin genişliğine göz dikeceğiz.
Mubahlarda aşırılık afetine karşı uyanık olalım; çok yeme¸ çok uyku ve çok söz bir afettir.

Nureddin YILDIZ


Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #18 : 11 Ağustos 2010, 01:00:08 ÖS 13 »


şimdi gelen bir mailden alıntıdır.
önemli bir husus ve aşamadığımız bir açmazımız.
aslında şöyle gözlemliyorum;
insanların /toplumun hayatı o kadar monotonlaştı durağanlaştı ki hayatlarını değiştirecek en ufak bir olgu heyecan yaratıyor ve de istismara açılıyor

bakıyoruz ramazan denildi mi  sloganlar da şöyle :

ramazan coşkusu ramazan eğlencesi ramazan etkinlikleri ramazan sirki ramazan konseri ramazan bilmemnesi
ramazan ne ayı ?
amaç ne hedef ne sonuç ne ?
tamam herşeyi istismar eden çıkarcıları kapitalistleri medyayı bir kenara bırakalım onlar herşeyi sömürdüğü gibi dini de ramazanı da sonuna kadar sömürür
ama müslümanlar ramazanı nasıl idrak ediyor.

ve ramazan bittiğinde insanlarda ne gibi değişiklikler oluyor.
yoksa ramazan bitti din bitti hayat kaldığı yerden devam m diyoruz ?

ramazan nedir nasıl yaşanmalıdır ne yapmalı ne yapmamalı soruları
ile ramazan bilincini idrak etmeliyiz.

ama önce beni bir bilinçlendirin yahu ramazan geldi diye üzülen isyan eden müslüman mı olur tövbe eüzu billah.... Smiley

son satıra bakmayın yukarıya odaklanın....saygılar
Logged
vesâir
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 680


I'm muslim don't panic


WWW
« Yanıtla #19 : 11 Ağustos 2010, 01:55:05 ÖS 13 »

kesinlikle ramazanı geleneksel eğlence ve tıka basa yemek ayı olarak gören ve lanse etmeye çalışan bir zihniyet var
Logged

"HAK İLE MEŞGUL OLMAZSAN ,BATIL SENİ İŞGAL EDER"
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 423



« Yanıtla #20 : 17 Ağustos 2010, 04:11:19 ÖS 16 »

Bir zamanlar Ramazanda müslüman Şevvalde demokrat diye takılırdık etrafa. Artık görüyoruz ki, ne ramazanda ne de şevvalde demokratlık bile kahat olmuş. İnsanlara bir şeyler olmuş.

1990 dan bu yana islami eğilimli güya partilerin iktidarı ile geçti ama, kayda değer ilerleme sağlanan bir şey yok ortada. En basitinden tesettür yine zincirlere mahkum.

Ülke batılı anlamda bir şeylerde ileri gitti. Bunu inkar etmemek lazım. Bu ise, caddeleri dolduran köpek dışkıları ve sigara izmaritleri. Sonunda çağdaşlığı yakaladık ya, buna da şükür deyivermekte vatandaş.

İslamci hökümetlerimiz sağolsun.
Logged
bbetull
bbetull
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1591



« Yanıtla #21 : 17 Ağustos 2010, 07:08:17 ÖS 19 »


1990 dan bu yana islami eğilimli güya partilerin iktidarı ile geçti ama, kayda değer ilerleme sağlanan bir şey yok ortada. En basitinden tesettür yine zincirlere mahkum.

türkiyede 1990 dan beri böyle iktidar yokki. hatta o tarihten sonra 28 şubat süreci gibi bir süreç de geçirdik.
ve zaten zaman zaman hortlayan yasaklar 90larda dan sonra ayyuka çıktı.


Alıntı
Ülke batılı anlamda bir şeylerde ileri gitti. Bunu inkar etmemek lazım. Bu ise, caddeleri dolduran köpek dışkıları ve sigara izmaritleri. Sonunda çağdaşlığı yakaladık ya, buna da şükür deyivermekte vatandaş.

İslamci hökümetlerimiz sağolsun.

kastedilen şey belediyelerse onlarında var olan yasakların ortadan kalkmasıyla ne gibi bir alakası var?
ve türkiyede hiç bir parti kendini İslamcı diye tanımlamıyorlar ki böyle bir şeyde saçmalık olur.

ramazan müslümanlığı ile siyaset ve islam ilişkilendirmesi arasında ki bağıda anlayamadım doğrusu. Roll Eyes
Logged
m.ufukalp
Mehmet Ufukalp
ÜYELİĞİ SİLİNDİ
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 423



« Yanıtla #22 : 18 Ağustos 2010, 12:55:21 ÖS 12 »

Alıntı
türkiyede 1990 dan beri böyle iktidar yokki. hatta o tarihten sonra 28 şubat süreci gibi bir süreç de geçirdik.
ve zaten zaman zaman hortlayan yasaklar 90larda dan sonra ayyuka çıktı

28 Şubat sürecini neden geçirdin acaba? Bunu biliyor musun? Siz galiba başka bir türkiyede yaşıyorsunuz!
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #23 : 18 Temmuz 2012, 09:58:44 ÖÖ 09 »

Mehmet Görmez: "Ramazan Festival Ayı Değil"

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Ramazan ayı hakkında açıklamalarda bulundu.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, ramazanın en büyük gayelerinden bir tanesinin günlük hayatın koşuşturması içerisinde kendi özünü, kendi mayasını kaybeden, değişen, dönüşen insana iyi yönde yeniden değişmesini sağlamak olduğunu belirterek, ''Ancak, gerek ülkemizde gerekse İslam dünyasında son yıllarda ramazan ile ilgili uygulamaların özellikle ramazanın bizi değil, biz ramazanı değiştirmeye kalkışıyoruz'' dedi.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Diyanet İşleri Başkanlığı Konferans Salonu'nda basın toplantısı düzenledi ve ''Ramazan geldi selam ile'' başlıklı temanın tanıtımını yaptı.

Görmez, milletçe yeni bir ramazana aşkla, heyecanla, sevinçle kavuşulduğunu belirterek, ''Ramazan ayı, her bir Müslümanın derin bir iştiyakla kendisiyle yüzleştiği, kendisini yenilediği, iç dünyasını tazelediği ve her yıl müminleri değiştirmek ve dönüştürmek üzere gelen rahmet ayı, bereket ayı, mağfiret ayı. Bizi böyle bir aya kavuşturan Rabbimize sonsuz hamdüsenalar olsun'' dedi.

Ramazan ayını her yıl ötelerden gelen kutlu bir misafire benzettiğimize dikkat çeken Görmez, ''Ramazan, bize her sene Kur'an-ı Kerim'i yeniden getirir. Ramazan başta vatan sathi olmak üzeren bütün yeryüzünü bir mabede dönüştürür ve bütün müminlerde günün her anında, her saniyesinde abit olurlar. Ramazan aynı zamanda iradelerimizi eğiten bir mektep olur, bizi biz insanları her türlü beşeri arzularımızın egemenliğinden kurtararak gerçek özgürlüğe, gerçek hürriyete kavuşturur'' diye konuştu.

Görmez, ramazanın sahurun bereketi ve iftarın sevincini getirdiğini anlatarak, toplumun sosyal yaralarını ramazanın şifalı elleriyle sarıldığını söyledi. Görmez, zenginin, yoksulun halini anlaması için ramazanın çok büyük bir fırsat olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

''Zarafet, kardeşlik, dayanışma ramazanın bize getirdiği yüce hasletlerdendir. Ramazan bizi her türlü kötü alışkanlıklara son vermek için her yıl ilahi fırsat olarak önümüze gelir. İyiden, güzelden yana yeni sayfalar açmak, ahlakı güzelleştirmek, hakkı, hakikati, adaleti ve sevgiyi tesis etmek için ramazan bize büyük bir fırsattır.

Ramazanın en büyük gayelerinden bir tanesi günlük hayatın koşuşturması içerisinde kendi özünü, kendi mayasını kaybeden, değişen, dönüşen insana iyi yönde yeniden değişmesini sağlar. Ancak gerek ülkemizde gerekse İslam dünyasında son yıllarda ramazan ile ilgili uygulamaların özellikle ramazanın bizi değil, biz ramazanı değiştirmeye kalkışıyoruz. Biz ramazanı değil, ramazan bizi değiştirsin. Çünkü insan oğlu mayasındaki bazı özelliklerle iyilikleri de kötülüklere, doğrulukları yanlışlara dönüştürme kabiliyetine sahip. Nice insanı düzeltmek üzere gelen dinler dahi insan eliyle değişmeye yüz tutmuştur.

Bugün İslam dünyasında ramazan ile değişmekle ramazanı değiştirmek arasında gidip gelen yeni bir takdim sorunu dikkat çekmektedir. Oysa aslolan, doğru olan ramazan ile değişmektir, ramazanı değiştirmek değil. Çünkü ramazanı değiştirdiğimiz zaman ramazanın bizi değiştirme gücünü de ortadan kaldırmış oluyoruz. Ramazan bütün imtihan süreçleri ile bize değişme imkanı sunar. Hakka, hakikate, ahlaka dönme imkanı sunar. Ramazanda değişmek, onun etkili manevi ortamında değişimi gerçekleştirme, muradı ilahiye uygun bir kul olarak bu sınavlardan geçmek her bir Müslüman için kuşkusuz en büyük bahtiyarlıktır. Hal böyleyken bu ayda değişmek gibi gerçek ve derinlikli bir amaca uygun hareket etmek yerine onu değiştirmeye kalkışmak, ramazanı değiştirmeye kalkışmak asla doğru değildir.''

Ramazanın Kur'an ve sünnetle belirlenmiş sabitelerinin asla değiştirilmeye kalkışılmaması uyarısında bulunan Görmez, bazı kutlama ve şenliklerin de İslam'i adab ve gelenek içinde yeni bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini kaydetti. Görmez, ''Bilhassa hepimizi kuşatan popüler kültürümüz, bizi değiştirmeye gelen ramazanımızı da orucumuzu da ibadetlerimizi de olumsuz yönde etkiliyor. Özellikle buna dikkat çekmek istiyorum'' dedi.

-Gösterişli iftar programları-

Görmez, değişmek için ramazanın ruhaniyetine teslim olmak gerektiğine vurgu yaparak, ''Ramazanın ruhaniyetini ve maneviyatını ihlal eden her türlü davranıştan uzak durmak gerekiyor. Gösterişli iftar programları, sınıf ve itibar esasına dayalı ihtişamlı davetler, Ramazanı yanlış bir şekilde bir tür eğlence, karnaval ve festival havasında terennüm eden eğilimlerin mevcut gidişatı ciddi olarak dikkat çekmeye başlamıştır. İnsanlık durumumuzu yüce Rabbimiz indinde tahkim etmenin yolu, lütuf ve ihsan ayı Ramazanın ruhaniyetine ve maneviyatına bihakkın teslim olmak, yeniden yapılanmak ve değişmektir'' diye konuştu.

İbadetle neşelenen gönüller müminler arasındaki muhabbeti de pekiştirmesi gerektiğine işaret eden Görmez, ''Bu coşku bir eğlence, şatafat ve bir gösteriye asla dönüşmemelidir'' ifadesini kullandı.

''Ramazanda en çok dikkat edeceğimiz hususlardan bir tanesi iftar sofraları israf sofralarına dönüşmemelidir'' uyarısında bulunan Görmez, son yıllarda özellikle büyükşehirlerde beş yıldızlı otellerde ve gerekse değişik mekanlarda hazırlanan iftar sofralarının kendi içinde israfı ve gösterişi barındırdığını söyledi.

-Zenginlik müminler için bir statü değildir-

Görmez, zenginliğin müminler için bir statü olmadığını belirterek, ''Ne de fakirlik ve yoksulluk insanı ötekileştiren bir vasıftır. Aksine müminlerin ahlakı, camideki gibi aynı safta olanların her zaman bir ve beraber olmasını esas alır'' dedi.

İslam dininin zengin ile fakiri eşit gördüğünü anlatan Görmez, paylaşımın yoğun yaşandığı bu ayda elde edilen ahlaki meziyetleri bütün zamanlara yaymanın herkesin görevi olduğunu bildirdi.

Görmez, iftar çadırlarına da değinerek, şunları kaydetti:

''Başlangıçta tamamen yoldan geçenlerin ve yolda kalmışların bir çorba ile iftarını açması ile ilgili son derece güzel bir düşünceye dayanılarak ortaya çıkan ve kurulan iftar çadırlarının son zamanlarda bu gayenin dışına çıkarak bir gösteri aracına dönüştürülmemesine özellikle kamu hizmeti yapanların dikkat etmesi gerekir.

Dini hükümlerin ortaya koyulmasında ve tatbikinde aslolan bu hükümlerdeki hikmetlerdir. Hikmeti kaybolan bir hükmün tatbiki İslam'ın istediği bireysel kemale erme yolculuğuyla oluşacak olan erdemli bir toplumun inşasına yardımcı olmayacaktır.

Ramazan dolayısıyla müminler arasında yaşanan toplumsallaşma tabiidir. Ancak bu tarz sosyallikler doğal seyrinde yaşanmalıdır. Ramazanın dönüşmememi ve bizi iyi yönde değiştirmesi için özellikle dikkat edeceğimiz hususlardan bir tanesi, ramazanda yaşadığımız sosyalleşmelerin, toplumsallaşmaların bir reklama, tanıtıma ve gösteriye dönüşmemesine azami gayret sarf etmektir. Bütün sosyal, kamusal ve ticari kuruluşlara buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum. Her yıl ramazan ayında yaptıkları hayırlı faaliyetlere elbette devam etmelidirler. Ancak bunu yaparken ramazanın ruhuna, maneviyatına, tevazusuna, sükunetine ve huzuruna riayet etmek her birimizin vazifesidir.''

Görmez, kamu ve özel kuruluşlara toplu iftarları çalışanlarıyla birlikte yapmaları çağrısında bulunarak, ''Çalışanlarla, işçilerle, memurlarla ve emekçilerle, iş sahiplerinin, patronların, amirlerin ayrı dünyaların insanı olmadıklarını ramazan dolayısıyla gösterelim. Bu iftarla oluşan manevi atmosferi bütün bir yıla yayarak bu kardeşliğin kalıcı olmasını sağlayalım'' dedi.

Yardımlaşma ve dayanışma için toplumda yeni bir dile ihtiyaç bulunduğunu söyleyen Görmez, ramazan dolayısıyla son yıllarda her tarafta görünür olan gıda paketlerinin toplumsal yaraları ne kadar sardığının da tartışmalı olduğunu vurguladı. Görmez, ''Bireyin onuruna yakışanı kendi ihtiyaçlarını kendisinin almasıdır. Yardım edenlerin bu hassasiyeti göz önünde bulundurarak toplumsal dayanışmaya katkı vermelerinin insan onuruna daha yakışır olduğunu özellikle ifade ediyorum'' diye konuştu.

-Ramazan ayının teması: Selam-

Geçen sene komşuluk ilişkilerini ramazanda tema olarak belirlediklerini hatırlatan Görmez, bu senenin temasının ise ''selam'' olduğunu bildirdi. ''Selamı yaymak için seferber olmak istiyoruz'' diyen Görmez, ''selam''ın tanışmanın, buluşmanın, görüşmenin ilk adımı olduğunu ve selamla açılmayacak kapı, varılmayacak hedef olmadığını söyledi.

Görmez, sözlerine şöyle devam etti:

''Müminler her durumda ve koşulda selam vererek güvenlerini tazelemek durumundadırlar. Birbirlerine merhamet eder, birbirlerinden emin olurlar selam ile. Bugün cümle mevcudata karşı perdelenmiş bir ilişkiler ağı ile karşı karşıyayız. Bu ilişkiler ağında selam yeni bir umut ve taze bir başlangıçtır. Selam İslam'ın en temel şiarları arasında yer alır ve müminler birbirlerine selam verdikleri her seferinde barışa, esenlik ve huzura atıfta bulunurlar. Selamsız geçmenin küçük düşürücü birer davranış olarak kodlandığı bir dünyadan selamı bir külfet olarak gören yeni bir dünyaya geçişin bedeli tüm insanlık için çok ağır olmuştur. Selamsızlık, telafisi imkansız hasarlara yol açmıştır. Ramazan ayı vesilesiyle selamı ihya ederken, bunun bir sonucu olarak da kardeşliklerimizi, dostluklarımızı, yakınlıklarımızı, tanışıklıklarımızı takviye etmiş olacağız.''

-Ramazan ve medya ilişkisi-

Görmez, medyanın dini konuları anlamsız tartışma ve gerilim konusu olmaktan özenle kaçınmaya dikkat etmesinin takdire şayan olduğunu ifade eden Görmez, ''Elbette İslami konular kamuoyunda konuşulmalı ve gerektiği ölçüde tartışılmalıdır. Ancak, bu konuşmalar asla reyting kaygısı ve magazin boyutunda olmamalıdır. İslami konular, İslami ahlak, yüksek bilgi ve hikmet çerçevesinde ele alınmalıdır'' dedi.

Ramazan'da yapılan bazı dini programlarda ''dini tecrübede kabul görmemiş birtakım zayıf görüşlerin, tedbiri ikinci plana iten tevekkül anlayışının ve reytingin de etkisiyle hüzün eksenli bir menkıbe ve dramatik din anlayışının'' öne çıkarıldığına işaret eden Görmez, ''Dini içerikli programlarda aslolan, İslam'ın genel, kuşatıcı ve doğru şekilde anlatılması olmalıdır'' diye konuştu.

Görmez, Ramazan'a yönelik olarak 30 ilçeye müftü, camilere 9 bin görevli ve 500 vaiz atandığını, yurt dışında 179 diyanet çalışanın görevlendirildiğini, Alo 190 Dini Danışma Çağrı Merkezi'nin sabah 09.00'dan gece 23.00'a kadar hizmet vereceğini, Kur'an portalını hizmete soktuklarını belirterek, Diyanet TV'nin Ramazan'ın birinci gününde yayına başlayacağını aktardı.

-Arakan'daki insanlık dışı muameleler son bulsun-

Görmez, ''Ramazan-ı şerifin, Suriye'de akan kardeş kanının bir an evvel durmasına vesile olmasını ve dünyanın gözünden uzak bir yerde, Burma'da/Arakan'da yaşayan din kardeşlerimize reva görülen insanlık dışı muamelelerin sona ermesine ve dünyanın muhtelif yerlerinde saldırılara ve zulümlere maruz bırakılan Müslümanların felahına vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum'' dedi.

Kaynak:Haber 7
Logged

bbetull
bbetull
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1591



« Yanıtla #24 : 18 Temmuz 2012, 07:14:08 ÖS 19 »

güzel yerlere vurgu yapmış  Grin
hakını verebiliriz inş ramazanın
Logged
kutbay
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2525



WWW
« Yanıtla #25 : 19 Temmuz 2012, 02:52:05 ÖÖ 02 »

 Grin
Logged

Allâhûmme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve Alâ Âli Seyyidinâ Muhammed
ramiksan
mavikuş
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 37


« Yanıtla #26 : 19 Temmuz 2012, 10:58:50 ÖS 22 »

 Mübarek Ramazan ayı teşrif etti.Müslüman aleminin gözü aydın olsun.  Clap
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #27 : 20 Temmuz 2012, 06:36:50 ÖS 18 »

Ramazan Etkinlikleri mi? Ramazan Katliamı mı?
Nureddin Yıldız Hoca'dan Çarpıcı Ramazan Uyarıları...


 Nureddin Yıldız Hoca verdiği sohbette Ramazan ayında düzenlenen etkinliklere değindi.



Bu etkinliklerin İslam'a sokulduğunu ve ileriki dönemlerde ibadet olarak algılanacağını ancak Hz.Muhammed'in yaşadığı İslam'la alakası bulunmadığını belirten Yıldız, etkinlikler hakkında sert ifadeler kullandı.

http://www.islamigundem.com/ramazan-etkinlikleri-mi-ramazan-katliami-mi-nureddin-yildiz-haber-44451.html
Logged

ebubekir
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 177


« Yanıtla #28 : 03 Ağustos 2012, 07:56:27 ÖÖ 07 »

"..Hira'sız din,
itikafsız Ramazan olmaz.

Kalabalıkların arasındayken Tanrı'nın seninle ne işi olabilir?

Tanrı konuşmak için yalnız olanları seçer!

İçine çekilmen gereken bir kendiliğin bile yok.

Bir sığınağın.
Bir mağaran.
Tek başına için için ağlayabileceğin bir odan.

Hüznün yok çünkü.

Madem mahzun değilsin niçin kendini aç bırakıyorsun ?......"  (dücane cündioglu)



slm.
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #29 : 15 Ağustos 2012, 09:38:23 ÖÖ 09 »

Ramazan ve Belediyeler: Gölge etmeyin başka ihsan istemez!


Bu başlık altındaki yazıyı kaleme aldığımız 2007 yılından bugüne "Belediyeler ve Ramazan" cephesinde değişen bir şey görünmediğinden, 6 yıl öncesinin yazısını, sonuna ekleme ihtiyacı duyduğum bir notla birlikte dikkatlerinize sunuyorum:

Ramazan ayını diğer on bir aydan ayıran ve onu bu kadar kıymetli kılan hangi özelliğidir? Bu sorunun cevabı açık ve nettir: Ramazan’ı Ramazan yapan, insanlığın yegane hidayet rehberi Kur’an-ı Kerim’in bu ayda inzal edilmeye başlanmasıdır. Yani Ramazan’a sahip olduğu değeri katan bizatihi Kur’an’dır.

Kur’an öylesine yüce bir müjde, öylesine büyük bir rahmettir ki, Hz. Muhammed’e vahy olunmaya başladığı Ramazan ayını diğer ayların fevkinde bir değere kavuşturuyor; Kadir gecesini de bin aydan hayırlı bir gece kılmıştır.

Dolayısıyla Ramazan ayı, Kur’an ayıdır, Kur’an’la daha sık olarak hemhal olunması gereken bir aydır. Bu bereketli kılınmış ay içerisinde Kur’an’ı anlamaya dönük okuma ve sohbetler yaygınlaşmalı, Kur’an-ı Kerim ve meali dağıtımları yapılmalı, Kur’an’la ilgili seminer ve konferanslar düzenlenmeli… Velhasıl Kur’an’ın inzal olmaya başladığı bu mübarek ay, yoğunlaştırılmış bir Kur’an eğitimi kampanyasıyla geçirilmelidir.

Kur’an’a ancak bu şekilde “Hoş geldin” diyebiliriz. Yeri gelmişken şunu da belirtmek isterim: Niçin Ramazan ayının gelişinde caddelere, mahyalara “Hoş Geldin Ey Hidayet Rehberi” diye yazılmaz? Rabbimiz şöyle buyuruyor:     

“Ramazan ayı, içinde insanlara doğru yolu gösteren, doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp açıklayan, bir rehber olmak üzere Kur’an’ın indirildiği aydır. Sizden kim o aya erişirse oruç tutsun. Hasta olan veya seferde bulunan, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Sayıyı tamamlamanızı ve size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.”  (Bakara 2/185)

Kur’an Ayı Ramazan’ı Festivale Çevirmek: Ramazan’ı Katletmek

Bu apaçık Kur’ani beyanlara karşın günümüzde özellikle medyanın büyük kısmında Ramazan adeta bir festival ve ziyafet ayı, bir eğlence ayı olarak yansıtılmak istenmektedir. Medyanın yanında özellikle muhafazakar partilere bağlı belediyelerin Ramazan ayında düzenledikleri etkinliklerin de çoğunlukla, Ramazan’ın ruhunu katleden bu yaklaşıma uygun bir özellik arz etmesi bu konuda toplumun bakış açısında ciddi bir anlam kaymasına yol açmaya başladı.

Artık Ramazan gelince Kur’an’ın doğumuna uygun ve bu kutlu doğumun heyecanını topluma yansıtacak etkinlikler yerine, “direklerarası eğlenceleri”, Latif Doğan, Zara, Davut Güloğlu vs konserleri düzenlenmekte, palyaçolar sahneye çıkarılmakta, soytarılık diz boyu gitmektedir. Ve tüm bunlar, sözümona “dindar kadrolar”ın elinde bulunan belediyeler marifetiyle yapılmaktadır. Yani söz konusu kadroların dindarlığı, pratikte Kur’an mesajına hizmet yerine, bu mesajı gölgeleme, hatta manipüle etme şeklinde tezahür etmektedir. Oysa hiç değilse gölge etmeseler, onlardan başka ihsan istemeyiz doğrusu. 

Ramazan’ın ruhunu katledip, ondan sonra kalkıp fakirlere iftar vermenin ne anlamı olabilir? Ramazan ve orucun anlamı yok edildikten sonra geriye açlıktan başka ne kalır? Nitekim Hz. Peygamber’in bu hususta şöyle buyurduğu bildirilmiştir:

“Nice oruç tutanlar vardır ki, tuttuğu orucun ona açlıktan ve susuzluktan başka bir faydası yoktur. Yine nice gecelerini ibadetle geçirenler vardır ki, uykusuzluktan başka bu ibadetin kendilerine hiçbir faydası yoktur.”  (İbn Mâce, Sıyam, 21; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II, 373)

“Ramazan eğlenceleri”

Geçen yıl Ramazan ayında Vakit gazetesinin okuyucu köşesine Bursa’dan yazan Mustafa Kılıç isimli bir Müslüman da bu konuda kendi beldesinde şahit olduğu çarpıklığa dikkat çekip “Ramazan eğlence ayı mı, ibadet ayı mı?” başlığı altında  şöyle feryad ediyordu:

“Şu AK Parti belediyeleri bir âlem doğrusu. Şirin gözükmek uğruna 'kantarın topuzunu iyice kaçırdılar' desek, pek de yanlış konuşmuş olmayız. Neden mi?

Anlatayım: Bursa'nın sembolü olan Ulu Camii ile hemen 100 metre yanında yer alan Orhan Camii arasında Bursa Büyükşehir Belediyesi marifetiyle "Ramazan Eğlenceleri" adı altında her gece teravih vaktinde fasıl heyetleri kurulmakta, değişik solistler tarafından müzik icra edilmektedir. Bursa'dan ve Türkiye'nin muhtelif yerlerinden Ramazan-ı Şerif münasebeti ile "cami ziyaretleri" programları çerçevesinde ziyaret edilen yerlerin başında gelen Bursa Ulu Camii, ibadet için gelenlerin hiç de hoş karşılamadığı bir görüntünün gölgesinde kalmaktadır. İlahiyatçı bir belediye başkanının idaresindeki Bursa'da bula bula iki cami arasına sahne kurmak fikri, makul bir akıl sahibinin yapacağı iş değildir.

Ulucamii'de veya Orhan Camii'nde namaz kılarken dışarıdan gelen müzik sesi ve gürültülerden rahatsız olmaktayız. Geçen akşam imam efendi de mikrofonla namaz arasında dışarıdakileri ikaz etmek mecburiyetinde kaldı.
AK Partili Belediye Başkanı, Ramazan-ı Şerif'i eğlence ayı mı zannediyor?”

İstanbul’da oturan kardeşlerimiz bilir: Sultanahmet Camii etrafı başta olmak üzere bazı merkezi camiilerin etrafı Ramazan’da tam bir panayıra çevrilmekte, Bursa’dan yazan kardeşimizin belirttiği şekilde camide ibadet eden Müslümanları rahatsız edecek derecede çalgılar çalınıp, oyunlar oynanmakta, kısacası Ramazan’ın ruhunu katletmek için ne gerekiyorsa yapılmaktadır.

Kur’an’ın doğum ayı, böylece, palyaçolara, çalgıcı-türkücülere ve onlar için konser ve gösteri organizasyonu yapan şirketlere halkın kaynaklarının pervasızca aktarıldığı bir festival ayına dönüştürülmekte, Kur’an ise yine boynu bükük, yine terk edilmiş olarak bırakılmaktadır. Üstelik de bu yegane hidayet rehberinin doğum ayı olduğu için mübarek kılınmış Ramazan’ın tüm anlamı ters yüz edilerek, çarpıtılarak…

Kuş sütü eksik “iftar menüleri”

Bir de, yine sözümona “dindar” kişilere ait olduğu varsayılan lokantaların –ki restoran deniliyor artık- “iftar menüleri” var ki, Ramazan sanki oruç ayı değil ziyafet ayı! Ekmek bile bulamayan yoksullar varmış, iftarlarını bir çorba, soğan ve ekmekle açan yüzbimlerce fakir varmış… Beyzadelerin umrunda mı? Onlar arınma, nefsi terbiye etme, yoksulu, düşkünü gözetme, merhamet ve diğergamlığın ayı olan Ramazan’ı bile lüks ve şatafat ayına çevirme sevdasındalar. Onlar orucu bile, tek kişilik “iftar menüsü” 30 ile 100 YTL arasında değişen “restoran”larda açıyorlar. Dolayısıyla orucu bile festivale çevirmiş oluyorlar, onun anlamını ters yüz ediyorlar.

İşte, Ramazan doğduğu ayda böyle katlediliyor, hem de bu katliam “Ramazan etkinlikleri” adı altında yapılıyor. Ne dersiniz, Kur’an ayı mübarek Ramazan, kendisini onun gelişini kutlamak adına kaleden bu çarpık zihniyetten memnun olur mu?

Ramazan’ın ruhunu katleden, onu Kur’an’la içeçe olan anlamından koparıp bir festival ve eğlence ayına çeviren bu kadrolar, Ramazan ve Kur’an’a , onların düşmanlarının bile veremediği zararı verdiklerinin bilincine varmalıdırlar.

“Ramazan etkinliği yapıyoruz” adı altında Kur’an’ın doğduğu bu aya festival ayı muamelesi yapan ve toplumun Ramazan algısını iğdiş eden palyaçolara sesleniyoruz: Kur’an’ın doğum ayı olan Ramazan’dan derhal çekiniz o fasid ellerinizi! İlla soytarılık yapacaksanız, kendinize başka bahaneler ve mekanlar bulun. Kur’an’ı ve onun doğum ayı Ramazan’ı soytarılıklarınıza alet etmekten artık vaz geçin.
Gölge etmeyin başka ihsan istemez.

Not: Bu yazının ilk yayınlandığı İslam ve Hayat sitesine Diyarbekirli bir okuyucunun yazdığı yorum aynen şöyleydi: Bir de Diyarbakır'da, Büyükşehir ve alt kademe belediyelerinin açmış oldukları iftar çadırları ve bu çadırlarda yapılan soytarılıkları bir görün. Oruç tutmayanların iftar etkinlikleri nasıl olurmuş, onu da bir görün.

ŞÜKRÜ HÜSEYİNOĞLU-İKTİBAS
Logged

Sayfa: 1 [2] 3 4   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.165 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu