Kantolu Ramazan,Rakkaseli Kandil !

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Oruç > Kantolu Ramazan,Rakkaseli Kandil !
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Oruç > Kantolu Ramazan,Rakkaseli Kandil !
Sayfa: [1] 2 3 4   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Kantolu Ramazan,Rakkaseli Kandil !  (Okunma Sayısı 23881 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
duaekseni
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 497


« : 26 Ağustos 2008, 11:31:45 ÖS 23 »

Kantolu Ramazan, Rakkaseli Kandil !  (1)

      “ALLAHIM! RECEP VE ŞABANI BİZE BEREKETLİ KIL VE BİZİ RAMAZAN’A ERDİR” (HADİS-İ ŞERİF)


    Ramazan ; Rabbimizin sonsuz lûtuf ve merhametinin tecellisi olarak kuluna tenezzülü, vahyin nazil olmaya başladığı mübarek ay.

    İçinde bin aydan hayırlı gök sofrasının ilk kurulduğu gece olan Kadir Gecesi’ni barındıran ay.

    O sofranın başına “bismillah” deyip oturanların ömrünü bereketli, emin kılan, yücelten muazzam rızk.

    İndiği geceyi bin aydan değerli, bir insanın tüm ömrüne bedel kılan Kur’an’la  tanışıp,hayatına dahil eden kişiye katacağı değeri,yükselteceği makamı bir düşünsenize!

    Yine insanın cismini,maddi yönünü denetim altına alıp, manevi yönünün,ruhunun  cismani tüm ağırlıkları atıp özgürleşmesini,Rabbine yükselişini sağlayan oruçta bu ayın ziyneti, hediyesi.

    Kur’an’ın ifadesiyle “Ramazan ayı, içinde insanlara doğru yolu gösteren, doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp açıklayan, bir rehber olmak üzere Kur’an’nın indirildiği aydır. Sizden kim o aya erişirse oruç tutsun(Bakara/185)

    Efendimizin (sav) hayatına baktığımızda Recep ve Şaban aylarını Ramazan’a hazırlık dönemi olarak yaşadığını görürüz. Ruhunu, aklını, bedenini, gönlünü Ramazan bereketinin istifadesinin had safhaya ulaşması gayretini müşahede ederiz.

Nafile oruç ve namaz başta olmak üzere tüm nafile ibadetlerinde bir çıta yükseltme, zirveye varış, kamp dönemi(toplumdan tecrit anlamında değil) yaşadığını görürüz.

   Gaye; 11 ayın sultanı Ramazanı hediye eden, Sultanlar Sultan’ını (cc) gönül sarayına temiz-pak, misk kokuları içinde buyur etmektir.

    Vahiy gerçek amacı ve emirlerini yozlaştırıp onu kültür haline dönüştürenlerin elinde, dilinde ve gönlünde Furkan olma özelliğini yitirmektedir. Böylece hakla batılın mihenk taşı olan Kur’an ayı Ramazan’da diyet, festival ve reklâm ayına dönüşüyor.

   “Direkler arasında” Allah’ın kelamı, uzattığı dosdoğru ipi “hoş geldin ya şehr-i ramazan” görüntülerinin asıldığı ipe dönüşüyor. O ipin ucunda da ruhu boşaltılmış, kendi elleriyle ilmikleri boğazına geçirilmiş cesetler sallanmakta.

   Macuncuların, meddahların, filanca artist, şarkıcının, kurduğu iftar çadırları önünde arzı endam eden görüntüleri eşliğinde sömürü aracı kılınıyor.(Allah rızası için kurulup, yolda kalan, fakir-fukaraya hizmet verenler müstesna)

   Bu kadar vur patlasın, çal oynasın zihniyetine düçar olmuş, düğünü, derneği, eğlencesi, açılışı dansözsüz olamayan toplumda olunurda Ramazanı dansözsüz düşünülebilir mi?

Ramazan’a istinaden ad değiştirip Kantocu olarak göbek atıyor.”Efendim, yedi düvele nam salmış atalarımızın dininde ki bu tür sanat ağırlıklı(!) Ramazan kutlamalarını diriltmek ayrı bir güzellik” miş!..

  İslamcı yazar (ne demekse!) lardan birisi hararetle, gözleri ışıl ışıl anlatıyor;

  ”Bu yıl Almanya’dan tüm avrupaya Osmanlı dolayısıyla Türk kültüründeki Ramazan etkinliklerini Köln’den duyuracağız. Hazırlıklarımız tamam. Bende şu an Türkiye’de meddah ve kantocu olarak çalışacak sanatçılarımızla (!) kontrat imzalamak üzere bulunuyorum. Osmanlının tüm ramazan etkinliklerini Köln’de ki gurbetteki vatandaşlarımıza ve gayri Müslimlere tanıtıp, sevdireceğiz”

   Kolay gelmesin inşallah, Rabbim cümlemize basiret ihsan etsin diyorum kendi kendime. Bu gazeteci, dergi editörü (sanırım 3 dergi çıkartıyorlarmış), İslamcı yazarı(!) dinlerken gözlerindeki ışığın Kur’an’ı, orucun faziletini anlatıp, tanıtıp, yaşatıp, yaşayacağız diyeceğinden kaynaklandığı zannına kapıldım. Sevincim kursağımda kaldı.

  ”Rabbim bizlere Osmanlının değil asr-ı saadet döneminin Ramazanlarını idrak etmek bilinç ve muhabbetini ihsan eyle..(Amin..)

…//… (1)

(duaekseni)
 

Logged

"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
duaekseni
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 497


« Yanıtla #1 : 26 Ağustos 2008, 11:38:25 ÖS 23 »

Kantolu Ramazan, Rakkaseli Kandil! (2)

  “Kim bizim üzerinde bulunmadığımız ameli işlerse, o amel merduttur” (Hadis-i Şerif)   

 Her ne kadar Kadir Gecesi hariç, Kandil kutlamalarına yaklaşımım müspet değilse de birkaç gün önce kutlanan Miraç Kandilinde ki bir” ilk “ dikkatimi çekti. Kadir Gecesi malum Kur’an’la sabit. Rabbimiz kesin gününü belirtmemiş. Sanki bizlere tüm Ramazan’ın kadrini, kıymetini bilin. Bir güne, bir geceye sıkıştırıp ta, Ramazanın diğer günlerinden gafil olmayın dercesine.(Allahualem)

Hatta ben şöyle düşünüyorum. İnsanın vahiyle gerçek manada, hayatına yaşam biçimi olarak girip tanışması o kişinin kıymetini, kadrini arttıran günü/gecesi o kişinin Kadir Gecesidir.

   Yazacağım husus Kandillerin bid’at oluşu değil, bu yıl ilk kez alternatif bir Kandil Kutlama şekli.

  Elhamdulillah 3 yıla yakındır haberler dâhil TV izlemiyorum. Kanallar arasında dolaşırken kanalizasyona düşüp, karışma tehlikesinden korktuğumdan.

   Miraç Kandilinin olduğu gün zorunlu bulunduğum ortamda bir kanal açık ve alışılmışın dışında ( eskiden mevlit okunurı, Kur’an tilavet edilirdi-hoş mevlit'i de onayladığımdan değil ya) bir Kandil Kutlanıyor.

   Büyük bir salon hınca hınç dolu. İki bay sunucu. Türkücülerin, şarkıcıların biri gelip biri gidiyor. Bayan türkücüye (Ş.T) bay sunucu seslendirdiği ilahinin ardından hemen soruyor;

—Hayatınızda unutamadığınız bir Kandil anınız var mı?

—Tabii ki var. Sabahı oruçlu olduğum Regaip Kandili gününde annem kadar sevdiğim 83 yaşındaki Azimet teyzeyi defnetmiştik. O gece bu teyze için namaz kıldım(!) Bana hediye ettiği bu güzel ses için Allah’a şükrettim. Sonrada dua ettim. Allahım! Senin lütfun olan bu sesi bir gün Senin adının geçtiği ortamlarda ilahi söylemek için kullanmayı nasip et. İşte bu gün o duam gerçekleşti.

-….Hanım gerçekten o gece sizin miracınız olmuş.Allah’a yükselmişsiniz!

  İşte böyle bir Kandil Kutlaması.

  Bid’atlarin, Kuddûs olan makamdan geldiği gibi saf, katışıksız, tertemiz haldeki dine katıp karıştırıldığına canlı bir örnek.

   Sorulabilir; Şarkıcıyı, türkücüyü anladıkta “Rakkase” hani nerde kaldı diye?

   Kim bilir! O da bir sonraki Kandillerde yenilik adına, alternatif Kandil Kutlamaları adına “ fazla kıvırtmadan uslu uslu göbek at” tembihleriyle boy gösterebilir. 

     Asr-ı Saadet döneminde olmayan dine sonradan sokulmuş ne tür fazlalık ve eksiltme varsa hepsinin organizasyonunu şeytan planlar, nefsimiz uygulamaya koyar. Hem çoğu zaman samimi gözyaşlarımız eşliğinde.

Selam ve dua ile..

(duaekseni)

(2006 yılında kaleme alınan bir "karalamam". Anlaşılan değişen yeni bir şey yok! )
Logged

"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #2 : 27 Ağustos 2008, 12:56:40 ÖÖ 00 »

allah razı olsun güzel gözlemlerdi...

evet görüldüğü gibi ramazanı ifsad eden sulandıran medyadır.
bu nedenle görsel olsun yazılı olsun medyadan elimizden geldiğince uzak durmalıyız.

ramazan nedir; ne değildir...

bu bilince erişmeliyiz. bu nedenle düşünelim araştıralım ve paylaşalım bu konuyu

ramazan bedenen aç kalmakmıdır ? yoksa manen doymakmıdır ?


Logged
yıldız
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 89



« Yanıtla #3 : 27 Ağustos 2008, 09:01:51 ÖÖ 09 »

Ramazanın değeri bilindiği gibi Kur'andan gelir. Kur'anla o ayda şereflenildiği için Allah ramazanı mübarek kılmıştır.

Alıntı
”Rabbim bizlere Osmanlının değil asr-ı saadet döneminin Ramazanlarını idrak etmek bilinç ve muhabbetini ihsan eyle..(Amin..)

Asrı saadet döneminde yaşanan ramazanların farkı neydi? Onlar Kur'anı derhal hayatlarına uygulamak üzere okuyorlar ve hiç geciktirmeden hayatlarına aktarıyorlardı.

Alıntı
“Ramazan ayı, içinde insanlara doğru yolu gösteren, doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp açıklayan, bir rehber olmak üzere Kur’an’nın indirildiği aydır. Sizden kim o aya erişirse oruç tutsun(Bakara/185)


İşte bu ayeti hücrelerine kadar hissedip Allah böyle ayet göndermişse bu ayın kadrini bilmemiz gerekir diye düşünüp, bu doğrultuda hareket ediyorlardı.

Aslında mühim olan onların oruç tutmaları değil, orucun onları tutmasıydı.

İnsanlar Kur'ana nasıl yaklaşırsa Kur'anda onlara o şekilde cevap verir. Hidayet bulmak için yaklaşan hidayet bulur, şifre çözmek için yaklaşan hacker olur çıkar, bu konudada cahil kalmayım diye okuyan roman okur gibi okur Kur'anı vs..

Ancak Kur'anın kıymeti bilindiğinde ramazanlar hakkını vererek yaşanabilir.

Selam ve dua ile...

Logged

Dinle ey İsrail!Ey gökler dinleyin, ey yeryüzü kulak ver! RAB’in öfkesi dinmedi, eli kalkmış durumda
duaekseni
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 497


« Yanıtla #4 : 27 Ağustos 2008, 10:51:50 ÖS 22 »

Rabbim cümlemizden razı olsun.Dua ile..
Logged

"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
BaD-ı SaBa
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 29 Ağustos 2008, 04:23:15 ÖS 16 »

ALLAH razı olsun....

Ramazan eğlence ayı değildir, ibadet we hayır hasenat ayıdır.... İslam’da eğlenmek yok mudur...? Wardır ama dine uygun olmak şartıyla....

Osmanlı zamanında, Ramazan neşesini, cami içersinde yaşayan Müslümanlara karşılık, o dönemin İstanbul azınlığı denilen Rum, Ermeni we Yahudi gayrimüslim azınlığı da kendilerini direklerarası tabir edilen eğlenceleriyle awutarak o günün hakim İslam kültürüne ayak uydurmaya çalışmışlardır.....Bu uygulama günümüze kadar süregelmiştir....

Oruç insana manewi,kalbi disiplini kazandırdığı için bir lütuf olarak ALLAH'tan gelmiştir.... Zira, manewi disiplini olmayanlar, niyet we duygularını hayır üzere disipline edemeyenler, kolaylıkla, hataya, günaha düşebilir we zarara uğrayanlardan olurlar....
Ayette; “Ey inananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız diye, size de sayılı günlerde farz kılındı.” (Bakara; 183)


Logged
kardelen
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 368



« Yanıtla #6 : 29 Ağustos 2008, 08:43:15 ÖS 20 »

FIRSATLAR AYI RAMAZAN

Oruçla ilgili hükümlerin anlatıldığı ayetler, Bakara suresinin 183 ila 187. ayetleridir. Bu ayetler okunduğunda bazı kavramların ön plana çıktığı görülmektedir. Bu yazıda ilgili ayetlerde Ramazanın Müslümanlara sunduğu “fırsatlar” olarak değerlendirilen takvâ, Kur’an, şükür ve dua kavramları üzerinde durulacaktır.


1. TAKVÂ VE RAMAZAN

Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de orucun amacını şöyle belirtiyor:

“Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de korunasınız diye farz kılındı.” (Bakara, 2/183)

Mealde altı çizili olan yer, ayet metnindeki (لعلكم تتقون) “leallekum tettekûn” ifadesinin karşılığıdır. “Tettekûn” kelimesi, takvâ (تقوى) kelimesinden türemiştir. Bu durumda ibarenin anlamı; “takvâlı olasınız diye” demek olur. Takvâ, ‘korunmak’ demektir. Neden korunmak? Günahlardan, haramlardan, şirke düşmekten… Kısaca her türlü kötülüğe karşı kendini korumanın adıdır takvâ. İşte kişiye bu takvâ ruhunu aşılamanın yollarından biri de oruçtur. Zaten Farsça rûze kelimesinden dilimize geçen orucun Arapça karşılığı da savm / sıyâm’dır. Bu da ‘tutmak’ anlamına gelir: Kendini tutmak. Oruçluyken yemeye, içmeye ve cinsel ilişkiye karşı kendini tutmak. Oruç tutan bir Müslüman, aynı zamanda Allah’ın yasakladığı diğer şeylere karşı da kendini koruduğu vakit orucun hedefine yani takvâya ulaşacaktır. Budur Ramazan ayında oruç tutmanın gayesi, amacı: Kişiyi takvâya ulaştırmak, takvâ bilinciyle donatmak.

Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ramazan boyunca her gece kullara bu takvâ çağrısının yinelendiğini bildirmiştir:

"Ramazan ayının ilk gecesi girince şeytanlar ve cinlerin asileri zincire vurulur. Cehennem kapıları kapatılır, hiçbiri açılmaz; Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Ve bir seslenen şöyle haykırır: “Ey hayır isteklisi (hayır işlemeye) yönel! Ey şer isteklisi, kendini tut! (Çünkü) Allah’ın ateşten koruduğu kimseler vardır.” Ramazan boyunca bu iş her gece yapılır." (Tirmizi, Savm, 1; İbn Mâce, Sıyâm, 2)

Bu açıdan sadece aç susuz kalmak, perhiz yapmak değildir oruç. Ramazanda kişinin kendisini diğer zamanlarda olmadığı kadar “tutmasını” bekliyor Allah. “Şimdiye kadar olmasa bile hiç olmazsa bundan sonra” manasında bir fırsat veriyor, orucu kötülüklere kalkan yapmasını bekliyor insandan. Nitekim Peygamberimiz sallâhu aleyhi ve sellem de orucun bu yönüne vurgu yapmış, şöyle buyurmuştur:

“Oruç bir kalkandır. Oruçlu kötü söz söylemesin. Kendisiyle itişmek ve dalaşmak isteyene 'ben oruçluyum, ben oruçluyum' desin ve onunla dalaşmasın.” (Buhari, Savm, 2; Müslim, Sıyam, 164.)

Bunu yapamadıktan yani kendini tutamadıktan sonra orucun gayesi olan takvâya nasıl ulaşacak insan! Şöyle buyuruyor bir kez daha Peygamberimiz:

"Yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmayan bir kimsenin, yemeği ve içmeyi bırakmasına, aç kalmasına, Allah'ın ihtiyacı yoktur!” (Buhari, Savm, 8; Tirmizi, Savm, 16)

“Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir.” (İbn Mace, Sıyam, 21)

Oruç ayetlerine başlarken takvâ vurgusu yapan Allah, bu ayetleri bitirirken bir kez daha aynı şeye vurgu yapıyor ki oruç – takvâ ilişkisinde hiçbir kapalılık, anlaşılmazlık kalmıyor:

“…Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; sakın onlara yaklaşmayın! Böylece Allah sakınıp korunsunlar diye (لعلهم يتقون) insanlara ayetlerini iyice açıklıyor.” (Bakara, 2/187)

Bu durumda anlaşılıyor ki Ramazanın verdiği ilk fırsat, takvâdır. Bu kesinlikle kaçırılacak bir fırsat değildir. Ne yapıp edip bu fırsatı değerlendirmeli, takvâyı bünyemize kazandırmalıyız.


2. KUR’AN VE RAMAZAN

Ramazanı Ramazan yapan değer, Kur’an’dır. Bunu şu ayetten gayet açık bir şekilde anlamaktayız:

“Ramazan ayı; öyle bir aydır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hak ile batılı ayıran Kur'an, o ayda indirilmiştir.” (Bakara, 2/185)

Ne anlama gelir bu ayet? Sevdiğiniz, beğendiğiniz bir şeyi dostlarınıza, arkadaşlarınıza anlatırken onun en güzel tarafı ile başlarsınız. “Bu sene bir yere tatile gittim. Öyle güzel bir havası vardı ki…” dersiniz, havasını çok beğendiyseniz. Yahut sizin için gerçekten muhteşem olan manzarasından veya sessizliğinden, sakinliğinden başlarsınız… Yani orayı sizin için bir kez daha gidilesi, görülesi kılan şey ne ise onu ön plana çıkarırsınız. Allah Teala da Ramazanı bize öyle sunuyor: “Ramazan öyle bir ay ki Kur’an o ayda indirilmiştir.” Tabiri caizse “ne yapın ne edin Ramazanı Kur’an’la yaşayın” diyor Rabbimiz. “Eğer muhteşem bir Ramazan yaşamak istiyorsanız bunu Kur’an’sız yapamazsınız” demektir bu. Zira Kur’an’sız bir Ramazan, tatsız tuzsuz bir yemeğe benzer. Yersiniz ama lezzet almazsınız.

Öyleyse bundan önceki ramazanları Kur’an’sız yaşama bahtsızlığını gösterdiysek ve Allah bir fırsat daha verdiyse bize, bu sene farklı bir Ramazan geçirmek zorundayız demektir: Kur’an’lı bir Ramazan… Diğer zamanlarda olmadığı kadar Ramazanda Kur’an’a vakit ayırmak, onunla ilişkilerimizi bir kez daha gözden geçirmek durumundayız.

“Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitleri mi var?” (Muhammed, 47/24) ilahi uyarısını göz önünde bulundurarak okuduğumuz Kur’an’ı anlamaya, anladığımızı da hayatımıza aksettirmeye büyük özen göstermeliyiz. Bugüne kadar “her Ramazanda bir hatim” idiyse hedefimiz bu Ramazan farklı olmalı. “Okuduğumu anlamaya çalışmalıyım” diyerek kendimize bir program yapmalıyız. Her gün birkaç ayet veya 1 sayfa yahut 5, 10, 15 sayfa.. Yapabilen her gün bir cüzü mealiyle birlikte okumalı. Nasıl olursa olsun dikkat etmemiz gereken asıl nokta, Kur’an’ın kalbimizde yer etmesi için ağır ağır, tane tane okumaktır. Zira Allah Kur’an’ı bu amaçla parça parça indirmiştir: “Kafirler: Kur'an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane okuduk.” (Furkan, 25/32)

Netice itibariyle diğer zamanlarda ayıramadığımız kadar bu Ramazan, Kur’an’a, kitabımıza, vakit ayırmalıyız. Bu da Ramazanın bizlere sunduğu fırsatlardan ikincisidir.


3. ŞÜKÜR VE RAMAZAN

Ramazanın öyle pek de fazla dillendirilmeyen bambaşka bir özelliği daha vardır. Ramazan, oruç ve Kur’an ayı olmasının yanı sıra aynı zamanda bir şükür ayıdır. Oruç ayetlerinin devamında Allah Teala şöyle buyuruyor:

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır (...) Allah size kolaylık diliyor, zorluk dilemiyor. Bir de o sayıyı tamamlamanızı ve size gösterdiği doğru yol üzere kendisini yüceltmenizi istiyor. Umulur ki, şükredesiniz!"(Bakara, 2/185)

Şükür, teşekkürdür. Kadir kıymet bilmek, kul olduğunu hatırlamaktır. Aciz olduğunun, Allah karşısında veren el değil alan el olduğunun, rızka muhtaç olduğunun farkına varmaktır. Bir ramazana daha ulaştırdığı için, bir kez daha fırsat verdiği için, bu sevinci bir kez daha yaşattığı için Allah’a teşekkürün ifadesidir.

Ramazanın, orucun bir başka hedefi, kullara şükür bilinci aşılamaktır. Şükür, bir sevincin dışa vurumudur. Ramazan gibi bir nimete gark olan mümine yakışan bir teşekkürdür.

İnsan nasıl ibadetle emrolunmuşsa aynı şekilde şükretmekle de emrolunmuştur:

“Hayır! Yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol.” (Zümer, 39/66)

Fakat maalesef bu emri çok az insan yerine getirmektedir.

“…Allah, insanlara çok ihsanda bulunmuştur, lâkin insanların çoğu şükretmezler.” (Yunus, 10/60; Neml, 27/73)

Şükrün zıddı, küfrân-ı nimettir. Yani nankörlük etmek, görmezlikten gelmektir. Allah’a şükretmeyen, ona nankörlük ediyor demektir.

“Şüphesiz biz insana doğru yolu gösterdik. Bundan sonra ister şükredici olsun ister nankör.” (İnsan, 76/3)

“Artık Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara, 2/152)

Kul şükrettiğinde Allah bundan hoşnut olur, kuluna verdiği nimetleri daha da artırır. Fakat nankörlüğün cezası da çok kötüdür:

“…Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir!...” (İbrahim, 14/7)

“Eğer nankörlük edecek olursanız bilin ki Allah sizden müstağnidir, hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, ama kullarının inkâra sapmalarına razı olmaz. Eğer şükrederseniz, bundan da hoşnut olur…” (Zümer, 39/7)

“Siz şükredip iman ettikten sonra Allah ne diye sizi cezalandırsın ki? Allah şükredenlerin mükâfatlarını bol bol verir ve her şeyi hakkıyla bilir.” (Nisa, 4/147)

Şükretmeyen insan, şeytanın hesabına çalışan insandır. Zira şeytan, Allah’ın huzurundan kovulduğu ve kıyamete kadar yaşama izni aldığı vakit Allah’a şöyle demişti:

«Öyle ise» dedi, «Sen beni azgınlığa mahkûm ettiğin için, ben de onları gözetlemek üzere Senin doğru yolunun üzerinde pusu kurup oturacağım.» «Sonra onların gâh önlerinden, gâh arkalarından, gâh sağlarından, gâh sollarından sokulacağım, vesvese verip pusu kuracağım, onların birçoğunu şükreden kullar olarak bulamayacaksın!» (A’raf, 7/16–17)

İşte Ramazan şükretmeyenlere, edemeyenlere yepyeni bir fırsat. Allah şükredelim diye çeşit çeşit nimetlerin yanı sıra bizlere bir de Ramazan nimetini bahşetmiş. Öyleyse bu Ramazan diğer ramazanlardan bu yönüyle de farklı olmalı. Kur’an’la birlikte şükre de hayatımızda gerekli yeri verdiğimizde takvâlı kullardan olmaya bir adım daha yaklaşmış oluruz.


4. DUA VE RAMAZAN

Oruç ve ahkâmı ile ilgili 4 ayetin (Bakara 183, 184, 185 ve 187. ayetler) arasına serpiştirilen dua ile ilgili şu ayetin anlamına dikkat etmek gerekir:

"Kullarım sana beni sorarlarsa, ben yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da bana karşılık versinler. Bana güvensinler. Böylece olgunlaşırlar." (Bakara, 2/186)

Anlaşılıyor ki oruç ile dua arasında sımsıkı bir ilişki bulunmaktadır. Hazır oruçluyuz, Kur’an’ımızı okuyor, şükrümüzü de ifa ediyoruz. Yani yukarıdaki ayette Allah’ın bizlerden istediği gibi biz ona “karşılık veriyor”, onun istediklerini yapıyoruz. Aynı zamanda şeksiz şüphesiz bir şekilde Ona “güveniyoruz”. O halde sıra bizde: Açalım ellerimizi, Ondan isteyelim. Biz de Ondan karşılık bekleyelim. Ona yalvara yalvara, için için dua edelim. Onun istediği gibi: “Rabbinize yalvara yalvara ve gizlice dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” (A’raf, 7/55)

Duanın samimiyeti, onun gizliliğinde saklıdır. Buna çok dikkat etmek gerekir. Ebû Musâ radıyallâhu anh anlatıyor: "Bir sefere (Hayber Seferi) çıkmıştık. Halk (yolda, bir ara) yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm müdahele ederek:

"Nefislerinize karşı merhametli olun. Zira sizler, sağır birisine hitap etmiyorsunuz, muhatabınız gaip de değil. Sizler gören, işiten, (nerede olursanız olun) sizinle olan bir Zat’a, Allah'a hitap ediyorsunuz. Dua ettiğiniz Zât, her birinize, bineğinin boynundan daha yakındır" dedi." (Buhârî, Daavât 50, 67, Cihâd 131, Meğâzî 38, Kader 7, Tevhîd 9; Müslim, Zikr 44; Tirmizî, Daavât 3, 59; Ebû Dâvud, Salât 361.)

İftar edene kadar oruçlunun duasının reddedilmeyecek dualar arasında olduğunu Peygamberimiz de müjdelemiştir. (Tirmizi, Daavât, 146) Demek ki dua da yukarıda sayılan takvâ, Kur’an ve şükür gibi kaçırılmayacak fırsatlardan bir diğeri. Ramazanda bir daha bu fırsatı bulamayacakmışçasına bol bol dua etmeliyiz.

Buraya kadar yazılanları kısaca özetleyecek olursak: Ramazan sadece aç kalmaktan ibaret değildir. Ramazan kişiye bir şeyler kazandırmak için vardır. Bunlardan ilki takvâdır. Kişi oruçlu iken kendisini her türlü kötülüğe karşı koymanın mücadelesi vermelidir. “Sade müslümanı” “muttakî Müslüman” yapmaktır orucun gayesi. Dolayısıyla bu bilinçle tutulmalıdır oruç.

İkinci olarak Kur’an’la ilişkiler gözden geçirilmeli, zaaflar varsa giderilmelidir. Ramazanı ramazan yapan değer Kur’an, diğer zamanlardan daha çok yer tutmalı Müslümanın gündeminde. Bunun için sahur vakitleri biçilmiş kaftan olarak düşünülebilir. O vakitte hem beden dinlenmiş, hem de zihin berraklaşmış olur. Tam vaktidir Kur’an’la baş başa kalmanın… Kesinlikle feda edilmemeli...

Ve şükür ile dua… Bu Ramazan bunlara da bolca yer vermeliyiz. Hem ne vaktimizi alır ne dilimizi yorar ne de işimize engel olur!

Sonuç olarak bambaşka, farklı bir Ramazan için, belki de son Ramazanımız için, artık hazırlanma vaktidir. Rabbimizin istediği şekilde bu huzuru yaşayanlara dünyada bayram, ahirette de cennet vardır.

Sehl İbn Sa'd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık o kapı kapanır, kimse oradan giremez." (Buhari, Savm 4, Bed'ü'l- Halk 9; Müslim, Sıyâm 166, (1152); Nesâi, Sıyam 43; Tirmizi, Savm 55)

Cenab-ı Hakk bizlere ramazanı çok güzel bir şekilde ihya etmeyi, neticesinde de bayram yapmayı nasib etsin.


Yahya ŞENOL

<
Logged
musluman
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 42


« Yanıtla #7 : 30 Ağustos 2008, 10:20:44 ÖÖ 10 »

sevgili duaekseni kardeşim,

bu yazılarınız da çok güzel. yazdıklarınızı çeşitli ortamlarda takip etmeye çalışıyorum. hakikaten farklı bir duruşunuz var. farktan kastettiğim, cahiliyyeye bulaşmadan islamın manevi değerlerini kimliğinde somutlaştırarak, müdahaneye tenezzül etmeden, sahih bilginin peşine düşerek yazıyorsunuz. Allah sizden razı olsun. Bunları şunun için yazıyorum, arkadaşlar da bilsinler bu sitede ne cevherler barındığını Wink, siz Ramazan'ı nasıl geçireceksiniz? Ramazan'ı daha bereketli kılacak önerileriniz var mı? İftar menüsünde ne olmalı? Nasıl teravih kılınmalı? Vesaire vesaire... Somut önerilerinizi yazarsanız çok memnun olurum, istifade etmek isterim.
Logged
esen
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 926


"lalüebkem"


« Yanıtla #8 : 30 Ağustos 2008, 10:32:44 ÖÖ 10 »

sayın müslüman yazdığınız tüm görüşlere fazlasıyla katılıyorum .
daha önce bi kaç kez yazmak istedim nasip olmadı gerçekten yazdıklarını kaçırmamaya çalıştığım sayın dua eksenine çok teşekkür ediyorum.Rabbim razı olsun inşallah ,sebep olduğunuz için sizdende inşallah...
ramazan hakkındaki  fikirlerini bende merak ediyorum faydalanalım inşallah...
Logged

cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde
murat
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 30 Ağustos 2008, 08:18:33 ÖS 20 »


  ”Rabbim bizlere Osmanlının değil asr-ı saadet döneminin Ramazanlarını idrak etmek bilinç ve muhabbetini ihsan eyle..(Amin..)


amin.


   Kim bilir! O da bir sonraki Kandillerde yenilik adına, alternatif Kandil Kutlamaları adına “ fazla kıvırtmadan uslu uslu göbek at” tembihleriyle boy gösterebilir. 

Smiley

teşekkürler kardeşim.


364 günü küfür içinde geçirip... kadir gecesi, hıristiyanların yaptığı gibi günahlarımızın affı için allah'a töbe etmemiz ne derece doğrudur?

çünkü ertesi gün tekrar devam edecek küfrümüz! (nasıl olsa sıfır kilometre oldum.)

bu allah'la dalga geçmek değil midir?

Logged
duaekseni
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 497


« Yanıtla #10 : 03 Eylül 2008, 12:07:51 ÖÖ 00 »

müslüman ve esen kardeşlerim iltifat etmişsiniz "karaladıklarıma".

duaekseni'nin ramazanı nasıl yaşadığımı? Bazılarını ara sıra paylaştığım yazılarımda zikrediyorum.Ama izniniz olursa bir önerim var.Hemen hiç uymadığımız ama Rasulullah'ın islamiyet öncesi ve sonrası hiç terk etmediği bir sünnesi olan itikaf ibadetini ramazanda kısada olsa mutlaka yaşayın derim.Malum bir saatten az olmamak üzere niyetlenilip Rable başbaşa kalınan muhteşem bir zaman dilimi.

kardelen katkılarınız için Rabbim razı olsun.

Murat bey kardeşim değerlendirmeliriniz için ben teşekkür ederim.Selam ve dua ile..
Logged

"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
musluman
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 42


« Yanıtla #11 : 03 Eylül 2008, 05:14:03 ÖS 17 »

Allah razı olsun duaekseni kardeşim.

birkaç gün itikaf yapmayı düşünüyoruz aslında bir kardeşimle birlikte ama, nasıl olabileceği konusunda henüz net bir fikre sahip değilim.

mesela şöyle bir soru yönelteyim size, itikafta konuşmanın sınırı-ölçüsü nedir? ve yapılacak olan şeylerin sınırı-ölçüsü nedir? örneğin kur'an okumalıyız ama kur'anla ilişkili kitaplar okumak itikafa aykırı mıdır? kuranla ilişkili olmayan kitaplar okumak ya da gazete okumak itikafa zarar verir mi?

biraz detaylı anlatabilir misiniz mümkünse ?
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #12 : 03 Eylül 2008, 10:38:35 ÖS 22 »



musluman, sorular için saolasın...
tam bende  itikaf kavramını açmanızı isteyecektim...

teorik olarak tamam itikaf diye bir ibadet duyduk okuduk ama pratikte nedir nasıl yapılır, neler dahildir neler hariçtir ?
klasik mezhebii katı kurallarından ziyade peygamberin hikmetli uygulama çeşitliliği nedir. bunları öğrenmek isteriz açıkçası...

saygılar
Logged
duaekseni
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 497


« Yanıtla #13 : 04 Eylül 2008, 12:20:08 ÖÖ 00 »

İtikâf

Sözlük anlamı: Hapsetmek, alıkoymak, bir yere yerleşmek, oraya bağlanıp kalmak anlamlarına gelir.

İslam fıkhında ise; Bir mescitte niyet edilip, belli kurallara bağlı kurallar çerçevesinde ibadet niyetiyle belli bir süre kalmak anlamına gelir.

Aşağıda zikredeceğim ayetten tarihinin ne kadar eskiye dayandığını bilmemekle beraber İbrahim (as) zamanında da var olan bir ibadet türü olduğunu anlıyoruz.

“Biz Beytullâh'ı insanlara sevap kazanmaları için toplantı ve güven yeri kıldık. Siz de Makam-ı İbrâhim’i namazgâh edininiz! İbrâhim ile İsmâil’e de: “Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve secde edenler için bu Evimi tertemiz bulundurun!” diye emretmiştik.” (Bakara 125)

 İslam öncesi cahiliye Araplarında da uyulan bir ibadet türüdür. Bu duruma ışık tutan aşağıdaki hadisi zikredebiliriz;

“İbni Ömer anlatıyor: "Babam Ömer cahiliye devrinde iken geceyi itikâfa girmek üzere nezretmişti (adamıştı). Hatta Mescid-i Haram'da bir gün itikâf yapmayı adamıştı diye de rivayet edilir. Durumu Hz. Peygamber (sav)'den sordu. Rasulullah"Nezrini yerine getir" buyurdu."

(Buhârî, İtikâf 5, 15, 16; Humus 19, Megâzî 54, Eymân 29; Müslim, Eymân 27, (1656) Tirmizî, Nüzûr 12, 12, (1539); İbnu Mace, Keffarât 18, (2129). )

Siyer Kitaplarından anlıyoruz ki kadim Arap örf ve geleneği olan bu ibadet türünü Hz.Peygamber’imiz de (sav) İslamiyet’ten önce uygulamaktadır. Mekân olarak ta Hira Mağarası’nı seçmektedir. Vahiy gelip, Nebilik göreviyle şereflendirildikten sonra mescid de itikâfa girmiştir.

Sürüp gelen bu kadim ibadet türünü Rabbimizin tasvip ettiğine dair şu ayeti zikredebiliriz.

“. ….Mescitlerde itikâfa çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah ayetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.” (Bakara 187)

 İtikâfın, Rasulullah’ın (sav) Medine’ye hicret ettikten sonrada hiç terk etmediği sünneti olduğunu yine siyer kitaplarından öğreniyoruz. Bu hususa delil olarak yine aşağıdaki hadisi zikredebiliriz.

—Hz. Aişe anlatıyor: "Rasulullah (sav) vefat edinceye kadar Ramazan'ın son on gününde itikâfa girer ve derdi ki: "Kadir gecesini Ramazan'ın son on gününde arayın". Rasulullah (sav)'den sonra, zevceleri de itikâfa girdiler."

(Buhârî, Fadlu Leyletü'l-Kadr 3, İtikâf 1,14; Müslim, İtikâf 5, (1172); Muvatta, İtikaf 7, (1, 316); Tirmizî, Savm 71, (790); Nesâî, Mesâcid 18, (2, 44); Ebu Dâvud, Sıyâm 77, (2462, 2464); İbnu Mâce, Sıyâm 59; (1771).)

Peygamberimiz hiç terk etmediği bu sünnetine hanımları da iştirak etmişlerdir. Ancak aşağıdaki hadisten anlıyoruz ki uygulamanın yanlışlığından dolayı Rasulullah  bir kez itikâfı terk etmiş (bozmuş) ve bunun gerekçesini açıklamıştır. Daha sonra Şevval ayında kaza etmiştir.

—Yukarıdaki hadis babında yer alan)Bir başka rivayette şöyle denir: Peygamberimiz her Ramazan'da itikâfa girerdi. Akşam namazını kılar kılmaz itikâf mahalline gelirdi. Râvi der ki: Bir gün Hz. Aişe de itikâf için izin istedi. Rasulullah izin verdi. Mescidin içinde itikâf için bir çadır kuruldu. Bunu Hafsa validemiz işitti, O'nun için de bir çadır kuruldu. Arkadan Zeyneb validemiz için de bir çadır kuruldu. Sabah olup da Rasulullah hücresinden çıkınca dört çadır kurulduğunu görür ve "Bunlar da ne?" diye sorar. Durum haber verilince: "Onları bu işe sevk eden şey nedir, Allah'ın rızasını kazandıracak bir amel düşüncesi mi? Hayır! Derhal kaldırın, gözüm görmesin!" diye emretti. Çadırlar kaldırıldı. O Ramazan Rasulullah’ta itikâfı terk etti. Şevval’in son onunda itikâfa girdi."

Aynı rivayetin bir diğer versiyonunda : "Rasulullah çadırların kaldırılmasını emretti. Derhal yıkıldılar. O yıl itikâfa girmeyi Ramazan'da terk etti, Şevval ayının ilk onunda yerine getirdi."

Bu konuda görüş bildiren âlimler eşlerini itikâftan men etmek değil, mescidin her yerinin işgal edilmiş ve namaz kılmaya alan kalmamasını sebep gösterirler.

Tüm bu açıklamalardan İtikâfın meşruiyetinin Kur’an ve Sünnetle sabit olduğunu ve Rabbimizin tasvip ettiği bir ibadet türü olduğunu görüyoruz.(Farz ibadet değil dikkat!)

Şimdi kısaca İtikâfı uygulanışı açısından inceleyelim.

—Vacip(adanmış) Olan itikâf: İtikâf ibadet olarak vacip değildir. Ancak kişi nasıl ki kurban, oruç adamakla (nezir) bu eylemleri kendi üzerine borç (vacip) kılıyorsa itikâf adaması halinde de kişi kendi üzerine itikâfı vacip kılmış olur. Mutlaka yerine getirmesi gerekir. Vacip olan itikâfta Şafi mezhebi haricindeki  diğer üç mezhebe göre oruçlu olmak şarttır. Süresini kişi kendisi belirler.

Nezir(adak) Rasulullah’ın pek fazla onaylamadığı bir ibadet türüdür. “Adak cimriden mal çıkmasıdır” buyuruyor.

Bu tür itikâfa Hz.Ömer’e ilişkin yukarda zikrettiğimiz hadis örnek verilebilir.

—Nafile(müstehap) olan İtikâf: Çoğunluk âlimlerin birleştikleri nokta bu itikâf türünde asgari süre belirlenmemiştir. En azının bir saat olacağını söyleyenler bulunmakla birlikte bir mescide/camiye girerken niyet edilmek suretiyle orada geçen süreyi itikâf olarak kişi geçirebilir diyenler çoğunluktadır. Oruçlu olmayı gerektirmez.

Buradan hareketle hanımlar da kendi evlerinde itikâf şartlarına uymak kaydıyla aynı şekilde niyet ettiği süre kadar nafile olarak itikâfa girebilirler.

—Sünnet-i Müekkede: Rasulullah’ın bir kez yukarda zikrettiğimiz hanımlarının mescide kurdukları çadırlar sebebiyle kızıp kazaya bıraktığı hariç, hiç terk etmediği sünneti.
Ramazanın son on gününde mescid de girdiği itikâf türü. Burada “ekkede” kökünden gelen “müekkede” kavramına bir açıklık getirirsek:

Ekkede; emin, şüphesi olmayan, zorunlu alan.
Müekkede; Kesin, emin, şüphesiz, tekid edilmiş, pekiştirilmiş anlamlarına gelmektedir.

Mütevatir olarak bize kadar ulaşan rivayetlerden Rasulullah’ın gerek İslam öncesi Hira’da gerekse de Risaletten sonra mescid de hiç terk etmeden, eşlerinin de kendisiyle birlikte uyguladığı bir itikaf türüdür .

İtikâfın Şartları:

— Niyet etmek, cemaatle namaz kılınan camiler (hanımlar içinde evinde olabilir) de girmek.
—Vaktini namaz, tevbe, istiğfar, tefekkür, Kur’an okumak/yaşama geçirmek gayesiyle anlamaya yönelik çaba sarf ederek geçirmek.
—Dünyalık dert ve tasalara yönelik olmamak kaydıyla ilmi, manevi yönü geliştirici ders, sohbet, ilmi çalışma çerçevesinde yapılan grup çalışmaları ya da ferdi çalışmalar. Kötü sözlerden sakınmak, hayır ve hakkı söylemek.
—Temiz pak giyinmek.
—Kendine ya da malına bir zarar geleceği korkusu olmaksızın itikâf mahallini terk etmemek. İhtiyaç gidermek, abdest tazelemek ya da gerekli bir durum oluşursa gusül abdesti almak için hemen gidip itikâf mahalline dönmek.
—Cuma namazı kılınmayan bir mescid ise Cuma namazı için gidilip dünyalık sözlere dalmadan hemen kılınıp geri gelmek.
—Eşlerine yaklaşmamak, cinsel arzu ve isteğe yol açacak davranışta bulunmamak.
—Hanımlar için özel durumlarının olmadığı zaman dilimini seçmek.

Sonuç olarak:

İtikâf; İnsanın kendi içinde yaptığı yolculuktur. Tüm dünyalık dert, gale, tasadan sıyrılıp Allah’a hicrete giden yoldur.

O kadar lüzumsuz sözler sarf ediyoruz ki çoğu zaman. İtikâf aynı zamanda dilinde terbiyesidir. Hep “kâl diliyle” söylediklerimiz değil bazen de “hâl diliyle” söylediklerimizin daha etkili olduğunun farkına varmaktır aynı zamanda.

İslam insanın elbette yaşamının tamamını ya da çoğunluğunu, toplumdan soyutlanıp uzlet hayatı şeklinde yaşamasını tasvip etmez. Bilakis ailemize ve topluma olan görevlerimizi yerine getirmek için insanlarla ve diğer mahlûkatla birlikte yaşamayı emreder.

Ancak hayatımızın tamamına hükmeden dünyalık işlerimizden bir nebze olsun ayrılıp en azından o güne kadarki yaşamımızın artı ve eksilerinin “T Cetveline” dökülüp muhabesinin yapıldığı kar/zarar tespitinin adıdır itikâf.

E canım ; çoluk çocuk,yiyecekleri,ihtiyaçları,kollanıp,korunmaları,iş güç…. Diyenlere;

Var say ki öldün!

Hiç korkma. Endişede duyma. Saydıkların hepsi sana emanet edilen unsurlar. El-Emin’e emanetini bir an olsun emanet et gönül rahatlığıyla ve var dur huzuruna.

Zira o emanetleri asla zayi etmez!

Selam ve muhabbet ola..

(duaekseni)









Logged

"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"
musluman
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 42


« Yanıtla #14 : 04 Eylül 2008, 04:36:53 ÖS 16 »

Sağolun. Arada sırada yapmak lazım. Cemaatle namaz kılınan, mescid işlevi gören vakıflar da itikaf için uygun olabilir diye düşünüyorum. Ayrıca şu da dikkatimi çekti, Ramazan dışında da itikaf yapılabiliyormuş demek ki.

Fevzi Zülaloğlu da, Ramazan Risalesi isimli kitabında bu konuya değiniyor. Ona da bakılabilir.
Logged
Sayfa: [1] 2 3 4   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.122 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu