Dokuz çete, dokuz ayet

(1/1)

maxpayna:




Dokuz çete, dokuz ayet

İhsan Eliaçık



“Çete” TDK sözlüğünde şöyle tanımlanmış: “Yasa dışı işler yapmak veya etrafındakileri korkutmak amacıyla bir araya gelmiş topluluk…”

“Haydut” ise şöyle: “Silahlı soygun yapan kimse…”

Bu sözcüklerin Türkçe’ye Sırpça (çeta) ve Macarca’dan (hajdu) geçmiş olması da ilginç!

***

Kur’an’da “ülkede fesat çıkaran dokuz çete” diyerek Hz. Salih’in kavminden, “ateşe çağıran liderler/çete elebaşları” diyerek de Firavun yönetiminden bahsedilir;

“Ülkede, yapıcı hiçbir şeye yanaşmayan ve boyuna yıkıcı davranıp fesat çıkaran dokuz çete (tis’atu raht) vardı.” (Neml; 27/48).

“Onları ateşe çağıran çete elebaşları (eimmeten yed’une ile’nnâr) yaptık.” (Kasas; 28/41)

***

Kur’an, sahipsiz bulduğu her şeyi talan eden, oluşturdukları “dokuz çete” ile herkese ait olan (kamu) üzerinde soygun, talan, hırsızlık ve yolsuzluk iktidarı kuran Semud çetelerine, Hz. Salih aracılığı ile, ortalığa sahipsiz bir deve salarak “Allah’ın devesine dokunmayın!” çağrısı yapar.

“Allah’ın devesi” (Nagatallah), Türkçe’de “Allah’ın dağı…”, “Allah’ın suyu…” dememiz gibi sahipsizliğin, özel şahıslara ait olmamanın yani “kamu” malı olmanın ifadesi oluyor. Zira Allah’a ait olan her şey aynı zamanda herkese/en-nâs’a ait demektir. Bunlara dokunulmamalı, soyguna ve talana girişilmemelidir. Çünkü onların üzerinde herkesin hakkı vardır. (bkz. “Allah’ın devesine dokunmayın” başlıklı makale).

Malum, Semud ileri gelenleri, Hz. Salih’in çıkışını, kurdukları “çete düzeni” için tehdit sayarlar ve o bildik kadim yönteme başvururlar: Fail-i meçhul cinayet!

“Allah’ın adını anarak kendi aralarında: ‘Bir gece evini basarak onu ailecek katledelim. Sonra yakınlarına olay anında orada değildik, inanın hiçbir şeyden haberimiz yok deriz’ diye anlaştılar.” (Neml; 27/49).

Onlar bir plan kurarlar fakat hiç fark edemeyecekleri bir yerden Allah planlarını altüst eder. Yani baskın, suikast ve ele geçirme planları akamete uğrar.

***

Aynı şekilde Kur’an, halkını sınıflara ayıran, zayıfları ezen, erkeklerine kurbanlık koyun muamelesi yapan, kadınlarını hayasızlığa zorlayan ve böylece ülkede “devlet terörü” estiren Firavun yönetimine, Hz. Musa aracılığı ile “dokuz ayet” iletildiğini söyler. (İsra; 17/101, Neml; 27/12).

Bu dokuz ayetin ne olduğunu Hz. Peygamber şöyle açıklamıştır;

“Saffan bin Assal’dan, o şöyle demiştir: “Bir Yahudi arkadaşına Bizi şu peygambere götür de “apaçık dokuz ayet” hakkında soralım dedi. Bunun üzerine hep beraber Hz. Peygamber (s.a.v) ’in yanına gittik. O ikisi soruyu sordular. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Bu dokuz ayet; 1- Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayın 2- Hırsızlık yapmayın 3- Zina yapmayın 4- Adam öldürmeyin 5- Sihir yapmayın 6- Faiz yemeyin 7- İftira atmayın 8- Savaşta kaçmayın 9-Cumartesi yasağına riayet edin…dir.” dedi. Bunun üzerine o iki Yahudi ayağa kalktı ve Hz. Peygamber’in ellerini ayaklarını öperek şöyle dediler; “Şahadet ederiz ki sen peygambersin. Eğer kavmimiz tarafından öldürülmekten korkmasıydık, hiç şüphesiz sana tabi olurduk.” (Razi, Kurtubi, İbn Kesir).

Öyle anlaşıyor ki bunlar aslında Firavun yönetimine yönelik çağrılardı. Çünkü Hz. Musa’dan bu “dokuz ayeti” Firavun yönetimine iletmesi istenmiştir. Firavun’un “ateşe çağıran çete elebaşları” (eimme) bunlara uymaya çağırılmıştır.

***

Peki…

Bunları bugün nasıl anlamalıyız?

Şehre/ülkeye/dünyaya egemen “dokuz çete” ve ateşe çağıran çete elebaşlarına “dokuz ayet” bugün için ne anlama geliyor?

Öyle ya, şu an ortada ne Salih var, ne Semud, ne Allah’ın devesi, ne Firavun, ne de Musa. Bunlar toprak olalı binlerce yıl oldu…

Asıl, sana, bana, ülkeme dair yani bugünkü dünyaya ne deniyor, ona bakmalı değil miyiz?

Buradan bakınca, dünyanın gelmiş geçmiş tüm “çetelerine” son derece diri, yaşayan, evrensel çağrılar yapıldığını görüyoruz. Sanki doğrudan doğruya günümüzü, çağımızı anlatmakta…

***

Hz. Peygamberin tefsirinden ilhamla, “dokuz ayet” bize ne diyor ve bakın “dokuz çete” ne manaya geliyor;

1- Allah’a ortak koşmayın: Allah’ın yarattığı şu yeryüzünde, insanlık üzerinde tanrılık taslamayın. Dünya egemenliği sevdasından vazgeçin. G-8 adı altında (ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Japonya, Kanada, Rusya… İspanya’da dahil olunca G-9 oluyor). Yeryüzünün “dokuz çetesi” misiniz siz? Sizden büyük Allah (insanlık) var.

Aynı şekilde egemen olunan ülkelerde 1- Askeriye, 2- Bürokrasi 3- Yargı 4- Medya, 5- Aydın, 6- Sermaye, 7- İstihbarat, 8- Sivil toplum örgütleri ve 9- Emekliler içinden devşirerek kamuda çete yuvalanmaları oluşturmayın. Yasadışı yollarla herkese ait olanı (kamuyu) ele geçirmeye kalkışmayın. Kendinize “devlet tanrısı” icat edip onun arkasına sığınarak karanlık işler çevirmeyin. Sizden büyük Allah var, halk var, millet var…

2- Adam öldürmeyin: Süikast planları yaparak, fail-i meçhül cinayetler işleyerek anaları dul, çocukları yetim bırakmayın. Egemenlik hırslarınız uğruna insanları katletmeyin. Bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir.

3- Hırsızlık yapmayın: Herkese ait olan (kamu) malını çalmayın. Kamu arazilerini peşkeş çekmeyin. Usülsüz ihalelerle eşe dostu nemalandırmayın. Nitelikli dolandırıcılık yapmayın. Zimmetinize para geçirmeyin. Herkese ait olanı talan etmeyin; Allah’ın suyu, arazisi, petrolü, doğalgazı, dağı, taşı… üzerinde nasıl olsa sahibi yok diye akbabalar gibi uçuşmayın…

4- Zina yapmayın: Nikah ve evlilik topluma sunulmuş bir arz (ırz)dır. Nikah sözleşmesi ise verilen söz, ilke, kural (nomos) demektir. Bunu ihlal eden topluma arz ettiği şeyi çiğnemiş, sözün namusu ile yaşamamış, eşini aldatmış demektir. Eşini aldatan ise herkesi aldatır. Lümpen ve pespaye yaşamayı bırakın. Aile sorumluluğu içinde kendinize erdemli ve dürüst bir hayat kurun.

5- Faiz yemeyin: Haksız kazanç peşinde koşmayın. Verilmeyeni almayın, hakkınız olmayanı istemeyin. Sermaye gücünü kullanarak insanları kredi kartı kölesi yapmayın. İçinde emek ve alınteri olmayan kazanç hırsızlık ve yolsuzluktur.

6- Sihir yapmayın: Olayları çarpıtmayın, olanı başka türlü göstermeyin, göz boyayarak gerçekleri örtbas etmeyin. Bilimsel ve teknik bilgilerinizi zulüm düzenlerinin emrine vermeyin. Olanı başka türlü göstererek kan ağlayan dünyayı, acı çeken halkları sanki hiçbir şey olmuyormuş, her şey toz pembeymiş gibi göstermeyin. Ekranları bir simulasyon (benzetim/olanı başka türlü gösterme) aracı olarak kullanmayın.

7- İftira atmayın: Yalan yere insanları karalamayın. İnsanları olmadıkları şeylerle suçlamayın. Muhalifleri toplumun gözünden düşürmek için andıçlamayın. Suçsuz yere insanları adi iftiralarla sindirmeye çalışmayın. Montaj kasetler hazırlayıp tedavüle sokmayın.

8- Savaştan kaçmayın: Kamunun her türlü nimetinden istifade edip, iş savaşmaya, yurt savunmasına gelince kendi çocuklarınızı yağlı ballı yerlere sevkettirip, kimi kimsesi olmayan garibanları cephelere sürmeyin.

9- Cumartesi yasağına riayet edin: Hukuku delmeyin. Hukuku işinize gelmediği zaman çiğneyip geçmeyin. Hukuk hilelerine başvurarak dolap çevirmeyin. “Kitabına uydurarak” hukuk ile onamayın.

**

İşte bunlar, başta Semud’un “dokuz çetesi” ve Firavun’un “ateşe çağıran çete elebaşları” olmak üzere, dünyanın gelmiş geçmiş tüm çetelerinin ortak özellikleridir.

Şurası unutulmamalı ki “dokuz çete” ülkelerde/ yüryüzünde bittikçe “dokuz ayet” de adalet arayan yüreklere inmeye devam eder…

Siz bu dokuz ayeti, doksandokuz veya doküzyüz doksandokuz ayet şeklinde “çokluktan kinaye” olarak da anlayabilirsiniz. İster dokuz deyin, ister doksandokuz; iyiliğe, güzelliğe, doğruluğa, dürüstlüğe, gerçeğe, adalete, sevgiye ve merhamete dair bütün sözler O’nundur, O’ndandır…

İçi kötülük ve fesat dolularda biten “fucur ilhamı” ne kadar çoksa, içi iyilik ve adalet dolulara inen “takva ilhamı” da o kadar çoktur.

İner de iner; tâ insanlığın tanyeri ağarıncaya, karanlıklardan aydınlığa çıkıp “selam” (barış, esenlik, adalet) tüm ülkelere/yeryüzüne egemen oluncaya kadar…

KAYNAK

Navigasyon

[0] Mesajlar