Günün Şiirleri

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GENEL (Bilgi Platformu) > Edebiyat > Şiir Defteri (Moderatör: Yonetim) > Günün Şiirleri
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GENEL (Bilgi Platformu) > Edebiyat > Şiir Defteri (Moderatör: Yonetim) > Günün Şiirleri
Sayfa: [1] 2 3 ... 19   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Günün Şiirleri  (Okunma Sayısı 126601 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1005



WWW
« : 17 Temmuz 2007, 12:07:27 ÖS 12 »

SEVDAMIN RENGİ
     
sevdamın rengi vardı
bulutlardan daha güzel,
okyanusları kıskandıracak kadar
ve evrenin tüm mavilerinden daha başka
tüm mavilerden daha güzel...

sonra bir gün
bir gün mavinin solmaya,
mavinin rengini yitirmeye ve
mavinin bitmeye başladığını gördüm...

bir gün
bir gün sevdamın rengini çaldığını gördüm...
sadece mavi sevdamı değil
sen hayatımdaki bütün renkleri almıştın...

sonra elimde sadece siyahın kaldığını farkettim...
artık günlerim siyahtı, gecelerim siyah...
gökyüzü siyah, denizlerim siyah
ve gökkuşağı bile sadece siyahtı...

duygularım siyahtı,
sana olan sevdam siyah,
artık umutlarım,
artık özlemlerim siyah...

ve eğer bir gün dönersen geri
belki gelir renklerim seninle beraber...
ya da bu can siyah bir hayattan,
siyah bir dünyadan,
siyah bir özlemle beklediği
başka bir karanlığa göçer gider...

son_yakamoz
Logged
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1005



WWW
« Yanıtla #1 : 18 Temmuz 2007, 09:42:34 ÖÖ 09 »

Bir Er...

Seyyah olup şol alemi gezersen,
Abdülkadir gibi bir er bulunmaz,
Ceddi Muhammed'tir eğer sorarsan,
Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Cümle evladına yeşil yaraşır,
Aşka gelir bu cihanı dolaşır,
Ana mürid olan Hakk'a ulaşır,
Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Benim şeyhim beni Hakk'a götürür,
Nice müşkül işlerimi anda bitirir,
Muhammed'in sancağını götürür,
Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Çevre gelir dervişleri derilir,
Ayet ile ihyalanır sorulur,
Kudretinden kısmetleri verilir,
Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Giderler kazaya çalarlar satur,
Daima yaparlar hoş gönül hatur,
Bağdatta türbesi nur olmuş yatur,
Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Derviş Yunus, biz çekeriz zahmeti,
Üstümüzde hazır ola himmeti,
Oğlum demiş ana, Resûl Hazreti,
Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Yûnus EMRE
 
Yukarıdaki şiir; Yunus Emre (k.s)'nin Seyyid Abdülgadir Geylani (k.s.) Hazretlerine ithafen yazmış olduğu şiirdir.
Logged
YALNIZ_KURT
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 16

Yürek Safından...


« Yanıtla #2 : 19 Temmuz 2007, 01:54:35 ÖS 13 »

Yusuf’u kaybettim, Kenan ilinde…

Hüznün çocuklarıyız biz. Yüreğimiz kabuk bağlamış yaralarla.
Bir dokunulup, bin ah işittiren yürekler.
 Acı katığımız.Umut örselenmiş yüreğimizde sadık bir yoldaş…

Güneş en erken bize doğar, ilk ışıklarını bizimle paylaşır
geceden yalnız bırakmamışız dostumuzu.
Yüreklerimizi ısıtır,sonra da bizi geceye bırakır…Yıldızlara…Uzaklara…Derinlere… Karla kaplı yüreğimiz üşür, yalnızlıktan…


Yusuf bulunur, Kenan bulunmaz!


Bir tebessüm etmişsek Güneş’e, bin defa da sessizliğinde
sensizliğinde ve gecenin eşliğinde ağlamışız.
Kuyuya bırakılan Yusuf’uz…

Dudaklarımızın kenarında mütevazi bir tebessüm saklıdır.
Gözyaşıyla beslenen…
Kim bilir belki umut oradan yeşeriyordur yüreklere...
Sakın dokunmayın yüreğimize.
Vardır her zaman hüzün gözbebeklerimizde, bir dokunulsa akıp dudaklara doğru kayacak olan bir yudum gözyaşı seli…



Kuyuya terk edilen ey Yusuf!
İhanetin hançeri sürekli aynı ellerde midir?
 Her zaman kardeşler mi bırakır kuyuya? Ya anneler? Ya babalar? Onlarda bırakırlar mı evlatlarını kuyuya?
Bir ömür kuyuda geçer mi Yusuf?
Sahi kervancılar ne zaman geçecek buradan?



Bu aklı fikr ile Leyla bulunmaz…



Yusuf! Ey Mısırın Sultanı!

Peki ya ben kimim? Neden kuyu?
Benim Mısır’ım neresi?
Kader garip bir bilmece midir ey Yusuf?
Ne zaman çözülür bu bilmece?

Gecede neler gizlemiş sahip?
Neden uykusuz geceler?
 Neden tatsız hayat?
Neden içtiğim suyun tadı yok? Yoksa…

Yoksa bu kuyunun suyu mu?


Yusuf! Bir ömrün vebali nedir?
 Ödeyebilir mi bir insan bunu?
 Kuyudan ne zaman çıkılır Yusuf?
Ellerimi uzattıkça engelim çarpıyor Yusuf?
Bir küçük kuş gibi dışarı çıkmak için çırpındığımda
kafese çarptığımda , elimde sadece yorgunluk kalıyor!
Yüreğim acıyor! Başım yorgunluktan dönüyor!
 Yorgunluğum bedenden değil ha!
Zihnin o kadar yoğun ki Yusuf?


Bu ne yaredir ki derman bulunmaz!


Sahi sen kuyuda iken neler yaptın?
Kimlerle arkadaş oldun?
Kimi sırdaş tuttun masum yüreğine?
 Nemli duvarları mı? Nasıl tutundun o kuyuda?
Kolların seni taşımaktan yorulmadı mı çıkmak için her elini uzattığında? Umut var mıydı minnacık yüreğinde?
 Sahi onu nasıl sakladın kirli yüreklerden?


Yunus öldü deyu sela verirler…


Yoruldum ben Yusuf?
Yaşamak var ile yok olmak arasında bir çizgi ?
Çokta önemli değil nefes alıp vermek!!!
Bu bilmecenin sonu nedir Yusuf?

Üşüyorum…
Ürperiyorum…
Ya sar bedenimi bedenine…
Ya da bırak düşeyim…


Adaşım! Tut artık göğüs kafesimden…
Yoruldum, düşeceğim.
Sahi düşsem de kurtulacağım, bıraksan da!


Ya tut! Ya da bırak!
Araf ta bırakma…!


Ölen beden imiş aşıklar ölmez!!!!!

Logged

Ağır Seviyorum...
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1005



WWW
« Yanıtla #3 : 20 Temmuz 2007, 01:30:13 ÖS 13 »

Ey sözlerin aslın bilen, gel de, bu söz nerden gelir?
Söz aslını anlamayan, sanır bu söz benden gelir.

Söz var kılar gönlü şad, söz var kılar bilişi yad
Eğer horluk, eğer izzet, her kişiye sözden gelir

Söz karadan akdan değil, yazıp okumaktan değil
Bu yürüyen halktan değil, Halik âvâzından gelir

Ne elif okudum ne cim, ne varlıktandır kelecim
Bilmeye yüz bin müneccim, tâli'üm ne ıldızdan gelir
...
Yunus, bu derd ile âh et, kahr evinde neyler rahat?
Bu derde derman kefâret, bir âh ile sûzdan gelir

Yunus Emre
Logged
esedullahmurat
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 20 Temmuz 2007, 09:25:59 ÖS 21 »


Sana kırgın olmak isterdim zaman zaman…
Sana kırgın olmayı hakedecek kadar hukukum olmasını yani üstünde!
Ve; "Unuttuğumu zannetme" diyemeyeceğin mesafelerde olmak isterdim sana…
Yani; beni "unutma ihtimalinin" bile olamayacağı mesafelerde!

Bilirim, seversin beni.
"Bilirim" sadece, çünkü öyle söylersin!..
Ama soluyamam… Ama dokunamam… Ama yaşayamam…
Bilirim, seversin beni;
Odandaki lambanın açma anahtarına iliştirdiğin bir kartpostal gibi!..

Ben, güze bakan ağaçlar gibi meyvelerimi dökmeye başlamışsam dibime…
Ve ben de "senin gibi" sevmeye başlamışsam artık…
Ve ben de sana demeye başlamışsam; "Ben de unutmadım seni!.."
Bir mevsimi tüketmiş demektir tarlalar; ekilmeden, dikilmeden, sulanmadan ve gübrelenmeden…
Halbuki kısır mevsimlere gebedir tüketilmiş her mevsim!

Yıllar, kenarda bekler; geceye doğru giden trenleri gözleyen çocuklar gibi…
Yollar, dürmededir artık kendini!
Ve hatıralar süpürülmededir hafızalardan; "artık" paylaşılmayanlara yer açılsın diye!..

Bilirim tabii ki unutmadığını…
Unutmayışımdan bilirim.
Bilirim, seversin hâlâ beni; çünkü sevmek
"Hâlâ"dır işte, hâlâ aradığımız delîl!

Sana kırgın olmak isterdim aslında, zaman zaman…
Yani üstünde, sana kırgın olmayı hakedecek kadar hukukum olmasını!
Ve; "Unuttuğumu zannetme" diyemeyeceğin mesafelerde olmak isterdim sana…
Yani; beni unutma ihtimalinin bile olamayacağı mesafelerde!

___alıntı___
Logged
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1005



WWW
« Yanıtla #5 : 21 Temmuz 2007, 09:25:38 ÖÖ 09 »

Alıntı
Bilirim, seversin beni.
"Bilirim" sadece, çünkü öyle söylersin!..
Ama soluyamam… Ama dokunamam… Ama yaşayamam…
Bilirim, seversin beni;
Odandaki lambanın açma anahtarına iliştirdiğin bir kartpostal gibi!..

 Cry Cry Cry
Logged
esedullahmurat
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 22 Temmuz 2007, 01:11:36 ÖS 13 »

Bir Kelime


Ansızın, bir kelime düştü kalp şehrinin yıldızlara gebe simasına.
Bir kelime ile yerle bir oldu tüm şehir.
Bir kelime ile soykırıma tabi tutuldu nice soylu aşklar.
Oysa yine bir kelime ile eğilmişti daha dün secdeye, içimde sayısız başlar.
Bir kelime ile, her şey bir kelimeyle...
Bir kelime ki, açtığı derin çukurda boğuldu tüm şehir.

___Hacer Nazan Toy ___
Logged
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1005



WWW
« Yanıtla #7 : 23 Temmuz 2007, 05:25:08 ÖS 17 »

BİR ÖMRÜN, KÂĞIDA İZDÜŞÜMÜDÜR...

anlayamayacak kadar küçüktüm
başladığında bu dünya sürgünüm;
günlerin gülsüz ve dikenli ikliminde
gözbebeklerimi kandan çiçekler gibi büyüttüm..
Bedenime arkadaş paslı prangalar,
kürek mahkûmu çocuk ellerim,
düşlerim ateşten deryalar...

`yürü!` dedin
ve başladı yolculuğum.
aynadaki suretimin,
gelmiş ve geçmiş günlerimin,
gelecek ve geçecek günlerimin üzerine
kayıp neslimle birlikte yürüdüm..

`gör!` dedin gördüm ömrümü
çocukluğumu gördüm güle oynaya
ilk gençliğim geçti gözümün önünden ağlaya ağlaya...
yelkovanın an be an soldurduğu akrebin kıskacında
ihanet mezarlığına çok dostlar gömdüm..
limansız nice gemiler gördüm;yükü,yalancı sevda..
bulutsuz yağmurlar fısıldadı
aşkın kısır anasının adını kulağıma;
`gönül gözü sürgülü Leyla..`
işte böylece bir gece hüzünler kuşağında
iki cilt arasında şiir'i gördüm..
sevdim şiir'i..
sevmediğim gibi hiçbir isi! ve aramak,`yanmak` için ilk önce!
ve gözlerimi kapadığımda gördüm ki;
bir damlaysa kalbim,Deniz,bu...
sonra...
aşk'ı gördüm ateşi görür gibi.
aşk'ın huyu bozdu mürekkebi;
kabardıkça kabardı kelimeler,
karardıkça karardı alınyazım...
ve yazdıkça yazdıkça yıllarca
bir gün gördüm ki
yazdığım her kelimeyle birlikte KÜL'e dondum...

`git öyleyse!` dedin,
`bir denizin en gizlisine..!`
kendi suskumla orada senin için
benden bir mihrap yonttum...
ne aklı selim, ne bir ışıktı muradım
bekledim SES'ini günlerce gecelerce.
Bu çileyi gütmek için
tüm çölümü yalın ayak, yalın yürek yürüdüm...
Koşturdum durdum aklımı
fikrimin bir ucu Safa bir ucu Merve..
ve `Duy!` dedin bir gün, boşuna beklemedim elbette!
Uyandı uyuyan kalbim gecenin avuçlarında SES'inle..
O Ses ki bekledi Tur ve Hira aylarca, güneşlerce..

`KÜN!` demiştin bir zaman
gülümsemişti Âdem...
ve bir nur yağmıştı Cebrail'le dünyaya
ve Muhammed titremişti `IKRA!!`
inlemişti mağara...
İşte bu iki kelam arası
gecen saniyeler sayısınca
okudum duamı sessizce
tövbemi eklediğim hikâyemi bunca
`böl!` dedin ikiye böldüm...
senden önce, senden sonra...
yarısı `kul` şimdi hikâyemin..
aklim ödünç alınmış iki kanadıyla
bir garip pervanenin
uçmakta Adın'a
diğer yarımı bulmak için..
bulmak için aramak bahane
ve aramak, bahane yanmak için..

yandıktan sonra belki adını koyar
diğer yarımın bir tek hece; `NUR`...
ve dilimden bir dua dökülür;

`sonucum ve sebebim sensin
yak ve kendine kat,affet beni..
yazacaksa yazsın alnımda mahşer günü,`azadlık`
bilmek yeter bana,duamı kabul ettiğini..
amin....`
 
ALINTI
Logged
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1005



WWW
« Yanıtla #8 : 23 Temmuz 2007, 06:00:32 ÖS 18 »




Gül Kasîdesi
   
Bir damla düşer toprağa bak hâresi güldür
Pervâne döner harda fakat, çâresi güldür!

Bülbül, sana yâr olmak için nârlara düştü
Dâim yakışan hep sana, bir kırmızı güldür.

Dünyâ ki harâp olsa yeter gûl-i Muhammed (s.a.v)
Billûr dudağından dökülen her sözü güldür.

Kim derse eğer, nerde alâmet bize O’ndan?
Baksın hele dünyâya da her gördüğü güldür.

Hem kan tükürenlerle zaman kardeş olunca
Şâhid sana, ardında bu çöl kumları güldür.

Sensiz bu mekânlar karadır, darmadağındır
Dünyâdaki tüm renklerin en kutsalı güldür.

Aşk sende bulur kendini, yurdun ki gülistân
Âlemleri aydınlatacak gözyaşı güldür.

Ey gül! Yok olur yokluk eğer sen var olunca
Cân buldu cihân, âb-ı hayât varlığı güldür.

Taştan taşa çarpıp su, gülistâna akar hep,
Fermân tanımaz kalplere, aşk âteşi güldür.

Sen, yağmur olup sîneye şefkat bırakırsın,
Aşk bahçesinin sâhibi sen, sunduğu güldür.

Çağlar kapanır gitme, kıyâmet kapımızda
Ey yâr! Gidişin gurbet olur, vuslatı güldür.

Ardında hüzünler bırakıp gitme efendim
Efsûn mu değil, bizde karanlık sızı güldür.

Güller küle râm oldu firâkınla, bizi güldür
Bu âteş-i aşkın, gece yıldızları güldür.

Gül yüzlüyü yazmakla biter sancılı günler
Sevdâların en kutsalı kalplerdeki güldür.

Tarife ne hacet gülü, meydanda bütün gün
İnsanlığı kurtarmak için sunduğu güldür.


2006 / KONYA

 
Zafer Şık
 
 
 
Logged
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1005



WWW
« Yanıtla #9 : 24 Temmuz 2007, 06:21:00 ÖS 18 »

Unuttuk

Ne çabuk unuttuk, ne çok unuttuk...
Dünya kalınası değildi,
yeryüzünde karar kılamazdık ki.
Geldik ve nihayet dönecek değil miydik?
Şimdi hatırladığımız bu..
Ve hiç unutmayacağımız...

Ne çok unuttuk, ne çabuk unuttuk
Bizden önce gelenleri ve bizden önce gidenleri
Güzel atlara binip giden güzel insanları
Sırf ölümünü güzel eylemek için yaşayanları
Ölümünü 'düğün gecesi' gören güzel bakışlıları

Ne çok uyuduk göklerden habersiz.
Ne çok unuttuk semaya yüz dönmeyi
Ayağımızı yere sabit belledik
Elimizdekileri sahiplendik
Değil elimizdekilerin,
elimizin bile elimizde olmadığını hatırlamak zamanı şimdi.
Çok hatırlamak ve çabuk hatırlamak zamanı.

Unuttuk;
dünya bir gölgelikti oysa
Yolcu olduğumuzu unuttuk,
yolumuzun buradan geçtiğini sadece
Sadece uğradığımızı şu dünyaya
Yükümüzü yeğni tutmayı bilemedik.
Biriktirdik, çoğalttık, artırdık ve saydık
Geriye ne kaldı?
şimdi hatırladık
Sermayemiz yokluktu, servetimiz acizlikti
şimdi hesapladık.

Unuttuk,
Yüzümüzde Rahmanın nakşı vardı
Gözümüzde Cemalin bakışı vardı
Gönlümüzde Bekanın aşkı vardı
şimdi, yüzümüz yerde kaldı
Gözümüz yaşta kaldı
Gönlümüz darda kaldı
Hatırladık ve anladık ki,
Bu dünyanın ötesi vardı

Gelin, burada kalmayalım.
Yüzümüzü Rahmanın vechine döndürelim,
Gözümüzü Gufranın tecellisine çevirelim,
Gönlümüze 'neylerse güzel eyleyen' Mevlamızın tesellisini devşirelim.

Hatırlayalım, hatırlayalım ki,
'Hatırlamaya değer bir şey bile değil'ken
Yüze geldik, varlığa vardık, dile geldik, ışığa vardık
Kimsenin bizi bilmediği, kendimizi de bilmediğimiz
Derin bir unutuştan alındık
Hatırlandık, hatırı sayılır olduk.

Fakat ne çok unuttuk ve ne çabuk unuttuk
Unutuşun çocuğu olduğumuzu
Varlığın uçarı kuşu olduğumuzu
Kanatlarımız olduğunu,
yerde kalanlardan ve arza bağlananlardan uzakta
Kaderimiz olduğunu
Gelip gitmenin, konup göçmenin,
Ondan gelip Ona gitmenin
Ne güzel olduğunu

Hatırlayalım hatırlayalım ki
Unutuştan alınmış
ve çokça unutmuştuk
Unutmayalım ki
Hep hatırlandık, hep hatıra kaldık
ışte o zaman enkaz altından çıkarabiliriz ruhumuzu
Ve o zaman yüreğimizdeki yangın yeri
ıbrahimvari bir gülşene döner
Ve biliriz ki,
Mazlumlar mahzun olmazlar
Masumlara hüzün erişmez asla
Ve korku yoktur şehidlere...
___alıntı___

Logged
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1005



WWW
« Yanıtla #10 : 27 Temmuz 2007, 01:04:39 ÖÖ 01 »

Kimsesiz Hiç Kimse Yok

Hiç kimse yok kimsesiz
Herkesin var bir kimsesi
Ben bugün kimsesiz kaldım
Ey kimsesizler kimsesi

*******

Kimse aradığım yollarda
Kimsesizlik kimsem oldu
Dinsin artık hicranın cana
Kimse aradığım yollar
Kimsesiz kimselerle doldu


Fatih Sultan Mehmet (Avnî)
Logged
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1005



WWW
« Yanıtla #11 : 10 Ağustos 2007, 12:13:47 ÖS 12 »

Edep yahu! ...

Edep;
ağlayabilmektir ağlanılacak yerde
insanlığın üzüntülerine,dertlerine...
bazen gülebilmektir insanların yüzüne edep
güneş gibi...
...
Edep;
müminliğini idrak edip umutla bakabilmek
geleceğe edeple
saadet devrini hatırlamak, hatırlamak neki unutmamak
yaşamaktır edep
...
Edep;
takatin yettiği kadar haykırmak nefsine sessizce
edepsizler duyana kadar
gözyaşıyla yüzü yıkamaktır edep
...
Edep;
kuranın sesini duyabilmek duyurabilmektır edep
gönlüne sindire sindire her zerresinde
secdeye başkoymaktır gecenin bir yarısı...
...
Edep;
hülyalarında sadece onu görebilmektir...
ona ümmet olabilmektir edeple
ve sevebilmektir yaratılanı
yaratandan ötürü
...
En zor anında
ümidini kaybetmemek
paylaşmaktır medinedeki paylaşma gibi
imanın yaldızıdır edeb
ciddiyettir edep latifeyi unutmadan
Dalkavukluğa kafa kaldırmaktır edep
...
Edep;
islam deryasına atabilmektir kendini
fedakarlıktır aşktır edep
dost kalabilmektir Allah dostuyla
emanete sadakattır edep...
bazen susmaktır gözyaşıyla edep
günahları tövbeyle yakmaktır edep
...
Edep yahu! ... 

__alıntı__
Logged
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1005



WWW
« Yanıtla #12 : 24 Ağustos 2007, 12:46:31 ÖS 12 »

__EĞER SENİ SEVMESEYDİM__

Her an “ölecekmişim” gibi içimde titreyip duran korkudan...

Ve her an yeni bir hayata “doğacakmışım” gibi içimde çarpıp duran heyecandan habersiz...

Ve sevdiğimi zannedip...

Sevgiyi bildiğimi zannedip...

Yaşayacaktım...

Yaşamak denirse...

Seni sevmeseydim...

***

Mevsimleri sevmeyecektim...

Sevdiğimi zannedip...

Yağmurun mahzun kalbimi okşamasını...

Nefes almakta zorlandığımda rüzgarın yetişmesini...

Güneşi...

Yıldızları...

Gülü ve bülbülü bilmeyecektim...

Ve gizlice ağlamayı...

Bildiğimi zannedip...

Aşkı bilmeyecektim...

***

Seni sevmeseydim...

***

“Bir ömür boyu” yetmezdi bana...

Ben seni severek...

Cenneti istemeyi öğrendim; ve sonsuzluğu...

Uykuyu uysal bir kedi gibi yanıma alıp, şafak vakti ettiğim dualarda...

Sana ve sevgime bakıp...

Rabbimi öğrendim...

O’nun büyüklüğünü öğrenmenin mümkün olmadığını öğrenip...

Hayreti öğrendim...

***

Eğer seni sevmeseydim...

Yaşadığımı zannedip...

...


Murat Başaran
Logged
LaEdri
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1005



WWW
« Yanıtla #13 : 25 Ağustos 2007, 09:35:22 ÖÖ 09 »

Shakespeare'den Shakespeare'e

Çok şey var
Olmakla olmamak arasında

Bence bütün ve her şey
Bölmekle çıkarmak arasında

Çokluk ikiye bölerler her şeyi
Toplamakla çarpmak arasında

Ben dörde bölerim her şeyi
Gitmekle kalmak arasında

Bir yokluk, yok olmak
Aldanmakla inanmak arasında

Bir varlık, var olmak
Unutulmakla unutmak arasında

Ben yok oldum kimi zaman
Yok olmamak içindim kimi zaman

Var oldum öyle anlar oldu ki
Var olmamak içindim kimi zaman

Her şey senin yüzünden
Deyip çıkmak vardı aradan

Ama ben bilirdim ki
Benim yüzümdendi de çoğu zaman
 
Özdemir Asaf
 
Logged
vuslat
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 62



« Yanıtla #14 : 26 Ağustos 2007, 02:57:38 ÖS 14 »

cok güzel Wink
Logged
Sayfa: [1] 2 3 ... 19   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.218 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu