Bursa Özgür-Der Seminerleri

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Bursa Özgür-Der Seminerleri
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Bursa Özgür-Der Seminerleri
Sayfa: 1 2 3 [4]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Bursa Özgür-Der Seminerleri  (Okunma Sayısı 35854 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ilahisevda
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 72



« Yanıtla #45 : 01 Haziran 2009, 11:43:04 ÖÖ 11 »

özgür der kurulduğu günden bugüne izzetli tavrını ve duruşunu korumuş bir çok noktada oldukça yapıcı çalışmalar yapmış ve halen yapmaktadırlar hamza abi hülya abla rıdvan abi gerçekten çok güzel çalışmalara imza atmaktadırlar onlar ile kolektif bir şekilde çalışan tüm özgürder camiasıda alerinden gelen fedakarlığı yapmaktan geri kalmamaktadırlar allah cc kendilerinden razı olsun .

bursa şube başkanı aziz abi benim hemşehrimdir .
ayşegül kardeşim paylaşımın için teşekürler allah cc razı olsun .
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #46 : 20 Haziran 2009, 04:09:43 ÖS 16 »

Yorumunuz için ben de teşekkür ederim.
Allah razı olsun Smiley

Aziz abi'ye siteden bir hemşehriniz selam söyledi derim ben de Smiley
Selam ile..

Logged
ilahisevda
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 72



« Yanıtla #47 : 19 Ağustos 2009, 11:13:27 ÖÖ 11 »

Engeller:
Genelleme
Bir yanlışı görüp, genelleme  ile  söyleyerek, asabiyetle  davranma..
evet toplumların geneleme ile yaptıkları çok büyük zulümler mevcuttur bir insanın hatası üzerinden geneli suçlayan kişillikler genele çok büyük bir haksızlık yapmış olurlar...

özgürder bursa şube başkanı hemşehrim aziz abiye ve tüm çalışanlarına saygı ile selamlar yoluyorum.
ayrıca ayşegül kardeşime bu güzel paylaşımından dolayı tebrik ve teşekkür ediyorum.
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #48 : 24 Ağustos 2009, 01:10:10 ÖS 13 »

Sayın İlahisevda, Allah razı olsun..
Okuduğunuz için ben teşekkür ederim.

Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #49 : 24 Ağustos 2009, 01:11:34 ÖS 13 »



Özgür-Der Çocuk Kulübü
2009-2010
Eğitim Faaliyeti
03.10.2009 Tarihinde Başlayacaktır.

İrtibat: Selçuk Hatun Mah. Hamam Sok. Kardeşler İşhanı 22/1 Heykel - Osmangazi / Bursa
Tel.: 0 224 220 11 05 - 0 534 494 23 63
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #50 : 09 Ekim 2009, 10:27:09 ÖS 22 »

Seminerlerimiz çok şükür başladı..
Dernek faaliyetlerinin de başlangıç tarihi olan 03.10.2009 Cumartesi günü, Serap Bulut ablamızın sunumuyla 'İslam'da/Kur'an'da Kadın' konusunu işledik/dinledik.. (süper bir açılış olmuş oldu Smiley İnşallah hayırlara vesile olur)
Serap ablamız şuanda görevini yapmayan tarih öğretmeni olduğunu seminer sonrasında yaptığımız konuşmada öğrendim. Nasıl bir soruyla oldu derseniz, kendisinin sunumu çok akıcı ve güzel.. Dikkatimin dağılmadan dinlediğim nadir insanların arasına kattığım için olabilir. Serap ablayı tebrik ve teşekkürlerimi iletirken bu özelliği de belirtince sunumunun güzelliğini öğretmenliğine bağladı. Maşallah abla Smiley diyeyim yeniden..
Bu ikinci dinleyişim, ilki ise geçen sene feminizm konusu idi.. Onu da burada yayınlamıştık..

Bu seminerin Haksöz'de yayınlanan özet metnini yayınlamak istiyorum.
ımm beni dinlediğiniz için pek teşekkür ederim Smiley
Allah'ın Selamı üzerim/nize olsun Smiley


Özgür-Der Bursa Şubesi; her sene düzenlemiş olduğu alternatif eğitim seminerleri’nin 2009-2010 dönemini 3 Ekim Cumartesi günü, Serap BULUT’un sunumunu yaptığı ‘İslam’da Kadın’ konusuyla başlatmış oldu.



Serap BULUT konuşmasına, Cahiliye toplumundaki kadının durumuna değinerek başladı ve günümüzdeki kadının konumuna değinerek İslam'ın emrettiği kadın şablonunu, peygamberin hayatından verdiği örneklerle inceledi.

Batı dünyasının liderliğini yaptığı ideolojilerin kadına yüklediği anlamlara değinen BULUT, Feminizm'de sürekli çatışma halinde olan kadını, Kapitalizm'de; özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinde reklam kültürünün etkisiyle sürekli tüketen bir makineye dönüştürülen kadını, çalışma zorunluluğu olmamasına rağmen madenci olmak istediğinde bile günde on iki saat çalışma zorunluluğu getiren Komünizm'i, günümüzdeki kadın örnekleriyle; merkezde olma isteği ile erkek ve kadının çatışmalarını inceledi.

Sonuç olarak; Kur'an'daki kadın örnekliğine değinen BULUT, Hz. Musa'nın annesin, Hz. Meryem, Hz. Asiye, Hz. Meryem'in Annesi ve aksi örneklerle Hz. Lut'un karısı, Hz. Nuh'un Karısı, Ebu Leheb'in karısı gibi Kur'an'da örnekliği bulunan kadınlar üzerinden Müslüman kadının konumunu inceledi. Serap BULUT, Kadının ve erkeğin Allah indinde Salih amelleri oranında değer kazandığına, her iki cinsin de sorumluluklarının farklı olduğuna, değinerek konuşmasına son verdi.


http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=10184
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #51 : 19 Ekim 2009, 07:15:29 ÖS 19 »

Bursa'da “Mezhebler” Konuşuldu



Özgür-Der Bursa Şubesi’nin düzenlemiş olduğu , “İslam Düşüncesinde Mezhebler” ana başlığı altında gerçekleştirilen aylık seminerlerin birincisi olan , “Ehl-i Sünnet” konulu seminer 17 Ekimde dernek binasında gerçekleştirildi.

Aziz Avar'ın sunduğu seminere İslam düşüncesinin oluşumu, tarihin seyri ve temel dinamikleri konuşularak başlandı. İslam düşünce ekollerinin ve fırkalarının değerlendirildiği seminerde, temel fırkaların tarihsel ortamları göz önünde bulundurularak siyasi bir zemin üzerinde şekillenmeye başladığı ve daha sonra şia, mu'tezile, mürcie, cebriye, havaric gibi ana kolların üstlendiği kelamı ve fıkhi misyonlar üzerinde duruldu.

Fırka-i Naciye ve daha sonra Eş'ari – Maturidi – Tahavi ile h.s üç yüzüncü yıllarda oluşmaya başlayan Ehl-i Sünnet tanımı ve özellikleri üzerinde duruldu. İman-Amel ilişkisi, büyük günah işleyenlerin durumu, zalim yöneticinin ve ona baş kaldırmanın caiziyeti gibi konuların fırkalara göre görüşlerinin incelendiği seminerin son kısmı, son tahlilde günümüze hitap edebilecek şekilde muhafazakarlık ve selefin kutsanması gibi konuların işlenmesiyle son buldu.


http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=10409
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #52 : 27 Ekim 2009, 06:45:40 ÖS 18 »

Siyonist Saldırganlık Bursa’da Protesto Edildi



Özgür-Der Bursa Şubesi tarafından organize edilen bir eylemle Bursalı Müslümanlar siyonistlerin Mescid-i Aksa’yı basma girişimini protesto etti. Protesto eylemi Bursa Orhan gazi parkında gerçekleştirildi. Özgür-Der Bursa Şubesi Başkanı Aziz Avar eylemde bir konuşma yaptı.

Özgür-Der Bursa şubesinin düzenlemiş olduğu eylem, Mazlum-Der ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin katılımıyla gerçekleşti. Bursalı Müslümanlar Filistin'deki son gelişmeler ve Mescid-i Aksa nın siyonistlerin, İsrail polis ve askeri eşliğinde ibadete kapatılmasını, Filistinli Müslümanların ibadet hürriyetlerinin engellenmesini protesto etmek için Orhangazi parkında toplandı..

Basın açıklamasını okuyan Özgür-Der üyelerinden Cihad İZCİ, 1948 den beri işgal altında olan harem-i şerif topraklarının İslam ümmeti için vazgeçilmezliğini ifade ederek Gazze olaylarından sonra şimdide son gelişmelerde 100'e yakın Filistinli müslümanın kayıp olduğunu ve bunun sistemli bir soykırım gerçeğinin göstergesi olduğunu ifade etti.

Eylemde toplanan kalabalığa hitap eden Özgür-Der Bursa Şubesi başkanı Aziz AVAR ; Filistin davasının Müslümanlar için ehemmiyetinden bahsederken, 26 Ekim 1995'te şehit edilen Filistin İslami Cihad Hareketi lideri Fethi ŞİKAKİ'nin de Filistin davası için önemi üzerinde durdu. Basın açıklaması sırasında Amerika ve İsrail karşıtı sloganlar atan topluluk daha sonra olaysız bir şekilde dağıldı.



Basın açıklaması tam metni:

MESCİD-İ AKSA ONURUMUZDUR… KORUYACAĞIZ…!!!

Bilindiği üzere siyonist cinayet şebekesi israil 1948 den beri insanlık coğrafyasının yüreğine ucu zehirli bir hançer gibi saplanmış, şiddet ve imha politikaları ile hergün katliamlar işlemektedir. Şimdi de rabbimizin "etrafını mübarek kıldığını" bildirdiği mescidi aksayı işgal etmekte ve filistinli müslümanların ibadet hürriyetlerini yok etmektedir. İki gündür harem-i şerifin kapıları işgalci israil polisi tarafından kilitlenmiş, ardından da 100'e yakın kişi göz altına alınıp bilinmeyen yerlere götürülmüştür. Namaz kılan müslümanlara düzenledikleri saldırıyla hem mescid içinde, hem de dışında onlarca kişiyi yaralayıp, caminin elektiriğini keserek işgallerini mescidlerimizin içine kadar taşımış bulunmaktadır. Rabbimizin kur'an da buyurduğu üzere "mescidleri onarmak, korumak" müslümanlar için büyük bir sorumluluktur. Gayr-i meşru işgalci katil İsrail ve haddini bilmeyen yahudi halk, Mescid-i Aksa'ya saldırmakta ve müslüman halka eziyet etmektedir.

Filistinin 1948 den beri süren ve bir süreç halinde ilerleyen işgalinde, bir çok katliama imza atan Siyonist devlet, gücünü emperyalist ABD'den ve onun küresel kuklası BM'den almış olsa da, aslında gerçek pervasızlığını 1,5 Milyarla ifade edilen müslüman yığınların sessizliğinden almaktadır. Biz burada zalim Siyonist devlet İsrailin yaptıklarından çok kendi halimizin ve suskunluğumuzun muhasebesini yapmak istiyoruz. Barış arayışlarında boy göstererek Müslümanların gözlerini boyamaya çalışan İsrail ve yandaşları, gerçekleştirdikleri katliamlarla sözlerinin sahte olduğunu bir kez daha göstermiştir. Filistinli kardeşlerimiz gibi biz de bu sahte barış arayışlarına asla kanmayacağız.

Mescid-i Aksa onurumuzdur, koruyacağız! Mescid-i aksayı Siyonistlerin saldırılarına karşı korumak yalnızca Filistinlilerin sorumluluğu değildir. Mescid-i Aksa bütün müslümanların onurudur. Onu korumak bütün Müslümanların görevidir.

Biz buradan sesleniyoruz; toprağımız Kudüs'ü bizim parçamız ve onurumuz Mescid-i Aksayı işgale devam eden gayr-ı meşru İsrail ile süren bütün ilişkiler sona erdirilmelidir. Bütün anlaşmalar iptal edilmeli, elçilikleri kapatılıp, Siyonist devlet gayr-ı meşru ilan edilmelidir. Ne askeri ve stratejik, ne de ekonomik ve siyasi hesaplar mazlum ve mustaz'af kardeşlerimizin katilleri ile el sıkışmayı, anlaşmalar yapmayı meşru kılmamaktadır. 

Ve diyoruz ki, mazlumların zalimlerden intikam alacağı o gün, zalimlerin mazlumlara zulmettiği günden daha çetin bir gün olacaktır.

 

Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #53 : 10 Kasım 2009, 08:15:36 ÖS 20 »

Bursa'da "Osmanlı'da Modernleşme" Konuşuldu



Osmanlı son dönemini kapsayan çağdaşlaşma ve batıcılık hareketlerini değerlendiren ÇINAR, Cumhuriyet Türkiyesi'nin fikri oluşum aşamalarının başlangıcının, özellikle Osmanlı Devleti'nin son dönemini kapsayan; topyekün bir bunalımla yüzyüze kaldıktan sonra kendini kurtarmak için, Devlet Erkleri'nin bütün alanlarda yüzünü batıya dönmesi olduğunu vurguladı. ÇINAR konuşmasında;

-Osmanlı son döneminin iyi anlaşılabilmesi için Batılı kaynaklara başvurulması gerektiği üzerinde dururken; bu kaynaklarda Osmanlı çağdaşlaşmasının sekülerizmle aynı şeyi ifade ettiğini,

-modernizmin bütün "izm"leri içine alan bir yapı olduğunu,

-modernleşmenin bu dönemde tepeden binme bir şekilde bizzat devlet tarafından dayatıldığı, ilk olarak siyasi ve askeri alanları kapsayacak şekilde başlamışken; zamanla tebaa'ya bir ahlak biçimi olarak yansıdığı,

-Batı'ya ilk açılışın Avrupa'ya gönderilen sefirlerin gözlemleri ve öykünmeleri sonucu yaşam tarzlarının, kültürlerinin, mimari ve sanatsal eserlerinin kopya edilmesi,

-bir sefahat olarak lale devrinin elit ahlakı beslemesi ve Patrona Halil isyanı olarak bilinen halk kıyamının gerçekleşmesi,

-III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinde Avrupa'ya gönderilen öğrencilerin yeni yetişen aydın tipinde "Batı Devşirmesi" imajı ile şekillenmesi,

-Batı tekeline terkedilmesi ile yeni açılan mühendishanelerde Fransa'dan getirtilen kitapların okutulması ve eğitim sisteminin sonucu olarak materyalist zihniyetin yetişmesi,

-II. Mahmut ile başlayan kökten batıcılığın Tanzimat sonrası tabana yayılmasının sonuçları ve III. Selim tarafından getirilen Nizam-ı cedid'in batılılaşmayı ifade eden bir kavram olduğu,

-ŞİNASİ ve H.R.GÜRPINAR gibi edebiyatçıların zamanla batılılaşmayı destekler nitelikte eserler vermesi,

gibi değişim ve dönüşümleri ifade ederken; son tahlilde, 300 yıllık mazisiyle bu değişim ve dönüşümlerin bir tür "kıble değişimi" olduğunu belirtti.

Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #54 : 04 Ocak 2010, 01:22:13 ÖS 13 »

Bursa’da “Kürt Sorunu" Konferansı



Özgür-Der Bursa Şubesinde yazar Hamza TÜRKMEN’in sunumuyla “Ulusçuluk-Kürt Sorunu-Demokratik Açılım” konferansı gerçekleştirildi.

Ördekli Kültür Merkezinde gerçekleştirilen konferansta, "Ulusçuluk çıkmazı, Kürtler ve çözüm arayışı" kitabından yola çıkarak; varolan sorunların İslami açıdan yeniden yorumlanmasına yönelik gündem değerlendirilmesi yapıldı. TÜRKMEN konuşmasında:

-          "Ulus devlet" tabirinin batı medeniyetinin tarihsel köklerinin bir sonucu olduğunu; Sovyet bloğunun çökmesinden sonra tek kutuplu hale gelen dünyanın bu gücü elinde bulunduran batı emperyalizminin kapitalizmi küreselleştirerek "ulus devlet" ve "ulusçuluk" olgusunu restore ettiğini belirtti.

-          Türkmen, Batıdan alınan "ulus devlet" fikri ile üretilmeye çalışılan "türk milleti" kimliğinin; jön Türklerle başlayan Türkçülük fikrinin bir süreği olduğunu, esas itibariyle hem doğuda hem de batıda sıfat olarak ifadelendirilen "türk" vasfının bu projenin üstkimlik kısmın oluşturduğuna; günümüzde ırk üstünlüğüne dayanan türk ulusçuluğunun tarihsel gelişimini; ortaasyadan mevcut topraklara göç etmiş oğuz boyuna mensub, totem olarak ta "bozkurt" sembolünü kullanan "sarı ırk" (mhp örneği) ve ortalama 7000 yıllık bir geçmişe sahip Sümer ve Hitit uygarlığına dayanan totem olarak ta "Hitit güneşi"ni kullanan "beyaz ırk" (chp örneği) olarak iki ayrı koldan tamamladığını belirtti. Ayrıca duruma birde üst kimlik olarak Türklüğe dini temelle bin yıllık tarih biçenlerin mevcut olduğunu (Nurettin topçu örneği)hatırlattı.

-          Üretilmeye çalışılan türk kimliğine tepki olarak İslami aidiyetlerini kimlikleri olarak benimsemiş Müslümanların anadolunun birçok yerinde başlattığı kıyamların (şeyh said kıyamında görüldüğü gibi) şiddetle bastırılması ve 1925 tarihinde istiklal mahkemelerinin Müslüman kanaat önderlerinin idamı için yeniden kurulmasının süregelen kimlik oluşturma projesinin bir devamı niteliğinde olduğu

-          Oluşturulan üstkimliğe tepki olarak 1971 de gelişen sosyalist hareketlerin bir devamı olarak 1978 de kurulan ve daha sonra diğer Kürtçü sosyalist hareketleri tasfiye eden pkk nın kadrolaşarak Kürtlerin gaspedilen haklarını savunarken, Kürt kavmini batılı temelde uluslaştırmaya başladığını ve Kemalistlerin gerçekleştiremediği modernleşmeyi Kürt halkı arasında tabileştirmeye başlaığını,

-          Açılım olarak nitelendirilen durumun sistemin tasfiyesi olmayıp ancak restoresi olabileceğini; ordu elitlerinin yeni türkiye'ye yönelik yaklaşımlarının küresel çapta büyüyen türkiyenin güçlü ordusu olarak kalmak niyetinde doğduğunu ve bunun için ordu içinde eski paradigmaya dayanan kadroların tasfiyesi ile işe başlanıldığını,

-          Açılım projesinin mimarı akp nin kendini tanıttığı şekliyle (İslami değil ) Türkiye partisi olarak merkez-çevre tablosunda çevrenin isteklerini merkeze taşımak gibi bir misyonla hareket ettiğini; seküler temelli yeni bir tanım olarak "türk milleti"nin ırk temelli olarak tanımlanmasından devlet güçlerini ve TSK'yı da razı ederek kültürel temelli tanımlamaya gittiğini, hatta zaman zaman da "Türk milleti" yerine "Türkiye mileti" üstkimliğini kullanarak yeni projenin ırk yada dine bağlı bir üstkimlik yerine kültürel ya da vatandaşlıt temelinde bir yaklaşım olduğunu orya koyduğunu,

-          Hali hazırdaki açılımla beraber varolan soruna çözüm sunan tarafların; ırkçı kürt ulusalcılar (pkk örneği), ulusalcı demokrat kürt ve türk gruplar (akp ve Türk ve Kürt demokrat-liberaller örneği) ve islamın siyasal dilini önemseyen Müslümanlar olduğunu belirtti.

  Hamza Türkmen, son olarak bu topraklarda esas meselenin İslami kimlikle, bunun dışında dayatılan herhangi bir kimliğin kavgası olduğunu belirterek, 70'lerden sonra başlayan İslami veya tevhidi uyanış sürecinin iyi tahlil edilmesi gerektiğini, Müslümanlar için insanların çeşitli renk, soy ve şu'b/halklar olarak yaratılmasının Allah'ın bir ayeti olduğunu, kur'an neslinin yeniden inşa edilmesi için çaba sarfedip Müslüman kitleleri tekrar vahyi veya tevhidi kimliğe davet ederek yaşadıkları cahili sistemi aşmak amacıyla zulmü ifşa etmeye ve Kur'ani amaçların ve adaletin tanıklığını mücadelenin içinde gerçekleştirmeye mecbur olduklarını belirtti.

Haber: Cihad İZCİ





Kaynak: http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=11914
Logged
eliflamra
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1361



« Yanıtla #55 : 19 Nisan 2010, 10:44:17 ÖÖ 10 »

Bursa'da “Hz. Aişe” Konuşuldu


Özgür-Der Bursa Şubesinin bayanlara yönelik olarak düzenlemiş olduğu seminerlerin yedincisi dernek binasında gerçekleşti. "Hz. Aişe" konulu semineri Ayşegül ÖZKAN sundu.


Mustafa İSLAMOĞLU'nun "İfk Gazali" adlı şiirinden bir bölüm okuyarak konuşmasına başlayan ÖZKAN, Hz. Aişe'nin aile bilgilerini sundu. Arzularının esiri olmuş Arap toplumunda Hz. Ebubekir'in ailesinin konumuna işaret eden ÖZKAN, Hz. Aişe'nin böylesi bir ailede doğup büyümüş olmasına dikkat çekti. Peygamber'le evlilik sürecine giden yolda yaşananları anlattı. Hz. Aişe'nin altı-yedi veya dokuz yaşlarında yani çocuk yaşta evlendiğini, diline dolayanları eleştirdi. Bu durumu kız kardeşi Esma'nın durumuyla açıkladı. Esma'nın yüz yaşına kadar yaşadığını ve hicri yetmiş üç yılında öldüğüne göre hicret esnasında yirmi yedi yaşında olması gerektiğini, Hz. Aişe'nin Esma'dan  on yaş küçük olduğunu anlatan ÖZKAN, validemizin yaşının bu hesaplamaya göre on yedi yaşlarında olması gerektiğini belirtti. Ayrıca Hz. Muhammed'in eşinin vefatıyla çocuklarının bakımına ve evini idare edecek birine ihtiyacı olduğundan, dokuz yaşında bir çocuğun bunları yapmasının mümkün olmadığı anlattı. Bu konuyu aydınlatan başka bir rivayet olarak annemizin Peygamber'imizden önceki nişanlanması durumuna da değinen ÖZKAN, Hz. Muhammed ile evlenmeden önce evlilik çağına geldiğini ve Hz. Ebubekir ve ailesinin Müslüman olduğunun toplumda duyulmasına müteakip nişanlandığı ailenin oğullarının dininin Hz. Aişe sebebiyle değişeceği korkusundan, bu evlilik sözünden vazgeçtiklerine dikkat çeken ÖZKAN, bu değişikliği oluşturabilecek bir kişilikte olduğunu okumamız gerektiğine dikkat çekti. Ayrıca Peygamber'imizin gerek ailevi gerekse toplumsal olaylarla ilgili düzeltmeleri Kur'an ' da örneklerini görmekte olduğumuz, çocuk yaşta bir evliliğin uyarısının bulunmadığından, bizler için en meşruu sebebin bu olduğunu söyledi. Seminerine Hz. Aişe'nin çeyizi ve ev durumunu anlattıktan sonra maddi zenginliğin bulunmadığı yaşantısına çeşitli hadislerle dikkat çekti. Buradan Hz. Aişe ve diğer eşlerinin çevrelerindeki insanların durumlarıyla etkilenerek Ahzab suresi yirmi sekiz - otuz sayılı ayetlerinin inme sürecini anlattı. Hz. Aişe'nin Resulullah ve diğer eşleriyle olan ilişkilerine de değinen ÖZKAN, Tahrim suresi bir - beş numaralı ayetlerin inişine neden olan olayı anlattı. Hz. Aişe'nin Resulullah nezdindeki yerinin farklılığına da dikkat çektikten sonra annemizin kıskançlık duygusunu çeşitli örneklerle anlattı. Bu bölümden sonra İfk hadisesine giden yolda özellikle iftirayı başlatan münafıklar reisi olan Abdullah B. Übeyy'in portresine değinen ÖZKAN , İfk hadisesini anlattı . Hz. Aişe'nin ilmine, fakih konumuna değindi. Annemize aktarılan yetmiş bir meseleden, Kur'an, sünnet, hadis, akıl ve kanaatiyle, tarih bilgisi ve Arap dili kriterleriyle karşılaştırılarak , hatta bazı eleştirilerinde Hz. Peygamber'in söz ve fiiline şahit olmadığı halde onu iyi tanıyan biri olarak kişisel görüş ve tahminleriyle çözdüğünü , çeşitli rivayetler ışığında anlattı.

 Son olarak Cemel Savaşı'nda Hz. Aişe'nin yerine de değindikten sonra , kadının yöneticilini anlatarak, sunumuna çeşitli kitap tavsiyeleriyle son verdi.
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #56 : 03 Mayıs 2010, 06:49:43 ÖS 18 »

Bursa'da "İslami Kimlik" Paneli



Özgür-Der Bursa Şubesi 30 Nisan’da “Modern Sapmalar Karşısında İslami Kimlik” konulu bir panel düzenledi. Şube başkanı Aziz Avar’ın yönettiği panelde konuşmacılar Araştırmacı-Yazar Abdurrahman Arslan, İktibas dergisi yazarlarından Hüseyin Alan ve Haksöz dergisi yazarlarından Bahadır Kurbanoğlu idi.

20.30'da başlayan ve yaklaşık iki saat süren panelde Abdurrahman Arslan, Neoliberalizmin Başörtüsüne tanıdığı özgürlüklerin ve eleştirilerinin yanında, toplumsal ve siyasal değerlerin aşınmasında ve dinin kişisel bir alanda hapsedilmesine yol açması arasındaki sıkışmışlığa cevaben ilk sözü aldı. Abdurrahman Arslan, bugünün dünyasında yeni bir politik kültürle karşı karşıya olunduğu vurgusunu yaparak konuşmasına başladı. Liberalizm, Marksizm ve Muhafazakarlıktan ayrı bir ideoloji olarak Neoliberalizm'i ele alan Arslan, Neoliberalizmin, hakikat tanımının olmadığını, belirtti ve Modernitenin din'i vicdanlara, mabetlere ve bazı özel yerlere hapsetmesinin ardından Postmodernizmin bunlara yeni bir alan oluşturma çabalarının kalkış noktasının bireycilik olduğu vurgusu ile insanı yalnızlaştıran, merhametsizleştiren bir hal aldığının vahametini anlattı. 2. Mahmut'la başlayan modernleşmenin Kemalizm Modernleşmesiyle birlikte bu günlere geldiğini aktaran Arslan, bugün postmodernizmin, Modernitenin baskılarını kaldırmak için Müslümanlara daha özgür olma yolunda araladığı kapının İnsanı yeniden tanımlaması ile var olduğunu ifade etti. Tanımladığı insanın hiçbir mutlak doğrusunun, kuralının, planının vs. olmadığını aktaran Arslan, İnsanı alabildiğine zevkleri ve bedeni üzerinden tanımlayan postmodernitenin başkasına karşı sorumluluklarının sıfır olduğunu ve gittikçe vicdansızlaşan bireyler ürettiğini söyledi. Bu durumda Müslümanların Neoliberal özgürlük vaadlerine kanmadan, kendi Özgürlük alanlarını oluşturabilmelerini ve daha sıkı bir sosyal ilişki kurmaları gerektiğinin altını önemle çizdi.

İktidar-Aydın, Aydın-Halk arasındaki etkileşimin ve liberal aydınların müslümanlar üzerindeki etkisine cevaben söz alan Hüseyin Alan, Bugünkü durumu anlayabilmemizin dünü anlamaktan geçtiğine değinerek 4-5 yüz yıllık bir serüvenin sonucunda oluşan bugünkü batı merkezli dünyanın iyi irdelenmesi gerektiğine vurgu yaptı. Eskiden Kilise Bilgiyi, Krallık Rejimi, Aristokrasi de toplumun sosyo-ekonomik yapısını ifade ederken bugün Krallığın yerine Cumhuriyet Demokrasiyi, Kilisenin Yerine Üniversiteler Bilimi, Aristokrasinin yerinin ise Burjuva olduğunu izah eden Alan, bütün bunlardan daha önemli olanın, İnsnaın yapısını değiştirmek olduğunu söyledi. Bu değişimin ilk olarak ta, Kavramların içinin boşaltılması ile başlandığını vurgulayan Alan, başıboş bireyin daha kolay yönlendirilebileceğinin bilinciyle insanı hayatın merkezine alan ve hiçbir şekilde insanın dışında bir sorgulayıcı kabul etmeyen anlayışın karşısında müslümanların Kur'an'a dönerek, sorun ne olursa olsun O'nu yaşayarak ayakta kalabileceğini ifade etti.

Kimliksiz bir toplumun değerlendirilmesi ile sözü alan Bahadır Kurbanoğlu konuşmasına, olaya farklı merkezlerden bakıldığında özgürlüğün ve bireyselliğin ne kadar boş bir olgu olduğunun vurgusuyla başladı. Kurbanoğlu, kimliksiz bir toplumun yeniden kimlik kazanabilmesi ve kendine gelebilmesi için tevhid anlayışı içerisinde ve sürekli olarak az da olsa pratiğin devamlılığının şart olduğunu sözlerine ekledi. Nitekim küresel planların ve tezgahların yoğun yaşandığı 80'li yıllardaki Tunus, Afganistan gibi direniş hareketlerinin bu döneme denk gelmesi insan ümit vermektedir diye konuştu. Bugün ortaya konulan pratiğin yarını ifade ettiğini söyleyen Kurbanoğlu, Paradigma tartışmalarımızla beraber pratik ve eylem sorumluluklarımızı yürütmeliyiz diyerek 1.oturumun son konuşmasını yapmış oldu.

Panelin ikinci kısmında ise Abdurrahman Arslan, kürt sorunu çerçevesinde bir konuşma yaptı. Abdurrahman Arslan, İslam'ın ulus-devlet yapısını içerisinde barındıramayacağından hareketle, kürt sorununun Müslümanlardan olan bir kavme yapılan zulüm olarak değerlendirdi. İnsanları ayıran veya birleştiren temel unsurun İman olduğunu vurgulayan Arslan, bu sorunun adalet temelinde çözümüne karşı mücadele etmenin her müslüman üzerine farz-ı ayın olduğunu belirtti.

Hüseyin Alan ise kimilerinin hayatın içerisinde şahitlik yaparken kimilerinin de vaaz ederek sorumluluklarını üzerlerinden atamayacaklarını belirtti ve İnsanın, yaşadığı topluma ya katılıp gideceğini ya da 'hayır' diyerek o toplumu dönüştürmeye çalışacağının altını çizdi. İslam'ı bilinçli olarak seçen insanın dünyevi hesaplar gütmeksizin hareket içerisinde olması gerektiğini vurgulayan Alan, Yesrib'i Medine'ye çevirmenin elzem olduğunu tekrardan hatırlattı.

Son söz olarak ise Bahadır Kurbanoğlu, geçmişte yaşanan sıkıntıları, Cumhuriyetin kuruluşunda yaşananları, darbeleri ve baskıları hatırlatarak, ideolojilerin ne olursa olsun insanın fıtratını tamamen bozamayacağını ifade etti. Ancak bu baskıların karşısında Medine'ye hicretin ve tekrar Mekke'nin fethinin bir sünnetullah olmadığını söyleyen Kurbanoğlu, İslam'ın her an ve Her devirde yaşanabilir olduğunun altını çizerek konuşmasına son verdi.

Haksöz
Logged
islamcıderen
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 31


« Yanıtla #57 : 15 Aralık 2018, 04:53:01 ÖS 16 »

Teşekkürler güzel yazılarınız için.
Logged
Sayfa: 1 2 3 [4]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.47 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu