Bursa Özgür-Der Seminerleri

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Bursa Özgür-Der Seminerleri
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Bursa Özgür-Der Seminerleri
Sayfa: 1 2 [3] 4   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Bursa Özgür-Der Seminerleri  (Okunma Sayısı 35852 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
filozof58
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 219



« Yanıtla #30 : 14 Mayıs 2008, 10:19:13 ÖS 22 »

Aysegul istifade edilecek  cok guzel bir calisma yapmissiniz elinize emeginize saglik  Allah razi olsun. Adeta semineri yakinen izlemis hiisi uyandiriyor.
Logged

Insana zehri teneke kupa icerisinde sunmazlar !
abdullah
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 112



« Yanıtla #31 : 14 Mayıs 2008, 10:25:26 ÖS 22 »

Yakın zamanda yapılacak olan seminerlerden de haberdar ederseniz Bursadaki arkadaşlarımı oraya yönlendirmek isterim. Zaman istifade zamanı ne de olsa..
Logged

Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin..
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #32 : 15 Mayıs 2008, 12:36:12 ÖÖ 00 »

Aysegul istifade edilecek  cok guzel bir calisma yapmissiniz elinize emeginize saglik  Allah razi olsun. Adeta semineri yakinen izlemis hiisi uyandiriyor.

o hissin uyanmasına çok sevindim.. açıkçası daha seminerlerde aldığım notlarımı buraya geçemedim..
İnşallah paylaşacağım.

Teşekkür ederim, ilginize..
Allah razı olsun.
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #33 : 15 Mayıs 2008, 01:38:10 ÖÖ 01 »

Yakın zamanda yapılacak olan seminerlerden de haberdar ederseniz Bursadaki arkadaşlarımı oraya yönlendirmek isterim. Zaman istifade zamanı ne de olsa..


http://islamidusunce.net/forum/index.php?topic=2493.45  Burada yayınladım..


Ayrıca Cuma günü Erkekler (bir ders yapıyorlardı ama ne.. ya usûl dersi ya da tefsir.. tam bilemiyorum.. Smiley ama öğrenirim İnşallah. ama 15 günde bir cuma günleri kesin usûl dersleri yapıyorlar..

Cumartesi günü Bayanlara saat:11:00 ile 14:00 (e kadar sürüyor..) arası Tefsir Dersi / Sohbetleri ile
Pazar günleri saat:13:00'de de usûl derslerimiz var.. (16:00 ya kadar sürüyor gibi..)

Bekleriz.

Ayrıca;

Kurav'da da etkinlikler oluyor..
Duyurular kısmında paylaşıyorum.

Bekleriz.

aaa unuttum..

Gülder'de de her ayın 10'u ile 25. nde tefsir dersleri var..

Ve yakınlarınızın çocukları da var ise..
Yaz için Çocuk Klubümüz açılacak. Öğretmen arkadaşlarımız süper.. Smiley

Bekleriz İnşallah..
Logged
filozof58
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 219



« Yanıtla #34 : 15 Mayıs 2008, 07:23:35 ÖS 19 »

Alıntı
Aysegul
o hissin uyanmasına çok sevindim.. açıkçası daha seminerlerde aldığım notlarımı buraya geçemedim..
İnşallah paylaşacağım.

Hadi kolay gelsin devamini bekliyoruz.
Logged

Insana zehri teneke kupa icerisinde sunmazlar !
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #35 : 26 Mayıs 2008, 06:39:46 ÖS 18 »



Özgür-Der Bursa şubesinin düzenlemiş olduğu aylık seminerlerin sonuncusu olan "zalimlerle ilişki biçimi" konulu seminer, Haksöz yazarlarından Rıdvan Kaya'nın sunumuyla Ördekli Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi.



Yaklaşık bir saat süren seminerde Rıdvan Kaya; Musa (a.s) kıssası üzerinden zulmü, zalimi ve buna karşı müminlerin göstermesi gereken tavrı açıklayarak, bu günkü Firavunlara karşı ne yapmamız gerektiği hususunda da önemli değerlendirmelerde bulundu. Gerek İsrailoğullarına rehberlik görevi sırasında yaşadıkları, gerekse de Firavuna karşı ortaya koyduğu tavır sebebiyle Hz. Musa'nın, tebliğ ve davet yükümlülüğünü üstlenen her mümin için çarpıcı bir örnek olduğunu kaydeden Rıdvan Kaya; Firavunun yaptığı zulümlerin, zulme karşı çıkan insanlara gösterdiği tutarsız tavırların bu günkü egemenlerin tavırları ve politikalarına benzer olduğundan söz etti.

Rıdvan Kaya benzerliklerden birini şöyle kaydetti:

"Firavunun Musa'dan korkusu ve bu korkusunu yaygınlaştırma çabası da dikkat çekicidir.
Çevresindekilere Musa'yı şikayet ederken 'Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor!'(7/110) şeklinde kışkırtıcı bir söylem geliştirdiğini görüyoruz.
Oysa Musa'nın ne böyle bir çabası, ne de buna yönelik bir niyeti vardır.
Bilakis Firavundan köleleştirdiği İsrailoğullarını serbest bırakmasını taleb etmektedir.
Ama bütün zalim otorite sahipleri gibi Firavun da iktidarını koruma telaşıyla olmadık tehditler algılamaya başlamış, beka kaygısına kapılmış görünmektedir.

- Bu tarz paranoyakça bir yaklaşıma yaşadığımız ülkede laik egemenlerin söyleminde de sıkça şahit olmuyor muyuz?
- En haklı ve sıradan talepler dahi abartılı tehdit senaryoları çizilmek suretiyle püskürtülmeye çalışılmıyor mu?
- Kendilerine yakın kitleleri ve en başta da militarist güçleri harekete geçirmek için laik-kemalist egemenlerin 'Hayat tarzımız tehdit altında, Atatürk Cumhuriyeti'ne kastediyorlar, ülke bölünüyor!' vb. söylemler geliştirmeleri ile Firavunun 'Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor!' söylemi arasında müthiş bir paralellik bulunmakta.




Bir başka benzerlik olarak da Kaya şunları kaydetti:

"Kendisinden izin almadan iman etmelerinden dolayı sihirbazlara öfkelenen Firavun ile tek parti diktatörlülüğünün Ankara valisinin siyasi faaliyetlerinden ötürü polis tarafından gözaltına alınan gençlere hitaben sarfettiği nakledilen 'Memlekete komünizm lazımsa biz getiririz, size de ne oluyor?' sözleri temelde aynı mantığın ürünüdür.
Firavunlar açısından, kul/köle edindiklerinin kendi iradesi dışında hiç bir şey yapmalarına izin yoktur!
Aksi halde nankörlük, kadir bilmezlik yapanlar şiddetle cezalandırılırlar.




Bu ve buna benzer daha birçok ortak zulüm paradigmaları ve politikalarından bahseden Rıdvan Kaya, "Firavunun borçlandırıcı, minnet altına sokucu, muhatabını psikolojik açıdan ezmeye yönelik söyleminin modern zalimlerce farklı biçimlerde de olsa sürekli tekrarlandığını ve yeniden üretildiğini görmekteyiz. Bu gayrı ahlaki ve zalimane tutumun özünde bir iktidar taktiği, bir hükmetme aracı olduğu açıktır. Müslümanlar açısından ise püf noktası zalimler karşısından edilgen, ezik bir ruh haliyle değil, İslamın izzeti ile davranıldığında özgüven tesisi ve mücadele kararlılığının bilenmesi mümkün olabilir ve buna bağlı olarak da zalimlerden, tağutlardan hesap soran bir bilinç ve kişilik kazanımı gerçekleşebilir." sözleriyle konuşmasını sona erdirdi.



http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=3339
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #36 : 03 Haziran 2008, 11:31:49 ÖÖ 11 »

Özgür-Der Bursa 2008 pikniği yapıldı



Birliğin ve beraberliğin bir simgesi olan ve en önemlisi çocukların gelişimi için en uygun zeminlerden biri olan Piknik'e katılan Özgür-Der mensupları, hem dinlendiler hem eğlendiler. Eğlencenin, oyunun yanında hoş sohbetlerin de yaşandığı ortam, amacına uygun bir şekilde değerlendirildi.

Ayrıca, Özgür-Der Bursa şubesi çocuk kulübünün sergilediği skeç gösterisi ve ardından yapılan, çocuklara yönelik yarışmalar büyük ilgi gördü. İkindi namazı sonrasına kadar süren piknik heyecanı orman gezisiyle son buldu.







http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=3439
Logged
AntikHaci
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 62




« Yanıtla #37 : 03 Haziran 2008, 07:09:05 ÖS 19 »

maşallah
başımızda dedektif varmış. Cheesy
çok güzel bir çalışma olmuş.
haberleri yazıyorum bilsem sizden alırdım notları.
bu kadar güzel not alamıyorum ben. elinize sağlık.
ama bursa'daki kardeşleri muhakkak bekliyoruz faaliyetlere..
ayrıca tanışmadığımız varsa tanışmayı özelikle isterim.
dua ile..
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #38 : 03 Haziran 2008, 07:33:54 ÖS 19 »

Smiley Estağfirullah
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #39 : 12 Ekim 2008, 06:31:36 ÖS 18 »

Özgür-Der Bursa Şubesi Seminerleri Başladı

Bursa Özgür-Der'in her sene düzenlemiş olduğu aylık seminerlerin 2008-2009 dönemi 11.10.2008 tarihi itibariyle "tarih ve düşünce seminerleri" ana başlığı altında başlamış oldu. İlk semineri konusu olarak 'Tarih nedir? Günümüz açısından değeri' başlığı altında Zafer Çınar sunumunu gerçekleştirdi.



Sunumunu dernek binasında gerçekleştiren Zafer ÇINAR özetle, günümüz tarih anlayışı ile bir Müslümanda olması gereken tarih anlayışının karşılaştırmasını yaptı ve geçmiş dönem içerisindeki Tarih algılarının farklılığını ve Kur'an'ın ortaya koyduğu Tarih anlayışını izah etti.

Zafer ÇINAR'ın sunumuyla Tarih nedir? Günümüz açısından değeri:


"Kavram olarak incelendiğinde aslında bir kavramın açılımı birdir; fakat insanların etkisiyle bozulan ve tahrif edilen kavramlar her dönemde olduğu gibi günümüzde de mevcuttur. Örnek verilecek olursa, Kerim kelimesi Kur'an'dan önce asil ve soylu insanlar için kullanılırken, Allah'ın bunu Takvaya eşdeğer bir nitelikte kullanması o kavramın tahrifinin olmuşluğunun bir nevi göstergesidir. Aynı zamanda ilah, rab gibi kelimelerinde bugün deforme olduğu bir gerçektir. Tarihe bakış açısı olarak ele aldığımızda ise durum aynıdır. Allah, Kur'an'da kıssaları anlattıktan sonra bizlerin o kıssalara bakış açımızın ne olması gerektiğini de anlatmaktadır. Kur'an'a göre Tarihe bakış açımız, tamamen ibret almak ve günümüzdeki olayları sağlıklı bir perspektifle yorumlayabilmektir.

Tarihe bakış açısı böyle olması gerekirken, bugünkü tarih anlayışı ne yazık ki bu şekilde olmamıştır. çünkü günümüz tarihçilerinin neredeyse tamamı 'ideoloji çağı' diyebileceğimiz 18. ve 19. yüzyılların ürünü olan Avrupalı bakış açısına sahip olmalarıdır. Bu da günümüz deyimiyle 'bilimsel tarih' anlayışıdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki bilimsel tarihte Allah'ın yeri yoktur. Tamamıyla doğanın kendi içerisindeki bir süreci ifade eden, belirli bir sınırları ve kırmızı çizgileri olan bir bakış açısıdır. Diğer bir deyimle, Tarih egemen ideolojilerin ve sistemlerin öngördüğü biçimde şekillendirilmektedir. Yani Tarih her zaman yönetici kesimle bağlantılıdır.

Osmanlının son dönemlerinden itibaren Türkiye'deki Tarih çalışmalarına baktığımızda 'Tarihi yeniden yazmak' ifadesinin ne anlama geldiğini kavrayabiliriz. 1930'lu yıllardaki Tarih çalışmaları incelendiğinde tamamen duygusal ve ulusal çizgilere sahip bir anlayış kendini göstermektedir. 'Türk Tarih Tezi', 'Güneş Dil Teorisi' bunlara örnek verilebilir.

Bir müslüman olarak Tarihe modernist, ulusalcı veya kemalist olarak mı bakmalıyız yoksa Kur'an'ın öngördüğü şekilde hayatımıza ibret olması açısından mı bakmalıyız? Bunun cevabını vermemiz gerekiyor. Önümüze sunulan Tarihi sorgulamamız gerekiyor..."





Haksöz Haber
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #40 : 05 Kasım 2008, 08:40:53 ÖS 20 »


Özgür-Der Bursa Şubesinin “Tarih ve Düşünce Seminerleri” ana başlığı altında 2008-2009 dönemi, hanımlara yönelik düzenlenen seminerleri başladı.

Özgür-Der Bursa Şubesinin "Tarih ve Düşünce Seminerleri" ana başlığı altında 2008–2009 dönemi, hanımlara yönelik düzenlenen seminerleri başladı. 01.11.2008 tarihinde "Abbasiler Dönemi" konu başlığıyla Sevgi AVAR sunumunu, dernek binasında gerçekleştirdi..

DEVAMI: http://www.islamidusunce.net/forum/index.php?topic=6171.0
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #41 : 11 Kasım 2008, 02:51:13 ÖS 14 »

Bursa'da demokrasi kavramı tartışıldı



Özgür-Der Bursa şubesinin 2008/2009 döneminde düzenlemiş olduğu Tarih ve Düşünce seminerleri’nin 3.sü olan ‘Demokrasi’ konulu seminer, 8 Kasım 2008 Cumartesi günü dernek binasında gerçekleştirildi.

Özgür-Der Bursa şubesinin 2008/2009 döneminde düzenlemiş olduğu Tarih ve Düşünce seminerleri'nin 3.sü olan 'Demokrasi' konulu seminer, 8 Kasım 2008 Cumartesi günü dernek binasında gerçekleştirildi. Sunumunu, kapatılan selam gazetesi yazarlarından Selami SAGIN'ın gerçekleştirdiği seminer 19:00'da başlayıp yaklaşık birbuçuk saat sürdü.

Konuşmasına, demokrasi kelimesinin ve ifade biçiminin oluştuğu zemini anlatarak başlayan SAYGIN, yönetim biçimi olarak bir müslümanın benimsemesi gerekeni ele aldı.

SAYGIN, özet olarak şunları kaydetti:

"Batıda Hıristiyanlığın gelişmesi Roma'nın iktidarını kaybetmesine neden oldu. Hıristiyanlık hemen bütün tabakalarla birlikte, siyasi otoritede de gittikçe yaygınlaştı ve yerleşti. Kilisenin halk üzerindeki otoritesi sınır tanımaz halde idi. Halkın söz söyleme yetkisi elinden alınıyor, kiliseye karşı alınan her tavır ciddi yaptırımları ve cezaları beraberinde getiriyordu. Hatta öyla ki diğer krallıklarda bile kral'ı kilise seçiyor yine aynı kral'ı isterse azledebiliyordu. Kölelik ve sınıf ayrımının hala devam ettiği bu çağ, Rönesans ve reform hareketlerine kadar sürdü. Protestanlığın yaygınlaşmasıyla birlikte kilise otoritesini kaybetti. İngiltere'de Cumhuriyet ilan edildi. Daha sonra, İngiltere'nin sömürgesi olan Amerika'nın bağımsızlığını kazanması ve Fransız devrimi'nden sonra, demokrasi kelimesi de kendine tarih sayfasında yer araladı. 20.yy.da demokrasi ile yönetildiğini söyleyen ülke sayısı birkaç tane iken, 21.yy.a gelindiğinde ise hemen hemen bütün ülkeler kendilerini demokratik ilan ettiler.

Batı ülkelerinden başlayarak bütün dünyayı saran bu demokrasiye geçişi, acaba İslam literatüründe nasıl algılamalıyız?

İlk önce İslam'ın öngördüğü, emrettiği yönetim biçimini ele almalıyız. İslam'da yönetim; Hakimiyet, yasama ve biat olarak üç ana başlık altında incelenmektedir. Hakimiyetin Allah'tan başkasının olamayacağı tartışmasız bir gerçektir fakat, yasamanın nasıl olacağı konusunda Sıffin savaşıyla birlikte ortaya çıkan farklı mezheplerin farklı görüşleri sürekli tartışılagelmiştir.

Her ne kadar tartışılmış olsa da demokrasinin çıktığı ortamın şartları İslam dünyasına uygun değildir. Yani kiliseye ve ruhban sınıfına karşı tepki olarak ortaya çıkmış bir inancın bire bir İslam dünyasına uygulanabilmesi için ruhbanlığın ve sınıf farklılıklarının olması gerekir. bu durumda bazı benzer yanlar bulunabilir fakat, demokrasi aslında tanrıya karşı çıkışın bir ifadesidir.

Eğer demokrasi, yöneticileri halkın özgür iradeleriyle seçmesi ise, İslam yönetimiyle benzer özellik taşıyabilir. Yok eğer yönetimin sınır tanımaz bir özgürlüğü olacaksa İslam'la kesinlikle bağdaşamaz.

Aslında, bakacak olursak, bütün iyi ve güzel sıfatlar İslam'ın, Müslümanlığın içerisinde zaten barınmaktadır. 'Demokrat Müslüman' gibi ifadeler 'İslam' ifadesine gölge düşürecek nitelikte olduğundan, 'Müslüman' kelimesinin hiçbir sıfata ihtiyacı yoktur."



Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #42 : 24 Kasım 2008, 10:59:40 ÖÖ 10 »

Bursa'da 'Emeviler ve Düşünce Okulları' semineri


Bursa Özgür-Der Şubesi'nin “Tarih ve Düşünce Seminerleri” ana başlığı altında hanımlara yönelik gerçekleştirdiği seminerler sürüyor.

2008/2009 seminer döneminin, hanımlara ait ikinci semineri 22 Kasım 2008 Cumartesi günü Saat 10:00' da gerçekleştirildi. Sunumu, 'Emeviler Dönemi ve Düşünce Okulları' başlığı altında Arzu Nazlı gerçekleştirdi.
 
Nazlı, İslam tarihinde fetihler ve Endülüs'ün alınmasına dair kısa bir girişle sunumuna başladı. Tarık Bin Ziyad ile Ümmet coğrafyasına dahil olan Endülüs'ün coğrafi konumu, Avrupa ile irtibatı ve tarihi üzerine kısa bilgiler veren Nazlı, Endülüs Emevi Devleti'nin kuruluşuna kadar geçen süreci özetledi. Tarihi süreç anlatıldıktan sonra İbn Hazm ve İbn Rüşd'ün oluşturdukları ekoller üzerinde detaylıca duran Nazlı, Murabıtlar, Nasriler ve özellikle Muvahhidler hareketi hakkında bilgiler aktardı. Bu akımların özellikle Gırnata ve Kurtuba şehrinde sosyo-ekonomik etkisini anlattı. Devamında Endülüs coğrafyası ve bu coğrafyada vücut bulmuş, Avrupa'yı ciddi şekilde etkilemiş olan düşünce ekollerini özetleyerek sunumunu bitirdi.

 

Seminerden notlar:

 

- Endülüs'te Roma döneminin iç kargaşalıkları sebebiyle oluşmuş otorite boşluğu Tarık Bin Ziyad komutasındaki orduya kolaylık sağlamıştır.

- İbn Hazm fıkıhta, Kur'an, Sünnet ve İcma'yı kabul eder fakat, Kıyasın yerine Delil'i koyar.

- Murabıtlar, Maliki mezhebine bağlı idi. Bu yüzden Maliki mezhebine aykırı düşünen fikirleri kabul etmiyorlardı ve yasaklıyorlardı.

- Muvahhidler, Murabıtların vaktiyle hükmettikleri yerleri ellerinden alarak devlet kuran bir hanedanlıktır. Yine veliahtlık sistemi vardı ama fikir ve vicdan hürriyetine önem veriliyordu.

- Muvahhidler, Merakeş'te büyük bir üniversite ve diğer vilayetlerde de medreseler açmışlardı.

- 1492'de Gırnata'nın düşmesiyle Endülüs'teki müslümanların siyasi varlıkları sona ermiştir.

- Gırnata'nın kuşatılmasıyla o bölgedeki müslümanlar türlü işkencelere ve eziyetlere maruz bırakılmışlardı.

- İbn Rüşd, Aristo'nun dünyaya yabancı, içine kapanmış tanrısıyla İslam'ın yaratıcı Allah telakkisini sentezlemeye çalışmıştır.

- İbn Haldun, Mukaddime'de ilk defa fiziki ve coğrafi faktörlere bağlı olan tarihi gelişim teorisini ortaya koymuştur.

- Sonuç olarak, Endülüs, Doğu dünyası ile Batı ve Avrupa arasında bir medeniyet iletişimi olmuştur. Eğitimin kurumlaşması ve düşüncelerin ekolleşmesinde büyük bir etki oluşturmuşlardır.
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #43 : 21 Aralık 2008, 12:39:25 ÖS 12 »

Bursa’da “İslam Tarihine Giriş” Semineri

Özgür-Der Bursa şubesinin 2008-2009 döneminde düzenlediği aylık seminerlerden 5.si düzenlendi. Semineri “İslam tarihine giriş” başlığı altında Fatih ÖZÇETİN sundu.



Aylık düzenli olarak yapılan seminerlerde Fatih ÖZÇETİN, 'İslam tarihine giriş' konusunu, öncelikle İslam tarihine giriş derken neyin kastedilmek istendiğinin altını çizerek başladı. Bunu da özetle köklü değişim olarak nitelendirdi. Burada kelimelerin içinin doğru bir şekilde; Rabbimizin bizden istediği şekilde doldurmamız gerektiği ve hiçbir şekilde gerçek anlamının dışında yani müslüman(tevhid) kimliği çerçevesinden çıkmadan yapılması gerektiğini ifade etti.

ÖZÇETİN seminerde, Hz. Adem'den bu yana din İslamdır başlığı altında İslam tarihine girişi farklı bir perspektifle yorumladı. Yani günümüzde anlaşıldığı gibi, İslam tarihinin sadece Hz. Muhammed ve sahabeden başlayarak değil de insan var olduğundan beri  dinin İslam olduğunu dikkate alarak başlamamız gerektiğini söyledi. İslam tarihini genel olarak ikiye ayırdı: Birincisi; Hz. Muhammed'in önderliğinde gerçekleşen, İkincisi; her peygamberin ve her müslümanın önderliğinde fakat, farklı zamanlarda gerçekleşen İslam tarihi.. Burada üzerinde durulması gerekenin ikinci anlamıyla her peygamberde ve O'na iman edenlerde olduğu gibi Hz.Muhammed ve o'na iman edenlerde var olan İslam mücadelesinin tarihe yansıması olacağını belirtti. Hz. Muhammed'den önce gelmiş olan peygamberlerin kavimlerine islamı anlattığını ayetlerle dile getiren ÖZÇETİN, tarih boyunca gelen her peygamberin ondan önce gelmiş olan dinin insanların eliyle bir şekilde tahrif edildiğini ve insanların tahrif edilmiş ve var olan düzenin kurallarıyla yönetildiklerini ve bu düzenlerin de şirk dahilinde olduğunu söyledi.

ÖZÇETİN, islamın nasıl bir bozulmaya karşı geldiğini tevhidi anlamamızın ilk koşulu olduğunu ifade etti. Bunun için de peygamberlerin ortak çağrılarına bakmamızın yeterli olacağını söyledi. Bu çerçeve dahilinde A'raf 59-65-73-85, Enam 74, Şuara 77, Al-i İmran 51, Taha 88 ayetleri üzerinden yola çıkarak varılacak sonucun, şirk ve tevhidin bir mücadelesi olduğu gerçeğidir. Bu döngünün kıyamete kadar süreceği ve her zaman bir şirke karşı tevhid mücadelesinin süreceğini muhakkaktır.. Burada müslümanlara düşenin Allahtan başka ilahın olmadığına kanaat getirmesi ve la ilahe illallah'ın ne demek olduğunu dosdoğru bir şekilde anlamamız gerektiğidir.

ÖZÇETİN, insanlar, kanun koyma yetkisini kendi aralarında bölüştürdüklerinde yeryüzünde adaletten bahsedilemeyeceğini, insanların huzurlu bir şekilde yaşam sürmelerini sağlayacak kanunları en iyi şekilde belirleyecek olanın, o insanları yaratandan başkası olamayacağını, bu bağlamda ilah kavramının, Allah'tan başkalarına bırakılması yeryüzünde fesadın ve bozgunculuğun ortaya çıkması olacağını ve bu yüzden tevhidin sürekli olarak şirkin karşısında yer alması gerektiğini ifade ettikten sonra konuşmasına son verdi.




Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #44 : 11 Mayıs 2009, 11:17:02 ÖÖ 11 »

Bursa'da 'Modernizm/Postmodernizm' konuşuldu



Özgür-Der Bursa şubesinin düzenlemiş olduğu, 'Tarih ve Düşünce' ana başlığı altındaki aylık seminerlerden 14. sü olan 'Modernizm/Postmodernizm' konusu 9 Mayıs tarihinde Bülent Şahin ERDEĞER'in sunumuyla dernek binasında gerçekleştirildi.

Bülent Şahin Erdeğer konuşmasına, Modernizmin geçmiş yüzyıla ait, Postmodernizmin ise günümüze ait bir anlam içerdiğine değinerek başlayan Erdeğer, eski Avrupa'nın içinde bulunduğu durumu anlatarak, kilisenin sorgulanmaz hakimiyetine tepki olarak doğan modernizmi ve 2. dünya savaşı sonrası modernizme tepki olarak doğan Postmodernizmi ele aldı.

Eski Avrupa'da herşeyi kilise belirliyordu. Tanrı ve tanrının oğlu olan İsa Mesih'in dışındaki tüm insanların Adem'den kaynaklanan bir günahla dünyaya geldiklerini; bu günahtan arınmak için İsa Mesih'e ve beraberinde kiliseye bağlı kalmanın gerekliliğini savunuyorlardı. Normal bir insanın düşünemeyeceğini, ancak kilisenin emirlerine itaat ederek kurtulabileceğini savunan kilise düşünmeyi ve sorgulamayı yasaklamıştı.

Martin Luther'in başlattığı içe dönük sorgulamalar ve reform hareketleri feodaliteye ve kilisenin amansız zulmüne karşı bir devrim hareketi başlattı ve kilisenin yerine, insanı merkeze alan bir anlayışla birlikte Laisizm ve Sekülerizm gibi kavramlar oluşmaya başladı. Vahyi bir altyapıya sahip olmayan bu hareket elbette tepkisel bir çıkış idi. Beraberinde gelişen bilim de Kilisenin doğrularının yanlış olduğunu ortaya koyuyordu. Feodalite yıkılmış, yerini ulusal devletler almış ve bütün algılar insan aklını esas almaya yönelmişti.

İkinci Dünya savaşı sonrası ise algılama biçimi tamamen değişti. Modernizmin aksine çoğulculuğu savunan ve herkesin bir doğrusu olabileceğini iddia eden bu anlayış tamamen göreli bir algı biçimini ortaya koydu. Budist, Şaman, Mazdek, Zerdüşt, tasavvuf gibi inanışlarda olduğu gibi herkesin kendine göre doğrusu olduğunu, zıt gözükseler bile doğru olanın farklı açılımları olduğunu savunan bir anlayış günümüze hakim oldu. Hem Modernizmin, hem de Postmodernizmin temelinde vahiy olmadığından ikisi de tepkisel bir gelişme idi.

Özet olarak; Kiliseye tepki olarak, Martin Luther'le başlayan Modernizm ortaya çıkmış, Modernizme tepki olarak ta 2.Dünya savaşı sonrası postmodernizm ortaya çıkmıştır diyebiliriz.

Yaklaşık bir saat süren seminerden sonra, sorulan sorulara cevap veren ERDEĞER, Müslüman olarak vahiy temelli bir anlayışla olaylara yaklaşılması gerektiğini vurgulayarak konuşmasına son verdi.


Logged
Sayfa: 1 2 [3] 4   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.615 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu