Bursa Özgür-Der Seminerleri

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Bursa Özgür-Der Seminerleri
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Bursa Özgür-Der Seminerleri
Sayfa: 1 [2] 3 4   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Bursa Özgür-Der Seminerleri  (Okunma Sayısı 36027 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #15 : 17 Şubat 2008, 11:57:31 ÖS 23 »

Alıntı
esen
 max sen sıkı takip ediyosun kayseride olunca haber ver bana unutma sakıııııııııııın Wink

maalesef kayseride özgür-der yok. başka bu gibi etkinlik yapan yer var mı duymadım.
ama oraya gelip kurma fikri son zamanlar aklımdan geçmiyor değil Smiley
kayseriyi uyandırmak lazım....... Smiley

Logged
esen
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 926


"lalüebkem"


« Yanıtla #16 : 17 Şubat 2008, 11:59:44 ÖS 23 »

özgür der olmadığını biliyorum tabiki muadilini kasdettim Smiley
ama sen kurarsan süper olur çabuk geel
Logged

cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #17 : 18 Şubat 2008, 12:21:33 ÖÖ 00 »

öncelikle aşk kavramını genel kullandığımı belirtmek isterim. hedefim allah aşkı değil geneldir.
abdulhamit abi aşk ile sevgiyi karıştırıyorsunuz gibi geliyor bana.
verdiğiniz ayetler ise zorlama tevillere kurban gidecek gibi geliyor bana.

Alıntı
NUR-37:
Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar

Evet bu ayette Allahı anmak da geçiyor ( Tesbih ve onu akıldan hiç hiç çıkarmama) Aşkın en belirgin halidir bu

ayetin içinden zikir ibadetini çekip aldınız ama gerisini bıraktınız.
tamamına bakarsanız TAKVA ehli müminlerin özelliklerindne bahsettiğini görebiliriz.
kaldı ki hadi sadece allahı anmak olsun diğerleri olmasın. burdan AŞK kavramını nasıl çıkarabiliyorsunuz ?

Alıntı
ENFAL-2:Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler

DİKKAT ETTİNİZ Mİ AYETE !Allah anıldığı zaman İnsanda ne gibi değişiklikler oluyor ? Yüreklerinde bir ürperme oluyor ve imanları kat kat artıyor

HAC-35:Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar

Allah anıldığı zaman kalbiniz sevgiden tir tir titriyor mu ?

burda allaha olan sevgi ve muhabbetlerini ve hatta allahın büyüklüğü karşısındaki acziyetlerini bildikleri için kalben duyulan hissiyatı tasvir etmektedir. allah öyle kullardan olmayı nasip etsin bizlere.
lakin sevgi - çok sevgi - aşırı sevgi(aşk)  kavramlarını ayırt etmez isek her allah sevgisi ibaresine AŞK kavramı koyma yanlışına düşebiliriz.


Alıntı
BAKARA-165:İnsanlardan bazıları Allah�tan başkasını endâd/Allah�a denk tutarlar da onları Allah�ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah�a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.�

(Sevgideki fazlalık aşk hali değil midir ! )

bakın ayette sevginin diğerine kıyasla daha fazla olması ibaresi vardır.
ayrıca sizde sevgideki fazlalık hali aşk degilmi diye sormuşsunuz.
tanımlamalar karışmasın tekrar edeyim :

sevgi dinin temelindendir. sevginin dereceleri vardır. allahı daha  fazla sevmek için gayet etmeliyiz.
sevginin ileri derecelerine ermeliyiz. ama HADDİ AŞMAMALIYIZ. ben sevginin aşırı hali olarak görüyorum aşkı.
aşırılık kelimesi sizce olumlu bir duygunun başına gelince doğru bir etki mi gösterir ? 

bence gösterdiğiniz ayetler çok önemli ve güzel. ama sevgi kavramı yerine aşk kavramını kullanmadığınız sürece.

bakınız allahı en çok seven kul hz muhammed midir ? yani sevginin en uç örneği.
ondan aşk kelimesini duymuyoruz öyle değil mi ? ( zaten konuşmacı da buna vurgu yapıyor)
"ha aşk ha sevgi" demek doğru olur mu ? önce kavramların içi ne ile nasıl dolmuş onu iyi gözlemlemeliyiz.

aşkı en çok kullanan tasavvuf akımının allah aşkı ile ortaya koydukları eylemler ve söylemler sizce islam edebine sınırlarına sığar mı ? tasavvufçuların aşk kavramı altında yaptıkları aşkın aşırılık olduğunun delili değil midir ?

mevzunun temelinde aşk kavramına yüklediğimiz anlam yatıyor.

ben sevginin aşırı hali diye niteliyorum. AŞIRILIK  kavramı ise konu her ne olursa olsun haddi yani sınırları aşmaktır.
sevdiğim bir cümle geldi aklıma :

HADDİNİ AŞAN ZIDDINA DÖNER

SAYGILARIMLA........


Logged
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« Yanıtla #18 : 18 Şubat 2008, 05:44:47 ÖS 17 »

Sayın maxpayna kardeşim,
Anlaşılmayan veya anlaşamadığımız nokta aşkın tanımından kaynaklanıyor sanırım.
Bana göre aşk, sevginin en üst halidir, aşk ta insanın sevdiğine taparcasına sevmesi vardır, ona kul ve köle olması vardır.
Zaten bu duyguyu yaşamayanlar , yani aşık olmayanlar bunun nasıl bir sevgi olduğunu bilemezler

Siz de çok güzel bir örnek vermişsiniz ki, Allahı en çok seven kimse Hz muhammed (Sav ) Olmuştur. İşte ben buna aşk diyorum ve derken siz de buna sevginin derecesini koyarak, sevgi- çok sevgi- aşırı sevgi (Aşk) bunları ayırt edelim derken, sanırım çok sevgi derecesini koymuşsunuz ve aşırı sevgiyi yani aşkı reddetmiş oldunuz.

Çok sevgi ile aşırı sevgiyi birbirinden ayırt eden ölçü nedir ? Nasıl ayırt edebiliyorsunuz ? Elinizdeki ölçü nedir ? Çok sevgi ! Peki, Ne kadar çok sevgi ? Sınır neresi, öte var mı ?

Alıntı
bakınız allahı en çok seven kul hz muhammed midir ? yani sevginin en uç örneği.
ondan aşk kelimesini duymuyoruz öyle değil mi ?


Demekle illaki bu sözcüğü duymanız mı gerekli, zaten arapçada aşk kelimesinin bir karşılığıda yoktur HABİB- HABİBİ olarak geçen terimler sevgili anlamındadır

Alıntı
verdiğiniz ayetler ise zorlama tevillere kurban gidecek gibi geliyor bana.

Demişsiniz, Hiç sanmıyorum ama, ayetleri benden daha iyi tefsir edenler de olabilir

Nur -37 ayetindeki zikri özellikle çekip aldım ki, bu zikir halinde namazdan farklı olarak hep allahı düşünme , allahı anma ve akıldan hiç çıkarmama vardır ve bu da aşkın yani sizin deyiminizle sevginin en
uç halidir

Allah biz kullarından kendisini taşkın bir sevgi ile sevmemizi istiyor , isterseniz siz buna aşk demeyin sevginin en uç boıyutu deyin, ben de sevginin en tepe, sevginin en yüksek kısmı diyeyim Önemli olan kelimelerdeki anlam kargagaşası değil, hakikat olanın kendisidir

Ve bu daha önce verdiğim, vakıa suresinde çarpıcı örnek te de sevgide orta yolu izleyenler- sevgide en uç kısımda olanlar yani ileri geçenler( Allaha yakınlaştırılmış olan ) Kullar , birbirinden ayrılarak, cennet dereceleri  mükafatlandıralacaklardır
[/b]
Logged
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4815


Dosdoğru ol!


« Yanıtla #19 : 18 Şubat 2008, 05:47:31 ÖS 17 »

hamit abi gel sen vazgeç bende eskiden kalma maxın develeri vardı onları göndereyim size Smiley
max aşkı kabul etmez
bir bir daha iki eder
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #20 : 19 Şubat 2008, 01:35:42 ÖÖ 01 »

serender beni iyi tanımış
develerimi bile unutmuyor.  Cheesy

Alıntı
serender
max aşkı kabul etmez

aşkı nasıl algıladığımza bağlı bu.
abdulhamit abi gibi sevginin en üstün hali olarak anlamdırırsak keşke aşık olabilsek;
yok benim gibi sevginin sınırlarını zorlamış (haddini) aşmış, "aşırı" olarak nitelendirir isek aman kalsın sizin olsun derim.

biz kavramları farklı algıladığımız için farklı düşünüyoruz.

allah; ona, resulune, kitabına, kullarına olan muhabbetimizi artırsın; saygılarımla...........
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #21 : 25 Şubat 2008, 11:34:05 ÖÖ 11 »

Bursa'da Dinde Derinleşme Semineri
Mustafa Eğilli

Bursa'da ayda bir düzenlenen seminerlerin beşincisi 23 Şubat akşamı saat 19:30'da Merinos sosyal tesislerinde gerçekleştirildi.


Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #22 : 25 Şubat 2008, 11:39:49 ÖÖ 11 »

"Dinde Derinleşenler, Sefere Çıkanlar ya da Kalanlar" konusunu Özgür-Der genel yöneticilerinden Mustafa Eğilli sundu.

Konuşmasına Kur'an'ın Arapça olması ve Arapça'yı iyi bilmeyen toplumlarda Kur'an'ın anlaşılması için meal/tefsir gayretlerine girildiğini, ancak ikinci bir Kur'an olamayacağından bu meal/tefsir çalışmalarında kültürel anlayış, dil farklılığı, kişisel yorum sebebiyle bazen Kur'an'ın murad etmediği yorumlara gidildiğini belirterek başlayan Eğilli özetle şunları ifade etti.

"Meallerde oluşan bu zaaflar bazen Kur'an'ın murad ettiği anlamın zıddı anlamlar çıkarılmaya sebep olabiliyor. Ancak bu zaafların çok az hatta istisnaidir ve bu istisnalardan biri de Tevbe suresi yüz yirmi ikinci ayetidir.

Bu ayet cihada gitmek ile dinde derinleşmek/fıkhetmek arasındaki ilişkiyi ele alıyor. kimilerine göre birileri cihada gitmeli kimileri de geride kalıp dinde derinleşmeli şeklinde anlaşılan bu ayet kimilerine göre de dinde derinleşmek/fıkhetmek cihada gitmekle olur ve burada geride kalmak değil aksine ileri gitmek, mücadeleye katılmak vardır.

Yani birinci görüşte olanlar ayete şu şekilde meal verirken

'Mü'minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar.(Tevbe/122-Ali Bulaç meali, ayrıca diyanet, M. İslamoğlu, Y.Nuri Öztürk mealleri de bu bağlamda ele alır.)

İkinci görüşte olanlar ise ayeti şu bağlamda ele almaktadırlar;

'Müminlerin toptan savaşa çıkmaları gerekmez. Her topluluktan bir grubun dinde derinleşmek ve kavimleri geri döndüklerinde onları uyarmak ve sakındırmak için savaşa gitmeleri gerekmez mi? Umulur ki sakınırlar.(Tevbe/122-Ş. Piriş meali, ayrıca Seyyid Kutup, Hasan-ı Basri, İbn Abbas da bu görüştedir.)

Görüldüğü üzre neredeyse birbirine zıdd iki bağlamda ele alınmış. Her iki açıklama da delil olarak çeşitli rivayetler de sunmaktadır.

Ancak bize göre de ayet ikinci bağlamda anlaşılmalı, yani sefere çıkanların yanında bir de geride kalıp ihtisaslaşmayla uğraşan bir sınıf anlaşılmamalıdır. Burada geçen "fıkhetme/tafakkuhta bulunma" ilim elde etmeden farklı bir muhtevaya sahiptir. Alim salt bilgili olarak ifade edilirken fakih bilgiyi ve ameli aynı zamanda bünyesinde barındırandır. İşte Seyyid Kutub, Ebu Hanife böyledir. Ayetin aslında "geride kalmak" ibaresi geçmez, bunu kullananların neredeyse hepsi bu ibareyi parantez içinde belirterek belki istemeyerek de olsa zorlama bir ek yapmaktadır. Ayette geçen 'nefere' kelimesi de doğrudan doğruya bir hareket için yola koyulmayı ifade eder. Resulullah'ın örnekliğinde derinleşmek(!) adına cihaddan beri durma gibi bir izne de rastlanmamaktadır. İnsanı münzeviliğe hayattan el etek çekmeye iten bir anlayış Kur'an'ın genel mantığına da uymayacaktır herhalde. Ayetin sonunda kavimlerinin uyarılması sorumluluğu da ancak hayat içinde olmakla, cihad etmekle gerçekleşebilecek bir eylemdir

Bu ayetin doğru anlaşılması elbette ki diğer tüm ayetlerin doğru anlaşılması gerektiği kadar önemlidir. zira ayet doğru anlaşılmadığından iyi niyetle de olsa cihaddan, siyasi, sosyal sorumluluklardan soyutlanmış batıdaki entelektüel/aydın anlayışı gibi "alim, şeyh, üstad' gibi sınıflar türemiştir.

Müslümanlar arasında ihtisaslaşma/uzmanlaşma gerekli ve doğaldır ancak bu ayrı bir sınıfın varlığına veya sosyal, siyasi, ekonomik sorumluluklardan muaf bulunma gibi bir anlayışa tekabül etmemelidir.

Müslümanın öğrendiği ilim hayatta yaşaması içindir,akademik, entelektüel kaygılarla öğrenilen ve yaşanmayan bilginin içeriği ne olursa olsun Allah katında bir değeri olmaz. Müslüman fakihtir yani ince bir anlayışa, hikmete, doğru bir birikime ve en önemlisi bunların hayattaki pratiğine sahiptir/olmalıdır."


Konunun tebliği sonunda sorulan soruları cevaplayarak konuşmasına son verdi.


http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=2225
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #23 : 25 Şubat 2008, 12:02:08 ÖS 12 »

Arapça Metin

وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوا إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ


Abdülbaki Gölpınarlı

İnananların hepsinin savaşa gitmesi lazım değil; bir kısmı savaşa gitmeli, bir topluluk da çekinmelerini sağlamak için kavimleri savaştan dönüp gelerek onlarla buluşunca onları korkutmak için dini hükümleri iyice öğrenmeye çalışmalıdır.


Ali Bulaç Meali

Mü'minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar.


Diyanet İşleri Meali

İnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler.*


Diyanet Vakfı Meali

Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminde bir gurup dinde (dini ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar. *


Edip Yüksel Meali

(Mekke'de kalan) İnananların, topluca (Medine'ye hicret eden peygamberi ziyaret için) yola çıkmaları doğru olmaz. Her gruptan sadece bir kaç kişi, dini anlayıp öğrenmek için harekete geçmeli. Nitekim böylece, halklarına geri döndüklerinde, halklarının uyanık bulunması için onları uyarabilsinler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Bununla beraber müminlerin hepsinin birden topyekün savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece Allah'ın azabından sakınırlar.


Ömer Nasuhi Bilmen

Ve maamafih bütün mü'minlerin birden toplanıp sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her bir fırkasından bir zümre dinde fekâhat sahibi olmaya çalışmalı ve kavimlerine dönünce de onları inzar etmelidirler. Umulur ki, onlar sakınırlar.


Muhammed Esed

Bütün bunlarla birlikte, [savaş zamanı] müminlerin hepsinin toptan yola çıkması doğru olmaz; onların arasında her gruptan bazılarının seferden geri kalmaları, [bunun yerine] Din hakkında derin ve sağlam bir bilgi elde etmek yolunda çaba göstermeleri ve [böylece] seferden dönen kardeşlerini aydınlatmaya çalışmaları daha yerinde olacaktır; böylece belki, onlar [da] kötülüğe karşı kendilerini (daha iyi) korumuş olacaklardır. 162


Suat Yıldırım

122 – Bununla beraber müminlerin hepsinin top yekün sefere çıkmaları uygun değildir.Öyleyse her topluluktan büyük kısmı savaşa çıkarken, bir takım da din hususunda sağlam bilgi sahibi olmak, dinî hükümleri öğrenmek için çalışmalı ve savaşa çıkanlar geri döndüklerinde kötülüklerden sakınmaları ümidiyle, onları uyarmalıdır. *


Süleyman Ateş Meali

İnsanların hepsi toptan sefere çıkacak değillerdi. Ama her kabileden bir cemaatin dini iyice öğrenmeleri ve dönüp kavimlerine geldiklerinde, sakınmaları umuduyla onları uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez miydi? *


Şaban Piriş Meali

Müminlerin toptan savaşa çıkmaları gerekmez. Her topluluktan bir grubun dinde derinleşmek ve kavimleri geri döndüklerinde onları uyarmak ve sakındırmak için savaşa gitmeleri gerekmez mi? Umulur ki sakınırlar.

 
Ümit Şimşek Meali

122. Mü'minlerin hepsi birden savaşa çıkacak değildir. Her topluluktan bir kısmı savaşa çıkarken, içlerinden bir kısmı da dinleri hakkında iyice bilgi sahibi olmak için çalışmalıdır—tâ ki kavimleri geri döndüğünde, kötülükten sakınmaları için onları uyarsınlar.


Yaşar Nuri Öztürk

122 İnananların hepsinin birden savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grubun dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde, korunmaları ümideyle onları uyarmak için arkada kalmaları gerekmez mi?


Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #24 : 24 Mart 2008, 12:53:45 ÖS 12 »



Özgür-Der Bursa Şubesi düzenlediği aylık seminerlere devam ediyor.
"Firavunun sarayında imanını gizleyen mü'min" konulu seminer 22.03.2008 tarihinde Şükrü Hüseyinoğlu'nun sunumuyla gerçekleştirildi.
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #25 : 24 Mart 2008, 12:55:15 ÖS 12 »



Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #26 : 24 Mart 2008, 01:01:02 ÖS 13 »

Bu hafta 6. sı düzenlenen seminerde, Ana konu olarak Mümin Suresi 28-45 ayetleri ele alındı. Bu ve benzeri ayetlerin günümüze nasıl yansıyacağı ile ilgili bilgi veren Hüseyinoğlu, Yusuf a.s ve Mü'min suresindeki kıssalardan yola çıkılarak imanın hangi durumlarda gizlenmesi, hangi durunlarda açığa vurulması gerektiğini veya takiyyenin ne derece doğru olduğunu açığa kavuşturdu.

Konuya Ali Şeriatinin, kur'an okuyanların durumunu ifade eden; "bu nasıl okumaktır ki, şia olarak kur'an okumaya başlayan kimse durumunu hiç değiştirmeksizin yaşamını sürdürmekte, yine sünni olarak Kur'an okumaya başlayan kimse yine durumunu hiç değiştirmeksizin yaşamını sürdüemekte." sözlerini hatırlatarak giren Hüseyinoğlu kısaca şunları kaydetti:

"Kur'ana okumaya yaklaşım iki türlüdür.

Bunlardan birincisi, tek doğru olarak Kur'an bilgisini kabullenmiş ve hayatındaki yanlışlıkları düzeltmek için o'na yaklaşan kimse,

ikincisi ise hayatından memnun bir halde, hayatına dayanak, yaptıklarını ve yaşadıklarını meşrulaştırmak için o'na yaklaşan kimsedir.

Bu ayetlere yaklaşırken bizim takınacağımız tavır ilk konumdaki kimse gibi olmalıdır.

Mü'min suresindeki kıssayı bu şekilde ele aldığımızda bu günkü yaklaşımların yanlış olduğunu görmekteyiz. Çünkü bu gün müslümanlar imanın gizlenmesini, kıssalara parçacı yaklaşarak ifade etmektedirler. Kıssadan çıkarılacak dersler ise şu şekildedir:

O mü'min kişi imanını bir süre saklamıştır (saklayabilmiştir). Ve bunu kendi kararıyla yapmıştır. İmanını açıklaması ise bu günkü mantığın tersine ateşin içinde, Firavunun karşısında hem de en önemli yönetim kurulu toplasında gerçekleştirmiştir. Çünkü o toplantıda konuşulacak olanlar H.z. Musa ve kavmi hakkında kesin çözüm (öldürmek, sürmek v.s.) idi. Mü'min kişi bu toplantının içeriğini bile bile bu toplantıya gitti. Toplantıda ise artık imanını açıklaması gerekiyordu, O Musa ve kavmi için alınacak zulüm kararlarını destekleyemezdi.

Bu ayetten yola çıkarak takiyyenin olabileceğini ifade edenler ciddi bir yanılgı içerisindedirler. Zira Takiyye, inandığını gizlemek değil, inandığını inkar etmektir. yani haram gördüğün bir şeyi müslüman olduğun anlaşılmasın diye helal görmektir. Faiz üzerine işleyen bankalara müdür olarak sistemi ayakta tutmaktır.

Ayeti tekrar ele alacak olursak, O Mü'min kişi "evet iman ediyorum da Firavunda büyüğümüzdür." gibi ifadeler kullanmadı. eğer takiyye yapsaydı neden Firavunun karşısında hemde en önemli bir toplantıda imanını açıklasın ki...

Yusuf a.s. kıssasında ise Allah'ın Yusuf a.s. 'ın dilediği gibi hareket etmesinden bahsetmektedir. Bu durumun tek izahı; eğer dilediğin gibi hareket edebiliyorsan tağuti sistemde görev alabilirsin. olmalıdır.

Eğer, toplu bir şekilde, cemaat halinde bir sistemle mücadeleden bahsedeceksek, peygamberlerin hayatları bize en güzel örnektir. ki hiçbir peygamber hayatının hiçbir alanında din konusunda lafını eksik tutmamıştır. Dilini yumuşatmış, ama dinini asla yumuşatmamıştır. Yirmi üç yıllık mücadeleyi görmezden gelip ayetleri parçacı yaklaşımlarla açıklayan zihniyet, konumlarını meşrulaştırma çabasından başka bir şey yapıyor olamazlar. Mücadele, cahiliyeden ayrışmakla başlar. Cahiliye içindeki imkanlarla beslenerek cahiliyeyle savaşmak ne şart olursa olsun kabul edilemez."


Hüseyinoğlu, ne şart altında olursa olsun Allah'ın kanunlarından ödün verilemeyeceğini tekrar hatırlatarak konuşmasına son verdi.


http://www.ozgurder.org/news.php?no=327
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #27 : 26 Mart 2008, 03:59:45 ÖS 15 »

Mü'min suresi

26. Ve Firavun “Bırakın” dedi, “Musa'yı ben öldüreyim ve bırakın o'nu, [var olduğunu iddia ettiği] Rabbine yalvarıp dursun! 18 Dikkat edin, ben o'nun dininizi değiştirmesinden yahut yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum!”
 
 
27. Buna karşılık Musa: “Kibre kapılarak Hesap Günü'nü reddedenlerden, sizin de Rabbiniz, benim de Rabbim [olan Allah'a] sığınırım!” dedi.
 
 
28. O anda, inancını [o güne kadar] gizlemiş olan 19 Firavun ailesinden bir mümin [şöyle] haykırdı: “‘Rabbim Allah'tır’ dediği için adam mı öldüreceksiniz? Oysa o, size Rabbinizden kanıtlar getirmiştir. Eğer o, bir yalancı ise yalanı kendi aleyhine dönecektir; ama gerçeği söylüyorsa, sizi uyardığı [azabın] bir kısmı başınıza gelecek: çünkü Allah, [kendileri hakkında] yalan söyleyerek 20 kendi kişiliklerini harcayanları doğru yola ulaştırmaz.
 
 
29. Ey kavmim! Bugün hükümranlık sizindir; [ve] yeryüzünün en güçlüsü sizlersiniz: fakat, Allah'ın cezası başımıza gelirse, bizi ondan kim kurtaracak? Firavun ‘Ben’ dedi, ‘size yalnız kendi gördüğümü gösteriyorum; 21 ve sizi yalnız doğruluk yoluna çağırıyorum!’”
 
 
30. Bunun üzerine, imana ermiş olan adam: “Ey kavmim!” diye haykırdı, “[İlahî hakikate karşı] birleşmiş olan şu diğerlerinin başına vaktiyle gelmiş olan durumun sizin başınıza da gelmesinden korkuyorum.
 
 
31. Nûh kavminin, ‘Âd ve Semûd [kavimlerinin] ve onlardan sonrakilerin başına gelmiş olana benzer (bir durumun!) Ve unutmayın Allah, kulları için hiçbir haksızlık istemez. 22
 
 
32. Ey kavmim! Sizin için, [sıkıntıyla] birbirinizi çağıracağınız Gün[ün, Hesap Günü'nün gelmesin]den korkuyorum;
 
 
33. ki o Gün sizi Allah[ın elin]den kurtaracak kimse bulamayacak ve arkanızı dönüp kaç[mak istey]eceksiniz: çünkü Allah kimi şaşırtırsa artık ona yol gösteren olmaz. 23
 
 
34. Ve [hatırlayın:] Yusuf da size daha önce hakikatin bütün kanıtlarıyla gelmişti; ama size getirdiği [mesajların tümü]ne karşı şüphe duymaktan kaçınmadınız, sonunda Yusuf ölünce de, ‘Allah o'ndan sonra hiçbir elçi göndermeyecek!’ dediniz. 24 Allah, [vahyettiklerine karşı] şüpheye kapılarak kendi kendilerine yazık edenleri işte böyle saptırır.
 
 
35. Hiçbir delilleri olmadan 25 Allah'ın mesajlarını sorgulayanları [da]: hem Allah'ın, hem de iman etmiş olanların gözünde son derece çirkin [bir günah]. Allah, bütün kibirli zorbaların kalbini işte böyle mühürler.” 26
 
 
36. Firavun: “Ey Hâmân!” diye seslendi, “Bana haşmetli bir kule inşa et, belki böylece [uygun] araçlara sahip olabilirim;
 
 
37. göklere yaklaşmanın araçlarına ve belki [bu yolla] Musa'nın tanrısını görebilirim: 27 zaten o'nun bir yalancı olduğuna kesinlikle eminim!”
İşte böyle, yaptığı kötülükler Firavun'a güzel göründü ve bu nedenle [doğru] yoldan alıkondu: Firavun'un tuzağı hüsrandan başka bir şeye yaramadı.
 
 
38. İmana ermiş olan adam [şöyle] devam etti: “Ey kavmim! Bana uyun: (uyun ki) sizi doğruluk ve dürüstlük yoluna yönelteyim!
 
 
39. Ey kavmim! Bu dünya hayatı gelip geçici bir eğlenceden başka bir şey değildir, halbuki öteki dünya kalıcı bir yurttur.
 
 
40. [Orada,] kim bir kötülük yapmışsa sadece yaptığı kadarıyla cezalandırılacaktır; kim de, ister erkek ister kadın olsun, iman edip doğru ve yararlı işler yapmışsa cennete girecek ve orada kendisine hesapsız nimetler 28 verilecektir!
 
 
41. Ey kavmim! Nasıl olur da 29 ben sizi kurtuluşa çağırdığım halde siz beni ateşe çağırırsınız?
 
 
42. Siz beni Allah'ı[n birliğini] inkara ve hakkında [belki de] hiçbir bilgim olmayan 30 şeyleri Allah'ın uluhiyetine ortak koşmaya çağırıyorsunuz; ben ise sizi, O Kudret Sahibi ve Çok Bağışlayıcı olan[ı tanımay]a çağırıyorum!
 
 
43. Sizin beni çağırdığınız şey, açıkçası, ne bu dünyada ne de öteki dünyada çağrılmaya layık bir şey değil, [şüphesiz] dönüşünüz Allah'adır ve kendi kişiliklerini harcayıp tüketenler ateşe gireceklerdir:
 
 
44. ve işte o zaman [şimdi] söylediklerimi [ister istemez] hatırlayacaksınız. [Bana gelince,] ben kendimi Allah'a adıyorum: çünkü Allah, kullarının [kalbinde olan] her şeyi mutlaka görür.”
 
 
45. Allah onu (kavminin) şeytanî tuzaklarından korudu, Firavun'un ailesi ise şiddetli bir azabın pençesine düştü:
 

Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #28 : 20 Nisan 2008, 10:42:14 ÖS 22 »



Bursa'da ayda bir düzenlenen seminerlerin yedincisi Merinos sosyal tesislerinde gerçekleştirildi. 'insanların çoğu iman edici değildir' konusunu Haksöz dergisi yazarlarından Kenan LEVENT sundu.

Başlangıç olarak Yusuf suresi 103. ayete değinen Levent kısaca şunları kaydetti:

" İman kelimesini kavram olarak incelediğimizde herhangi bir muamma ile karşılaşmamaktayız Karşılaşılan sorun, iman kavramında değil, inanılması gereken hususlarda karşımıza çıkmaktadır.  Bu inanılması gereken hususlara ise, birçok ayette ısrarla üzerinde durulduğu gibi insanların çoğu iman etmemektedir. Bu konuda ele alınacak husus ise insanları bu duruma sürükleyen sebeplerdir.

Bu sebeplerin başında ise Allah tasavvuru ve risalet olgusunun tam tanınmaması yatmaktadır. Bu yabancılık ise ilk önce insanın bilgisizliğinden geçer. İnsanın merak etme, düşünme, sorgulama isteği eksik ise iman esaslarını yerine getirmesi güçleşir. Örneğin; Allanın, düşünmemizi ve araştırmamızı istediği kevni ayetler hususunda insan, düşündüğü sürece inancını pekiştirir. Buna bağlı olarak, tefekkür eksikliği de inancı alıkoyan diğer bir etkendir.

İnsanların çoğu taklit üzere yaşarlar. Yani atalarından gördüklerini doğru kabul ederek onlara sorgulamadan bağlanırlar. Allahın 'atalar dini' dediği bu durum da insanı iman yolunda olumsuz etkilemektedir.

Bir diğer durum ise insanların konumları gereği müstekbirce hayat sürmeleri, zenginliği hayrın ve başarının ölçütü görmeleri, yöneltilen eleştirileri kabullenmeyerek heva ve heveslerine uymalarıdır. Bu tip insanlar, yaptıkları ne olursa olsun bunları bir marifet gibi görmekte, kendilerinde asla hata kabul etmemektedirler. Bu durum, hiç şüphesiz imanın önünü tıkamaktadır.

Son olarak; engellerden birisi de toplumda aşırı derecede yaygın olan şefaat inancıdır. Ne yazık ki Allahın Kur'an'da bahsettiği şefaat inancı, bugün farklı biçimde algılanmaktadır. Bu algılama, insanları, Tabir yerinde ise 'ne kadar suç işlesek dahi Allah'ın huzurunda bizi kurtaracaklar var.' Durumuna doğru sürüklemektedir. Devam edegelen bu şefaat inancı insanların rehavete kapılmalarına, sorumlulukları görmemelerine sebep olmaktadır.

İmanı gereği gibi algılamanın önündeki bu engeller aşıldığı sürece sağlıklı bir iman her zaman var olacaktır."


http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=2950
Logged
Aysegul
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3128



WWW
« Yanıtla #29 : 20 Nisan 2008, 10:44:20 ÖS 22 »


Logged
Sayfa: 1 [2] 3 4   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.525 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu