O Ağaç Nereye Kayboldu Ya da Gölgesi Hiç Eksilmeyen Bu Mülkler Kimin

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > O Ağaç Nereye Kayboldu Ya da Gölgesi Hiç Eksilmeyen Bu Mülkler Kimin
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > O Ağaç Nereye Kayboldu Ya da Gölgesi Hiç Eksilmeyen Bu Mülkler Kimin
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: O Ağaç Nereye Kayboldu Ya da Gölgesi Hiç Eksilmeyen Bu Mülkler Kimin  (Okunma Sayısı 1211 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
esen
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 926


"lalüebkem"


« : 05 Ocak 2008, 01:14:22 ÖÖ 01 »

Dünyaya ve dünyalıklara neden bu kadar düşkün olduk. Bizim, dünyalıklarla aramız nasıl bu kadar sıcak bir muhabbet havasına girdi. Nasıl böyle düşünür olduk. Ya da bize böyle düşünmeyi kim öğretti. Hangi güç bizi etkisi altına aldı ki, kolayca dinin öğretisini unutuverdik. Yok saymaya başladığımız öğretilerdi oysa bizi ayakta tutan. Düştük, yıkıldık, yeniliyoruz. Ayağa kalkmak için ''düştüğün yerden ayağa kalkmalısın'' kuralını hatırlamakta fayda var. Hadi birlikte hatırlayalım.
Dinin dünyaya bakışını, bizim ona verebileceğimiz önemin boyutunu ortaya koyan Efendimizin ''benim dünya ile alakam bir ağacın altında oturup dinlendikten sonra kalkıp o gölgeliği terk eden atlının durumu gibidir'' sözünü hatırlamamız gerekir. Bize örnek olsun adına gönderilen dinimizin önderi Efendimiz (as) ne kadar da güzel anlatmış mümin için dünyalığın ne anlama gelebileceğini. Oysa şu an bizim durduğumuz yer ne kadar da uzak o noktaya. Şapkamızı önümüze koyup özeleştiri yapmamızın zamanı geldi de geçiyor. Duruşumuzu inanışımızı iyi tahlil etmeliyiz. Üstüne üstüne gitmeliyiz, sorgulamalıyız. Belki de birçok sıkıntımızın, stresimizin doğrudan sebebi dünyaya/dünyalıklara verdiğimiz anlamdan kaynaklanıyordur. Boşa uykularımız kaçıyor, yok yere geriliyor ve çevremizi de geriyoruzdur. Bir düşünelim, bize üzüntü ve eziyet veren şeylerin kaçta kaçı sahip olduğumuz ve olmak için kafa yorduğumuz şeylerden kaynaklanıyordur. Göreceğiz ki bu hiç de küçümsenmeyecek bir oranda karşımıza çıkacaktır. Çünkü ne yazık ki bizler hiç ölmeyecek gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmalıyız denkleminin sadece hiç ölmeyecek gibi bu dünya için çalışmalıyız tarafından tutmuşuz. Hem de bırakmamacasına. Dünyaya çaktığımız her kazık, sahip olduğumuz her yeni şey, farkında olmadan yönümüzün hesap gününden uzaklaşmasına katkıda bulunuyor. Mal çoğaldıkça hesabın zorlaşacağı gerçeğini göz ardı etmemek lazım. Yanlış anlaşılmasın, ümmetin malca zengin olanlarına karşı bir art niyetimiz yoktur. Hz. Ebubekir'in mal varlığını defalarca ve sonuna kadar dinin hayrı için feda edebilme duruşu elbette gücümüze güç katmıştır. Tam da sorun burada zaten; hem bu duruş ve fedakarlığı gösterememe hem de karşı konulmaz bir hırsla mal biriktirme hastalığına kapılmış olmamızda. Ne korkunç bir hal Müslüman için. Atalar büyük başın derdi de büyük olur der. Evet ne kadar da doğru bir tespit. Ne kadar dünyalık biriktirmişsen o kadar sıkıntın var demektir. "Zekatını verdikten sonra kim ne karışabilir diğerinin ne kadar zengin olduğuna" anlayışı, başlı başına ümmetin ümmet olma bilincinin altına konulmuş bir dinamittir. Ölümün her an kapımızı çalacağı gerçeğini göz ardı etmeden hazırlık yapmalıyız. Gücümüzü ve gayretimizi bu dünyanın nimetleri için değil de ahiret yurduna hazırlık için sarf etmeliyiz. Mutlak kazanç ve zenginlik Allah'ın katındadır. Tevbe/111'de ''Allah müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında cennet vermek üzere satın almıştır'' der. Biz Allah'ın vaadine uyup ebedi olan güzelliklere ve nimete talip olmalıyız. Dünyalıklarla olan bağımız sadece bizi Allah'a giden yollarda güçlü kılması adına olmalıdır. Aksi takdirde ateşe giden yolda hız kazandırmaktan başka bir fonksiyonu olmayacaktır.
Hadi şimdi soralım O Ağaç nereye kayboldu ya da gölgesi hiç eksilmeyen bu mülkler kimin? İçinde bulunduğuz hal neyin nesidir. Efendimizin bahsettiği ebedi ahiret yurdunun yanında dünyanın bir ağaç gölgesindeki dinlenme zamanından farksız olması düşüncesini anlayamamamızdan dolayı değil midir bu çelişkiler. Bu idrak edemeyişten değil midir ki başka gölgelikler arıyor olmamız. Kalplerimizde yetiştirdiğimiz o yıkılmaz ve gölgesi hiç eksik olmayan ağaçlar acaba hangi güzellikleri gölgeliyor ve hangi güzelliklerin üzerine yıkılmış da biz o güzellikleri göremez olmuşuz. Biz farkında olmadan kalplerimizde yetiştirdiğimiz koyu ve sürekli gölgelere sahip o ağaçların dalları aklımızı, bedenimizi sarmış, yaprakları gözlerimizi kapatmış. O ağacı bulup kesmeliyiz. Kendimize Efendimizin tasvirindeki gibi ağaçlar bulmalıyız. Ya da ağaç gölgesi olarak tasvir edilen dünyalıklara bundan fazla önem vermek konusunu tekrar tekrar düşünmeliyiz. Allah kendi yolunda mücadele edenlere, emek sarf edenlere dinlenmek için cennetinde ebedi gölgelikler nasip eylesin.

aykut akça
Logged

cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.049 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu