günün fıkrası

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GENEL (Bilgi Platformu) > Gönül Muhabbet ister... > Mizah > günün fıkrası
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GENEL (Bilgi Platformu) > Gönül Muhabbet ister... > Mizah > günün fıkrası
Sayfa: 1 ... 6 7 [8] 9   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: günün fıkrası  (Okunma Sayısı 55450 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
HİCRET
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 39



« Yanıtla #105 : 14 Mart 2012, 07:56:23 ÖS 19 »

    İki deli oturuyormuş, birisi aniden ayağa kalkmış ve yürümeye başlamış.
Oturan deli sormuş: - "Nereye?" - "Seni aramaya.." - "İyi.. Çabuk gel, ben seni burda bekliyorum.." Cheesy Cheesy
Logged

Halk ne der değil; HAK ne der!!!
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« Yanıtla #106 : 26 Mart 2012, 11:52:41 ÖS 23 »

Logged
HÜDANUR
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 125



« Yanıtla #107 : 27 Mart 2012, 08:37:59 ÖS 20 »

Adamın biri bir gün Afrika’ya gider,
“Hazır gitmişken bir de deveye bineyim, öyle döneyim.” der.
Neyse deve kiralanan bir yer bulur ve sahibine: “Nasıl kullanacağım?” diye sorar.
Yerli:
“ Ohh deyince gider, Ohhhh Ohhh diyince de koştura koştura gitmeye başlar.” der.
Adam yine sorar: “Eee nasıl duracağım.”
“Amin deyince de durur”

Sonunda bizim adam biner deveye, ‘ohhh’ der, başlar deve yavaş yavaş gitmeye.
Neyse bir süre sonra sıkılır vee ‘ohhhh ohhhh!” der.
Bu defa deve de koşturmaya başlar.

Adam çok keyiflidir.
Bir yandan koştura koştura giderken, bir yandan da çevreyi seyretmektedir.
Tam bu sırada bir bakar ki karşısında bir uçurum.
Ne yapacağını şaşırır.
Heyecandan da ne söyleyeceğini unutur.

“Neyse bari son bir kez dua okuyayım” der ve okumaya başlar.
Duasını bitirince de “amin” der ve deve “zınk” diye durur uçurumun tam kenarında.
Bizim adam kurtulmanın verdiği ferahlıkla derin bir nefes alır veee

-“Ohhhh bee” deer..  Cheesy
Logged
HÜDANUR
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 125



« Yanıtla #108 : 27 Mart 2012, 08:42:34 ÖS 20 »

Savcı, morgdaki üç cesedi incelemek üzere gelmişti.
Birinci ceset sırıtıyordu. Savcı nedenini sordu.
"Milli piyangoda büyük ikramiyeyi kazandı,sevincine dayanamadı, kalp
krizi geçirdi ve öldü", dediler.
İkinci ceset de sırıtıyordu. Savcı sordu;
-Bu neden sırıtıyor?
"Bunun da oğlu doğmuştu. Sevinçten kalbine yenik düştü" diye açıkladılar.
Üçüncü ceset Temel'in kömür halindeki cesediydi. O da sırıtıyordu.
"Bu neden öldü?" diye sordu savcı.
"Efendim, buna yıldırım çarptı" dediler.
-Peki neden sırıtıyordu?
-Fotoğrafını çekiyorlar sanmış. Cheesy Cheesy
Logged
HÜDANUR
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 125



« Yanıtla #109 : 28 Mart 2012, 06:17:13 ÖS 18 »

Temel paraşüt satıyormuş. bir müşteri gelmiş:
"Beyefendi bu paraşütle 40000 fitten atladık diyelim."
"Evet."
"Açılmazsa ne olacak?"
"1.düğmeye bas açılır."
"Ya açılmazsa?"
"2.düğmeye bas açılır."
"Ya açılmazsa?"
"Kardeşim 3. düğmeye bas kesin açılır."
"Tamam beyfendi 3. düğmede de açılmadı, ne olacak?"
"2 yıl garantisi var, getir değiştiririz."
Cheesy  Grin
Logged
HÜDANUR
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 125



« Yanıtla #110 : 01 Nisan 2012, 12:21:53 ÖS 12 »

Temel, Dursun'a misafirliğe gitmiş.
Gece sağnak halde yağmur başlayınca;
Dursun konukseverlik göstermiş:
Temel çok fena yağmur yağıyor, eve gitme
burada kal.
Temel kabul etmiş, ama ansızın ortadan kaybolmuş. Aradan
epeyce zaman geçtikten sonra kapı çalmış, bakmışlar kapıda
sırılsıklam Temel:
-Neredesun ula Temel merak ettik ?
-Eve cittum pijamamu aldum da  Cheesy Cheesy 
Logged
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« Yanıtla #111 : 04 Nisan 2012, 03:11:42 ÖÖ 03 »

Logged
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« Yanıtla #112 : 05 Nisan 2012, 04:26:48 ÖS 16 »

Logged
HÜDANUR
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 125



« Yanıtla #113 : 14 Nisan 2012, 08:54:47 ÖS 20 »

Logged
HÜDANUR
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 125



« Yanıtla #114 : 15 Nisan 2012, 09:07:25 ÖS 21 »

Logged
Maveraî..
Haymatlos..
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 472


Elhamdulillâhi alâ kulli hâl sivel kufri veddalâl


« Yanıtla #115 : 15 Nisan 2012, 09:46:29 ÖS 21 »


Sobadaki Hikmet..

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar.

Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır.
Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarıda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.

Kimyacı, "adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış."

Fizikçi, "adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş."

Jeolog, "burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış."

Matematikçi, "sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış."

Antropolog, "adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş."

Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarıda olmasının nedenini sorarlar.

Adam cevap verir: - "Boru yetmedi."
---------------------------------------------------------------------------------------

Üç erkek ormanda yürürken, vahşi bir nehir görürler.
Karşı kıyıya geçmek isteyen erkeklerden birincisi, dizlerinin üstüne çöker ve Tanrıya dua eder:
"Bana güç ver" diye yakarır. Birdenbire kendisini son derece güçlü kuvvetli hisseder ve nehrin karşı kıyısına geçebilir; ama 2 saat boyunca dalgalarla boğuşmak zorunda kalmıştır.

İkinci erkek, Tanrıdan hem güç, hem de karşıdan karşıya geçmek için bir araç talep eder. Tanrı ona bir tekne verir. Birkaç kere teknenin alabora olma tehlikesi belirir ama sonunda hedefine ulaşır.

Üçüncü erkek, hem güç ister, hem araç, hem de zekâ.
Tanrı, erkeği bir kadına dönüştürür; kadın haritaya bakar, nehrin biraz yukarısına doğru yürür ve köprünün üzerinden karşıya geçer.
---------------------------------------------------------------------------------------

Küçük kız annesine "İlk insan nasıl dünyaya geldi?.. diye sormuş. "Tanrı Adem ve Havvayı yarattı, çocukları oldu ve insanoğlu yeryüzüne yayılmaya başladı yavrum.." diye izah etmeye çalışmış annesi..

Birkaç gün sonra küçük kız aynı soruyu babasına da sormuş, "Binlerce yıl önce maymunlar vardı.." demiş babası, "Bizler de evrim geçirerek onlardan türedik..!"

Farklı iki cevaptan aklı karışan kız tekrar annesine gidip "Nasıl olur anne?.." demiş "Sen bana insanın Tanrı tarafından yaratıldığını, babam da maymunlardan geldiğini söylüyor.. Karıştırıyorum..!"

"Karıştırılacak bir şey yok, çok açık..!" demiş annesi hafif sinirlenerek, "Ben sana benim ailemin evrimini, baban da kendi ailesinin bu güne kadar gelişini izah etmiş bitanem!
---------------------------------------------------------------------------------------

Cemal İngiltere`ye gidecekti. Onun için bir arkadaşından İngilizce hakkında bilgi istemişti.
Arkadaşı Türkçe kelimelerin son hecesinin uzatılması şeklinde Cemal`e bilgi verdi.
Cemal uçağa bindi ve on dakika sonra hostesi çağırmak için, Hosteeees.
O da ne hostes gelmişti. Cemal İngilizce`yi sökmeye başladığını düşünüyordu.
Havaalanından çıktı...Taksiiiii Vay be taksi de durmuştu.
Cemal ağır ağır kendini kaptırdı...Hoteeeeeeel Otele gitti.
Odasına çıktı, duş aldıktan sonra dışarı çıktı, Londra sokaklarında dolaşmaya başladı.
Parkta bir adam gördü: -Merhabaaaaa, nasılsınıııız?

Adam: -İyiyiiiiim, sağoooooool.

Cemal: Türk müsünüüüüz?

Adam: Eveeeeet.

Temel: Kardeşim Türksün de neden iki saattir İngilizce konuşuyorsun?
---------------------------------------------------------------------------------------

Temel espriye 3 kez gülermiş:
1. anlatılınca.
2. izah edilince.
3. anlayınca.
---------------------------------------------------------------------------------------

Bende size lisede yaşadığım bir olayı anlatayım.
(Benim lise hatıratım değil tabi ) alıntı)

Din kültürü dersinden sınav oluyoruz. Sorunun bir tanesinde namazın kılınış şeklini sordu hoca. 2 rekatlık bir namazı tarif edecez yani... Sınıfımız 7 kişiydi. 5 erkek 2 kız. Bir arkadaş yazıyormuş diğeri de ondan kopya çekiyormuş. Neyse sınav bitti. Sonuçların açıklanma zamanı, hoca geldi bu arkadaşlara:

-İkinizde aynı yerde hata yapmışsınız namazı tarif ederken' dedi.

Bizim kopya çeken arkadaş ayağa kalktı ve dedi ki:
-HOCAM BİZ NAMAZI CEMAATLE GILİİİDİK. (kılıyorduk)
---------------------------------------------------------------------------------------

Adamın biri ayakkabı almak için mağazaya gitmiş.
Denediği ve beğendiği ayakkabılardan birisinin ayağını sıktığını söylemiş.
Mağaza sahibi de: -Bir hafta sonra açılır, demiş.
Adam: -İyi o zaman, ben bir hafta sonra gelip alayım.
---------------------------------------------------------------------------------------

Adamın biri yolda bir çocuk görmüş. Adını sormuş.
Çocuk tam adını söyleyecekken, Dur Dur! demiş adam. Ben tahmin edeyim senin adını.
Sen sadece baş harfini söyle. Çocuk "Y" demiş. Adam başlamış saymaya.
-Yunus? -Hayır.
-Yakub? -Hayır.
-Yusuf? -Hayır.

Tüm y ile başlayan erkek isimlerini saymış. Adam sinirlenmiş. Başlamış kız isimlerini saymaya.
-Yeliz? -Hayır.
-Yeşim? -Hayır.

En sonunda adam kızarak:- ismin ne senin oğlum?!!!

Sonra çocuk: -Yamazan, demiş.
---------------------------------------------------------------------------------------

Yeni asker olan Cemale komutanı sormuş: -"Savaşta siperdesin, sağ taraftan düşman askeri geldiğini gördün. Peki ne yaparsın?" Cemal heyecanla cevap verir: -Hemen çevirir silahımı üzerlerine ateş açarım komutanım.
Komutan tekrar sormuş. "-Peki, karşıdan geliyorsa? -Karşıya ateş açarım, komutanım.
-Arkadan geliyorsa? deyince komutan,
Cemal dayanamamış: -"Komutanım, bu ordunun bir askeri ben miyim da?"
---------------------------------------------------------------------------------------

Huriye, Nuriye ve Düriye 75-80 yaşlarında, çok eski üç arkadaştır. Bir gün Huriye, Nuriye'ye telefon eder ve Düriye'ye gitmeye karar verirler ve giderler.

Biraz muhabbetten sonra Düriye kahve yapar ve içerler.
Biraz sonra Düriye yine "ay kusura bakmayın unuttum, birer kahve yapayım da içelim" der...

Huriye ve Nuriye bir şey demezler ve içerler.

Aradan biraz zaman geçer.
Düriye yine "size bir kahve bile yapmadım hemen yapayım da içelim" der ve yapar getirir.

Bizimkilerde yine itiraz yok.

Akşama doğru Huriye ve Nuriye kalkarlar, yola düşerler. Yolda bastonları ile yavaş yavaş yürürken aralarında şu konuşma geçer;
Huriye : "Kız Nuriye, gördün mü Düriye'yi..!!! Ne kadar pinti olmuş...
Bize bir kahve bile ikram etmedi"

Nuriye : "Kıızz Düriye'yi ne zaman gördün??''
---------------------------------------------------------------------------------------

Din dersinde öğretmen yeni başladığı sınıfında öğrenciyi kaldırmış...
-adın ne evladım?
-Kevser, öğretmenim.
-ne güzel isim, oku bakalım Kevser suresini!
-öğrenci sureyi ezbere okumuş.
-aferin evladım, ağzına sağlık!

-senin adın ne evladım?
-Fatih, öğretmenim.
-çok güzel isim, oku bakalım Fatiha suresini demiş,
-öğrenci ezbere okumuş.
-aferin evladım, ağzına sağlık!..

Öğretmen birde bakmış, bir çocuk masanın altına saklanmaya çalışıyor..
-evladım kalk bakayım, senin adın ne demiş
-Yasin, öğretmenim; ama arkadaşlar bana kısaca 'Subhaneke' derler!
---------------------------------------------------------------------------------------

Bir gün, üç Arap ülkesinin liderleri, uçakta iken, biri diğerlerine hava atmak için demiş ki;
- Şimdi uçaktan 1 çuval pirinç atsam halkım bana, bir hafta dua eder.

Yanındaki lider de;
- Ben 1 çuval pirinç atsam halkım bana bir ay dua eder demiş.

Üçüncü lider de, ben 1 çuval pirinç atsam halkım bana bir yıl boyunca dua eder demiş.

Bu konuşmaları duyan pilot dayanamamış,
-Şimdi üçünüzü de aşağı atsam bütün Arap dünyası bana ömürleri boyunca dua ederler, demiş.
---------------------------------------------------------------------------------------

Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip üniversite profesörünün oturduğu masaya oturur.

Profesör kaşlarını çatarak: "Öküzler ve kuşlar aynı masada oturamaz!" der.

-Öğrenci: "O zaman ben uçuyorum..." diye cevap verir.

Profesör cevaba çok sinirlenir, sınavda öğrenciye takar ve sınavının başarısız geçmesi için elinden geleni yapar.
Yalnız sınavda öğrenci tüm soruları mükemmel bi şekilde cevaplar. Profesör öğrenciye: Sana son bir soru soracağım - der ve..
'Yolda yürürken iki torba buldun, birinde akıl var, diğerinde ise para. Hangi çuvalı alırsın?' diye sorar

-Öğrenci: "Para olan çuvalı seçerdim..."

Profesör: "Ben akıl olan çuvalı seçerdim..." demesi üzerine

-Öğrenci: "Normal! Kimde ne eksikse onu seçer...diyerek cevap verir.

Profesör çok daha sinirlenir, öğrencinin not defterini alıp içine "Öküz" yazar.

*Öğrenci nota bakmadan odadan çıkar; fakat, bir dakika sonra öğrenci kapıyı aralar ve şöyle der:

"Sayın profesör, imzanızı atmışsınız, fakat notumu yazmayı unutmuşsunuz."
---------------------------------------------------------------------------------------

Juan, motosikleti ile Meksika sınırına gelir.
Arkasındaki iki büyük çantayı gören sınır polisi şüphelenir ve içinde ne olduğunu sorar.
Juan: 'Yalnızca kum', diye yanıt verince,
Polis: -Aç bakalım çantaları, der.
Juan çantaları açar, polis, didik didik kontrol etmesine rağmen kumdan başka bir şey bulamaz çantada!
Bununla yetinmeyen polis, gece yarısına kadar kumu her tür tahlilden geçirtir, ancak saf kumdan başka bir şey yoktur!
Polis, çantalarını Juan'a geri verir ve sınırdan geçmesine izin verir.
Ertesi gün Juan, Motosikletinin arkasında iki büyük çantayla tekrar sınırda belirir.
Polis, Juan'ı yine durdurur, didik didik arar, bir şey bulamaz ve Juan'ı serbest bırakmak zorunda kalır.
Bu olay, polis emekli olana dek yıllarca devam eder!
Bir gün emekli polis Meksika'da bir kafe de otururken, Juan'ın içeri girdiğini görür ve derhal yakasına yapışır;
-Senin yıllardır bir-şeyler kaçırdığından eminim. Çıldıracağım! Geceleri uyku uyuyamıyordum senin yüzünden.
Lütfen anlat bana ne kaçırdığını. Aramızda kalacağına emin olabilirsin.

Juan gülümseyerek yanıtlar:  'Motosiklet.'

*DETAYLA BOĞUŞURKEN ASLOLANI/ÖZÜ KAÇIRMAYALIM*
---------------------------------------------------------------------------------------

Adamın birisinin tekeri patlamış. Sonra tekeri değişeyim derken, bijonları sökmüş.
O kadar da yağmur yağıyormuş ki; bütün bijonlar mazgala düşmüş.
Ne yapayım ne edeyim diye düşünürken, çitlerin arkasında bir deli buna bakmış ve gülmüş.

-Ne gülüyon Allah'ın delisi, demiş.

Deli: Neye gülecem; senin baka kalmana gülüyorum, bir tekeri takamadın.

-Nasıl yapayım, diye sormuş.

Diğer tekerlerden bir tane bijon sök, sonra en yakın benzin istasyonuna kadar seni götürür.
Orada da yeni bir takım alır, değişirsin.

Adam bakmış, bakmış, bakmış!
-Hakikaten ya, benim niye aklıma gelmedi. Sözde, bide siz delisiniz, demiş

Deli, buna bakıp kahkahayı atmış! Ve, cevap vermiş:
'Evet; biz deliyiz ama aptal değiliz.'
---------------------------------------------------------------------------------------

''Tilkinin Orucu''

Tilki ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında asılı bir geyik budu görür.
Açtır ama şüphelenir, kontrol etmeye başlar ve görür ki; bu bir tuzak.
Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır.
Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra Kurt gelir, budu görür ve yatan Tilkiyi de tabi…
Tilkiye sorar ‘ne yapıyorsun dostum?!’
Tilki cevap verir: ‘hiiç… Yatıyorum’
Kurt: -Burada bir but var.'
Tilki: -Evet var.
Kurt: -Neden yemedin?
Tilki: sakince cevap verir;
‘BU GÜN ORUCUM’
Kurt, kendinden emin;
‘Ben yiyeyim o zaman’ der.
Tilki ‘Buyur afiyet olsun!’ diye cevap verir.
Kurt, buda uzanır uzanmaz bir patlama! Ortalık toz duman, Kurt yaralı, hareketsiz, 10 metre uzakta, perişan halde yatarken,
Tilki, sakince budu yemeye başlar.
Bunu gören Kurt, Tilki,ye;
‘HANİ ORUÇ-TUN?’ diye sorar.
Tilki, pişkin pişkin cevap verir:
‘Top patlamasını bekliyordum. Biraz önce top patladı duymadın mı?’
---------------------------------------------------------------------------------------

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş.
"-Evrim ne güzellikler yaratıyor!" diye düşünüp mest oluyormuş.

Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış. Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışında ayının daha yaklaşmış olduğunu görüyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki bir dala takılmış, ayı da adamın üzerine atlamış ve pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam: "-TANRIM!!!" diye bağırmış.

Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık huzmesi adamın üzerine parlamış.

Çok derinden gelen ilahi bir ses adama:
"-Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?" demiş.

Adam utanç içinde:
"-Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki ayıyı dindar yapabilirsiniz" demiş.

Ses:
"-Peki." diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.

Nehir tekrar akmaya başlamış. Her şey eski haline dönmüş.

Ayı pençesini indirmiş ve ardından iki pençesini de göğe doğru çevirmiş ve konuşmaya başlamış:
"Allah'ım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamd olsun verdiğin nimetlere."
---------------------------------------------------------------------------------------

Bir Bektaşi dervişi yol geçmez bir dağ başı köyüne varmış...
Uzunca bir yoldan geldiği için selam vermiş ekmek su istemiş..
Köylü köy odasında buyur etmiş, karnını doyurmuş, çayını ikram etmiş...
Hasılı karnı doyan Bektaşi başlamış anlatmaya...
O konuştukça Köylü mest olmuş, köylü mest oldukça Bektaşi coşmuş...
Derken namaz vakti girmiş haydin namaza demişler...
Bektaşi'ye de, aman hocam yaman hocam şeref verdin birde namazımız da bize imam ol demişler..
Bektaşi tamam demiş durmuş namaza..
Cemaat arkada, bu önde kılınmış akşam namazı...
Namaz bitmiş, iltifat bitmemiş..
Aman hocam yaman hocam, Kabe imamları bile bu kadar güzel namaz kıldırmıyor söylemleri...
İltifatların bini bin para yani...
Bektaşi iyice coşmuş havaya girmiş ...
''Peh! demiş. Siz birde beni abdestliyken görseniz.''
---------------------------------------------------------------------------------------

Hoca teravih namazı kıldırıyormuş. O kadar hızlı kıldırıyormuş ki; kimse yetişemiyormuş.
Sonunda Temel eğilirken hocaya: ''Hocam, çok hızlı kıldırıyorsun sadece Subhane-Rabbiyel-Azim söyleyebiliyorum'' demiş.
Hoca da: ''Sen yine söyleyebiliyorsun, ben onu da söyleyemiyorum'' demiş.
---------------------------------------------------------------------------------------

Vatikan, Güney Afrika'da bir yam-yam kabilesine bir Papaz gönderir: Hristiyanlığı yayması için.
Aradan aylar geçer, giden Papazdan haber yok... Kilise yeni bir tane daha gönderir aynı yere.

Yeni Papaz gider gitmez kabile reisine sorar:
''-Yahu biz buraya geçenlerde bir Papaz göndermiştik, ne oldu? ''

Reis cevap verir:
''-O kadar çok konuştu ki; sıkıldık, sonunda yedik onu.
Logged

Aynayım, bakanlar beni değil ancak kendini görür..
AYETULLAH
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #116 : 16 Nisan 2012, 02:29:01 ÖS 14 »

                                       BEN DELİMİYİM

Delinin biri hastanenin bahçesinde, el arabasını tersinden sürüyormuş. Bir doktorun dikkatini çekmiş Doktor yanına giderek sormuş;
-Neden elarabasını tersinden sürüyorsun? Düzünden sürsene demiş.
delide sinirli sinirli cevap verir;
-Düzünden süreyim de bana birşey taşıtın demi Ben delimiyim...
Logged
AYETULLAH
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #117 : 16 Nisan 2012, 02:38:00 ÖS 14 »

                                                  DOKTOR İLE  DELİ

 Doktor,akıl hastasına:
-Bir kulağını kessem ne olur?
-Canım yanar.
-Ya iki kulağını kessem ne olur?
-O zaman iyi göremem.
-Peki ama niçin?
-Niçini varmı canım, iki kulağımı da kesersen gözlüğümü nereye takacağım?
Logged
HÜDANUR
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 125



« Yanıtla #118 : 18 Nisan 2012, 05:43:24 ÖS 17 »

Logged
HÜDANUR
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 125



« Yanıtla #119 : 19 Nisan 2012, 09:04:11 ÖS 21 »

   Bir gün tımarhane görevlilerinden biri bahçede gezerken iki deli görmüş. Bakmış ki delinin biri ağacın üstünde; biri ise ağacın altında. İkisi de bir şeyler yapıyormuş. Aşağıdakine sormuş: - "Yukarıdaki ne yapıyor?" - "Şu yukarıdaki mi? Sen buna bakma, salak işte. Ceviz ağacından armut toplamaya çalışıyor." - "Peki ya sen burada ne yapıyorsun?" - "Ben de düşen armutları topluyorum."  Cheesy
Logged
Sayfa: 1 ... 6 7 [8] 9   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.126 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu