Yoksa "Kürt" müsün?

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Yoksa "Kürt" müsün?
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Yoksa "Kürt" müsün?
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Yoksa "Kürt" müsün?  (Okunma Sayısı 1417 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
serender
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4815


Dosdoğru ol!


« : 15 Ekim 2007, 05:22:43 ÖS 17 »

Kasım 24 / '02

Kardeşim’e

Çek kardeşim, çek. Derdi çek, dumanı çek, düzeni çek içine. Utanmadın, çek silahını boşalt kalleşliğini üstüme. Kurşun kurşun işlesin dertlerin yüreğime. Dağlarda, özgür insanlar çığlıklasın kulaklarımı. Dudaklarım, kardeşliğin türküsünü söyleyemeyen dudaklarım, öpmek yerine kardeşlerimi yaralayan türkülerime yol veren dudaklarım, zafer ıslıklarına ortak olsun. Gözlerim mutluluğun saygısına örtünsün. Burnuma sevginin, huzurun kokusu ilişsin.

Yoklukları biriktirdik karşılıklı. Ben simitlerimi çalan çocuklardan yiyemediğim tokatları, sen satman için daha ortada bile olmayan simitleri. Ben bayramda babamdan alamadığım içi boş sakız paketlerini, sen mezarını bile bilmediğin babanın elini öpemediğin bayramları. Ben okula utanarak girdiğim yamalı önlüğümü, sen yamalamaya bile hakkının olmadığı okulsuz yılları. Ben köyden ninemin gönderdiği lastik pabuçları, sen köyünden çıkamadığın ayakların nasırlarını. Ben her şafakta uykusuzluğu, sen her gözyaşında şafakları.

İlk kardeş kanı bu topraklarda aktı. Bu topraklarda değdi ilk kan damlacıkları ayak altına. İlk sevda bu topraklarda düştü yüreğe; ilk ayrılıklar da. Hasretin de, hasetin de ilki bu topraklardan geçti. Bu mudur kıyamete dair yazgısı? Hala kardeş kanı akıyor bu topraklarda. Hala genç yüreklere düşüyor sevdalar bu topraklarda ve özgürlüğe sevdalı yürekler gömülüyor bu topraklara. Hala ayrılıklar yaşanıyor; sevgiden ayrılış, barıştan ayrılış, hoşgörüden ayrılış. En acısı, bu ayrılışların uğruna kefen içindeki sevgiliden ayrılık. Nice hasretler yaşandı ve nicelerine gebe. Kendi topraklarında gurbeti hissetmenin tadı kazılı yüreklerde, hasrete dair. Dağlarda, sefil birer lahit görünümündeki kayalıklara gömülü babaya sarılamamanın tadı kazılı çocukluğa, hasrete dair. Hasetler sıralandı yüzyıllarca, inci gibi dizildi asırlara. Mezhepti, ırktı, dindi, dildi. Yetmedi sağ-sol oldu, yukarıdaki-aşağıdaki oldu. Sen benden değilsin, ben sizden değilim oldu. Daha dün hepimiz Adem’dik, Nuh’tuk; bugün ne oldu? Doğru ya, daha dün Kabil, kardeşi Habil’i hırsı uğruna öldürmedi mi, ikisinin de dünü Hz. Adem iken? Doğru ya, size öğrettiler.

Babadan kaldığı iddia edilen vasiyetlerle, törelerle yürüttük hayatı. Oysa ne baba vardı ortada, ne de babadan kalan. Sadece aile içinde, ağızlarda gevelenen sözcüklerden saltanat. Kan davası oğlum bu, vazgeçmek olmaz, vazgeçen de zati adam sayılmaz. Adam olmak, vaktin birinde şeytanın fısıltısına kulak verip dedenin günahlarına cinayet damgasıyla talip olan bir adamı, hakkın olduğu iddiasıyla kurşunlarınla haklamak mı? Hak, öldürmek olsaydı, Hakk bizi diriltir miydi?

Ne kadar eşitiz kardeşim biz? Ne kadar eşitiz değil mi? Biz eşitiz. Sen de öleceksin ben de öleceğim. Yaşamak kadar eşitiz. Sen dağlarda ölmek için yaşayacaksın, ben “hayatımı kuracağım, hayatımı kurtaracağım” derken hayatı anlayamadan, yaşamak için öleceğim. Konuşacak kadar eşitiz. Sen haksızlıkları biriktireceksin dilinde konuşmak için, ben de haksızlıkları izleyeceğim; can sıkıntısı hallerimde biriktirilen dilleri konuşmak için. Mesela özgürüz ikimiz de! Özgürüm diyebilecek kadar özgürüz. Mesela insanız ikimiz de! Yiyecek, içecek, giyinip kuşanacak, uyuyacak ve sonunda hepsinin üstüne bir de edecek kadar insanız! Susacak, susmayınca susturulacak kadar insanız ve susmanın gerekliliği kadar eşitiz kardeşim.

Sevdik ikimiz de kardeşim. Hayır demeyi, sırtımızı dönmeyi, kalleşliği sevdik. Halbuki dün sırt sırta verip savaşmayı, kalleşlere karşı vuruşmayı severdik. Aramıza nifak tohumları ekenleri “hayır”ın hayrına gömmeyi severdik.

Bu topraklarda bir eksik var, onun da adı “var”! Bu topraklarda “var” yok, “yok” var sadece. Savaş var, nefret var, ihanet var, sefalet var, yokluk var... Adalet yok, kardeşlik yok, barış yok, hoşgörü yok, saygı yok...


(Bu yazı, özellikle bir dönem her Kürt vatandaşımıza "terörist" damgası vuranlara atfen yazılmıştır.)

alıntı
Logged

'Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz' 5/8
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.045 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu