Ölüm Farkındalığının Hayatın Anlamı Üzerine Etkisi

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GENEL (Bilgi Platformu) > Edebiyat (Moderatör: Yonetim) > Ölüm Farkındalığının Hayatın Anlamı Üzerine Etkisi
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GENEL (Bilgi Platformu) > Edebiyat (Moderatör: Yonetim) > Ölüm Farkındalığının Hayatın Anlamı Üzerine Etkisi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Ölüm Farkındalığının Hayatın Anlamı Üzerine Etkisi  (Okunma Sayısı 153 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 198


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« : 11 Şubat 2019, 10:52:37 ÖS 22 »


Hayatı değerli kılan şey nedir?…
Yaşamaya dair motivasyonlar kişiden kişiye farklılık gösterir; kimileri için üretmek, kimileri için kendini gerçekleştirmek, kimileri içinse sevmek-sevilmek…

Peki üretilen sanat eserlerinin, ulaşılmak istenilen mevki için çabaların ve sevilen kişinin mutlak bir şekilde yok olacağını bilmek hayatı anlamsız kılar mı? Her şey yok olmaya mahkûmsa hayatın anlamı var mıdır?…

Tolstoy aşk yaşadığı bir eşi, çok sevdiği 13 çocuğu olan; akrabalarının, köylülerin ve hatta dünyanın saygısını, ilgisini ve sevgisini toplamış şöhret sahibi yazar. 50 yaşına kadar bu durumun verdiği huzur içerisinde yaşamış, hayatın nihai gerçeğini -ölümü ve ölümün her şey için var olduğunu- keşfetmesiyle sahip olduklarının bir anlamı olmadığını söyler. Anlamsızlık sebebiyle hayatın tadını alamayan Tolstoy, kendini bir doğu hikâyesiyle ifade eder:

“Yırtıcı bir hayvandan kaçan bir seyyah, kurumuş bir kuyunun içine atlar ve kuyunun çatlağında bulunan dala tutunur. Aşağı bakan seyyah, dipte ağzını açmış kendisini yutmak için bekleyen bir ejderha görür. Kuyunun ağzında ve dibinde kendisini bekleyen sonun farkındadır; kurtuluş yolu yoktur. O sırada kuyunun çatlağından bir siyah bir de beyaz fare görünür, seyyahın tutunduğu dalı kemirmeye başlarlar. Çaresiz bir şekilde etrafına bakınmaya devam ederken dalın ucundaki bal birikintisini görür; uzanır ve onları yalamaya başlar.”

Bu noktada soru şudur: yukarının ve aşağının varlığı o balı tatlı yapar mı?

Seyyah hikâyesi, ölümün yakın bir zamanda başa gelecek olmasının verdiği kaygıyı hissettirir. Eğer seyyah o dalda 1 hafta boyunca kalıp, sonrasında öleceğini bilseydi o balın keyfini çıkarmaya çalışır mıydı? Sembolizmden çıkıp bu hikâyeyi hayata uyarlayalım: 3 gün sonra kesin bir şekilde öleceğini bilen bir insan ne yapardı? Yapmak istediği bir sürü şey varken, boşa harcanmış onca zamanı değerlendirmemiş olmanın acısıyla; son yemeklerinin, son eğlencelerinin, son görüşmelerinin tadını çıkarmaya çalışacaktır. Ama geçmişin kaybı bütün düşüncelerini dolduracağından, hayatın balının tadını tatlı değil zehir gibi algılayacaktır.

Peki bundan 5 yıl sonra kesin bir şekilde öleceğini bilen bir insan ne yapacaktır? Muhtemelen sevdikleriyle daha çok vakit geçirecek, her gününü önceki günden daha farklı ve dolu geçirmeye çalışacaktır.. Hayatı hafta sonlarına, yıllık izinlere, emekliliğe ertelemeyecek, o an yaşayacaktır.. Prangalardan kurtulması gerektiğini bilecektir: gelip geçici gerginliklerin, küskünlüklerin uzun sürmesine müsaade etmeyecektir.. Gerçekten istemediği şeyleri yapmamaya başlayacaktır; istemediği bir işte, evde, ortamda bulunmayacaktır.. Böylece gerçek anlamda özgür olacaktır: çünkü özgürlük, istenilen her şeyi yapabilmek değil, istenilmeyen hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamaktır… Ölümün uzak bir tarihte kendisini bulacağını bilen ve bunu unutmayan bir insan, ölümün hayatını daha anlamlı kılabileceğini görecektir.

O zamana kadar başarılı yapıtlar verememiş olan yazar Fyodor, 27 yaşında ölüm cezasına çarptırılır. Askerler tarafından infaz edilmesine 5 dakika kala, gerçekten de öleceğini ancak kavrar. Kalan beş dakikasını, boş yere harcamak istememektedir; özünü çıkarıp en iyi şeklinde kullanmalı onu, karanlığa yuvarlamadan önce gizli sevincin tadını tatmalıdır. Süreyi üç bölüme ayırır: iki dakikasını dostlarına veda etmek için, iki dakikası düşünmek için ve bir dakikasını sonuncu kez dünyaya bakmak için. Ama neyi düşünecek, neye bakacaktır? Her şeye rağmen bir umuda kapılır: ”Ya ölmezsem? Ya canımı bağışlarlarsa? Ne sonsuzluk!.. Bütün bunlar benim olacak!.. O vakit her dakikadan bir yüzyıl yapacağım, bir tekini bile yitirmeyeceğim. Hiçbirini boşa harcamamak için tüm anlarımın hesabını tutacağım!..”

Silahlar doldurulmuş emrin gelmesi bekleniyordur. İnfazın geç kaldığını düşünmeye başlar. Derken geri çekilme borusu çalınır. Teğmen kendisine ve arkadaşlarına af kararını okur. Ölümün kıyısından dönen Fyodor, sonrasında şunları der: “Geçmişe baktığım vakit, boşa harcadığım tüm anları, yaşam hakkındaki bilgisizliğim yüzünden, yanılmalarla, yanılgılarla, önemsiz işlerle yitirdiğim tüm anları düşündükçe bir kan dalgası yüreğimi kaplıyor. En iyiye ulaşmak için değiştireceğim kendimi. Tüm umudum bundadır.”  Fyodor Dostoyevski, o andan sonra dediklerini uygular; hayatı dolu dolu yaşayıp kendisini gerçekleştirerek ünlü yapıtlar oluşturur.

Sonunda her yapıt, ilişki, sarf edilen her emek hiçlikle bütünleşecek olsa da, hayat bizim ona verdiğimiz anlamla vardır. Ölüm farkındalığı ilk durumda hayatın anlamsız olduğunu düşündürebilir; ama aslında, hayatın anlamını pekiştiren bir durumdur. Hâlâ vaktimiz varken gece ve gündüzün tutunduğumuz hayat dalını kemirdiğini unutmamalı ve bu yüzden “son kez”lerin bilinciyle hayatımızı yaşamalıyız: Son kez ilkbaharın tadını çıkaracağınızı düşünün, her bir çiçeği tek tek koklardınız; son kez sevdiğinizle görüşeceğinizi düşünün, doyasıya sarılırdınız; hayatı son kez yaşadığınızı düşünün, hayatın tadını çıkarırdınız…


Yazan: İlkay Kahyalar
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.049 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu