Peygamberimizin sünneti

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Peygamberimizin sünneti
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Peygamberimizin sünneti
Sayfa: 1 [2] 3 4   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Peygamberimizin sünneti  (Okunma Sayısı 21881 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 212


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #15 : 19 Temmuz 2017, 08:02:49 ÖS 20 »

Alıntı sahibi: Biz
Peygamberimizin sünnetlerini şekilden ziyade niyette aramamız gerekmez mi? Sünnet konusunda, tekrar düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum. Peygamberimizi de iyi okumak, neyi neden yaptığı üzerine iyice düşünmek ve niyetinin ne olduğunu anlamak lazım. Farz olan namazlardan önce veya sonra namaz kılması, namaz konusuna gösterdiği ehemmiyet ve önemin bir işaretidir. Her bir hareketinin, davranışının, uygulamasının arkasında yatan düşüncesi ve niyetini iyi okumak ve anlamak gerekir. Peygamberimiz böyle yapıyordu bu yüzden bizde böyle yapalım düşüncesi, Peygamberimizin taşıdığı niyeti taşımıyorsa, taklitten ibarettir. Ve zamanla anlamsızlaşabilir.. Peygamberimizin yaptıkları ve yapma imkanı ve şartları oluştuğu halde yapmadıklarının altında yatan düşünce ve niyeti iyi anlayabilirsek, çağımızın birçok problemini halletmiş oluruz. *Ve din konusunda bugünlerde yaşanan ayrılıkların birçoğunun ortadan kalkacağına inanıyorum.

*Dini konuda yaşanan ayrılıklar 'uygulamada yahut görüş ve düşünce noktasında olsun' Müslümanlar tarihi, hatta insanlık tarihi boyunca hep olagelmiştir ve olmaya da devam edecektir kıyamete değin. Muhammed peygamber sağ iken de vardı, vefatından sonra da vardı, bugün de var ve yarın da olacak.

Kadın ve erkek beyninin frontal, paryetal, oksipital ve temporal lob işleyişleri bile farklıyken, içinde bulunulan şartlar, yaşam koşulları, sağlık durumu, aile-etnik ve coğrafik kültür, eğitim düzeyi, karakteristik yapı, hatta tüketilen gıdalar bile insan düşüncesi ve algısında etkileyici unsur iken, + sınav salonu sorumlusu böyle murad etmişken 'imtihana tabi tutulmamıza matufen' bu imkansız {Maide 48; Hud 118; Nahl 93; Şura 8}..

Peygamberler, ilmi, bizzat kaynağından yani Allah'tan alarak vahiyden(fıtrat, mantık ve vicdanların duyumu) beslendikleri için aralarında mutabıklık var ve muhalefet yok.. Aynı çağda aynı mekanda yaşamış olanlarında da bunu müşahede ediyoruz, arada çağ farkı olanlarda da. Hatta bırakın ayrışmayı birbirlerini örnek alan/modelleyen, destekleyen, izinde gidip takip eden, seven ve takdir eden profildeler. Bu durum global değil, dünya nüfusuna vurulursa; geçmişte, şu an da var olan ve gelecekte var olacak nesiller arasında azınlık sayılabilecek, çok küçük(özünde çok büyük) bir topluluğa tekabül eder..

Bu ayrışmalar(ihtilaf) anlaşmazlıklar, Allah'ın huzuruna varıldığında, O'nun hükmünü belirtmesiyle son bulacaktır ancak {Bakara 113; Maide 48; Enam 108; Nahl 92; Şura 10}. Bunun son bulacağını düşünmek sükûtu hayale uğratır.
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 212


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #16 : 19 Temmuz 2017, 08:05:52 ÖS 20 »

Alıntı sahibi: Biz
Ben düşüncemi yine tekrarlamak istiyorum.. Namaz farzdır...
(1) Namazı başka sebeplerle başka başka isimlendirmek akıl ve mantık dışı geliyor..

(2) Mesela Kuranda akşam namazı, sabah namazı gibi namazı zaman ve niyet ile bir kategoriye sokmak yok..

(3) Böyle yaptığımızda başlı başına bir ibadet olan namaza, kılınan zaman ve niyete göre değer biçmek olur ki, bu da yanlış geliyor bana.. Kılınan her namazın değeri ve önemi aynıdır diye düşünüyorum.. Bir namazın değer ölçüsü ancak ve ancak, kendimizi namaza ne kadar verdiğimiz ve Allah'a ne kadar yakınlaştığımızla ilgili olsa gerek.. Bu durum herhangi bir günün, herhangi bir zamanında olabilir.. Namazı dosdoğru kılmaktan bahseder Kuran.. Dosdoğru kılmak ne demektir?.. Diyelim ki ben herhangi bir zamanda, herhangi bir mekanda, herhangi bir vakitte dosdoğru bir namaz kılmış olabilirim.. Belkide kılmamış da olabilirim.. Bunu değerlendirecek olan Allahtır.. Allah namazı başka bir ölçüyle kategorize eder mi?.. Durum böyleyse bizlerin namazı değişik sebeplerle değişik isimlerle kategorize etmemiz ve bir değer ölçüsü koymamız yanlış olmaz mı?..

1. Namazı isimlendirmek akıl ve mantık dışı değil çünkü isimlendirme ihtiyacımız var. Nesnelere, hayvanlara, bitkilere, zamana, evrendeki tüm unsurlara ve kendimize dahi isimler takıyoruz/takılıyor. Ve bunu, insan formu sürecinin başlangıcındaki Adem'e kelimeler vererek, isimler öğreterek ilk olarak Allah yapıyor {Bakara 31}. Örneğin zaman kavramı ve sınırlaması Allah için söz konusu değil, Ondaki karşılığı bizdekiyle aynı değil. Buna rağmen anlatmak için ve anlaşılır olsun diye tasnifler yapıp kainatı 6 gün(6 evrede) yarattığını belirtiyor {Araf 54; Yunus 3; Hud 7; Furkan 59; Secde 4; Fussilet 9-12; Kaf 38; Hadid 4}. Ve evliliklerde denkliğin önemine vurgu yaparak kullarını kategorize ediyor: Bakara 221; Nur 3, 26; Ahzab 35'te de başka anlamda kategorize ediş var.

Vakitlerde kılmak zaman kavramının önemini, hayatımızı şekillendirmeyi, Allah'ı hatırda tutmayı sağlıyor. Tam gaflete düşüp dünyalık şeylere dalacakken çağrıyla irkilip kendine gelme, halini gözden geçirecek zamanı kazanıp, muhasebe yapıp toparlanmaya vesile oluyor. Niyetlerde vakti belirtmenin, alzheimer gibi bunama hastalıklarının önünü alma ve planlı, ölçülü yaşama prensibi kazandırması açısından bize dönük yararları var. Namaz kılanları gözlemlersek mesela şu ifadelere sıklıkla rastlarız; ikindiden sonra falan yere uğrayacağım, akşam namazına kadar dönmem lazım, yatsıdan sonra şu işi bitireyim gibi.. Düzenleme yaptırarak ayar çektirir, böyle bir işlevi de vardır.


2. Mushaf'ta isimlendirme ve zaman dilimlerine ayırarak vakitlendirme yani konumlandırma da var: Bakara 238'de isimlendirme; Salâtil vustâ: Orta namaz. Hud 114'de vakitlendirme; Tarafeyin nehâri ve zulefen minelleyl: Gündüz ve gecenin ilk saatleri, geceden önceki gündüzün son saatleri. İsra 78'de vakit tayini; لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ: Güneşin zevalinden, gecenin karanlığına kadar. İsra 79'da isimlendirme; Teheccüd: Gece uyuyup uyandıktan sonra kılınan namaz. Nur 58'de isimlendirme; Salâtil fecr: Sabah namazı, Salâtil i’şâ: Akşam namazı. Cuma 9-10'da konumlandırma; Yevmil cumu’a قُضِيَتِ الصَّلَاةُ: Cuma günü ve cemaat/topluluk halinde kılınan namaza vurgu.

İçeriğini doldurabilmek neyi niçin ne amaçla kıldığını belirleyebilmek için, isme binaen o mod a girebilme adına belkide... yapılan isimlendirmeler sakıncalı, dinden uzaklaştırıcı değil, bu sebeple de belirtmede bir beis yok(düşünceme göre). Farz dışındaki namazların hepsi nafiledir fakat niyette 'Tövbe Namazı' dersin; yaptığın günahlar hatırına gelir, o mahviyet ve acziyet ile yoğunlaşır kılarsın. 'Şükür Namazı' dersin; şükredeceğin şeyleri hatırlar, hayatındaki nimetlerin sağlamasını yapar mutlu olursun. 'Husuf-Küsuf Namazı' dersin; evrenle bütünleşir, astronomi, kozmolojiye dair tevhidi ve üstün gücü iliklerinde hissedersin. 'Bayram Namazı' dersin; cemaat ruhunu hisseder, toplumsal birlik ve dayanışmanın güzelliğine erişirsin. 'Teravih Namazı' dersin; Ramazan ayı içerisinde bulunduğunu, yılda bir kez olduğundan seneye belkide erişip yaşayamayacağını düşünüp son namazınmış gibi kılarsın. (Ömer'in -radıyallahu anh- sünneti olup, Muhammed peygamberin sünneti olmadığı yönünde görüşler var..) 'Sünneti Müekkede' dersin; Peygamberin bunu hiç terk etmediği hatırına gelir, salat selam etmiş olursun.

Namazı anlamlandırmak mı mesele? İşte anlamlandırma, ruhunu hissetme, içerisini doldurma ve güzelliğine erişme.. Abdest, Duha, İşrak, Evvabin, İstihare gibi namazları kılanlar zaten ender; onlar da isimlendirerek kılıyorsa bırakın kılsınlar, nafile namazları kılıp Peygamberin bu uygulamasını yaşatan 3-5 insan da olsun, bunun ne sakıncası olabilir?...


3. Değer biçmek olmuyor; mesela akşam namazına niyetlenildiğinde hiç kimse ''akşam sabahtan, akşam namazı da sabah namazından değerlidir'' demiyor ve bunu düşünmüyor. Peki sabah ya da akşam namazı vs. diye belirtmek, bunu demek şart mı? değil. Allah, hangi vakti kıldığımızı biliyor. Allah, aynı zamanda kim için kıldığımızı da biliyor, buna rağmen niye niyetimizi yine içimizden belirterek 'Allah rızası için olduğunu' zihnimize/düşüncemize getirerek yapıyoruz?... Çünkü amellerde aslolanın(rıza-i ilahi) bilincimize yerleştirilmesi açısından bu tekrarların bizlere yararları var; bilinç ve bilince kazınması adına bir şeyleri belirtme ve isimlendirme ihtiyacımız da..

Şeklin gerekli olmadığı mantığıyla değerlendirecek olursak şekilsel olan kıble tayini ve yönelişe de gerek yok(olmamalı...); kıyama, rükuya, secdeye de, selam vermeye de.. Peki nasıl kılalım, ya da kılacağız? Herkes dilediği gibi ve kendi mi belirlesin? Yuvarlanarak, dönerek, zıplayarak...? Hatta hiç kılmasak mı? Emin olabilirsiniz ucu buna çıkar, nihai olarak.

Kamil insanlarla ikmal olmuş, tamamlanmış yani son halini almış dini yeniden deneyimleyerek güncellemeye çalışmak keşfedilmiş bir ülkeyi, bir kıt'ayı yeniden keşfetmeye benzer. Anlamsız bir uğraş olur, zira deneyimlemek isteyenler şunu bilmeli ki sonuç aynı olacaktır. Kuzey kutbunda, kutup ayıları; Güney kutbunda, penguenler, foklar ve buz kütleleri vardır.

Araştıralım, düşünelim, sorgulayalım, bilinçlenelim ve eylemlerimizin içini doldurarak yapmaya çalışalım ama şekilsel olarak bir değişimin/reformun insanlığa ve kulluğumuza pek bir katkı, yarar sağlayacağını düşünmüyorum açıkçası.
Alıntı sahibi: chamdali
Bakış açılarımız zamanla değişebilir, dini anlayışımız, onu kavrayışımız da değişebilir. Aslolan samimiyetimizin değişmemesi. Doğruluk bilincimizin üst seviyede olmasıdır kanaatimce.
...
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 212


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #17 : 19 Temmuz 2017, 09:07:44 ÖS 21 »

Mesajlarınız kendi yazdığım mesajlar üzerinde daha fazla düşünmeme neden oluyor.

O da şundan.. Yazdığım bir şeyi ne niyetle yazdığımı, değişik niyetler ekleyerek anlamaya çalışıyorsunuz..

Bu çok güzel bir şey.. Ama bu sefer ben, yoksa benim niyetim böyle miydi, şöyle miydi diye kara kara düşünmeye başlıyorum.. Bu sizin kabahatiniz değil, benim hassasiyetim..

Düşünebilmek, düşündürebilmek güzel.. Düşünce, zihinde kaos yaratır; stres, sıkıntı, rahatsızlık da verir. Lakin sular bulanıklıktan sonra berraklaşır; düşünmekten, konuşmaktan, yazmaktan çekinmeyelim! derim..

Forumda yazışma içerisinde olduklarımı tanımıyorum.. Haliyle niyetlerini de bilmiyorum.. Yazdıklarım, kişilerin niyetlerinden karakterlerinden ziyade yazılanlara yöneliktir. Mesajlardaki cümleler, ifadeler üzerinden anlamlandırıp yorumluyorum; bundan ötürü kişi düşüncelerini doğru tanımlıyor yani çelişkisiz ifade ediyorsa(örn: chamdali) yorumlayışım da isabetli ve doğru eksende oluyor, değilse olmuyor..

Ve kabahât değil bu, doğru. 'Hassasiyetinize binaen' yazdığınız mesajlara yorum yapmayarak bunu çözümleyebilirdik. Başka nedenleriniz olmasa ve tek sorun bu olmuş olsaydı şayet. Yazmama kararınızın sorumlusu olmayışıma sevindim..

Yanıtınız için teşekkürler.. Esenlikle kalın..
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 212


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #18 : 19 Temmuz 2017, 11:56:40 ÖS 23 »

Lesley Hazleton - Bir Yahudi gözünden Muhammed
https://www.youtube.com/watch?v=nPvOV8U-G5Y
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #19 : 20 Temmuz 2017, 10:59:09 ÖÖ 10 »


Bünyamin Erul hocanın “Sahabenin Sünnet Anlayışı” isimli bir kitabı vardı. Orada sahabeyi sünneti anlama hususunda ikiye ayırıp bu durumdan bahsediyordu.


Biz abi, bana "senin de kafan karışık" demiştinya.
Chamdali'nın tavsiye ettiği bu kitabı okursan görürsün ki peygamberin arkadaşları olan kişilerin bile kafalar karışık!
peygamber ile birlikte yaşamış amiyane tabirle ona kankalık yapmış kişiler bile sünnet kavramını farklı farklı anlıyor, algılıyor ve uyguluyor.
biri diyor ki peygamber ne yaptı ise aynısını yaparım (bire bir taklit)
diğer diyor ki peygamber bunu yaptı amam amacı şuydu o amaç kalktı yapılmasına gerek yok ( hikmetini mantığını çözen bakış açısı)

Yani, dini anlama yorumlama uygulamada farklılıklar sadece bugün yok, peygamberin arkadaşları zamanında bile var.
sanırım artarak devam etmiş gelmiş güünümüze.


Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #20 : 20 Temmuz 2017, 11:14:02 ÖÖ 11 »

              sevgili ile başlamayım, sayın da demeyim,bey de demeyim ama sadece İsra diyemiyorum..Mesajlarınız kendi yazdığım mesajlar üzerinde daha fazla düşünmeme neden oluyor...O da şundan..Yazdığım birşeyi ne niyetle yazdığımı, değişik niyetler ekliyerek anlamaya çalışıyorsunuz..Bu çok güzel birşey..Ama bu sefer ben, yoksa benim niyetim böylemiydi, şöylemiydi diye kara kara düşünmeye başlıyorum..Bu sizin kabahatiniz değil, benim hassasiyetim..

yazı dili yanlış anlaşılmaya müsait bir ortam. bu nedenle detaylı ve kavram seçerken dikkatli seçip yazılmalı.
yanlış anlaşılma olabilir, konuşarak yazarak düzeltiriz inşallah. yani, kasma abi koyver gitsin  Smiley  Grin



             Max kardeş, senden bunları duymak istiyordum..Bekliyordum..Sana hani bir zamanlar demiştim ya, birgün seninle oturup kafaları çekelim diye..Boşuna dememişim..

Cool bekliyorum  Cheesy




             Mesajının birinde birazcık değinmişsin, tehlikeli sular bunlar..Girmek istemiyorum ama kendimide tutamıyorum..Sanki bir zorunluluk hissediyorum...Tehlikenin bende farkındayım...burada yazmak istemememin bir nedeni budur..Yazdıkça kendimi daha derinlere karanlık ve tehlikeli sulara doğru gittiğimi biliyorum..Ve strese giriyorum bu yüzden..Bazen korku..Ama düşüncelerimi kendime sakladığımda herhangi bir tehlike ve stres yaşamıyorum..Aslında inanç işi insanın özelinde olan, yada olması gereken bir konu gibi geliyor..Bunu çoktan farkettim aslında...Hele bu zamanda..

inanç işi dediğin kişinin hem iç dünyası hem dış dünyası... tamamını kapsar.
inanç derken, islam dini insan olan heryere müdahildir ve insanın tüm yaşamında tercihlerini düşüncelerini belirler.
bunu vicdana hapseden mantık laik seküler modernist zihniyettir amaçları da dini hayattan kovmaktır. (orası da tehlikeli sular)  Wink

abi yazmakta sıkıntı yok, burada istişare ediyoruz. bu nedenle ne yazmak istiyorsan istediğin gibi rahatça kendini ifade et.
yeter ki seni yanlış anlamayalım. tehlikeli sular dediysek girilmez bölge demiyoruz. sadece haddimizi edebimizi bilerek saygı ve hürmet sınırlarını gözeterek gezelim. sosyal medyada bazıları var adamlar haşa allah olmuşlar ahkam kesiyorlar. bırak seni beni, allaha din öğretiyorlar. hadsizlik bu safhada...!!! o yüzden ne kadar marjinal fikirde olursa olsun insan, haddini bilerek yazmalı.


Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #21 : 21 Temmuz 2017, 02:46:37 ÖS 14 »



İblis böyle bir varlıktır  Smiley Wink Cheesy

Logged
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 212


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #22 : 21 Temmuz 2017, 03:48:51 ÖS 15 »

vahyi yaşaması dışında bir insan olarak onun güzel örnekliğinden her daim istifade etmemiz, gücümüz nispetinde uygulamamız gerekir. güzel hasletler de sünnet kapsamında görülebilir ama dini hükmü olan bir sünnet değil, ondan sadır olmuş güzellikler diyebiliriz. kur'anda dediği gibi "onda sizin için güzel örneklik vardır..." mütevazi olması, infak ederek elinde mal tutmaması, güzel ahlakı, üslubu, nezaketi.. vs.
sünnet neydi, peygamberin uygulamaları.

farklı örnekle ilerlemeye çalışayım,
zekat = vergidir.  günümüzde devlete vergini vermek zorundasın değil mi? asgari tutarlar belirlenir ve o şartları sağlayan herkesten o vergi alınır. zekat da böyledir; o devrin vergisidir, şartları tutan kişilerden alınan asgari vergidir.

ama sadaka ve infak gönüllüdür. gönlünden ne kadar koparsa o kadar verirsin. vermek teşvik edilir yüceltilir.
kur'an da ''ihtiyaçtan fazlasını ver''... der.


adamın 1000 birim malı parası vardır. 100 birim vergi zorunlu alınır; geriye kalan 900 birimden ister 10 birim, ister 8000 birim sadaka infak olarak verir.

farz (zorunlu) ile nafile (gönüllü) farkı budur.

nafile ile sünnet ilişkisi nedir dersek,
bence farz olmayan her husus nafileye girer.
sünnet ibadetler de bu kapsamda görülmeli ama sünnet, kavram olarak karıştırılmamalı.

peygamberin sünneti terkedilebilir algısı oluşmaz mı demişsin.
tek kelime cevap = terkedilebilir.

sünnet konusunda şuna dikkat edilmeli:
önce sünnet nedir onun sınırları ve kapsamı iyi bilinmeli,
ondan sonra sünnet terk edilebilir mi edilemez mi karar verilebilir...

Muhammed peygamberin infak ederek elinde mal tutmaması, süreklilik arz eden bir davranışı ve hiç terk etmeyerek uyguladığı sünnetidir. Bakara 219'da "<Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza>yeterli olanından artanını verin!" buyruğunca farz olup, terk edilemez kapsamındaki sünnetlerindendir..

Bu konuda, okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken tavsiye edilir birkaç makale:
http://www.ihsaneliacik.com/2016/05/16/kuranda-ihtiyactan-fazlasi-afv-ne-demektir/
http://www.ozgundurus.com/Haber/Haber-Analiz/13112010/ISLAMDA-IHTIYAC-FAZLASI-MALIN-SINIRI-NEDIR.php devamı, aşağıdaki sitede yer alıyor:
http://www.emekveadalet.org/islam-iktisadi/islam’da-ihtiyac-fazlasi-malin-siniri-nedir-hayrettin-karaman-ihsan-eliacik-mustafa-islamoglu-hayri-kirbasoglu-ve-ali-bulac/

Zekatın devlet vergisi olan kısmı, yaşadığımız ülkede hizmet bedeli olarak zorunlu ama adilane olan işleyişin dışına çıkarılmış olup, haraç kesen eşkıya pozisyonunda zulüm aracına dönüşmüştür. Ekonomi bilgisi olmayan bu konuda araştırma yapmamış(biri olarak) biri bile vicdan ve mantık örgüsüyle düşünürse bunu kavrayıp, bu sonuca varır.

Devlet vergisi Asr-ı Saadet'te yılda birkaç kez mi, bir defa mı alınıyordu? bilmiyorum... Araştırmış olan, bilen varsa katkı sağlarsa verimli olur. Yaşadığımız ülkede her ay ve her şeyden alınıyor.

Örneğin Fırıncı ekmek yapıyor ve bunu alan halktan hizmet bedelini, emeğinin ücretini(un, su, yakacak, dükkan kirası vs.i de katarak hesaplayıp) alıyor; pazarlar, marketler vb. avm.lerin tümü de. Bu sebeple gıda, giyim, eşya vb. her türlü ihtiyaç mallardan devletin vergi almasını haksızlık görüyorum. Haklı yere alınan elektrik, su, doğal gaz, telefon, internet gibi fatura ücretlerinin 'neredeyse kullandığımız sarfiyata denk olacak şekilde yakın sayılır hizmet bedeli tutarlarının' kdv.lerini de fahiş olmasından ötürü yanlış buluyorum.

Ev alan birinden 'arsa ve tapu bedelini ödüyor iken' tekrar tekrar her yıl ev vergisi almanın mantığı, gerekçesi nedir? Ev yanacak olsa, topladıklarıyla evin sahibine ev mi veriyor devlet... Otomobili olan birinin, kaza durumunu göz önüne alıp sigorta şirketlerine belli miktar ödeme yapması anlaşılır, lakin bundan devletin vergi alması neyle izah edilebilir? Trafik polislerinin maaşı mı bundan sağlanıyor...

Durum bu ise ve devlet, memurların çalışma ücretlerini halka 'zengin fakir demeden, alım gücüne bakmaksızın' yükleyerek ve yayarak alıyorsa bunun üzerinde düşünmek, dur demek ve düzeltmek lazım! Doğal kaynaklarını işletmeli, ihracata ağırlık vermeli, yetecek düzeyde para basarak(sanıyorum, dünya ekonomisini elinde bulunduranlarca sınırlandırılıp limit zorunluluğu getirilmiştir buna da...) artık adaletli olarak ne şekilde yapılacaksa bunu tahsil ederek tahsis etmeli. Ve asgari ücretle çalışan 'aile geçindirmekle yükümlü' birinden alınan vergi, zenginlerden alınan vergiyle eşit olmamalı; ya gelir düzeyi yükseltilmeli yahut kolaylık veya muafiyet sağlanmalı.. Örnekler çoğaltılabilir, aklıma gelenler şu an da bunlar.


Açıklama: Okuyucular arasında hükûmet yanlıları/sempatizanları varsa, hükûmeti hedef alarak yazdığımı ve hedef gösterdiğimi düşünmesinler. Devlet derken 'genel olarak' kurumsal yapıyı ve sistemsel işleyişi kastediyorum, elbetteki iktidarda olan hükûmet de dolaylı ve kaçınılmaz olarak bu kapsama giriyor.. Bilinmesini isterim; yorumlardaki yazılarımın çoğunlukla kapsamı ve kastı olgular, düşünceler, yapılan ya da savunulan eylemlerdir ve nadir olarak kişiler 'yakinen tanıyorsam'..
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #23 : 21 Temmuz 2017, 06:18:49 ÖS 18 »


Muhammed peygamberin infak ederek elinde mal tutmaması, süreklilik arz eden bir davranışı ve hiç terk etmeyerek uyguladığı sünnetidir. Fakat Bakara 219'da "<Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza>yeterli olanından artanını verin!" buyruğunca farz olup, terk edilemez kapsamındaki sünnetlerindendir..

bu ihtiyaçtan fazlasını vermek mevzusu da ayrıca masaya yatırılmalı.
ihtiyaçtan fazlasını vermek farz ise, o zaman herkes ihtiyacından fazlasını infak ediyor ise zekatı kim verecek ?
ihtiyaçtan fazlası veriliyor ise bu bir nevi komünizm gibi eşit toplum oluşturacaktır.
oysa islam eşitlik değil yardımlaşma dayanışma talep eder.

ayrıca, bir ayette allah peygamberini uyararak elini sıkma büsbütün de açma. diyerek infakda dengeyi hatırlatır.
bu noktada ihtiyaçtan fazlasını ver ayetini emir mi tavsiye mi öneri mi olarak algılayacağız.
yoksa ihtiyaç nedir sınırlarını kim nasıl belirler konusunu mu ele alacağız ?
sana mercedes araba ihtiyaçtır bana fiat araba ihtiyaçtır. bu da istismara açık konu!


Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #24 : 21 Temmuz 2017, 06:35:09 ÖS 18 »


Zekatın 'devlet vergisi olan kısmı' günümüzde/yaşadığımız ülkede hizmet bedeli olarak zorunlu ama adilane olan işleyişin dışına çıkarılmış olup, haraç kesen eşkıya pozisyonunda zulüm aracına dönüşmüştür. Ekonomi bilgisi olmayan bu konuda araştırma yapmamış(biri olarak) biri bile vicdan ve mantık örgüsüyle düşünürse bunu kavrayıp, bu sonuca varır.

Devlet vergisi Asr-ı Saadet'te yılda birkaç kez mi, bir defa mı alınıyordu? bilmiyorum... Araştırmış olan, bilen varsa katkı sağlarsa verimli olur. Yaşadığımız ülkede her ay ve her şeyden alınıyor.

Örneğin Fırıncı ekmek yapıyor ve bunu alan halktan hizmet bedelini, emeğinin ücretini(un, su, yakacak, dükkan kirası vs.i de katarak hesaplayıp) alıyor; pazarlar, marketler vb. avm.lerin tümü de. Bu sebeple gıda, giyim, eşya vb. her türlü ihtiyaç mallardan devletin vergi almasını haksızlık görüyorum. Haklı yere alınan elektrik, su, doğal gaz, telefon, internet gibi fatura ücretlerinin 'neredeyse kullandığımız sarfiyata denk olacak şekilde yakın sayılır hizmet bedeli tutarlarının' kdv.lerini de fahiş olmasından ötürü yanlış buluyorum.

Ev alan biri, arsa ve tapu bedelini ödüyor iken tekrar tekrar her yıl ev vergisi almanın mantığı, gerekçesi nedir? Ev yanacak olsa, topladıklarıyla evin sahibine ev mi veriyor devlet... Otomobili olan birinin, kaza durumunu göz önüne alıp sigorta şirketlerine belli miktar ödeme yapması anlaşılır, lakin bundan devletin vergi alması neyle izah edilebilir? Trafik polislerinin maaşı mı bundan sağlanıyor...

Durum bu ise ve devlet, memurların çalışma ücretlerini halka 'zengin fakir demeden, alım gücüne bakmaksızın' yükleyerek ve yayarak alıyorsa bunun üzerinde düşünmek, dur demek ve düzeltmek lazım! Doğal kaynaklarını işletmeli, ihracata ağırlık vermeli, yetecek düzeyde para basarak(sanıyorum, dünya ekonomisini elinde bulunduranlarca sınırlandırılıp limit zorunluluğu getirilmiştir buna da...) artık adaletli olarak ne şekilde yapacaksa bunu tahsil ederek tahsis etmeli. Ve asgari ücretle çalışan birinden alınan vergi, zenginlerden alınan vergiyle eşit olmamalı; ya gelir düzeyi yükseltilmeli yahut kolaylık veya muafiyet sağlanmalı.. Örnekler çoğaltılabilir, aklıma gelenler şu an da bunlar.


devlet dediğimiz aygıt/organ halkın hizmetlerini görmek için organize olmuş yapıdır.
kar amaçlı değil hizmet amaçlı faaliyet gösterdiği için de başka bir gelir kapısı yoksa vergi ile halktan para toplaması normal.
arap ülkeleri gibi yeraltı zenginlikleri ile mali gücü olan ülkeler haklarından daha az ve hatta hiç vergi almıyorken,
Türkiye gibi yeraltı zenginliği mali olarak etkisi zayıf olan ve buna karşılık halka karşı büyük yükümlülükleri olunca bu yapının maaliyeti nereye yansıyacak ? maalesef biz halka.

yani devlet vergi almaya mecbur hizmet verebilmesi için.
ama alınan vergileri israf ediyorsa çarçur ediyorsa
"devletin malı deniz.... "  lafı atasözü olmuşsa orada bir sapma var demektir.
oysa devletin malı deniz değil ateştir. öyle dikkatli tutman lazım ki dikkat etmezsen yakar adamı.

bak aklıma geldi deli oldum.
belediye asfalt attı sokaklara caddelere, sonra asfalt parası diye tüm ev sahiplerine yazı gönderdi.
300-500-800-1200 TL civarlarında para daire başı.
manyakmısınız arkadaş asfalt atmak belediyenin işi, asfalt attık diye para alınır mı ?
alıyorlar ama!  dava edildi durduruldu şu an almıyorlar ama evini satmak istersen orada karşına çıkıyor ve en son orada söke söke alıyorlar bu parayı.

ithal araba alıyorsun mesela fiyata bak :
Net Fiyat                                            126.161,42 TL
Ötv (%110) (%110) (*5)                      138.777,56 TL
KDV (%18) (*5)                                     47.689,02 TL
Motorlu Taşıtlar Vergisi (*5)                       1.439,00 TL
 Ruhsat İşlemleri Resmi Bedelleri (*5/6)          152,90 TL
 Ruhsat İşlemleri Hizmet Bedeli (*7)          280,10 TL
 Anahtar Teslim Fiyatı                             314.500,00 TL

araba 126 bin lira geriye kalan 188 bin TL devlete vergi
bunun bi sebebi olabilir vergi almasa araba ucuz olsa toplum ithal arabayı 10 tane alıyorsa 100 tane almaya başlar. bu oranda para da yurt dışına çıkar. belki bu para çıkışını frenlemek için yüksek tutuyorlar olabilir ama bu zulümdür böyle bi vergi olabilir mi ?

ya benzin ? mekkede 25 kuruş burada 5 lira...

neyse konu neydi Smiley


Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #25 : 21 Temmuz 2017, 06:43:30 ÖS 18 »

         Max, gönderdiğin resim tanıdık geldi ama zannetmiyorum öyle olduğunu.....Allah şeytandan uzak durmamızı ve ondan kendisine sığınmamızı söylüyor..Ondan uzak durmak; onu unutmak, yok saymak yada hatırdan çıkarmak, gözönünde bulundurmamak gibi anlamlara gelir mi?..İsra kardeş sizinde görüşlerinizi bekliyorum..

Araf suresi 16-17
İblis: -Beni azdırmana karşılık, Ben de onlar için senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım.
Sonra onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşacağım. Sen de onların çoğunu şükreder bulamayacaksın, dedi.

biz ondan kaçsak bile o bize sağdan soldan önden arkadan yaklaşıyor.
mesela benim içimde kulağıma fısıldayan, aklıma vesvese veren bir ses var ve onun iblisin sesi olduğunun farkındayım, biliyorum.
ama çok güçlü, nasıl mücadele edeceğim bilemiyorum.

belki bunun sebebi şu ayettir:

zuhruf 36
Kim Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.

imam şafii'ye atfedilen bir söz vardır:
"hakk ile meşgul olmazsan batıl seni işgal eder"
isabetli güzel bir söz.

Logged
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 212


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #26 : 23 Temmuz 2017, 12:09:31 ÖÖ 00 »

Alıntı sahibi: maxpayna
ihtiyaçtan fazlasını vermek farz ise, o zaman herkes ihtiyacından fazlasını infak ediyor ise zekatı kim verecek?

Ayet kapsamınca 'ihtiyacın artakalanı zekat ödeneği' zekatı vermesi gerekenler de 'gelir düzeyi yüksek, ihtiyaç fazlası eline geçenler' oluyor. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyaç fazlası olmadığından zekat yükümlülüğü de olmaz, olması durumunda da muhtaç sınıfına girmez. Yani, zekatı verecek olanlar ihtiyacından fazlası eline geçenlerdir, dolayısıyla zekatı da ihtiyaç fazlasını da verecek olanlar aynı kişilerdir. 'Herkes' ifadesi karmaşıklık oluşturmuş.

Ayrıca herkes ihtiyaç fazlasını infak etmiyor, etmesi durumunda zekat verilecek kimse kalmaz(Ömer bin Abdulaziz'in hilafeti dönemindeki gibi..). Maddi durumu iyi olan, gelir düzeyi yüksek kimselerce hem halka hem devlete verilmesi gereken mal, halkın durumu iyileşip aradaki fark eşitlenerek kaldırılırsa sadece devlete olan kısmı ödenir üstelik halkın tamamınca artık..

Bu şekilde zenginler 2 kanala aktarım yapmak durumundayken tek kanala yapacak duruma gelir; devlet ise fiziksel ihtiyaçlar noktasında halkı kalkındırma zorunluluğu kalktığından, bütçesini ülkeyi kalkındıracak bilimsel, sağlık, eğitim gibi diğer önemli alanlarda ve başka ülkelerdeki insanlara yardım ederek dünyayı kalkındırmada kullanabilir.

İhtiyaç fazlasını biriktirip yığmayanlar sosyal alanda halkı iyileştirerek devletin yükünü hafifletmiş olacağı gibi, bireysel alanda da kendi yükünü hafifletecek ve manevi olarak da Allah'ın rızasına ulaşmaya çalışarak sevap kazanacaktır.

Bugünkü sistemlerde de halktan alınıyor fakat muhtaç sahiplerine aktarılmaktan ziyade yine zenginlere aktarılarak toplumda zengin-yoksul arasındaki uçurum daha keskin hale getiriliyor. Ve servet 'servet sahipleri arasında dönüp dolaşan...{Haşr 7}' zalimane bir güç oluyor ne yazık ki!..


Alıntı sahibi: Biz
İsra kardeş sizinde görüşlerinizi bekliyorum..

Emin misiniz?.. Smiley
Ricanız bu yönde madem...ayrı bir başlıkta konu açılırsa veya bu konuyla paralel başka bir başlığa taşınırsa ve de nasip olursa yazarım tabii ki... Kategori ve mahiyet farklı.. İleriki zamanlarda, iblis hakkında araştırma yapmak isteyen bu başlık altında olduğunu tahmin edemeyeceğinden okuyup istifade etme imkanı bulamaz.

Bundan ziyade, Allah'ın ve Rasulü olan Muhammedin isimlerini yüceliklerini ve konumlarını eşit düzeyde görüp eşit düzeye getirmek istercesine(amaçlar bu olmasada..) bilinçaltında yatan kültürel yanlış öğretiler sebebiyle, camilerde evlerde yan yana bulundurmaları nasıl antipatik uygunsuz ve rahatsız edici ise, yine mahiyet farkı olan iblisi {Muhammed peygamber ile} bu başlıkta değerlendirmek aynı karede görmek de 'algı kirliliğine sebebiyet vermesi ve edebe mugayir olması açısından' rahatsız eder beni. Anlamsız bulunabilir, benim hassasiyetimdir..
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #27 : 23 Temmuz 2017, 09:02:49 ÖS 21 »


facebook da bi arkadaşla  cuma namazını ele aldık.
cuma namazı, cuma günü öğlen namazı vakti kılınır.
bu allahın emri mi ? hayır

Cuma namazı Allah 'ın emridir. Cuma günü kılınmasından dolayı adına Cuma namazı denilmiştir.

Diğer namazlar için böyle bir emir, böyle bir çağrı, var mıdır.? Sabah namazına, öğlen namazına, ikindi, akşam, yatsı namazına çağrı  yapıldığında Allah 'ı anmaya koşun, alış verişi bırakın buyruğu var mı.? Sizin için bu çok daha hayırlıdır ayrımı yapılmış mı.?

Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.
Cuma suresi 9

Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan nasip arayın. Allah’ı da daima çok anın ki kurtuluşa eresiniz.
Cuma suresi 10

Cuma namazına bu ayetler ışığında bakacak olur isek, Cuma namazı Allah 'ın emri ve farz namaz değil midir.?

Zaten öğlen namazı vaktinde kılınıyor olması farz namaz olduğu anlamını taşımaz mı.?  Cuma namazını kılan bir kimse, öğlen namazını yerine getirmiş sayılıyor. Ayrıca öğlen namazı kılmasına gerek kalmıyor.

Halbuki, Cuma namazını kılmayan kimse, sonradan kıldığı öğlen namazı sonrasında, Cuma namazını kılmış sayılmıyor. Bu nasıl açıklana bilir.?


ama peygamber istisnasız hep o gün o saatte yapıldığı için o vakte çivilenmiş değiştirilmesi akla getirilemez bile.
ama günümüzde mesai denilen bir kavram var ve gündüz iş yoğunluğu var.
akşam mesai bitimine alınamaz mı
?
almaya gerek yoksa niye alasın, keyfi olarak.
ama zaruri şartlar hasıl olursa değişmesi olanaksız mı ?[/color][/size]

Değişmesi olanaksız.. Hz. Resulullah 'ın sünnetini tartışıyorken, yukarıda ifade ettiğiniz bu cümleler, düşünmeden yazılmış zannedersem. Cuma namazı günümüze hangi zamandan gelmiştir.?

Hac zamanını, oruç, kurban zamanlarını kendiniz belirlediğinizde buna ibadet diyebilir misiniz.?

Yani sizin belirlemiş olduğunuz vakit, rekat, her ne olursa olsun, sizin belirlediğinizdir, şahsınıza aittir. Peygamber efendimizin Sünneti, uygulaması, yaşantısı değil.

Hem, Allah 'ın emrettiği, peygamberinin tebliğ ve tarif ettiği üzere yaşamak maksadımız.. Hem de, zamanını kendimizin belirlediği bir ibadete yönelmek.. Bu durumda insan, sünnetlere ne kadar yakın olabilir, sünnetlerin ne kadar yakınında kalabilir.? 

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #28 : 24 Temmuz 2017, 12:10:12 ÖÖ 00 »

Merhabalar,

Teknik bir düzelti yapmalıyım.

Cuma Namazı, adını kılındığı günden almamıştır. Zira müslümanlar bu namazı Arube günü kılmışlardır. Eğer kılındığı günden almış olsaydı adı Cuma Namazı değil Arube Namazı olurdu. Ayrıca zaten Cuma diye bir gün de yoktu. Ayette yevmul cumua derken toplanma günü demektedir. Daha sonra bugüne isim olarak Cuma denmiş. Şunu da söylemeliyim ki ayette Cuma Namazı diye bir terkip de yoktur. Toplanma/toplantı günü yapılan bir çağrı vardır.

Cuma Namazı Allahın emridir denmiş osisko tarafından. Yine sureden anlaşılan bu gün zaten toplanıldığı ve Allahın zikredildiği anlaşılıyor. Yani müslümanlar bu sureden önce zaten toplanıyorlardı. 11.ayetten anlıyoruz ki gelen ticaret kervanı müslümanlardan bir kısmını kendine çekiyor, rasul ayakta kalıyor. Surenin çağrısı, kervana değil Allahın zikrine koşun şeklinde anlaşılıyor.

chamdali

Şahsımın sizin kadar teknik bilgileri olmasa da, Cuma namazının farz olduğu ayetlerle de sabittir. Gün adı olarak değil de, ayet ismi ile belki ilişkilendirebilirdim. Sizin teknik bilgiler sunmanız Cuma namazının farz olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Belirttiğiniz isim üzerinden gidelim. "Yevmul Cumua"..! Toplanma günü olarak ele alalım.

-Buna göre, Cuma namazı farz mı, değil mi.?

-Neden Cuma..? Diğer vakit namazları için böyle bir çağrı neden yapılmamış da özellikle Cuma gün vurgusu yapılmış?

-Peygamber efendimiz Cuma namazı adı altında namaz kılmış mı, kılmamış mı.?

-Hatta Cuma namazını kıldırıp, hutbe irad etmiş mi, etmemiş mi.?

-Diğer namazlarda, Cuma namazı haricinde hutbe var mıdır.?

-Cuma namazı için inen ayetten maksat toplanmak, zikir ise, neden diğer vakitleri içermiyor.?

Buyrun tekniğinizden faydalanalım..

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #29 : 24 Temmuz 2017, 10:58:42 ÖÖ 10 »

Ayet kapsamınca 'ihtiyacın artakalanı zekat ödeneği' zekatı vermesi gerekenler de 'gelir düzeyi yüksek, ihtiyaç fazlası eline geçenler' oluyor. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyaç fazlası olmadığından zekat yükümlülüğü de olmaz, olması durumunda da muhtaç sınıfına girmez. Yani, zekatı verecek olanlar ihtiyacından fazlası eline geçenlerdir, dolayısıyla zekatı da ihtiyaç fazlasını da verecek olanlar aynı kişilerdir. 'Herkes' ifadesi karmaşıklık oluşturmuş.

Ayrıca herkes ihtiyaç fazlasını infak etmiyor, etmesi durumunda zekat verilecek kimse kalmaz(Ömer bin Abdulaziz'in hilafeti dönemindeki gibi..). Maddi durumu iyi olan, gelir düzeyi yüksek kimselerce hem halka hem devlete verilmesi gereken mal, halkın durumu iyileşip aradaki fark eşitlenerek kaldırılırsa sadece devlete olan kısmı ödenir üstelik halkın tamamınca artık..

Bu şekilde zenginler 2 kanala aktarım yapmak durumundayken tek kanala yapacak duruma gelir; devlet ise fiziksel ihtiyaçlar noktasında halkı kalkındırma zorunluluğu kalktığından, bütçesini ülkeyi kalkındıracak bilimsel, sağlık, eğitim gibi diğer önemli alanlarda ve başka ülkelerdeki insanlara yardım ederek dünyayı kalkındırmada kullanabilir.

İhtiyaç fazlasını biriktirip yığmayanlar sosyal alanda halkı iyileştirerek devletin yükünü hafifletmiş olacağı gibi, bireysel alanda da kendi yükünü hafifletecek ve manevi olarak da Allah'ın rızasına ulaşmaya çalışarak sevap kazanacaktır.

Bugünkü sistemlerde de halktan alınıyor fakat muhtaç sahiplerine aktarılmaktan ziyade yine zenginlere aktarılarak toplumda zengin-yoksul arasındaki uçurum daha keskin hale getiriliyor. Ve servet 'servet sahipleri arasında dönüp dolaşan...{Haşr 7}' zalimane bir güç oluyor ne yazık ki!..

şu konuyu detay ile izahlandırmalıyız yanlış anlaşılmasın,

ihtiyaçtan fazlasını infak et ayeti ile zekat ayetlerini karşılaştırıyoruz mantıklı uygulanabilir temele oturtmaya çalışıyoruz
ve önemlisi anlamaya idrak etmeye çalışıyoruz.

mesela bir toplumda ihtiyaç sınırı 2000 TL olsun. bir nevi güncel ifade ile asgari ücrettir bu.
toplum, ortalama yaşam standardı, temel ihtiyaçlar seviyesi 2000 TL.
hani sendikalar açıklar açlık sınırı fakirlik sınırı diye. hah onun gibi.

2000 TL nin altında geliri olanlar ihtiyaç sahibi olan; zekat, sadaka, infak verilebilecek kişilerdir.
2000 TL üzeirnde geliri olanlar ise ihtiyaçtan fazlasını kazananlardır ama fazla kazandığının ne kadarını infak edecek ?

gelelim zekat konusuna.
2000 TL asgari geçim tutarı olan toplumda 3000,5000,10 bin vb yüksek geliri olanlar da olabilir.
zekat oranını günün şartlarına göre devlet belirler ve ihtiyaçtan fazla olan tutarın hepsini değil de belli bir gelir düzeyi olan kesimden gelirinin belirli bir oranını vergi olarak alır.
zekat konusunda da mesela 2000 TL üzeri geliri olan herkesten değil, belki 3000 belki 5000 tl üzeri geliri olanlardan mesela yüzde 5 mesela yüzde on zekat (vergi) devlet tarafından alınır.
% 10 almış olsa 5000 TL gelir 500 TL vergi geriye 4500 TL gelir kaldı o kişiye. asgari geçim standardı 2000 TL idi. hala 2500 TL fazla geliri var. o miktar o kişiye aittir ve tasarruf hakkı onunudur. bu noktada infak farz dersek 2500 TL daha ya devlete ya ihtiyaç sahiplerine dağıtması lazım.  infak nafiledir, ama övülmüş, tavsiye edilmiştir dersek teşvik edilmiş olur o kişinin gönlünden ne kadarı koparsa onu vermesi beklenir.

eğer en başta kişinin geliri 5000 tl iken ihtiyaçtan fazlasını infak et  sözünü farz olarak alırsak 3000 tl infak edecek 2000 gelir ile geçinecek. 2000 tl üstü geliri olan herkes fazlalığı infak ederse zekat nerden alınacak ?
rakamlar ve oranlar örnek olarak verilmiştir.

şu ayırımı irdelemeliyiz,
zekat ihtiyaç fazlası her gelir ve maldan mı alınır,
yoksa zekat belli bir gelir düzeyinin üstünde olanlardan mı alınır ?

herkes kelimesinde kasıt elbette şartları sağlayan belli bir seviyenin üzerinde olan herkes.
bunu açıklamaya gerek yok sanırım

bu arada farklı konular ard arda konuşuluyor iyice karışacak buralar.
farklı konuları daha önce açılmış ilgili başlık altında devam edebiliriz....
Logged
Sayfa: 1 [2] 3 4   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 1.023 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu