Peygamberimizin sünneti

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Peygamberimizin sünneti
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Peygamberimizin sünneti
Sayfa: [1] 2 3 4   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Peygamberimizin sünneti  (Okunma Sayısı 21884 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Biz
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 129

Birlikte balık tutacaksak eğer oltada yem olurum..


« : 04 Temmuz 2017, 10:13:51 ÖS 22 »


               Değerli dostlar..Burada sizlere bir soru sormak ve görüşlerinizi almak istiyorum..Peygamberimiz hayatta iken birçok şeyi yapma ortamını ve imkanını bulduğu halde yapmadığı şeyler var..Bunlarında peygamberimizin sünneti olduğunu kabul etmemiz gerekmez mi?..Dönemin islam toplumu zamanla zenginleşip, bolluğa ve birçok imkana kavuştuğunda bile, peygamberimizin hasırdan bir yatağı olduğu, kendisine hediye gönderilen yün yatağı, geri iade ettiğini düşünecek olursak..Bugün imkan bulup varlık elde eden müslüman kardeşlerimizin yaptıklarına bakıyorumda, hele birde sünni geçinenlere, sünnet bunun neresinde?..Bu durum ''acaba din yoluyla aldatılıyormuyuz?'' sorusunu akla getiriyor..Daha doğrusu ''aldatılıyoruz''...Bu ne iğrenç bir tuzak..Alahla, insanları aldatmak...Max..Bana sen yine sarhoşsun diyeceksin ama..Ayıkken düşündüklerimi şimdi yazıyorum haberin olsun..
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #1 : 04 Temmuz 2017, 10:41:26 ÖS 22 »


Yok yok, demeyeceğim.
Bunlar ayık sorular Smiley

Sonra yorumlarım inşallah
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #2 : 16 Temmuz 2017, 05:31:03 ÖS 17 »



               Değerli dostlar..Burada sizlere bir soru sormak ve görüşlerinizi almak istiyorum..Peygamberimiz hayatta iken birçok şeyi yapma ortamını ve imkanını bulduğu halde yapmadığı şeyler var..Bunlarında peygamberimizin sünneti olduğunu kabul etmemiz gerekmez mi?..Dönemin islam toplumu zamanla zenginleşip, bolluğa ve birçok imkana kavuştuğunda bile, peygamberimizin hasırdan bir yatağı olduğu, kendisine hediye gönderilen yün yatağı, geri iade ettiğini düşünecek olursak..Bugün imkan bulup varlık elde eden müslüman kardeşlerimizin yaptıklarına bakıyorumda, hele birde sünni geçinenlere, sünnet bunun neresinde?..Bu durum ''acaba din yoluyla aldatılıyormuyuz?'' sorusunu akla getiriyor..Daha doğrusu ''aldatılıyoruz''...Bu ne iğrenç bir tuzak..Alahla, insanları aldatmak...Max..Bana sen yine sarhoşsun diyeceksin ama..Ayıkken düşündüklerimi şimdi yazıyorum haberin olsun..


birincisi vahyin nasıl anlaşılıp yaşanılacağına dair peygamberin eylemleri düşünceleri sözleri kısaca kuranı yaşadığı hayatı bize rol model sünnetidir.

ikincisi vahyi yaşaması dışında bir insan olarak onun güzel örnekliği her daim istifade edilmesi gereken gücümüz nispetinde uygulamamız gereken güzel hasletlerde sünnet kapsamında görülebilir ama dini hükmü olan bir sünnet değil ondan sadır olmuş güzellikler diyebiliriz.
kuranda dediği gibi "onda sizin için güzel örneklik vardır..."
 mütevazi olması infak ederek elinde mal tutmaması güzel ahlakı üslubu nezaketi ...vs vs..
buna ek olarak onun hayatında görmediğimiz, coğrafyanın, devrin çağın getirdiği farklılıklar nedeni ile yapabileceğimiz tüm olumlu tavırlar da bu kapsama girebilir.

ama sünnet denilince ana eksen birinci madde olacaktır.
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #3 : 16 Temmuz 2017, 05:44:02 ÖS 17 »


               Max günaydın..Konuyla ilgili olarak ayrıntılı bir mesaj yazmayımı düşünüyorsun yoksa gerçekleri yazmaya cesaret edemiyormusun?..Düşündüklerini yazdığında birilerini rahatsız etmektenmi korkuyorsun?..Yoksa kendi içinde bu konuda çelişkiyemi düştün?..Bir insan bir konuda yanlış yapıyorsa, aynı konuda yanlış yapan diğer insanlara birşey söyleyemez..Böyle bir durumda susmaktan başka bir yolu yoktur..Adalet konusunda, güven konusunda olduğu gibi..Ama ben Peygamberimizin sünneti konusunda sorduğum soruya iyi bir cevap vereceğini düşünüyorum..Örneğin peygamberimizin misvak kullanmasımı sünnettir yoksa ağız temizliğine verdiği önemmi?...Adalete yönelik eylemlerimi yoksa adalete gösterdiğüi hassasiyetmi?..Peygamberimizin sünnetlerini şekilden ziyade niyette aramamız gerekmez mi?..Amacım seni sorgulamak değil..Sadece istişare..

abi zamanım olmadı geciktim kusur bakma.
cep telefonundan anlık takip ediyorum ama cevap yazmak için pc açmam lazım o da kolay kolay olmuyor...

misvak örneğini vermişsin soruna cevabı 12 den vurmuşsun, ben daha ne diyem ki Smiley

zaman değişir,
mekan değişir,
insanlar değişir,
araçlar değişir,
ama ilkeler değişmez.

amaç temizlik ise
millattan önce çamurla temizlerler,
milattan sonra ağaç dalı ile (misvak)
modern çağda diş fırçası ile,
post modern çağda lazer ışıklar ile ....

sözün özü diş sağlığına önem ver ,  temizliğe dikkat et, toplum içine ağzı kokarak çıkıp insanları rahatsız etme de
bunu ne ile yaparsan yap(tır ana mantık)

ama bu ana mantığı kaçırıp günümüzde toplum içinde koca dal parçasını çıkarıp ağızlarını karıştırır gibi misvaklayanlar çok itici görünüyor. bu en basit tabiri ile kabalıktır, mevzunun hikmetini anlayamamaktır.



toparlar isek;
sünnet dediğimiz şey kuranın yanına kurandan ayrı yeni bir kurallar manzumesi değildir.
dinin aslı kurandır (teori) dinin aslının uygulanması örnekliği de sünnettir (pratik)
peygamber kuranı yaşayarak nasıl olması gerektiğini en iyi şekilde göstermiştir. bunu öncelemeliyiz.
kuran temiz ol der. nasıl olacaksın ? aha peygamber nasıl oldu ise öyle. diş temizliği elbise temizliği taharet temizliği...vb gibi gibi

kuran şunu yap der, detayını nasılını gerektiği kadar verir teferruatını resul uygulamada aktarırı, kuşaklar boyu gider o.


ama
allah yasak koymadığı halde peygamber şunu haram kıldı denilerek peygamberin yasak koyabileceği ve hüküm koymada allaha ortak olabileceği anlayışı çok sakat ve tehlikelidir.

şu ayrıma dikkat:
peygamber içinde bulunduğu toplumun lideri (misal başbakanı) olarak toplum yönetimi ve konjonktür gereği bazı şeyleri (kanun hükmünde kararname gibi) yasaklar ya da emreder. bu dini bir hüküm değildir toplumsal bir uygulamadır. ve bu uygulama sadece o zamanda o mekanda o insanlara hitap eder. yani peygamberin emir ve nehiyleri vahiy gibi evrensel değil devlet başkanlarının uygulamaları gibi dönemseldir.

mesela koyun nesli tükenme tehlikesine giriyor ise "koyun yemek yasaktır" diye bir emir verir.
koyun yetiştiriciliğine ağırlık verip koyun nesli artınca geri serbest bırakabilir.
ama hikmetini bilmeden bunu evrensel bir hüküm gibi algılayıp peygamber demişki koyun yemek yasak o yüzden sene olmuş 2017 biz hala koyun yemeyiz demek mantık hatasıdır, zulümdür, hüküm koymada allaha ortaklıktır ki bu şirk ya da küfür olarak nitelenir...

Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #4 : 16 Temmuz 2017, 05:51:55 ÖS 17 »


           Sünnet konusunda tekrar düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum..Peygamberimizide iyi okumak lazım..Neyi neden yaptığı üzerine iyice düşünmek ve niyetinin ne olduğunu anlamak lazım..Farz olan namazlardan önce veya sonra namaz kılması, namaz konusuna gösterdiği ehemniyet ve önemin bir işaretidir..Her bir hareketinin, davranışının, uygulamasının arkasında  yatan düşüncesi ve niyetini iyi okumak ve anlamak gerekir..Peygamberimiz böyle yapıyordu bu yüzden bizde böyle yapalım düşüncesi, Peygamberimizin taşıdığı niyeti taşımıyorsa, taklitten ibarettir..Ve zamanla anlamsızlaşabilir..Bugün olduğu gibi..Peygamberimizin yaptıkları ve yapma imkanı ve şartları oluştuğu halde yapmadıklarının altında yatan düşünce ve niyeti iyi anlayabilirsek, çağımızın birçok problemini halletmiş oluruz..Ve din konusunda bugünlerde yaşanan ayrılıkların birçoğunun ortadan kalkacağına inanıyorum..

mesela sünnet namazı demişsin;
kavramlara bakalım:
farz = zorunlu olan (mecbur yapılacak)
nafile= gönüllü olan (isteğe bağlı yapılacak)

farz namazları adı üstünde herkes kılacak.
ama sünnet namazları denilen şey nafile ibadetlerdir.
zamanın vardır müsaitsindir içinden ne kadar geliyorsa kıl. ister 4 ister 14
ama zamanın yok uçağa yetişeceksin hemen farzı kıl koş git.
ya da patron/müdür altında çalışan memursun (emir alan kişisin)
üstlerini üzmemek ve sorumluluğun olan mesaii saatlerinden çalmamak için zaman yoksa sadece farz kıl yeter.
ama emeklisindir tatildesindir zaman bol, canın ne kadar isterse.... ucu açık.
peygamber ortalama yaparak örneklik göstermiştir.

bir de şu var;
peygamber dönemi o coğrafya çok farklı günümüzle.
iş yok mesai yok patron müdür yok yetişilecek bişe yok  peygamber ve çevresindeki sahabeleri ne yapıyor ?
mescid içinde etrafında takılıyorlar tabirimi mazur görün ama yan gelip yatıyorlar.
ee peygamber de yan gelip yatacak adam değil, nafile ibadetler ile zamanını doldurup allah ile bağını kuvvetlendiriyor.

ama ne vardır;
peygamber her namaz vaktinde mescide gidiyordur evinde yalnız kılmıyordur mümkün mertebe.
bu namazın bireysel olduğu kadar sosyal bir ibadet olduğu mesajını içerir.
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #5 : 16 Temmuz 2017, 05:57:36 ÖS 17 »

            Konudan sapmak olmasın..Düşünmek sünnetmidir?..Düşünmek farz olsa gerek..Yada düşünceli olmak....

evet,
kuranda çok yerde akletmezmisiniz, düşünmezmisiniz diye sorar Allah.
ben bu ifadeyi emir kipi olarak değil de düşünerek aklederek verilen bilgileri akıl süzgecinde tartarak doğruya ulaşma adına davet olarak algılıyorum. emir değil talep ya da davet diyebilirim.

ahirette, bilmiyorduk derlerse allah da ben sana akıl verdim kullansaydın, vahiy gönderdim kulak verseydin, gönderdiğim vahyi aklın ile idrak edeydin diye cevap verecektir.

yoksa ahiret sorgusuna neden düşünmedin diye hesaba çekilmeyiz (doğrusunu allah bilir)

sünnetmidir sorusuna gelince,
peygamber vahiy gelmeden öncede mağaraya çekilip derin derin düşünürmüş.
geldikten sonra da düşünmüştür.
ama düşünmek fiili (fiil mi bu yahu) insanoğlunun yaratılmış bir özellliğidir ve sünnet diyerek kategorize etmek ya da daraltmak pek sağlıklı olmaz kanaatindeyim.

zira insanoğlu hangi inanca ait olursa olsun isterse ateist olsun düşünür, düşünmelidir. hayvandan farkı budur.
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #6 : 17 Temmuz 2017, 10:21:35 ÖÖ 10 »



            Zaman ayırıp tek tek cevapladığın için teşekkür ederim...Nafile(gönüllülükle,isteğe bağlı)kılınan namazları sünnet olarak tanımladığımızda, sünnetin asıl anlamıyla çelişki oluşuyor ama...Çünkü diğer sünnetlerde keyfiyet yok..olamazda..Senin dediğin gibiyse, peygamberimizin farz harici kıldığı namazları sünnet olarak tanımlamak doğru mu?..Max, seni biraz uğraştıracam galiba..Kusura bakma...

birincisi, estağfurullah uğraştırmak yok abi, kafana takılan, farklı düşündüğün her hususu dile getirebilirsin.
ikincisi bu anlattığım benim yorumumdur, okumalarımdan anladığımdır. ben de yanılabilirim ama şimdilik fikrim bu yönde.

ben nafile namazı sünnet olarak tanımlamıyorum.
literatüre "sünnet namazı" olarak geçmiş namazı nafile olarak görüyorum.

sünnet neydi, peygamberin uygulamaları.
peygamberin de her farz namazından önce ya da sonra bir miktar nafile namaz kıldığı görülmüş ve bu peygamberin sünneti olarak kabul görmüştür.  nafile olduğu için değil peygamber sürekli uyguladığı için sünnet kavramı ile nitelenmiştir.

peygamber gece namazı da kılardı ama onun adı sünnet namazı değil teheccüd namazı olarak geçer.

farklı örnekle ilerlemeye çalışayım,

zekat = vergidir.  günümüzde devlete vergini vermek zorundasın değil mi. asgari tutarlar belirlenir ve o şartları sağlayan herkesten o vergi alınır. zekatta böyledir o devrin vergisidir şartları tutan kişilerden alınan asgari vergidir.

ama sadaka ve infak gönüllüdür. gönlünden ne kadar koparsa o kadar veririsin. vermek teşvik edilir yüceltilir.
kuranda ihtiyaçtan fazlasını ver... der.
adamın 1000 birim malı parası vardır.  100 birim vergi zorunlu alınır, geriye kalan 900 birimden ister 10 birim ister 8000 birim sadaka infak olarak verir.

ömer ile ebubekirin bu konuda yarış halinde olduğu ve ömerin bir türlü ebubekire yetişemediği için pes ettiği şeklinde rivayetler vardır.

farz (zorunlu) ile nafile (gönüllü) farkı budur.

nafile ile sünnet ilişkisi nedir dersek,
bence farz olmayan her husus nafileye girer.
sünnet ibadetler de bu kapsamda görülmeli ama sünnet, kavram olarak karıştırılmamalı.

karışık yazdım , anladın ise beri gel abi  Cheesy
Logged
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 212


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #7 : 18 Temmuz 2017, 12:13:21 ÖÖ 00 »

Alıntı sahibi: maxpayna
farz (zorunlu) ile nafile (gönüllü) farkı budur.

nafile ile sünnet ilişkisi nedir dersek,
bence farz olmayan her husus nafileye girer.
sünnet ibadetler de bu kapsamda görülmeli ama sünnet, kavram olarak karıştırılmamalı.
Alıntı sahibi: Biz
Toplumda algı çok önemli.. Bu noktada sünnetle ilgili algı bu şekilde oluştuğunda, Peygamberimizin diğer sünnetlerini de(kendine göre haklı sebeplerle) terkedilebilir algısı oluşmaz mı?

Paragrafın, ''tüm uygulamalar yani sünnetler nafiledir ve nafileleri de yapmayabiliriz'' şeklinde bir çağrışımı var gibi.. Bu beyanı alıp tüm sünnetlere yani Peygamberin bütün uygulamalarına uyarlarsak sorunlu bir algı dolayısıyla kafa karışıklığı olur.

Okuduğumda, bu sonuca gidilip bu çıkarımın yapılabileceğini düşünmüştüm ama 'bir tek sözü cımbızlayıp parçacı yaklaşmamak adına' yorumlarının bütününü göz önünde bulundurunca 'öyle görünse de' bu kastın olmadığı kanısına varmıştım. Şayet düşünceler doğru ifade ediliyorsa, doğru okuma yaparak doğru anlayabilir ve doğru anlamayla ancak doğru düşüncelere ulaşabiliriz.


Alıntı sahibi: maxpayna
birincisi vahyin nasıl anlaşılıp yaşanılacağına dair Peygamberin eylemleri, düşünceleri, sözleri kısaca kur'anı yaşadığı hayatı bize rol model sünnetidir.

ikincisi vahyi yaşaması dışında bir insan olarak Onun güzel örnekliği her daim istifade edilmesi gereken gücümüz nispetinde uygulamamız gereken güzel hasletler de sünnet kapsamında görülebilir ama dini hükmü olan bir sünnet değil, ondan sadır olmuş güzellikler diyebiliriz
.

Sünnet dediğimiz şey, kur'anın yanına kur'andan ayrı yeni bir kurallar manzumesi değildir.
Dinin aslı kur'andır (teori), dinin aslının uygulanması örnekliği de sünnettir (pratik).
Peygamber, kur'anı yaşayarak nasıl olması gerektiğini en iyi şekilde göstermiştir. bunu öncelemeliyiz. Kur'an şunu yap der, detayını nasılını gerektiği kadar verir. teferruatını Rasul uygulamada aktarır, kuşaklar boyu gider o
.

şu ayrıma dikkat:
Peygamber içinde bulunduğu toplumun lideri (misal başbakanı) olarak toplum yönetimi ve konjonktür gereği bazı şeyleri (kanun hükmünde kararname gibi) yasaklar ya da emreder. bu dini bir hüküm değildir, toplumsal bir uygulamadır. ve bu uygulama sadece o zamanda, o mekanda, o insanlara hitap eder. yani Peygamberin emir ve nehiyleri vahiy gibi evrensel değil, devlet başkanlarının uygulamaları gibi dönemseldir.

farz = zorunlu olan (mecbur yapılacak)
nafile= gönüllü olan (isteğe bağlı yapılacak)

farz namazları adı üstünde herkes kılacak.
ama sünnet namazları denilen şey nafile ibadetlerdir.
zamanın vardır müsaitsindir, içinden ne kadar geliyorsa kıl. ister 4 ister 14
ucu açık. Peygamber ortalama yaparak örneklik göstermiştir.

bir de şu var;
Peygamber dönemi ve o coğrafya çok farklı günümüzle.

Tüm bu yazılanlara rağmen böyle bir karmaşa zihninizi meşgul ediyorsa, bunu şu şekilde çözümleyebiliriz. Muhammed peygamberin dini, ibadi hususlarda yaptıklarını uygulamakta kendimizi sorumlu hissetmeli, titizlik göstermeliyiz. Fakat dünyevi uygulamalar, kişisel zevk veya seçimler hususunda ise muhayyer bırakıldığımızı bilip inisiyatif kullanabiliriz.

Diş fırçalama, hasır yatakta uyuma örneklerinize binaen:

Diş fırçalama noktasında misvak yerine fırça, elle yemek yerine kaşık ile yemek yeme, kabak yemeği sevmeyenlerin bu yemeği tüketme zorunluluğunun olmaması. Evin zemininin toprak değil beton olması durumunda ve betonun da negatif çekim gücü olması nedeniyle hasta kılması, böbrekleri üşütme, fıtığı olan birinin tutukluk yaşaması ve ağrı durumunu göz önüne alıp yer yatağında uyumaması gibi; hele haşere olan bir evde yerde uyumak bazıları için kabustur, bütün gece uyanık kalma nedenidir. 'Hasır yatakta yatmak sünnettir; yerde uyu, sevap kazan..' demenin, fobisi olan bu kişilerde etkisi ve karşılığı olmayacaktır.

''Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; Sevdiriniz(müjdeleyiniz), nefret ettirmeyiniz.'' Allah'ın rasulü Muhammed.


Dipnot: 2 kişi arasında olan bir diyalog.. maxpayna'nın yoğunluğu sebebiyle yardımcı olmak, sizinde kafa karışıklığınızı giderme noktasında katkı sağlamak için umuma açık, forum formatında bir site olması hasebiyle de konuya müsaadesiz dalma hakkını kendimde buldum. Affola!
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 212


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #8 : 18 Temmuz 2017, 04:25:08 ÖS 16 »

Dosdoğru bir namazda kendi kanımca olması gerekenler; içtenlik, samimiyet, övgü ve yüceltme, saygı, teslimiyet, şükür, dua.. İçerik olarak namazda söylenen ve yapılan eylemlerin duygularla ifade edilmesi, bunların bir bütün olarak ortaya dökülmesi doğru bir namazdır diye düşünüyorum... Ve ayrıca içtenlikle ve samimiyetle bir insan namaz kılmak istiyorsa, zaman, mekan ve şartlarında buna müsait olduğunu düşünüyorsa, rekat sayısına, namaz vakitlerine aldırmadan, kendince duygusal anlamda yeterli olduğunu düşündüğü bir zamana kadar namaz kılsa.. Yani namaz konusunu belli kalıplara sokarak, belirlenmiş zamanlarda bir program dahilinde kılmak, duygusallıktan uzaklaştırıp yüzeyselleştiren bir eyleme dönüştürüyor...

Namaz.. Muhammed peygamberin, dünyada yapılabileceklerden/dünya nimetleri arasında en sevdiklerinden. Sevdiklerinden ve sevilenlerden sıyrılıp En Sevgiliye yöneldiği, kendini soyutladığı demler.. Sıklıkla yaptığı, yapmaya ihtiyaç duyduğu ve yaptığında başkalaştığı, kendini/özünü bulduğu ve buluştuğu, kamil insan olma yolculuğu yaptığı, geliştiği, öteli olduğu, yükseliş ve yüceliş yaşadığı adeta zaman makinesine binmiş gibi başka boyutlara yelken açtığı, dinlendiği, huzur bulduğu, nefes aldığı demlerdi.. Bireysel bağlamdaki en büyük, en belirgin, yaygın Sünneti..

Hep böyle mi oluyordu peki? Elbetteki hayır.
Etrafında olup bitenlerin dikkatini dağıttığı, her defasında aynı huşuyu hissedemediği namazları da oluyordu; tıpkı bizlerin namazlarında olduğu gibi, çünkü bir insandı, melek değil.. Böyle olunca yani huşuyu duyamadığında, yüzeyselleştiğinde terk mi etti? Cevap, yine hayır.

Allah'tan uzaklaşma, kendine uzaklığı doğurur ve hep kötülüğü fısıldayan ve tabiatında(fıtrat, tıynet, mizaç) tembellik olan, rahata düşkün nefis bu boşluktan girip boş kalan meydanda güçlenerek kendi hakimiyetini ilan etmeye çalışır. Zira insan fıtratı boşluk kabul etmez; inanmaya, güvenmeye ve bir güce teslim olmaya ihtiyacı var. İçimizde iyilik ve kötülüğün savaşı var çünkü. Savunmasız, silahsız, gıdasız bırakma durumunda, yani nefsi iyiliğe tabi kılma uğraşısı eğitim ve terbiyesi bırakıldığı zaman bu insanda güzel olan iyilik ve doğruluğa karşı isteksizlik halini artırır; iyilik üzere olan özümüzden daha fazla uzaklaştırır, unutturur ve hayvani güdülere, kötülüğe daha yakın kılar. Bu da zamanla günahları arttırma ve meşru görmeye, kılıf giydirmeye kadar gider.

Ritüeller(nüsuklar) içi boşaltılmadan, hakkı verilerek anlamlıca yapılmalı elbetteki ama bunun olmaması durumunda uzaklaşmak çözüm değil, çünkü insanı koruyucu bir mekanizma olduğunu düşünüyorum {Ankebut 45}. Namazı terk edip, sonrasında büyük günahlara düşüp kaybolan yiten insanlar tanıdım.. Bazıları şaşırtıcı gelmişti, çünkü bu sonuca Mushaf'tan çıkarımları ile düçar olmuşlardı.. Namaz yok, geçmiyor; alkolün haramlığına dair açık ayet, kanıt yok; nikaha gerek yok; örtünme yok vb.

Bu örnekten Mushaf'ın okunmaması gerektiğine dair çıkarım yapılmasın asla, ya da alim değilsen Arapça bilgin yoksa meal okuma, okursan saparsın sonucu da çıkarılmasın. Hidayetin, insanın niyeti, yaklaşımı ve amelleri ile ilgili ve ilintili olduğuna inanıyorum. Kişide niyet bozuksa, samimiyet, doğruyu bulma, anlama ve yaşama derdi yoksa, Peygamber karşısına dikilse ve anlatsa dahi anlamak istediği gibi anlar ve yanlış yola sapar. Ki öyle vak'alar olmuştur; Rasullerin kendi çağında, çevresinde.

Farz olan namazların vakitli olduğu yönünde ve vakitlerin belirtildiği ayetler var {Nisa 103; Bakara 238; Hud 114; İsra 78; Nur 58; İnsan 26}. Nafile olan namazları uygun olduğunuz vakitlerde ve istediğiniz kadar kılabilirsiniz elbetteki. Ama 2'li ve 4'er rekat yerine beşli, yedili, onlu ya da günde 2 kez, 2 günde bir kez kılmak istiyorum ve kılıyorum derseniz bu Rabbinizle sizin aranızda olan ve hükmünü de Rabbin vereceği bir durum. Şahsım adına 'böyle yapabilirsiniz' gibi bir şey demem, bunu savunan ve yapanlar var olsa da... Uygulamaya çalıştığım doğru uygulama şeklinin Muhammed peygamberin uygulaması olduğunu düşünüyorum {Ali İmran 132, Maide 92, Enfal 20}.

Peygamberlerin örnekliğine ihtiyacımız var. Öğretmeni kitaptan ayırmak, eti tırnaktan koparmak olsa gerek.. Bir bebeğin, reşit olana kadar ebeveynlere ihtiyaç duyması gibi bir şey.. İnsanlar doğar doğmaz örnek/model rollere ihtiyaç duyar; yürüyemiyor, konuşamıyor, taklit ederek gözlemleyip deneyimleyerek öğreniyor. Yetkinliğe ulaşınca sonlandırabilir, ki bu vahye doğrudan muhatap olmak, duyumsamak, okumak ve anlamak noktasına ulaşmaktır..

Beden dili ile anlaşabiliyor olsakta konuşabilmek ve meramımızı anlatabilmek için kelimelere yani lisanlara ihtiyaç duyuyoruz. Formülasyonlar, kalıplar bu sebeple uygulamalarımız için gerekli kanımca..

Dipnot: İsra bey.. diyerek siz de beni bir kalıba dökmüşsünüz Smiley
Sonuna takı eklemenize gerek yok, İsra yazmanız kâfi. Nick aynı zamanda ismim ve bey değilim.
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 212


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #9 : 18 Temmuz 2017, 09:48:00 ÖS 21 »

Alıntı sahibi: Biz
Başlangıçtaki niyetim ile şu anda içinde bulunduğum durum birbirinden farklı.. Bu yüzden artık forumda paylaşım yapmak istemiyorum..

Başlangıçtaki niyetiniz neydi? bilmiyorum... Son mesajınız olduğunu belirtmenizden ötürü bu şahsi sayılabilecek soruyu yanıtlamayabilirsiniz ama yanıtlamanız memnun eder açıkçası, zira merak ettim.

Mesajımın akabinde bu kararınızı duyurunca 'yorum yapmamdan ötürü' benimle ilintili bir kırgınlık, rahatsızlık söz konusu mu? düşüncesi aklıma geldi... Mesajlarımda buna sebebiyet verecek bir şeyler olduğunu zannetmiyorum ama varsa eğer belirtirseniz düzeltmeye çalışırım.
Logged

İlâhi ente maksûdî ve rızâke matlûbî..
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #10 : 19 Temmuz 2017, 01:21:21 ÖÖ 01 »


           Güzel açıklıyorsun..Ama şunu anladım ki bu konuda sende de kafa karışıklığı var..Nasıl olmasın ki...Sünnet diye isimlendirilen namazları, gerekli görülen hallerde terk edebiliyoruz..Peki, toplumda algı çok önemli..Bu noktada sünnetle ilgili algı bu şekilde oluştuğunda, peygamberimizin diğer sünnetlerini de(kendine göre haklı sebeplerle) terkedilebilir algısı oluşmaz mı?.Bu konunun farklı bir boyutu...

sünnet ile nafile namazı (belki ) şöyle ayırabiliriz:
nafile namaz hiçbir zaman ve mekan sınırı özelliği olmayan herhangi bir extra namazdır.
sünnet namaz ise her farz namazından önce veya sonra kılınan ve peygamberin bunu sürekli devam ettirdiği ve peygamber sürekli devam ettirdiği için onun uygulaması (sünneti) olarak algılanıp isimlendirilmiş olabilir.
yani sünnet adını verdikleri namaz nafileler gibi serbest olmayıp bir iki tık üstü olup süreklilik arz eden zamanı olan namazlardır.
ama bana göre yinede yinede yinede bu namazlar da sünnet adını alsa bile nafile kapsamına girer.




Ben düşüncemi yine tekrarlamak istiyorum..Namaz farzdır...Namazı başka sebeplerle başka başka isimlendirmek akıl ve mantık dışı geliyor..Mesela Kuranda akşam namazı,sabah namazı yada teravih namazı gibi namazı zaman ve niyet ile bir kategoriye sokmak yok..Böyle yaptığımızda başlı başına bir ibadet olan namaza, kılınan zaman ve niyete göre değer biçmek olurki, buda yanlış geliyor bana..Kılınan her namazın değeri ve önemi aynıdır diye düşünüyorum..Bir namazın değer ölçüsü ancak ve ancak, kendimizi namaza ne kadar verdiğimiz ve Allaha ne kadar yakınlaştığımızla ilgili olsa gerek..Bu durum herhangi bir günün, herhangi bir zamanında olabilir..Namazı dosdoğru kılmaktan bahseder Kuran..Dosdoğru kılmak ne demektir?..Diyelim ki ben herhangi bir zamanda, herhangi bir mekanda, herhangi bir vakitte dosdoğru bir namaz kılmış olabilirim..Belkide kılmamışta olabilirim..Bunu değerlendirecek olan Allahtır..Allah namazı başka bir ölçüyle kategorize eder mi?..Durum böyleyse bizlerin namazı değişik sebeplerle değişik isimlerle kategorize etmemiz ve bir değer ölçüsü koymamız yanlış olmaz mı?..


haklılık payın var ama zamanla değişiyor özelleşiyor isimlendiriliyor vs vs...
şöyle ki,
mesela daha vahiy inmeden önce namaz bilinen bir ibadet. belki peygamber önceden de kılıyordu.
ama vahiy inmeye başlayınca, Allah bazı ayetlerde zaman belirtmeye başladı.
mesela der ki
gündüzün iki ucunda namazı kıl,
ya da yanlış hatırlamıyorsam akşamın erken saatlerinde (der)
başka bir ayette güneş tepeyi geçtikten sonra (der)
yani Allah, vahiy sürecinde yavaş yavaş zaman belirliyor.
en önemlisi ise:
sabah namazı daha önemlidir zira o şahidlidir (minvalinde ayet vardır)

şimdi, zaten nafile ya da serbest kafasına göre namaz kılan peygambere allah zaman tayin etmeye başlayınca
ister istemez namazlara bir isim ya da sıfat konuldu. bunlar da günlük 5 vakit namazı oluşturdu.

mesela bir insan günde 3 öğün yemek yer. kahvaltı , öğle yemeği, akşam yemeği.
aslında üçünde de yapılan eylem aynı = yemek yemek = karın doyurmak = beslenmek.
bunu istersen istediğin zaman yaparsın gün içinde. ama ne olmuş zamana bağlı olarak isimlendirilmiş.

toparlarsam;
farz olan namazlar karışmaması için, zamanları belirli olduğu için, Allah emrettiği için zorunlu ve gönüllü olarak hakkını vererek yapılması gerekir.  geleneksel fıkhı bırak benim fikrim odur ki, farz dışındaki namazlarda isim ve zaman yoktur.
günün 24 saatinde canın ne zaman isterse içinden ne zaman gelirse, ne kadar kılmak istersen 2-3-6-10-20 ....
kafana göre NAFİLE (isteğe bağlı/gönüllü) namaz kılarsın. buna isim vermek zorunda değilsin.
işte bu nafile olan namazlar senin tarifine uyabilir. isim yok şart yok zaman yok sınır yok, ne verirsen elinle o gider seninle...

EK OLARAK:
ben, dua kavramını kişinin sevdiği ve samimi olduğu dostu ile sohbet etmesi, dertleşmesi, içini açması (dökmesi) olarak tanımlıyorum , benzetiyorum. kitapçıklarda yazan isim verilen şu duası bu duası x duası gibi tasnifleri kesinlikle onaylamıyorum.
sen Allaha dua ederken konuşurken başkasının yazdığı kitaptakı dua ile mi konuşacaksın ?
tam tersi o senin rabbin sen onun kulusun, şah damarından daha yakın onunla samimi konuşmayacaksın da kiminle konuşacaksın ?!
(nafile) namazı da buna benzetebiliriz ve allah ile olan muhabbetin sohbetin isteğin oranında nafile namazlar ile ona yakınlaşmayı rızasını kazanmayı, derdini talebini açmayı arz etmeyi yapabilirsin...
(bu yüzden namazımı arapça değil türkçe kılıyorum ama bu konuyu burada şimdi açma iş uzar)  Wink Smiley Cheesy
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #11 : 19 Temmuz 2017, 01:26:13 ÖÖ 01 »


Dipnot: 2 kişi arasında olan bir diyalog.. maxpayna'nın yoğunluğu sebebiyle yardımcı olmak, sizinde kafa karışıklığınızı giderme noktasında katkı sağlamak için umuma açık, forum formatında bir site olması hasebiyle de konuya müsaadesiz dalma hakkını kendimde buldum. Affola!


forum herkese açık bir platforumdur, konularımız da  herkese açıktır.
dileyen herkes konuya dahil olabilir, bu sebepten af ne kelime başımız üstüne.
tam tersi memnun oluruz.

bakmayın, son dönem buralar kuş uçmaz kervan geçmez yerler oldu.
eskiden bir konuya 10 kişi dalardık, konuşan konuşana  Cheesy
değerli katkılarınızı bekliyoruz inşallah, saygılarımızla

Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #12 : 19 Temmuz 2017, 01:34:23 ÖÖ 01 »


           Güzel açıklıyorsun..Ama şunu anladım ki bu konuda sende de kafa karışıklığı var..Nasıl olmasın ki...Sünnet diye isimlendirilen namazları, gerekli görülen hallerde terk edebiliyoruz..Peki, toplumda algı çok önemli..Bu noktada sünnetle ilgili algı bu şekilde oluştuğunda, peygamberimizin diğer sünnetlerini de(kendine göre haklı sebeplerle) terkedilebilir algısı oluşmaz mı?.


dur dur, ben şu konuya da parmak bastıracaktım...
abi, haklı sebeplerle peygamberin sünneti terkedilebilir algısı oluşmaz mı demişsin.

tek kelime cevap = terkedilebilir!

konu çok derin ve hatta tehlikeli zira bırak peygamberin sünnetini kuranın bazı ayetlerinin (şerii olan ahkam ayetlerinin) o döneme ait olduğunu ve orada kaldığını günümüzde uygulanabilirliğinin olmadığını iddia edenler var.

bu güncel olan tarihselcilik evrenselcilik tartışması kapsamında ele alınmalı.
mesela mustafa öztürk, ilhami güler vb isimler tarihselcidir ve bazı ayetler o döneme hitap eder bu dönemde hükmü yoktur der.
caner taslaman abdülaziz bayındır vb gibi isimler de evrenselcidir kuran her dönemde uygulanır der.

bu arada 20 temmuzda habertürk tv de caner taslaman ebubekir sifil ile karşılacak büyük kapışma var kaçırmayın  Cheesy Wink

sünnet konusunda şuna dikkat edilmeli.
önce sünnet nedir onun sınırları ve kapsamı iyi bilinmeli.
ondan sonra sünnet terk edilebilir mi edilemez mi karar verilebilir.

mesela facebook da bi arkadaşla  cuma namazını ele aldık.
cuma namazı, cuma günü öğlen namazı vakti kılınır.
bu allahın emri mi ? hayır
ama peygamber istisnasız hep o gün o saatte yapıldığı için o vakte çivilenmiş değiştirilmesi akla getirilemez bile.
ama günümüzde mesai denilen bir kavram var ve gündüz iş yoğunluğu var.
akşam mesai bitimine alınamaz mı ?
almaya gerek yoksa niye alasın, keyfi olarak.
ama zaruri şartlar hasıl olursa değişmesi olanaksız mı ?


Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #13 : 19 Temmuz 2017, 01:40:12 ÖÖ 01 »


             Estağfurullah İsra bey..Ben zaten katılımın az olmasından şikayet eden birisiyim..O zaman senin düşüncelerini almak istiyorum..Dosdoğru bir namazda kendi kanımca olması gerekenler;içtenlik,samimiyet,övgü ve yüceltme,saygı,teslimiyet,şükür, dua..İçerik olarak namazda söylenen ve yapılan eylemlerin duygularla ifade edilmesi, bunların bir bütün olarak ortaya dökülmesi doğru bir namazdır diye düşünüyorum...Ve ayrıca içtenlikle ve samimiyetle bir insan namaz kılmak istiyorsa, zaman,mekan ve şartlarında buna müsait olduğunu düşünüyorsa, rekat sayısına, namaz vakitlerine aldırmadan, kendince duygusal anlamda yeterli olduğunu düşündüğü bir zamana kadar namaz kılsa..Yani namaz konusunu belli kalıplara sokarak, belirlenmiş zamanlarda bir program dahilinde kılmak, duygusallıktan uzaklaştırıp yüzeyselleştiren bir eyleme dönüştürüyor...Ben kendimi anlatıyorum..

bu talebine hak veriyorum ve doğru görüyorum biz abi.
ama farz namazları bunun dışındadır.

farz namazlarını zamanında miktarında zorunlu olarak kılacaksın.
farz dışında kalan tüm namazlar yani nafileller senin burada tarif ettiğin kapsama girer.

yalnızzzzz
farz namaz zorunlu dediysek zoraki, isteksizce kılınmamalı zira allah bunun münafıkça bir hareket olduğunu söyler :

"Münafıklar güya Allah'ı aldatıyorlar! Oysa Allah onların hilelerini başlarına geçiriyor.
Namaza kalktıklarında da onlar üşenerek ve insanlara gösteriş olsun diye kalkarlar;
Allah'ı ise pek seyrek hatırlarına getirirler. "(nisa 142)



Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #14 : 19 Temmuz 2017, 01:44:28 ÖÖ 01 »

           Aslında foruma üye olarak paylaşımlarda bulunarak ne yaptığımıda, tam olarak anlamış değilim...Başlangıçtaki niyetim ile şu anda içinde bulunduğum durum birbirinden farklı..Bu yüzden artık forumda paylaşım yapmak istemiyorum..Ama değerli katılımcıların paylaşımlarını okumaya devam edeceğim..Max...İnsanlara olan sevgin ve muhabbetin hiç eksilmesin...İşlerinde kolaylıklar diliyorum....Son mesajım bu şiir olsun;

Abdurrahim Karakoç(incitme)...

haydaaa........  Hayret
yine ne oldu biz abi ?
iyi dileklerin için teşekkür ediyorum ama  blush
öyle ben gidiyorum demek oluyor mu ?  Cry

buyur bu da benden sana :


https://www.youtube.com/watch?v=x_skGeCrQSo
Logged
Sayfa: [1] 2 3 4   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 1.045 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu