Peygamberimizin sünneti

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
  İslami Düşünce Platformu > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Peygamberimizin sünneti
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

  İslami Düşünce Platformu > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Peygamberimizin sünneti
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 7   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Peygamberimizin sünneti  (Okunma Sayısı 10067 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 176


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #15 : 18 Temmuz 2017, 12:13:21 ÖÖ 00 »

Alıntı sahibi: maxpayna
farz (zorunlu) ile nafile (gönüllü) farkı budur.

nafile ile sünnet ilişkisi nedir dersek,
bence farz olmayan her husus nafileye girer.
sünnet ibadetler de bu kapsamda görülmeli ama sünnet, kavram olarak karıştırılmamalı.
Alıntı sahibi: Biz
Toplumda algı çok önemli.. Bu noktada sünnetle ilgili algı bu şekilde oluştuğunda, Peygamberimizin diğer sünnetlerini de(kendine göre haklı sebeplerle) terkedilebilir algısı oluşmaz mı?

Paragrafın, ''tüm uygulamalar yani sünnetler nafiledir ve nafileleri de yapmayabiliriz'' şeklinde bir çağrışımı var gibi.. Bu beyanı alıp tüm sünnetlere yani Peygamberin bütün uygulamalarına uyarlarsak sorunlu bir algı dolayısıyla kafa karışıklığı olur.

Okuduğumda, bu sonuca gidilip bu çıkarımın yapılabileceğini düşünmüştüm ama 'bir tek sözü cımbızlayıp parçacı yaklaşmamak adına' yorumlarının bütününü göz önünde bulundurunca 'öyle görünse de' bu kastın olmadığı kanısına varmıştım. Şayet düşünceler doğru ifade ediliyorsa, doğru okuma yaparak doğru anlayabilir ve doğru anlamayla ancak doğru düşüncelere ulaşabiliriz.


Alıntı sahibi: maxpayna
birincisi vahyin nasıl anlaşılıp yaşanılacağına dair Peygamberin eylemleri, düşünceleri, sözleri kısaca kur'anı yaşadığı hayatı bize rol model sünnetidir.

ikincisi vahyi yaşaması dışında bir insan olarak Onun güzel örnekliği her daim istifade edilmesi gereken gücümüz nispetinde uygulamamız gereken güzel hasletler de sünnet kapsamında görülebilir ama dini hükmü olan bir sünnet değil, ondan sadır olmuş güzellikler diyebiliriz
.

Sünnet dediğimiz şey, kur'anın yanına kur'andan ayrı yeni bir kurallar manzumesi değildir.
Dinin aslı kur'andır (teori), dinin aslının uygulanması örnekliği de sünnettir (pratik).
Peygamber, kur'anı yaşayarak nasıl olması gerektiğini en iyi şekilde göstermiştir. bunu öncelemeliyiz. Kur'an şunu yap der, detayını nasılını gerektiği kadar verir. teferruatını Rasul uygulamada aktarır, kuşaklar boyu gider o
.

şu ayrıma dikkat:
Peygamber içinde bulunduğu toplumun lideri (misal başbakanı) olarak toplum yönetimi ve konjonktür gereği bazı şeyleri (kanun hükmünde kararname gibi) yasaklar ya da emreder. bu dini bir hüküm değildir, toplumsal bir uygulamadır. ve bu uygulama sadece o zamanda, o mekanda, o insanlara hitap eder. yani Peygamberin emir ve nehiyleri vahiy gibi evrensel değil, devlet başkanlarının uygulamaları gibi dönemseldir.

farz = zorunlu olan (mecbur yapılacak)
nafile= gönüllü olan (isteğe bağlı yapılacak)

farz namazları adı üstünde herkes kılacak.
ama sünnet namazları denilen şey nafile ibadetlerdir.
zamanın vardır müsaitsindir, içinden ne kadar geliyorsa kıl. ister 4 ister 14
ucu açık. Peygamber ortalama yaparak örneklik göstermiştir.

bir de şu var;
Peygamber dönemi ve o coğrafya çok farklı günümüzle.

Tüm bu yazılanlara rağmen böyle bir karmaşa zihninizi meşgul ediyorsa, bunu şu şekilde çözümleyebiliriz. Muhammed peygamberin dini, ibadi hususlarda yaptıklarını uygulamakta kendimizi sorumlu hissetmeli, titizlik göstermeliyiz. Fakat dünyevi uygulamalar, kişisel zevk veya seçimler hususunda ise muhayyer bırakıldığımızı bilip inisiyatif kullanabiliriz.

Diş fırçalama, hasır yatakta uyuma örneklerinize binaen:

Diş fırçalama noktasında misvak yerine fırça, elle yemek yerine kaşık ile yemek yeme, kabak yemeği sevmeyenlerin bu yemeği tüketme zorunluluğunun olmaması. Evin zemininin toprak değil beton olması durumunda ve betonun da negatif çekim gücü olması nedeniyle hasta kılması, böbrekleri üşütme, fıtığı olan birinin tutukluk yaşaması ve ağrı durumunu göz önüne alıp yer yatağında uyumaması gibi; hele haşere olan bir evde yerde uyumak bazıları için kabustur, bütün gece uyanık kalma nedenidir. 'Hasır yatakta yatmak sünnettir; yerde uyu, sevap kazan..' demenin, fobisi olan bu kişilerde etkisi ve karşılığı olmayacaktır.

''Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; Sevdiriniz(müjdeleyiniz), nefret ettirmeyiniz.'' Allah'ın rasulü Muhammed.


Dipnot: 2 kişi arasında olan bir diyalog.. maxpayna'nın yoğunluğu sebebiyle yardımcı olmak, sizinde kafa karışıklığınızı giderme noktasında katkı sağlamak için umuma açık, forum formatında bir site olması hasebiyle de konuya müsaadesiz dalma hakkını kendimde buldum. Affola!
« Son Düzenleme: 16 Ağustos 2017, 12:37:51 ÖÖ 00 Gönderen: İSRA » Logged

because the most beautiful picture of life inside of me ..
Biz
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 181

Birlikte balık tutacaksak eğer oltada yem olurum..


« Yanıtla #16 : 18 Temmuz 2017, 11:17:35 ÖÖ 11 »


             Estağfurullah İsra bey..Ben zaten katılımın az olmasından şikayet eden birisiyim..O zaman senin düşüncelerini almak istiyorum..Dosdoğru bir namazda kendi kanımca olması gerekenler;içtenlik,samimiyet,övgü ve yüceltme,saygı,teslimiyet,şükür, dua..İçerik olarak namazda söylenen ve yapılan eylemlerin duygularla ifade edilmesi, bunların bir bütün olarak ortaya dökülmesi doğru bir namazdır diye düşünüyorum...Ve ayrıca içtenlikle ve samimiyetle bir insan namaz kılmak istiyorsa, zaman,mekan ve şartlarında buna müsait olduğunu düşünüyorsa, rekat sayısına, namaz vakitlerine aldırmadan, kendince duygusal anlamda yeterli olduğunu düşündüğü bir zamana kadar namaz kılsa..Yani namaz konusunu belli kalıplara sokarak, belirlenmiş zamanlarda bir program dahilinde kılmak, duygusallıktan uzaklaştırıp yüzeyselleştiren bir eyleme dönüştürüyor...Ben kendimi anlatıyorum..
Logged
Biz
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 181

Birlikte balık tutacaksak eğer oltada yem olurum..


« Yanıtla #17 : 18 Temmuz 2017, 04:07:14 ÖS 16 »

            Aslında foruma üye olarak paylaşımlarda bulunarak ne yaptığımıda, tam olarak anlamış değilim...Başlangıçtaki niyetim ile şu anda içinde bulunduğum durum birbirinden farklı..Bu yüzden artık forumda paylaşım yapmak istemiyorum..Ama değerli katılımcıların paylaşımlarını okumaya devam edeceğim..Max...İnsanlara olan sevgin ve muhabbetin hiç eksilmesin...İşlerinde kolaylıklar diliyorum....Son mesajım bu şiir olsun;

Gölgesinde otur amma
yaprak senden incinmesin
temizlende gir mezara
toprak senden incinmesin

yollar uzun, yollar ince
yol kısalır aşk gelince
yat kurban ol ismailce
bıçak senden incinmesin

Burdayım de ararlarsa
doğru söyle sorarlarsa
Tabutuna sararlarsa
bayrak senden incinmesin

İl göçsün göçtüğün vakit
yol yansın geçtiğin vakit
suyundan içtiğin vakit
kaynak senden incinmesin

toz konmasın sakın sana
Hakkı geçer halkın sana
gücenmesin yakın sana
Uzak senden incinmesin

Abdurrahim Karakoç(incitme)...
« Son Düzenleme: 18 Temmuz 2017, 04:15:56 ÖS 16 Gönderen: Biz » Logged
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 176


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #18 : 18 Temmuz 2017, 04:25:08 ÖS 16 »

Dosdoğru bir namazda kendi kanımca olması gerekenler; içtenlik, samimiyet, övgü ve yüceltme, saygı, teslimiyet, şükür, dua.. İçerik olarak namazda söylenen ve yapılan eylemlerin duygularla ifade edilmesi, bunların bir bütün olarak ortaya dökülmesi doğru bir namazdır diye düşünüyorum... Ve ayrıca içtenlikle ve samimiyetle bir insan namaz kılmak istiyorsa, zaman, mekan ve şartlarında buna müsait olduğunu düşünüyorsa, rekat sayısına, namaz vakitlerine aldırmadan, kendince duygusal anlamda yeterli olduğunu düşündüğü bir zamana kadar namaz kılsa.. Yani namaz konusunu belli kalıplara sokarak, belirlenmiş zamanlarda bir program dahilinde kılmak, duygusallıktan uzaklaştırıp yüzeyselleştiren bir eyleme dönüştürüyor...

Namaz.. Muhammed peygamberin, dünyada yapılabileceklerden/dünya nimetleri arasında en sevdiklerinden. Sevdiklerinden ve sevilenlerden sıyrılıp En Sevgiliye yöneldiği, kendini soyutladığı demler.. Sıklıkla yaptığı, yapmaya ihtiyaç duyduğu ve yaptığında başkalaştığı, kendini/özünü bulduğu ve buluştuğu, kamil insan olma yolculuğu yaptığı, geliştiği, öteli olduğu, yükseliş ve yüceliş yaşadığı adeta zaman makinesine binmiş gibi başka boyutlara yelken açtığı, dinlendiği, huzur bulduğu, nefes aldığı demlerdi.. Bireysel bağlamdaki en büyük, en belirgin, yaygın Sünneti..

Hep böyle mi oluyordu peki? Elbetteki hayır.
Etrafında olup bitenlerin dikkatini dağıttığı, her defasında aynı huşuyu hissedemediği namazları da oluyordu; tıpkı bizlerin namazlarında olduğu gibi, çünkü bir insandı, melek değil.. Böyle olunca yani huşuyu duyamadığında, yüzeyselleştiğinde terk mi etti? Cevap, yine hayır.

Allah'tan uzaklaşma, kendine uzaklığı doğurur ve hep kötülüğü fısıldayan ve tabiatında(fıtrat, tıynet, mizaç) tembellik olan, rahata düşkün nefis bu boşluktan girip boş kalan meydanda güçlenerek kendi hakimiyetini ilan etmeye çalışır. Zira insan fıtratı boşluk kabul etmez; inanmaya, güvenmeye ve bir güce teslim olmaya ihtiyacı var. İçimizde iyilik ve kötülüğün savaşı var çünkü. Savunmasız, silahsız, gıdasız bırakma durumunda, yani nefsi iyiliğe tabi kılma uğraşısı eğitim ve terbiyesi bırakıldığı zaman bu insanda güzel olan iyilik ve doğruluğa karşı isteksizlik halini artırır; iyilik üzere olan özümüzden daha fazla uzaklaştırır, unutturur ve hayvani güdülere, kötülüğe daha yakın kılar. Bu da zamanla günahları arttırma ve meşru görmeye, kılıf giydirmeye kadar gider.

Ritüeller(nüsuklar) içi boşaltılmadan, hakkı verilerek anlamlıca yapılmalı elbetteki ama bunun olmaması durumunda uzaklaşmak çözüm değil, çünkü insanı koruyucu bir mekanizma olduğunu düşünüyorum {Ankebut 45}. Namazı terk edip, sonrasında büyük günahlara düşüp kaybolan yiten insanlar tanıdım.. Bazıları şaşırtıcı gelmişti, çünkü bu sonuca Mushaf'tan çıkarımları ile düçar olmuşlardı.. Namaz yok, geçmiyor; alkolün haramlığına dair açık ayet, kanıt yok; nikaha gerek yok; örtünme yok vb.

Bu örnekten Mushaf'ın okunmaması gerektiğine dair çıkarım yapılmasın asla, ya da alim değilsen Arapça bilgin yoksa meal okuma, okursan saparsın sonucu da çıkarılmasın. Hidayetin, insanın niyeti, yaklaşımı ve amelleri ile ilgili ve ilintili olduğuna inanıyorum. Kişide niyet bozuksa, samimiyet, doğruyu bulma, anlama ve yaşama derdi yoksa, Peygamber karşısına dikilse ve anlatsa dahi anlamak istediği gibi anlar ve yanlış yola sapar. Ki öyle vak'alar olmuştur; Rasullerin kendi çağında, çevresinde.

Farz olan namazların vakitli olduğu yönünde ve vakitlerin belirtildiği ayetler var {Nisa 103; Bakara 238; Hud 114; İsra 78; Nur 58; İnsan 26}. Nafile olan namazları uygun olduğunuz vakitlerde ve istediğiniz kadar kılabilirsiniz elbetteki. Ama 2'li ve 4'er rekat yerine beşli, yedili, onlu ya da günde 2 kez, 2 günde bir kez kılmak istiyorum ve kılıyorum derseniz bu Rabbinizle sizin aranızda olan ve hükmünü de Rabbin vereceği bir durum. Şahsım adına 'böyle yapabilirsiniz' gibi bir şey demem, bunu savunan ve yapanlar var olsa da... Uygulamaya çalıştığım doğru uygulama şeklinin Muhammed peygamberin uygulaması olduğunu düşünüyorum {Ali İmran 132, Maide 92, Enfal 20}.

Peygamberlerin örnekliğine ihtiyacımız var. Öğretmeni kitaptan ayırmak, eti tırnaktan koparmak olsa gerek.. Bir bebeğin, reşit olana kadar ebeveynlere ihtiyaç duyması gibi bir şey.. İnsanlar doğar doğmaz örnek/model rollere ihtiyaç duyar; yürüyemiyor, konuşamıyor, taklit ederek gözlemleyip deneyimleyerek öğreniyor. Yetkinliğe ulaşınca sonlandırabilir, ki bu vahye doğrudan muhatap olmak, duyumsamak, okumak ve anlamak noktasına ulaşmaktır..

Beden dili ile anlaşabiliyor olsakta konuşabilmek ve meramımızı anlatabilmek için kelimelere yani lisanlara ihtiyaç duyuyoruz. Formülasyonlar, kalıplar bu sebeple uygulamalarımız için gerekli kanımca..

Dipnot: İsra bey.. diyerek siz de beni bir kalıba dökmüşsünüz Smiley
Sonuna takı eklemenize gerek yok, İsra yazmanız kâfi. Nick aynı zamanda ismim ve bey değilim.
« Son Düzenleme: 16 Ağustos 2017, 12:39:16 ÖÖ 00 Gönderen: İSRA » Logged

because the most beautiful picture of life inside of me ..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 176


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #19 : 18 Temmuz 2017, 09:48:00 ÖS 21 »

Alıntı sahibi: Biz
Başlangıçtaki niyetim ile şu anda içinde bulunduğum durum birbirinden farklı.. Bu yüzden artık forumda paylaşım yapmak istemiyorum..

Başlangıçtaki niyetiniz neydi? bilmiyorum... Son mesajınız olduğunu belirtmenizden ötürü bu şahsi sayılabilecek soruyu yanıtlamayabilirsiniz ama yanıtlamanız memnun eder açıkçası, zira merak ettim.

Mesajımın akabinde bu kararınızı duyurunca 'yorum yapmamdan ötürü' benimle ilintili bir kırgınlık, rahatsızlık söz konusu mu? düşüncesi aklıma geldi... Mesajlarımda buna sebebiyet verecek bir şeyler olduğunu zannetmiyorum ama varsa eğer belirtirseniz düzeltmeye çalışırım.
« Son Düzenleme: 16 Ağustos 2017, 12:40:05 ÖÖ 00 Gönderen: İSRA » Logged

because the most beautiful picture of life inside of me ..
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5163



WWW
« Yanıtla #20 : 19 Temmuz 2017, 01:21:21 ÖÖ 01 »


           Güzel açıklıyorsun..Ama şunu anladım ki bu konuda sende de kafa karışıklığı var..Nasıl olmasın ki...Sünnet diye isimlendirilen namazları, gerekli görülen hallerde terk edebiliyoruz..Peki, toplumda algı çok önemli..Bu noktada sünnetle ilgili algı bu şekilde oluştuğunda, peygamberimizin diğer sünnetlerini de(kendine göre haklı sebeplerle) terkedilebilir algısı oluşmaz mı?.Bu konunun farklı bir boyutu...

sünnet ile nafile namazı (belki ) şöyle ayırabiliriz:
nafile namaz hiçbir zaman ve mekan sınırı özelliği olmayan herhangi bir extra namazdır.
sünnet namaz ise her farz namazından önce veya sonra kılınan ve peygamberin bunu sürekli devam ettirdiği ve peygamber sürekli devam ettirdiği için onun uygulaması (sünneti) olarak algılanıp isimlendirilmiş olabilir.
yani sünnet adını verdikleri namaz nafileler gibi serbest olmayıp bir iki tık üstü olup süreklilik arz eden zamanı olan namazlardır.
ama bana göre yinede yinede yinede bu namazlar da sünnet adını alsa bile nafile kapsamına girer.




Ben düşüncemi yine tekrarlamak istiyorum..Namaz farzdır...Namazı başka sebeplerle başka başka isimlendirmek akıl ve mantık dışı geliyor..Mesela Kuranda akşam namazı,sabah namazı yada teravih namazı gibi namazı zaman ve niyet ile bir kategoriye sokmak yok..Böyle yaptığımızda başlı başına bir ibadet olan namaza, kılınan zaman ve niyete göre değer biçmek olurki, buda yanlış geliyor bana..Kılınan her namazın değeri ve önemi aynıdır diye düşünüyorum..Bir namazın değer ölçüsü ancak ve ancak, kendimizi namaza ne kadar verdiğimiz ve Allaha ne kadar yakınlaştığımızla ilgili olsa gerek..Bu durum herhangi bir günün, herhangi bir zamanında olabilir..Namazı dosdoğru kılmaktan bahseder Kuran..Dosdoğru kılmak ne demektir?..Diyelim ki ben herhangi bir zamanda, herhangi bir mekanda, herhangi bir vakitte dosdoğru bir namaz kılmış olabilirim..Belkide kılmamışta olabilirim..Bunu değerlendirecek olan Allahtır..Allah namazı başka bir ölçüyle kategorize eder mi?..Durum böyleyse bizlerin namazı değişik sebeplerle değişik isimlerle kategorize etmemiz ve bir değer ölçüsü koymamız yanlış olmaz mı?..


haklılık payın var ama zamanla değişiyor özelleşiyor isimlendiriliyor vs vs...
şöyle ki,
mesela daha vahiy inmeden önce namaz bilinen bir ibadet. belki peygamber önceden de kılıyordu.
ama vahiy inmeye başlayınca, Allah bazı ayetlerde zaman belirtmeye başladı.
mesela der ki
gündüzün iki ucunda namazı kıl,
ya da yanlış hatırlamıyorsam akşamın erken saatlerinde (der)
başka bir ayette güneş tepeyi geçtikten sonra (der)
yani Allah, vahiy sürecinde yavaş yavaş zaman belirliyor.
en önemlisi ise:
sabah namazı daha önemlidir zira o şahidlidir (minvalinde ayet vardır)

şimdi, zaten nafile ya da serbest kafasına göre namaz kılan peygambere allah zaman tayin etmeye başlayınca
ister istemez namazlara bir isim ya da sıfat konuldu. bunlar da günlük 5 vakit namazı oluşturdu.

mesela bir insan günde 3 öğün yemek yer. kahvaltı , öğle yemeği, akşam yemeği.
aslında üçünde de yapılan eylem aynı = yemek yemek = karın doyurmak = beslenmek.
bunu istersen istediğin zaman yaparsın gün içinde. ama ne olmuş zamana bağlı olarak isimlendirilmiş.

toparlarsam;
farz olan namazlar karışmaması için, zamanları belirli olduğu için, Allah emrettiği için zorunlu ve gönüllü olarak hakkını vererek yapılması gerekir.  geleneksel fıkhı bırak benim fikrim odur ki, farz dışındaki namazlarda isim ve zaman yoktur.
günün 24 saatinde canın ne zaman isterse içinden ne zaman gelirse, ne kadar kılmak istersen 2-3-6-10-20 ....
kafana göre NAFİLE (isteğe bağlı/gönüllü) namaz kılarsın. buna isim vermek zorunda değilsin.
işte bu nafile olan namazlar senin tarifine uyabilir. isim yok şart yok zaman yok sınır yok, ne verirsen elinle o gider seninle...

EK OLARAK:
ben, dua kavramını kişinin sevdiği ve samimi olduğu dostu ile sohbet etmesi, dertleşmesi, içini açması (dökmesi) olarak tanımlıyorum , benzetiyorum. kitapçıklarda yazan isim verilen şu duası bu duası x duası gibi tasnifleri kesinlikle onaylamıyorum.
sen Allaha dua ederken konuşurken başkasının yazdığı kitaptakı dua ile mi konuşacaksın ?
tam tersi o senin rabbin sen onun kulusun, şah damarından daha yakın onunla samimi konuşmayacaksın da kiminle konuşacaksın ?!
(nafile) namazı da buna benzetebiliriz ve allah ile olan muhabbetin sohbetin isteğin oranında nafile namazlar ile ona yakınlaşmayı rızasını kazanmayı, derdini talebini açmayı arz etmeyi yapabilirsin...
(bu yüzden namazımı arapça değil türkçe kılıyorum ama bu konuyu burada şimdi açma iş uzar)  Wink Smiley Cheesy
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5163



WWW
« Yanıtla #21 : 19 Temmuz 2017, 01:26:13 ÖÖ 01 »


Dipnot: 2 kişi arasında olan bir diyalog.. maxpayna'nın yoğunluğu sebebiyle yardımcı olmak, sizinde kafa karışıklığınızı giderme noktasında katkı sağlamak için umuma açık, forum formatında bir site olması hasebiyle de konuya müsaadesiz dalma hakkını kendimde buldum. Affola!


forum herkese açık bir platforumdur, konularımız da  herkese açıktır.
dileyen herkes konuya dahil olabilir, bu sebepten af ne kelime başımız üstüne.
tam tersi memnun oluruz.

bakmayın, son dönem buralar kuş uçmaz kervan geçmez yerler oldu.
eskiden bir konuya 10 kişi dalardık, konuşan konuşana  Cheesy
değerli katkılarınızı bekliyoruz inşallah, saygılarımızla

Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5163



WWW
« Yanıtla #22 : 19 Temmuz 2017, 01:34:23 ÖÖ 01 »


           Güzel açıklıyorsun..Ama şunu anladım ki bu konuda sende de kafa karışıklığı var..Nasıl olmasın ki...Sünnet diye isimlendirilen namazları, gerekli görülen hallerde terk edebiliyoruz..Peki, toplumda algı çok önemli..Bu noktada sünnetle ilgili algı bu şekilde oluştuğunda, peygamberimizin diğer sünnetlerini de(kendine göre haklı sebeplerle) terkedilebilir algısı oluşmaz mı?.


dur dur, ben şu konuya da parmak bastıracaktım...
abi, haklı sebeplerle peygamberin sünneti terkedilebilir algısı oluşmaz mı demişsin.

tek kelime cevap = terkedilebilir!

konu çok derin ve hatta tehlikeli zira bırak peygamberin sünnetini kuranın bazı ayetlerinin (şerii olan ahkam ayetlerinin) o döneme ait olduğunu ve orada kaldığını günümüzde uygulanabilirliğinin olmadığını iddia edenler var.

bu güncel olan tarihselcilik evrenselcilik tartışması kapsamında ele alınmalı.
mesela mustafa öztürk, ilhami güler vb isimler tarihselcidir ve bazı ayetler o döneme hitap eder bu dönemde hükmü yoktur der.
caner taslaman abdülaziz bayındır vb gibi isimler de evrenselcidir kuran her dönemde uygulanır der.

bu arada 20 temmuzda habertürk tv de caner taslaman ebubekir sifil ile karşılacak büyük kapışma var kaçırmayın  Cheesy Wink

sünnet konusunda şuna dikkat edilmeli.
önce sünnet nedir onun sınırları ve kapsamı iyi bilinmeli.
ondan sonra sünnet terk edilebilir mi edilemez mi karar verilebilir.

mesela facebook da bi arkadaşla  cuma namazını ele aldık.
cuma namazı, cuma günü öğlen namazı vakti kılınır.
bu allahın emri mi ? hayır
ama peygamber istisnasız hep o gün o saatte yapıldığı için o vakte çivilenmiş değiştirilmesi akla getirilemez bile.
ama günümüzde mesai denilen bir kavram var ve gündüz iş yoğunluğu var.
akşam mesai bitimine alınamaz mı ?
almaya gerek yoksa niye alasın, keyfi olarak.
ama zaruri şartlar hasıl olursa değişmesi olanaksız mı ?


Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5163



WWW
« Yanıtla #23 : 19 Temmuz 2017, 01:40:12 ÖÖ 01 »


             Estağfurullah İsra bey..Ben zaten katılımın az olmasından şikayet eden birisiyim..O zaman senin düşüncelerini almak istiyorum..Dosdoğru bir namazda kendi kanımca olması gerekenler;içtenlik,samimiyet,övgü ve yüceltme,saygı,teslimiyet,şükür, dua..İçerik olarak namazda söylenen ve yapılan eylemlerin duygularla ifade edilmesi, bunların bir bütün olarak ortaya dökülmesi doğru bir namazdır diye düşünüyorum...Ve ayrıca içtenlikle ve samimiyetle bir insan namaz kılmak istiyorsa, zaman,mekan ve şartlarında buna müsait olduğunu düşünüyorsa, rekat sayısına, namaz vakitlerine aldırmadan, kendince duygusal anlamda yeterli olduğunu düşündüğü bir zamana kadar namaz kılsa..Yani namaz konusunu belli kalıplara sokarak, belirlenmiş zamanlarda bir program dahilinde kılmak, duygusallıktan uzaklaştırıp yüzeyselleştiren bir eyleme dönüştürüyor...Ben kendimi anlatıyorum..

bu talebine hak veriyorum ve doğru görüyorum biz abi.
ama farz namazları bunun dışındadır.

farz namazlarını zamanında miktarında zorunlu olarak kılacaksın.
farz dışında kalan tüm namazlar yani nafileller senin burada tarif ettiğin kapsama girer.

yalnızzzzz
farz namaz zorunlu dediysek zoraki, isteksizce kılınmamalı zira allah bunun münafıkça bir hareket olduğunu söyler :

"Münafıklar güya Allah'ı aldatıyorlar! Oysa Allah onların hilelerini başlarına geçiriyor.
Namaza kalktıklarında da onlar üşenerek ve insanlara gösteriş olsun diye kalkarlar;
Allah'ı ise pek seyrek hatırlarına getirirler. "(nisa 142)



Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5163



WWW
« Yanıtla #24 : 19 Temmuz 2017, 01:44:28 ÖÖ 01 »

           Aslında foruma üye olarak paylaşımlarda bulunarak ne yaptığımıda, tam olarak anlamış değilim...Başlangıçtaki niyetim ile şu anda içinde bulunduğum durum birbirinden farklı..Bu yüzden artık forumda paylaşım yapmak istemiyorum..Ama değerli katılımcıların paylaşımlarını okumaya devam edeceğim..Max...İnsanlara olan sevgin ve muhabbetin hiç eksilmesin...İşlerinde kolaylıklar diliyorum....Son mesajım bu şiir olsun;

Abdurrahim Karakoç(incitme)...

haydaaa........  Hayret
yine ne oldu biz abi ?
iyi dileklerin için teşekkür ediyorum ama  blush
öyle ben gidiyorum demek oluyor mu ?  Cry

buyur bu da benden sana :


https://www.youtube.com/watch?v=x_skGeCrQSo
Logged
chamdali
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 296


« Yanıtla #25 : 19 Temmuz 2017, 11:45:45 ÖÖ 11 »

Merhabalar,

Burayı, soruları, verilen cevapları önemsiyorum, elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Konuşmak zor, yazmak ondan da zor. Her zaman yazmak mümkün olmuyor ama bu sefer bir kaç satır karaladım.

Bir zaman önce “sünnet”i anlamak için bazı sorular sormuştuk. Sorulara cevap bulabilmek için kitaplara da yönelmiştik. O dönem sorularımıza en iyi cevap veren, zihnimizi epey açan ilk kitap Hayri Kırbaşoğlu hocanın “İslam Düşüncesinde Sünnet” isimli kitabıydı. Şahsen, “sünnet”in neliğini araştıran, sorgulayan herkesin okumasını isterim.

Sünnet nedir? Tek tek davranışlar mıdır, yoksa davranışların altında yatan ruh (hikmet, illet vs) mudur? İnsanlar kendi algılayışlarına göre genelde ikiye ayrılıyorlar. Bir kısmı, O (peygamber) ne yapmışsa ben aynısını yaparım derken; diğer bir kısmı ise, beni niçin yaptığı da ilgilendiriyor deyip davranışın altında yatan hikmeti anlamaya çalışıyor. Bünyamin Erul hocanın “Sahabenin Sünnet Anlayışı” isimli bir kitabı vardı. Orada sahabeyi sünneti anlama hususunda ikiye ayırıp bu durumdan bahsediyordu.

Sünnetin (aslında dinin/vahyin/peygamberin)  ne olduğunu tespit etme noktasında sahip olduğumuz bakış açısı (paradigma) çok önemli. Bugün sünnet dediğimiz bir şey yarın bakış açımız değiştiğinde sünnet olmaktan çıkabilir. Hatta dün farz dediğimiz şeyin bugün aslında farz olmadığını bile görebiliriz. Dün bizim için sünnet olan misvak iken, bugün misvak ve diş fırçası araçtır aslolan diş/ağız temizliğidir deyip sünneti araçtan illete/hikmete dönüştürebiliriz. Kıldığımız vakit namazlarının rekat sayıları (2,4,4,3,4) dün farz iken; bugün, “bu sayılar Kur’an’da geçmiyor o sayılara farz diyemeyiz”  diyebiliriz.

Bakış açılarımız zamanla değişebilir, dini anlayışımız, onu kavrayışımız da değişebilir. Aslolan samimiyetimizin değişmemesi. Doğruluk bilincimizin üst seviyede olmasıdır kanaatimce.

Namazı, borç-alacak ilişkisine dayandıranlar da var, içten gelen şükran duygusu ile ilişkilendirenler de. Rekat sayılarını peygamber belirlemiştir, bu sayılar zorunludur diyen de; Kur’an’da sayılar belirlenmemiş en azı 1 veya 2 rekattır diyen de. Dostunuzu ziyarete gittiğinizde onunla ne kadar vakit geçirdiğiniz kimi, ne ilgilendirir. Kim, size nasıl bir sınır belirleyebilir? Ziyarete tek değil de bir grupla gittiyseniz süreyi birlikte belirleyebilirsiniz. Namazı tek değil de başkalarıyla kılıyorsanız rekatların, vaktin belli olması işi kolaylaştırabilir.

Peygamber, vahyin rehberliği ile yeni bir toplum inşa etti. Din adına yaşananlar ayıklandı, sistematize  edildi. Kurallar ve yasaklar kondu. Onun vefatıyla kısa zamanda dezenformasyona uğradı. Din doğal olarak kültüre dönüştü. Biz bugün yine ayıklamaya çalışıyoruz. Anlamaya çalışıyoruz. Samimiyetle cehde devam.

Not: Yazıda sadece dezenformasyon sözcüğünün yazımını düzelttim.
« Son Düzenleme: 20 Temmuz 2017, 02:05:28 ÖS 14 Gönderen: chamdali » Logged
Biz
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 181

Birlikte balık tutacaksak eğer oltada yem olurum..


« Yanıtla #26 : 19 Temmuz 2017, 06:02:12 ÖS 18 »

               sevgili ile başlamayım, sayın da demeyim,bey de demeyim ama sadece İsra diyemiyorum..Mesajlarınız kendi yazdığım mesajlar üzerinde daha fazla düşünmeme neden oluyor...O da şundan..Yazdığım birşeyi ne niyetle yazdığımı, değişik niyetler ekliyerek anlamaya çalışıyorsunuz..Bu çok güzel birşey..Ama bu sefer ben, yoksa benim niyetim böylemiydi, şöylemiydi diye kara kara düşünmeye başlıyorum..Bu sizin kabahatiniz değil, benim hassasiyetim..
              Max kardeş, senden bunları duymak istiyordum..Bekliyordum..Sana hani bir zamanlar demiştim ya, birgün seninle oturup kafaları çekelim diye..Boşuna dememişim..
              Mesajının birinde birazcık değinmişsin, tehlikeli sular bunlar..Girmek istemiyorum ama kendimide tutamıyorum..Sanki bir zorunluluk hissediyorum...Tehlikenin bende farkındayım...burada yazmak istemememin bir nedeni budur..Yazdıkça kendimi daha derinlere karanlık ve tehlikeli sulara doğru gittiğimi biliyorum..Ve strese giriyorum bu yüzden..Bazen korku..Ama düşüncelerimi kendime sakladığımda herhangi bir tehlike ve stres yaşamıyorum..Aslında inanç işi insanın özelinde olan, yada olması gereken bir konu gibi geliyor..Bunu çoktan farkettim aslında...Hele bu zamanda..
             Ya arkadaş bir insanın yaşını, cinsiyetini falan bilmediğimizde ve daha birçok bilinmezlik içinde sadece nicki ile hitap etmek çok ama çok zor..Chamdalı arkadaşımızın yazdıkları zaten dinimizin içinde bulunduğu dejenerasyonu açıkça ortaya koyuyor..Yani aslında dinde bozulma değil, algılarda bozukluktan kaynaklanan bozulmalar tabi bunlar..Öyleki Mevlana hazretlerinin aşk deryası dediği şey bataklık gibi görünüyor..Şimdi durum böyle iken bir insanın din konusunda birşey söylemesi, doğru bile olsa, bulanıklığı artırmaktan başka bir işe yaramıyor..Yazmak istemememin diğer bir nedeni de budur..Valla öyle mesajlar attınız ki hedefler tam 12 den..
« Son Düzenleme: 19 Temmuz 2017, 07:00:09 ÖS 19 Gönderen: Biz » Logged
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 176


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #27 : 19 Temmuz 2017, 08:02:49 ÖS 20 »

Alıntı sahibi: Biz
Peygamberimizin sünnetlerini şekilden ziyade niyette aramamız gerekmez mi? Sünnet konusunda, tekrar düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum. Peygamberimizi de iyi okumak, neyi neden yaptığı üzerine iyice düşünmek ve niyetinin ne olduğunu anlamak lazım. Farz olan namazlardan önce veya sonra namaz kılması, namaz konusuna gösterdiği ehemmiyet ve önemin bir işaretidir. Her bir hareketinin, davranışının, uygulamasının arkasında yatan düşüncesi ve niyetini iyi okumak ve anlamak gerekir. Peygamberimiz böyle yapıyordu bu yüzden bizde böyle yapalım düşüncesi, Peygamberimizin taşıdığı niyeti taşımıyorsa, taklitten ibarettir. Ve zamanla anlamsızlaşabilir.. Peygamberimizin yaptıkları ve yapma imkanı ve şartları oluştuğu halde yapmadıklarının altında yatan düşünce ve niyeti iyi anlayabilirsek, çağımızın birçok problemini halletmiş oluruz. *Ve din konusunda bugünlerde yaşanan ayrılıkların birçoğunun ortadan kalkacağına inanıyorum.

*Dini konuda yaşanan ayrılıklar 'uygulamada yahut görüş ve düşünce noktasında olsun' Müslümanlar tarihi, hatta insanlık tarihi boyunca hep olagelmiştir ve olmaya da devam edecektir kıyamete değin. Muhammed peygamber sağ iken de vardı, vefatından sonra da vardı, bugün de var ve yarın da olacak.

Kadın ve erkek beyninin frontal, paryetal, oksipital ve temporal lob işleyişleri bile farklıyken, içinde bulunulan şartlar, yaşam koşulları, sağlık durumu, aile-etnik ve coğrafik kültür, eğitim düzeyi, karakteristik yapı, hatta tüketilen gıdalar bile insan düşüncesi ve algısında etkileyici unsur iken, + sınav salonu sorumlusu böyle murad etmişken 'imtihana tabi tutulmamıza matufen' bu imkansız {Maide 48; Hud 118; Nahl 93; Şura 8}..

Peygamberler, ilmi, bizzat kaynağından yani Allah'tan alarak vahiyden(fıtrat, mantık ve vicdanların duyumu) beslendikleri için aralarında mutabıklık var ve muhalefet yok.. Aynı çağda aynı mekanda yaşamış olanlarında da bunu müşahede ediyoruz, arada çağ farkı olanlarda da. Hatta bırakın ayrışmayı birbirlerini örnek alan/modelleyen, destekleyen, izinde gidip takip eden, seven ve takdir eden profildeler. Bu durum global değil, dünya nüfusuna vurulursa; geçmişte, şu an da var olan ve gelecekte var olacak nesiller arasında azınlık sayılabilecek, çok küçük(özünde çok büyük) bir topluluğa tekabül eder..

Bu ayrışmalar(ihtilaf) anlaşmazlıklar, Allah'ın huzuruna varıldığında, O'nun hükmünü belirtmesiyle son bulacaktır ancak {Bakara 113; Maide 48; Enam 108; Nahl 92; Şura 10}. Bunun son bulacağını düşünmek sükûtu hayale uğratır.
« Son Düzenleme: 16 Ağustos 2017, 12:40:46 ÖÖ 00 Gönderen: İSRA » Logged

because the most beautiful picture of life inside of me ..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 176


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #28 : 19 Temmuz 2017, 08:05:52 ÖS 20 »

Alıntı sahibi: Biz
Ben düşüncemi yine tekrarlamak istiyorum.. Namaz farzdır...
(1) Namazı başka sebeplerle başka başka isimlendirmek akıl ve mantık dışı geliyor..

(2) Mesela Kuranda akşam namazı, sabah namazı gibi namazı zaman ve niyet ile bir kategoriye sokmak yok..

(3) Böyle yaptığımızda başlı başına bir ibadet olan namaza, kılınan zaman ve niyete göre değer biçmek olur ki, bu da yanlış geliyor bana.. Kılınan her namazın değeri ve önemi aynıdır diye düşünüyorum.. Bir namazın değer ölçüsü ancak ve ancak, kendimizi namaza ne kadar verdiğimiz ve Allah'a ne kadar yakınlaştığımızla ilgili olsa gerek.. Bu durum herhangi bir günün, herhangi bir zamanında olabilir.. Namazı dosdoğru kılmaktan bahseder Kuran.. Dosdoğru kılmak ne demektir?.. Diyelim ki ben herhangi bir zamanda, herhangi bir mekanda, herhangi bir vakitte dosdoğru bir namaz kılmış olabilirim.. Belkide kılmamış da olabilirim.. Bunu değerlendirecek olan Allahtır.. Allah namazı başka bir ölçüyle kategorize eder mi?.. Durum böyleyse bizlerin namazı değişik sebeplerle değişik isimlerle kategorize etmemiz ve bir değer ölçüsü koymamız yanlış olmaz mı?..

1. Namazı isimlendirmek akıl ve mantık dışı değil çünkü isimlendirme ihtiyacımız var. Nesnelere, hayvanlara, bitkilere, zamana, evrendeki tüm unsurlara ve kendimize dahi isimler takıyoruz/takılıyor. Ve bunu, insan formu sürecinin başlangıcındaki Adem'e kelimeler vererek, isimler öğreterek ilk olarak Allah yapıyor {Bakara 31}. Örneğin zaman kavramı ve sınırlaması Allah için söz konusu değil, Ondaki karşılığı bizdekiyle aynı değil. Buna rağmen anlatmak için ve anlaşılır olsun diye tasnifler yapıp kainatı 6 gün(6 evrede) yarattığını belirtiyor {Araf 54; Yunus 3; Hud 7; Furkan 59; Secde 4; Fussilet 9-12; Kaf 38; Hadid 4}. Ve evliliklerde denkliğin önemine vurgu yaparak kullarını kategorize ediyor: Bakara 221; Nur 3, 26; Ahzab 35'te de başka anlamda kategorize ediş var.

Vakitlerde kılmak zaman kavramının önemini, hayatımızı şekillendirmeyi, Allah'ı hatırda tutmayı sağlıyor. Tam gaflete düşüp dünyalık şeylere dalacakken çağrıyla irkilip kendine gelme, halini gözden geçirecek zamanı kazanıp, muhasebe yapıp toparlanmaya vesile oluyor. Niyetlerde vakti belirtmenin, alzheimer gibi bunama hastalıklarının önünü alma ve planlı, ölçülü yaşama prensibi kazandırması açısından bize dönük yararları var. Namaz kılanları gözlemlersek mesela şu ifadelere sıklıkla rastlarız; ikindiden sonra falan yere uğrayacağım, akşam namazına kadar dönmem lazım, yatsıdan sonra şu işi bitireyim gibi.. Düzenleme yaptırarak ayar çektirir, böyle bir işlevi de vardır.


2. Mushaf'ta isimlendirme ve zaman dilimlerine ayırarak vakitlendirme yani konumlandırma da var: Bakara 238'de isimlendirme; Salâtil vustâ: Orta namaz. Hud 114'de vakitlendirme; Tarafeyin nehâri ve zulefen minelleyl: Gündüz ve gecenin ilk saatleri, geceden önceki gündüzün son saatleri. İsra 78'de vakit tayini; لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ: Güneşin zevalinden, gecenin karanlığına kadar. İsra 79'da isimlendirme; Teheccüd: Gece uyuyup uyandıktan sonra kılınan namaz. Nur 58'de isimlendirme; Salâtil fecr: Sabah namazı, Salâtil i’şâ: Akşam namazı. Cuma 9-10'da konumlandırma; Yevmil cumu’a قُضِيَتِ الصَّلَاةُ: Cuma günü ve cemaat/topluluk halinde kılınan namaza vurgu.

İçeriğini doldurabilmek neyi niçin ne amaçla kıldığını belirleyebilmek için, isme binaen o mod a girebilme adına belkide... yapılan isimlendirmeler sakıncalı, dinden uzaklaştırıcı değil, bu sebeple de belirtmede bir beis yok(düşünceme göre). Farz dışındaki namazların hepsi nafiledir fakat niyette 'Tövbe Namazı' dersin; yaptığın günahlar hatırına gelir, o mahviyet ve acziyet ile yoğunlaşır kılarsın. 'Şükür Namazı' dersin; şükredeceğin şeyleri hatırlar, hayatındaki nimetlerin sağlamasını yapar mutlu olursun. 'Husuf-Küsuf Namazı' dersin; evrenle bütünleşir, astronomi, kozmolojiye dair tevhidi ve üstün gücü iliklerinde hissedersin. 'Bayram Namazı' dersin; cemaat ruhunu hisseder, toplumsal birlik ve dayanışmanın güzelliğine erişirsin. 'Teravih Namazı' dersin; Ramazan ayı içerisinde bulunduğunu, yılda bir kez olduğundan seneye belkide erişip yaşayamayacağını düşünüp son namazınmış gibi kılarsın. (Ömer'in -radıyallahu anh- sünneti olup, Muhammed peygamberin sünneti olmadığı yönünde görüşler var..) 'Sünneti Müekkede' dersin; Peygamberin bunu hiç terk etmediği hatırına gelir, salat selam etmiş olursun.

Namazı anlamlandırmak mı mesele? İşte anlamlandırma, ruhunu hissetme, içerisini doldurma ve güzelliğine erişme.. Abdest, Duha, İşrak, Evvabin, İstihare gibi namazları kılanlar zaten ender; onlar da isimlendirerek kılıyorsa bırakın kılsınlar, nafile namazları kılıp Peygamberin bu uygulamasını yaşatan 3-5 insan da olsun, bunun ne sakıncası olabilir?...


3. Değer biçmek olmuyor; mesela akşam namazına niyetlenildiğinde hiç kimse ''akşam sabahtan, akşam namazı da sabah namazından değerlidir'' demiyor ve bunu düşünmüyor. Peki sabah ya da akşam namazı vs. diye belirtmek, bunu demek şart mı? değil. Allah, hangi vakti kıldığımızı biliyor. Allah, aynı zamanda kim için kıldığımızı da biliyor, buna rağmen niye niyetimizi yine içimizden belirterek 'Allah rızası için olduğunu' zihnimize/düşüncemize getirerek yapıyoruz?... Çünkü amellerde aslolanın(rıza-i ilahi) bilincimize yerleştirilmesi açısından bu tekrarların bizlere yararları var; bilinç ve bilince kazınması adına bir şeyleri belirtme ve isimlendirme ihtiyacımız da..

Şeklin gerekli olmadığı mantığıyla değerlendirecek olursak şekilsel olan kıble tayini ve yönelişe de gerek yok(olmamalı...); kıyama, rükuya, secdeye de, selam vermeye de.. Peki nasıl kılalım, ya da kılacağız? Herkes dilediği gibi ve kendi mi belirlesin? Yuvarlanarak, dönerek, zıplayarak...? Hatta hiç kılmasak mı? Emin olabilirsiniz ucu buna çıkar, nihai olarak.

Kamil insanlarla ikmal olmuş, tamamlanmış yani son halini almış dini yeniden deneyimleyerek güncellemeye çalışmak keşfedilmiş bir ülkeyi, bir kıt'ayı yeniden keşfetmeye benzer. Anlamsız bir uğraş olur, zira deneyimlemek isteyenler şunu bilmeli ki sonuç aynı olacaktır. Kuzey kutbunda, kutup ayıları; Güney kutbunda, penguenler, foklar ve buz kütleleri vardır.

Araştıralım, düşünelim, sorgulayalım, bilinçlenelim ve eylemlerimizin içini doldurarak yapmaya çalışalım ama şekilsel olarak bir değişimin/reformun insanlığa ve kulluğumuza pek bir katkı, yarar sağlayacağını düşünmüyorum açıkçası.
Alıntı sahibi: chamdali
Bakış açılarımız zamanla değişebilir, dini anlayışımız, onu kavrayışımız da değişebilir. Aslolan samimiyetimizin değişmemesi. Doğruluk bilincimizin üst seviyede olmasıdır kanaatimce.
...
« Son Düzenleme: 16 Ağustos 2017, 12:41:45 ÖÖ 00 Gönderen: İSRA » Logged

because the most beautiful picture of life inside of me ..
İSRA
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 176


Zalim zulüm eder, Kader adalet eder..


« Yanıtla #29 : 19 Temmuz 2017, 09:07:44 ÖS 21 »

Mesajlarınız kendi yazdığım mesajlar üzerinde daha fazla düşünmeme neden oluyor.

O da şundan.. Yazdığım bir şeyi ne niyetle yazdığımı, değişik niyetler ekleyerek anlamaya çalışıyorsunuz..

Bu çok güzel bir şey.. Ama bu sefer ben, yoksa benim niyetim böyle miydi, şöyle miydi diye kara kara düşünmeye başlıyorum.. Bu sizin kabahatiniz değil, benim hassasiyetim..

Düşünebilmek, düşündürebilmek güzel.. Düşünce, zihinde kaos yaratır; stres, sıkıntı, rahatsızlık da verir. Lakin sular bulanıklıktan sonra berraklaşır; düşünmekten, konuşmaktan, yazmaktan çekinmeyelim! derim..

Forumda yazışma içerisinde olduklarımı tanımıyorum.. Haliyle niyetlerini de bilmiyorum.. Yazdıklarım, kişilerin niyetlerinden karakterlerinden ziyade yazılanlara yöneliktir. Mesajlardaki cümleler, ifadeler üzerinden anlamlandırıp yorumluyorum; bundan ötürü kişi düşüncelerini doğru tanımlıyor yani çelişkisiz ifade ediyorsa(örn: chamdali) yorumlayışım da isabetli ve doğru eksende oluyor, değilse olmuyor..

Ve kabahât değil bu, doğru. 'Hassasiyetinize binaen' yazdığınız mesajlara yorum yapmayarak bunu çözümleyebilirdik. Başka nedenleriniz olmasa ve tek sorun bu olmuş olsaydı şayet. Yazmama kararınızın sorumlusu olmayışıma sevindim..

Yanıtınız için teşekkürler.. Esenlikle kalın..
« Son Düzenleme: 23 Ekim 2017, 07:51:15 ÖS 19 Gönderen: İSRA » Logged

because the most beautiful picture of life inside of me ..
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 7   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.744 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu