FETÖ'nün Suçu Neydi?

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Fıkıh ve Akaid (Moderatör: Yonetim) > FETÖ'nün Suçu Neydi?
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Fıkıh ve Akaid (Moderatör: Yonetim) > FETÖ'nün Suçu Neydi?
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: FETÖ'nün Suçu Neydi?  (Okunma Sayısı 1941 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Hasan CAN
Yeni Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4


« : 07 Şubat 2017, 06:28:09 ÖS 18 »

Bu forumda Suriye bölümüne yazdığım "Bu Ne biçim Mezhep Kavgası" serlevhalı yazıda bazı mühim meselelere değinemedim. İşin siyasi boyutunda kaldı o yazı.

İşin özüne burada değinmeliyim galiba.

Özelde Ehl-i Sünnet'i, genelde tüm mü'minleri hedef alan Pers emperyalizminin kullandığı en büyük araç elbette Şiiliktir. Bunu herkes kabul eder. Ama Şiilik en nihayetinde "Pers üst aklı" için bir araçtan ibarettir. Esas mesele Acemlerin dünya hâkimiyeti hırsıdır. Dünya şiiliği bu hırsın menbaı değil, herhalde kurbanıdır.
 
Mamafih, bu kurbanı her ferdiyle düşman bilmek nasıl yanlışsa, Şia ve Ehl-i Sünnet kavramlarını, "Birbirinin muadili iki mezhep, İslam'ın iki yorumu" diye anlamamız ve sunmamız da ciddi bir hatadır.

Evet, Sünniler olarak gulât olmayan Şiileri ehl-i kıble bilmeli, tekfirden sakınmalıyız. Ama tekfirdeki bu hassasiyetimiz onların yolunu Ehl-i Sünnet'e eşdeğer hakk bir mezheb olarak tanımlamamızı icab ettirmiyor. Kendi ülkemizde dahi sünni olduğunu iddia eden ama çok büyük bid'atlerin içine -kelimenin tam manasiyle- gömülmüş bulunan cemaat ve tarikatleri nasıl ki "dâll ve mudıll / sapan ve saptıran" müslümanlar olarak görüyor, onların sapkınlıklarını eleştirirken kendilerini tekfirden kaçınıyorsak, Şia'nın da fürû meselelerinde değil usûlde sapkınlığa düştüğü, Sahabe ve Tabiin yolunu terk edip ezoterik ve isbatlanamaz efsanelerle müntesiblerinin ömürlerini çürüttüğü hakikatini kabullenmeliyiz. Bu meyanda Şia, "İslam'ın iki eşdeğer yorumundan biri" değil, "Müslümanların üzerine ittifak ettiği usûlü terk eden, aşırı subjektif delillerle marjinal bir toplum oluşturmağa teşebbüs eden bid'at mezhebi" olarak tanınmalı ve tanımlanmalıdır. Bir yazarın vecizesini -tekfir gibi anlaşılmaması şartıyla- iktibas edelim: "İslâmiyet Sünnîlik ve Şiîlik diye ikiye ayrılmış değildir. İslâm dünyasından Şiîler kopup gitmişlerdir. Mesele bu kadar sarihtir."

Şia'yı bid'at mezhebi, en geniş anlamıyla Ehl-i Sünnet câmiasını da "Sahabenin izlediği hakk yol" olarak olarak görmek ve göstermek,
1) Şia/İran propagandasından etkilenmiş gençlerde,
2) İran propagandasına hiç maruz kalmadığı halde modern bilimin dengesiz tarafsızlık öğretisine maruz kalmış ilahiyatçılarda/ilim adamlarında büyük tepkiye yol açıyor.

Modern çağın Hakk-Bâtıl ayrımını flulaştıran, relativist ve şüpheci bilim/ahlak anlayışı bir çok ilahiyatçımızı "yorumsuz, tarafsız, deskriptif" bir dil kullanmaya itiyor. Şia ile Ehl-i Sünnet'in birbirine muadil olmadığı vâkıasıyla bu sebepten yüzleşemiyorlar.

Oysa mevzûa bir bilim adamı gibi değil, hakikatin peşindeki bir ümmi gibi yaklaşsak, işimiz çok kolaylaşacaktır.

FETÖ'nün belki en sapkın özelliği daimi bir takıyyeyi mürîdânına emretmesi, ikiyüzlülüğü bir hayat tarzı haline getirmesi idi. En büyük sorunları belki de buydu, zira takiyyenin alışkanlığa döndüğü yerde ahlak, namus, insaniyet gibi hasletler kalmaz. Sırf bu yüzden dahi FETÖ'yü "dâll ve mudıll" bir tahrif hareketi gören bizler, takiyyeye aynı önemi veren Şia'yı neden "İslam'ın saygın bir mezhebi" kabul edelim? Bir mezheb/meşreb/teşekkül mensublarını ömürlük bir ikiyüzlülüğe teşvik ediyorsa, bid'at bataklığında boğulmayıp da ne yapmaktadır acaba?

Şia'yı Ehl-i Sünnet'e denk gören gafil müslümanlar, ne gariptir ki günlük hayatların yalancı insanlardan nefret eder, ikiyüzlü şahısları adam yerine koymazlar. Sormak gerekmez mi: ikiyüzlü davranan birini dahi dostluğumuza layık görmezken, ikiyüzlüğü helalleştiren, farzlaştıran bir mezhebi nasıl saygın ve muteber bir hakk mezheb diye görebiliriz?

Farz-ı muhall Sünnilik de takıyyeyi helal ve vâcib olarak görse, sünni kaynaklarımız bunu emretse, bize düşen bunu yolu da terkedip Rasulullah Efendimiz'in hakiki rehberliğini aramağa devam etmektir.

Oysa Ehl-i Sünnet, Rasulullah'ın yolundan giderek yalanı-takıyyeyi mü'min kalplerde mahkûm etti. Zaruret halinde bile sadece ruhsat verdi, akide hususunda takıyye yapmadığı için katledilen mü'minleri şehid kabul etti.

Çünkü Şia İslam'ın bâtıl "yorumu", Ehl-i Sünnet ise hakk "yorumu" idi.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.045 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu