Vatikan’ın Böğründe Bir İslâm Toprağı: Sicilya

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Tarih (Moderatör: Yonetim) > Vatikan’ın Böğründe Bir İslâm Toprağı: Sicilya
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Tarih (Moderatör: Yonetim) > Vatikan’ın Böğründe Bir İslâm Toprağı: Sicilya
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Vatikan’ın Böğründe Bir İslâm Toprağı: Sicilya  (Okunma Sayısı 6148 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Atlas
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 263



« : 07 Şubat 2015, 02:37:55 ÖÖ 02 »

Ahmet Miroğlu

Neredeyse müslümanların tamamı Avrupa’nın diğer ucundaki Endülüs’ten haberlidirler. Fakat kültürlü, bilgili müslümanlar bile Sicilya’nın 250 yıl İslâm hakimiyetinde kaldığından ve 398 yıl İslâm varlığıyla şerefyab olduğundan maalesef habersizdirler.

Sicilya, Akdeniz’in en büyük, en kalabalık adası. Haritada çizmeyi andıran İtalya’nın bir futbol topu gibi çizmenin burnuna oturttuğu yer. İslâm kaynaklarına göre Sıkılliye veya

Sakılliye…

Tarihçiler, Sicilya’nın adını Afrika kökenli ilk sakinlerinden aldığını kabul ederler. Akdenizin tam ortasına düşer. Staratejik konumundan dolayı dünya tarihinin hemen bütün büyük olaylarından nasibini almıştır. Fenikeliler, Grekler, Romalılar, Vizigotlar, Ostrogotlar, Bizanslılar ve müslümanlar… Dünya tarihinin değişik dönemlerinde her biriyle ayrı ayrı tanışmıştır. Sicilya adasına yönelik ilk İslâm akınları 7. yüzyıl  ortalarında başlamıştır.

Denizin Diğer Tarafı

Müslümanlar, Suriye ve Mısır’ı almış, Akdeniz kıyılarına dayanmışlardı. Denizle baş etmek ve karşı kıyıya seferler düzenlemek için donanmaya ihtiyaçları vardı. Bizans’a karşı sürdürülmekte olan savaşın donanma desteği olmadan yürütülemeyeceğini ilk Şam valisi Muaviye b. Ebu Süfyan r.a. fark etti. Hz. Ömer r.a.’a bir mektup yazarak donanma kurulması ve deniz seferlerine başlanması için izin istedi. Hz. Ömer r.a. durumu değerlendirmek üzere Mısır valisi Amr b. As r.a.’a mektup yazıp fikrini sordu. Amr b. As, halifeye denizin karşı kıyısı gözükmez bir su kütlesi olduğunu, insanların suya nispetle gayet küçük gemilere bindiklerini, fırtına çıkınca gemilerin çalkalanmaya başladığını, gemidekilerin gözlerinin yuvalarından fırladığını, akıllarının başlarından gittiğini vs. anlattı. Hz. Ömer r.a., henüz erken olduğunu düşünerek donanmanın oluşturulmasına izin vermedi.

Hz. Ömer r.a.’ın hunhar bir suikasta kurban gidişinin ardından yerine Hz. Osman r.a. halife seçildi. Muaviye b. Ebu Süfyan r.a.’ın aklı hâlâ denizde ve donanmadaydı.

Yeni Mısır valisi Abdullah b. Sa’d b. Ebû Serh r.a.’ın da desteğini alarak Hz. Osman’ı tersane inşasına ve deniz seferlerine ikna etmeyi başardı. Mısır’da ve Suriye’de inşa edilen iki tersane büyük bir donanma hazırladı. Bu İslâm donanmasında yalnızca müslümanlar değil, teslis inancını reddeden Kıptîlerle Yakubîler de görev almaktaydı.

Gerçekleşen Müjde

İslâm donanması, 28/649 yılından itibaren deniz seferlerine başladı. Böylece Peygamber Efendimiz s.a.v.’in bir mucizesi daha, hem de dünya değiştirmesinin üzerinden 18 yıl geçtikten sonra gerçekleşiyordu. Çünkü O, müslümanların deniz seferlerine çıkacağını daha sağlığında müjdelemişti.

Artık İslâm donanması Akdeniz’i Bizanslılara dar etmeye başlıyordu. Nitekim miladî 655 yılında Antalya açıklarında imparator II. Konstans’ın komuta ettiği 500 gemilik Bizans donanması, müslüman Mısır donanması karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. (Daha sonra müslümanlar, bu alanda bazı denizcilik deyimlerine isim babalığı yapacak derecede nam salacaklardır. Amiral ismi nereden geliyor dersiniz? Su/deniz komutanı demek olan “emiru’l-ma”dan… Ya Arsenal ismi? O da Arapça tersane anlamına kullanılan “daru’s-sına’a”dan.)

Bizans tarihçisi Theophanes’in kaydettiğine göre Sicilya, müslümanlarla ilk defa miladî 652’de tanıştı. İslâm deniz kuvvetlerine Şam valisi Muaviye r.a.’ın adaşı Muaviye b. Hudeyc el-Kindî komuta ediyordu. Müslümanlar yeterince güçlü değillerdi. Bu sebeple sağlam kalelere hücum etmiyor, kıyı bölgesinde elde ettikleri ganimetlerle yetinerek çekilmeyi tercih ediyorlardı.

İlk akının üzerinden 19 yıl geçmişti ki, Hz. Ömer r.a. zamanından beri sahil emiri olan Abdullah b. Kays el-Fezarî komutasındaki İslâm ordusu Sicilya’ya çıkartma yaptı. Müslümanlar epey ganimet elde ettiler. Bunların arasında devlet hissesi (humus) olarak yeni halife Muaviye’ye gönderilen, mücevherlerle süslü birçok altın ve gümüş put da (heykel) vardı. İki büyük

İslâm tarihçisi Vakıdî ve Belazurî’ye göre Halife, bunları yüksek fiyatla satılmaları için Hindistan’a göndermiştir.
Emeviler döneminde Sicilya, Sardinya ve Korsika adalarıyla birlikte sürekli müslüman akınlarına hedef olmasına rağmen bir türlü tamamen fethedilemedi. Abbasi halifesi Abdullah

Seffah, Emevilerin son Afrika valisi Abdurrahman b. Habib el-Fihrî’yi görevine devam ettirmişti. Abdurrahman, kardeşi Abdullah’la birlikte Sicilya ve Sardinya adalarını fethetmeyi plânlamakta idi. Fakat Kuzey Afrika’da patlak veren Haricî isyanları ve halifeliğin Abbasilere geçişinin doğurduğu sıkıntılar sebebiyle bu emelini gerçekleştiremedi. Bizanslılar da iyice takviye edince, ada uzun süre İslâm akınlarına maruz kalmadı.

Sicilya Aslanı Kadı Esed

Aradan yıllar geçti. Ağlebîler Kuzey Afrika’ya hakim oldular. Sicilyalılarla 805 ve 813’te iki antlaşma yaptılar. Barış dönemi uzun sürmedi. O zamanlar Bizans’ın Sicilya’daki deniz kuvvetlerine komuta etmekte olan Euphemios, bir anlaşmazlık dolayısıyla Bizans ordusunca Sirakuza’da kuşatılınca, Ağlebî Ziyadetullah’tan yardım istedi. Ağlebîler durumu Kayrevan eşrafına açtılar. Eşraf antlaşmanın bozulmamasından yana görüş belirtirken, devrin büyük alim ve kadısı Ebu Abdullah Esed b. Furat b. Sinan, “aslolan kâfirlere karşı cihattır” diyerek herkesi sefere ikna etti. Bizzat Kadı Esed komutasındaki onbin yaya, yediyüz atlı ve yetmiş-yüz gemilik İslâm ordusu, Euphemios’un donanmasıyla birleşerek 827’de seferi başlattı.

Mazara’yı fethettikten sonra Sirakusa (Siracusa) üzerine yürüyüp burayı kuşatan Kadı Esed, İslâm askeri arasında çıkan salgın hastalığa kurban gitmeseydi, belki de Sicilya’nın fethi daha o zaman tamamlanmış olacaktı. Kendinden sonraki komutan Muhammed b. Ebu’l-Cevarî de ölünce, komutayı Züheyr b. Gavs devraldı. Müslümanlar bu sefer sonunda adaya yerleşmeyi başarmışlardı. Ağlebîler, Sicilya’nın müslüman fatihleri olarak büyük şan kazanmışlardır.

Bundan üç yıl sonra hem Endülüs’ten, hem de Afrika’dan toplam üçyüz gemilik destek kuvvet geldi. Sicilya’daki bütün müslüman kuvvetler Endülüs’ten yardıma gelen Asbağ b. Vekil’in komutasında birleştiler. Allah’ın hikmeti, Asbağ ve diğer önde gelen komutanlar da ordu arasında çıkan bir salgın hastalık sonucu vefat etti. Bunun üzerine Endülüslüler geri döndüler.

Ama Ağlebî kuvvetleri adanın en büyük şehirlerinden Palermo’yu fethetmeyi başarmışlar ve buraya yerleşmişlerdi. Bizans kralı Sicilya’daki tehlikeyi ortadan kaldırmak için can atıyordu.

Ancak bunun için öncelikle Anadolu’daki Abbasi tehlikesini durdurmalıydı. Bu sebeple Halife Me’mun’la antlaşma yapmaya çalıştı. Fakat Me’mun kralın niyetini sezmişti. Antlaşmak yerine Anadolu’ya akınlarını sıklaştırdı. Böylece Bizans’ı Anadolu’da meşgul ederek Sicilya’daki müslümanları rahatlattı. Onlar da yeni elde ettikleri ülkeyi teşkilatlandırma fırsatı buldular.

Derken, Afrika’da Sicilyalı müslümanları endişelendiren gelişmeler oldu. Ziyadetullah vefat etti (838). Yerine Ebu İkal Ağleb b. İbrahim geçti. Karışıklığa meydan vermeden devlete hakim oldu. Yeni hükümdar Sicilya’ya takviye kuvvetler gönderdi. Miladî 838 yılından beri bir türlü ele geçirilemeyen Sirakusa şehrinin 872 yılındaki fethine kadar müslümanlar durmaksızın fetih hareketleriyle meşgul oldular.
Müslümanlar Roma’da

Fatımîlerin 902’de Ağlebîler hanedanına son verişine kadar adanın bir bölümü müslümanlarda, bir bölümü de Bizanslılarda idi. Bu arada Ağlebîler, İtalya sahillerini alt üst ettiler. Bizans’ın İtalya’daki önemli limanlarını fethedip Sicilya eyaletine bağladılar. Ağlebî donanması 840’ta Brindisi ve Taranto’ya asker çıkardı. 845’te Pulya, Kalabriya, Kampanya kıyıları vuruldu. Ponza ve Ischia adaları fethedildi. 846’da Porto, Ostia ve Sn. Piyer Katedrali dahil, Roma yağma edildi. Benevento 29, Bari 30, Taranto 41 yıl Müslüman Ağlebî idaresi altında yaşadı. 872’de Salerno, 876’da Ravenna’nın kuzeyinde Comacchio yağmalandı.

Malta ve Gozo adaları fethedildi ve bu iki ada asırlarca İslâm hakimiyetinde kaldı.
Bir takım karışıklıklardan, hatta bir ara Sicilya ve Afrika müslümanları arasındaki çatışma ve çarpışmalardan sonra, Fatımî valisi Ebu Said Musa b. Ahmed bütün Sicilya’yı bağlı olduğu halife adına ele geçirdi. Bir müddet sonra da vali Ebu’l-Hüseyin Ahmed, Sicilya’nın fethini tam anlamıyla gerçekleştirecekti. Artık şimdi müslümanların önünde çizme, yani İtalya ve Roma vardı. Adanın fethi 75 yıl sürmüştü.

Sicilya’yı fetheden müslümanlar, kendilerine haraç ödemekte olan Sicilyalı zimmi Bizanslılara yardıma kalkışan Bizans İmparatoru Konstantin’in bu hareketine karşı Halife Mansur’dan yardım istediler. Afrika’dan gönderilen yedibin süvari ve üçbinbeşyüz piyadelik büyükçe bir donanmayı kendi ordusuna ekleyen vali Hasan, İtalya’ya geçti. Müslümanlar çizmedeki ilk savaşlarını 952’de Bizans ordusuna karşı kazandılar. Daha sonra Rametta’yı fethettiler. Halife Muizz’in valisi Ebu’l-Kasım b. Hasan Sicilya’da asayişi temin ettikten sonra, gözlerini İtalya’ya dikti. Ve nitekim 976-77 yıllarında İtalya’ya geçerek Taranto’ya kadar ilerledi. Şehri zapt ve tahrip ederek geri döndü.

Bu sırada Bizans-müslüman mücadelesine Alman imparatoru 2. Otto da katıldı. 982’de Stilo’da Alman imparatoru ile Ebu’l-Kasım arasında kanlı bir savaş meydana geldi. Alman ve İtalyan asilzadelerinin çoğu savaş alanında can verirken, İslâm ordusu komutanı Ebu’l-Kasım da şehid düştü. Bu savaşın galibi müslümanlar oldu.

Çözülme Başlıyor

Ebu’l-Kasım’dan sonra çözülme başladı. Bundan sonrası müslümanlar için iç mücadeleler devri idi. sünni-şii mücadelesi Afrika’dan Sicilya’ya sıçramıştı. Endülüslü Zirîler de bu mücadeleye katıldılar fakat fazla etkili olamadılar. Artık Sicilya’nın her şehrinde bir emir türemiş ve başına buyruk hareket etmeye başlamıştı. Ne yazıktır ki Sirakuza ve Catania emiri İbnü’s-Sımna müslüman dindaşlarına karşı İtalya’nın güneyinde küçük bir devlet kurmuş bulunan Normanlardan yardım istemek gibi bir hıyanette bulundu. Norman kralı Roger de Hauteville fırsattan istifade adaya çıktı. Daha sonra Normanlar adayı baştan başa zaptetmeye başladılar. Müslümanlar Endülüs’ten yardım istediler. Fakat yardım için gönderilen donanma fırtınaya tutularak battı. Daha sonraki yardım girişimleri de başarısızlıkla sonuçlanınca, artık adada Normanlara direnecek kimse kalmadı. Ve sonunda 1091 yılında adanın tamamı Normanların eline geçti.

Sicilya’da İslâm Medeniyeti

Müslümanlar Sicilya’ya iki buçuk asra yakın bir süre hakim olmuşlardı. Burada İslâm, Grek, Roma kültür ve medeniyetleri birbiriyle yoğrulmuş ve adada kendine özgü bir kültür ve medeniyet oluşmuştu. Doğu tasavvufu, Grek güzellik duygusu ve Roma’dan miras alınan canlılık birbiri içinde erimişti.

Müslümanlar Sicilya’da kanallar açtırıp ziraatı geliştirmişlerdi. Refah seviyesi çok yükselmişti. Müslümanlarla hıristiyanlar inançlarını koruyarak bir arada güzelce geçinmekteydiler.

Hıristiyan kadınlar müslüman kadınları taklit eder, rengârenk peçeler, elbiseler, altın işlemeli ayakkabılar ve altın süslemeli ipekler giyerlerdi. Müslümanlar hıristiyanlara ağır vergiler yüklememişlerdi. Sadece cizye alıyorlardı ve bunun miktarı da yüksek değildi.

Yeni Sicilya hükümdarı barbar Norman, Sicilya’nın büyüsüne kapılmıştı. Müslümanlara ilim ve sanat alanında faaliyet imkanı tanıdı. İslâm idare tarzını sürdürdü. Müslüman memurları makamlarında tuttu. Dolayısıyla Normanlar döneminde de kültürel ve ticari hayat müslümanların hakimiyetinde kaldı. Çok sayıda şair, yazar ve dilciler yetiştiren Sicilya müslümanları, dinlerine ve kültürlerine değer veren Norman krallarından özellikle 2. Roger’in ismini ölümsüzleştirdiler. Meşhur İslâm coğrafyacısı İdrisî, “Nüzhetü’l-Müştak fi’htirakı’l-Afak” adlı eserini bu zata ithaf etmişti. Bu yüzden eser daha çok “Kitabu Rucar(î)” adı ile meşhur oldu.

Normanlardan sonra adayı 1194 yılında Alman Staufen hanedanı ele geçirdi. Bunlardan özellikle II. Frederich zamanında Sicilya İslâm kültür ve medeniyetinin zirveye ulaştığı devre oldu. Staufenler, 1268’de Anjou hanedanından Napoli kralı Charles’a yenildiler. Ondan sonra da adalıların isyanı sayesinde Aragon hanedanından III. Pedro Sicilya kralı oldu. Bu hanedandan V. Alfınsı, 1442’de Sicilya’nın Napoli krallığı ile birleşmesini sağladı. Adanın yeni ve son çağlardaki tarihi İslâm’dan çok Avrupa tarihiyle ilişkilidir. 1861’den itibaren ada,

İtalya krallığının ve ardından İtalyan cumhuriyetinin bir parçası haline gelmiştir.
250 yıl süren saadet

Müslümanların güçlü olduğu dönemde Sicilya, 121 yıl Ağlebî, Abbasi ve Fatımî, daha sonra 104 yıl Kelbî (ki bunlar da Fatımîlere tabi idiler) hakimiyetinde kaldı. Ardından 16 yıl süreyle Zirîlerce idare edildi. Hain İbn Sumne’nin Normanlarla beraber yürüttüğü idare de 9 yıl sürmüştü. Kısacası müslümanlar, bu güzel adayı tam 250 yıl yönetmişlerdi.

Adanın müslüman halkı, Normanların eline geçtiği 1091 yılından itibaren hıristiyan idaresi altında yaşamaya mahkum oldu. 1198-1200 yılları arasında Sicilya müslümanları umumi bir ihtilal çıkardılar. 1221-1225’te bu ihtilalin tekrarlanması üzerine müslümanların çoğunluğunu teşkil eden altmışbin kişi Güney İtalya’da önce Lucera’da, sonra Nocera’da iskan edildi. Bunlardan Alman imparatorunun ünlü Sarrasin alayları kuruldu.

13. asırdan sonra Sicilya ve İtalya’da müslüman kalmadı. Hepsi ya hıristiyanlaşmaya veya Afrika’ya hicret etmeye zorlandı. Sicilya’da İslâm hakimiyetinden sonra ne yazık ki müslüman varlığı da böylece sona ermiş oldu. Müslümanlar adaya sahip çıkabilselerdi ya da burada en azından İslâmi kimliklerini koruyarak yaşamayı başarabilselerdi, Sicilya için olduğu kadar

İtalya ve Avrupa için de İslâm adına çok yararlı bir iş yapmış olacaklardı.

Mahzun İslâm toprakları

Bilindiği üzere Afrika kıtası, müslüman nüfus oranının diğer kıtalara nispetle en yüksek olduğu kıtadır. Nüfusunun yaklaşık yarısı müslümandır. İşte bu kıtaya Avrupa kıtası iki yerde el açar ve kendisini İslâm’la tanıştırmaya davet eder. Birisi Cebel-i Tarık boğazının olduğu yerde, diğeri de Sicilya adasında…

Sicilya adasının coğrafi konumu dikkat çekicidir. Burası Katolik dünyasının merkezi Vatikan’ın da içinde yer aldığı İtalya’nın güney ucudur. Sanki Avrupa, Hz. İsa a.s.’ın dinini önce reddedişinin, sonra sahiplenmiş görünüp putperestleştirişinin (yani eski putperest inanç sistemini tamamıyla adapte ederek o mukaddes dini Hıristiyanlık adı altında yeni bir din haline getirişinin) ıstırabı içinde, bütün bu yanlışlıkların merkezine (Roma) en yakın yerden (Sicilya) en yakın İslâm toprağına (Tunus) mazeret eli sunmaktadır.

Müslümanlar, Avrupa’nın bu isteğini sezmiş gibi önce İber Yarımadası’na, sonra Sicilya adasına çıkartma yapmışlar ve bu iki toprak parçasına yüzyıllarca (birine 8-10, diğerine 3-4 asır) hükmetmişlerdir.

Neredeyse müslümanların tamamı Endülüs’ten haberlidirler. Fakat kültürlü, bilgili müslümanlar bile Sicilya’nın 250 yıl İslâm hakimiyetinde kaldığından ve 398 yıl İslâm varlığıyla şerefyab olduğundan maalesef habersizdirler. Dahası, Sicilya’ya yerleşen müslümanlar, hakimiyetlerini pekiştirdikten sonra İtalya’ya doğru tırmanmaya başlamışlar ve Roma şehrinin içlerine kadar girerek çoğumuzun bilmediği büyük bir başarıya imza atmışlardır.

Fakat Sicilya müslümanlarının sonu da maalesef Endülüs müslümanlarının sonuna benzemiştir.
Logged

"Güneş herkesin üzerine eşit doğar ama;Gül başka, leş başka kokar.''(Mevlana Celaleddin Rumi)
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.049 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu