Allah'a Arzuhal!

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Allah'a Arzuhal!
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Allah'a Arzuhal!
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Allah'a Arzuhal!  (Okunma Sayısı 2220 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
batın
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 600



« : 25 Eylül 2007, 03:27:05 ÖÖ 03 »

doç.dr.hüseyin varol
 
ALLAH’I TENZÎHÂT,
O’NA MÜNACAT ve ŞİKAYET

"Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tanır. Ancak O'na kulluk ve tesbih ederler. Hükümranlık ve her şeye hâkim, yalnız Allah'tır. O, her şeye kadirdir. Sizi (biz insanları) yaratan O'dur. Kiminiz inkârcı kâfir; Kiminiz imanlı mü'minlersiniz. Allah yaptıklarınızı (iyi veya kötü, inkâr veya îmân) her şeyi hikmetiyle bilmekte ve görmektedir.”(64/1–2)
“Sübhanekellâhümme ve bi hamdik”
Ey Güzel Allah'ımız! Sen nice güzelsin!
Nice Sübhan'sın!
Yücesin, tüm noksanlıklardan, o-lumsuzluklardan, harika eserin olan akl–ı selimin kabul etmediği tüm çirkinliklerden ve ayıplardan uzaksın, yücesin, münezzehsin. En olgun ve en mükemmel sıfatlar ancak Sana lâyıktır.
Onlar, yalnız Zât–ı Celâl'inin sıfatlarıdır. Hiç bir şeye ve yardıma muhtaç değilsin, ama her şey sana muhtaç.
Çünkü her şeyin tek Yaratan'ı ve meydana getireni Sen'sin.
İstediğin her şeyi "KÜN" Ol! demekle yaratır meydana getirirsin, yaşatır, devam ettirir veya yok edersin. Var eden Sen'sin, yok eden Sen'sin. Her şey Sen'in kudret elinde. Şu uçsuz bucaksız kâinatta bilip– bilmediğimiz, görüp –göremediğimiz her şey, Sen'i tanıyor, Sana ibâdet ediyor, Sen'i tesbih ve zikrediyor. Çünkü her şeyin, cinlerin ve biz insanların, inanmış olanlarımızın da, olmayanlarımızın da Tek Yaratan'ı Sen'sin. İnanmamızı ve îman etmemizi istediğin nitelikte bütün bunların hepsine, Sen'in lütf–u kereminle inandık, îman ettik.
Lütfederek bizlere ihsan ile şereflendirdiğin bu îmanımızı dâim ve sâbit kıl Yüce Rabb'imiz! Güzel Allah'ımız!. Âmin.

* * *
Mukaddes Kitab'ımız Kur'ân'ı Kerim(17/44)'de: "Yedi gök, yer ve buralarda bulunanlar O'nu (Allah'ı) tesbih eder; O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbîhâtını anlayacak durumda değilsiniz. Doğrusu O, Halim olandır, bağışlayandır." Diyerek kendini tanıtıyor ve her şeyin, yani "ŞEY" denebilecek canlı cansız her şeyin Seni Tek hâlıkı ve yaradan'ı olarak tanıdıklarını ve yalnız Sen'i tesbih ve tenzih ile kulluklarını îfâ ettiklerini bize haber veriyorsun. İnandık, îman ettik el–hamdülillah. Sümmelhamdülillah.

* * *
Tüm Yaratılmışların Sultanı İnsan...
Ey Yüce Rabbimiz, Mâbûdumuz!
Ayet–i Kerime’de buyurduğun gibi canlı cansız her şey kusursuz sana ibadet edip dururken, biz insanları tüm yarattıklarının en şereflisi, kâinatın hâkimi ve sultanı olarak yaratmış olduğun halde, sana olan kulluk ve ubudiyetimizi, lâyıkıyla yerine getiremediğimizi itiraf ediyoruz.
Hâlbuki sana olan kulluğumuz, sultanlığımıza yaraşır nitelikte her şey'den daha mükemmel, daha noksansız ve daha samimî olması gerekirken; sultânı olduğumuz diğer yaratıkların kadar bile olamayışımızdan, hatta Kur'ân'ında beyan ettiğin üzere ve apaçık delillerine rağmen, içimizde inkarcıların, nankörlerin ve münafıkların bile bulunmasından dolayı, çok utanıyoruz.
İnanmış insanlar olarak bizlere bahşettiğin sayısız nimetlerine karşı, hamd ve şükrümüzün yetersiz kalışından mahcubuz. Bizleri lütfünle bağışla, bağışlayan ve bağışlamayı seven Ey Rahman ve Rahîm Allah'ımız!.

* * *
Yüce Rabb'imiz !
Sana binlerce hamd–ü sena ederiz ki bizleri, Yüce iraden ve büyük lutf–u kereminle, o bahsettiğin inkârcılar ve kâfirler olmaktan muhafaza buyurdun, iman ve İslam'la şereflendirdiğin mü'minlerden olmayı nasip ettin.
Vahdâniyetine, Azametine ve büyük lûtf–u keremine inanıp îman ettik, gönderdiğin peygamberlerine, indirdiğin bütün semâvî kitaplarına ve Kur'ân'ımıza, meleklerine, yeniden diriliş ve Âhiret gününe, kaza ve kaderimize râzî olup, gönülden inandık, kalbimizle tasdik, dilimizle ikrar eyledik. Hepsi haktır ve gerçektir, şek ve şüphemiz yoktur. Şereflerin en büyük şerefi, seâdetlerin en asîl seâdeti, nimetlerin en azametlisi olan bu îmanımızı bizlere ihsan ve ikram ettiğin için, Ey Lütuf ve kerem sahibi Allah'ımız! Sana binlerce milyarlarca şükrediyoruz; hamdediyoruz.
Bizleri bu imandan ve İslam'dan ebediyen mahrum etme. Senin hikmetli irâdene mazhar olduğumuz bu îmanla biz bahtiyarız, mutluyuz. Bu mutluluğumuzu kıyamette de devam ettir. Lütfü çok, ihsânı bol Allah'ımız. Âhiret Gününün de sahibi Sensin. O müthiş günde mutlaka Sen'in huzuruna geleceğiz.
Yaptığımız ve yapmadığımız her şeyin hesabını vereceğimize inanıyoruz. O dehşetli gün de bizleri mahcup eyleme, Cemal'inle Cennet'inle sevindirdiklerinle sevindir bizleri Yüce Rabbimiz.
Sen'den gelen herşeye râzıyız, Sen de Rızâ–i Ulûhiyet'inden bizleri mahrum eyleme, aziz kıl bizleri de aziz kıldıklarınla İzzet sâhibi Aziz Rabb'imiz.

* * *
Mukaddes kitabımız Kur'ân'ımız (6/125)'da:
"Allah kimi hidâyet nuruyla şereflendirmeyi isterse, onun kalbini ve gönlünü İslam'ile genişletir ve ferahlatır; Kimi de, dalâlet ve sapıklığında bırakmak isterse, semaya (hava boşluğuna tasa'ud ederek) yükseliyormuş gibi (boğulurcasına) kalbini ve gönlünü İslam'a karşı, daraltır ve sıkar." diyerek, Şereflerin en büyüğü olan iman ve İslam'la bizleri şereflendirdiğini müjdeliyorsun. Bizim için en büyük şeref olan bu imanımızın eserini, kalplerimizin tâ derinliklerinde hissetmenin hazzını biz hakikaten yaşıyoruz el–hamdülillah. Kalplerde olanları da bilen Sen Rabbimize malumdur. Sana hiçbir şey gizli değildir. Bu bakımdan, son derece rahat ve teslîmiyet içindeyiz. Hatta o derece inanıyoruz ki: bizim için bu iman ve İslam'dan daha mukaddes, daha büyük şeref ve seâdetin olabileceğini tasavvur bile edemiyoruz. Çünkü kalplerimizdeki bu îman ve İslam'ın ferahlığı, tadı, zevki ve teslimiyyet huzuru, Senin lütfun, Senin ihsânın ve eserindir. Onun içindir ki: bu mukaddes dinimizi ve imanımızı canımızdan cânânımızdan ve her şeyimizden aziz biliyoruz. Bu zevki, seâdeti ve sevinci, lütf–ü inâyetinle hiç bir şeye değişmeyiz, ebediyyen değiştirtme Yüce Rabb'imiz.

* * *
Bu büyük lûtfunu zaten kur'an'ın şu (49/7) âyetinde bizleri müjdeliyorsun.
"Allah size îmanı sevdirmiş, onu gönüllerinizin süsü ve neşesi kılmış; küfrü, isyanı, sapıklığı ve dalâleti de, size iğrenç göstermiştir. İşte böyle olanlar, Allah katından bir lütuf ve nimet sayesinde hak ve hakikata kavuşan sırat–ı müstakim'de hidayet bulanlardır." Buyuruyorsun. Bu büyük nimetinin hazzını bizler, ey Yüce Rabb'imiz Sana binlerce hamdederek kalplerimizde yaşıyor ve huzur buluyoruz.
Ey Güzel Allah'ımız! Yerler ve gökler dolusu ve buralarda yarattığın her şeyin adedince ve bundan böyle kıyamete kadar yaratacağın mahlûkatının adedince sana şükrediyor, hamdediyoruz.

* * *
Sadece Îman, Benim Gazap Ve Azâbımdan Kurtarmaz,
Ancak Müslüman Olarak Yaşayan Ve Ölenler Kurtulurlar.
Ey Rabb'imiz!
Kur'ân (3/102)'ında:
"Ey inananlar! Allah(ın gazap ve azâbın)'dan sakınılması gerektiği gibi sakının ve sizler, ancak Müslüman olarak ölün." Buyuruyorsun. Yani, şu fâni dünyada, inandıklarınızı tatbik ederek İslâm'ı bilfiil yaşayan Müslümanlar olarak ölün, Kıyâmette de, benim huzuruma öylece gelin. buyuruyorsun.
"Mü'min olarak" değil de, özellikle: "Müslüman olarak ölün." Kaydından anlıyoruz ki: îmanını bilfiil tatbik eden ve yaşayan Müslümanlar olarak ölün. Aksi takdirde yani, sâdece iman etmiş fakat, îmanı ile amel etmemiş, Benim Şerîatimi bilfiil yaşamamış ve Müslüman olamamış olarak, Huzuruma gelmeyin. Aksi takdirde Benim gazabım ve azâbıma hazır olun buyuruyorsun. Senin gazab ve azabından sakınılması gerektiği gibi sakınmanın ancak müslüman olarak ölmekle mümkün olabileceğini açıkça ifade ediyorsun.

* * *
Başka bir (51/56) âyette de:
"Ben bütün insanları ve cinleri sadece bana ibâdet etsinler diye yarattım." Diyerek bize verdiğin ömür kadar bu dünyada yaşamamızın biricik gayesinin, yalnız ve yalnız Sana hakiki kulluğumuzu tam olarak yapıp, sâdece Sen'in Rızânı kazanarak, hakikaten Allah'a kul; sevgili Peygamberimize ümmet olarak, ebedî âhiret hayatımızın seâdetini te'min etmek olduğunu ve bu ubûdiyetin de, yukarıdaki âyette belirtildiği gibi Müslüman olarak yaşayıp müslüman olarak ölmekle mümkün olabileceğini özellikle vurgu yaparak tenbihliyorsun. Ve "Allah'ın kabul ettiği tek din İslam'dır.” (3/19) âyetiyle de, gerçek kulluğumuzu tatbik edeceğimiz kuralların, yasaların ve tüm İlâhî buyrukların icrââtı sâdece ve sâdece, dinimiz İSLAM DİNİ'ni bilfiil yaşamakla olacağını ve "Kim İslâmiyet'ten başka bir dine (din diye)yönelirse, kesinlikle kabul edilmeyecektir. O kişi, âhirette husranda olacaklardandır.”(3/85) Diyerek, İslam Dini'nden başka, din olmadığını, İslam'ın dışında, din diye yönelenlerin hiçbir şekilde amellerinin kabul olmayacağını, onların âhirette husrana uğrayacaklarını özellikle vurgu yaparak tenbihliyorsun.

HER ŞEYİMİZEÂŞİNA RABB'İMİZE
ARZ–U HÂLİMİZ VE ŞİKÂYETLERİMİZ
Yüce Rabb'imiz!
Tek mâbûdumuz!
Güzel Allah'ımız!
İşte biz Müslümanlar, bütün bu buyruklarına Lebbeyk! deyip inanmış îman etmiş ve tatbik ederek İslam'ı Müslümanca yaşamaya çalışan inançlı kullarınız. Müslüman memleketimizde, böylece Müslüman'ca yaşamaya çalışmamızı içine sindiremeyen, gerçekte neyin nesi olduklarını bilemediğimiz ve anlayamadığımız kulların var. Bu kişiler, İlâhî buyruklarına bağlı, olarak inandığımız gibi Müslüman'ca yaşamaya çalışan bizlere, başka gözle bakıyorlar. Hatta bizleri yabancı veya ikinci derecede vatandaş gibi görüyorlar. Daha ileri giderek, yaşamaya çalıştığımız İlâhî emirlerine yasaklar koyarak, açıkça Ulûhiyetine isyân, bizlere de zulüm etmeyi, baskı ve dayatmalarla bizleri sıkıntıya sokmayı, ve üzmeyi, kendileri için, marifet sayacak kadar tâğutlaşıyorlar. Her adımında, Dîn–i İslam'ı ihyâ için şehid olan atalarımızın kanı bulunan, burcu burcu İslam kokan şu cennet vatanımıza ve İslam'a yabancı yabânîler neyin nesi ve nereden geldiler? Neden böyle yapıyorlar? Bir türlü anlayamıyoruz. Bu cennet vatanın gerçek sahipleri olan biz Müslümanlara bu tâğûtî zulümlerini uygulama cesaretini nereden ve neye dayanarak buluyorlar? kendilerini hangi tâğûta ve Allah'ın hangi düşmanına beğendirmeye çalışıyorlar?.

* * *
Rabb'imiz!
Sana her şey âşikar ve hâlimiz Sana mâlum. Dinimize inancımıza ve müslümanca yaşamamıza karşı tavır koyan bu yabancıları, Sana havale ediyoruz. Sana şikâyet ediyoruz. Sen her şeyin en güzelini yaparsın. Kur'an'ında:
"Allahu veliyyüllezine âmenu, Allah İnananların dostu ve yardımcısıdır" buyuruyorsun. Güvenimiz dayanağımız Sen'sin. Küfür diyarlarında bile olmayan bu derece İslam düşmanlığına büyük çoğunluğu Müslüman olarak yaşadığımız bilhassa bizim İslam memleketimizde şâhid oluyor ve çok üzülüyoruz. İslam deyince, Şeriat deyince – (6/125) âyette buyurduğun gibi– gerçekten bu adamların nefesleri daralıyor, sanki boğuluyormuşcasına sıkılıyorlar, buğz ve kinlerini Müslümanlara boşaltıyorlar.
Bunlar, kendilerinin müslüman olduklarını iddia edip, Müslümanlara karşı cephe almakla, baskı ve dayatmalarla karşı çıkmalarla kendi kendilerini yalanlıyorlar, İnsan olan insan kendi benimsediği dinin ve vatandaşının düşmanı olamaz. Bunlar, amelleriyle söylediklerinin tam tersini yaparak kendilerini yalanlayan ve müslümalıklarını bilfiil inanılmaz yapan kişiler. Bu gibileri ve icrâatlarını, Ey Rabb'imiz, Kur'ân'ın (18/103–105)' da şöyle tanıtıyorsun:
"Ey Rasûlüm Muhammed! Size amelce en çok husranda olanları haber vereyim mi? de: Dünya hayatında çalışmaları ve amelleri hep boşa giden onlar, güzel iş yaptıklarını sanırlar. Bunlar, o yaptıklarıyla, Allah'ın âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden bütün amelleri boşa gitmiştir. Kıyamet gününde biz onlara hiç bir değer vermiyeceğiz." buyuruyorsun.
Ayrıca, (65/ 8–10). âyetlerinde:
"Rab'lerinin ve O'nun peygamberlerinin buyruğundan çıkan nice kasabalar halkını Biz, çetin bir hesaba çektik, onları görülmedik bir azâba uğrattık. Onlar icrâatlarının karşılığını tattılar, âkibetleri hüsran oldu. Benzerlerine de Allah çetin bir azap hazırlamıştır. Ey îman etmiş olan akıl sahipleri! Allah'ın buyruklarına karşı çıkmaktan sakınınız. Allah size Kur'an'ı indirmiştir. Hükümlerine inanıp buyruklarınca Sâlih ameller işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak üzere size, Allah'ın apaçık âyetlerini tebliğ eden bir peygamber göndermiştir." buyuruyorsun.

* * *
Ne mutlu böyle güzel Allah'a kul; ve öyle güzel peygambere ümmet olan bizlere deyip şükretmemiz gerekir. Bizim menfeatimiz için her imkânı verdin, hidayete ve kurtuluşa götüren yolumuzu aydınlattın. Bunu itiraf ve bu lutf–u keremine hamdetmek kulluğumuzun en mühim gereği olduğuna inanıyoruz, hamdediyoruz..
Bizim için lutfedilmiş bu güzel nimetleri takdir etmeyip nankörce isyana ve zulme devam eden ve müslümanca yaşayanları dahi hazmedemeyen bu kişiler, İslam'ın Şerîat; Şerîat'ın İslam olduğunu da bilmezlikten gelerek, şeriatı canavarmış gibi anımsayarak ve anımsatarak, irtica, aşırı dincilik, lâiklik karşıtı gibi takma isimlerle Müslümanca yaşamaya çalışanlara düşmanca tavır sergiliyorlar. Bunu yaparken biz de müslümanız diyorlar. Kendi kafalarına göre oluşturdukları bu Müslümanlığın nasıl bir Müslümanlık olduğunu, kendileri de bilmiyorlar. Sadece kelime olarak "Biz de müslümanız" demekle Müslümanlığı yaşadıklarını sanıyorlar. Amelî ve tatbîkî olarak yaşayanları da, “aşırı dinci, kökten dinci" gibi takmalarla kendilerine yabancı görüyorlar. Hakikatte yabancı olanların kendileri olduklarının farkında olamıyorlar.


 
 
 
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.047 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu