Erike hadisi üzerine bir metin tenkidi denemesi

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur´an-ı Kerim (Moderatör: Yonetim) > Erike hadisi üzerine bir metin tenkidi denemesi
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) > Kur´an-ı Kerim (Moderatör: Yonetim) > Erike hadisi üzerine bir metin tenkidi denemesi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Erike hadisi üzerine bir metin tenkidi denemesi  (Okunma Sayısı 1876 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kuranı mümince anlamak
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 23


WWW
« : 12 Kasım 2014, 09:21:37 ÖS 21 »

İslam kültüründe "hadis" denilince akla Muhammed as ın söylemiş olduğu rivayet edilen sözler akla gelir. Hadislerin sahihliğinin hangi kritere göre yapılması gerektiği konusunda müslümanlar arasında tartışma konusu olduğu'da bir gerçektir. Muhammed as ın söylemiş olduğu rivayet edilen sözlerin nasıl bir temele oturtulacağı ayrı bir tartışma konusu olup bugün müslümanlar arasındaki görüş farklılıklarının başında gelen bir konu olduğu herkesin malumudur.

"Uydurma hadis" terimi, hadis usulu içinde yer alan bir terim olup Muhammed as a atfedilen fakat onun söylediği kabul edilmeyen sözler için kullanılan bir terimdir. Bir hadisin uydurma olup  olmadığı konusunda kriter belirleyen hadisçiler , bir hadisin uydurma olduğunun kuvvetli bir ihtimal olmasının şartlarının en başında sayılabilecek olarak hadisin gayb'tan haber vermesi şeklinde bir kriter belirlemişlerdir. 

Hadislerin sahih olup olmadığı konusunda kullanılan yöntemi 2 ana başlıkta incelemek mümkündür. 1- sened tenkidi 2- metin tenkidi , sened tenkidi metodu ile bir hadisin sahih olup olmadığını belirleyen yöntem o hadisin sened zincirindeki ravilerin cerh ve ta'dil metodu ile araştırılması sonucu varılan karar sonucunda oluşmaktadır, metin tenkidi metodu ile bir hadisin sahihliğinin belirlenmesi daha sağlıklı bir yöntem olup bizimde tercih ettiğimiz bir metoddur.  Yazımızın başlığında adını vermiş olduğumuz hadisi bu yönteme göre bir tenkid süzgecinden geçirmek istiyoruz, "erike hadisi" olarak bilinen hadis şöyledir. 

   “Biliniz ki bana Kur’ân ve beraberinde bir misli daha verilmiştir. Haberiniz olsun ki yakın bir gelecekte mal ve mülk (zenginliği) ile mağrûr olan bir kimse çıkıp koltuğuna yaslanarak şöyle diyecek: ‘Size düşen Kur’an’a sarılmaktır. Onun helâl dediğini helâl, haram dediğini de haram sayınız.’ Bilin ki; ehlî merkeplerin etleri, azı dişli vahşi hayvanların etleri, kendi rızâsıyla bıraktığı dışında zimmînin kaybettiği mal da helâl değildir.”[Ebû Dâvud, Sünen, Sünnet, 5]   

" Sizden biriniz süslü koltuğuna yaslanmış adama, benim hadislerimden biri okunur da o kişinin vaziyetini hiç bozmadan `Bizlerle sizler arasındaAllahu Teala`nın kitabı (Kuran-ı Kerim) vardır. Ondan bulduğumuz helal şeyleri helal sayıyoruz, haram olarak bulduğumuz şeyleri de haram kabul ediyoruz` deme zamanı yaklaşmıştır. Sizleri de ikaz ediyorum Kuran-ı Kerim`de bulunan bütün hükümler haktır ve Resulullah`ın haram kıldığı şeyler Allah`ın haram kıldığı şeyler gibidir.` (Ebu Davud, Süne, 6 hd: 4604; Tirmizi İlim, 10 hd: 2664; İbn Mace Mukaddime, 2 Ahmed, Müsned, 1/6 IV,21; Tahavi, Şerhu mánia, IV 209; İbn Hibbam, I, 107 Darekutni, Sünen IV, 287)"

 Rivayet kitaplarında bu hadisin farklı versiyonları olmasına rağmen rivayet özet olarak , gelecekte hadisi ve sünneti red edecek insanların bu reddiyelerini kur'ana dayandırmak sureti ile yapacaklarına işaret etmektedir.

Bu rivayetin senedine baktığımız zaman , 1- Ebu rafi 2- Mikdam bin ma'dikerib' adında iki sahabeyi görmekteyiz. Rivayetin hayber gününde söylenmiş olduğuna dair rivayetler olup bu iki sahabeden 1. cisinin haybere iştirak etmediği yönünde tabakat kitablarında bilgiler vardır , 2. sahabenin ise hayber fethinde küçük bir çocuk olması gerektiği yönünde rivayetlerin olması rivayetin sened tenkidi yönünden bile tartışmal ıolduğu açıktır . ( bu konu ile ilgili olarak islamiyat dergisi 1998 yıl sayı 3 Mehmet Emin Özavşar'ın "polemik türü rivayetlerin gerçek mahiyeti" adlı makalesine bakılabilir). Gelelim rivayetin metin tenkidi ile okunmasına

Muhammed as ın vefatı sonrası gelişen fitne olayları ve siyasi düşüncelerin itikadlaşması , her fırkayı kendisinin haklılığının Muhammed as tarafından haber verilmiş olduğu yada karşı fırkanın haksızlığının yine Muhammed as tarafından haber verilmiş olduğu yönünde destek arayışına götürmüş ve bunun sonucunda bir çok uydurma hadis ortaya çıkmıştır. Haricilerin büyük günah işleyeni kafir görmeleri mürcienin büyük günah işleyenin kafir olmadığı yolunda hadis uydurmasına sebeb olmuş ve " şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenin üzerinedir" gibi büyük günah işleyenin kafir olmadığına delil teşkil edebilecek hadis uydurulmasına sebeb olmuştur.   

Ehli hadis ekolunun hadisleri vahiy sayıp ,onlara kur'anın yanında hatta ondan daha fazla bir değer atfetmesi bugün bile yerleşik din algılarında tezahürü görülen bir durumdur. Hadis ve kur'an ehli çekişmesinin başlangıcı kökü eskilere gidien bir çekişme olduğu " erike hadisi" adı verilen rivayetten anlaşılmaktadır.   

                                       "Bilinizki'bana kur'an ile bir misli daha verildi" 

Rivayetin bu cümlesi üzerinde biraz duralım, Muhammed as ın söyledimişi olduğu rivayet edilen söze göre kendisine kur'anla birlikte onun bir benzeri verilmiştir. Bunun ne  olduğunu soracak olursak hemen "hadis ve sünnet" şeklinde karşılığını alırız. Bu rivayeti kur'an içinden ayaetle desteklemek için hemen necm s. ilk ayetlerinden olan " o hevasından konuşmaz onun konuştuğu vahiydir" veya " sana kitab ve hikmet'i indirdik" şeklindeki ayetler delil olarak sunulmaktadır.

Kur'anın bir çok ayetinde " sana indirilen" şeklinde ibarenin tek bir şeyi ankatmış olması bu kişiler hiç bir şey ifade etmemekte olup, hikmet'in kur'andan ayrı olarak inen ayrı bir vahiy olduğu bununda sünnet ve hadisler olduğu yerleştirilmeye çalışılmıştır. Kur'an eğer önkabulsuz ve bütüncül bir metodla okunacak olursa sünnet ve hadis'in vahiy olduğuna dair tek bir delil bile bulunamaz aksine bu tür iddiaların iftira olduğu açıkça görülecektir.   


                              "Resulullah`ın haram kıldığı şeyler Allah`ın haram kıldığı şeyler gibidir" 

 Bu cümle üzerinde'de biraz durmak gerekmektedir.Muhammed as Allah cc nin elçisi olması nedeniyle onun kullarına olan emir ne yasaklarını bildirmek şeklinde bir görevinin olduğu malumdur. Helaller ve haramların anlatıldığı ayetler kur'an içinde yer bulan ayetler topluluğundan olması nedeniyle elçininde haram veya helal kıldıkları sayılır ama bu kılış Allah cc den asla bağımsız olmayıp sıkıntılar bu çerçevede düğümlenmektedir.   

Muhammed as ın konumunu farklı algılayan ehli hadis fırkası , ona kur'anın vermediği bir görev olan kur'an harici helal ve haram koyma yetkisini tanıyarak elçilik vazifesinin dışında ayrı bir görev yüklmeye çalışmıştır. Muhammed as ın yönetici olma sıfatıyla o gün bazı uygulamalar yapması doğal ve gerekli bir durumdur. Bu durumun bir yansımasını hayber gününde'de görmekteyiz. Sahabe darda kaldığı için taşımada kullanılan eşekleri keserek yemeye başlaması üzerine  bu durumun ordu üzerinde stratejik açıdan ters bir durum doğrucağını bilen Muhammed as eşeklerin kesilmesini yasaklamıştır. Bu yasaklama bazıları tarafından yanlış algılanarak bu yasaklamanın kıyamete kadar geçerli olduğu ve eşek etlerinin haramlılığının domuz eti gibi dini bir hüküm olduğunu zannetmişlerdir. Halbuki "haram" kelimesi yasaklama anlamında olup elçinin haram etmesi demek onun yasaklaması anlamında ve kur'an gibi bir haram değeri taşımamaktadır.   

Muhammed as'ın helal ve haram koyma yetkisi meselesi araf s. 157. ayeti ve benzeri bir kaç ayetin baz alınarak delillendirlemeye çalışılsada ayetlerin bütünlük içinde okuması sonucunda böyle bir durumu anlatmadığı ortaya çıkacaktır.   

 "Bizlerle sizler arasındaAllahu Teala`nın kitabı (Kuran-ı Kerim) vardır. Ondan bulduğumuz helal şeyleri helal sayıyoruz, haram olarak bulduğumuz şeyleri de haram kabul ediyoruz` deme zamanı yaklaşmıştır." 

 Bu ibare işin vehametini ortaya çıkarması açısından ibret verici bir cümledir. Öncelikle birçok kur'an ayetinin "ben gaybı bilmem" şeklindeki cümlesi gözardı edilerek Muhammed as a gaybı bildirten rivayetlerin sahipleri acaba bunun hesabını nasıl vereceklerdir?. 

Bu cümle, rivayetin neye kılıf olarak hazırlandığının ipuçlarına içermesi açısından dikkat çekicidir. Yüzlerce yıl öncesinden dahi hadis ehlinin rivayetleri din edinme yoluna karşı kur'anı din edinmeyi savunan kur'an ehlinin olduğu bu rivayetin söylenme sebebinden açıkça ortaya çıkmatadır. Kur'anı arkaya atarak hadisleri öne çıkaran ehli hadis'in karşısına kur'an ehli ne güya Muhammed as şöyle demektedir.  "Benden sonra kur'anı öncelleyelim diyen bir cemaat gelecektir sakın bunlara inanmayın ve benim hadislerime ve sünnetime sarılın" bunu desteklemek için başka rivayetlerde hazırdır " ümmetimin fesada uğradığı zamanda kim benim sünnetime yapışırsa, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanır.” veya " size iki şey bıraktım " şeklindeki rivayetler olup, bir versiyonunda kur'an+sünnet , diğer versiyonunda kur'an + ehli beyt şeklinde olması bizlere rivayetlerin yardımı ile oluşturulmak istenen din algısı hakkında bilgi vermektedir.Hadis ve sünnet'in dindeki konumunu bundan önceki bazı yazılarımızda ele almaya çalışıp toptan red etme gibi bir düşünce içinde olmadığımızı burada belirtmek isteriz. 

Burada yeri gelmişken şunuda belirtelim; hadis ehli ve kur'an ehli çatışmasının hadis uydurma boyutu kur'an ehlininde uyguladığı bir yöntemdir. Kur'an ehli bu yarışa kur'an okumanın faziletleri ile ilgili bir çok hadis uydurarak katılmıştır. Hadis usulunda uydurma hadisler kategorisinin içine dahil olan konulardan  biride " surelerin fazileti" olup bunlarıda kur'an ehli hadis ehline karşı olarak uydurma yoluna gitmiştir. 

Erike hadisi olarak bilinen rivayetin hayber günü ehli eşeklerin yenmesinin, onların stratejik önemi açısından orudu komutanı olan Muhammed as tarafından yasaklanması konusunun içine uydurma olarak idrac edilmiş rivayet , metin açısından incelendiğinde birçok sorunlar oluşturduğu görülmektedir. 

Sonuç olarak; hadis ehlinin, kur'an ehlinin karşısına hadis ve sünneti çıkarmak olarak tezahür eden din algısını desteklemek amacı ile böyle bir rivayeti uydurduğu ortadadır. Gaybı bilen ve kendi tebliğ ettiği "kur'anı öne çıkarın" diyenlere karşı "sakın haa bunlara kanmayın" dedirtilen bir peygamber algısı ancak kur'anı arkaya atıp hadisi öne çıkarmak isteyen hadis ehlinin harcıdır. Sened zinciri açısından bile tartışmalı olan böyle bir rivayet metin tenkidi açısından bakıldığında neresinden tutsanız elinizde kalan bir rivayet olup bunun Muhammed as atfedilmesi düpedüz bir iftiradan başka değildir. Bugün rivayet kitablarında hadis adı altında bizlere gelen birçok bilginin arkaplanında Muhammed as ın vefatı sonrası oluşmuş olan fırkaların kendi düşüncelerinin doğru , karşı düşüncenin yanlış olduğunun delilini hadise dayamak şeklindeki bir tezahürünü ehli hadisin gayet güzel kulandığı bir gerçektir. Hadis usulunda metin tenkidi metodu ile yapılacak bir elemeden bugün aşırı bir kudsiyet atfedilmiş olan buhari , müslim vs gibi kitaplardaki hadislerin bir kısmının geçemeyecek olması ehli hadisi metin tenkidine karşı aşırı bir tepki vermeye zorlamakta olup bu metoda olanca güçleri ile karşı çıkmaktadırlar, ancak hadis adı altında gelen bir çok rivayetin uydurma olduğu kur'an ile sağlaması yapıldığında ortaya çıkınca uydurmaları müdafaa etmek için karşı tarafa hakaret ve sapkınlık suçlamalarından başka bir delil getiremedikleride herkesin malumudur. Kur'an ehli olduklarını iddia edenlerin hadis adı altında gelen ne varsa atalım şeklindeki düşünceleride karşı tarafın ne varsa alalım şeklindeki düşüncesinden farklı bir yanlış olmayıp hadis adı gelen müktesabatı göz ardı edilemeyeceğini elimizdeki kitablardaki hadislerin sahih olup olmadığını kur'an yardımıyla anlaşılabileceği gerçeğinide artık bilmeleri gerekmektedir. 

                                   EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

Logged
Zeynep Abla
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 110


« Yanıtla #1 : 13 Kasım 2014, 12:29:40 ÖÖ 00 »

Selamun aleykum.........


Hadis konusunda özellikle sahih olup olmaması tartışmalar bitmeyecek  rivayetlere  dayanan bir şeyde de zan vardır. kesinlik yoktur .Kuran  Alemlerin Rabbi tarıfından kesin doğruluğunda şüphe olmayan  tek kaynaktan ,  sünnet ise beşeri olan  Allaha karşı sorumluklarını bilen duyarlı  en çok sakınan , korunan  ve rabbine karşı takvalı  saygı gösteren ,Allahın adı anıldığında kalbi titreyen kuran ahlakı kuşanmış  insan peygamberin tarafından uygulanmıştır.Sadece hadis konusunda değil her bilgi  kurandaki  ilahi sınırları gözlemlenir ve Kur'an ölçü alınır. Doğru ve yanlış, iyi ve kötü, yapılması ve kaçınılması gerekenleri belirlerken, geçmişin bilgisine ihtiyaç vardır.  Peygamberin elçilik ve beşer boyutundan da, ashabının söyledikleri ve yaptıklarından da,hadislerden  de,  islam alimlerinden de yararlanırız.
 asıl sorunu göremiyorlar problem değindiğiniz gibi  geleneksel yaklaşımlar Kur an ve sünneti birleştirmeleri   ve ikisine de eşit değer görmeleridir  Kuran kaynağı Allah,ilahi  Sünnet ise beşeri  uygulamalar sünneti yani  örnekliği insanın fıtrtına verilmiş olan kurandaki prensipler,   sünnete ilahlık verilirse kurandaki peygamberi tanıttığının ve misyonunun dışına çıkarılmış olur

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.054 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu