Hama Olayı ve Suriye İhvanı – 3.Bölüm-(B)

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GÜNDEMDEKİLER > Dünyadan > SURİYE > Hama Olayı ve Suriye İhvanı – 3.Bölüm-(B)
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GÜNDEMDEKİLER > Dünyadan > SURİYE > Hama Olayı ve Suriye İhvanı – 3.Bölüm-(B)
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Hama Olayı ve Suriye İhvanı – 3.Bölüm-(B)  (Okunma Sayısı 1239 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
medine düşleri
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 134


« : 28 Ekim 2014, 10:56:19 ÖÖ 10 »

1-Iran İslâm Cumhuriyetini – temelde- İslâmî bir devlet hükümet olarak kabul ediyor musunuz? Hayır derseniz; o takdirde Inkılâb’dan yardım talebiniz ve kınamanız abes olmuyor mu? Evet derseniz; o halde neden bir sürü yalan iftira ve karalama kampanyaları ile Inkılâb’ın aleyhine faaliyetler yapıp, demeçler verdiniz ve hâlâ da buna devam ediyorsunuz? ve yi¬ne;
2-Neden, İslam devletinden habersiz emirsiz ve tavsiyesiz) kıyam- isyan gibi önemli büyük hareket¬lere başvurdunuz? Ayet hâdisler İstişare’yi’ emre¬derken, hele islâm devletinin – hükümetinin (imamın) ‘velâyet hakkı’ kesinken, Kitab’la sünnet buna riâyet âmir bulunup ‘ulul-emr’e itaati’ kesinkes farz kılarken, nasıl olur da ‘keyfe mâ yaşa’ (keyfine göre) hareket edebilirsiniz? Her biriniz, sarıklı-cübbeIi, bazan da kravatlı Ulema- iBenam’dan? ol-duğunuz bu zaruri ahkâm ve evâmiri herkesden daha iyi bildiğiniz ve bilmek zorunda olduğunuz; üstelik de İslâm Aleminde önemli islami konularda yön verici roller oynadığınız halde; bu kadar önemli bir mes’elede, bu kadar önemli bir vecibeyi ve yükümlülüğü ne¬den terk ve ihmâl ettiniz? Bunun esbâb-ı mucibesi ne olabilir?..
3-Kıyam yeri olarak neden Hama‘yı seçtiniz? As¬kerî ve Jeopolitik konumu itibâriyle (Ülke’nin tam or¬tasında bulunması, dış ülkelere bitişik bulunmaması, denizle bağlantılı ve dağlık bölge olmaması yani stra¬tejik yönden nâmüsâit olması;., pây-ı taht ve merkezî şehir olmaması., gibi) uygun olmayan, bu bölge halkı neden hedef olarak gösterildi? ve va’d ettiğiniz yardımı da neden yapmadınız? (120) bilhâssa, ha¬reket önceleri, hâ Suriyeyi yıktık, hâ yıkacağız… şöyle devlet kurup, böyle idâre edeceğiz gibi… (henüz fâl yok, yumurta yokken) lâflar atarak hem
düşmanı uyandırdınız, hem de kinini bilediniz. Buna ne gibi unsurlar âmil oldu? Delilik mi? Hainlik mi?., başka esbab-ı mucibeier varsa, lütfen siz söyleyin!
4-İran   toprağında Cihân- şümul bir islâm inkılabı olduğunu, onu yıkmak için de bütün kâfir güçlerin ‘ birleşik cephe’ kurduklarını, bir sürü ambargolar- komplolar yanında emperyâlizmin bölge uşağı olan Irak Baas rejimininde (dışarıdan aldığı emir ve kapsamlı desteklerle) karadan- hava¬dan yıldırım bir taarruz savaşı usulüyle İslâm inkılabının üzerine çullandığını, bir çok şehirleri¬ni yerle bir ettiğini ve bir çoklarını da işgal ettiğini ve yüz binleri bulan kabarık sayıda mazlum İranlı Müslüman kardeşlerimizin(oda ekserisi çocuklar ve kadınlar olduğu halde) hunharca katliama uğradığını… duymadınız mı? Bütün bunları duy¬duğunuz, bildiğiniz ve dehşetengiz manzaraları adım adım takip edip seyrettiğiniz hâlde; ne yaptı¬nız?Sizin dinî ve vicdânî anlayışınız sizleri nelere sevketti? Irak kâfiriyle işbirliği yapmaya mı?
5-Bölgenizde   Baâs’ın iki kanadı olduğu, her biri¬nin de berikinden daha kâfir ve hunhâr olduğu bilin¬diği halde; Irak baâs rejimini neden tercih ettiniz?; İslâm İnkılâbıyla savaştığı, İslâmî beldeleri târ-u mâr edip müslüman yuvaları söndürdüğü ve İslam İnkılâbı’nın yayılmasına engel olmakla görev¬li bir piyon- tağut olduğu için mi? Hem Suriye’nin Inkılab’a yardımda bulunduğu bir zamanı niye seçti¬niz? İnkılabı desteksiz bırakıp da, Kavmi- tağutilik olan Irak’ın rahatlamasını sağlamak için mi? Bizce meçhul daha başka sebebler varsa ? onları da, siz söyleyin!.:.
6-Allah’ın  kanunlarının hakim olduğu,, şirk ve tağutun tar-u mâr edildiği muhteşem İslâm devletini nasıl olur da Allah’dan korkmadan (şiidir- miidir..) diye İslâm dışı göstermeye; Küfür ve tuğyan’ın bütünüyle hakim bulunduğu günümüz Arap re¬jimlerini’ İslâm? diye lânse etmeye çalıştınız? Yoksa aynı cahilî asabiyet saiki mi sizi buna ve Golan’ın İlhâkını (Suriye rejimi ve Arapçılık adına) Birleşmiş Milletler Teşkilatı nezdinde protesto etmeye sevk etti?… O da; Suriye tanklarının mazlûm-ma’sûm ha¬malı kardeşlerimize kan ve ateş kusturduğu bir za¬manda…
–   Ve yine hangi imanî ve vicdanî duygunuz, tarihe ” kara eylül” diye kara bir sahife olara geçen, Haşimî? (Ebu Leheb) Ürdün Krallığı’nın; o mazlûm, o derbeder, o mustaz’af muhâcir Filistin Halkını kat¬liam etmesini, onbinlerce (kadın -erkek ve çocuk bîçâre ve himayesiz üstelik Ürdün ülkesine misafir) Müslümanın temiz kanlarını akıtmasını görmez-likten gelmenize vesile olmuş ve kral Hüseyin gi¬bi bir cani ile (Saddam Hüseyinle de olduğu gibi) dostluğunuzu doğurmuştur?., Hünharca katledi¬len mazlum Filistinli Müslümanlar, sizlerin Din kar¬deşleri değilmidir? Onların o mazlûm kanlarının izlerini- kırmızılıklarını taşıyan o katil ellerle nasıl ve han¬gi maslâhata binâen el-ele verip el sıkıştınız? Hele; Golan’ın ilhakından (121) ve Hamakatliamından sonra Suriye’ye tebrik edercesine fiilî -nakdî yardımlarını (hiç bir şeri ve aklî gerekçe de olmadan, Suriye rejimine) takdim eden Suûdî düzeniyle de hem- dem olmanızın; değil hâsım, aksine dost plânında bir yaklaşım içerisinde bulunmanızın esbâb-ı mucibesi nedir? Aynı esbâb-ı mucibeleriniz (bilemiyoruz, eğer varsa!) İslâm İnkılâbı ile ilişkileri¬nizde neden rol oynamadı, oynamıyor?…
8-Adnan Saadeddin’in ‘Amman’ da, o da; Hama olayından hemen sonra ‘yüksek rütbeli(büyük ih¬timâl ile CIA ajanı) Bir Amerikan subayı ile neden görüşmüş ve aralarında neler konuşulmuştur? Bugüne kadar tekzib edilmemiş bu gizli ve kapalı görüşme esnasında ‘Hama olayının, İslâm inkılâbının aleyhinde nasıl kullanılacağı’ hususu¬nun ele alınmadığını kim garanti edebilir? Bunun aksini ispatlayacak deliller varmıdır? Hele; Hama’dan sonraki gelişmelerin aynı paralelde olması ve ABD’nin, Prof. Daniel Papes’in raporundaki sinsi plânlarının (122) uygulama seyrinin mutabakat arzetmesi; İslâmî hareketlerin insiyâtifinin ele alınarak “Amerikancı bir İslâm” anlayışının takdim edilmesi çabaları, Iran İslâm inkılabı aleyhine ‘koz’ olarak kul¬lanılması plânları, vs. vs… şaibelerin ve iddiaların ge¬çerliliğini ortaya koymuyor mu? Bahusus, daha önce¬leri değindiğimiz Adnan Sadeddinin Yabancı bir ga¬zeteye verdiği ve En- Nezir dergisinde de yayınlanan röportajıyla belirttiği; ve Said Havva’nın da “Akher Saah” (Son saat) ile yaptığı başka bir mülâkatıyla(123) açıkça beyân ettiği; Bizim kuracağımız dev¬let; İran İslâm Cumhuriyeti gibi olmayacak; insan haklarına saygılı olacak savaşçı olmayacak, kan dökmeyecek, gayr-i müslimlere geniş hak vere¬cek…” kabilinden cümleler ihtiva eden’ Demokratik, Aydın, hümânist kısaca Amerikan güdümlü- para¬leli” bir İslâmî anlayış imâjı da mezkûr (şâibelilik- karanlılık- şübheli ve tehlikeli) durumu daha da kuvvetli bir şekilde te’yid ve te’kid etmiyor mu? Böylece; İslâmî görünümlü, sakallı- sarıklı fetva? mercili İslâm inkılabı’na karşı çıkışların” İç yüzü meydana çıkmış olmuyor mu? Bu şumullü önemli görevin İfası için, acaba ne kadar Dolar-Dinar ve Riyal’ el¬de ettiğinizi yahut gönüllü- hasbî hizmetçiler ol¬duğunuz; ve protokoldaki yerlerininizi açıklarmısınız?
Bu tip (Amerikancı) bir İslâmî anlayışı ta’mim et¬mek – yaymak görevini üstlenmiş bulunan, finans-manının büyük bir bölümü ‘ARAMCO’ (Arap-Ameri¬kan Kampanyası) tarafından karşılanmakta olan ‘Su¬udî -Amerikan’ güdümlü bir ‘fesâd’ şebekesi hüviye¬tini taşıyan ‘Rabıta’ ile ma’lûm olan ilişkilerinizin dere¬cesini ve boyutlarını açıklarmısınız? Mahud fesâd şebekesinin ‘İslâm inkılabı’ aleyhinde giriştiği dünyâ çapındaki kampanyalarda neden roller aldınız? Siz Rabıtâ’ya, Rabıta da’ Suudi’ hanedanına hizmet ve¬rirken, Suudi rejimi kime ve neye hizmet etmektedir? Tabiatıyla, elbette Amerika’ya!… O halde; sizin hizmetleriniz kime ve nereye mal oluyor? Bunun vicdani muhasebesini yaptınız mı?.. Zaten, bu hususta sizle¬rin de İslâm inkılabı’ ve Inkılâb rehberi Merhum İmam Humeynî (R.Aleyh) aleyhine yazılar, kitaplar yaz¬manız ve Rabıta’ kanalıyla basımını ve dağıtımını yapmanız, sizlerin de ne kadar samimi mü’minler (?) ve ne derece mesuliyetlerini müdrik alimler(?) ol¬duğunuzu isbât etmektedir… Acaba, burada yanılıyor muyuz? Bizleri aydınlatacak müslüman kar¬deşlerimiz varsa, ne kadar memnun olacağımızı şim¬diden bildiririz… Fakat; Heyhat!…
9- Allah-u Teâla tarafından İnsanlar için mahall-i kıyam kılınanan (124); her renk’deki’ Müşriklerin tümünden teberri etmenin ve bunu tüm cihana ilân ve izhâr etmenini yeri ve meşheri’ durumunda olan (125) ve Resülüllah Sallallahü Aleyhi Vesellem Efendimiz tarafındarn, bil- fîîl “İslâmî güç, kudret, şehamet, izzet azamet ve vahdet’in isbât mekânı ve mahalli olduğu gösterilen ‘Mescid-i Haram’da ve ‘Kâ’be-i Muâzzama’da’, bu ilâhî ve islâmî görevleri ifâ eden İranlı, Filistinli, Lübnanlı ve Afganistanlı müslüman hacılar, Suudî – Amerikan güçlerince alçakça katliâm edilirken nerede idiniz? O zamanlar, başka âlemlerde mi yaşıyordunuz? O hal¬de, neden ‘Dut Yemiş’ bülbüle döndünüz de, lâl oldu¬nuz?…
Üstelik, İstanbul’da ve başka yerlerde düzenle¬nen, cânî Suudîleri temize(?), o vahşiyane cinâyeti haklı gösterici, hatta ihrama bürülü vücudları, Beyt’ullah’ın yanı başında param-parça edilerek şehid edilen mazlum ve maktul müslüman hacıları suçlu? hem de ‘müfsid? diye nitelendirici rezil ve hayasız kongrelere ne adına, ne diye iştirak ettiniz? Ve zulüm-cinâyet vesikâsını ‘ilmî (?) karat’ diye, nasıl ve hangi vicdanla imzaladınız? Ve imzalanmasını onayladınız?…
“Amerika, Rusya ve İsrail” gibi.. kâfir güçlerin ölümünü istemek onların zulümlerinin kalkmasını ve yok olmasınıdilemek, o kâfirlerden uzak kalınmasını ve onlara uşaklık yapılmamasını haykırmak, hangi din ve iman anlayışına göre ‘suç’ ve fesâd’ olarak nite¬lendirilmiştir? Hıristiyanlığa, Yahudiliğe ve komüniz¬me, yani emperyalizme göre mes’eleye bakılacak olursa; İranlı ve diğer müslüman hacıların Hac’daki yürüyüşleri ve sloganları suç! ve fesâd! olabilir. Zirâ; kâfirlerin egemenliklerini yıkmayı, müslümanları ve mustaz’afları onların esâretleri altından çıkarmayı amaçlamış olmaktadırlar. Peki, bundan size ne? Siz¬ler neden bu olaydan rahatsız oldunuz? Siz ki; kâfir değilsiniz! Amerikan, Rus ve Isrâil’li değilsiniz!… İranlı müslümanların onların aleyhlerindeki sözlerin¬den ve amellerinden sizler niye rahatsız oldunuz? Si¬zin, hizmetkârı bulunduğunuz Suudî’lere ne oldu da, o müslüman hacıları, Allah’ın evinin dibinde nâmert¬çe katletti? Burada, Suudilerin Yahudî, Hıristiyan ve¬ya Komünist alemin sâdık bendesi ve uşağı olduğu ortaya çıkıyor, fakat, ya sizlerin?… Siz ki, müslümansınız! Siz ki; güyâ- islâm için Suriye’de kıyam? etmiştiniz! Siz ki; dünya müslümanlarına ilim, kültür ve ahlâk dersi vermiştiniz!… Siz ki; sarıklı-cübbeli ve sakallı alimlerdiniz?!… Siz ki; mazlumlar¬dan yana bir tavır sergilemenin öncüleri? rolünü oy¬nuyor, bundan dolayı da Hama’ya ağıtlar yağdırıyor- dunuz?… Sizler, evet sizler neden ve hangi ‘İslâmi-İmani gerekçelerle, katil- cânî Suudilerin Ka’be’deki vahşiyane cinâyetini ve alçakça katliamını onay¬ladınız? Nerede ise alkışlayacak derecede cânî Su¬udîleri savunma yoluna başvurdunuz?… Mahkeme-i Kübra’daki ‘çetin’ hesabı düşünmediniz mi?…
Allah-u Teâla’nın evin’de, Allah’ın düşmanlarını tel’in etmekten daha güzel daha tatlı ve daha nurlu ne gibi bir amel bulunabilir? O Amerika, O Rusya ve isrâil ki; Allah’ın dinini çiğnemeği, şirk-küfür ve zulümle in¬sanlığı kasıp- kavurmayı temel görev ve meslek edin¬mişlerdir. Adalet ve Tevhid dini’nin (islâm’ın) merkezi olan ‘Ka’be’de,şirk-küfür ve zulûm reddedilemeye¬cek, müşrikler-kâfirler ve zâlimler tel’in edilmeyecek de nerede edilecek?… Allah’ın dinini ‘semen-i katil’ mukabilinde satmakla; hak ve hakikati ketmedip giz¬lemekle; ilâhî ve kudsî değerleri tağutî güçlere peşkeş çekmekle; zalim saltanatlar karşısında ‘ka¬vuk’ sallamakla ve onlardan ulufeler dilenmekle; Al¬lah’ın dinini hakim kılmış müslümanlara ve İslâm dev¬letine düşmanlık yapmakla; katillerden – cânîlerden yana tavır takınmakla ve onların ‘meddâhı’ olmakla Allah-u Teâla’nın -hâşâ- rızâsının kazanılabile¬ceğini beklemek; düpe-düz ahmaklıkdan başka ne olabilir ki?…
10- Mişel Eflâkçı Irak Baas rejimi emperyalistlerin emriyle İran’a karşı başlattığı tecavüzkar savaşı ile hiç yoktan ve boşu boşuna yüz binlerce mazlum İranlı müslümanların kanını akıtmış, milyonların yu¬valarını yıkmıştır. Ki; bundan muhâtabımız olan, zevât, rahatsız olmadığı gibi, bilâkis memnun ol¬muşlar ve bu hususta Saddam rejimine’ branşlarına’ göre büyük destekler sağlamışlardır. Bunda, ‘Kavmi¬yetçilik’ ve ‘Mezhebçilik’ faktörü rol oynamış(?) di¬yelim. (Bunun, elbette zerre kadar şer’î dayanağı ol¬madığı ma’lum olmakla beraber, yinede -faraza- öyle diyelim). Ya, Irak rejimi tarafından yüzbinlerce Iraklı müslümanların katliâm edilmeleri, sürgün edilmeleri zindanlarda çürümeğe terk edilmeleri ve değişik işkencelere tâbi tutulmaları karşısında, bu islâm alimi(?) bunu hangi dinî, imanî, vicdanî ve aklî gerekçelerle izâh edebileceklerdir?…
Hele; ‘Halepçe’ kentinin, Saddam tarafından ‘Kimyasal’ silâhlarla imhâ edilmesi, on binin üzerin-de mazlum- ma’sum insanların gayat gaddârca ve hunhârca öldürülmesi, sakat bırakılması ve yerleşim yerlerinin virâneye çevirmesi karşısında; ey, Hama’ya ağıt yağdıra yağdıra İslâm Inkılâbı‘na saldı¬rılarını sürdüren saray mollaları ahundlar!.. Söyleyin, Saddam’ın bu zulmü ve cinâyeti karşısında neden sessiz kaldınız? O rakik (?) ve müşfik (?) vicdan¬larınız Hama için (o da, suçsuz olan İslâm Inkılâbı‘na çullanmak amacıyla) feverân ederken, Halepçe için neden derin bir sessizliğe büründü? Saddam’ı üzmemek için mi? Yoksa aynen katıldığınız için mi, bu caniyane zulüm karşısında sukut ettiniz? Üstelik, Halepçe’li mazlum insanlar ‘Ehl-i Sünnet’ (ve şafîyy’ül- mezheb) müslümanlardır. Buna rağmen,sizden yani Suriye islâm Cephesi erkânından ve İhvânı’ndan en küçük bir üzüntü ve kınama alâmeti dahi gösterilmemiş tam aksine; cânî Saddam’la bugüne kadar işbirliğine devam edil¬miştir… İşte gönülleri, İslâm’ın hâkimiyet aşkıyla yanıp-tutuşan gerçek Müslümanlar, bunun ve sâirenin gerekçesinin ne olduğunu, mezkûr ahundlardan sormalı ve ona göre de muâmele etmelidir…
İşte; mâhiyetleri, karakterleri, samimiyetleri? Ve güvenilirlikleri (?) böyle olan şahısların ‘yön’ verdiği, ‘İdare’ettiği, ‘Fetva’ verdiği ve organizatörlüğünü yaptığı bir hareketin, ne kadar ciddî, ne kadar sami¬mi, ne kadar meşru’ ve isâbetli ve ne kadar hakperest olduğunu-olabileceğini, azıcık aklı, insafı, vic¬danı, basireti ve ferâseti olan müslüman kardeşleri¬mizin takdirlerine havâle ediyoruz!…
Cihan- şümul İslâm Inkılâbı‘na bir çok yönden oyun ve komplo oynama mantığını taşıyan bu tür provokasyonlara, ‘İlâhî nûr ve bâsiretle mücehhez’ İslâm İnkılâbı’nın aslâ gelmeyeceği- elbette- aşikârdır. Zâten, İslâm İnkılâbından habersiz – irti¬batsız ve emirsiz ‘samimi’ kıyamî hareketlerin bile, isâbetli olamayacağı ve meşru’iyyet kazanmaya¬cağı; bilhâssa, İslâm İnkılâbı’nın anlaşmalı, sulh ve barış hâlinde bulunduğu bir ülke’nin aleyhine vâki olacak her türlü fiili ve hasırhâne hareketlere, İslâm Inkılâbı‘nın aslâ yardımcı olamayacağı… hususun¬da, kitab, sünnet ve İcma ile sâbit kesin deliller vardır. Ki, ilgili bölümlerde bunları teker teker izâh et¬miş ve me’hazlarını da göstermiştik. Tekrarına, elbet¬te ihtiyaç yoktur…
Netice itibâriyle; İslâm İnkılâbı, kitab – sünnet ve icmâ gibi… kat’ı İslâmî deliller muvâcehesince; İslâmî Siyâset ve şer’î maslâhat‘ın âmir hükümleri ve gerekli kıldığı gerekçeler muktezâsınca hareket etmiş, İslâm’ın‘ilahî hedeflerini’ gözetlemiş, hissi ve fevri karar vermekten kaçınmış bu şerî ve aklî zaru¬retlerle birlikte, olayın‘Perde arkası‘ndaki bir sürü karanlık oyunlardan- komplolardan dolayı, ‘Ha¬ma‘dan yana; ve ‘Sulh’ hâlinde olduğu; ve bu durumu devam ettirme ‘mecburiyetinde’ bulunduğu Suri¬ye’ye karşı tavır koymamıştır. Zâten; dinen de, aklen de böyle bir tavır koyabilmesi de mümkün değildi… Ve’s-selâm…
KIYAM ETME MECBURİYETİNDE BIRAKILAN HAMA HALKI’NIN ŞANLI DİRENİŞİ
İslâm’a gönülden bağlı müslüman Hâma halkı, dünya’nın sâir yerlerindeki kahraman kardeşleri gibi, İslâm’ın hakimiyet aşkıyla uzun yıllardan, belki de asırlardan beri yanıp – tutuşmuş, lâkin bir türlü bu kut¬sal hedefine varamamıştır. İslâm İnkılâbı’nın hakimi¬yetinden sonra, tüm dünya’da uyanan İslâmî aşk ve heyecân, tabiâtıyla Hama’ya da yansımış, İmanlı- kahraman müslüman halkını ihtizâza getirmiştir. Fa¬kat; ne yazık ki, Hama’lı müslümanlar dahilî ve haricî bir sürü komplolarla ve provokasyonlarla karşı karşıya gelmiş, bundan dolayı da kendini Suriye canî rejiminin kan içici askerî güçleri ve katliâmı arasında görmüştür…
Irak ve Suudî rejimleri tarafından himâye edilen, yönlendirilen ve çok yönlü destek verilen bir kısım şâibeli- meçhûl eşhâs ve mihrâklerin ‘Emr-i vakilerine; Suriye’nin kasıtlı ve intikam amacına yönelik eylem¬leri ve provokasyonel hareketleri de (126) eklenince, silâha sarılıp dinini, imanını, namusunu ve mukaddesâtını savunmaktan başka bir çıkış yolu bulama¬yan mazlum Hama halkı, tarihin altın harflerle yaza¬cağı muhteşem kahramanlıklar sergilemiş; bir avuç silahsız müslümanın, gerektiği takdirde , güçlü ve düzenli ordular karşısında bütün gücüyle savaşacağını, kâfir güçlere aslâ boyun eğmeden izzetle ve şerefle ‘Şehâdet’ şerbetini içmeğe doğru koşuşup- uçuşacağını bil-fiil göstermiştir…
Zaten; Adem Aleyhisselâm’dan günümüze ka¬dar… devam edip gelen İslâm Inkılâbı‘nın doğuşu gelişmesi ve seyir tarzı incelenirse; baştan başa ‘İman, Cihâd, Kıyam, Mücadele ve Şehâdet’ görülecektir. Şeytanî güçler ve dünya müstekbirliği; sümürü sistemine, zalim saltanatına ve dünya hege¬monyasına karşı tek engel olarak kabul ettiği cihan-şümul “İslâm lnkılâbı“nı (tarihin her devresin¬de) yıkmak, hiç olmazsa mecrâsından çıkararak de¬jenere etmek; küllî ve umumî yapısını, cüzî ve hu¬susî (bölgesel ve sair…) bir yapıya çevirmek; merkezî otorite’ olma durumunu ve ‘Umumî veyâleti’ni sabote etmek; fikir ve hareket ayrılığını körükleyerek’ cihan¬şümul’ Islâmî‘Vahdet’ ‘ittihad’ ve ‘Uhuvvet’ an¬layışını akâmete uğratarak yıkmak., gibi hedefler gütmek, dünya müslümanlarının ‘ tek İmama- Hükümete’ bağlı ‘tek Ümmet’,’ tek Millet’,’ tek Or¬du’ ve tek Güç’ olmalarını engellemeği; böylece, Öz Muhammedi İslâm‘ın, Yani İslâm Inkılâbı‘nın ger¬çek İlahî misyonu olan ‘Cihan- şümul hükümranlığı‘nı akim bırakmayı ‘Gaye’ edinerek ‘Esas’ almakta; bunun için de bütün gücünü ve imkânlarını seferber edip, caniyâne- vahşiyâne hun¬harca kanlar akıtmaktadır…
Bu tür câniyâne zulüm ve katliâmlar, dünya müstekbirliğinin ve tağutî güçlerin tarihi vasfı ve ka-rakteridir. Günümüz dünyasında, örneğin; Şâhlık döneminin İran’ında, Afganistan’da, Halepçe’de, Hama’da Eritre’de, Filistin’de, Lübnan’da, Rusya’da ve sair tüm tağutî bölgelerde görülen zulümler, cinâyetler ve katliâmlar, tarihin tekrar tekerrür etmesi ve ye¬niden hâzin cilvesini göstermesidir…
Demek; konu, köklü bir şekilde çözüm bekleyen çok önemli bir meseledir. Sınırlı ve mevzîî çözüm şekilleri, mes’eleyi sâdece geçici olarak kamufle et¬mekten ve yaraların üzerini küllemekten başka bir so¬nuç vermeyecektir…
Onun için; dünya emperyalizmine ve tağutî düzenlere karşı çıkarken de köklü, kalıcı şümullü ve umumî bir yol izlenmeli, konu’ Cihan-Şümul’ bir ze¬minde ve platform’da ele alınmalı , tüm dünya müslümanlarının ve mustaz’af hakların kaderine or¬tak olucu ve müşterek hareket edici bir yol izlenmeli¬dir. Ki; şeytanî ve müstekbir güçlerin çok yönlü ve şümullü oyunları ve komploları bozulup, mel’un plânları akim kalsın… Binaenaleyh; bu hususta şu kadarcık bir mütâlââ ile, yazımıza son verirken, ko¬nuyla alâkalı- sâdece- bir ip ucu vermekle iktifâ etmiş olacağız:
Mâlûm olduğu üzere, İslâm; akıl, kalb, ruh, be¬den… ve bunlarla alâkalı sayısız uzuv, unsur, cihaz ve mekânizmayı ihtivâ eden ‘İnsan hayatı‘nı – her yönden- idare etmek üzere Allah-u Teâla tarafından gönderilen ilâhî kanunlar ve prensipler manzûmesi’dir… İnsanların ferdî, ailevî ve içtimâî tüm yönüne ilâhî hükümranlığı esâs alan İslam; her hususta, aksi¬yonu ve pratiği temsil etmekte, fîîl ve hareketi bütün .yönleriyle süreklilik göstermektedir. Ki; sulh-u salâh, silm-ü selâmet, güven ve emniyet ve kurtuluş., an¬lamlarına gelmektedir. Müslüman ise; İslâm’la müsemmâ ve muttasıf, yani Allah-u Teâla’ya, hükümlerine boyun eğip teslim olmuş, inkıyâd ve tâât içerisinde bulunarak selâmete (kurtuluşa ve emniye¬te) kavuşmuş kişi, demektir…
O halde; İlâhî hükümlerin tatbikatı, yani İslâm’ın pratiği, organize edilmiş ve teşkilâtlanmış ‘müces-sem’ timsâli olan‘İslâmî Hükümete’ ve onun mihveri olan ‘Ulu’l-emir’e bağlanıp te teslim olmak ve itaat içerisinde bulunmak dahi, müslüman olmanın muktezâsıdır… Onun için; itaat edilmesi kitab-sünnet ve Icma’ ile sabit olan’ Ulu’l- emre ve ‘İslâm Inkılâbı‘na itaat içerisinde bulunmayan, hele âsî olan veya hâsımâne tavır alan kişinin müslümanlığında zafiyet ve sakatlık vardır, demektir, zira, İslâm; ‘Devlet’ ve ‘Hükümet‘ yolu ile ‘küllî’ plân’da tatbik imkanı bulur, yani mücessem bir hâle gelir. Ki, bu da; ‘Ulu’l-emrin varlığını ve ona’ İlahî hudud’ dahilinde itaat edilmesi¬ni, böylece tek Ümmet ve tek Millet durumuna ge¬linmesini iktizâ etmektedir, ‘tek ümmet’ ise ‘tek imam’ ile gerçekleşebilecektir. Ki, bu hususta vârid olan nassların sayısı epeyce bir sayıya ulaşmış bu¬lunmaktadır…
Allah-u Teâla’nın rahmeti ve yardımı da, ancak müslümanların ‘Cemaat‘(imam’lı toplum) olmaları ve ‘tek ümmet’halinde ‘Vahdet’ içerisinde bulunmaları durumunda va’d edilmiş; aksi takdirde ‘azab’, ‘zillet’ ve ‘zafiyet’ hûlul etmiş olmaktadır. Bütün bunlar, pek çok ayet ve hadislerde sarâhaten beyân edilmiş; böylece müslümanların sââdeti veya şekâveti’nin yolları gösterilmiştir..
Baştan başa tevhidi bir nizamı, intizamı, disiplini, ahengi ve ilâhi hükümlere kesin itaati esâs alan Islâmın, bundan başka bir öğretisinin bulunması da, zâten mümkün değildir…            v
Bu -kısacık- gerçeklerin teslim ve kabul edilme¬sinden sonra; günümüzde, öz Muhammedi İslâm‘ın bütün vasıflarını ve özelliklerini bünyesinde taşıya¬rak, ihtişamla doğan İslâm Inkılâbı‘na ve O’nun ehîl ‘Rehberi’ ne ıtaât ve teslimiyet içerisinde bulunmanın ve O’nun ‘ekseni’ etrâfında Cemaat‘ve ‘tek Ümmet’ oluşturmanını İslâmî vecibe olacağı ve gerçek müslümanlığın da bünu muktâzi bulunacağı, böylece anlaşılmış olacaktır….
Bir milyarı aşkın müslümanların, tek İmam‘ın em¬ri altında ‘tek Ümmet‘ve tek Ordu’ hâline gelmesiyle, artık emperyalist güçlerin dünya egemenliği son bu¬lacak, kan içici tağutî düzenler, müslümanların, hatta mustaz’afların kanını akıtma ve varlıklarını talân et¬me imkânından mahrum kalacak; mazlum insanlar için ‘kurtuluş’ güneşi doğacak; ve dünya hak, hukuk, nûr, huzur, saâdet ve adâletle dolacaktır… İnşaallah…
Hükmen ‘tek Millet’ olan küfrün, bil-fiil ‘tek Güç’ olarak İslâm’a karşı cephe’ oluşturduğu şu zamanda, müslümanların daha da öncelikle ‘tek Ordu’ hâline gelmeleri ve ‘tek Millet’ altında, küfür cephesinin karşısında güçlü ‘İslâm Cephesi’ ni vücuda getirme¬leri, hayatî zaruret derecesinde şarttır. Hama, Halepçe, Afganistan, Filistin, ve sâir şehidlerimizin müba¬rek ruhunu şâd edecek; dünya müstekbirliğinin zalim sultasının yıkılmasını İslâm’ın ve müslümanların iz¬zetini yüceltip, dünya hakimiyetini gerçekleştirecek yol, ancak budur!…
Bu kutlu yolun bânilerine ve sâliklerine, sonsuz selâmlar olsun!!..
 
DİPNOTLAR
77)Mukaddime: 1/542-546
78)Tarih:           22-Eylül-1980…
79)Bakınız,.Enfâl suresi: ayet: 60 ve Tefsiri için; Fiziiâl: 7/67-70
80)Resülüllah (s.a.v.) efendimizin, Mekke’nin fethini müteakip çıktığı Huneyn (havâzin) savaşı için henüzmüslüman olmamış bulunan Safvan B. Umeyye’den ariyeten aldığı silâhlar İçin bakınız: ibn-i Esir: 2/243; Asrı Saadet: 1/354; İslâm Tarihi (A. Koksal): 8/338,403; ve Ek¬ser Hadis-siyer kitablarının” Huneyn seferi” bölümlerinde konu ile ilgili ma’lumai bulabilirsiniz…
81)  )  Bakınız, Enfâl suresinini 72. ayetinin tefsiri için ; Fi- Zılâl’il- Kur’an: 7/98-102
82)  )  Bakınız, Tevbe suresi: ayet; 111
83)  )  Suriye Dosyası: 75,83,86
84)  )  Tağutî rejimlerin izni, müsaadesiyle zuhur eden; bu kâfir düzenlerin İdeolojisini kabul ve tatbik etmeyi(tüzük, proğram, kavlî ve fiilî beyânlariyie garanti ederek) taahhüd eden; Şer’i – İslâmî (değil hükümranlığı)mef¬
humları bile izhar edemiyen ve rejimin putlarını- temel ilkelerini (değil değiştirmeyi) tenkid edilmesini bile teklif edemiyen ‘particilik’ illetinin zebubunu olanların da ‘Hu- deybiye‘yi mezkûr nâmeşru, gayr-i İslâmî pozisyonları için delil getirmeleriyle Yüce Resulultâh (s.a.v.) Efendimizi de – haşa- kendi pozisyonlarında göstermeye cür’et etmeleri, gayet hazin ve itikadi sarsıntıları tevlid edecek kadar vahim bir manzaradır. İslâmî Inkılâb’ın tarihi, yapısı, mantığı, ki¬tabı ve seyir çizgisi bu tür’ demokratiklik, tabasbustuk ve tağuta temellük ihtiva eden ‘ partisel karekterden tama¬men uzak, nezîh, müsteğnî ve azâdedir. Böylece biline…
85-) Örneğin; Suriye İslâm Cephesi, Laik- kapitalist- Nusayri, Baascı ve Nasırcı gibi… gayr-i İslâmî unsurlarla işbirliği yaparak kader birliği yapmış; Demokratik ve Hüma¬nist bir görüntü arzetmeye gayret etmiş; “Biz iran gibi bir İslâm cumhuriyeti kurmayacağız, başka türlü kur- cağız” kabilinden beyanatlar veren ve Cephenin en yetkili adamı olan Adnan Sadeddin, ayrıca; Hama olayını müteâ- kib ‘yüksek rütbeli bir Amerikan subayı ile Amman’da -
gizli- Görüşmeler yapmış.vs… vs. Örnek olarak bakınız: Suriye Dosyası; 139, 149,151, 163, 176, 178, 183, 245, 247,272; Aylık Dergi: 87/42-44
86-    )               Hama’ya sahib çıkmayan, o yüzden Suriye ile ilişki¬lerini kesmek istemeyen islâm İnkılâbı, neden Suriye’nin şehid ettiği 21 Lübnan Hizbullahîleri için Suriye’yi ikâz et¬meyi ihmâl etmedi?” diye vârid olacak sûalin cevabı şudur: a-) O zaman, İslâm İnkılâbı artık güçlenmiş; hayatiyeti Suri¬ye’nin yardımlarına- ikmâllerine muhtaç durumdan kurtul¬muştu. b)Hama olayı, Suriye’nin sınırları içerisinde ce- reyân etmiş ve fiili bir kıyam sonucunda doğmuştu. Lübnan- Hizbüllahilerinin durumu tam aksidir. Binaena¬leyh; Suriye’nin bu fiili İnkılâblar olan anlaşma kapsamına asla girmez… c) Suriye islâm Cephesinin şaibeli durumu¬nun aksine, hizbuilahiler’de asla bu durum söz konusu değildir; tamamen saf- katışıksız ve hatt-ı ınkılab üze¬rinde bir harekettir, d) Hama, Inkılâbdan habersiz – is- tişaresiz- em irsiz yapılmıştır. Ve üstelik, Inkrlâb’ın savaş halinde bulunduğu Baas’a karşı değil de, sulh-barış ha¬linde bulunduğu bir Baâs’a karşı ve ınkılab’ın en kritik ve zor durumda bulunduğu bir zamanda, üstelik Irak Baası ile işbirliği halinde harekete geçilmiştir. Hizbullah ise;tamamen ınkılab’dan aldığı emirlerle hareket et¬mekte ve ınkılab’ın bariş halinde olduğu bir ülkeye karşı değil, savaş halinde olduğu bir ülkeye (Isrâil, Amerika gibi) karşı savaş vermektedir. Inkılâb, buna rağmen Suriye ile ilişkileri Tam bozacak kadar, sert bir tavır almaktan yine de istinkâf etmiş; emperyalist güçlerin geniş boyutlu hilelerine ve komplolarına karış tedbirli olmuştur… “Ayrıca biz ve hizbullah, lübnan’dakj stratejik hareket¬lerimizi İslâm cumhuriyetinin bir devamı olarak görmekteyiz” diyerek, siyasî emir merciinin tek yer’de (Inkılâb’da) olduğunu bildirerek, imamın vereceği emir¬ler doğrultusunda savaş ve sulh yapabileceklerini” ifa¬de eden (Girişim: Şubat-1988 sayısı sah. 12,13) Mücahid- Sünnî Alim Şeyh Sâid Şa’banın reisi bulunduğu İslâmî Tev- hid Hareketinin Trablusşam’da Suriye tağutî düzenince kuşatılması esnâsında islâm inkılabı yine gereken meşru’ müdahaleyi (imkanlar ve mevcut şartlar nisbetinde) yapa¬rak,Müslümanların katliâmına engel olmuştur. Ki; katliam¬dan kurtarılmış bulunan bu müâlümanların tamamı ehl-i sünnettir…
87-   )                Bakınız, Bakara: 177; Al-i imrân (3): 76,77; Mâide (5):1; Nahl (16): 91,92; lsrâ(17):34; Ra’d (13): 20,22,23,25; Mü’minûn (23): 8 Tevbe (9):4:…
88) Bakınız: 70,71,72,73 ve 75 no’lu dipnotlarda geçen kaynaklar…
89)                )Bakınız:     76 no’lu dipnottaki kaynaklar…
90)   )               Hama ile dış güçler iki menfi sonuçtan birisini ummuşlardır: a) islâm Inkılâbı’nın Hama’dan yana tavır alarak Suriye ile barışı ve ilişkileri bozması, b) islâm Inkılâbı’nın Hama’dan yana tavır koymayıp Suriye ile nor¬mal ilişkilerini ve barış hâlini devam ettirmesi. Birinci durum: islâm Inkılâbı’nın yıkılmasını; İkinci durum’da islâm İnkılâbı aleyhinde mezhebî vs. ithâm ve kampanyaların yapılmasını, netice vercekti… islâm Inkılâb’ı Inkılâbîliğin tabîî gereği olarak ikinci (ehven) şık’la iktifa ederek, yıkılmasını sonuç verecek olan bir tavır ve hareketten kaçınmıştır. Ki; bu husustaki fıkhî (İslâmî) kâidelerden bazıları şunlardır: a)” Zarar-ı ammı def’ için zarar-ı has ihtiyar olunur.” (El-Eşbah: 43’den, Mecelle: 26) Yani: Ge¬nel- Umumi büyük zararları def için onlardan kurtulmak maksadiyle özel ve küçük şerler (ister istemez) kabullenilir. Aksi halde, genel şerler ve belâlar alemi istila eder. b)”Za- rar-ı eşedd, zarar-ı ehaff ile izale olunur.” (Mecâmi': 369’dan, Mecelle: 27)Yani: Çok şiddetli zararlar ve fitneler, (başka bir yol ile def edilemeyince, o zaman) en hafif zarar¬larla izâle edilerek, büyük zararlardan onunla korunmaya çalışılır, c) “İki Fesâd tearuz ettikde, ehaffi irtikab ile a’zamının çaresine bakılır.” (Mecami': 366’dan, Mecelle:
I-    Yani: iki türlü fitne- fesat ve bozukluk bir arada bulunur, bunların İkisinden birinden kurtulmanın mümkün ol¬madığı zamanda büyük fesâd’ın ancak (ona göre, onunla kıyâslanınca) küçük ve hafif kalan fesâdla def’ edilmesi¬nin mümkün olabileceği bir durumda, O hafif fesâd’a cevaz verilir ki; büyük fesad doğmasın diye… d)”Eh- ven-i şerreyn ihtiyar olunur” (El-Eşbah: 44’den, Mecelle:
II-   Yani: iki Şerr bir arada zuhur ederse büyük şerden kurtulmak için şerrin ehveni ihtiyar edilir… e)Def-i me- fasid, celb-i menafi’den evladır. “(El-esbah: 45’den Me¬celle: 30) Yani: Fayda ve kazancın elde edilmesinden önce, fesadların def edilmesi öncelikle göz önüne alınır, işte; bu kaideler ışığı altında, islâm Inkılâbı’nın Hama olayı dolayı- siyle izlediği yolun ve siyasetin ne kadar isâbetli, ne kadar meşru ve ne kadr ma’kul olduğu daha iyice anlaşılmıştır, inşaallah...İslâm Inkılâbı’nın yıkılmasını intaç edecek bir şerden – fesad ve zarardan daha büyük bir şerr – fe¬sad ve zarar düşünülebilir mi? Haşa!
91)  )                Onunu için, samimi gerçek mü’minlerin; Tağutlara ve tağutî kurumlara teslim olmayan hizbullahî müslümanların çok dikkatli ve hassâs bulunmaları ve islam inkılabının hâin düşmanlarının ve onların oyun¬larına gelen gafillerin hilekarlıklarına ve ” hümanist- pe- restliklerine” aslâ aldanmamaları icab eder! Kİ, bu imanî basiretin gereğidir!
92)   )                Bakınız; Al-i lmran (3): 159; Şûrâ (42): 38
93)        )AI-i    lmran (3): 103
94)        )AI-i    lmran (3): 105; Enfal (Cool: 46
95)          )Nisâ                (4): 59
96)   )               Suriye Dosyası: 134; Dünya Müslümanlarından Sesler: 1/20
97)  )                Dünya Müslümanlarından Sesler: 1/20; Hama Ah: 34-41
98)                )Bakınız;    Suriye Dosyası: 134,141,160,174
99)   )                Suriye Dosyası: 169
100)   )              Suriye Dosyası:140,169,170,174
101)   )              Suriye Dosyası: 139-141
102)   )              Suriye Dosyası;140,154,174,176
103)   )              Suriye Dosyası: 176
104)                       )Resü!ül!ah      (s.a.v.) efendimiz; Yahudilerle hırıstıyanları Ceziretü’l- Arab’dan (Arab Yarımadasının tümünden) mutlaka çıkaracağım. Ta ki; Müslümanlar¬dan başka kimseyi (o bölgede)bırakmayacağım“.diye, buyurmuştur: Müslim (Tercüme): 8/530; (Arapça): Kitab’ul – Cihad Ve’s-Siyer; 21; (Yaklaşık rivayetlerle, yine; Müslim : (Tercüme): 8/527 vd.; (Arapça) Cihâd: 20; Sahih—i Buhari (Tecrid-i Sarih): 8/140-142; llaâhir…
105)    )             Suriye Dosyası: 178
106)   )              Suriye Dosyası: 163,170,173,174,188
107)   )              Suriye Dosyası:174
108)   )              Suriye Dosyası:54,56,151
109)   )             Dünya Müslümanlarından Sesler: 1/29; Aylık Dergi: 87/42
110)   )              Suriye Dosyası: 151 vd.
111)   )              Suriye Dosyası:: 245; Aylık Dergi: 87/42,44
112)           )Aylık             Dergi: 87/44
113)   )              Suriye Dosyası: 154,156
114)   )              Dünya Müslümanlarından Sesler: 1/15,16
115)   )              Suriye Dosyası: 246 (H.Algar’ın notu.)
116)  )              Suriye Dosyası: 247 (H.AIgar’ın notu.); Aylık Der¬gi: 87/44
177-) Suriye Dosyası: 271,272 (H.AIgar’ın nötu.)
118-   )              Suriye Dosyası: 248 (H.AIgar’ın notu.)
119-   )              Suriye Dosyası: 247 (H.AIgar’ın notu.)
120-   )              Suriye Dosyası: 244 (H.AIgar’ın notu.)
121-   )              Suriye Dosyası: 241, 245, 246
122-   )              İslâm Dergisi: 20/27; Aylık Dergi: 87/44
123-                      )’En-nezir’in      17- Haziran-1981 tarihli sayısına at¬fen Suriye Dosyası: 271,272 (H.AIgar’ın notu.); ‘Akher Sa- âtj| (Son Saat)’ın 25- Şubat -1987 tarihli sayısına atfen “Za- man’gazetesi: 27- Kasım-1987 tarihli sayısı; Crescent’in
16-30/Nisan/1987 tarihli sayısının 3. sahifesine atfen ‘Za¬man’ gazetesi: 6-Temmuz-1987 tarihli sayısı; ‘İktibas’ der¬gisi: Temmuz -1987 sayısı sah. 30-32
124-    )”           Allah-u Teala, muhakkak ki Beyt’ül- Haram olan Ka’beyi İnsanlar için (mahall-i) kıyam kıldı… “(Mâi- de: 97)
125-  )              Tevbe (Berâe): 1-3; (daha geniş bilgi için, mezkûr ayetlerin tefsirine ve esbâb-ı nüzulüne de bakınız.)
126-   )             Bakınız; Suriye Dosyası; 128; (Ayrıca; Hama halkının temel yapı olarak’ dindar’ oluşu, Cephe Önderleri tarafından sürekli olarak gündemde tutulup ‘deşifre’ edilişi, Adnan Sadeddin ve Sâid Havva gibi simaların ‘ Hama’lı oluşu… gibi faktörlerin de, ‘Hama‘nın ilk hedef alınmasında önemli rol oynadığına daha önce temâs etmiştik…)
(Not: Iran İslâm Inkılâbı’nın ‘Hama’dan sonra Suriye ile ilişkilerini devam ettirmesinin ve bunun tabiî neticesi olarak da’ karşılıklı ziyaretlerin’ teâti edilmesinin ‘Şer’i gerekçele¬ri” ve meşruiyeti’ böylece anlaşılmıştır, sanırım… Ayetullah Halhalî’nin ve şâir İranlı yetkililerin Şam ziyaretleri ve Hal- hali‘nin verdiği beyanat, Hama olayından çok önceleri (1980 yılının ilkbahar’ındaj gerçekleşmiştir. (Bakiniz; Suri¬ye Dosyası: 92,213, 232) karmaşık veşaibeli bir yapı oluşturan Suriye İslâm Cephe’sinin sorumsuzca tavırları ve karanlık hareketleri sonucuHalhali‘nin verdiği ( haklı ol¬duğu bilahare anlaşılan) beyanatı, yine de İranlı ‘Hizbul- lah’ tarafından ‘Ümmet- i islâm’ ve ‘savt’ül- Mustaz’afin’ dergilerinde açıkça tenkid edilmiştir. Bakınız Suriye Dos¬yası: 92,232 .Fakat; buna rağmen, bir kısım cühela veya kasıtlı kimseler tarafından, Halhali’ nin mezkûr beyanatı (İnkılâbı ilzam edici imiş veHama olayından sonra vaki ol¬muş gibi gösterilerek) İslâm Inkılâbı’nın aleyhine ‘koz’ ola¬rak kullanılmak istenmektedir. Bunun da ne derece ‘Abes’ olduğu, olacağı izahdan varestedir.)
Hülasâ-i Kelam: Durum ve keyfiyet, bu kadar bâriz ve açık olduğu halde; hâla (normal, hatta dostça(?) tenkid ve murakabe maskesi altında) İslâm inkılabını (mezhebi, tat¬biki, cihadi vs. konularda) İtham edenlere, açık- kapalı, ‘hedef’ alanlara, muhtelif vesileleri bahane ederek sa¬mimi müslümanlara evham ve şübheler verenlere , böylece gerçek müslümanların islam inkılabına olan muhabbetini- iştiyakını ve bağlılığını’ sekteye’ uğrat¬mak isteyenlere karşı; tüm hizbullah’ müslümanları sürekli olarak ‘ muâvvizeteyn’ surelerini okumalarını, (cinnî şeytanlardan ders ve ilham alan) ve insi olan, ‘El- Hannas’ın vesveselerinden ve şerlerinden yüce rabbi- mize sığınarak, ‘istiaze’ içerisinde bulunmalarını tavsi¬ye ederiz… vesselam!
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.055 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu