"SURİYE DE CİHADA DAVET EDENLER CEPHEYE GİTMİYOR"

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GÜNDEMDEKİLER > Dünyadan > SURİYE > "SURİYE DE CİHADA DAVET EDENLER CEPHEYE GİTMİYOR"
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GÜNDEMDEKİLER > Dünyadan > SURİYE > "SURİYE DE CİHADA DAVET EDENLER CEPHEYE GİTMİYOR"
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: "SURİYE DE CİHADA DAVET EDENLER CEPHEYE GİTMİYOR"  (Okunma Sayısı 1515 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
medine düşleri
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 134


« : 16 Ekim 2014, 12:07:02 ÖS 12 »

Suriye’de cihada davet edenlerin haddi hesabı yok. Büyük Şeytan ve işgalci İsrail başta olmak üzere ne kadar uşakları varsa Suriye devletine karşı savaş ilan ediyorlar. Muhalefeti destekleyen İslamcı guruplar âlimler Suriye devletine karşı cihada davet ediyorlar. Nasıl olsa bu beylerin cihad ilan etme ve cihada davet etme hak ve yetkileri var. Cihat edenlerde Suriye’de asker ve polisleri öldürürse mücahit olacaklar. Bu mücadelede ölürlerse şehit olacaklar. Bu cihada tabiî ki en çok sevinende Amerika ve işgalci İsrail olmaktadır. Cihadın daha da şiddetlenmesi için gereken desteği de esirgemiyorlar. Suriye’deki cihada davet edenlerin çoğu da cepheye gitmiyorlar. Onların etkisinde kalan gençler gidiyorlar. İslamcı ağabeyler, bazı gençleri şehadete yollamanın sorumluluğunu üstleniyorlar. Kendilerinin imkânları olmadığı için mazeret sahibi oluyorlar.

Allah’ın adıyla

Düşüncelerimizi ifade ederken bağlı bulunduğumuz bir merkez olmazsa konuları ve olayları farklı değerlendiririz. Esas aldığımız bir merkez varsa olayları daha farklı değerlendiririz. Kuran ve sünnetten hareketle olayları değerlendirirsek farklı yere varırız. Kuran ve sünnetin işaret ettiği velayet sahiplerini esas alırsak farlı değerlendirmelere varırız.

Kuran ve sünnet, dünyada cereyan eden olayları değerlendirmede her müslümana aynı şeyleri söyletemez. Her müslüman kendi çapında bir anlayış sahibi olur. Her Müslümanın kuran ve sünnetten hareketle aynı değerlendirmelere varamaz. Kuran ve sünnetin her müslümana nerede ne zaman ve nasıl hareket edebileceğini net bir şekilde göstereceğine dair yanlış bir düşünce vardır. Zannediliyor ki, Kuran, her müslümana fert fert olaylar karşısında bir çıkış yolu göstermektedir. Belki Kuran ve Sünnet olaylara yaklaşımda bir yöntem üzerinden bir çıkış yolu sunmaktadır. Kimlere itaat edileceğini belirterek ve itaat edilerek bir çıkış yolunun olabileceğini göstermektedir.

Özellikle Müslümanların kimlerle nasıl ve ne zaman mücadele edeceğini ancak itaat edilecek önderler eliyle belirler. Yoksa ben Kuran ve Sünnet’ten hareketle şöyle yapılmasını öngörüyorum demek hiç kimsenin haddine olmadığı gibi, hakkı da değildir. İtaat makamında olmayan hiç kimse kendisi için ve hele Müslümanlar için kuşanılması gereken tavrı belirlemeye ve insanları yönlendirmeye hakkı yoktur. Hiçbir Müslüman hangi verilere dayanmaya çalışırsa çalışsın, Müslümanlar için cihad ilan etme ve cihada davet etmeye yetkili değildir. Kim buna yöneliyorsa ancak kargaşa ve anarşiye yönelmiş demektir.

İslam’dan hareketle cihad etme ya da bir mücadeleyi cihad olarak ortaya koymak yetkisi yüzlerce binlerce konuşan yazan kimsenin elinde olursa bu başlı başına en büyük musibettir. Yerinden kalkan hocalar, ağabeyler ve siyasiler bu konularda konuşabiliyorlar. Özellikle son yirmi otuz yıldır cihad adına işlenen cinayetlerin ve Müslümanlara verilen zararların haddi hesabı yoktur. Herhangi bir yerde kendisince bir mücadele başlatan adını cihad koyabilmiş. Tabiî ki öncelikle cihad ilan etmeyi kendilerinde bir hak görmelerinin yanlış bir sonucu olarak bu kararlarını vermişlerdir. Her gurup kendi cihadını ilan edebilmektedir. Sonuç olarak ta İslam ve Müslümanların zararları tamiri imkânsız zararlar vermektedirler.

İslam anlayışı Müslümanlar arasında hak islamdan ve akıldan o kadar uzaklaşmış ki, İslam, gurup ve bazı âlimlerin elinde kullanma malzemesi olmuş. İsteyen istediği gibi ayet ve hadislerden hareketle şahsi kanaatlerini Müslümanların sorumlulukları şeklinde sunabilmektedir. İnsanların kendilerince bildiği doğrulardan hareketle olması gerekeni belirlemeye kalkmaları yanlışlık olarak yeterde artar bile. Hudeybiye antlaşmasında Resul’ü Ekrem’e karşı, “bu antlaşma Müslümanlar için zillettir diyenler” iyi niyetli bile olsalar İslam dışı hareket ediyorlardı. Hangi antlaşmayı kimlerle ne zaman yapılıp yapılamayacağına karar vermeye her müslümanın yetkili olduğunu zanları, başlı başına bir cehaletti. Bu zamanda bu cahilliği, konuşan yazan ve adı âlime çıkan, sözde cihad edenlerden başkaları da yapmamaktır. Bunlar İslam ve Müslümanlar için hiçbir şey yapmasalar bu kadar zarar vermiş olmazlar.

Bu düşünce anarşisinin yaşandığı bu zamanlarda artık yanlışlıkları sorgulamakta mümkün olamıyor. Bir zamanlar Keşmir cihadı vardı. Bu cihadı kim ilan etmiş, kimler ne için mücadele etmiş ve şimdilerde Keşmir için mücadele edenler ne yapıyorlar? Bu cihaddan ne elde edildi. Aynısını Çeçenistan’a uygulayın. Buralarda cihadlar olmasaydı ne olurdu, cihadlar sayesinde ne oldu. O bölgelerdeki Müslümanlar acaba mücahitlere teşekkür edecek durumda mıdır? Elbette ki bunlar değerlendirilmedi. İslam ümmeti yirmi otuz yıldır en büyük zararları cihad adı altındaki uğraşılardan görmüştür.

Cihad kavramı kadar kirletilen bir kavram olmamıştır. Allah’a hamt olsun ki her yönüyle lekesiz ve mükemmel olan örnekleri de görmüş olduk. Hizbullah’ın kelimenin tam anlamıyla cihadına şahit olduk. Hizbullah öyle bir düşman seçti ki tüm Müslümanların ve insanlığın düşmanını düşman seçti. Kullandığı yöntem ve emsalsiz kahramanlıklarla kirletilmeye çalışılan cihad kavramının doğru anlaşılmasını sağladı. Liderliği ise islamın tüm güzelliklerini yansıtıyor. Bu cihadın neresini eleştirebilirsiniz? Bu bağlamda Filistin direnişini de selamlamak gerekiyor. İyi ki böyle güzel örneklerde ortaya çıkmış.

Suriye’de cihada davet edenlerin haddi hesabı yok. Büyük Şeytan ve işgalci İsrail başta olmak üzere ne kadar uşakları varsa Suriye devletine karşı savaş ilan ediyorlar. Muhalefeti destekleyen İslamcı guruplar âlimler Suriye devletine karşı cihada davet ediyorlar. Nasıl olsa bu beylerin cihad ilan etme ve cihada davet etme hak ve yetkileri var. Cihat edenlerde Suriye’de asker ve polisleri öldürürse mücahit olacaklar. Bu mücadelede ölürlerse şehit olacaklar. Bu cihada tabiî ki en çok sevinende Amerika ve işgalci İsrail olmaktadır. Cihadın daha da şiddetlenmesi için gereken desteği de esirgemiyorlar. Suriye’deki cihada davet edenlerin çoğu da cepheye gitmiyorlar. Onların etkisinde kalan gençler gidiyorlar. İslamcı ağabeyler, bazı gençleri şehadete yollamanın sorumluluğunu üstleniyorlar. Kendilerinin imkânları olmadığı için mazeret sahibi oluyorlar.

Suriye’deki birçok âlimde Suriye’yi savunmak için halkı devletin yanında mücadeleye davet ediyor. İki taraf cihat ederken kaybeden Müslümanlar, kaybeden Suriye oluyor. Şehit Ramazan El Buti, Suriye toplumunu büyük şeytan ve uşaklarına karşı Suriye’yi ve İslam ümmetini savunma adına direnişe davet ediyordu. Ramazan El Buti’yi mihrapta şehit edenlerde cihat etmiş oluyorlar. İntihar saldırılarını savunacak ya da bunlardan dolayı üzüntü duymayacak kimselerin acaba İslami değerlerle alakaları olabilir mi? Ramazan El Buti’yi, evrensel istikbara karşı direnişte safını aldığı ve bu uğurda şehit olduğu için selamlamak gerekiyor. O, evrensel istikbara karşı direnişe şahitlik etmiştir. Allah rahmet etsin.

Hak bir merkeze sahip olmayanlar hangi karar ve değerlendirmenin sahibi olurlarsa olsunlar batıl yoldadırlar. Düşüncelerinin merkezine Kuran ve Sünnet’ten anladıklarını daha çokta anlamak istediklerini koyanlar batıl bir yoldadırlar. Haricilerin İmam Ali’ye itirazları gibi. Parti ya da guruplarını merkeze koyarak gurup ya da partilerinin yararını esas alanlar batıl yoldadırlar. Köşelerinden Suriye toplumunun kanına kastedenler batıl yoldadırlar. Cihad ilan etme ve cidhada davet etmeyi yetkilerinde görenler batıl yoldadırlar.

Elbette ki dünyadaki olaylar karşısında takınılacak tavrın nasıl olacağını İslam belirlemiştir. İslam, yerinden kalkan herkesin ya da âlim olarak bilin herkesin konuşmasına yetki vermeyerek soruna yöntem itibariyle bir çözüm getirmiştir. Resulü Ekrem zamanındada kimlerle ne zaman savaşılıp savaşılmayacağına sahabenin kurandan hareketle anladıkları belirlememiştir. Bu konularda sahabeler ancak itaat etme durumundaydılar. Vazifeleri itaat etmekti. Resulü Ekrem zamanında kiminle barış yapılıp yapılmayacağını hiçbir sahabe belirlememiştir. Kimsenin kurandan bu konuda neyi anlayıp anlamadıkları barışı belirlemede etkili olmamıştır. Resulü Ekrem zamanında ortaya konan esas, savaş ya da barışa karar verme yetkisini Müslümanların velisini yetkisi dâhilindedir. Müslümanların velisini tanımayan ya da uymayanlar hangi karar ve yorumun sahibi olurlarsa yanlışın içerisinde olacaklardır. Ümmetin sorunlarının çözümünde ümmetin imamından başkasını sorunların çözüm merkezine koyarsa, İslam’a uymamıştır.

İslam ümmetinin en büyük problemi, itaat edecek ahlaktan yoksun aydın ve âlimlere sahip olmasıdır. İtaat etmeyi bilmeyenler tüm zamanlarda asıl sorunu oluşturmuşlardır. Evrensel istikbar da Müslümanların bu yanına bel bağlamaktadır. Bir gün müslümanlar tek bir ümmet olduklarını ve tek liderle sorunlarına çözüm bulabildikleri yerde istikbara haddini bildireceklerdir. Dünya yiyicileri bunu bildikleri için oklarını İslam inkılâbına özellikle rehberiyete yöneltmişlerdir. Onlar kendileri için tehlikenin nereden kaynaklandığını biliyorlar. Ebu süfyanlar uyanık durumdalar ama müslümanlar ayık durumda olamıyorlar. İslam ümmetinden bir kısım müminlerin ayık olması bile evrensel istikbarın dengesini bozmuştur. İslam ümmeti, bir ümmet olarak yani imamlı toplum olarak ve imamı merkeze koyarak sorunlara yaklaştığı zaman, evrensel istikbarın belinin kırıldığı zaman olacaktır.


HÜSEYİN TAŞ
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.045 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu