TAKİYYUDDİN EN NEBHANİ (1909-1977)

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > PEYGAMBERLER ve Örnek Şahsiyetler (Bilgi Platformu) > Peygamber Efendimiz S.A.V > Şehidler > TAKİYYUDDİN EN NEBHANİ (1909-1977)
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > PEYGAMBERLER ve Örnek Şahsiyetler (Bilgi Platformu) > Peygamber Efendimiz S.A.V > Şehidler > TAKİYYUDDİN EN NEBHANİ (1909-1977)
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: TAKİYYUDDİN EN NEBHANİ (1909-1977)  (Okunma Sayısı 33020 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #15 : 25 Temmuz 2014, 02:30:38 ÖÖ 02 »

Neşet Çağatay, Vehhâbilerin akıl, nakil ve amel konularında kendilerine örnek aldıklarını söyledikleri Selefiyye’nin, Ahmed b. Hanbel’in ve İbn Teymiyye’nin görüşlerini karşılaştırarak sonuçta Vehhâbiliğin ayrı bir mezhep sayılması gerektiğini söyler.

Çağatay, Vehhâbilerin temel prensiplerini sayıp açıkladıktan sonra, bunların dışında bazı ferî meselelerde de Ehl-i Sünnet’ten ayrıldıklarını dile getirir bunlar şunlardır:

1- Namazın cemaatla kılınması farzdır ve her müslüman beş vakit namazda camiye gelmek zorundadır.

2- Müslümanlığı ameli tevhid inancına göre yerine getirmeyenlere harp ilan edilir ve bu gibilerin kestikleri kurbanlar yenmez.

3- Zekat vergidir. Hükümetin vergi almadığı kazançlardan da zekat alınmalıdır.

4- Sigara ve nargile içenlere, içki içenlere olduğu gibi kırk değnek vurulur

(Neşet Çağatay, “Vehhâbilîk”, İ.A., XIII, 264)


Mezhebin kurucusu Muhammed İbn Abdilvehhâb, 1115/1703 tari­hinde bugünkü Riyad şehrine yakın bir köy olan Uyeyne'de doğmuştur”. İlk tahsilini, Uyeyne kadısı olan babasının yanında tamamlayan İbn Abdilvehhab, daha sonra Mekke ve Medine'de okumuştur.

Burada İbn Teymiye’nin fikirleri ile temasa gelmiş; oradan Basra’ya gitmiştir. Orada tevhîd konusunda tartışmalarda bulunmuş ve dinin, doğrudan Kur’ân ve Sünnet'ten öğrenilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

Daha sonra 1139/1726 yılında Riyad’ın kuzeyindeki Hureymila kasabasına gelmiştir. 1153/1740 yılında, babasının ölümü üzerine, orada “el-Emru bî'1-Ma'rûf ve’n-Nehyu ani'l-Munker” (iyiliği emir ve kötülüğü yasaklama) prensibini ilân ederek bu fikri Necd bölgesine yayma faaliyetine girmiştir.

Hureymila'dan tekrar Uyeyne’ye göçmüş; ve oranın emiri Osman b. Hamd b. Muammer ile dostluk kurmuştur. Hatta onu kendi görüşüne davet ederek, ihlâsla Allah’ın dinine yardım ettiği takdirde Allah’ın onu Necd bölgesinin hâkimi kılacağını söylemiştir.

Daha sonra Emîr Osman’a Der’iyye ile Uyeyne arasında küçük bir köy olan el-Cebîle'de bulunan Zeyd b. el-Hattâb (12/634)’ın mezarını, Allah ve Resûlü’nün emirleri dışında türbe haline sokulduğu ve insanlar tarafından ziyaret edildiği; dolayısıyla türbelerin insanların dinden çıkmalarına sebep olduğu için yıkmayı teklif eder ve bu teklifi kabul edilerek oradaki mezar yıkılır ve hatta ağaçlar bile yok edilir11. Böylece İbn Abdilvehhab Uyeyne’nin önem­li bir ismi haline gelir. -




Böyle bozuk fikirlere ilk önce babası Abdülvehhab karşı çıkmış, oğlunun peşinden gidilmemesini tavsiye etmiştir.

Kardeşi Süleyman bin Abdülvehhab da Savaik-ı İlâhiye fî Redd-i Alel Vehhâbiyye isimli kitabında vesikalarla kardeşinin yanlış yolda olduğunu ispat etmiştir.

Ayrıca Mekke müftisi Ahmed ibni Zeyni Dahlan (öl. 1772) tarafından Hülâsat-ül-Kelâm, Ed-Dürer-üs-Seniyye, Fitnet-ül-Vehhâbiyye adlı ve daha pekçok kitap yazılmıştır.

Vehhâbilik hakkında, birçok Türkçe kitap da neşredilmiştir.
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #16 : 25 Temmuz 2014, 02:53:27 ÖÖ 02 »

Babası ve kardeşinin, teymiyye hakkındaki çabaları, yabana atılır cinsten değil..!

Kendilerinden Allah razı olsun..


Böyle bozuk fikirlere ilk önce babası Abdülvehhab karşı çıkmış, oğlunun peşinden gidilmemesini tavsiye etmiştir.


Kardeşi Süleyman bin Abdülvehhab da Savaik-ı İlâhiye fî Redd-i Alel Vehhâbiyye isimli kitabında vesikalarla kardeşinin yanlış yolda olduğunu ispat etmiştir.

Ayrıca Mekke müftisi Ahmed ibni Zeyni Dahlan (öl. 1772) tarafından Hülâsat-ül-Kelâm, Ed-Dürer-üs-Seniyye, Fitnet-ül-Vehhâbiyye adlı ve daha pek çok kitap yazılmıştır.



Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #17 : 25 Temmuz 2014, 03:00:03 ÖÖ 03 »

Dipnotlar:

* Bu yazı Prof. Dr. Sayın DALKIRAN tarafından ekseriyet itibariyle, Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı’ya ait olan “Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri” adlı kitabın “Vehhabilik” başlığını taşıyan kısmına bir takım ilaveler ve konunun bütünlüğünü bozmayacak şekilde bazı kısımların çıkartılması ile hazırlanmıştır.

Önemli bir kısım dipnotları verildi ise de bazılarını kitabın kendisine havale ile terk edildi. Bkz. Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, İzmir İlahiyat Vakfı Yayınları, İzmir2004, s.89-111.

Dipnotlar:

(1) Abdurrahman b. Hasan, Fethu’l-Mecîd, Kahire 1377/1957, s. 115.
(2) Muhammed b. Abdilvehhâb, Keşfu’ş-Şububât, 43.
(3) Muhammed b. Abdilvehhâb, Keşfu’ş-Şububât, 4-5.
(4) Muhammed b. Abdilvehhâb, Keşfu’ş-Şububât, 27-29.
(5) Muhammed Ebû Zehra, İslâm'da Fıkbi Mezhepler Tarihi, çev. Doç. Dr. Abdülkadir
Şener (Ankara 1968), 3/221.
(6) Muhammed b. Abdilvehhâb, Keşfu’ş-Şububât, 20-21.
(7) Muhammed b. Abdilvehhâb, Keşfu’ş-Şububât, 13-17.
(8 ) Abdurrahman b. Hasan, Fethu’l-Mecîd, Kahire 1377/1957, s. 167.
(9) Vehhâbîler böyle söylemelerine rağmen, kendileri tam zıddı bir davranışı sergilemişlerdir.

 Nitekim "İbn Vehhâb, ‘bir kimse Peygamber'e tevessül ederse kâfir olur’, der. Kardeşi Şeyh Süleyman İbn Abdilvehhâb, âlim bir adamdı.

Birgün kardeşine sordu: “Erkân-i İslâm kaçtır?”

O da, “beştir”, cevabını verdi. O da, “sen bunlara altıncısını ilâve ediyorsun, sana tâbi olmayı din erkânından sayıyorsun”, dedi.

Bir diğeri ona “İslâm'ın şartı müslümanları tekfir etmek değildir”, demişti. Bkz. Yusuf Ziya Yörukan, "Vehhâbilik", İFD., 1953-1/61-63.

(10) Abdurrahman b. Hasan, Fethu’l-Mecîd, Kahire 1377/1957, s. 168-172.
(11) Örnekler için bkz. Abdülkerim Polat, Teymiyyecilik-Vehhâbilik, İstanbul 1977, 56 vd., 109 vd..
(12) Abdurrahman b. Hasan, Fethu’l-Mecîd, Kahire 1377/1957, s. 385-387.
(13) Muhammed Ebû Zehra, İslâm'da Siyasî ve İtikâdî Mezhepler Tarihi, çev. E. Ruhi Fığlalı – Osman Eskicioğlu, İstanbul 1970, s. 282.
(14) Ahmet Emin, Zu’amâu’l-Islâh fî Asrı’l-Hadîs, Beyrut ts., s. 19-20; A. Vehbi Ecer, Osmanlı Tarihinde Vehhâbî Hareketi, Doktora Tezi, Ankara 1976, s. 81.
(15) Abdurrahman b. Hasan, Fethu’l-Mecîd, 299 vd..
(16) A. Vehbi Ecer, Osmanlı Tarihinde Vehhâbî Hareketi, Doktora Tezi, Ankara 1976, s. 88.
(17) Ahmed b. Nâsır en-Necdî, el-Fevâkihu’l-Azâb fi’r-Reddi alâ men lem Yahkum bi’s-Sünneti ve’l-Kitâb (el-Hediyyetu’s-Sunniyye içinde), s. 66’dan naklen A. Vehbi Ecer, a.e., s. 86.
(18) Örnekleri için bkz. Sayın Dalkıran, Aklın Büyük Yanılgısı Tanrılaştırma, İstanbul 1995.
(19) Muhammed Ebû Zehra, İslâm'da Siyasî ve İtikâdî Mezhepler Tarihi, çev. E. Ruhi Fığlalı – Osman Eskicioğlu, İstanbul 1970, s. 282.
(20) Katip Çelebi, Mizanu’l-Hak, 65-67
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
Ezhattım
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 343


« Yanıtla #18 : 25 Temmuz 2014, 03:09:57 ÖÖ 03 »

Bismillahirrahmanirrahim.

Osisko sen öylesine bir yalana alet oldun ki şimdi kıvrandıkça kıvranıyorsun. İbn-Teymiyye’ye attığın iftiralar yetmiyormuş gibi şimdi Şevki Eygi’nin diliyle Muhammed bin Abdülvahhabamı dil uzatmaya çalışıyorsun?

Ey cehennem davetçileri Şeyhülislam İbn-i Teymiyye size üçyıl süre vermiştir. O halde hadi bakalım delillerinizi getirin.

ŞEYHULİSLAM İBN TEYMİYYE DİYOR Kİ;

Bana muhalefet eden herkese üç yıl süreyle mühlet veriyorum:

Seleften, zikrettiğime aykırı olarak bana tek bir harf dahi ulup getirirse, gerçekten benim aleyhime delil bulmuş olduğunu kabul edeceğim. Bu konuda ben de uğraştıkça uğraştım. Benim karşı görüşümü savunanlar da kitapları araştırıp durmaya devam ettiler. 

Ayrıca kendilerine defalarca şunu söylemişimdir:

Ben, bana muhalefet edene üç yıl mühlet veriyorum. İlk üç asrın imamlarının herhangi birinden, söylediklerime muhalif tek harf getiren olursa ben bunu ikrar ederim. Benim zikrettiklerim, ilk üç asır imamlarından kelimesi kelimesine ve bütün taifelerden onların icmâlarını nakledenlerin ifadeleriyle zikrettiğim şeylerdir.

Ona şunu da söyledim:

Ben, hadîsçilerin, tasavvufçuların, kelâmcıların, Hanefî, Mâliki, Şafiî, Hanbelî imamlarının kitapları içinden elliden fazla kitap da getirmiştim, bunlar söylediklerime muvafık idi. Bundan öte ben, dedim, bana muhalefet edenlere, müslüman imamlardan söylediklerime muhalif tek kelime getirebilirlerse getirsinler diye üç yıl süre de tanıdım. Artık daha ne yapayım?

Şeyh devamla diyor ki;

Bu arada şu âna kadar ömrüm boyunca hiç kimseyi dinin esasları konusunda ne Hanbelî, ne de başka bir mezhebe ne davet ettim, ne bunun için çabaladım, ne de böyle bir söz söyledim. Ben ancak ümmetin selefinin ve imamlarının üzerinde birleştikleri şeyleri zikrediyorum, zikrederim.
Logged
Ezhattım
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 343


« Yanıtla #19 : 25 Temmuz 2014, 03:14:44 ÖÖ 03 »

Tasavvufçu kabirperestler yalanlarına İbn-i Haceri de alet ederek onun temiz ismini kullanmışlardır.

Fethu’l-Barî adlı eserinin müellifi İbn Hacer el-Askalânî (v. 852 h.) şöyle diyor:

"En hayret edilecek hususlardan birisi de şudur: Bu adam Rafızî, Hulûlcüler, İttihatçılar gibi bid’at ehline karşı bütün insanlar arasında en ileri derecede duran bir kimse idi. Bu husustaki eserleri pekçok ve ünlüdür. Onlara dair verdiği fetvaların sınırı yoktur."


12.Yine İbn Hacer demiştir ki :

Şeyhu’l-İslam Takıyu’d-Din’in, kanaatlerini kabul edenin de, etmeyenin de çokça istifade ettiği ve herbir yana dağılmış eserlerin müellifi ünlü öğrencisi Şemsuddin İbn Kayyim el-Cevziyye dışında eğer, hiçbir eseri bulunmasaydı dahi, bu bile İbn Teymiyye’nin ne kadar yüksek bir konuma sahib olduğunu en ileri derecede ortaya koyardı. Durum böyle iken bir de gerek akli, gerek nakli ilimlerde Hanbeli mezhebine mensup ilim adamları şöyle dursun, çağdaşı olan Şafîi ve diğer mezheblere mensup en ilerideki önder ilim adamları akli ve nakli ilimlerde oldukça ileri ve benzersiz olduğuna da tanıklık etmişlerdir."

İşte sizin böyle ipliğinizi pazara çıkarmaya devam edeceğim inşallah. Kendi kendinize bir din uydurdunuz sonrada kalkıp bu dine bir kılıf arama derdindesiniz. Ancak şunu bilinki meydan boş değildir.

De hadi ordan sen git inşaatta tuğla taşı. Bir daha da başkalarının aklıyla Müslüman alimlere dil uzatma;
Logged
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #20 : 25 Temmuz 2014, 03:42:40 ÖÖ 03 »

Kimseyi kandıramazsın. Yalan, yalan diye bağırmana gerek yok. Her şey ortada.

Daha bitmedi. Filmin başlangıcını seyredip, sonu hakkında yorumda bulunma. Bu cehaletin en büyük göstergesidir. "Senin inancın sana, benim inancım bana".

Ben şeyhin teymiyyeyi bu şekilde tanıyorum.

Aksi bir hal ve ahval üzere olmuş, olsa idi, bugün, senin gibi Tasavvuf 'a dil uzatanlar olmayacaktı. Bir de "Tasavvuf 'a karşı değildi" cümlesi kullanıyorsun. Karşı olmadığı halin göstergesi bu olsa gerek.

Genelleme yaparak, ön yargıda bulunarak, iman ettim diyen bir topluluğu, kafirlikle, imansızlıkla suçlayarak, cehennem ehli gibi gösterme çabalarında bulunan sen..!

Bana diyebilecek tek kelamın;

"Leküm diniküm veliyedin" den başka olamaz..!

Senin inancın sana, benim inancım bana..

Ama gerçekten de karşı çıkanların en başında "babası ve kardeşi" olması işin vehametini daha net ortaya koymakta.

Önce babası Abdülvehhab karşı çıkmış, oğlunun peşinden gidilmemesini tavsiye etmiştir.

Kardeşi Süleyman bin Abdülvehhab da Savaik-ı İlâhiye fî Redd-i Alel Vehhâbiyye isimli kitabında vesikalarla kardeşinin yanlış yolda olduğunu ispat etmiştir.

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #21 : 26 Temmuz 2014, 01:00:04 ÖÖ 01 »

İbn Abdilvehhab Uyeyne’nin önem­li bir ismi haline gelir.

Ancak onun fikirlerini zorla kabule mecbur etmesi, halkı korku ve endişeye sevk eder ve Necd’in kuvvetli kabilelerinden biri olan Hâlid oğullarının reisi Süleyman b. Urey’ir’e müracaatla, duruma çare bulmasını isterler.

O da Uyeyne emirinden onu öldürmesini veya sürmesini ister. Bunun üzerine İbn Abdilvehhab, Riyad’a çok yakın bir yer olan Der’iyye’ye gelir. Orada emir Muhammed b. Suûd'la anlaşır ve böylece Vehhâbî devletinin temelleri atılmış olur (1157/1744).

Bu birleşme ile Muhammed b. Abdilvehhab fikirlerini müdafaa ve yaymak için sağlam bir maddî güç ve destek, Muhammed b. Suûd da bu fikirlerin doğuracağı imkânla kendi nüfuz bölgesini genişletmek ve hâkimiyetini arttırarak Arap Yarımadası’na sahip olmak için iyi bir fırsat elde etmiş olur.

İbn Abdilvehhab, Der’iyye'de “Kitâbu't-Tevhîd” adlı kitabındaki gö­rüşleri yaymaya, insanları şirk ve bid’atlerden kurtularak dine girmeye davete başladı. Kendilerine uymayanları, yani ona göre hak dine girmeyenleri kılıçla yola getirmenin gereği üzerinde durdu.

O, insanların dalale­te düştüklerini, mezar ve türbe ziyaretleri, tarikatlara girme ve benzeri işler yüzünden tevhidin bozulduğunu; dolayısıyla onların şirke batmış müşrikler olduğunu ileri sürerek, kan ve malların kendine inanan muvahhidlere helal olduğunu ilan etti.

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #22 : 26 Temmuz 2014, 01:03:24 ÖÖ 01 »

Bütün bu tedbirler zaten bu nevi işlere müsait olan Necd bölgesi halkına pek cazip gelmişti.

Nitekim Necd bölgesi, Hz. Peygamber (s.a.s) devrinde Müslüman olmakla birlikte, çok önceleri Yemen ve Aden, İran ve Hind, Irak ve Şam’ın tesiri altında çeşit­li akidelere sahne olmuştu.

Hz. Peygamber (s.a.s)'den sonra Müseylemetü'l-Kezzâb, Secâh, Tuleyha ve Esvedu'1-Ansî gibi yalancı peygamberler yine bu bölgede çıkmıştı. Sonraki dönemlerde muhalif is­yancı gruplar burada görülmüştü.

Kısaca isyankâr ruhlu ve yağmacılığa mütemayil idiler ve cehalet yaygın idi. İşte bu anlayıştaki bölge halkına, İbn Abdilvehhâb’ın ganimet vaadeden fikirleri câzib gelmişti.

Öyle ya, bir müddet evvel, saldırganlık ve yağmacılıkla elde edilen ganimet, bu defa İbn Abdilvehhâb’ın “Tevhîd dinini” yaymak için cihâd adına kudsiyet kazanıyor ve meşrûlaşıyordu.

 Böylece bu yeni görüşleri kabul etmeyenler kılıçtan geçiriliyor ve malları, beşte bir ganimet hukukuna göre devlete ayrıldıktan sonra, kalanı savaşanlar arasında taksim ediliyordu.

Bize göre bu husus, İbn Abdilvehhâb’ın görüşlerinin çölde revaç bulup taraftar kazanmasının önemli sebeplerinden biri oldu.
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #23 : 26 Temmuz 2014, 01:06:55 ÖÖ 01 »

Konuyla ilgili işin şu yönüne de dikkat etmek gerekiyor:

Vehhâbi meselesinin kökü derindir. Sahabe dönemine kadar gider.

Hazret-i Ali (r.a.), Vehhâbilerin ecdâdından ve çoğunluğu Necid halkından olan Hâricîlerle savaşmıştı. Nehrivan'da onlardan pek çoğunu öldürmüştü.

Bu durum onları derinden derine yaralamış ve Hz. Ali'nin faziletlerini inkarla ona düşman olmuşlardı. Hazret-i Ali (r.a.) “Şâh-ı Velâyet - Velilerin şahı”  ünvânını kazandığı ve tarikatların çoğunluğu ona bağlanması cihetinden, tarihte Hâricîler ve şimdi ise Hâricîlerin bayraktarı olan Vehhâbiler, ileride söz edileceği gibi velâyeti inkar etmişlerdi.

Müseylime-i Kezzâb’ın fitnesiyle irtidâda yüz tutan Necid yöresi, Hazret-i Ebû Bekir'in (r.a.) hilâfetinde, Hâlid İbni Velid'in kılıncıyla darmadağan edildi.

Bu yüzden Necid ahalisi Hulefa-i Raşidîn'e ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaat’e gücenmişlerdi. Hâlis Müslüman oldukları halde, yine eskiden ecdatlarının yedikleri darbeyi unutmuyorlardı.

İran’daki eski devlet Hazret-i Ömer'in (r.a.) darbesiyle yıkıldığı ve milletlerinin gururu kırıldığı için Şiîler Âl-i Beyt sevgisi perdesi altında Hazret-i Ömer'e ve Hazret-i Ebû Bekir'e ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaate sürekli intikam niyetiyle saldırmışlardır.


*           *           *           *            *            *             *           *

Böyle bozuk fikirlere ilk önce babası Abdülvehhab karşı çıkmış, oğlunun peşinden gidilmemesini tavsiye etmiştir.


Kardeşi Süleyman bin Abdülvehhab da Savaik-ı İlâhiye fî Redd-i Alel Vehhâbiyye isimli kitabında vesikalarla kardeşinin yanlış yolda olduğunu ispat etmiştir.


Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
Ezhattım
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 343


« Yanıtla #24 : 26 Temmuz 2014, 01:54:48 ÖÖ 01 »

Allah insandan basireti kaldırınca artık o kişi hakkı anlamadığı gibi muhalifinin söylediklerini anlamaktan da aciz olur.

Bak derviş yalanlarına ve iftiralarına devam ettiğin yetmezmiş gibi hiçbir meseleyi adabına edebine meselenin özüne uygun ortaya koyamıyorsun. Ey aklını yitirmiş derviş eğer insan bir kişiyi eleştirecekse önce o kişinin sözlerini ortaya koyar onun üzerine ne diyecekse der diyorum.

Sen neden bu kadar beyhuda yazılar yazıp iftiralarına devam ediyorsun. Ya sende ahlak diye bir şey yokmu?

Eğer ben ibn-i Arabi’nin veya benzerlerinin örneğin Celalettinin Ruwinin hakkında bir şey diyeceksem adil olan onların kendi sözlerini alıp bu sözlerin karşısına da İslamdaki delilleri koyar ve onların birer müşrik olduklarını naslar ışığında söylerim. Ki daha evvel öyle yaptım zaten doğru ve adil olanda bu değil mi?
İbn-i Teymiyye yaşadığı dönemde müşrik tasavvufçulara üç yıl süre tanıdı. Ne dedi? Eğer benim yanlış olduğumu iddia ediyorsanız buyrun delillerinizi sunun dedi. Aradan nerdeyse 900 asır geçmiştir hala muhalifleri ortaya bir şey koymuş değillerken be ey derviş sen mi bunu başaracaksın?

Bu forumda ki herkes bilir ki eğer Kur’an ve sünnete muhalif bir söz bir düşünce var ise ve bu ortaya konmuş ise ben hiç tereddütsüz bir şekilde o sözü söyleyen hakkında bırakın İbn-i Teymiyye olsun babam dahi olsa ona Allah’ın hükmünü veririm bunu bu forumda herkes bilir..

Şimdi sen ve senin gibilerin yapması gereken şey İbn-i Teymiyye’nin hangi sözü hangi naslarla çelişki arz etmektedir. Önce ilgili kısmı kendi kitaplarından bul o bölümü buraya aktar sonrada hem sen hem ben hemde forumdaki arkadaşlar bunun üzerine birşeyler diyebilsinler.

Bana aynı cümleleri tekrar tekrar yazdırdığın için seni Rabbime şikayet ediyorum. Sen kendini anlamamaya programlamış başkalarının aklıyla yazıyor ve konuşuyorsun. Sen daha dinin aslının ne olduğunu dahi bilimezken kalkıp insanlara Müslüman ismini veriyorsun.

Şimdi yaptığın safsatalara bakalım.

Neşet Çağatay, Vehhâbilerin akıl, nakil ve amel konularında kendilerine örnek aldıklarını söyledikleri Selefiyye’nin, Ahmed b. Hanbel’in ve İbn Teymiyye’nin görüşlerini karşılaştırarak sonuçta Vehhâbiliğin ayrı bir mezhep sayılması gerektiğini söyler. Çağatay, Vehhâbilerin temel prensiplerini sayıp açıkladıktan sonra, bunların dışında bazı ferî meselelerde de Ehl-i Sünnet’ten ayrıldıklarını dile getirir bunlar şunlardır: 1- Namazın cemaatla kılınması farzdır ve her müslüman beş vakit namazda camiye gelmek zorundadır. 2- Müslümanlığı ameli tevhid inancına göre yerine getirmeyenlere harp ilan edilir ve bu gibilerin kestikleri kurbanlar yenmez. 3- Zekat vergidir. Hükümetin vergi almadığı kazançlardan da zekat alınmalıdır. 4- Sigara ve nargile içenlere, içki içenlere olduğu gibi kırk değnek vurulur (Neşet Çağatay, “Vehhâbilîk”, İ.A., XIII, 264) osisko-alıntı


İşte cehaletin belgesi işte hezimetin belgesi işte keremejiliğin (Anlamamazlığın) belgesi. Ya ey Allah’tan korkmaz adam. Şimdi bu verdiğin safsata neyin delilidir?

İbn-i Teymiye’nin birtek sözü var mı bu cümlelerin içerisinde? Müşrik birinin onun hakkında attığı iftiralardan bir demetten başka nedir?

Bir ilim talebesi bu kadar mı cahil olur?

Tevhid inancının gereğini yerine getirmeyenler ister ameli noktada olsun ister itikadi noktada olsun kafirdirler.

Delilimi?

Dini yalanlayanı gördün mü?

İşte o fakiri doyurmaya teşvik etmez?

Yetimi kakıp iter? Onların kıldıkları namazın onlara hiçbir faydası yoktur.

Bu ibareler maun suresinde geçmektedir. Fakiri doyurmak ameli bir ibadettir.

Yetimi kakıp itmek hor görmek ameli bir fiildir.

Yine nisa/Suresi/60.ayette tağuta yani Kab bin Eşrefe muhakeme olmak yada olmayı istemek ameli bir fiildir. Bu ameli işlemek küfürdür. Kişiyi kafir yapar. Ayet böyle beyan ediyor.

Diğer ithamlar ise cevap verilecek nitelikte dahi değildir. İbn-i Teymiye bunları nerede iddia etmiş ne demiş hangi kitapta söylemiş bunları ortaya derviş. Bırak kes kopyala yapıştır. Böyle boş işlerin peşine düşeceğine gel küfürlerinden rücu et sarih bir tevbeyle tevbe et ve iman lezzetini tat.

Mezhebin kurucusu Muhammed İbn Abdilvehhâb, 1115/1703 tari¬hinde bugünkü Riyad şehrine yakın bir köy olan Uyeyne'de doğmuştur”. İlk tahsilini, Uyeyne kadısı olan babasının yanında tamamlayan İbn Abdilvehhab, daha sonra Mekke ve Medine'de okumuştur. Burada İbn Teymiye’nin fikirleri ile temasa gelmiş; oradan Basra’ya gitmiştir. Orada tevhîd konusunda tartışmalarda bulunmuş ve dinin, doğrudan Kur’ân ve Sünnet'ten öğrenilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Osisko-alıntı


Ahmaklığın bu kadarına da pes doğrusu. Ey derviş sen sadece bana Kur’an yeter derken alıntı yaptığın yazıdaki vatandaş İbn-i Teymiyye’nin din Kur’an ve sünnetten ibarettir sözünü dahi kabul etmiyor. Demek ki bu vatandaş Kur’an ve sünnetin dışında da bazı unsurların nas olabileceğine düşünüyor. Bu satırları yazan vatandaş burada kendisine bir boşluk bulduktan sonra oraya da kendi şeyhlerini oturtuyor ve onları dinde hüccet olarak kabul ediyor.

Yaw derviş bu adam seni bile yalanlıyor bunu görmüyor musun? Kopyaladığın yazılar bile seni tekzip ediyor.

Yaw beakıl o yazıları oku anla ondan sonra yapıştır.

Kur’an ve sünnetin dışında din arayanlar teredütsüz bir şekilde kafirdirler.

Sizi zavallılar sizi; Şu açıkça anlaşılmıştır ki siz ortaya hiçbirşey koyacak çapta değilsiniz. Yaptığınız tek şey iftira yalan dolan ve hakkın üzerini örtmek.

Osiko kendi pis emellerine benide alet ediyor ve konuyu yine başka mecralara çekiyorsun. Ey Allah’tan korkmaz insan sen gel boş boş kopyala yapıştır yapma bana Şeyh Muhammed bin Abdülvehhab ve Şehid İbn-i Teymiyye’nin kendi yazdıklarında İslam’a muhalif bir tek sözünü getir. Benide boş yere oyalama;
Konuyu saptırmadan beni senin o insafsızca Allah’tan korkmadan ortaya attığın iftiralara cevap vermek zorunda bırakmadan nerde ne söylemiş ve söylediği hangi nasla çelişmektedir.

Cevabını bekliyorum derviş.

Ayrıca İbn-Hacer nerede İbn-i Teymiyye’nin kafir olduğunu söylemiş bunların ortaya koy. Sağa sola kıvırma? Mehmet Şefket Eyginin ağzıyla benimle konuşma;


Gel gelelim final bölümüne;

Kopyaladığın yazıdaki sapığın şu ifadesine bakalım,

Nitekim "İbn Vehhâb, ‘bir kimse Peygamber'e tevessül ederse kâfir olur’, der. Kardeşi Şeyh Süleyman İbn Abdilvehhâb, âlim bir adamdı. Osisko-alıntı

Bak osisko sana bir şey diyeceğim.

Muhammed bin Abdülvahhab “Hangi kitabında peygamberle tevessül yapmak küfürdür demiş” Eğer sen bunu delillendirmezsen Allah’ın laneti senin üzerine olsun. Eğer delillendirirsen şüphesiz o lanet söyleyenin üzerine gider. İşte sana bu kadar açık söylüyorum.

Gerek muhammed Bin Abdülvahhab olsun gerek Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye olsun “Şefaat”
“İstiğase”Tevessül” ile ilgili akideleri ne ise benimde akidem odur. Bu alimlerin tevessül hakkında ki  inançlarını çok iyi bilmekteyim ve hiçkimseye peygamgamerin yüzü suyu hürmetine diyenleri tekfir ettiklerini okumadım. Bende tekfir etmem. Bu tefsilatlı bir mesele olup yerine göre Zümer/3.ayete göre kişiyi müşrik yaparken yerine göre Maide/67.ayete göre caizdir. Sen bunları bilebilecek kadar bir ilim sahibi olsaydın naslar ışığında seninle konuşurduk.

Ya biraz ahlaklı olun ya iftira atmayı bırakın.  Muhammed bin AbdülVahhab’ın tevessül inancının yanlış olduğun mu söylüyorsun.

O zaman dediğimiz gibi önce onun sözlerini ortaya koy ondan sonra ne zırvalayacaksan zırvala
“Aksi bir hal ve ahval üzere olmuş, olsa idi, bugün, senin gibi Tasavvuf 'a dil uzatanlar olmayacaktı. Bir de "Tasavvuf 'a karşı değildi" cümlesi kullanıyorsun. Karşı olmadığı halin göstergesi bu olsa gerek. Osisko-alıntı
Fe sübahanAllah……. Fe sübahanAllah……….. Fe sübahanAllah…. Allah-u Ekber…

Ya sen benimde pisikoljoimi bozdun yaw;

Sen bunu bilerek mi yapıyorsun? Yoksa beni sinirlendirmek için mi anlayabilmiş değilim?

Ya misyoner…; Ben sana oraya ne yazdım görmüyor musun? Tasavvuf eskiden şu anlamda bilinirdi fakat daha sonraları müşrikliğin dergahı oldu diyorum.. Sen ise müşrikliğin dergahında kulaç atıyorsun dedim…. Fe sübhanAllah:…………



De hadi ordan be………..

Benim işim gücüm var senin gibilerle zaman kaybedemem.
Logged
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #25 : 26 Temmuz 2014, 02:09:50 ÖÖ 02 »


Allah insandan basireti kaldırınca artık o kişi hakkı anlamadığı gibi muhalifinin söylediklerini anlamaktan da aciz olur.

"şüphesiz o lanet söyleyenin üzerine gider".



Allah insandan basireti kaldırınca artık o kişi hakkı anlamadığı gibi muhalifinin söylediklerini anlamaktan da aciz olur.

Şüphesiz ki lanet eden, laneti hak eder..

Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #26 : 26 Temmuz 2014, 02:16:45 ÖÖ 02 »

İbn Abdilvehhâb 1206/1792 yılında öldüğü zaman, bu hareketin Muhammed İbn Suûd tarafından zaten başlatılmış bulunan siyâsî cephesi, daha bir ağırlık kazanır.

Daha İbn Suûd zamanında başlayan toprak ka­zanma faaliyetleri, onun ölümünden sonra (1179/1766), oğlu Abdülaziz zamanında da sürdürülür.

Bu kadar süratle toprak kazanıp Necd'e hâkim olmalarında, şüphesiz Osmanlı hükümet merkezinden uzakta oluşları ve en önemlisi Osmanlı Devleti’nin Rus ve İran savaşları ile uğraşma mec­buriyeti iyi bir fırsattı.

Osmanlı Devleti’nin bu zayıf hâlinden istifade ile cür’etlerini alabildiğine artıran Vehhâbîler, Basra Körfezi civarında hâki­miyet kurdukları gibi, Necef’te Şiîlerle geçen bir tartışma sonucu bazı Vehhâbîlerin öldürülmesini bahane eden Abdülaziz b. Suûd, 10 Muhar­rem 1802'de Kerbelâ törenlerine katılan binlerce insanı kılıçtan geçirtir ve Hz. Hüseyin’in türbesi yağmalanır.

Taif Vehhâbîlerce işgal edilir (18 Şubat 1803). Cevdet Paşa, Vehhâbîlerin Taif’e girince yaptıklarını şu sözleriyle dile getirir:

“Vehhâbîler Taif’te buldukları eşyayı ordularına naklederek dağlar gibi yığdılar. Yalnız kitaplara itibar etmeyerek sokaklara attılar. Binaenaleyh Buhârî ve Müslim’in Sahîheyn’i ve hadis kitapları, dört mezhep üzere yazılmış fıkıh kitapları, edebiyat, fünûn ve sâireden binlerce kitap, ayaklar altında sürünür oldu. İçlerinde Mushaflar dahi bulunurdu...

Uzun müddet bunca kitap ve muteber eser böyle ayaklar altında kaldı. Malların beşte birini emirleri, geri kalan kısmını da o vahşiler aralarında taksim ettiler”
"
(Târih-i Cevdet, VII, 206 (VII, 262-263).
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
Ezhattım
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 343


« Yanıtla #27 : 26 Temmuz 2014, 02:16:56 ÖÖ 02 »

Elbetteki;

Açık bir şekilde müslüman alimlere iftira atmak hemde hiçbir şekild ebilgi sahibi olmadan laneti hak eder. Bunu kim yaparsa yapsın hüküm değişmez. İster sen ister çağatay ister ben fark etmez. Seninle konuşmam bitmiştir.


"Sizin Allah'tan başka taptıklarınız ise ne size yardım edebilirler, ne de kendi kendilerine yardımları dokunur."
"Siz onları doğru yola çağıracak olsanız da duymazlar." Onların sana baktıklarını görürsün, bakarlar, ama görmezler."Araf/Syresi/

De ki: "Ey cahiller, bana Allah'ın dışında bir başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?"Ahzab/72






Logged
osisko
Derviş
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 593

Edep ya Huuu..


« Yanıtla #28 : 26 Temmuz 2014, 02:21:46 ÖÖ 02 »

Tâif, Mekke ve Medine’yi 1803-1806 yılları arasında ele geçiren İbn Suûd, bu illerin halkına,

“... Sizin dininiz bugün kemâl derecesine erişti, İslâm’ın nimetiyle şereflenip Cenâb-ı Hakkı kendinizden râzı ve hoşnud kıldınız. Artık âba ve ecdadınızın bâtıl inanışlarına meyil ve rağbetten ve onları rahmet ve hayırla yâd ve zikirden korkun ve kaçının. Ecdadınız tamamen şirk üzere vefat ettiler...

 Hz. Peygamber’in mezarı karşısında, önceleri olduğu gibi durarak, tazim için salât-u selâm getirmek, mezhebimizce gayr-i meşrudur... Onun için oradan geçenler okumadan geçip gitmeli ve sadece “es-Selâmu âlâ Muhammed” diye selâm vermelidir...” (Eyub Sabri, Târîh-i Vehhâbiyân, s. 175), gibi gerçekten çılgınca ve fevkalâde cür’etkâr şekilde hitap ermekten çe­kinmez.

İbn Suud, yukarıdaki ifadelerinin yanında Medine halkına şu uyarılarda da bulunmuştur:

1- Allah’a Vehhâbilerin inançları ve kaideleri üzere itaat ve ibadet etmek.

2- Hz. Muhammed’e Vehhâbi imamının tayin ve tavsiye ettiği şekilde riayet etmek.

3- Medine içinde ve civarında mevcut türbe ve yapılı mezarları yıkıp, balık sırtı toprak yığılmış hale getirmek.

4- Muhammed b. Abdilvehhâb’ı Allah’tan ilham alarak mezhep kuran din müceddidi olarak tanımak.

5- Vehhâbi mezhebini kabul etmek istemeyenleri, öldürmek dahil, şiddetli takibata uğratmak.

6- Vehhâbilere kale muhafızlığı verilmesini kabul etmek.

7- Dinî ve siyasî her türlü emir ve yasaklara uymak.

(Eyub Sabri, Târîh-i Vehhâbiyân, s. 135-136; Neşet Çağatay, “Vehhâbilîk”, İ.A., XIII, 266; Ecer, Târihte Vehhabi Hareketi ve Etkileri, s. 141.)
Logged

"Kul 'a bela gelmez Hak yazmayınca,
Hakk bela yazmaz, kul azmayınca"..
Ezhattım
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 343


« Yanıtla #29 : 26 Temmuz 2014, 02:28:50 ÖÖ 02 »

MÜSLÜMAN ALİMLER ŞEYHU’L-İSLAM İBN TEYMİYYE (Rh.a) HAKKINDA NE DEDİLER?

1."Uyûnu’l-Eser fi’l-Meğâzîl ve’ş-Şemaili ve’s-Siyer" adlı eserin müellifi olan İbn Seyyidi’n-Nas (v. 734 h.) şöyle diyor:

"Ben onu bütün ilimlerde pay sahibi gördüm. Nerdeyse sünnete dair bütün rivayetleri ezberlemişti. Tefsire dair söz söyledi mi bu işin sancağını yüklenmiş olduğu görülürdü. Fıkha dair fetva verdi mi en ileri noktaya ulaşmış olduğu, hadise dair konuştu mu hadis ilim ve rivayetinde oldukça ehil olduğu, mezheb ve fırkalar hakkında konuştu mu bu hususta ondan daha etraflı bilgi sahibi kimsenin görülemediği, onun ilerisinde bu hususların kimse tarafından idrâk edilemediği anlaşılırdı. Kısacası bütün ilim dallarında akranlarından ileri idi. Onu gören hiçbir göz onun benzerini görmemiştir. Hatta kendisi bile kendisi gibisini görmüş değildir."

2.Siyer-u A'lami’n-Nubelâ"nın müellifi Şemsu’d-Din ez-Zehebî (v. 748) demiş  ki:
 
"Benim gibi bir kimsenin onun niteliklerine dair söz söylemesinden çok daha büyüktür. Eğer Kâbe’de Hacer-i Esved’in bulunduğu rükün ile Makam-ı İbrahim arasında bana yemin ettirilecek olsa, hiç şüphesiz benim gözüm onun gibisini görmemiştir, diye yemin ederim. Allah’a yemin ederim bizzat kendisi bile ilim bakımından kendi benzerini görmüş değildir."

3.Yine İmam Zehebi şöyle diyor:

"Henüz buluğa ermeden Kur’an ve fıkıhı okudu, tartıştı, delilleriyle, görüşlerini ortaya koydu. Yirmi yaşlarında iken ilim ve tefsirde oldukça ileri dereceye ulaştı, fetva verdi ve ders okuttu. Pek çok eserler yazdı, daha hocaları hayatta iken büyük ilim adamları arasında sayılır oldu. Develere yük teşkil edecek kadar pek büyük eserler yazdı. Bu sırada onun yazdığı eserler belki dörtbin defter, belki de daha fazla tutar. Cuma günlerinde seneler boyunca herhangi bir kitaba başvurmaya gerek görmeksizin yüce Allah’ın kitabını tefsir etti. Fışkıran bir zeka idi, pekçok hadis dinlemiştir. Kendilerinden ilim bellediği hocalarının sayısı ikiyüzü aşkındır. Tefsire dair bilgisi en ileri noktadadır. Hadis, hadis ravileri (Ricâli), hadisin sahih olup olmamasına dair bilgisine hiçbir kimse ulaşamaz. Fıkhı, nakli -dört mezheb imamının da ötesinde- ashab ve tabîin’in görüşleri eşsizdi. Mezheb ve fırkalara dair, usul ve kelâma dair bilgisine gelince, bu hususta onun seviyesinde bir kimse bilmiyorum. Dile dair geniş bir bilgisi vardı, Arapçası oldukça güçlü idi. Tarih ve siyere dair bilgisi şaşırtıcı idi.

4.Tabakatu'ş Şafîiyye el-Kübrâ" adlı eserin müellifi Tacu’d-Din’in babası Takıyu’d-Din es-Subkî şöyle diyor:

 "Aklî ve şer’î ilimlerdeki geniş bilgisi, üstün kadri ve kaynayıp coşan denizi andıran hali ile ileri zekası, içtihadı ile bütün bu alanlarda anlatılamayacak ileri dereceye ulaşmıştı..." dedikten sonra şunları söylemektedir:
"Bana göre o bütün bunlardan daha büyük, daha üstündür. Bununla birlikte yüce Allah ona zühd, vera, dindarlık, hakka yardımcı olmak, hakkı yerine getirmek gibi özellikleri vermişti; bütün bunları da yalnızca Allah için yapardı. Bu hususta selef-i salihin izlediği yolu izlerdi. Bu konuda çok büyük bir pay sahibi idi. Bu dönemde hatta uzun dönemlerden beri onun benzeri görülmüş değildir."

5.Muhammed b. Abdi’l-Berr eş-Şafîi es-Sübkî (v. 777) şöyle diyor:
 
"İbni Teymiyye’ye cahil bir kimse ile yanlış kanaat ve görüşlere sahib bir kimseden başkası buğzetmez. Cahil bir kimse ne söylediğini bilmez, yanlış kanaat sahibi kimseyi ise sahib olduğu yanlış kanaat onu bilip tanıdıktan sonra hakkı söylemekten alıkoyar."

6.Hasımlarından birisi olan Kemalu’d-Din b. ez-Zemelkanî eş-Şafîi (v. 727) şöyle diyor:

"Herhangi bir ilim dalına dair kendisine soru sorulacak olursa, onu gören ve onu dinleyen bir kimse, onun bu ilim dalından başka bir şey bilmediğini zanneder ve bu seviyede kimsenin o ilmi bilmediğine hükmederdi. Diğer mezheblere mensub fukaha onunla birlikte oturduklarında kendi mezhebleri ile ilgili olarak daha önceden bilmedikleri şeyleri ondan öğrenirlerdi. Herhangi bir kimse ile tartışıp da hasmı tarafından susturulduğu bilinmemektedir. İster şer’î ilimler olsun, ister başkaları olsun herhangi bir ilim hakkında söz söyledi mi mutlaka o ilim dalının uzmanlarından ve o ilmi bilmekle tanınanlardan üstün olduğu ortaya çıkardı. Beşyüz yıldan bu yana ondan daha ileri derecede hadis hıfzetmiş kimse görülmüş değildir."

7.Şafii  alimi İbn Dakîk el-Iyd (v. 702 h.) şöyle diyor:
 
"İbn Teymiyye ile biraraya geldiğimde bütün ilimlerin onun gözü önünde bulunduğunu, bu ilimlerden istediğini alıp, istediğini bırakan bir kişi olduğunu gördüm."   

8.Aslen İşbilyeli, Dımaşk’lı (v. 738 h.) el-Birzâlî Ebu Muhammed el-Kasım b. Muhammed şöyle diyor:

"Hiçbir hususta arkasından yetişilemeyecek bir imamdı. İçtihad mertebesine ulaşmış ve müçtehidlerin şartları kendisinde toplanmıştı. Tefsirden söz etti mi aşırı derecedeki ezberleri dolayısıyla, güzel sunması ile herbir görüşe tercih zayıflık ve çürütmek gibi layık olduğu hükmü vermesiyle ve her bir ilme dalabildiğine dalması ile insanları hayrete düşürürdü. Huzurunda bulunanlar onun bu haline şaşırırlardı. Bununla birlikte o zühd, ibadet, yüce Allah’a yönelmek, dünya esbabından uzak kalıp, insanları yüce Allah’a davet etmeye de kendisini büsbütün vermiş bir kimse idi."

9.Şafîi mezhebine mensub Dımaşk’lı ve Tehzibu’l-Kemâl adlı eserin sahibi Ebu Haccac el-Mizzî de (v. 742 h.) şöyle diyor:
 
"Onun benzerini görmedim, kendisi de kendi benzerini görmüş değildir. Allah’ın kitabı ve Rasûlünün sünneti hakkında ondan daha bilgilisini, her ikisine ondan daha çok tabi olanı görmüş değilim."

10.Ebu Haccac el-Mizzi yine şöyle diyor:

"Dörtyüz yıldan bu yana onun benzeri görülmemiştir."

11.Fethu’l-Barî adlı eserin müellifi İbn Hacer el-Askalânî (v. 852 h.) şöyle diyor:

"En hayret edilecek hususlardan birisi de şudur: Bu adam Rafızî, Hulûlcüler, İttihatçılar gibi bid’at ehline karşı bütün insanlar arasında en ileri derecede duran bir kimse idi. Bu husustaki eserleri pekçok ve ünlüdür. Onlara dair verdiği fetvaların sınırı yoktur."

12.Yine İbn Hacer demiştir ki :

Şeyhu’l-İslam Takıyu’d-Din’in, kanaatlerini kabul edenin de, etmeyenin de çokça istifade ettiği ve herbir yana dağılmış eserlerin müellifi ünlü öğrencisi Şemsuddin İbn Kayyim el-Cevziyye dışında eğer, hiçbir eseri bulunmasaydı dahi, bu bile İbn Teymiyye’nin ne kadar yüksek bir konuma sahib olduğunu en ileri derecede ortaya koyardı. Durum böyle iken bir de gerek akli, gerek nakli ilimlerde Hanbeli mezhebine mensup ilim adamları şöyle dursun, çağdaşı olan Şafîi ve diğer mezheblere mensup en ilerideki önder ilim adamları akli ve nakli ilimlerde oldukça ileri ve benzersiz olduğuna da tanıklık etmişlerdir."

13."Umdetu’l-Karî Şerhu Sahihi’l-Buharî" adlı eserin müellifi Hanefî Bedru’d-Din el-Aynî (v. 855 h.) şöyle diyor:

"O, faziletli, maharetli, takvâlı, tertemiz, vera’ sahibi, hadis ve tefsir ilimlerinin süvarisi, fıkıh ve hadis usulü ve fıkıh usulü ilimlerinde gerek anlatımı ve gerek yazımı itibariyle ileri derecede idi. Bid’atçilere karşı çekilmiş yalın kılıçtı. Dinin emirlerini uygulayan büyük ilim adamı, marufu çokça emreden, münkerden çokça alıkoyandı. Son derece gayretli, kahraman ve korku ve dehşete düşüren yerlerde atılgan, çokça zikreden, oruç tutan, namaz kılan, ibadet eden bir kimse idi. Geçiminde kanaatkarlığı seçmiş, fazlasını istemeyen bir kimse idi. Oldukça güzel ve üstün şekilde sözlerine bağlı kalır, çok güzel ve değerli işleriyle vaktini değerlendirirdi. Bununla birlikte aşağılık dünyalıktan da uzak kalırdı. Meşhur, kabul görmüş ve tenkid edilebilecek bir kusuru bulunmayan, nihaî sözü kestirip atan fetvaları vardır."

15.Yine Bedruddin el-Ayni şöyle diyor:

"Ona dil uzatan kimse ancak gülleri koklamakla birlikte hemen ölen pislik böceği gibidir. Gözünün zayıflığı dolayısıyla ışık parıltısından rahatsız olan yarasaya benzer. Ona dil uzatanların tenkid edebilme özellikleri de yoktur, ışık saçıcı, dikkate değer düşünceleri de yoktur. Bunlar önemsiz şahsiyetlerdir. Bunlar arasından onu tekfir edenlerin ise ilim adamı olarak kimlikleri belirsizdir, adları, sanları yoktur.

16. Öğrencisi İbn Abdul Hadi şöyle diyor:

 "Rabbani bir imam, ümmetin müftüsü, ilim denizi, hafızların seyyidi, asrının eşsiz bir âlimi. Şeyhu'l İslâm, Kur'an'ın tercümanı, zahidlerin önderi, abidler içinde sessiz, bid'atçıların düşmanı ve müctehid imamların sonuncusu olan İbn Teymiyye'nin nesebi şöyledir: Takıyyuddin Ebu'l-Abbas Ahmed b. Şihabeddin Abdulhalim b. Şeyhu'l-İslam Mecduddin Abdu's-Selâm b. Ebi Muhammed Abdullah b. ebi Kasım el-Hudr b. Muhammed b. el-Hudr b. Ali b. Abdillah b. Teymiyye el-Harrânî"

17.Hafız Berzalî şöyle diyor:

 "O kendisine toz kondurulmaması gereken ictihad seviyesine ulaşmış ve müctehidliği şartlarını kendisinde toplamış bir imamdır"

18.İbn Hacer el-Askalânî, şöyle diyor:

"O bir beşerdir hata da eder isabet de. İsabet ettiği konular daha fazladır, onlardan istifa etmek gerekir. Bu isabet ettiklerinden dolayı Allah'ın merhametine kavuşacağı ümit edilir. Hata ettiği yerlerde taklit edilmez, ancak mazurdur. Çünkü onun dönemindeki âlimler onun ictihad şartlarına sahip olduğunu kabul etmişlerdir"

19.Hafız Zehebi şöyle diyor:

 "Şu anda o belli bir yaşa gelmiştir. Belirli bir mezhebin görüşüne göre değil bildiği deliller neyi anlatıyorsa ona göre fetva verir. Onun sünnete ve selefi metoda çok faydası olmuş bu metot üzere delilleriyle ve mukaddimeleriyle birlikte daha önce kimsenin yapamayacağı şekilde hükümler vermiştir."

20.Hafız İmam Zehebi şöyle diyor:

İbn Teymiyye sahabe ve tabiinin mezhep ve görüşlerini çok iyi bilirdi. Bir meseleyi anlattığında o konuda dört mezhebin görüşlerini de bildirirdi. Ancak belirli bazı konularda onlara muhalefet etmiş ve bu konularda da kitap ve sünnetten delil getirmiştir.

21.Hafız İmam Zehebi şöyle diyor:

Onun tarih ile siyer ilmindeki bilgisi insanları hayrete sevkederdi"

22.Allame ez-Zemlekanî şöyle diyor:

Ona bir ilimden sorulunca onu gören ve dinleyen onun cevapları karşısında bu ilimden başka bir ilim bilmiyor zanneder ve bu ilimde onun denginin olmadığına kanaat getirirdi."

23.Talebesi Hafız Bezzar şöyle diyor:

 "İbn Teymiyye'nin güzel hanıma, tatlı bir cariyeye, iyi eve, bir hamiye, bostan ve bahçelere rağbet ettiği duyulmamış; para pul için gayret etmemiş, bineklere hayvanlara, nimetlere ve güzel elbiselere meyletmemiş; makam elde etmek için boğuşmamış; mübah olan birtakım kazançlar elde etmek için de aşırı bir gayret göstermemiştir."

24.El Bezzar şöyle diyor:

Biz onu dünya lezzetleri ve nimetlerinden bahsederken, dünyalık sözlerle meşgul olurken ve maişeti için insanlardan bir şeyler isterken hiç görmedik. Bilakis bütün himmetini âhiret için ve Allah'a yaklaştıracak şeyler için sarfederdi."

25.Hafız ez-Zehebi şöyle diyor:

Onun cesareti darb-ı mesel olmuştur. O bu cesaretiyle büyük kahramanlarla benzerdi." Tatar komutanı Gazan Han müslümanların memleketlerini ve topraklarını istila ettiğinde onun müslümanları ve sultanı Gazan'a karşı Allah yolunda savaşa teşvik etmesi en güzel şekilde onun kahramanlığı anlatır. Gazan ile karşılaşmış onu kınamış ve karşı çıkmıştır. Bu karşılaşma hakkında enteresan şeyler anlatılmıştır.

26.Muhaddis İbn Hacer el Askalani şöyle diyor:

"Onun hakkında söylenen sözlerin birçoğu nefsi birtakım mülahazalar ile söylenmiştir. Onun eserleri kendisini tecsim ile suçlayanları haksız çıkaracak sözlerle doludur.

27.Fikirleri hakkında Muhaddis İbn Hacer el Askalani şöyle diyor:

"Bir adamın fikirlerini onun meşhur kitaplarından araştırmak ve onun fikirlerini nakledenlerin güvenilir olanlarının sözlerine itimat etmek ilim ve akıl ehline yakışan ve gereken bir tutum ve davranıştır."

28.Şâfiî mezhebinden İmam Salih b. Ömer el-Buhıtkînî (868/1463-1464) şöyle diyor:

"Ben İbn Teymiyye'nin bu zamana kadar okuduğum kitaplarında onun küfrünü, zındıklığını gerektirecek bir sözüne rastlamadım. Onun kitaplarında kişiyi ilim ve dinde yükseltecek bid'atçılar ve sapıklarla mücadele gibi meziyetlere rastladım

29.Hanefi mezhebinin imamlarından Abdurrahman b. Ali (835/1431-32)şöyle diyor:

"İbn Teymiyye'den onun küfrünü, fıskını ve dinde çirkinliğini gerektirecek bir şey nakledilmemiştir."

30.Hanefî mezhep âlimlerinden Bedruddin el-Aynî (855) şöyle diyor:

"Kim onun kâfir olduğunu söylerse o kâfir olur. Kim onu zındıklığa itham ederse o zındıktır. Bu sözler ona nasıl nisbet edilebilir? Onun kitapları her tarafta yayılmıştır ve onun kitaplarında sapıklık ve tefrikaya işaret eden hiç bir şey yoktur."

31.İmam Ez-Zehebi şöyle diyor:

İskenderiye'de tutuklu iken Sebte valisi, ondan ezberindeki hadisleri ravilerini değerlendirmek suretiyle yazıp göndermesini ve bunların rivayeti için kendisine icazet vermesini istedi. İbn Teymiyye ezberindeki hadislerden on varak kadar isnadlarıyla birlikte yazıp gönderdi. Bu gönderdiği rivayetleri ve ravi değerlendirmelerini en büyük muhaddis bile onun kadar mahir yapamazdı. Tabakat ve hadis usulü ilimlerinde tam bir uzmanlığı vardı. Al-i ve Nazil isnadları, sahih ve sakim isnadları metinleriyle beraber çok iyi bilirdi. Onun döneminde bu konularda onun kadar, hatta onun ilmine yaklaşabilen bir âlim yoktu. Ezberindekini takdim edişindeki mahareti hadisten delil çıkarmadaki gücü gerçekten hayret uyandıracak derecedeydi. Kütüb-i Sitte ve Müsned'i çok iyi biliyordu, öyle ki onun hakkında şöyle söylenmiştir: "İbn Teymiyye'nin bilmediği hadis, hadis değildir" Yine de unutulmamalıdır ki ilmi bütünüyle ihata Allah'a mahsustur. Ancak onun diğer âlimlerden farkı, onun ilmi denizden avuçlaması diğerlerinin ilmi küçük kanallardan alıyor olmasıdır.

32.Hafız el-Berzalî (738/1337-1338) şöyle diyor:

 "Tefsir hakkında konuşmaya başlayınca insanlar onun bu konudaki bilgisinin çokluğu, üslubunun güzelliği, bir konudaki görüşleri değerlendirişinin isbatı, zayıf ve batıl görüşleri tesbit edişindeki kabiliyeti ve her ilimdeki mahareti karşısında şaşkınlığa kapılırdı. Onu dinleyenler onu hayret ve beğeniyle dinlerdi

33.Hafız Zehebi : (ö. 748/1347- 1348) şöyle diyor:

"Arap dili hakkındaki bilgisi gerçekten çok kuvvetliydi."

34. Bir öğrencisi şöyle diyor:

“İbni Teymiyye, hakkı kimde bulursa bulsun, ona sımsıkı sarılır ve benimserdi. Allah üzerine yemin ederim ki, Allah’ın Resulune, onun sünnetine yapışarak, sarılarak hürmet etme yolunda, ondan daha ileri durumda olan bir insana rastlamadım hayatımda. Herhangi bir mesele hakkında bir hadis söylediğinde, o hadisi neshedecek bir hadis de yoksa ve o da bunu bilirse, hemen o hadise göre amel ederdi. Hüküm ve fetvasını elbette o hadise uygun bir biçimde verirdi.
Allah Resulundan başka kim olursa olsun, o kişi ne kadar büyük tanınırsa tanınsın, onun için sözleri ve fiilleri asla örnek olmazdı. Kabul etmezdi doğrudan doğruya kimsenin sözlerini. Allah Resulunden başka bir beşerin sözlerine, sultan zorlaması ve başka zorlamlar da olsa asla iltifat etmezdi. Sünneti bırakıp da, bir insanın sözlerine sarılmamıştı hayatının hiç bir döneminde

35.Hafız Zehebi şöyle diyor:,

“Onu öyle kötülüklerle başbaşa bırakmışlardır ki ondan başka kimse bu kötülüklerden yakasını sıyıramazdı. Fakat, şanı yüce Allah, onu her seferinde kötü maksatlıların şerrinden korumuş, muhafaza etmiştir. Çünkü, o bütün hayatı boyu Tevhid inancına şerik koşmamış, her tehlikede ve eziyette sadece ve sadece Allah’dan meded ummuş, kurtuluşu O’ndan beklemiştir. O her işinde bütün mevcudiyetiyle Allah’a sığınır, kalbinin var gücüyle sadece Allah’a tevekül ederdi. Onun için de, hiçbir zaman moral kırıklığına uğradığı görülmemişti.

36.İbn Teymiye’nin ağır eleştirilerine maruz kalan Moğol sultanı Gazan şöyle diyor:

“Ben, bunun gibi cesaretli ve sözleri beni etkileyen birine daha rast gelmedim. Şimdiye kadar, kimseden böyle sözler işitip de, sözleri söyleyeni başını omuzu üzerinde bıraktığım da pek olmamıştır. Hele hiç kimsenin isteğini yerine getirmeyi aklımdan bile geçirmemiştim!”

37.El Vâfi bi'l Vefeyât" da Şeyh Şemseddin şöyle diyor:

"Bir meseleye delalet eden âyetlerden neler murad olunduğunu ondan hemen çıkarıp O'nun gibi süratle ortaya koyan olmadığı gibi, hadisleri metinleriyle birlikte bilip, sahih, müsned veya sünenlerden birine ait olduğunu da bilen yoktur. Sanki bunlar gözünün önünde duruyormuş veya dilinin bir kenarında bekliyormuş gibi, hemen gayet tatlı ifade ve ibarelerle, ortaya kor, hem de muhaliflerini sustururcasına..."

38.İmam Hafız Ebû Abdullah Zehebi şöyle diyor:

"Bazı son dönem alimleri, kendisini "Hibru'l Kur'ân" diye lakablandırmıştır. Tefsir hususunda onun durumu meydandadır. Bir soru sorulması halinde hemen delilleri ikame edip Kur'ân'dan ayetlerle cevap verir. Hem de hayret uyandıran bir güçlülükle cevap verir. Tefsir'deki fazla bilgisinden dolayıdır ki, bir çok müfessirlerin hatalarını ve yanılgılarını ortaya koymuştur..."

39.İbn Teymiyyeyi hapsettiren türlü ezaları ve hakaretleri İbn Teymiyeye reva gören ve daha sonra işler tersine dönünce idam edilmekle karşı karşıya gelen ama İbn Teymiyenin sultana yaptığı rica sonucunda hayatı bağışlanan Maliki kadısı İbn Mahluf şöyle diyor:

İbn Teymiyye gibisini görmedik, biz onu mahvetmek için elimizden geleni yaptık ama buna güç yetiremedik, o ise bizi mahvetmeye güç yetirdiği halde bizi affetti.

40. İbn Nasıruddin (v. 842/1438) :

 İbn Teymiye'den övgü dolu cümlelerle bahseden 87 âlimin ifadesini nakletmiştir.

41.İbn Teymiye ile çağdaş olan Şafi alimlerinden ve önemli hadisçilerden Ebu Haccac el-Mizzi (654-742) şöyle diyor

"Dört yüz yıldan bu yana onun benzeri görülmemiştir."

42.İbn Kesir tarihinde Ebu Abdurrahman es-Süyufî'nin şöyle dediğini nakletmiştir:

"Ebü'l-Feth Kavvas adındaki zahid şahsın cenaze merasimine Şeyh Ebü'l-Hasan ed-Darekutnî ile birlikte iştirak etmiştim. Böyle büyük bir cemaate katıldığımızda Şeyh Ebü'l-Hasan bana dönüp şöyle dedi: Ebu Sehl b. Ziyad el-Kattan'ın İmam Ahmed'den naklen Abdullah b. Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini işittim: "Bid'atçilere deyin ki, bizimle sizin aranızda ayırıcı özellik, cenazelerdir." Kuşkusuz İmam Ahmed b. Hanbel’in cenazesine iştirak eden cemaatin sayısı çok yüksekti. Çünkü belde ahalisinin sayısı fazla olup bu törene hayli insan iştirak etmişti. Ayrıca İmam Ahmed'i tazim ettiklerinden, devlet tarafından sevilen bir insan olduğundan ötürü de cenaze merasimine katılan cemaatin sayısı Çok olmuştu.

(İbn Kesir diyor ki) Şeyh Takiyyüddin b. Teymiye ise Dımaşk'ta vefat etmişti.
Dımaşk'ın ahalisi ise o zaman sayı bakımından Bağdatlıların onda biri bile değildi. Ama zorba bir sultan kendilerini toplayacak olsaydı bile İbn Teymiye'nin cenaze merasimine bu kadar büyük bir cemaat katılmazdı. Kaldı ki İbn Teymiye, sultan tarafından hapsedildiği kalede vefat etmişti. Ayrıca fakihlerin ve yoksulların çoğu da bırakınız Müslümanları, diğer dinlere mensup kimseleri dahi nefret ettirecek şeyleri, İbn Teymiye'den naklediyorlar ve bu gibi şeyleri ona isnat ediyorlardı. İşte bütün bunlara rağmen İbn Teymiye'nin cenazesine katılan insanların sayısı oldukça fazla olmuştu!"

43. H. 749 yılında vefat eden çağdaşlarından olan İbn Verdi’nin  İbn Teymiyye’nin ölümünün ardından söylediği mersiyeden bölümler:

Öyle bir yiğitti, ki ilimde tek
Müşkilatın hallinde kendisine baş vurulurdu
O bütün insanları takvaya davet,
Fısk-u fucürla iştigal eden fırkaları redd ederdi.


İlmi hareketin duraklayıp inişe geçtiği bir sırada
Teymiye oğulları ilim yıldızları olarak çıkmışlardır.
Ancak ne büyük pişmanlık ki, çekemeyenleri
Onu şirk şaibesi ile ithama kalkıştılar
İçinizde İmam’ı hapishane de görünce yerinde
Duramayan akl-ı selim sahibi kimse yok mu?
Bu yaptığınız Yahudiler için ne büyük bir sevinç kaynağıdır;
Hasmının çöküşünden ancak hasımlar mutluluk duyar


İnsafa davet eden tek bir kişi dahi yok,
Herkes kendi heva ve menfaati peşinde koşmakta.
Ey hasetçiler! Şüphesiz sırat köprüsü kurulduğunda
Gerçek maksadınız ve kötü niyetiniz açığa çıkacaktır.
İşte o öldü, sizlerde rahatladınız, artık bildiğinizi yapın!
Meclisleri kurup problemleri halledin,
Sizi reddedecek kimse kalmadı.
O seccade artık dürülmüştür.

44. Talebelerinden İbn Meri diyor ki:

Onun bütün gayesi batıl ve bidatı reddedip selefin yolunu ve sünneti hakim kılmaktı. Bundan başka, onun eserleri, araştırma mahsulü olup, her sözü bir temele ve delile dayandığından başkalarının teliflerinden üstün ve de seçkindir.

45. İmam Şevkani (1172-1250) şöyle diyor:

O dünya nimetlerinden uzak, ahreti isteyen, akıl ve anlayışta zamanının en üstünü, fehm, basiret ve zekâ bakımlarından en engini idi. Aklının kemali ile ilim ve amelinin güzelliğinden dolayı kıskanıldı ve hakkı tutup, halkın maslahatını gözettiği için kendisine düşmanlık beslenildi.

46. İbn Teymiyye’nin çağdaşı olan Şafii alimlerinden Abdullah bin Abdulhamid el-Iraki, İbn Teymiye’nin en önemli öğrencilerinden biri olan İbnu Abdilhadi’ye (H.704-744) (Şemsuddin Ebu Abdillah Muhammed bin Ahmed bin AbdilHadi el- Hanbeli) yazdığı mektubunda şöyle diyor:

Mütekaddimin ve müteahirinin teliflerinde zayıf ve boş sözler/görüşler görüp çok üzülür ve İslami eserlerin böyle batıl ve esassız şeyler içermesinden dolayı mütessir olurdum. Sırf sünnet ve selefin yolundan ibaret olan eserleri arar,izlerdim. Bunları bulamadığım zamanda Allahu teala’ya yalvarırdım.Allahu teala hazretleri, İmamud-dünya  ibn Teymiyyenin eserlerini görmemi nasip etti. İşte gönül hastalığımın devasını bunlarda buldum. okuyup incelediğimde kalbim açılıp ferahladı. Kendisiyle görüşmek için Şama gitmeye hazırlandığım sırada Şeyh hazretlerinin vefat haberi erişti. Başıma gelen bu musibeti kelimelerle anlatamam. Hatırıma her geldiğinde hasretle yanıp dururum…

47. Çağdaşı İbn Fazlillah (Şihabuddin Ebu’l Abbas Ahmed bin Muhyiddin el- Umeri) (ö: H. 749) şöyle diyor:

Hafız, hüccet, müctehid, müfessir, şeyhülislam, asrının bir eşi daha bulunmayanı, tek başına bir ümmet, tek başına bir kişilikti. O tüm mezheplerin dağınıklığını ve mezhep mensuplarının bölünmüşlüğünü asgariye indirdi. Yine o,insanların en zekisi, hafızası en güçlü, unutkanlığı en az olanı idi. Tefsir ve kuran ilimlerinde imam olduğu gibi fıkıh ve fukahanın ihtilaflarını da bilirdi.

48. İbn Verdi (H. 749) şöyle diyor:

O, rical ilminin cerh,tadil ve tabakat dallarında ve hadis tarihi konusunda bir otorite idi. Yine o,hadisleri hatırlama ve onlardan hüküm çıkarmada da hayret verici bir kudrete sahipti ve aynı zamanda hadisleri kütüb-i sitte ve müsnedlere isnat etmede de en son merci sayılırdı.

49. İbn Kesir (İmaduddin İsmail bin Ömer el-Basri eş-Şafii) (ö: H774) şöyle diyor:

Kendisine haset ve düşmanlık yapıldı. Ancak hiçbir şey ve hiçbir kınayıcı onu yolundan alıkoyamadı. Düşmanlarının eziyetlerine aldırmadı. Onlar kendisine hiçbir şey yapamadılar. Yapabildikleri, hapse attırmaktan ibaretti. Bütün bunlara rağmen, gerek Mısırda, gerekse Şam’da ders ve sohbetlerinden bir an olsun geri kalmadı. Kendisini lekeleyecek bir şey bulunamadı.

50. Büyük muhaddis ve Şafii fakihlerinden İbn Hacer el-Askalani (Şihabuddin Ebu’l Fazl Ahmed bin el-Hafız) (773-852) şöyle diyor:

Şeyh güneşten daha meşhurdu ve kendisine “Şeyhulislam” lakabı verilmişti. Geceleri sabaha kadar yaranı, talebe ve dostlarıyla sohbet ederdi. Bu gerçeği, ancak onun kadrini bilmeyen ve insaftan uzak kimseler inkâr edebilir. Şeriat alimleri, onun, ictihad için gerekli tüm unsurları kendisinde topladığına şahitlik ederler.

51. Şafii ulemasınından olan 869 da vefat eden Belkini ( Alemuddin Salih bin Siracuddin Ömer) demişki:

Zamanın en alimi, akranlarının tümünden üstün, şeriatı Mustafayı lisanı ve kalemiyle savunan ve din-i Hanif için yılmadan çarpışan biriydi.

52. Suyuti (849-911) şöyle diyor:

 (İbn Teymiyye ) Peygamberlerin varisi, müctehidlerin sonuncusu, İslamın bereketi, kelamcıların delili, sünnetin ihyacısı..

53. Fıkhu’l- Ekber şarihi ve Hanefi ulemasının büyüklerinden Molla Aliyyül-Kari (Ali bin Muhammed bin Sultan el-Herevi el- Hanefi) (ö: H. 1014) İbn Kayyım ve İbn Teymiyye ye saldıranlara karşı onları şu sözleriyle savunmuştur:

“Medarikus salikin” adlı eseri okuyan herkes görecektir ki Her ikisi de Ehl-i Sünnet vel cemaatin büyüklerinden ve bu ümmetin evliyalarındandır.

54. Yine İmam Zehebi şöyle diyor:

Kahramanlık, cihad ve atılganlığı ise nitelendirilemeyecek kadar, anlatılamayacak kadar ileri idi. Örnek gösterilecek derecede çok cömert idi. Yemekte ve içmekte az ile yetinir, zühd ve kanaat sahibi bir kimse idi."

55. Büyük hadisçi ve tarihçi İmam Zehebi (ö: 748) şöyle diyor:

Ondan daha güçlü ayet ve hadis metinlerini asıl ibareleriyle eksiksiz hatırlayan ve hemen onları yerinde eksiksiz kullanarak delil gösteren bir kimseyi görmedim. Hadis ve sünnetin ilim hazinesi onun iki gözü önünde ve dilinin hemen ucundaydı.

Devamı altta
Logged
Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.181 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu