''UYDUM KALABALIĞA''DAN, ALLAH'IN SAPASAĞLAM İPİNE HİCRET...

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GENEL (Bilgi Platformu) > Sağlık > Psikoloji > ''UYDUM KALABALIĞA''DAN, ALLAH'IN SAPASAĞLAM İPİNE HİCRET...
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GENEL (Bilgi Platformu) > Sağlık > Psikoloji > ''UYDUM KALABALIĞA''DAN, ALLAH'IN SAPASAĞLAM İPİNE HİCRET...
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: ''UYDUM KALABALIĞA''DAN, ALLAH'IN SAPASAĞLAM İPİNE HİCRET...  (Okunma Sayısı 8360 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
mutaahhiri
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 46


"Desem Öldürürler Demesem Öldüm"


« : 18 Şubat 2014, 01:32:56 ÖÖ 01 »

“Uydum Kalabalığa”dan, Allah’ın Sapasağlam İpine Hicret
    

DR. Selçuk Ergin



''Kudüs'te görevlendirilen bir gazeteci, Ağlama Duvarı'nın önünden her geçişinde yaşlı bir Musevi'nin orada öyle durup dua ettiğini fark etmiş.
 Bir hafta, iki hafta... Sonunda adamla bir röportaj yapmaya karar vermiş. İzin alıp teybini açmış, sormuş adama:
 -Adınız?
 -David. Polonya Yahudisiyim. Yaşım 65. Smalla'da bir manav dükkanım var. Evliyim. İki çocuğum Tel Aviv'de bir çiçek serasında çalışıyor...
 -Sizi her gün burada, Ağlama Duvarı'nın önünde, dua ederken görüyorum.
 -Evet, her sabah dükkanı açmadan buraya gelirim. Dünya barışı ve insanların kardeşliği için dua ederim. Öğle tatilinde bu sefer insanların mutluluğu, acıların sona ermesi için Yaradan'a yalvarırım. Akşam da eve dönerken, bu kez dürüst ve iyi insanların esenliği için dua ederim. Cumartesi günümü de burada, yine dua ederek geçiririm.
 -Ne güzel! Kaç senedir bunu sürdürüyorsunuz?
 -İsrail'e göçtüğümden beri, yani 40 yılı geçti.
 -Gazeteci heyecanla sormuş:
 -40 yıldır her gün dua ediyorsunuz. 40 yıldır yılmadınız. Bugün nasıl bir duygu içindesiniz, neler hissediyorsunuz?
 -Uzun uzun iç geçirmiş yaşlı Musevi; sonra bezgin bir sesle cevap vermiş:
 -Vallahi artık bilemiyorum. İçimde, duvara konuşuyormuşum gibi bir his var."
 Tabii ki suç ne duvarda, ne de duvarın sahibinde. Biz dualarımızda istediğimiz dünyayı yıkanları destekledikçe, en azından sessiz kaldıkça kimseyi suçlayamayız…
 İnsanın kendine ettiğini…
 Dünya şirazesinden çıktı mı sizce de? Felaketler birbirini izliyor. Hepsinden daha acı olanı, bu felaketlerin yarısından fazlasını insanlar birbirlerine tattırıyorlar. Deprem ya da su baskınına uğrayanlara bütün dünyadan yardım gelirken, yeryüzü ilahlığına soyunmuş müstekbirlerin kurbanlarına yardıma yeltenmek şöyle dursun, durumlarını tesbit etmek ya da yayınlamak, öldürülmeye kadar varan türlü belayı göze almayı gerektiriyor.
 Bu kadar karanlık bir tablo, acaba insanların hakettikleri (ya da etmedikleri) cezaya maruz kaldığını mı gösteriyor? Elimizi vicdanımıza koyarak düşünürsek, hayır. Hak ettiğimizin çok altında bir yaptırıma dahi maruz kalmıyoruz. Delili ortada: Her şeye rağmen ne zalimler, ne de mazlumlar henüz tavırlarını bir milim değiştirmediler. Allahın şefkat tokadı bir ona, bir diğerine isabet ediyor; ama henüz zalim de, mazlum da kıpırdanmaya başlamadı bile! Mazlumun ne suçu var diyebilirsiniz. O zaman "Ne zulmediniz, ne zılme uğrayınız" nebevî buyruğunu nereye koyacağız? İlmin kapısı Hz. Ali dememişmiydi ki: "Haksızlık karşısında eğilme! Yoksa hakkınla beraber şerefini de yitirirsin!" Zalimleri, ya da onların destekçilerini bizler seçmiyor muyuz? Her hacetimizi onlardan beklemiyor muyuz? Nerede kaldı: "Zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur!" İlahi uyarısı? Kendimizi kandırmanın ne dünyada, ne de ahirette bir faydası yok. Bugün dünyada işlenen her cürümde, bu dünyanın sakinleri olarak hepimizin az ya da çok payı var. Özellikle müslümanların! Zira rabbimiz buyurmuştur ki: "Siz insanlar için yaratılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız." Bu görevini terketmiş bir ümmet; tüm bu olanlarda birinci dereceden suçlu değil de nedir? Fırka fırka bölünüp de dini parçalayarak, herkesin kendi yanındakini beğendiği tablodan bahis dahi açmayalım.
 İslamî iddialardan, artık İslamî yaşantıya geçelim!
 Genel anlamda insanlar, özelde Müslümanlar; birbirini gece ve gündüz gibi takip eden dönemlerden geçerek imtihan olmaktalar. Birazcık rahatsız edildiğimiz dönemlerde her türlü tavizi kendimize hak görüyor, rahata erince yapacaklarımızı düşünerek avunuyoruz. Rahat dönemde kurumsallaşıyoruz evet; ama sadece dünya nimetlerinden daha çok faydalanmaya endeksli çağdaş putlar olan ideoloji ve piyasa kurallarını izleyerek, hem de hiç ayrılmamacasına! Öyle oluyor ki Allah Teâlâ'nın ipine sımsıkı sarılmak istediğinizde önce Müslümanların böyle dönemlerde ürettikleri her şeyden kaçmak zorundasınız. Açık saçıklık görmemek, ya da tesettüre uygun giyinmek istiyorsanız "Müslüman olmayan" bir mail adresi ya da giyim firması bulacaksınız, çünkü diğerleri bazı şeylere "mecbur(!?)" dur. Çarşaf giymeyen bir Müslüman bayanın gideceği ilk adreslerde önüne sürülen alternatifler birbirinden dikkat çekici, hatta Ece Temelkuran'ın "seksi örtülüler" deyimini çağrıştıracak kadar tüm hatları ortaya koyan cinsten! Bahsi geçen yazar, insaflı yazılarını affettirmeye çalışan bir seri yazı yayınladığında "seksi örtülüler" görmekten çok memnun kaldığını ifade etmiş ve "kadınlığın tatlı halleri" demişti. Doğrusu, ne bunu "kadınlığın tatlı halleri" olarak görebiliyor, ne de böylelerini tepeden aşağı ağzından salyalar akarcasına süzen adamları "erkekliğin tatlı halleri" olarak yorumlayabiliyorum. Erkek ya da dişi magandalıkta tat arayacak kadar da ağız tadımız bozulana kadar belki.. Belki ileride şöyle bir reklam görür ve gülüp geçebiliriz: Son derece cafcaflı ve daracık "pardesü" ve başörtüsü (bu ikili aktif yaşamdan kopmadan örtünme amacıyla icad edilmişti ve nasıl da sarılmıştık bu çözüme oysa…) ile yolda yürüyen bir genç bayan (kadınlığın tatlı halleri). Ona "erkekliğin tatlı halleri" ile bıyık buran sakallı gençler. Geçerken biri bağırıyor: "Tekbiiir!" Diğerleri hep bir ağızdan haykırıyor: "Allahuekber!".  Bunları yazarken benim olduğu gibi, sizin de okurken başınızdan aşağı  kaynar sular dökülüyor olabilir; dökülsün biraz. Bugün Müslümanlar olarak kendimize, kurumlarımıza, ortak çalışmalarımızın ve iletişimimizin durumuna bakıp dehşete düşmüyorsak hiç değilse hayalimizde dejenerasyonu biraz daha ilerletelim ve lütfen; dehşete düşelim!
 Sonuçta tüm kurumlarımız ve tüm çabalamalarımız, görünüşte İslamî; özde Dünyevî oluyor. Bu durum, zulmün ana payandası olmamızı doğuruyor. İşin kötüsü, zulme payanda olan kurumlarımızı düzeltmek yerine İslamî bir hamiyet ve hassasiyetle koruyor, yüceltiyoruz; bu da itikadî sapmalara yol açıyor. Şunu kabul edelim ki; hiçbir kişi, cemaat  ve kurum İslamî referanslarla eleştiriden muaf hale gelmez, kutsallaşmaz. Takvası ölçüsünde hürmete hak kazanır. Genel piyasa kurallarını ölçü kabul eden bir takva anlayışı olabilir mi? Kişisel olarak ya da kurumlarımızla, topyekün kalabalığa uymak; zulmün ve onun  en stratejik silahı olan piyasanın bir unsuru haline gelmektir, tüketilmektir! İslamî yaşantımızı, ideallerimizi, kavramlarımızı, yaşama amacımızı tüketmektir! Böyle bir kokuşmanın sonucu da dinimizi ve din kardeşlerimizi tüketmek olabilir…
 Gri! Ne kadar güzelsin!
 Kardeşlerimizi tüketmeyelim! Kardeşiniz olarak uyarıyorum! Önce kendimi, sonra hepinizi uyarıyorum. Dünyamız için değil, önce ahiretimiz için uyarıyorum. Çünkü dünyamızın durumunu belki de değiştiremeyiz. Ama denemeliyiz. Ahiretimiz ise hem çok daha önemli, hem de kişisel olarak durumumuzu düzeltmemizi gerektiriyor. Dünyada Hak yolunda tek kalsak da bu böyle; ki hiç bir zaman tek kalınmadı. Merhum Mehmed Akif ne güzel dile getiriyor bunu:
"Doğru yol budur deyip de hele sen bir yürü de, bak ne katılanlar göreceksin sürüde!" Demek merhumun zamanında da bugün olduğu gibi, herkes bir diğerinin düzelmesini bekliyordu!.. bizde de, İsrail ordusuna açıkça maddi destek olan firmaların ürünlerini satmaması yönünde tavsiyede bulunduğunuz bir marketçi, önce müslümanların almaması gerektiğini söylüyor! Topu birbirimize atarsak Hak teâlâ indinde sorumluluktan kurtulur muyuz dersiniz? Ya da halk artık almayınca o malzemeleri satmayan esnaf, Allah rızası için kârından feragat etmiş sayılabilir mi?Evet, bir gün hayal ettiğimiz gibi bizden başka herkes düzelebilir, olur a! Ama o zaman bizim durumumuzu (mecburen) düzeltmemiz bizi kurtarır mı acaba?
 Bugün Dünya çapında Müslüman halklardan gözüne kestirdiğine zulmün binbir çeşidini yağdıranların parasal gücü sadece gizli yollardan gelmiyor. İlan etmekten çekinmedikleri yaygın bir tüketim pazarına sahipler.  Coca Cola ve yan ürünleri, Philip Morris sigaraları en başta Müslümanlar tarafından tüketiliyor. Müslüman, hem de şuurlu(!) ama, Marlboro dışında sigarayı ağzına koyamıyor. Haydi sigaraya toptan rest çekecek iradesi yok, kendini öldürecek; onu anladık, ama kardeşini öldürenlerin değirmenine su taşımaktan vazgeçecek kadar da mı iradesi yok? Damak tadından vazgeçemediği için filistin'de bir çocuk fazla öldürülsün umurunda değil. Bu yüzden söyledim ve yine söylüyorum; ceza falan geldiği yok bize. Küffar sürüsü son derece munis ve yumuşak; biz daha çok zulüm için elimizden geleni yapıyoruz ama onlar çok azını yapıyorlar.
 Şuradan belli: Siyonist firmaların temizlik ürünlerini kaldırdığınız zaman piyasadaki ürünler dörtte bire iner. Diş macunu olarak ise misvak dahil iki-üç isim kalır. Burası halkı Müslüman olan bir ülke, yüzyıllardır İslam'ın bayraktarlığını yapmış. Ve piyasa halkın tercihleriyle şekillenir, her ne kadar kitle iletişim ve piyasa kurallarıyla yönlendiriliyorsa da. Siyonist firmaların ürünlerini ön plana çıkarmak için yaptıkları "tanıtım rüşveti" daha çok olduğu için, dindar marketler de onları daha iyi yerde ve daha çok sergilemeye mecbur(!?) kalıyormuş! Kapitalist dine göre bu farzı ayın bile kabul edilebilir, ama bizim daha çok para kazanmaktan başka yaşam gayelerimiz olması gerekmiyor muydu? Hayır, "daha beyaz çamaşırlar" da değil! Sivil Müslümanları kitlesel olarak öldüren Ariel Şaron'un terörle kurulmuş bir ülkede başbakan seçilmesi normal karşılanabilir. Ancak, müslüman ülkelerde adı "Ariel" olan bir deterjan piyasaya çıkıp kapış kapış gidiyorsa orada durup düşünmek lazım. Ne zamandan beri kendimizi pislik, katillerimizi temizlik malzemesi kabul ediyoruz? Ev hanımlarına bunu söylerseniz "çok iyi beyazlattığını" söyleyecekler. Mülk suresinde de Rabbimiz kıyamet günü kararacak yüzlerden bahsediyor, onlar nasıl beyazlanır acaba? Benim şükürler olsun ki, Arielle beyazlatılmış çamaşırım yok. Gri! Hiç bu günkü kadar güzel olmamıştın!
 Sağa sola bakmadan yürümezsek, kötü düşeceğiz!
 Daniel de Foe'nun şöyle bir sözü var: "Hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyorlar diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala hem de alçaktır. Bir adamın "benden başka herkes aldanıyor" demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?"
  "Halk bunu istiyor" yalanı her alanda karşımıza çıkıyor, ama en az bize yakışıyor. Biz ki, ümmetçe insanları iyiliğe sevk ve idareye memur kılınmışız. Oysa bakıyorsunuz, ıhlaslı insanların bağışları üzerinde TV kanalları, gazeteler yükseltiyor; sonra bu yayın organlarını piyasa kurallarıyla işleyen "kanalizasyonlar"ın derecesine manen düşürüyoruz. Yaptığımız işlerde ıhlas aransa, sadece parasal destek olan saf Müslümanların bağışları bulunabilir! Her ölçü ve hesap genel geçer piyasaya göre oluyor, ama dini referans ve iddialarımızdan da vazgeçmiyoruz. Unutmamak gerekir ki, Mekke müşrikleri de Allah'a inanıyordu, ama onu işlerine karıştırmak istemiyor; şimdinin piyasa kuralları ve ideolojileri olan "putları"na göre hayatlarını tanzim ediyorlardı. Bütün bunlardan gelmek istediğim yer şu: İnsanların çoğunluğuna uymaya kalkarsanız, siz de yoldan sapanlardan olursunuz; bu çoğunluk görünüşte "Müslüman" olsa da bu böyle. Kimseyi tekfir etmiyorum, Allah böyle fevriliklerden cümlemizi korusun. Ancak, kendimizi kurtarmanın tek bir yolu var: Sağa sola bakmadan ve "önce o yapsın" demeden, yüce yaratanımızdan gelene tabi olmak, ve en yakınlarımızdan başlayarak kurtuluş reçetesinin bu olduğunu herkese anlatmak!
 Maide sûresi 49. ve 50. ayeti kerimede Rabbimiz  mealen şöyle buyurmaktadır:
"Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların arzularına uyma. Alah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah ancak, günahlarının bir kısmını onların başına bela etmek ister. İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır."
"Onlar hala cahiliyye hükmünü mü arzuluyorlar? Akleden bir kavim için, hükmü Allah'tan daha güzel kim vardır?"
Logged

''FELAKETİN ORTASINDAYIZ.KAPİTALİZMİN BİZİ ULAŞTIRDIĞI YERDEYİZ.LAİK DEMOKRAT VE NEŞELİYİZ!'' İ.ÖZEL
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.044 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu