Haftanın Konuğu: "M.Kürşat Atalar"

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > HOŞGELDİNİZ > İDP KONUKLARI > Haftanın Konuğu: "M.Kürşat Atalar"
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > HOŞGELDİNİZ > İDP KONUKLARI > Haftanın Konuğu: "M.Kürşat Atalar"
Sayfa: [1] 2 3 ... 7   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Haftanın Konuğu: "M.Kürşat Atalar"  (Okunma Sayısı 170939 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« : 10 Haziran 2013, 08:15:24 ÖÖ 08 »


Bu haftaki konuğumuz:

   İslam terimleriyle;sahih bir Müslüman zihni oluşturmak isteyen

 M.KÜRŞAT ATALAR


Dr. M. Kürşad Atalar

1965 yılında Ankara’da doğdu. 1984 yılında Meteoroloji Teknik Lisesi’nden mezun olduktan sonra Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Bu arada ODTÜ Kamu Yönetimi Bölümü’nü okudu.

1990 yılında bu bölümden mezun olduktan sonra, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde 1994 yılında Master, 2002 yılında doktorasını tamamladı. Master tezini “Siyaset tanımları ve Türk Seçmeninin Zihnindeki Yansımaları”, doktora tezini ise: “Türkiye’de Radikal İslamcılık” konularında yaptı.

Zaman gazetesinde 1987 yılında çıkan ilk yazısından sonra,. İktibas, Girişim, Kalem ve Onur, Nida gibi çeşitli dergi ve yayın organlarında makale ve çevirileri yayınlandı. 1989-2009 yılları arasında İktibas dergisinde yayın kurulu üyesi olarak çalıştı.
2003 ila 2005 yılları arasında Gazetem.net internet sitesinde yazılar yazdı.
Düşüncede Devrim ve On Tez başlıklı iki kitabı bulunmaktadır.

Yazarın ayrıca çevirileri de vardır. Bunlar;
Kur’an’ın Zihni İnşası (Seyyid Abdüllatif),
Batı Düşüncesinde İslam (Albert Hourani),
Modern Küresel Sistem (Immanuel Wallerstein),
İslam’da Modern Eğilimler (H. A. R. Gibb)
ve Batı'nın Kaynakları (Mark A. Kishlansky) başlıklarını taşımaktadır.
Logged

FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #1 : 10 Haziran 2013, 08:27:14 ÖÖ 08 »

Öncelikle bizleri kırmayıp Haftanın Konukluğunu kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.Daha önce 2009 yılında haftanın konuğu olmuştunuz ve çok verimli geçmişti.Daha önceki sorularımıza ve cevaplarınıza bakmak isteyenler olursa bakabilirler:

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,7149.0.html

İlk soruyu güncel olaylar üzerine sormak istiyorum
1-Gezi parkı olaylarına nasıl bakıyorsunuz?
2-Kendilerine anti kapitalist Müslüman adı verenlerin ve kimi İslami grupların bu gezi parkı olaylarını desteklemelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Logged

ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4677



« Yanıtla #2 : 10 Haziran 2013, 08:40:26 ÖÖ 08 »

Öncelikle hoşgeldin ağabey ...
İnan uzun zamandır gündemi değerlendirecek birilerine ihtiyaç duyuyorduk , hızlı ve değişken bir dönemde yaşıyoruz ve malesef öncü şahsiyetler konusunda oldukca sıkıntılıyız ...
Dün tamam bu kişi takip edilir faydalanırız dediğimiz insanların bugünki tavrını anlamakta zorlanıyoruz ...
Bu bağlamda hayatı değerlendirmemize katkı sağlayacağını umuyoruz ...
Malum gündemimiz Gezi , ama gezinin siyasi yönünden ziyade toplumsal yönü beni ilgilendiriyor ...
Benzer olaylar ( arap baharı ) gündemimizi ve bakışımızı hayli meşgul etti , sonuça varamadık malesef ...
Toplumsal yapıdaki bu ve benzeri değişimleri nasıl okuyorsunuz ?
Alt birikimi olmayan ama toplumda ses getiren eğilimleri belirleyen bu tarz hareketler sanırım yeni diyebileceğimiz cinsten ?
Sizin deyiminizle ey insanlık nereye gidiyoruz ?
Burdan başlayabilirsek inş. devamı uzun olur ...
Logged

Not font kurbaa
mkatalar
idp yazarı
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199



« Yanıtla #3 : 10 Haziran 2013, 01:36:40 ÖS 13 »

Öncelikle herkesi selamlıyorum. Yeniden buluşmak güzel. İnşallah diyaloğumuz hayırlara vesile olur.
Fecr kardeşim,
Gezi Parkı olayları AKP hükümetinin, daha doğrusu, Başbakan'ın bu güne kadar karşılaştığı sorunların içerisinde 'özel' bir yer tutuyor bana göre. Çünkü olayların gelişim süreci ve şu an itibarıyla geldiği noktaya baktığımızda, yeni bir takım 'senaryolar'ın gündemde olduğunu söyleyebiliriz. Bu sürecin Tahrir meydanı gösterilerinde olduğu gibi, hükümetin devrilmesi ile sonuçlanması da ihtimallerden biri. Bu ihtimal zayıf görünüyor, ancak yine de yabana atılmamalı. Çünkü eğer 'dış kaynaklı' bir teşebbüs varsa (ki bunu çok dar bir çevre dışında kimse bilemez, sadece bazı sonuçlarından hareketle dolaylı yorumlar yapılabilir) bu ihtimali yabana atmamak gerekir diye düşünüyorum. Fakat daha güçlü bir ihtimal olarak, olayların bir süre sonra biteceğini öngörebiliriz. Yalnız bunu 'şimdilik' kaydıyla diye nitelememiz gerekiyor. Çünkü bu tür 'spontane' gelişmeleri tetikleyebilir. Ayrıca sadece solcu, kemalist, laik vs.  kesimler için geçerli değil bu söylediklerim. Bundan böyle, her kesimden gruplar, bir yeri bu şekilde tespit edip, gösteri yapabilir ve 'sivil' karakterli tepkisini ortaya koyabilir. Müslümanlar olarak, daha önce, bu tür eylemleri bizler yapmadık, yapamadık. Bundan sonra bizim için de bir 'meşru' kapı açılmış oluyor. Tabii bizim yaptığımıza verilecek tepki, Gezi Parkı eylemcilerine olana benzemez! Ama olsun, sonuçta bu yönde bir kapı aralanmış oluyor. En azından, yapmak isteyene, kimse: "ne oluyor kardeşim, bu da nereden çıktı?" diyemez.
Konuyla ilgili olarak, ikinci önemli boyut, gerçekten Başbakan'ın söyleminin toplumun farklı kesimlerini rahatsız ediyor oluşudur. Gerçi kendilerini 'antikapitalist' Müslümanlar olarak niteleyen grubun kapitalizme karşı duruşu bu eyleme katılmada daha etkil olmuş görünüyor, ama genel rahatsızlığın onların katılımında da katkısı olmuştur herhalde. Başka bazı Müslüman grupların verdiği desteği de benzer şekilde yorumlamak mümkün. Tabii, eğer bu işin arkasında sistemli bir plan varsa, bu planlayıcılar, her kesimden destek alacak şekilde ortam hazırlamasını da iyi bilirler! Bunu unutmayalım. Arap Baharı olaylarını takip edenler, bunu net olarak görürler. Turuncu Devrimi sırasında da benzer şeyler yaşandı. Zaten 12 Eylül'den önce Taksim, Maraş vs. olayları üzerine de epey yazıldı çizildi. Yani bir 'plan' doğrultusunda bir şeyler yapanlar, bunun zeminini iyi hazırlıyorlar. Bunu unutmamak lazım. Türkiye'nin siyasal havasının iki hafta öncesine göre bu kadar değişebiliyor oluşu, aslında bize şunu düşündürtmeli. Demek ki, halkın kendi arasındaki dayanışması, hala, bu tür planların üstesinden gelecek kadar güçlü değil. Yani halk, örgütlenme noktasında, zayıf. Asıl bu konu üzerinde düşünmek gerekiyor. Tabii, planı yapanlar da bu analizleri önceden yapıyorlar. Ona göre bir işe girişiyorlar. Türkiye'de başka bir plan, Ortadoğu'da başka bir plan, İran'da vs. başka bir plan... Çünkü her yerin kendine göre şartları var. Bunları iyice analiz etmeden, bu çapta bir senaryoyu gündeme sokmazlar. Örneğin İran'da bu tür bir şeyi hala başaramadılar. Veya Irak savaşı sırasında, ülkeyi işgal etmeyi düşünemediler, vs. Çünkü İran'ın şartları bunlara müsait değildi. Bu son olayların 'farklı' bir yönü olduğu artık belli olmuştur. Tünelin ucu ne zaman görülür, onu şimdiden kestirmek zor görünüyor. Ancak 'havayı koklamak' bağlamında yaptığım değerlendirmenin sonucu olarak şunu söyleyebilirim: herhalde bu işin arkası gelecek gibi görünüyor! Kısa vadede belki durulur, ama orta veya uzun vadede, benzer eylemlerin yapılması için zemin hazırlanmış oluyor.
Logged
mkatalar
idp yazarı
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199



« Yanıtla #4 : 10 Haziran 2013, 01:41:42 ÖS 13 »

Ozanca kardeşim,
Arap Baharı olayında, dikkatinizi çekmiştir, liderlik kadrosu ya yok, ya da belirsizdi. Örneğin Mısır'da Mübarek devrildi, ama muhalefetin 'lideri' ortada yoktu. Aslında bu 'devrim' için bir avantaj oluşturuyordu. Zira bu tür otoriter veya totaliter rejimlerde 'lider'in bilinmesi, onun yok edilmesini de kolaylaştırır ve bu da 'devrim' sürecini zora sokar. Ama lider belli değil,bir çok grup destek veriyor; bu, bir yandan, istenen değişikliği de kolaylaştırıyordu. Benzer bir durumun Gezi Parkı olaylarında da olduğunu görüyoruz. Eylemciler "biz halkız" diyorlar; baktığınızda, farklı kesimlerden bir çok grup var. Ama liderlik ortada yok! Bu ilginç bence. Aslında bu durum, istenen amaca ulaşmayı kolaylaştırıyor. Çünkü bunun bir 'halk hareketi' olduğunu söylemek, bu durumda daha kolay oluyor. Bu nedenle, CHP ve MHP'nin geri çekilmesi de, istenen amaca ulaşmayı kolaylaştırıcı bir faktör olarak yorumlanmalı. Dolayısıyla, hükümet, eylemcilerin üzerine gittiğinde, "halkın üzerine gitmiş oluyor" ki, zaten (eğer varsa bir plan) amaçlanan da böylesi bir imaj vermek.
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #5 : 10 Haziran 2013, 02:24:44 ÖS 14 »

Bu gezi olaylarında kim, kimlere ve nasıl mesaj vermek istiyor. Cumhurbaşkanı Gül: Mesajı aldık demişti. Bu mesaj neydi sizce?
Ayrıca gezi parkına katılanların amacı, niyetleri ile ortaya çıkan sonuçları arasında bir değerlendirme yapar mısın?
Hükümetin bu olaya yaklaşımı nasıl olmalıydı? Olaya bakışta ve müdahale edişte Hükümetin artı ve eksileri sizce nelerdir?
Eylemcilerin Hükümetten  7 tane istekte bulunmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Olayın 3-5 ağaç meselesi olarak değerlendirmekten çok farklı boyutları olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Logged

mkatalar
idp yazarı
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199



« Yanıtla #6 : 10 Haziran 2013, 03:52:00 ÖS 15 »

Fecr kardeşim,
Aslında Cumhurbaşkanı'nın mesajı aldık demesinden daha önemli olan, Başbakan'ın: "hangi mesajı almış, onu bilemiyorum" demesiydi. Çünkü Cumhurbaşkanı'na yönelik açık bir 'eleştiri' cümlesi idi bu. Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında bazı dönemlerde ilişkilerin limoni olduğuna dair işaretler alınıyordu, ama bu son krizde, Başbakan'ın sözleri bence 'sert' sayılabilecek cinstendi. Malum, yazılan senaryolarda yeni dönem için Gül'ün adı da geçiyor: işte AKP'yi bölerek yahut bölmeden başına Gül'ü geçiren senaryolar... Bazı cemaatlerin bu projeye sıcak baktığını da biliyoruz. Meseleyi bu açıdan görmek de mümkün, olayların durulmasından sonra gerginleşen ilişkilerin yumuşaması da mümkün. Ama bana göre, sanki ilişkilerin eskisi gibi olması biraz zor görünüyor.
Gezi Parkı eylemlerine katılanların başta 12 ağacı gerekçe göstermeleri, öyle anlaşılıyor ki, eylemlerin sürekliliğini sağlamak için 'önceden' düşünülmüş. Çünkü belirli bir 'masumiyet' tablosu çizmek açısından işlevsel. Ama gerçek niyetin ne olduğu, eylemcilerin  dillendirdiği 7 talepten net olarak anlaşılıyor. Bu taleplere uyulsa bir türlü, uyulmasa bir türlü. Başbakan, söylemini değiştirmiyor; çünkü değiştirse, eylemciler 'kazandık' diyecekler. Değiştirmedikçe de, eylemcilerin eylemine meşruiyet zemini hazırlıyor. Bu durumda, aslında Başbakan için seçeneklerin son derece sınırlı olduğu görülüyor. İlk bir kaç günde göstericileri dağıtacak bir formül bulunsaydı, o zaman, başka seçenekler de olabilirdi. Ama kritik eşik aşıldı ve bundan sonra bence Başbakan'ın 'karizması'nın artık eskisi gibi olması mümkün görünmüyor. Tabii ki risk alıp 'gerginliği' artıracak uygulamalar yapar ve bunlardan başarılı çıkarsa, o başka. Fakat gelişmeler o yönde görünmüyor. Başbakan, sanki bu süreçten 'yara alarak' çıkacağa benziyor.
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #7 : 10 Haziran 2013, 04:10:04 ÖS 16 »

Verdiğiniz cevaplar için teşekkür ederiz.
Sorularımızı biraz da Orta Doğu meselelerine kaydıralım:
1-Orta Doğu'da bir bahar yaşandı, yaşanıyor ama bu bahar nasıl bir bahardır? , Kimin baharıdır? Belli bir proje mi uygulanmaya çalışılıyor? Bu baharda Müslümanların etkisi/fonksiyonu nedir?
2-Tunus'ta, Libya'da Mısır'da olan devrim Suriye'de niçin gerçekleşemedi? Yani iktidarın yıkalamamasının sebepleri nelerdir? Suriye de yek vücut bir muhalefet var mıdır?
3-Türkiye'de Hükümetin Suriye politikasını nasıl buluyorsunuz? Aceleci mi davrandı, geç mi davrandı? Yanlış mı hareket etti yani stratejik hata mı etti?
4-İran ve Hizbullah'ın Esad rejimine destek vermesi, Esad'ın yıkılmaması için var gücüyle mücadele etmesi mezhepsel kaygılarla mı yoksa sıranın kendisine geleceğini düşünerek yani ulus devlet refleksi mi yoksa başka hesaplar mı var?
Logged

narcicegi
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1784



« Yanıtla #8 : 10 Haziran 2013, 04:15:58 ÖS 16 »

Hoşgeldiniz Kürşat Bey,
Sizi tekrar burada görmekten çok memnun olduk.
"Gezi Parkı " olaylarının arkasında , IMF ile olan bağlantımızı kesmemizden dolayı içerde ve dışarda bulunan sermaye çeverelerinin de çok etkili olduğu söyleniyor.Siz bu konuda nasıl düşünüyorsunuz?
Logged
mkatalar
idp yazarı
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199



« Yanıtla #9 : 10 Haziran 2013, 04:53:55 ÖS 16 »

Fecr kardeşim,
Ortadoğu'da bir 'proje' uygulandığı çok açık. Bunu BOP olarak nitelemek de mümkün, başka bir şey olarak nitelemek de mümkün. Zaten yıllardır söylenip duruyordu; bölgenin değişmesi gerekir diye. Hatırlayacak olursanız, BOP ilk kez 2000'li yılların başında dile getirildiğinde buna ilk tepki veren Mübarek olmuştu. "Olur mu hiç öyle şey" demişti. Oldu ve ilk gidenlerden arasında yerini aldı. Süreç devam ediyor ve Suriye durağında mola verdi. Mola verdi diyorum, çünkü bana göre Suriye'de Esed rejiminin uzun soluklu olması mümkün değil. Amerika şu an açıktan müdahil olmuyor; çünkü Erbakan'ın deyimiyle: "henüz kadayıfın altı kızarmadı!" Yani ABD şartların olgunlaşmasını bekliyor. Maalesef, ABD için şartların 'olgunlaşması', binlerce veya yüzbinlerce insanın hayatına malolan bir süreci gerektiriyor. Bu, ABD için yeni bir şey de değil. Hatırlayacak olursanız, II. Dünya Savaşı'na da hemen girmedi. 3 yıl bekledi; Almanlar, İngilizler, Fransızlar ve Ruslar güç kaybedince müdahil oldu. Aslan payını da aldı. Burada da benzer bir strateji uyguluyor. Muhalefetin 'pişmesi'ni istiyor; süreç içinde liderlik özelliği gösteren kişilerin sivrilmesini bekliyor. Sonra yönetimi onlara devretme yönünde müdahil olacak diye düşünüyorum. İran, Rusya ve Çin'in olaya müdahil olmasının da gerekçeleri farklı. Rusya, pastadan fazla pay almak için 'nazlanıyor.' Bir süre sonra teslim bayrağını çeker. İran direnecektir. Yani Suriye'deki rejimin yıkılmaması için çalışacaktır. Çünkü onların 'stratejik' ortağıdır. Aksi takdirde Lübnan ve İsrail politikaları zarar görür. Yani İran burada tipik bir 'reel-politik' uyguluyor. İslami ilkelere uygunluğu ayrıca tartışılır, ama stratejik değerlendirme açısından İran'ın tutumunu 'anlamak' zor değil. Çin ise, Ortadoğu bölgesini yeni ve potansiyel 'nüfuz alanı' olarak görüyor. Çin'in sorunun çözümünde çok etkili olması mümkün değil. Ama özellikle İran çok direnecektir.
Suriye'de direnen grupların önemli bir bölümü İslamcıdır. Fakat ÖSO'nun liderlik kadrosu böyle değil. Karma bir yapılanma var. Amerika bunun böyle olmasını istiyor. Yani liderliği Müslümanların almasını özellikle istemiyor. Şu ana kadar da ABD'nin istediği oldu. Ama sahada en çok İslamcı gruplar savaşıyor. Bu da bizim tipik bir 'zaaf'ımıza işaret ediyor. Savaşı sahada kazanıyoruz, masada kaybediyoruz. Bu, sadece siyasal örgütlenme açısından değil, her bakımdan zaaflı olduğumuzun bir göstergesidir. Buna da bu vesileyle işaret etmemiz lazım. Hal böyle olunca, birileri plan yapıyor, biz de o planın içinde yer alıyoruz. Cihad ettik sanıyoruz, ama kazanan başkaları oluyor!
Türkiye, süreci gördü ve Esed rejiminin gidici olduğunu anladı. O yüzden derhal politikasını değiştirdi. Burada ABD ve AB'nin baskıları da etkili oldu. Ama sonuçta bu da 'reel politiğin' bir sonucudur. Fakat tabii ki, büyük planı Batılılar yaptığı için, pastadan ne kadar pay alır, o ayrıca sorulmalı. Özal da zamanında "bir koyup üç alırız" demişti. Ama öyle olmuyor işte. Üç koyuyorsun, bir alamıyorsun bile:))
 
Logged
mkatalar
idp yazarı
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199



« Yanıtla #10 : 10 Haziran 2013, 04:58:54 ÖS 16 »

Narçiçeği kardeşim,
Ben de tekrar sizinle buluşup görüşmekten dolayı memnunum. Sağolun.
Sorunuza gelince, ben meselenin ekonomik olmaktan çok 'siyasi' boyutunun daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bu işin arkasında sanki bir 'siyasi' proje var gibi. Henüz ana hatları net görünmüyor, ama iki haftalık eylem sürecine baktığımızda, Başbakan'ın imajının eskisi gibi olmadığını söyleyebiliyoruz. Bu bile, siyaseti yeniden düzenlemek adına ileride yapılması düşünülenlere dair bir ipucu veriyor bence. Fethullah Gülen'in bugün yaptığı açıklamada da: "yeni bir siyaset" tabirinin kullanılması ilginç. Yani Gülen, 'eski' tarzı istemediğini böylece açıkça ifade etmiş oluyor. Bu, Başbakan'ın önemli bir 'siyasi' destekten mahrum kalacağı şeklinde yorumlanabilir. Gelişmeleri tabii izlemek lazım. Cemaatin sağı solu belli olmaz; bakarsınız yine anlaşırlar:)) 
Logged
kutbay
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2525



WWW
« Yanıtla #11 : 10 Haziran 2013, 10:37:29 ÖS 22 »

Kürşat Bey Hoşgeldiniz ve teşekkür ederiz.
Logged

Allâhûmme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve Alâ Âli Seyyidinâ Muhammed
mkatalar
idp yazarı
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199



« Yanıtla #12 : 11 Haziran 2013, 01:39:17 ÖÖ 01 »

Kutbay kardeşim,
Hoş bulduk. Davetiniz için ben teşekkür ediyorum.
Bugün sorular olursa cevaplarını geciktirebilirim. Dün itibarıyla vaktim müsaitti; ara ara siteye girip yeni mesajlar var mı diye bakabildim; ama bugün pek vaktim olmayabilir. O yüzden, sorulara kısa sürede cevap veremezsem, kusuruma bakmayın diyorum:)
Logged
Rahmetli
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1058



« Yanıtla #13 : 11 Haziran 2013, 08:27:52 ÖÖ 08 »

Öncelikle hoşgeldiniz, sizi yeniden burada görmek bizleri sevindirdi. İş yoğunluğu dolayısıyla online görünsem de pc başında olamadım, gecikmiş hoşgeldiniz'i mazur görün. Hoşgeldiniz derken burada bulunuş sebebiniz hasebiyle bir iki soru yöneltmek istedim..
Gündemi belirleme etkinliği olmayan bizler, gündem takip ederken ister istemez edilgen konumdayız. Bize gelen haberlerin doğruluğunu araştırıp inceleme imkanlarımız da haliyle sınırlı. Sadece öngörülerimiz, tahminlerimiz vs ile meseleleri tahlil etmeye çabalıyoruz. Gelişen olaylar karşısında sağlam bir duruşumuz (fıkhımız) maalesef yok.

Doğru bir din telakkisi vazgeçilmezimiz. Bu bağlamda yanlışın reddi de hayati önem arzediyor. Lakin yanlışların tespiti haliyle o yanlışı yapan insanların da reddini gerektiriyor. "Uyarılmamış bir kavmin" çocukları olarak yanlış yapan insanlara karşı tavrımız nasıl olmalı? Doğruya davet dilimiz "tekfirci" söylemin ötesine maalesef geçemiyor. Merhum Seyyid Kutub'un üzerine basa basa söylediği gibi, her ne olursa olsun biz bu söylemi sürdürmeye devam mı edeceğiz?

İndirilen din ile uydurulan din ayrıştırması yaptı İslamoğlu. Uydurulan dinin indirilen dine dönüştürülmesi daha yumuşak olması gerektiğini söyleyenler kınanmakta. Bu tutum Dehn/Yağcılık olarak nitelendirilmekte. Uydurulan dine tabi olanlar ya da böyle saçma din mi olur diye hepten karşı çıkanların MARJİNALLEŞTİĞİ de gün gibi ortada. Bu üslubun sizce olması gereken biçimi nedir?

Bir de grilik yani doğru ile yanlışın içiçe girmişliği sözkonusu. Bu anlamda siyahın beyaza dönüşü esnasındaki grilik ile beyazın siyaha dönüşü esnasındaki grilik farklı olmalı öyle değerlendirilmeli değil mi?

Cevaplarınız için şimdiden teşekkür ediyorum.
Logged

İyilik su gibidir, içmeyen ölür...
mkatalar
idp yazarı
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199



« Yanıtla #14 : 11 Haziran 2013, 08:45:18 ÖÖ 08 »

Rahmetli kardeşim,
Hoşbulduk öncelikle.
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, Doğru Din telakkisi önemlidir. Yanlışın reddi de öyle. Bana göre, yanlışın reddi, yanlış yapanların reddinden daha önemlidir. Çünkü ikincisinde 'aktüel' alana ilişkin bir tavır göstermek gerekir; ama bunu yapabilmek için öncelikle doğrular-eğriler gereğince tespit edilmelidir. Bu yapılmadan, kişilere karşı tavır belirlemek doğru olmaz. Kanımca, bizim asıl meselemiz burada. Yani mesela indirilen din-uydurulan din ayrımı yaptık diyelim. İndirilen din nedir diye sorduğumuzda, bu, filana göre başka bir şey, falana göre başka bir şey ise, o zaman ne yapacağımızı da bilemeyiz. Dolayısıyla bu genel sorundur. Herkes elbette bir şeyler biliyor. Ama bunların artık 'kitleselleşme'yi ortaya çıkaracak düzeye ulaşması lazım. Bu düzeye ulaşmayınca ne oluyor; insanlar, 'bağlı' pozisyonuna gelemiyor. Aslında herkesin lideri ve bağlısı var gibi görünür, ama aslında 'hakiki' manada lider ve bağlıyı ortaya çıkaracak şey 'ilm'dir. Müslüman, alime itaat eder; alimlik iddiasında bulunup da onun gereğini yerine getiremezseniz, kitlenin bağlılık düzeyi de düşer. Çünkü bu din de masiyete itaat yoktur!
Dolayısıyla, tekfircilik, yumuşak söylem, yağcılık gibi konuları da bu açıdan görmek lazım. Biz inancımızı iyi bilirsek, kimin bunun dışında kalacağı açıkça belli olur. Onu herhangi bir ifade ile yaftalamaya da gerek yoktur.
Ayrıca sertlik gereken durumlarda sert olmak, yumuşaklık gerektiren durumlarda da yumuşak olmak gerekir. Her zaman sertlik, her zaman yumuşaklık doğru değildir! Bunun ortasını nasıl mı bulacağız? İlimle tabii ki. Bu noktada büyük eksiklerimizin olduğunu yıllardır yazıp söylüyorum. Eksiklerimizi giderme yolunda ne kadar gayret gösterirsek, aktüel dünyada da o oranda var olabiliriz..
Logged
Sayfa: [1] 2 3 ... 7   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.107 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu