Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏  (Okunma Sayısı 26456 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
esedullahmurat
Ziyaretçi
« : 31 Ağustos 2007, 08:48:03 ÖS 20 »

IHSAN ELIACIK
 
Gerçek hayat dini ve kandil geceleri
Hz. Peygamber ve sahabeler bunun bilincinde oldukları için hiçbir “kandil gecesinde” bir araya gelip toplantı düzenlememiş ve merasim yapmamıştır. Çünkü bunlar artık eski dünya dinleri ile birlikte es


 

“Müslümanlarca kandil geceleri diye bilinen geceler; Rabiulevvel ayının onikinci gecesi olan Mevlid, Recep ayının ilk cuma gecesi olan Regaib, yine Recep ayının yirmiyedinci gecesi olan Mirac, şaban ayının onbeşinci gecesi olan Beraat ve Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi olan Kadir Gecesidir. Osmanlılar döneminde II.Selim zamanından başlayarak, minarelerde kandiller yakılarak duyurulup kutlandığı için "Kandil" olarak anılmaya başlamıştır. Yukarıda adı geçen gecelerin hiçbirisini Peygamber Efendimiz kutlamamıştır. Bunlar Peygamberimizden çok zaman sonra kutlanmaya başlamıştır.” (Diyanet İslam Ansiklopedisi (DİA), c. 24, s. 300)

Devletin resmi din kurumu Diyanet’in hazırladığı ansiklopedide “kandil” maddesinde bunlar yazıyor.

Fakat kandil gecelerini bizzat organize eden, camilerde mevlid ve dua merasimleri düzenleyen, bu geceler münasebetiyle kutlama mesajları yayınlayan ve halkın kendilini kutlayan da yine Diyanet’in kendisi…

Peki bu nasıl oluyor?

Çünkü bu gecelerin kutlanması bir halk geleneği değil; devlet politikası da ondan.

Nedir devlet politikası?

İslam’ı doğuş tabiatına uygun olarak bir “gerçek hayat dini” olmaktan çıkarıp, “mübarek gün ve geceler dini” haline getirmek…

Gündüzün ortasında, hayatın kalbinde atan bir din olmaktan çıkarıp, el ayak çekilince, hayatın tümüyle uykuya çekildiği gece vakitlerinde hatırlanan bir “tapınak ve ayin” dini haline sokmak…

Çünkü Fransız laiklerin Hristıyanlığa layık gördüğü muamele buydu. Türk laiklerin de İslamiyete layık göreceği muamele de bundan başkası olamazdı…

Peki nedir işin aslı?

Bunu anlamak için, İslam’a “eski dünya dinlerini” dönüştüren reformcu özelliği açısından bakmayı bilmek gerekir.

Çünkü İslam, modern dönemde değil; o dinlerin hüküm sürdüğü dönemde doğmuştur. Onlarla kıyas yapılmadan tabiatında neyin yattığı ve karakterinin ne olduğu anlaşılmaz. Bu nedenle İslam’ı modernitenin alternatifiymiş gibi sunmak ve sürekli onunla kıyaslamak yanlıştır. Olsa olsa modernitenin İslam’dan nasıl etkilenerek kiliseye karşı çıktığı konuşulabilir. Çünkü kiliseye asırlar önce İslam karşı çıkmış ve eleştirmişti…

***
İslam, eski dünya dinleri tabir ettiğimiz Yahudilik, Hristıyanlık, Mecusilik, Sabilik, Maniheizm vs. “tapınak ve ayin dinlerinin” hüküm sürdüğü bir dönemde doğmuştur. Yer yer bunların formlarını kullanmakla birlikte bütün bunları dönüştürmüş ve dini, tapınaktan sokağa, bir sınıfın tasallutundan halkın yaşam alanlarına çekmiştir. Böylece din “gerçek hayat dini” (dinu’l-gayyime) haline gelebilmiştir.

Örneğin miraca eski dünya dinlerinde sadece din adamları, zenginler, tanrı-krallar vs. çıkabilirdi. Merdiven anlamına gelen mirac/mearic onların tekelindeydi. Gerçek hayat dininin peygamberi “Mü’minin miracı namazdır” diyerek bunu sokaktaki adamın tek kişilik eylemine, “Namaz bütün kötülüklerden alıkoyar” ayetini okuyarak da, namazı gündelik hayatın içine çekti. Böylece namaz bir “tapınak ayini” olmaktan çıktı, hayat akışının rasyonel ilişkilerini düzenleyen itici bir motivasyona dönüştü.

Yine eski dünya dinlerinde “Tanrıların her yıl dünyayı yeniden yaratması” inanışı vardı. Bu güne “Nevruz” demekteydiler. Yenigün anlamına gelen bu günde baştanrı dünyada bir yıl boyunca olup bitecekleri planlar, dünyanın yıllık yeniden yaratılışının kararlarını alırdı. “Şaman” veya “Brahman”lar Tanrı’nın katına çıkarak bunun bilgisine sahip olurlardı. Babil (Tanrı’nın kapısı) ülkesinin kralı, Babil kulesine çıkarak bu bilgiye tanrıdan alır ve insanlara duyururdu. O yıl kimin ölüp kimin yaşayacağı, yılın kurak mı bereketli mi geçeceği, nerede hangi felaketin olacağının bilgileriydi bunlar… Tanrı-kralın kulları da o gün tapınakta toplanarak, Tanrıların kendileri için hayır dilemesini, ömürlerini uzatmasını, zenginlik vermesini, kuraklığa ve felakete maruz bırakmamasını niyaz ederlerdi. Tanrılar bu niyazlara göre icabında o yıl boyunca diledikleri kullarına bunları yazmazdı. (Eliade).

***

Dipdiri yaşam kaynağı ve yarattıkları üzerinde titreyen (hayyu gayyum) Allah, Gerçek hayat kitabı (kitabun gayyime) olan Kur’an’da bu inanışı kökten değiştirerek şöyle buyurdu:

“O, her gün yeni bir iş ve oluştadır” (55/Rahman, 29).

Böylece yaratılış yıllık olmaktan çıktı; değil aylığa, haftalığa hatta günlüğe, “âna” çekildi.

Çünkü “O her gün bir iş ve oluştadır” ifadesi varlık âlemindeki “sürekli yaratmaya” işaret etmektedir. Ayette geçen “yevm” kelimesi gün içinde, gün boyunca, böyle böyle her gün, her an manasında kullanıldığına göre (Razi) bütün iş ve oluş O’nun yaratması olmuş olur.

Demek ki Allah bu yaratmaya varlığı katmakta, varlıkların kendi eylemleri, iş ve oluşları yaratmanın bir parçası olarak ele alınmaktadır. “Denizlerde dağ gibi yüzen gemiler O’nundur” (55/24) ayetinde de işaret edildiği gibi, gemileri yapan, yürüten aslında insanlar olmasına rağmen O’na nisbet edilmektedir. Keza çocuğu erkek ve dişinin iş ve oluşu meydana getirmesine rağmen “Size çocuk veren, rahîmlerde yaratan O’dur” denmektedir. Bedir günü düşmanın üzerine ok atan veya toprak saçan peygamber olmasına rağmen “Attığında atan sen değildin, Bizdik atan” denmektedir.

Bunların anlamı şu olsa gerek: Allah varlığı -burada insanı- yaratmaya katmaktadır. Hepsinin birden yaptığı işe “yaratma” demektedir. Gün boyunca insanların sağa sola koşturması; kiminin doğması, kiminin ölmesi, kiminin yolculuk yapması, kiminin parkta oturması, bir trenin kasabadan geçmesi, havaalanlarından uçakların kalkması, inmesi, suların akması, yağmurun yağması, şelâlenin çağıldaması, ağaç yapraklarının hışırdaması, yerde yılanın sürünmesi, gökte kartalın uçması, şimşeğin çakması, yıldırımın düşmesi, göçmen kuşların dizi dizi göçmesi, çobanın sürüsüyle dağlarda gezmesi, koyunların ağıllardan su içmesi vs. bütün tarihî, tabiî ve insanî iş ve oluş “şe’n” kavramının içine girmektedir.

Allah’ın her an iş ve oluşta olması insanlara rağmen olmadığı gibi, insanların iş ve oluşta olması da Allah’a rağmen olmamaktadır. Bilakis “birlikte” olmaktadır. Deniz ile balıkların “birlikte” iş ve oluş halinde olması gibi… Burada bütün varlık ve oluşun tek bir kelimede toplanarak ifadesi söz konusudur. O tek kelime “Allah”tır. Ve o Allah her an bir iş ve oluştadır…

“Bir zerredir ki Hakk’ın sonsuz zerresi
Bir zerre bile ondan kopamaz ayrılarak
Gece ve gündüz bu evrensel sofradan
Her can rızkın almada ortaklaşarak
Rahat ve asude bir döşektir canlılara hep
Bir alevli top üzerinde lâkayt ve endişeden uzak
Asıl maksat ezeli hükmü bulmasıdır varlığın
Görünüşteki sevap ve hata hep bahanedir
Oluşun her zerresi bunda bulur hayat neşesini
Yaratılan her şey bundan çeker ölüm içkisini”
(Ziya Paşa)

***

Demek ki yaratılış yıllık, aylık, haftalık veya günlük planlanmadığı için, her an bir iş ve oluş (şe’n) söz konusu olduğu için, iş ve oluşlar da insanların eylemleriyle birlikte oluştuğu için, bu iş ve oluşların planlandığı bir gün veya gece (Ör. Beraat gecesi) de söz konusu değildir.

Dolayısıyla bu gün ve gecelerde toplanıp hakkımızda hayırlı olanın yazılmasını isteme diye bir şey de mevzubahis değildir. Hakkımızda hayırlı olan, bu gecelerde değil; doğrudan hayatın içinde gerçekleştireceğimiz iş ve oluşlarda ortaya çıkacak ve belirlenecektir. Buna biz kendimiz karar vereceğiz. Kur’an şöyle der; “Kaderiniz kendi elinizdedir.” (36/Yasin, 19). “Herkesin kaderi kendi boynuna dolanmıştır” (17 İsra, 13)…

***

Hz. Peygamber ve sahabeler bunun bilincinde oldukları için hiçbir “kandil gecesinde” bir araya gelip toplantı düzenlememiş ve merasim yapmamıştır. Çünkü bunlar artık eski dünya dinleri ile birlikte eski çağlarda kalmıştı.

Fakat sonraki yüzyıllarda eski dünya dinlerinin adet ve inanışlarının, gerçek hayat dininin üzerine iyiden iyiye abandığını, çullandığını ve kuşatarak ne yazık ki onu gerilettiğini görüyoruz. İslam’ın dini dünyaya getirdiği reform bu yüzden ne yazık ki unutulmuş ve tekrar eskiye dönülmüştür. Cemaleddin Efgani’nin dediği gibi “Hiçbir peygamber yoktur ki getirdiği din kendisinden sonra ters yüz edilmemiş olsun…”

***
Şurası unutulmamalı ki İslam’ın “gerçek haylat dini” olarak algılanması, hayata hükmedenleri rahatsız edecek bir durumdur.

Bunun için böyle bir dinin “halkların vicdanı” olmaktan çıkarılıp “halkların afyonu” haline getirilmesi gerekir.

Gündüzden kovulup gecelere hapsedilmesi gerekir.

Sokaktan çekilip “tapınağa” hapsedilmesi gerekir.

“İbadet” (çalışma, üretme, meydana getirme) olmaktan çıkarılıp “ayin” haline sokulması gerekir.

“Amel” (çaba, uğraş, eylem, hareket) olmaktan çıkarılıp “ritüel” haline dönüştürülmesi gerekir.

Gündüzün gerçek hayat mecralarında akan iyilik, adalet, zulme ve haksızlığa isyan, sözün namusu, doğruluk, dürüstlük, vefa, sevgi, merhamet ve cihat yolu olarak değil; insanların, o da gecelerde dua, yakarış, kandil, ayin, tütsü, sır ve tılsım ihtiyacını karşılayan bir “sosyolojik fenomen” olarak görülmesi gerekir. Zaten din denilen şey esasında budur ve devlet ona bundan başka bir rol de vermemelidir.

Bunun için “kandil geceleri” bir halk geleneği değil; devlet politikasıdır. Arkasından devlet çekildiği an kimse hatırlamaz bile.

Müslüman milletlerin halk geleneği kandil gecelerinde değil; peygamberden geldiği şekliyle namazlarda, cumada, ramazanda, bayram günlerinde ve hac da yaşıyor. Bunların hepsi de (akşam ve yatsı hariç) hayatın kalbinin attığı yerde; gündüzün orta yerinde gerçekleşiyor. Sizce bu bir tesadüf mü?

Kur’an’da hep gündüze, şafağa, tanyerine yemin edilir yani dile gelip konuşmaya çağrılır. Gece doğan yıldız (tarık), geceyi yararak doğan şafak (fecr), aydınlık saçan güneş (şems), aydınlık sabah (duha), geceyi yararak doğan tanyeri (felaq)… Geceye yemin edilirken bile “Gündüze yürüyen gece” (ve’l-leyli iza yesr) denir. “Gece yarılarında kalk çünkü gündüz seni zorlu bir uğraş bekliyor” denir. Karanlığa boğan gecenin (leyl) ardından hemen aydınlığa çıkaran gündüz vurgusu yapılır.

Çünkü İslam esas olarak bir gündüz dinidir. Yani çalışma, hareket ve yaşam dinidir. Gece sadece gündüzü iyi geçirmek için bir dinleme ve hazırlıktır. Geceyi gündüzden, gündüzü geceden ayıramazsınız. Hele gündüzü iptal edip her şeyi geceye hiç hapsedemezsiniz. O zaman gerçek hayat dinini “kandil (gece) dini” haline getirmiş olursunuz…

O zaman siz geceleri dua edip huzur içinde uyurken, bütün dini enerjinizi geceye hasrederken, gündüzleri topraklarınız işgal edilir, hazinelerinize el konur haberiniz bile olmaz…
Logged
turab
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 25



« Yanıtla #1 : 03 Eylül 2007, 12:30:24 ÖÖ 00 »

kandil gecelerinin mahiyetini açıklayan çok güzel bir yazı
paylaşım için Allah razı olsun..
Logged

Düşüncesini İslamlaştırmayan,
Yaşantısını İslamlaştıramaz..
esedullahmurat
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 03 Eylül 2007, 12:37:36 ÖS 12 »

Rabbim cümlemizden razı olur inşaallah

bu bilinçte olma duasıylan...
Logged
esen
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 925


"lalüebkem"


« Yanıtla #3 : 07 Ekim 2007, 03:29:07 ÖÖ 03 »

gerçekten okunması ve insanın  düşünmesi gereken bi yazı
çokta mantıklı
allah razı olsun paylaşım için
Logged

cici sözlerine karşılık çıkarıp masalarına koyacağımız bir din taşımıyoruz yüreğimizde
halukgta
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 984


« Yanıtla #4 : 17 Şubat 2008, 04:22:55 ÖS 16 »

DEĞERLİ ARKADAŞIM BU KONUYU ÇOK GÜZEL İZAH ETMİŞSİNİZ, DOĞRUSU ALLAH RAZI OLSUN SİZDEN. YAZINIZIN İÇİNDEN BİR ALINTI YAPARAK GÜNÜMÜZ GERÇEKLERİNİN NE DURUMDA OLDUĞUNU HATIRLATMAK İSTİYORUM. ( Hiçbir peygamber yoktur ki getirdiği din kendisinden sonra ters yüz edilmemiş olsun…”) RAHMAN A EMANET OLUNUZ. Halukgta
Logged
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« Yanıtla #5 : 17 Şubat 2008, 05:50:35 ÖS 17 »

Ben amaca ve sonuca bakarım. Amaç nedir ? Sonuç nedir ? Eğer her ikisi güzelliklerle dolu ise neden bu kandil geceleri kutlanmasın!

İslam dinimiz her güzelliğe açıktır, Kandil gecelerinin kutlanmasını illaki peygamberimizin  yapmış veya yapmamış olmasına bağlayamayız ve bu şekilde de değerlendiremeyiz.

Ben size desem  ki, günümüzde peygamber efendimizin yapmadığı o kadar çok şeyi yapıyoruz ve yapmaktayız ki, bunları say deseniz sayamayız.

Fakat kanımca çok önemli nokta şu ki, peygamber efendimiz bu gecelerin  kutlanmasını  kesin yasakladı mı yoksa yasaklamadı mı?

 Şayet yasakladı ise, o halde hiç birimizin haddine haddine değildir bu geceleri kutklamak

Eğer uygulamada görülen zararlı tarafları varsa neden bunlar ıslah edilmesin ,düzene ve güzelliğe  sokulmasın
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #6 : 17 Şubat 2008, 09:27:13 ÖS 21 »

sadece amaç sonuç ilişkisine dayandırarak konuyu açıklayamazsınız...

durup dururken ben bir "GÜN" icad etsem ve 17 nisan tesbih çekme ve zikir günüdür deyip gün icad etsem ve hatta o günde çekilen tesbihlere bire bin veriliyor desem ve hızımı alamayıp o gün edilen dualar kabul edilir, o gün melekler iner..vs.vs. uydurup uyudup ortaya atsam doğru bir uygulamamı olur ?

bunları sırf insanlar allahı zikretsin diye hayırlı bir niyetle yapsam ve insanlar o gün allahı zikretme oranı yükselse doğru bir icaatta mı bulunmuş olurum ? inşallah evet demezsiniz.

bu ve benzeri icraatlar yüzyıllar öncesinden başladı hala da yapılmaktadır. daha çok tarikat cemaat ve tasavvuf kültüründe görmek mümkündür.

en basiti insanlar daha çok kuran okusun diye peyagmberin agzından şu sureleri okuyana bilmem kaç bonus dağıtma hadis uydurmacılığı...

günümüzde peyamberimizin yapmadığı o kadar çok şeyi yapıyoruz cümlesi ise  açıklanması gereken bir cümledir bu şekilde anlarsam çok basit olduğunu iddia edeceğim. ben sosyal yaşam uygulamalarından bahsetmiyorum. dinde olmayanın dinden gösterilmesinin yanlış olduğunu vurguluyorum.

bidat kavramı iyi anlaşılmalıdır. maalesef bidat kavramın net algılanmamakta olduğunu hissediyorum.

çok basit örnek ile;
camiye minare yapmak bidat değil şartların gerektirdiği bir kolaylıktır.
ama minaresiz cami olmaz caiz değil gibi olmazsa olmaz dinii bir unsur olarak lanse edilirse işte bu BİDATTİR...
Logged
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« Yanıtla #7 : 18 Şubat 2008, 07:06:16 ÖS 19 »

Alıntı
durup dururken ben bir "GÜN" icad etsem ve 17 nisan tesbih çekme ve zikir günüdür deyip gün icad etsem ve hatta o günde çekilen tesbihlere bire bin veriliyor desem ve hızımı alamayıp o gün edilen dualar kabul edilir, o gün melekler iner..vs.vs. uydurup uyudup ortaya atsam doğru bir uygulamamı olur
?

Kesinlikle böyle bir uygulama doğru değil,HAYIR diyorum. böyle bir uygulama islamın ruhuna zıttır ve vebali gerektirir

Alıntı
bunları sırf insanlar allahı zikretsin diye hayırlı bir niyetle yapsam ve insanlar o gün allahı zikretme oranı yükselse doğru bir icaatta mı bulunmuş olurum ? inşallah evet demezsiniz

İNŞALLAH buna EVET diyeceğim ki, bunu yapandan ,yaptırandan Allah razı olsun diyeceğim, çünkü hayırlara vesile oldunuz

Son cümlemi de şöyle  tekrar etmek isterim.

 peygamber efendimiz bu gecelerin  kutlanmasını  kesin yasakladı mı yoksa yasaklamadı mı?

 Şayet yasakladı ise, o halde hiç birimizin haddine haddine değildir bu geceleri kutlamak

Eğer uygulamada görülen zararlı tarafları varsa neden bunlar ıslah edilmesin ,düzene ve güzelliğe  sokulmasın
Logged
ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4677



« Yanıtla #8 : 18 Şubat 2008, 07:23:52 ÖS 19 »

O zaman siz geceleri dua edip huzur içinde uyurken, bütün dini enerjinizi geceye hasrederken, gündüzleri topraklarınız işgal edilir, hazinelerinize el konur haberiniz bile olmaz…

Demiş yazı sahibi ve noktayı koymuş ...
Zannedersem Edebiyatta sonuç son paragrafta olurdu ...
Şimdi Kandil gecesinden girip ...
Düpe düz işgalden cıkıverince ...
Biraz duraksadım hani ...
Maksadını aşmış bir yazı gibi ...
Selamlar ...
Logged

Not font kurbaa
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #9 : 19 Şubat 2008, 02:07:23 ÖÖ 02 »

Alıntı
abdulhamit
Alıntı
durup dururken ben bir "GÜN" icad etsem ve 17 nisan tesbih çekme ve zikir günüdür deyip gün icad etsem ve hatta o günde çekilen tesbihlere bire bin veriliyor desem ve hızımı alamayıp o gün edilen dualar kabul edilir, o gün melekler iner..vs.vs. uydurup uyudup ortaya atsam doğru bir uygulamamı olur


Kesinlikle böyle bir uygulama doğru değil,HAYIR diyorum. böyle bir uygulama islamın ruhuna zıttır ve vebali gerektirir

Alıntı
bunları sırf insanlar allahı zikretsin diye hayırlı bir niyetle yapsam ve insanlar o gün allahı zikretme oranı yükselse doğru bir icaatta mı bulunmuş olurum ? inşallah evet demezsiniz

İNŞALLAH buna EVET diyeceğim ki, bunu yapandan ,yaptırandan Allah razı olsun diyeceğim, çünkü hayırlara vesile oldunuz

birine HAYIR dediniz ötekine EVET dediniz. ama ikisini bütün halinde ele almalısınız.
amele HAYIR niyete EVET anlamı çıkardım ifadenizden. niyet ameli doğuruyor. niyete kimse hayır diyemez ama amel yanlış ise biz de zaten amellerin yanlışlığını vurguluyoruz.
burada "niyetler amellere göredir" hadisini de değerlendirebiliriz....
niyetim temiz allahı rızası için yapıyorum diyerekten helal olmayan bir işe girişebilirmiyiz ?


Alıntı
abdulhamit
Son cümlemi de şöyle  tekrar etmek isterim.
 peygamber efendimiz bu gecelerin  kutlanmasını  kesin yasakladı mı yoksa yasaklamadı mı?
 Şayet yasakladı ise, o halde hiç birimizin haddine haddine değildir bu geceleri kutlamak

peygamber yasaklayamaz ki !!! onun çağında böyle bir konu mevzu bahis bile değil. yani ne kuranda ne resulun hayatında ne de sahabede böyle bir konu yok. hali ile dinde yeri yok.
ama somut örnek isterseniz
eşlerinin, kendilerini aşırı ibadete vermelerini kendisine şikayet edilen sahabeleri uyarması olayı...


Alıntı
abdulhamit
Eğer uygulamada görülen zararlı tarafları varsa neden bunlar ıslah edilmesin ,düzene ve güzelliğe  sokulmasın[/b]
biz de ıslah etmeye çalışıyor ve diyoruz ki;
gece ibadet ve zikirlerimizi yılın herhangi bir gününde istediğimiz zaman yaparız. ama bazı günler özeldir o günlerde yaparsak daha faziletli diyemeyiz. allahın söylemediği birşeyi allah adına söylemek hadsizlik olmazmı ?
Logged
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« Yanıtla #10 : 19 Şubat 2008, 04:42:41 ÖS 16 »

ÇOK DEĞERLİ KARDEŞİM MAXPAYNA,

Kandil geceleri ve kutlanması ile ilgili yerinde kaygılarınızı ve tespitlerinizi ben de paylaşıyorum, ancak şu farkla ki !
Bu gecelere hurafelerin karışması, Allaha şirk anlamında doğabilecek kutlamaları ben de onaylanamıyorum. Ne demişim


Alıntı
Eğer uygulamada görülen zararlı tarafları varsa neden bunlar ıslah edilmesin ,düzene ve güzelliğe  sokulmasın

Eğer, böyle bir imkan yoksa, yani ıslah edilip, düzene ve güzelliğe sokulamıyorsa ben de sizin gibi düşünür ve bu geceler kutlanmasın derim.

Bakın bir önceki yazınızda ne demişsiniz

Alıntı
durup dururken ben bir "GÜN" icad etsem ve 17 nisan tesbih çekme ve zikir günüdür deyip gün icad etsem ve

Eğer, şirke ve hurafelere bulaşmazsanız NEDEN OLMASIN ? Ben de 17 nisanı Allaha güzel borç verme günü ilan etsem ve fakir ve yetimleri o günde sevindirilmesine vesile olsam , bunu dinde yeri yok mu diyeceğiz. Haklı olarak şöyle sorabilirsiniz yetim ve fakire yardım yalnız ve yalnız Allahın emri olan 17 nisan tarihi midir ki ?
Hayır, öyle mesaj verilmez bu günün anılması ile aslında tüm günlerde Allaha güzel bir borç verileceği anlamında, diğer günler de de verilecek ve verilsin measajı çıkar ve çıkmalıdır da !


 
Alıntı
birine HAYIR dediniz ötekine EVET dediniz. ama ikisini bütün halinde ele almalısınız

Zaten ben bir bütün içinde ele aldım ki, HAYIR dediğim  sizin ve bizim de olan endişelerimizdir. ve bakın ben ne demişim

Alıntı
Ben amaca ve sonuca bakarım. Amaç nedir ? Sonuç nedir ? Eğer her ikisi güzelliklerle dolu ise neden bu kandil geceleri kutlanmasın

Her güzel olan şey islamdandır, eğer amaç ve sonuç birbirlerini güzellikler içinde bütünlüyorsa O halde neden kutlanmaz diye bir daha soralım.
Vereceğiniz cevab bellidir, ve zaten vermişsiniz de bakın ne demişsiniz


Alıntı
peygamber yasaklayamaz ki !!! onun çağında böyle bir konu mevzu bahis bile değil. yani ne kuranda ne resulun hayatında ne de sahabede böyle bir konu yok. hali ile dinde yeri yok

Onun çağında böyle bir konunun bahsi bile söz konusu olmadığından emin misiniz ?

Peygamber efendimizin KADİR GECESİ VE ÖNEMİNE DAİR söylediği sözleri görmemezlikten gelemeyiz.

Madem ki, endişelerimizden ve kaygılarımızdan dolayı veya dinde yeri olmadığından dolayı ( NOT: Dinde yeri olmaması demek yasaklanması demektir ) bu kandil gecelerini kutlamayacaksak, kadir gecesi de bu gecelerden biridir ve onu da ihya etmeyelim ve bu geceyi de güzelliklerle anmayalım

Devam edeceğim
Logged
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« Yanıtla #11 : 19 Şubat 2008, 05:10:55 ÖS 17 »

Şimdi de diyebilirsiniz ki, bu kandil  gecelerin tarihleri kesin belli mi ki, bu gecede kutlanıyor ve insanları bu gece olduğuna inandırılıyor.

Hayır, amaç illaki o geceyi bulmak ve yaşamak ve ibadetleri o güne denk getirmek değildir.

Zaten kadir gecesinin bile kesin tarihi ne zamandır ? Kesin Bilinememiştir. Her zaman ihtilafa düşülmüştür. Peygamber efendimiz bile bu gecenin hangi tarihe denk geldiğini söylememiş veya söylemek istememiştir.

Önemli olan tarihi değil, o gecenin RUHUNU anmadır.
O gecenin ruhunu anmak  derken yalnızca ve yalnızca hep o gece  ibadet edilecek, yetimler ve fakirler yalnız o gece hatırlanacak ve sevindirilecek anlamı çıkarılmamalıdır. Aslında O geceyi idrakle anmanın Allaha ibadetin , yetim ve fakire yardımın yalnız o geceye mahsus değil, tüm gecelere , tüm günlere mahsus olacağı mesajı verilir
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #12 : 20 Şubat 2008, 01:44:06 ÖÖ 01 »


genel olarak birbirimize yaklaştık abi. sonuçta ikimizin de derdi yanlışlıkları hurafe ve bidatlari sonlandırmak ve allahın razı olacağı ve onun çizdiği yolda hayırlı amellerde bulunmak.....

Alıntı
abdulhamit

Peygamber efendimizin KADİR GECESİ VE ÖNEMİNE DAİR söylediği sözleri görmemezlikten gelemeyiz.


bir yazı alıntılamak istiyorum :


Kur'an'ın önermediği, peygamberimiz (sav)'in hayatında yer vermediği ve sahabe döneminden çok sonraki dönemlerde ihdas edildiği anlaşılan beş adet "uyduruk" gecemiz(!) var. "kandil geceleri" adı altında kutsanan ve kutlanan bu "mübarek"(!) geceler şunlardır: Rebiyülevvel ayının on ikinci günü "mevlid kandili"; Recep ayının ilk cuması "regaib kandili"; Receb'in yirmi yedinci günü "mirac kandili"; Şaban ayının on beşinci günü "berat kandili" ve Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi "kadir kandili".

Mevlid kandili: peygamber efendimizin, miladi 571 yılında, hicri aylardan Rebiyülevvel ayının on ikinci gecesinde doğmuş olmasına atfen icad edilmiş bir gecedir. Regaip kandili: Regaip, elde edilmesi arzu edilen değerler anlamına gelmektedir. Allah'ın kullarına bol bol rahmet ve bağışta bulunduğuna inanılan gece olarak Recep ayının ilk perşembesini cuma gününe bağlayan gece olarak icad edilmiştir. Miraç kandili: Recep ayının yirmi yedinci gecesinde peygamber efendimizin göğe yükselerek Allah'la buluşmasına(!) atfen icat edilmiştir; Şaban ayının on beşinci gecesi kutlanan "berat kandili" ise günahlardan, borçlardan ve her türlü cezadan kurtulma anlamına gelmektedir. Ramazan'ın yirmi yedinci gecesi olarak kutlanan "kadir kandili" ise Kur'an'ın indirildiği geceye atfen icat edilmiştir.

Din adına uydurulan bu türden kutsal gece ve günlerin, İslam aleminde büyük bir kabul görmüş olması ve müslümanların müslümanlığına, dolayısı ile İslam’a büyük yarar sağladığı konusundaki ittifak; din adına uydurulmuş şeylerin, gerçek dinin yerini nasıl almış olduğunun açık bir göstergesidir. Bu türden gün ve gecelerin kutlanmasından ve kutlanma şeklinden Kur'an'da bir tek kelime bile söz edilmemektedir. Keza, Allah rasulü ve sahabesinin hayatında da kutladıkları kutsal gün ve gece bulunmamaktadır. Buna rağmen daha sonraki dönemlerde müslümanların inancında ve hayatında bu kadar önemli yer alması, "cahiliyenin" yeniden İslam'a sızmış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kuşatılmışlık öylesine baskın bir durumdadır ki: bunların bidat ve hurafe olduğuna inanan bir çok kimse dahi halkın levminden korktuğu ve itibar kaybetmemek için susmayı tercih etmektedir.

Ciltler dolusu kitaplarla bu türden gün ve gecelerin önemi anlatılmış olunsa da, yararları (!) saymakla bitirilemese de, eşi ve benzeri olmayan kutsal şeyler olarak görülseler de aslında bunların cahili düşüncenin uydurması olduğunu Kur'an'la akleden herkes anlamaktadır. Birazcık olsun gerçeği idrak etmiş olanlar şu gerçeği görmektedirler: müslümanların İslam’dan uzaklaşılmış olmalarının temel nedenlerinden biri de bu tür uyduruk gün ve gecelerdir. Zira, bunlar ve benzerleri uyduruk şeylerle İslam’ın içi boşaltılmıştır. İslam’ın hayata hakim olmasının, hayatın tamamını kapsamasının önüne geçilmiş; müslümanların Kur'an'la bağlantıları kesilmiştir. Farkında olunsun veya olunmasın, hangi niyetle yapılmış olunursa olunsun bu tür bir anlayış sonuç olarak Kur'an'dan uzaklaşma, onu terk etmeye neden olmuştur. Bu aslında küfre rucu etmenin değişik bir versiyonudur. Kur'an'ın hakimiyet alanın daraltılmasıdır. Diğer bir deyimle dinin ruhbanlaştırılmasına geçiş sağlamada önemli bir kırılma noktasıdır.

Kur'an'da süreklilik esastır. Kur'an zamanın ve hayatın tamamına hiçbir boşluk bırakmaksızın hakim olmak istemektedir. Zamanın ve mekanın tamamı Allah'ındır. Allah'ın yanında üstün zaman ve mekan yoktur. Hiçbir gün ve zaman bir başka gün ve zamandan üstün değildir. Günah ve sevap, hayır ve şer işlendiği zamana ve güne göre artıp eksilmez. Artma ve eksilme amele göre belirlenmektedir. Hangi zaman diliminde veya günde yapılmış olunursa olunsun o zamanın ve günün yapılan şeyin değerini arttırma ve eksiltme gibi bir özelliği yoktur. Haram olan bir şeyi yapan kimse bunu ne gün ve zamanda yaparsa yapsın haramlığın derecesine etkisi olmaz. Veya sevap olan bir şeyi yapan bir kimse bunu ne zaman ve gün yapmışsa yapsın, zaman ve gün o sevabın derecesini etkilemez.

Ne var ki gereğince akletmeyenler araçla amacı birbirine karıştırdığı için bu gerçeği kavrayamamaktadırlar. Elbetteki Kur'an, başta kadir gecesi olmak üzere Ramazan ayı, cuma günü, Kâbe, Arafat, Mescid-i Haram gibi birçok gün ve mekandan söz etmektedir. Ancak, Kur'an'ın bunlardan söz etmiş olması bizatihi o gün ve mekanların bir önemleri olmasından değildir. O günleri ve mekanları önemli kılan şey onlarda yapılması istenen ibadetlerdir. Yani kutsal olan, bizatihi Ramazan ayının kendisi değil, o ayda oruç tutulmasıdır. Kutsal olan kadir gecesinin kendisi değil, Kur'an'ın o gecede indirilmiş olmasıdır; önemli olan cuma gününün kendisi değil, cum'a namazıdır. Bu gün ve mekanların önemli oluşlarının nedeni bu gün ve mekanların kendileri değil, onlarda yapılan ibadetlerdir. Yoksa bütün yeryüzü ve bütün zamanlar Allah'ındır. Örneğin oruç Rama-zanda değil de Muharrem ayında olsaydı o zaman Muharrem ayı önemli olacaktı. Demek ki önemli olan ayın kendisi değil oruçtur. Diğer bir deyimle oruç Ramazan ayı için değil Ramazan ayı oruç için vardır. Cuma namazı cuma günü için istenme-miş, cuma günü cuma namazı için seçilmiştir. Eğer cuma gününde cuma namazı olmasaydı, cu-manın gün olarak diğer günlerden bir farkı olmayacaktı. Eğer oruç olmasaydı Ramazan’ın diğer aylardan bir farkı olmayacaktı. Eğer Kur'an kendisinde indirilmeseydi kadir gecesinin diğer gecelerden bir farkı olmayacaktı.

Şu husus çok önemlidir: Kur'an bizden devamlı müslüman olmayı mı yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmayı mı istiyor. Cennetin bedeli "devamlı müslümanlık" mıdır yoksa belli gün ve gecelerle yetinen müslümanlık mıdır? devamlı müslüman olmak mı daha doğrudur yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmak mı?.

Kur'an bizden, İslamı, hayatın ve zamanın tama-mına hakim kılmamızı istemektedir. Kur'an, müslümanın, müslümanlığının sürekli olmasını istemektedir. Kur'an, müslüman'ı İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Sadece belli gün ve gecelerde ve belli ibadetlerle sınırlı bir islam anlayışı Kur'an da yoktur. Yalnızca belli gün ve gecelerde ve belli ibadetler ne Allah'ın, ne de peygamber(sav)'in kabul edebileceği tarz bir müslümanlık değildir. Allah ve rasulü müslümanları hayatın tamamında, İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Müslümanlık yalnızca belli gün ve gecelerde yapılan şeylerden ibaret değildir.

O hayatın tamamını kuşatmıştır. Ona inancı ve saygısı olan, onun belli bir kısmıyla yetinmez. Haftada bir gün namazla, belli gecelerde sabaha kadar ibadetle, bir ay oruç tutmakla müslüman olunmayacağını bilir. Kur'an, kendisine iman eden ve tâbî olanlardan, hükümlerinin tamamına uymasını istemektedir. Yalansız bir hayat, hilesiz bir ticaret, malıyla ve canıyla Allah yolunda cihat, Allah'ın verdiği nimetlerden infak, İslam’ın hayata hakim kılınması için mücadele, cömertlik, muhtaçlara yardıma koşma , dürüst olma kısacası insana ve hayata dair her konuda Kur'an'a tabi olmaktır müslümanlık. Kurtuluş Kur'an'ın tamamına tabi olmaktadır. Onun gösterdiği yoldan gitmektedir.

Yaşadığımız hayatta Kur'an'ın tanımladığı bir İslam yoksa, müslümanlar Kur'an'ın öngördüğü müslümanlar değillerse, bunda "araçla" "amacı" birbirine karıştıran çarpık düşüncenin çok büyük payı vardır. Güya masumiyet ve güzellik adına, güya iyilik ve hoşgörü adına İslam’ı zamana ve mekana göre bir din haline getirenler içinde bulunduğumuz durumun müsebbibleridir. Bu çarpık zihniyetin ürettiği anlayışta aslında İslam’ın hayatın tamamına hakim olma talebi pasifize edilmektedir.

Bu çarpıklığın, yalnız Kur'an'la bağını koparmış, cahili düşüncenin rotasına girmiş olanlarda değil, ömrünün büyük bir kısmını Kur'an'la geçirmiş olanlarda da bulunması anlaşılır gibi değil. 2 Kasım 2005 tarihli zaman gazetesindeki köşesinde Ali Bulaç bu çarpık düşünceyi şu şekilde sergilemektedir. "Allah bize zaman zaman kurtuluş(felah) fırsatları vermektedir: Ramazan ayı, cuma günü, kadir gecesi, Mescid-i Haram (Ka'abe'nin tavafı, Arafat, Müzdelife, Mina ve diğer iki mescidin (Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa) bereketine iştirak etmek, bu kurtuluşun imkanlarıdır." Bu tespit ilk bakışta masum görülse de zihniyet olarak Kur'an'ı bir bütünlükten uzak, indirgemeci bir anlayışı ortaya koymaktadır.

Aslında bütün inanç ve düşüncelerde kutsal gün ve geceler var. Bizdeki kutsal yer, gün ve geceleri uyduranlar, insanları inandırmak için yalanlarını peygamber efendimize söyletmişlerdir. Bu konudaki hadislerin tamamı uydurmadır. Zira Allah'ın rasulü Kur'an'a ters bir söz söylemez. Zaten hadis kritiği yapanlar da bu hadisleri sahih bulmamaktadırlar. Birazcık aklı olan bu hadislerin uydurma olduklarını hemen anlar. Örneğin kadir gecesi ile ilgili hadislere bakıldığında hadislerin birbirleriyle çeliştikleri, kendi içlerinde de tutarsız oldukları açıkça görülmektedir.

Kadir gecesinin zamanı ile ilgili Kütüb-i Sitte'de bir çok hadis var: bu hadislerin kimine göre kadir gecesi Ramaza’nın ilk gecesi, kimine göre son on gecesinin tekli olanlarında, kimisine göre yirmi yedinci gecesi, kimisine göre tamamının her hangi bir gününde, kimisine göre on beşinci gecesindedir. şimdi bunların hangisi doğru. Peygamber (sav)'in her seferinde farklı tarih vermesi mümkün mü? Bir hadiste de Allah'ın bu geceyi önce bildirdiğini sonra da unutturduğu söylenmektedir. Güya bilinmesin ki müslümanlar bütün bir ay boyunca ibadet etsinlermiş. Biraz düşünecek olursak kadir gecesinin peygamberimiz tarafından çok net bir şekilde bilinmesi gerekir. Zira Kur'an o gecenin Ramazan ayında vahyin ilk indiği gece olduğunu söylüyor. (Bakara -185) peygamber efendimiz kendisine vahyin hangi gece geldiğini nasıl bilmez.

Kadir gecesi ile ilgili hadislere içerik olarak bakıldığında da uydurma oldukları açıkça belli olmaktadır. O gece ibadetle geçirenin bütün günahlarının af edileceği, annesinden yeni doğmuş çocuk gibi günahsız hale geleceği ifade edilmektedir. Böyle bir anlayışı Kur'an yüzlerce ayette yalanlamaktadır. Günah ve sevapla ilgili, amellerle ilgili ayetlere bakıldığında hayra ve şerre zerre kadar da olsa kim ne yapmışsa karşılığını görecektir. Ayrıca kadir gecesinden bir gün önce ölene, kadir gecesinden bir gün sonra günahları tamamen sıfırlanmış olarak ölene göre haksızlık yapılmış olmaz mı? Keza geçmiş toplumların kadir geceleri yoktu. Onların günahlarını sıfırlama şansları da yoktu. Allah'ın kulları arasında böyle bir ayırım yapması mümkün mü?

Kadir gecesinin gece olarak diğer gecelerden bir farkı yoktur. Onu kutsal kılan, onu şerefli ve mübarek yapan o gecede vahyin gelmiş olmasıdır. Onun bin aydan daha hayırlı olduğunun söylenmesi Kur'an'ın önemini vurgulamak içindir. Vahyin inmesi o kadar değerlidir ki inmeye başladığı geceye diğer gecelere göre bin aydan daha fazla değer katmıştır. Değer, gecenin kendisinde değil vahiy'dedir.

Kadir gecesi her yıl tekrar eden bir gece de değildir. Bütün zaman içinde bir kez olan bir gecedir. O da Kur'an'ın ilk kez vahyedilmeye başladığı gecedir. Bir başlangıçtır. Kaldı ki Ramazan ayı her yıl on gün ileri geldiğinden kadir gecesi ilk Ramazanda gelmiş olsa da Ramazan’la birlikte o da öne alınan bir tarih olamaz. Ancak otuz üç yılda bir aynı Ramazan’a denk gelebilir.


   İktibas Dergisi, Erhan Aktaş, Sayı: 323, Kasım 2005

KAYNAK
Logged
ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4677



« Yanıtla #13 : 20 Şubat 2008, 11:05:32 ÖÖ 11 »

Kadir gecesinin gece olarak diğer gecelerden bir farkı yoktur. Onu kutsal kılan, onu şerefli ve mübarek yapan o gecede vahyin gelmiş olmasıdır. Onun bin aydan daha hayırlı olduğunun söylenmesi Kur'an'ın önemini vurgulamak içindir. Vahyin inmesi o kadar değerlidir ki inmeye başladığı geceye diğer gecelere göre bin aydan daha fazla değer katmıştır. Değer, gecenin kendisinde değil vahiy'dedir.
Demişsin ....
Biraz kastırmışlar ama ...
Genede tam yerine oturtamamışlar ..
Sanırım oturmazda ...
Bu don bu bedene kucuk cunki ...
Selamlar ...
Logged

Not font kurbaa
halukgta
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 984


« Yanıtla #14 : 20 Şubat 2008, 01:28:50 ÖS 13 »

Kadir gecesinin gece olarak diğer gecelerden bir farkı yoktur. Onu kutsal kılan, onu şerefli ve mübarek yapan o gecede vahyin gelmiş olmasıdır. Onun bin aydan daha hayırlı olduğunun söylenmesi Kur'an'ın önemini vurgulamak içindir. Vahyin inmesi o kadar değerlidir ki inmeye başladığı geceye diğer gecelere göre bin aydan daha fazla değer katmıştır. Değer, gecenin kendisinde değil vahiy'dedir.
    Doğrusu konuyu çok güzel anlatmış arkadaşım. İşte Kuran ın ruhunu anlamak budur. Tebrik ederim doğrusu. Düşünün zaten bizlerin kadir gecesi diye kutladığımız gecenin dahi o gece olduğu bilgisine sahip değiliz. Çünkü peygamberimiz sorulduğunda biliyordum ama Rabbim unutturdu diye cevap vermiştir. SAYGILARIMLA[/b]
Logged
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.41 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu