Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSTİŞARELER (İstişare Platformu) > Serbest Kürsü (Moderatör: Yonetim) > Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Gerçek hayat dini ve kandil geceleri‏  (Okunma Sayısı 25014 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« Yanıtla #15 : 20 Şubat 2008, 07:35:19 ÖS 19 »

Alıntı
MAXPAYNA
genel olarak birbirimize yaklaştık abi. sonuçta ikimizin de derdi yanlışlıkları hurafe ve bidatlari sonlandırmak ve allahın razı olacağı ve onun çizdiği yolda hayırlı amellerde bulunmak.....

Alıntı
ABDULHAMİT
Önemli olan tarihi değil, o gecenin RUHUNU anmadır.
O gecenin ruhunu anmak  derken yalnızca ve yalnızca hep o gece  ibadet edilecek, yetimler ve fakirler yalnız o gece hatırlanacak ve sevindirilecek anlamı çıkarılmamalıdır. Aslında O geceyi idrakle anmanın Allaha ibadetin , yetim ve fakire yardımın yalnız o geceye mahsus değil, tüm gecelere , tüm günlere mahsus olacağı mesajı verilir

Ve işte altına imza atacağım alıntı yazınızdan bir pragraf

Alıntı
Şu husus çok önemlidir: Kur'an bizden devamlı müslüman olmayı mı yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmayı mı istiyor. Cennetin bedeli "devamlı müslümanlık" mıdır yoksa belli gün ve gecelerle yetinen müslümanlık mıdır? devamlı müslüman olmak mı daha doğrudur yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmak mı?.

Kur'an bizden, İslamı, hayatın ve zamanın tama-mına hakim kılmamızı istemektedir. Kur'an, müslümanın, müslümanlığının sürekli olmasını istemektedir. Kur'an, müslüman'ı İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Sadece belli gün ve gecelerde ve belli ibadetlerle sınırlı bir islam anlayışı Kur'an da yoktur. Yalnızca belli gün ve gecelerde ve belli ibadetler ne Allah'ın, ne de peygamber(sav)'in kabul edebileceği tarz bir müslümanlık değildir. Allah ve rasulü müslümanları hayatın tamamında, İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Müslümanlık yalnızca belli gün ve gecelerde yapılan şeylerden ibaret değildir


SON SÖZ: Eğer bu amaç ve bilinçle kandil gecelerimiz kutlayacak isek, kutlayalım, Aksi takdirde birbirimizi ALLAH İLE ALDATMAYALIM
Logged
manolya
Yeni Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7


« Yanıtla #16 : 07 Nisan 2008, 12:24:34 ÖÖ 00 »

 s a yazilarinizi buyuk bir ilgi ve dikkatle okuyorum.

gercekten inanamiyorum bir millet ancak boyle icten cokertilebilir.
iste boyle kandillerimiz sorgulanir .sonra namazimiz sonra orucumuz sonra dinimiz
sonra bakmisiz elimizde hic birsey kalmamis tartisacak .
abdurrahman beyi kutluyorum guzel dusunuyor.
en azindan guzel dusunen guzel gorurmus
selamlar.

Logged
murat
Ziyaretçi
« Yanıtla #17 : 07 Nisan 2008, 12:34:03 ÖÖ 00 »

Alıntı
abdurrahman beyi kutluyorum guzel dusunuyor.

 Huh?
Logged
hanif_bir_kul
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 165


« Yanıtla #18 : 14 Temmuz 2008, 07:03:59 ÖS 19 »

S.A DEĞERLİ KARDEŞLERİM
http://www.suleymaniyevakfi.org/modules/fetvalar/index.php?cat_id=54#115

Burada "neden mübarek gün ve geceler vardır?", "gerçekten her düşünce dünyasında özel gün ve geceler olmalı mıdır?" veya "neden insanlar özel gün ve gecelere ihtiyaç duyar veya duyarlar mı?" vb. soruların cevaplarını irdelemeyeceğim. Yapacağım şey, bence, bu soruların cevaplarının verilmesinden sonra da, bu sorulara hiç cevap verilmese de vukua gelmesi kaçınılmaz olan son durumu ortaya koymaya, bir de pratikte gün ve gecelere nasıl bakıldığını tavsifen ifade etmeye çalışacağım.
Kur'ân'da, halk arasında bilinen "mübarek geceler" manasında, sadece "Kadir Gecesi" ve "İsrâ (Mirac) Gecesi"nden bahsedilmektedir. Kadir gecesi, Kur'ân'ın inmeye başladığı gecedir2 ve bu gece de Ramazan ayı içindedir3. İsrâ (Mirac) Gecesi ise, Hz. Peygamber (sav)'in tebliğinin 10. yılında vaki olan ve hakkında rivayet edilen olayların (Mirac olayı) bir kısmını (İsrâ olayını) Kur'ân'ın anlattığı mucizesinin(!) cereyan ettiğine inanılan gece, olarak zikredilmektedir ve ayet şu şekildedir: "Yüceliğinde sınır olmayan O (Allah) ki, kulunu geceleyin, kendisine bazı alametlerimizi göstermek için (Mekke'deki) Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mesdid-i Aksa'ya götürdü. Çünkü, gerçekten her şeyi işiten, her şeyi gören O'dur."İSRA:1
Hz. Allah, Kur'ân'da yine şöyle buyurmaktadır: "1. Hâ-mîm, 2. Düşün özünde açık olan ve her hakikati bütün açıklığıyla ortaya seren bu ilahî kelamı! 3. Biz onu kutlu bir gecede indirdik: zaten Biz, (insanı) her zaman uyarmaktayız. 4. O (gece)de, bütün (iyi ve kötü) şeyler arasındaki farklılık, hikmetle ortaya konmuştur, 5. Katımızdan bir emir gereği: çünkü Biz (doğru yola ileten mesajlarımızı) her zaman göndermekteyiz..."DUHAN:1/5
Bu ayette geçen "gece" kelimesi ile, Tirmizî'nin Sünen'inde6, "Yüce Allah Şaban ayının ortasındaki gecede dünya semasına iner. Kelb Oğulları koyunlarının tüyleri sayısından daha çok insanı affeder..." şeklinde ve diğer kitaplarda geçen Hz. Peygamber (sas)'in hadislerindeki "gece" kelimesinin işaret ettiği murad-ı ilahî, birbirleriyle örtüştürülerek(!) "berat" gecesi diye isimlendirilen bir gece ihdas edilmiştir.
Özellikle halkın elinde dolaşan (maalesef çoğu tasavvuf kaynaklı) klasik kitaplarımızda geçen şu hadis de Duhan suresindeki mezkur ayetlerle, bilhassa dördüncü ayetteki "O (gece)de, farklılık ortaya konmuştur" ifadesiyle örtüştürülür: "Şaban ayının 15. gecesinde, Allahu Teala gelecek sene o geceye kadar bir senelik işleri tedbir, takdir ve tayin eder. O yıl içinde ölecek olanların isimleri yaşayanlar defterinden, ölüler defterine geçirilir, o sene hacca gidecek olanlar yazılır, doğacak ve ölecek olanlarla bütün canlıların yaşaması için gerekli ihtiyaç maddeleri o gece tespit ve takdir olunur. Herkesin amel ve işleri Allahu Teala'nın huzuruna bu gece çıkarılır..."
İslamî ilimlerle az çok uğraşan herkes, "Hadis Usulü" ilmindeki şu kaideyi hatırlarlar: "İlk dönem İslam alimleri/muhaddisler, ahkam ifade eden konulardaki hadisleri almakta/kabul etmekte gösterdikleri titizlikleri, diğer hadisler özellikle de fezâil (faziletler) ile ilgili hadislerde göstermemişlerdir." Bu yüzden "faziletli amel" veya "faziletli ..." şeklindeki ifadelerin yer aldığı hadislerin çoğunun "zayıf veya uydurma" olabileceğine işaret etmişler ve bu hususa bizim dikkatlerimizi çekmişlerdir.
Yukarıdakiler göz önüne alınınca, şu anda müslümanlar arasında rağbette bulunan "mübarek günler ve geceler" konulu kitaplarda yer alan hadislerin, neredeyse tamamının, zayıf, uydurma ve esaslı hadis kitaplarında yer almayan veya yer alsa da zayıflığına işaret edilen hadisler oldukları gözlenebilir. Tabii böyle mübarek(!) bir gece düşünülünce, o gecenin ihyası için şu kadar rekatlı ve şöyle dualarla meşgul namaz vb. ibadetler de beraberinde zikredilerek Hz. Peygamber (sas)'e isnat ettirilecektir.
Durumun aşağıda temas edeceğimiz mantığı belli olmakla beraber, yukarıda zikredilen ayetin7 Berat gecesiyle ilgisinin olmadığını da belirtmek gerekmektedir. Yine böyle bir gecenin, Hz. Peygamber (sas) ve sahabesi tarafından ihya edilmesi/kutlanması gibi bir geleneğin olmadığı da herkes tarafından bilinmektedir. Zaten herhangi bir şer'î dayanağı bulunmadığından halk arasında yaygın hale getirilmiş olan ve bazı mübarek gecelere mahsus olduğu zannedilen namazları, cemaatle kılmak bidat olduğu için de, mekruhtur.1
Yine önemle belirtilmesi gereken bir başka husus da, bu konularda zikredilen ve Allah'ın kullarını ibadete yönlendirmeyi hedeflediği düşünülen bu hadislerin(!), teker teker incelendiği zaman, çoğunun Kur'ân'a ters ve kendi aralarında da çelişkili oldukları müşahede edilebilir. Sadece birini örnek verecek olursak: "...Allah bu gecede kendisine şirk koşmayan herkesi mağfiret eder, ancak, büyücü, falcı ve devamlı şarap içenler, riya ve zinada ısrar edenler bu af ve mağfiretin dışında kalırlar. Ancak tevbe ederlerse hariç."2
Sonuç, Allah ve Resulünün "dini"nden uzak olmayı savunmamız ve bir de, bu hale "din" demek gibi bir cüreti bile kabullenmekten kaçınmamız gerekirken, "insanları ibadete teşvik etmek gayesiyle" belli günleri kendisi istemeksizin "Allah'a has" kılmaktır. Bunun mazereti ne olabilir? O'nun noksanını mı tamamlamaya çalışıyoruz?
- Böyle bir anlayış, "her gün rezil, ... gecesinde âbid" olan kulların sayısını artırmamış mıdır?
- Her gün yaşanması ve hayata geçirilmesi istenen dinî zihniyetin, belli gün ve gecelere tahsis edilmesi, bunun sonucu değil midir? Mesela, ülkemizdeki bir çok şehirde "kandil münasebetiyle kapalı" bar, pavyon, kumarhane vs. bu anlayışın uzantısı değilse nedir?
- "İnsanların zaten dinden ve ibadetten uzak olduğunu, hiç olmazsa kandiller vesilesiyle cami ve ibadete yöneldiklerini, bu yüzden bunların bidat da olsa yapılmasını ve yaşamasını" istemenin mantığı ile hareket edenler, "dini belli günlere tahsis eden ve sadece o günleri öne çıkaran ve o günler vesilesiyle kurtuluşa ereceğini zanneden "Hıristiyan" mantıklı anlayışı öne çıkarmış olmuyorlar mı?
- "Böyle bir geceyi ihya etmek suretiyle, bir yıl ihya edilmiş olunur" anlayışı da, insanların "köşe dönme" mantığına destek olmuyor mu? Bakın etrafınıza, bunun misallerini ve kendi nefsinizde de icraatını müşahede etmiyor musunuz?
- "Fazla mal göz çıkarmaz, fazla ibadetten ne zarar gelir" demek de çözüm değildir. Çünkü dinin sahibi ve bildireni olarak Allah, tatbikatçısı olarak da Peygamberi, kullara böyle bir mükellefiyeti yüklemediği gibi, daima zikir ve tefekkür halinde olmasını ve böylece de "müslüman zihinli" şahsiyetlerin oluşmasını arzulayan hedefleri de sapmış olmaz mı? Çünkü "daima" yerini "bazı gün ve gecelere" bırakmıştır. Sonuç açıktır: Bidatlere boğulmuş, sapmış ve tahrif edilmiş bir din. Bu, bidatlerı savunmaktan başka bir şey de değildir.
Heyhat, bazı özel gün ve gecelerin insanlar üzerindeki psiko-sosyal fayda ve tesirlerinin yazılması beklenen(!) bu tarz bir yazının sonucu nereye vardı... Bu yüzden birileri, "bir tek kandillerimiz kalmıştı, onu da elimizden çıkarmaya çalışıyorlar" demesinler. Ben dini zorlaştırmak ve kolaylaştırmak gibi bir hedef de gütmüyorum. Çünkü dinin bizzat kendisi kolaydır ve ben, size -kanaatimce- daha doğru ve asıl olanı tavsiye ediyorum, üstelik benim diyeceğim belki de daha zor olanı: "Devamlı Adam Gibi Müslüman Olmak." Aslında zor görünse de mümine kolay gelen budur: "Bazı geceler ve günlerde değil, daima müslüman olmak ve daima müslümanca düşünmek." Hangisi zor, hangisi daha kalıcı, akılcı ve hangisi bizden istenen?
Dipnotlar 
1- Vehbe Zuheyli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, II. Cilt, Ek: Nafile Namazlar, S.Y.
2- Örnekler İçin bkz. İsmail Coşar, Kadir Gecesi ve Kandillerimiz, Ankara, 1976; Osman Karabulut, Mübarek Aylar Günler ve Gecelerin Faziletleri, Konya, ty., III. Baskı; M. İhsan Oğuz, İslam'da Mübarek Günler ve Geceler, İstanbul, 1997, IV. Baskı.

SAYGILARIMLA
Logged
abdulhamit
ALLAH RAHMET EYLESİN
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2510



« Yanıtla #19 : 14 Temmuz 2008, 08:52:50 ÖS 20 »

Alıntı
Alıntı
ABDULHAMİT
Önemli olan tarihi değil, o gecenin RUHUNU anmadır.
O gecenin ruhunu anmak  derken yalnızca ve yalnızca hep o gece  ibadet edilecek, yetimler ve fakirler yalnız o gece hatırlanacak ve sevindirilecek anlamı çıkarılmamalıdır. Aslında O geceyi idrakle anmanın Allaha ibadetin , yetim ve fakire yardımın yalnız o geceye mahsus değil, tüm gecelere , tüm günlere mahsus olacağı mesajı verilir

 
Ve işte altına imza atacağım alıntı yazınızdan bir pragraf


Alıntı
Şu husus çok önemlidir: Kur'an bizden devamlı müslüman olmayı mı yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmayı mı istiyor. Cennetin bedeli "devamlı müslümanlık" mıdır yoksa belli gün ve gecelerle yetinen müslümanlık mıdır? devamlı müslüman olmak mı daha doğrudur yoksa belli gün ve gecelerde müslüman olmak mı?.

Kur'an bizden, İslamı, hayatın ve zamanın tama-mına hakim kılmamızı istemektedir. Kur'an, müslümanın, müslümanlığının sürekli olmasını istemektedir. Kur'an, müslüman'ı İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Sadece belli gün ve gecelerde ve belli ibadetlerle sınırlı bir islam anlayışı Kur'an da yoktur. Yalnızca belli gün ve gecelerde ve belli ibadetler ne Allah'ın, ne de peygamber(sav)'in kabul edebileceği tarz bir müslümanlık değildir. Allah ve rasulü müslümanları hayatın tamamında, İslam’ın tamamından sorumlu tutmaktadır. Müslümanlık yalnızca belli gün ve gecelerde yapılan şeylerden ibaret değildir


SON SÖZ: Eğer bu amaç ve bilinçle kandil gecelerimiz kutlayacak isek, kutlayalım, Aksi takdirde birbirimizi ALLAH İLE ALDATMAYALIM
Logged
maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5127



WWW
« Yanıtla #20 : 14 Temmuz 2008, 11:24:42 ÖS 23 »



3 aylar geldiya;

favori tartışma konumuzu buzluktan çıkarıp ısıtma vakti geldi demektir Smiley

saygılar.......
Logged
büteyra
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 55



« Yanıtla #21 : 15 Temmuz 2008, 12:58:44 ÖÖ 00 »

mübarek geceler olarak adlandırılan geceler hakkında bu kadar farklı görüş ve düşüncelerin olduğunu düşünmemiştim.

devlet politikası olarak bilinen bazı uygulamalar var elbette, ki belki de ifade edilen görüşlerde de belirtildiği gibi bu konuda da kendini yer yer göstermiştir. ancak tamamen devlet politikasına dayandırılması fikri pek de mantıklı gelmedi.

sadece misal olarak belirtmek istiyorum. regaib gecesinin tüm söylenenler yanında Efendimizin ruhunun dünyaya Hz. Amine vasıtasıyla intikal gecesi olarak bilinir. maddeten değil ama ruhunun...
ya da kadir gecesinin vahyin ilk geldiği gece olarak belirtilmesi hususu da var.

bu kadar büyük bir değişimin, son peygamberin dünyaya intikal gecesinin, ya da vahyin ilk indirildiği gecenin önemini taşımıyor mu bu geceler?  bunu bir bayram olarak kutlamak neden devlet politikası olarak düşünülsün ve İslam'ı gecelere has bir din haline getirmeye çalıştığımız fikrini getirsin düşüncelere...


. Şüphesiz, biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.

2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin!

3. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

4. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.

5. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.

(Diyanet meali)


Haluk Nurbaki'den ;

Mesela, Kadir Gecesi Yüce Kitabımızın inzal olduğu günün ihyasıdır. Kur’an’ın elbette inzali fevkalade büyük bir olaydır. Onun için Cenab-ı Hak Kadir Gecesi’ni Yüce Kitabımızda tanımlarken, bütün alemlerin bu gecenin şenliğine iştirak ettiğini bildirir. Ruhların gelişi, bütün varlıkların fecre kadar meleklerle iç içe oluşu gibi güzellikler, Yüce Kitabımızda Kadir Gecesi dolayısıyla açıklanmıştır. Aslında her kandilin, yalnız insanları değil, bütün alemleri ilgilendiren bir yanı vardır.
REGAİP KANDİLİ’nin bir hususiyet diğer kanallardan daha çok mânâ bilimlerinde ve tasavvufta zikredilmiştir. REGAİP KANDİLİ, Fahr-i Kainat Efendimiz’in mübarek ve muhteşem ruhunun anne karnına intikal günüdür. Yani, Hz. Âmine annemize Nur-u Muhammedî’nin intişar anını temsil eden bir gecedir. Fevkalâde önemlidir. Bir anlamda âlem-i mânâdan dünyanın bu dört boyutlu sistemine, yaşam sürecine ayak basmış oluyor. Bu fevkalâde önemlidir…
Bu günün sırrı, aynı zamanda RECEP ayına Fahr-i Kainat Efendimiz’in çok önem vermesi ve Efendimiz’in insanoğluna lütfen ve tenezzülen hizmet etmek üzere yansımasının günü olmasıdır. Bu günün bizim için bir şükran günü olması gerekiyor. Bu şükran gününü Efendimiz nezaket-i Muhammedî içersinde “Ben işte bugün insanlığa intikâl ettim, bugün bütün gönülleriniz bana dönsün, benimle şen olsun” dememiştir. Nezaket-î Muhammedî’si itibariyle söylememiştir ama bizim mutlaka bunu tanımamız lazım. İşte bütün mü’minler bugün gönüllerinden, Fahr-i Kainat Efendimiz’e selavât-ı şerifeler okuyarak, Kur’an okuyarak ve gönülden niyaz ederek O’nu tanımanın mutluluğunu, O’nun teşrif etmesiyle yüceldiğimizin, dolayısıyla nasıl hayat bulduğumuzun, can bulduğumuzun şükrünü yapmalıyız ve mutlaka bir şükür namazı kılmalıyız.



Risale-i Nur' dan;

Yarın (27.) gece Leyle-i Kadr olma ihtimali çok kuvvetli olmasından bir kısım müçtehidler, o geceye Leyle-i Kadri tahsis etmişler. Hakiki olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor. İnşallah hakikî hükmünde kabule mazhar olur.”



belirtildiği gibi güzel niyet ve şuurla yapılan ibadetlerin ve sayın abdülhamit in belirttiği gibi belirli güzellikleri katıyorsa hayatımıza acizane zayi olmayacağı inancındayım. ayrıca Risale-i Nur da belirtildiği gibi öyle olmasa bile Cenab-ı Hakk'ın o geceleri tüm ümmetin o nazarla bakmasından dolayı kabul edeceğine inanıyorum.
Logged

Güzel gören güzel düşünür...
Güzel düşünen hayattan lezzet alır...
yıldız
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 89



« Yanıtla #22 : 15 Temmuz 2008, 11:03:36 ÖÖ 11 »

Büteyra

Alıntı
Bu günün sırrı, aynı zamanda RECEP ayına Fahr-i Kainat Efendimiz’in çok önem vermesi ve Efendimiz’in insanoğluna lütfen ve tenezzülen hizmet etmek üzere yansımasının günü olmasıdır. Bu günün bizim için bir şükran günü olması gerekiyor. Bu şükran gününü Efendimiz nezaket-i Muhammedî içersinde “Ben işte bugün insanlığa intikâl ettim, bugün bütün gönülleriniz bana dönsün, benimle şen olsun” dememiştir. Nezaket-î Muhammedî’si itibariyle söylememiştir ama bizim mutlaka bunu tanımamız lazım. İşte bütün mü’minler bugün gönüllerinden, Fahr-i Kainat Efendimiz’e selavât-ı şerifeler okuyarak, Kur’an okuyarak ve gönülden niyaz ederek O’nu tanımanın mutluluğunu, O’nun teşrif etmesiyle yüceldiğimizin, dolayısıyla nasıl hayat bulduğumuzun, can bulduğumuzun şükrünü yapmalıyız ve mutlaka bir şükür namazı kılmalıyız.

Bu konuyla ilgili kendi fikrimi açıklamak istedim. Peygamber efendimiz peygamber olmayı kendisi seçmemiştir. Allah onu muhteşem ahlakı sebebiyle bizlere güzel bir örnek olarak göndermiştir. Bu örneklik ancak Kur'anı Kerimin hayatına uygulamasıyla mümkün olabilmiştir. Bu cümlelerde sanki şükredilmesi gereken kişi onu bize gönderen değil de peygamber efendimizmiş gibi algıladım. Aşırı yüceltme bir peygambere yapılabilecek en kötü davranışlardan biridir. Çünkü o kul ve resuldur ve ancak Allah'tan aldığını bize eksiksiz olarak aktarır. Eğer yanlış algıladıysam hakkınızı helal edin.



Logged

Dinle ey İsrail!Ey gökler dinleyin, ey yeryüzü kulak ver! RAB’in öfkesi dinmedi, eli kalkmış durumda
murat
Ziyaretçi
« Yanıtla #23 : 15 Temmuz 2008, 12:33:06 ÖS 12 »

Bu konuyla ilgili kendi fikrimi açıklamak istedim. Peygamber efendimiz peygamber olmayı kendisi seçmemiştir. Allah onu muhteşem ahlakı sebebiyle bizlere güzel bir örnek olarak göndermiştir.

o'na o ahlakı weren kim??


Alıntı
Aşırı yüceltme bir peygambere yapılabilecek en kötü davranışlardan biridir.


eywallah...

Alıntı
Çünkü o kul ve resuldur ve ancak Allah'tan aldığını bize eksiksiz olarak aktarır. Eğer yanlış algıladıysam


eywallah...

....Sen yalnızca bir uyarıp-korkutucusun. Allah her şeye vekildir. HUD 12


Logged
yıldız
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 89



« Yanıtla #24 : 15 Temmuz 2008, 12:43:25 ÖS 12 »


Alıntı
o'na o ahlakı weren kim??

Peygamber efendimiz kendisine Allah tarafından verilen iradeyi en doğru şekilde kullanarak ve  yine Allah'ın fıtratına yerleştirdiği sesi dinleyerek güzel ahlak sahibi olmuştur. Daha sonra bu iyi ahlakını Kur'anın rehberliğinde Allah'ın dilediği şekilde kullanmıştır.
Logged

Dinle ey İsrail!Ey gökler dinleyin, ey yeryüzü kulak ver! RAB’in öfkesi dinmedi, eli kalkmış durumda
murat
Ziyaretçi
« Yanıtla #25 : 15 Temmuz 2008, 12:50:49 ÖS 12 »

Alıntı
Peygamber efendimiz kendisine Allah tarafından verilen iradeyi en doğru şekilde kullanarak ve  yine Allah'ın fıtratına yerleştirdiği sesi dinleyerek güzel ahlak sahibi olmuştur.

yani o'na ahlakı weren ALLAH...o'nu eğiten vs..


Logged
yıldız
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 89



« Yanıtla #26 : 15 Temmuz 2008, 01:10:33 ÖS 13 »

Alıntı

Alıntı
yani o'na ahlakı weren ALLAH...o'nu eğiten vs..

Doğrudur...

Logged

Dinle ey İsrail!Ey gökler dinleyin, ey yeryüzü kulak ver! RAB’in öfkesi dinmedi, eli kalkmış durumda
ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4677



« Yanıtla #27 : 15 Temmuz 2008, 02:59:30 ÖS 14 »

Herşeyin sahibi olan Allah ...
Herşeye gücü yeten Allah ...
Herşeyi Takdir eden Allah ...
Allah'tan bagımsız hiç bir şey düşünülemez ...
Kul hesap verme makamında ise hür bir irade ile seçim hakkına sahiptir ..
Seçim hakkı karşılıgında veren gene Allah'tır ...
Bir seçimden, bir emekten bahsediyorsak şayet ...
Bunu Allah'ın takdiri diye sundugumuzda ...
O zaman akla şu gelir ?
Benim sorumlulugum ne ?
Şuphesiz Hz. Muhammed s.a.v peygamberlikten önceki sergiledigi şahsiyetiylede o makama en layık kişi oldugunu ispatlamıştır....
Selamlar ...
Logged

Not font kurbaa
murat
Ziyaretçi
« Yanıtla #28 : 15 Temmuz 2008, 03:41:14 ÖS 15 »

Alıntı
Bir seçimden, bir emekten bahsediyorsak şayet ...
Bunu Allah'ın takdiri diye sundugumuzda ...
O zaman akla şu gelir ?
Benim sorumlulugum ne ?

Allah'ın hz. muhammed'e (sav) herhangi bir etkisi olmadı mı?

doğumundan ölümüne kadar Huh? Huh? Huh?
Logged
ozanca
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4677



« Yanıtla #29 : 15 Temmuz 2008, 03:48:07 ÖS 15 »

Alıntı
Allah'tan bagımsız hiç bir şey düşünülemez ...
Logged

Not font kurbaa
Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.42 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu