‘Acı bize cidden değdi’

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GÜNDEMDEKİLER > Ülkemizden > GÜNDEM > ‘Acı bize cidden değdi’
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GÜNDEMDEKİLER > Ülkemizden > GÜNDEM > ‘Acı bize cidden değdi’
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: ‘Acı bize cidden değdi’  (Okunma Sayısı 5564 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« : 22 Ağustos 2012, 02:27:47 ÖS 14 »

‘Acı bize cidden değdi’


Bayram günü, sadece Gaziantep’imizi değil, tüm yürekleri, kana bulayan acıyla bir kez daha derinden sarsıldık. Terör örgütünün “devrimci halk savaşı” adını verdiği katliamlar devam ediyor. “Birkaç” diye diye geldiğimiz son bilançoda kaybettiklerimiz:
 
 
 
Almina Melisa Aker (1)

Süleyman Aklan (3)

Sevgi Gülperi İnanç (11)

Onur Fikret Aker (21)

İsmail Daler (30)

Davut Adak (31)

Safi Canbaş (48)

Paramparça oldukları için henüz kimliği tespit edilemeyen “birkaç” kişimizin daha olduğu söyleniyor. Hastanelerdeki yaralılarımızın durumları ise zaman içinde netleşecekmiş. “Birkaç” kişilere bakar mısınız? İçlerinde bebekler, aralarında çocuklar var. Ve bir bayram günü. Halka karşı açılmış bu rezil cinayete savaş demek hata olur, sen masumların üzerine bomba yüklü kamyon süreceksin, bebekleri patlattıktan sonra da utanmadan buna savaş diyeceksin... Tam bir facia, vahşet... Vefat edenlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifa, yakınlarına sabrı cemil niyaz ediyoruz...

***
 
 
 
Vahim saldırının, halkı birbirine düşürmek ve nefreti saflaştırmak için tertip edildiği açık. “Şebbiha” usulü gözünü kan bürümüş canilerin iç kargaşa, nefret savaşı planlayarak gittikleri de aşikar... Elbette sabır, elbette sağduyu, elbette inşırah, selamet duası. Ama aynı zamanda izan, tedbir, vicdan ve terörle mücadelede kararlılık...

Terörle mücadelenin, sanki demokratik hak ve hukuk girişimleriyle taban tabana zıt bir mevzuymuş gibi ele alınmasının acı faturasını ödüyoruz bugün. PKK’yla empatik yakınlık kurmakta son derece başarılı olan köşe yazarlarımız, sivil örgütlerimiz, acaba Gaziantep’te hayatını kaybeden Almina Melisa Aker ile de empati yapmayı düşünüyorlar mı? Sadece “1” yaşında olan Melisa ile...

Açık şiddeti, pervasız terörü hoş görerek, aklayarak mı demokratikleşeceğiz?
 
 
 
Tamam sabır... Tamam sağduyu... Hz. Eyyup’un sabrıyla gelmedi mi bu halk bugünlere? Ki sabır taşı da bir gün çatlar; sabır timsali Hz. Eyyup’a ait; “acı bana cidden değdi ey Rabbim” diyerek ağlayıp yakarmıştı yüce Allah’a. İnsanların bir sınırı vardır, peygamber bile olsalar bir sınır vardır acıya tahammülde... Bizler yine de sabra sığınıyoruz elbette.

Ama sabrı sadece halka sadece yıllardır şiddet mağduru olan kitlelere münhasırlaştırmak da elbette adalete sığmaz, vicdana sığmaz.
 
Bir yandan güya siyaset için vekalet almış kişiler tahammülfersa işlere kalkışıp teröristlerle kucaklaşıyorlar... Bir yandan tuzu kuru tiratlarla köşelerinden güya aleme nizam vermeye kalkan kalemşorlar... Vahim hata içindeler. Pervasız şiddeti aklayarak demokrat olunmaz!
 
***
 
 
 
Hukuk önünde eşitlik, anayasal vatandaşlık, siyasi, medeni ve kültürel haklar bağlamında demokratik mücadele vermek ayrı... Uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı gibi devasa art ajandalar ve uluslararası destekle terör ve şiddet yaymak ayrı şeyler. Ama sözde aydınlarımız bu iki olguyu bilinçli ve kötü niyetli bir şekilde birbirine karıştırıyor. Oluşturulan lobiler hukuk güvenliği konusunda atılan adımları bile akamete uğratabiliyor zaman zaman... Terör örgütü paralel devlet yapılanmasına gitmiş, yol kesiyor, haraç topluyor, adam kaldırıyor, siyasileri vuruyor, halka mermi dayanmış... Çıt yok! Ne zaman ki paralel devlet kuran terör çetesi soruşturulmaya yargılanmaya başlıyor... Vaveyla, hakaret, suçlama... Toptancılık... Teknelerinde doğum günü pastası kesen seferi kalemlerin, Cizre’de orucunu beynine sıkılan kurşunla açmış adamlardan haberi yok elbette! El insaf!

Evet tahriklere kapılmayacağız! Ama siyasi akıl ve devlet de, terörle mücadelede üzerine düşeni yerine getirecek.


Sibel ERASLAN
Logged
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« Yanıtla #1 : 22 Ağustos 2012, 05:05:03 ÖS 17 »

TERÖR
 
Yeryüzünde, çocukları diri diri yakarak öldürmeyi haklı gösterebilecek hiçbir kutsal dava yoktur.
 
En kutsal amaç bile o çocukların tutuşup eriyen etleriyle, kemikleriyle birlikte dünyanın en büyük alçaklığına döner.
 
Gaziantep’te o bombayı kim koyduysa insanlık tarihinin en sefil eylemlerinden birini gerçekleştirdi.
 

Böylesine bir insan düşmanlığını sevinçle gerçekleştirecek psikopatları bünyesinde tutan her örgüt de o psikopat kadar insanlıktan kopmuştur.
 
Şu anda bunu kimin yaptığını bilmiyoruz.
 
PKK “ben yapmadım” diyor.
 
PKK yönetimi “rol modeli” olarak Türk devletini kabul ettiği, anayasasıyla, “tek adam, tek parti” düsturlarıyla Türk devletinin “kuruluş” günlerine delice hayran olduğu için bu devletin her türlü hastalığını, bu arada yalancılığını da devraldı.
 
Bizim eski Genelkurmay gibi çok rahat yalan söylüyor.
 
Taksim bombasında da “biz yapmadık” demişti, sonra “TAK yaptı” dedi, sanki TAK başka bir şeymiş gibi.
 
Ne bu devlete, ne bu PKK’ya inanıyorum.
 
Başka hiçbir devlet kuruluşu tarafından doğrulanmayan Başbakan’ın “115 PKK’lı öldürdük” böbürlenmesiyle, BDP’lilere sarılan PKK’lının “100 asker öldürdük” böbürlenmesi arasında bir fark yok.
 
Ölümden medet umdukça, öldürmekle övündükçe ölümler artıyor.
 
Antep’te yanarak ölenlerden biri bir buçuk yaşında.
 
Kim yaptı bunu?
 
PKK doğru söylüyorsa eğer geriye iki ihtimal kalıyor, Suriye istihbaratı ile Türk derin devleti.
 
Bu üçünden biri yaptı.
 
Belki de bunlardan ikisi birleşerek yaptı, belki de üçü birleşip yaptı.
 
O bombayı oraya yerleştiren psikopat yakalanana kadar kesin bir şey söylemek mümkün değil, gerçek suçlu ortaya çıkana kadar üçü de “şüpheli” olarak dürüst insanların vicdanlarında bir soru işaretiyle birlikte duracaklar.
 
Üçü de bu tür sefil eylemlerden sabıkalı çünkü.
 
Her kim yaptıysa Türkiye’deki gerginliği ve düşmanlığı daha da arttırmak için yapıyor bunu.
 
Hepimizi bir kan deryasında boğacak bir Kürt-Türk savaşı çıksın istiyor.
 
Bu olmayacak.
 
Zirvelerde duranların insafsızlığı, insan düşmanlığı, bu ülkenin halklarında yok çünkü.
 
Dün Uludere’de askerleri taşıyan bir minibüs devrildi.
 
Dere yatağına uçan minibüsteki ölülerle yaralıları taşıyanlar Uludereli Kürtlerdi, aralarında biri bombardımanda oğlunu kaybetmişti.
 
Hiç duraksamadan yardıma koşmuşlardı.
 
İnsan olmak böyle bir şeydir, bir acı karşısında yardıma koşmaktır.
 
Çocukları yakanlar, bu vicdanlı insanları birer canavara çeviremeyecekler.
 
Ama bu canavarların ortada rahatça dolaşmasına imkân vermeyecek bir iklim yaratmak gerekiyor artık.
 
Gerginliği azaltmak gerekiyor.
 
Emrinde on binlerce polis olan bir İçişleri bakanının bütün köşe yazarlarını tehdit ederek “o yazıları senin ağzına tıkarım” dediği bir ülke gerginlikten kurtulmaz, bir İçişleri bakanı böyle haddini hukukunu bilmez bir densizlikle konuşursa, bundan böyle insanlar için bir trafik çevirmesinde tutuklanmak da, “havaya sıkılmış” bir mermiyle enseden vurulmak da olağanlaşır.
 
Sürekli şiddeti öven, yenmekten, ezmekten, öldürmekten söz eden bir başbakan, ipin ucunu bu yandan böyle sert bir şekilde çekerse, gerginlikten medet umanlar da öbür tarafından çekerler ve o ip sonunda hepimizin boğazına dolanır.
 
Şu anda, güneydeki üç komşumuz da Türkiye ile itişiyor.
 
Üç Şii ülkeyle Türkiye arasında gizli bir mezhep savaşı var gibi gözüküyor, eğer ülkenin içini gerginlikten kurtaramazsanız bu “gizli savaş” her fırsatta Türkiye’nin içinden başını gösterir.
 
Türkiye’nin eşitliği ve adaleti sağlaması tek kurtuluştur.
 
Birinci adım olarak, “aynı ülkede yaşayan Kürtlerle Türkler aynı haklara sahip olmalı”, bu adımı atmadan Türkiye’de gerginlikleri, çatışmaları durdurmak mümkün değil.
 
Şu anda Türkiye’nin bizzat kendi iktidarı tarafından içine sokulduğu bu gergin ortam, Türk, Kürt, Suriyeli her psikopata, yanan bebeklerden zevk ve yarar çıkartacağı büyük bir ölüm lunaparkı yaratıyor.
 
Herkesi “ezmekle” tehdit etmek, insanların inançlarını aşağılamak, ırklar arasındaki farkları savunmak, herkese bela getiriyor.
 
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar ülkenin bu gerginliği taşımasının ihtimali yok.
 
Şiddetle, askerle, polisle gerginliğin önlenemeyeceği, Antep’te patlayan bombayla, Şırnak’ın sadece 15 kilometre ötesinde PKK’lı gerillaların gösteriler düzenlemesiyle ortaya çıkıyor.
 
Her ırkın “eşit” olması, kimse için “yenilmek” anlamına gelmiyor, ırkçılıktan vazgeçmek, gelişmek, demokratlaşmak anlamına geliyor.
 
Bütün ülkenin “Uludere köylüleri” gibi vicdanlı olabilmesi, Antep katliamını gerçekleştiren psikopatların hayat sahasını kaybetmesi anlamına geliyor.
 
Hayatımız alçaklara lanet okumakla mı geçecek?
 
O alçakların yaşayamayacağı bir ülkeyi kurmak hiç mi aklımıza gelmeyecek?

Ahmet Altan
Logged
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« Yanıtla #2 : 22 Ağustos 2012, 05:12:29 ÖS 17 »

Niye Gaziantep hedef seçildi?

 Gaziantep'e yapılan saldırı aslında Anadolu sermayesine yapılan bir saldırı. Niye? Çünkü Gaziantep, üreten ve yükselen Anadolu'nun çok önemli bir işaret fişeği.

Her şeyden önce Gaziantep Türkiye'nin en çok ihracat yapan altıncı ili. Bu yılın ocak-temmuz döneminde Gaziantep'in ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22.5 oranında artarak 3 milyar 299 milyon dolara ulaştı.
Gaziantep'te 15 bin firma faaliyet gösteriyor. Bunların 111'i yabancı sermayeli firma olarak üretim gerçekleştiriyor. Dört tane organize sanayi bölgesi var ve il merkezinde 1.3 milyon kişi yaşıyor.

 Türkiye'de sentetik ipliğin yüzde 45'i, nonwoven ya da dokunmamış kumaş üretiminin yüzde 95'i, makine halısının yüzde 82'si, plastik poşetlerin yüzde 60'ı, mercimek-bulgurun yüzde 70'i, un-irmik-makarnanın yüzde 60'ı, fıstık üretiminin yüzde 75'i, çikolatagofret üretiminin yüzde 30'u, ev tekstilinin yüzde 10'u, çocuk bezinin yüzde 10'u, inşaat malzemelerinin yüzde 10'u Gaziantep'te üretiliyor. Gaziantep hedef seçiliyor ve buraya saldırılıyor, çünkü bu şehir Anadolu sermayesinin en güçlü olduğu merkezlerden biri olarak biliniyor.

Gaziantep'in eğitim altyapısı tamamen üretime ve küresel ticarete göre şekilleniyor. Tam üç tane üniversitesi var. Bunların biri devlet, ikisi vakıf üniversitesi olarak eğitim veriyor. Anadolu'da iki vakıf üniversitesinin aynı il merkezinde olması eğitim-araştırmaya yönelen talebi ve önemi gösteriyor. Çünkü Gaziantep'te yabancı dille eğitim yapan 38'i Anadolu Lisesi, 5'i Fen Lisesi olmak üzere toplam 120 lise bulunuyor.
Bu eğitim tablosunun siyasal oy yansımasına bakıldığında ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor. 12 Haziran 2011 milletvekili seçimlerinde AK Parti yüzde 61.8, CHP yüzde 19.4, MHP yüzde 9.4, BDP'li bağımsız aday yüzde 5 oranında oy alıyor.
İşte bu ilde AK Parti'nin Türkiye genelindeki oy ortalamasının üzerine çıkması ve diğer partilerin Türkiye genelindeki oy oranlarının gerisine düşmeleri niye Gaziantep'in hedef seçildiğini bize gösteriyor. "Sizin başarılı ekonominizi, en güçlü olduğunuz bölgeden vururuz" mesajı veriliyor. Çünkü bu yılın ilk yedi ayında Türkiye'de ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 oranında artarken, Gaziantep'te yüzde 22.5 oranında yükseldi. Avrupa ekonomisindeki krize rağmen ihracatta yeni pazarlar bulunmasında bu şehir Türkiye için bir lokomotif oldu
.
 Peki üretim ve ihracat yapan bir şehir, siyasal tercihlerini korkutularak değiştirir mi? Bu mümkün değil.
Anadolu sermayesi bayilikten kurtulup, üretime geçmek için İstanbul sermayesine başkaldırdı ve başarılı oldu. Üretip dünyanın her tarafına mallarını satıyorlar şimdi. Onları, İslami burjuvazi diye hedef gösterip korkutmak ve AK Parti'ye oy vermelerini engellemek artık mümkün değil. Hem çok büyüdüler hem de onlar İslami burjuva değiller.
Onlar, değişimden yana olan, bütçe rantlarına karşı çıkan Anadolu sermayesi olarak adlandıracağımız girişimciler. Zaten terörden korksalardı bugün elde ettikleri bu başarıya ulaşamazlardı


SÜLEYMAN YAŞAR / sabah
Logged
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« Yanıtla #3 : 22 Ağustos 2012, 05:53:25 ÖS 17 »

Türkiye’ye karşı ‘şer ittifakı’ iş başında

Yaşanan terör olaylarının detaylarına ve Türkiye’nin attığı adımlara karşı zamanlamasına dikkatli bakarsak bir sonucu net olarak görebiliriz; saldırı artık tek bir örgütü odaklı değil, içinde devletler ve onların gizli servisleri ile “bazı iç yapılanmaların” birlikteliğinden ortaya çıkan bir ŞER İTTİFAKI var...
 
Sevgili dostlar, Türkiye’nin aldığı yolda dönüp geriye baktığımızda güzergah üzerinde hep birlikte “çok ciddi şer” unsurlarının bertaraf edildiğini ve Türkiye’yi istedikleri gibi “çekip-çevirmeye” alışan yapılanmaların devre dışı bırakıldığını görüyorum...Orta Doğu-Yeni Dünya çizgisinde etkisizleştirilen İsrail, dışarı taşmasına imkan verilmeyen Suriye, Kürt kökenli vatandaşlarımıza etki etmesine izin verilmeyen örgütler-BDP ve bütün bu unsurlara ek olarak “kaos yaratarak” maddi olarak varlıklarımızı sömüren iç-dış koalisyonlar... Bu bileşenlerin hepsi “yaralı”, hepsi “Türk Halkının ve Devletinin üstünden el çektirilmiş” ve tamamı köşeye sıkıştırılmış durumda...
 
Diyeceksiniz ki; bu nasıl “durdurulma”, eylemleri devam ediyor? İşte ayrıntı da burada gizli; bu koalisyon artık sivil hedeflere saldıracak kadar çaresiz kalmış ve bunu dahi yapmayı göze almışsa; gelinen nokta “etki-orta uzun vadeli eylem” değil, sadece ve sadece ÇARESİZLİK, aşağılıklık, soysuzluktur...
 
Sevgili dostlar, son 10 yılda Türkiye üzerinde “maddi-manevi etkilerini” kaybeden bu koalisyon güçlerinin ve içerideki işbirlikçilerinin tek bir ortak hedefi var; yollarını tıkayan Erdoğan’ı durdurmak, Türkiye’yi girdiği “En Büyük Olma” yolundan döndürmek ve alıştıkları eski pis defterleri açmak...
 
Sinsi ve iğrenç oyun planları da açık; terör, daha çok terör hatta sivillere yönelik en aşağılık saldırılar sonucu “siyasi erime” etkisi yaratmak ve Türkiye’yi yeniden parmaklarında oynatmak... Oyun çok net ve içeride yerleşik “kaos kollayıcıları için de “ümit veren” cinsten... Birileri vuruyor, öldürüyor, birileri de siyasi-maddi çıkarları için avuçlarını ovuşturup şöyle diyorlar; “bu tempoya ne Hükümet ne de Erdoğan dayanamaz”! Bu gaflet uykusu içindeki salaklar şunu bilmiyorlar; oynadıkları bu pis oyundan etrafa bulaşan kan onları da boğacak ve eskinin özleminde yanıp tutuşurlarken “yok olup gidecekler”!
 
Sonuç: Gelinen nokta artık TERÖR değil! İğrenç bir koalisyon ve taşeronlarının “ne pahasına olursa olsun” varolan siyasi yapıdan kurtulma, Türkiye’yi yolundan döndürme hırslarının dışa vurumu! Kimin öldüğü, kimin zarar gördüğü umurlarında değil! Tek dertleri var; istikrarsızlığı hakim kılmak ve bu süreç sonunda “eski, özledikleri, istedikleri gibi yönetebildikleri Türkiye” kavramını yeniden hayata geçirmek... Olmayacak beyler OLMAYACAK! Yapamayacaksınız! Bu halk, bu ülke ve binlerce evladını sizlerin son 30 yılda oynadığı pis oyunlar sonucu şehit veren bu millet, size itibar etmeyecek! Kaç ülke, kaç gizli servis, kaç taşeron örgüt bir araya gelirseniz gelin; TÜRK MİLLETİ SİZİ ECEZEK; YOK EDECEK ve tarihe GÖMECEK! Şimdi hiç olmadığı kadar BİRLİK-Beraberlik ve İnanç içindeyiz. Gerçeği, oynadığınız iğrenç oyunu çok daha iyi görüyoruz ve ne yaparsanız yapın, SON TOKADIN yüzünüze inmesine engel olamayacaksınız...
 
Son söz: Bu ülkenin Büyük Millet Meclisi’nin kapılarını ardına kadar açıp “milletin vekili olarak” bağrına bastığı BDP’lilere de bir cümle: Ya vekil olun bu halka nasıl gerekiyorsa öyle davranın, ya yoldaş olun teröriste biz size nasıl gerekiyorsa öyle davranalım! Sabır taşmak üzere, iyi bilesiniz!


Yiğit BULUT
Logged
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« Yanıtla #4 : 22 Ağustos 2012, 06:03:37 ÖS 18 »

Halktan yüz bulamayan PKK'nın kudurduğunun resmidir!


Yıllar önceydi... "Halk devrimi" hayali kuran bir "solcu" kadın, "bu işi niye başaramadıklarını" itiraf ederken şöyle diyordu: "Gerçekleştireceğimiz devrimin propagandasını yapmak ve halkı yanımıza çekmek için, devrimci arkadaşlarımla birlikte İzmir'de tütün fabrikasında işe başladık...
 
Sabahtan akşama kadar propaganda yapıyorduk... Bizi can kulağı ile dinliyorlar, ikna olmuş görünüyorlardı. İçin için, '
Bu iş olacak' diye düşünüyorduk...
 
Gelin görün ki;
 
Akşam olduğunda fabrikadan çıkıyorlar, evlerine gidiyorlar, giderken de, oruçlarını açmak için iftarlık pide alıyorlardı!
 
O zaman anlamıştık ki;
 
Biz, bu halka yabancıyız!..
 
Halkın inançlarından uzağız!..
 
Biz 'Devrim' diyorduk ama onlar oruç ve namazla meşgullerdi!
 
Bizim o taraklarda bezimiz olmadığı için de, söylediğimiz her şey boşa gitti!"
 
Bu mealde itiraflar.
 
Çok doğru...
 
Gerçekten de;
 
"Halkın yaşantısı"na, "halkın gelenek ve görenekleri"ne, özellikle de "halkın inançları"na yabancı ve uzak olanlar, asla başarılı olamazlar.
 
Eğer "başarılı" olmak istiyorsan, "onlardan biri" gibi olacak, "içlerinden biri" gibi yaşayacaksın!..
 
"Halktan kopuk" olursan, ne "devrim" yapabilirsin, ne de "iktidar" olabilirsin!..
 
Nitekim; "Halkı yanlarına alamadıkları" için, "Dev-Yol"ların, "Dev-Sol"ların ve "TKP'liler"in hayâl ettikleri "devrim" bir türlü gerçekleşmedi... Çünkü onların hareketleri "isyan" ve "inkâr"a dayanıyordu.
 
Halk ise "inançlı"ydı!..
 

BİR İNTİKAM EYLEMİ
 
"1980 Darbesi"nden sonra ise, "halk devrimi"ni gerçekleştiremeyen solcular; "devlet kademeleri"nde, "bürokrasi"de ve "medya"da görev aldılar.
 
Ve başladılar;
 
Kendilerine "hayal kırıklığı" yaşatan halktan "intikam" almaya!.. Bu "intikam operasyonu" halen devam etmektedir.
 
Temel düşünceleri şudur:
 
"Siz madem ki devrime destek vermediniz, o halde her türlü baskıya ve zulme müstehaksınız!..
 
Al sana kurşun!..
 
Al sana bomba!"
 
Meseleyi doğru okumak gerekirse;
 
PKK'nın bugüne kadar yaptığı eylemler de, önceki akşam Gaziantep'te gerçekleştirdiği "kanlı saldırı" da, "halktan intikam alma eylemi"dir!..
 
Evet, evet;
 
PKK, "halktan intikam" almaktadır... Çünkü halktan örgüte destek yoktur... Halk, bırakın PKK'ya destek vermeyi, yaptığı kanlı eylemleri "iğrenç" bulmaktadır, "nefretle" karşılamaktadır!..
 
O halde;
 
Al sana kurşun!..
 
Al sana bomba!
 
"Halkta destek görememek"ten dolayı kimyası bozulan, "kuduran" ve "serseri mayın" gibi sağa-sola çarpan PKK'nın, hem de "bayramın ikinci günü"nde Gaziantep'te gerçekleştirdiği "insanlık dışı saldırı", örgütün nasıl "gözü dönmüş bir canavar"a, nasıl bir "cinayet makinası"na dönüştüğünün de göstergesi olmuştur...
 
Uzun lâfın kısası;
 
PKK, eylem yaptıkça kudurmakta, kudurdukça da cinayet işlemektedir.
 

ZERDÜŞT-NUSAYRİ İŞBİRLİĞİ!
 
Şu son eyleme bakar mısınız;
 
"Çalıntı araç"la gerçekleştirilen "bombalı eylem"de ölen "9 kişi"den "4'ü çocuk!"
 
Hem de;
 
Kimisi 1 yaşında, kimisi 3 yaşında, kimisi de 10 ve 13 yaşlarında!..
 
Ölenlerden "asker" olanı da, "annesinin rahatsızlığı" dolayısıyla Gaziantep'e gelmiş, iyi mi?.. Ama PKK'nın bombası, hem askeri, hem eşini, hem 1 yaşındaki yavrusunu, hem de yeğenini katletmiş!..
 
Söyleyin Allah aşkına;
 
"İnsanlık" mıdır bu?..
 
Diyorlar ki;
 
"Eylem PKK ile Suriye istihbaratının orak eylemidir... Bu tür araç patlatmalar, Beşşar Esed'in taktikleridir!"
 Olabilir de, olmayabilir de...
 
Bunu irdelemeye gerek yok ki!..
 
PKK'nın başında, zaten "Bahoz" kod adlı Ferman Hüseyin yok mu?..
 
Fehman Hüseyin denilen eli kanlı cani de "Suriyeli" ve de "Esed'in adamı" değil mi?.. Elbette "Esed taktiği"ni uygulayacak!..
 
Esed, Suriye'de insanları nasıl katlediyor ise, Fehman Hüseyin'in kuklaları da Türkiye'de katlediyor!..
 
Hem de;
 
"Asker" demeden, "sivil" demeden!..
 
"Kadın" demeden, "çocuk" demeden!..
 
Düşünebiliyor musunuz;
 
"Öldürülen çocukların ellerinde bayram şekerleri varmış!"
 
Demek ki;
 
"Bayramlaşma"dan geliyorlardı!..
 
Kimi "babaannesi"nin, kimi "anneannesi"nin, kimi "dayı"sının, kimi "amca"sının, "teyze"sinin veya "hala"sının elini öpmüş, onlar da "bayram şekeri" tutuşturmuştu ellerine!..
 
Ama, o çocuklar;
 
"Bayram şekerlerini" bile yiyemeden paramparça oldular, bayram günü öldüler!..
 
"Ateist PKK"nın umurunda mı?..
 
"Marksist PKK"nın umurunda mı?..
 
"Zerdüşt PKK"nın umurunda mı?..
 
Ve umurunda mı;
 
Nusayri Fehman Hüseyin'in?..
 
Ölenler, nasıl olsa Müslüman!..
 
"Kürt" olmuşlar, "Türk" olmuşlar, "Arap" olmuşlar, hiç farketmez!..
 
"Müslüman"lar ya;
 
Ölmeyi hak ediyorlar!..
 

ABD BAŞARAMADI Kİ!
 
En başta dedim ya;
 
Eğer arkasında "halk desteği" yoksa, hiçbir örgüt, hiçbir lider ve hiçbir hareket başarılı olamaz.
 
Bunu, "halk devrimi" gerçekleştirmek isterken "hüsran" yaşayan "sol örgütler"de gördük...
 
Bunu; "demokrasi ve özgürlük" götürmek bahanesiyle Irak ve Afganistan'ı "işgal" eden ABD'de gördük, görüyoruz!..
 
Ne oldu oralarda?..
 
ABD, son 20 yıldır işgal ettiği "Irak'tan çekildi... 10 yıldır işgal ettiği Afganistan'dan da çekilmeye hazırlanıyor!..
 
Peki, sormaz mısınız;
 
Eğer arkasında "halk desteği" olsaydı, çekilmek hiç aklına gelir miydi?..
 
"Sana demokrasi ve özgürlük getireceğim" diyerek işgal ettiği ülkelerde, kim "direniş" gösterdiyse, bastı kurşunu!.. Kim "işgale isyan" ettiyse, patlattı bombayı!..
 
Gördük ki;
 
ABD askeri "son Iraklı"yı öldürmeden, Irak'a "demokrasi ve özgürlük"(!) gelmeyecek!..
 
Ya da;
 
Irak'a "demokrasi ve özgürlük"(!) gelebilmesi için, "son Iraklının da ölmesi" gerekiyor!..
 
Sonunda, defolup gittiler!..
 
Hiç şüpheniz olmasın ki;
 
PKK da gidecek!
 
Zira, arkasında "halk desteği" yok... Zaten bundan dolayıdır ki; "Vurarak, kırarak, katlederek" baskı uyguluyor, korkutmaya çalışıyor insanları!..
 
"İntikam" alıyor halktan!..
 

30 YILDIR NE BAŞARDI?
 
Ama, şunu sormanın vakti geldi:
 
"30 yıldır binlerce insanı öldüren, gözyaşlarını sel gibi akıtan, bu arada on binlerce militanını kaybeden PKK'nın eline ne geçti?..
 
Cinayet, tecavüz ve adam kaçırmanın dışında nerede başarılı olabildi?..
 
Bir hak mı kazandı?..
 
Eğer özgürlük peşindeyse, bu topraklarda bir karışlık toprak kazanıp, muhtariyet mi ilân edebildi?.."
 
Şemdinli'de bunu denedi ama boyunun ölçüsünü aldı... Bundan sonra da, "saldırı"dan başka bir halt yiyebileceği yok...
 
O halde, neyin peşindeler?..
 
Bu işi "devrimci"ler başaramadı ki, "Kürtçü piyonlar" başarsın!..
 
Hiç kuşkunuz olmasın ki;
 
Devrimcilerin "fabrika"lardan, ABD'nin Irak ve Afganistan'dan çekildiği gibi, PKK da "dağ"lardan çekilecektir!..
 
Zira, istediği kadar "intikam" alsın, "halk desteği"ni kesinlikle arkasına alamayacaktır!..
 
Zaten, "kudurmaları" da bu yüzden!..
 
Çok merak ediyorum;
 
"Solcu" görünenler, "liberal" maskeliler ve "meşruiyet kompleksi" yaşayan "yanaşma İslâmcılar" ile, PKK'ya "Kürt isyanı" diyenler, "Gaziantep'teki katliam"a acaba ne diyecekler?..
 
Aman "ittifak"larına nazar değmesin!..
 

Cumhurbaşkanı ile Kırgızistan'da
 
Allah nasip ederse, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte, bugün; önce Gaziantep'e, oradan da Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'e gideceğiz.
 
Gaziantep'te, "PKK'nın katlettiği insanlarımızın cenaze töreni"ne katılacak, oradan da Kırgızistan'a hareket edeceğiz.
 
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kırgızistan'da düzenlenecek "Türk Dili Konuşan Ülkeler 2. Zirvesi"ne katılacak... Ben de; Zaman, Türkiye, Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetelerinin temsilcileriyle birlikte bu ziyareti takip edecek ve oradan "haber"ler göndermeye çalışacağım...
 
Bu ziyaret esnasında, eğer fırsat bulabilirsek, Sayın Gül'e elbette "Türkiye ve dünya gündemi" ile ilgili sorular soracak ve "görüş"lerini almaya çalışacağız.
 Sorularımızın başında, elbette "kuduran PKK"nın son katliamı gelecek... Bu konuda Gül ne düşünüyor, devlet ne düşünüyor, bunları öğrenmeye ve sizlere yansıtmaya çalışacağız...

Hasan Karakaya - Yeni Akit
Logged
müslümanlardan
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1182


« Yanıtla #5 : 22 Ağustos 2012, 06:12:04 ÖS 18 »

Allahın hükmüyle hükmetmeyen hükümetin yalakası haline gelmiş AKİT in,yapacağı haberde yazılarda hakkaniyetsiz bi temelle seyirini almış gidiyor...

insana sormazlar mı yahu behey zavallı kalem tutanlar AKP hükümeti bu zavallıların ölmemesi için NE TÜR Bİ ADIM ATTIDA,NASIL Bİ ÇÖZÜM YOLU ARAYIŞINI ORTAYA KOYDU 12 yıldır...kendi çözümüde öldürmek üzere değil de nedir bunların....
Logged
Qani
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 496



« Yanıtla #6 : 23 Ağustos 2012, 12:45:09 ÖS 12 »

Akit hangi ülkede yaşıyor bilmiyorum ama Pkk taban arıyorsa bunun en zirve noktasnda. hatta en büyük destekçisi hükümettir.
Logged
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« Yanıtla #7 : 23 Ağustos 2012, 01:21:33 ÖS 13 »

PKK, Gaziantep katliamını neden üstlenmiyor?


Gaziantep'teki saldırıyı İran açıkça sahiplendi. Diplomasinin incelikli dilini bilenler, İran'dan gelen resmî açıklamayı başka türlü yorumlayamaz.


İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika sözcüsü Hüseyin Nakavî'nin "Ankara Suriye'ye müdahale edeceğine kendi içişlerine yönelsin" sözü başka ne anlama gelebilir? Bu söz, Gaziantep saldırısı hakkında söyleniyor. Söyleyen ise, Esed yönetimini canı pahasına savunan İran devletinin resmî sözcüsü. Üstelik daha önce aynı ülkenin bir başka resmî ağzı, Türkiye'yi terörle tehdit etmemiş miydi?

Nakavî'nin sözünü, "Türkiye benzer saldırılarla karşılaşmak istemiyorsa, Suriye'den elini çeksin" şeklinde bir tehdit olarak okumak gerekir. Fotoğrafı şöyle tahayyül edelim: Azametli İran devleti yüksek bir yerde duruyor. Hemen yanı başında elinden sıkı sıkıya tuttuğu, gözleri korku içinde sağa sola bakan Suriye var. Suriye'nin yanında ise emirlere hazır bekleyen bir PKK.

Saldırı adrese teslim bir paket gibi gerçekleşmiş. Emre Uslu'nun Taraf'taki köşesinde dün hatırlattığı kronoloji, bu saldırının PKK'nın bağımsız iradesinin doğrudan eseri olamayacağını da açıklıyor. Eylemi PKK yapıyor; ama rolü paketi adrese teslim eden ve patlatan bir taşerondan, bir kurye elemanından ibaret. Suriye kan gölüne dönmüşken, yüz bin Suriyeli Türkiye'deki kamplara sığınmışken Gaziantep'in seçilmesi PKK'nın tercihi olamaz. Öbür taraftan, Sakarya'da çalınmış bir arabaya Şanlıurfa'da bomba yüklenmesi ve çekici marifetiyle patladığı yere bırakılması yabancı örgütlerin taşeron kullanmadan altından kalkabileceği bir eylem değil. Suriye'nin başı o kadar belada iken böyle bir eylemi organize etmesi de çok zor. Eylem bütünüyle PKK icraatı.

Teröre binlerce lanet okumak, öfkeden dişlerimizi ve yumruklarımızı sıkmamak mümkün değil. Sivillerin ölümü, özellikle o sabilerin sönen hayatları PKK'yı bile eylemi üstlenmekten geri adım atmaya zorluyor. Ama bu öfke içinde gözümüzün önünde duran gerçekleri yok sayamayız. Bu eylemi PKK'nın yaptığına dair açık bir delil var. PKK'dan başka bir örgüt böyle bir eylemi organize edemez. Nitekim Oral Çalışlar'a konuşan BDP'li "Kontrgerilla" diyerek hedefi saptırmaya çalışıyor. "Peki niye ve nasıl?" sorusuna verilecek bir cevap yok. Ergenekon enterne vaziyette ve bu eylemle sadece Suriye'ye taşeronluk yapmış olur. Neden yapsın?

Tüyler ürperten katliamın önümüze koyduğu acıya odaklanırken bazı ayrıntılar gözden kaçıyor. Beşir Atalay saldırının hedefinin Şehitkâmil Emniyet Müdürlüğü ve polis lojmanları olduğunu açıkladı. Olayın akışını değiştiren küçük bir müdahale: Nöbetçi polis memuru, çekicinin aracı emniyetin önüne bırakmasına izin vermiyor. Bu müdahale emniyet müdürlüğünü kurtarıyor. Eylemin icracısı sivil bir katliama karar veriyor. Şayet saldırı planlandığı gibi emniyet müdürlüğüne yapılmış olsaydı, PKK aynı yüzsüzlükle bu eylemi reddeder miydi?

Gaziantep katliamı, İran-Suriye cephesinin, PKK'nın taşeronluğunda Türkiye'ye yönelik bir taciz operasyonu. İhaleyi alan PKK kendi prestijini düşünerek, eylemi sivillere yönelik bir saldırı olarak planlamıyor. Ama sonuçta tam bir sivil katliamı yapmış oluyor. Tesadüf, beceriksizlik veya planı icra edenlerin "ne fark eder" kararı ortaya bu sonucu çıkartıyor. Sonuç: PKK'nın organizasyon yeteneğinin, militanlarının ve lojistik imkanlarının seferber edildiği, sivillere yönelik bir katliam gerçekleşmiş oluyor.

Bu tablonun yanına koymamız gereken bir başka tablo: Uludere'de on şehit verdiğimiz kazaya yardıma koşan Uludereliler. Sapla samanı birbirine karıştıranlar, PKK saldırılarından çok mahirane bir şekilde Kürt düşmanlığı üretenler bu tabloyu en ince detayına kadar incelemeli. Askerin yardımına koşan Uludereliler, Gaziantep katliamını duydukları zaman kendi çocuklarına sarılıp, hayatı sönen vatandaşlarımızın, sabilerin acısını hisseden insanlar aynı zamanda.

PKK işte bu yüzden eylemi sahiplenmiyor. Kürtlere yapabileceği bir açıklama, bu eylemi mazur gösterecek bir gerekçe bulabilir mi? İki tablo yan yana konulduğu zaman arada bir ayrık otu gibi PKK'nın çirkin yüzü seçiliyor. Bu çirkin yüzü bu ülkede yaşayan vicdan sahibi herkes fark ediyor.
 

Mümtaz'er Türköne / ZAMAN
Logged
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« Yanıtla #8 : 23 Ağustos 2012, 01:26:17 ÖS 13 »

BDP meşruiyetini kaybetti


BDP, PKK'yı meşrulaştırmaya çalışırken kendi meşruiyetini kaybetti.




Son günlerde olup bitenlerin özeti budur.
 Bu tabii bir iki günde olmadı. Zaten yıllardır yavaş yavaş o noktaya doğru gitmekteydi.
 Yıllardır hepimiz ona çağrılar yapmaktan, akıl vermekten, hatta deyim yerindeyse yalvarıp yakarmaktan bir hal olduk: "Yapmayın, etmeyin, PKK'yla kaderinizi birleştirmeyin; onu bırakıp siyasi mücadele yapın" dedik.
 
Onlarsa tam tersi bir yol izlediler. Siyasetlerinin ana amacını PKK'yı meşrulaştırmak olarak belirlediler. Tek tek olaylarda aldıkları siyasi tutum hep "bu işin siyasetle çözümünün mümkün olmadığını" göstermek üzerine kurulu oldu. Bu yüzden de siyasetin sorun çözmek için harekete geçtiği her noktada, çözümü engellemek için ellerindeki bütün imkânları kullandılar. Onlara rağmen atılan adımları inkâr için umutsuzca çaba harcadılar.
 
Kendileri politik arenada geçici bir olguydu; PKK'nın bu platformda bizzat yer alamadığı konjonktürde, geçici olarak onu temsilen bulunuyorlar ve asli görevlerini hiçbir zaman unutmuyorlardı.
 
Asli görevleri, Kürt sorununun ancak PKK eliyle ve silahla çözülebileceğini geniş kitlelere -alıştıra alıştıra- kabul ettirmek, onun varlığını meşrulaştırmaktı.
 
Artık siyaseten bir önemleri yok
 
Bu elbette bir kumardı. PKK'yı meşrulaştırmaya çalışırken kendi meşruiyetlerini kaybetme riski her zaman vardı. Ama onlar buna pek aldırmadılar. Bu kumarı oynadılar.
 
Yıllar önce "Sayın Öcalan" deme ısrarıyla başlayan meşrulaştırma politikası sonunda PKK'lı teröristlerle kameralar önünde kucaklaşmaya kadar vardı.
 
İşte bu noktada kumarı kaybettiler. Kucaklaşma olayı ardından gelen Gaziantep katliamı ile birleşince, halkın vicdanındaki meşruiyetlerini tamamen kaybettiler. Kürt halkının sorunlarını parlamentoda temsil eden bir parti olmaktan tamamen çıkıp PKK'nın kişiliksiz bir kopyasına dönüştüler. Tabii doğal olarak da siyaseten herhangi bir önemleri kalmadı. Ne temsil güçleri, ne sorun çözme yetenekleri olmadığı o kadar açık şekilde ortaya çıktı ki, artık kimse onlardan ne Anayasa konusunda ne de yapılması gereken diğer reformlar konusunda herhangi bir katkı beklemiyor. Zaten izledikleri bu yolun, onları hukuken nasıl bir sona götüreceği de belli değil.
 
Hiç değilse bu riyakârlığı yapmasalardı
 
Unutmayalım ki, BDP şimdiye kadar kapatılmadıysa, hukuki değil, siyasi gerekçelerle kapatılmadı. Savcıların bu partinin PKK'yla organik ilişkilerini ispatlayan bir iddianame yazmakta hiç zorlanmayacaklarının; BDP'nin bu konuda savcıların eline haddinden fazla delil verdiğinin hepimiz farkındayız.
 
Ama işte malum siyasi endişeler... Aman siyasi kanalı kapatmayalım... Ne de olsa temsili bir karakteri de var... Terör örgütü de zaten bunu istiyor... BDP'ye biraz daha fırsat verelim... Biraz daha esnetelim hukuku ve benzeri.
 
Ama her şeyin bir sonu var.
 
BDP, son davranışıyla bütün kredisini tükettiği, gösterilen toleransın bittiği, umudun yok olduğu ve en önemlisi artık hiçbir siyasi öneminin kalmadığı bu sona dayandı.
 
Ben onların yerinde olsam, artık Gaziantep katliamı üzerine "lanetliyoruz" demeçleri vermek için kendimi boşuna zorlamazdım.
 
İki gün önce kahraman gibi kucakladığım insanları iki gün sonra lanetlemenin hiçbir işe yaramayacağını anlardım en azından.
 
Hiç değilse bu riyakârlığı yapmazdım...



Gülay GÖKTÜRK
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #9 : 24 Ağustos 2012, 08:28:24 ÖÖ 08 »

GAZİANTEP'TEKİ BOMBA ABD'DE OYNANDI MI?

Tarih 27 Haziran. ABD'de 3 düşünce kuruluşu Suriye konusunda bir savaş oyunu oynadı. O savaş oyununda Türkiye'yi savaşa sokmak için Suriye sınırına yakın illerde bomba patlatılıyor...

ABD’nin en önemli 3 düşünce kuruluşu 27 Haziran 2012 tarihinde liberallerin kalesi olarak bilinen Brookings’te bir araya gelerek Suriye kriziyle ilgili savaş oyunu oynadı.

ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan’ı temsilen üç takım halinde yürütülen ve bir gün süren simülasyonda, Gaziantep ve Kahramanmaraş gibi bölgelerde bombalamalar olması da konuşuldu. Oyunun sonunda Türkiye, Suriye’yi kısmen işgal etti. Esad rejimi düştü. Irak’ta şiddet 2006 seviyesine döndü. Lübnan’da mezhep çatışmaları başladı.

Türkiye, ağustos ayının başından beri, önce Şemdinli’de yaşanan çatışmalar, Foça’daki pusu, Tunceli’de kaçırılan milletvekili ve en son Gaziantep’teki bombalamanın ardından Hakkâri’de yapılan mayınlı saldırıyla sarsılırken, ABD’nin en önemli düşünce kuruluşlarının 27 Haziran’da Washington’da çok çarpıcı bir “savaş oyunu” oynadıkları ortaya çıktı.

Düşünce kuruluşlarının Suriye’ye ilişkin senaryosu dikkate alındığında, son günlerde Türkiye’de yaşanan gelişmelerin iki ay önceden öngörüldüğü anlaşılıyor. Hürriyet’in edindiği bilgiye göre, simülasyonda, Ağustos 2012’den Nisan 2013’e kadar bölgede yaşanacaklar tartışıldı.

3 büyük kuruluş

Washington’daki düşünce kuruluşları tarafından çok sık tekrarlanan simülasyonlardan biri olan çalışma, pek alışılmadık bir biçimde liberallerin kalesi Brookings ve Cumhuriyetçilerin toplandığı American Enterprise ile Savaş Çalışmaları Enstitüleri tarafından ortaklaşa yürütüldü. Brookings Enstitüsü, simülasyonun sonuçlarını önceki hafta 11 sayfalık bir memoya dönüştürüp üyelerine de dağıttı. Ancak kural gereği, bir gün süren savaş oyununa katılanların ismini ve üzerinde konuşulan senaryoyu açıklamadı.

Türkler ve Suudlar

Hürriyet’e bilgi veren kaynaklar, savaş oyununun üç grup halinde oynandığını anlattılar. Buna göre bir grup ABD, bir grup Türkiye, bir grup da Suudi Arabistan ekibi oldu. Ve aralarında Pentagon, ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA’de çalışmış Ortadoğu uzmanlarının yer aldığı ekipler, senaryo uyarınca temsil ettikleri ülkeler adına kararlar aldı. Ve bir gün süren simülasyonun ardından da ABD ve bölgedeki iki yakın müttefiği Türkiye ile Suudi Arabistan’ın 2013 Nisanı’nda hangi durumda olacakları tahmin edilmeye çalışıldı.

ABD TÜRKİYE'Yİ ZORLADI, TÜRKİYE TEK BAŞINA HAREKETE GEÇMEDİ

Simülasyonun en kilit ülkesi Türkiye’ydi. Çünkü hem ABD, hem Suudi Arabistan ekipleri, oyun boyunca atacakları adımlarda önce Türkiye’yi gözledi, Türkiye’den liderlik beklendi. Türkiye ise hiçbir aşamada tek başına hareket etme ve olaylara tek başına müdahale etme yanlısı olmadı. Son derece muhafazakâr bir politika izleyen Türkiye ekibi, özellikle ABD ve NATO’nun bir askeri müdahale durumunda yanında olması ve uluslararası meşruiyet şartı aradı. Senaryonun en kritik kısmını da bu denge oluşturdu. Türkiye oyunun sonuna kadar Suriye’ye tek başına müdahale etmekten kaçındı. ABD ve Suudi Arabistan ekipleri ise Türkiye’yi buna zorladı.

Bombalar başlayınca

Önce Suriye’deki olaylarda ölenlerin sayısının artması meselesi gündeme geldi. Türkiye yine müdahaleden uzak durdu. Bu kez Suriye’den kaçan mültecilerin sayısı arttı. Bu da Türkiye’nin müdahalesine yetmedi. Senaryonun ilerleyen kısımlarında ne zaman ki Türkiye’de bombalama olayları başladı. Tüm dengeler değişti. Ve sonunda Türkiye, Suriye’ye tek başına girmek zorunda kaldı. Böylece ABD ve Suudi Arabistan ekiplerinin istediği oldu, Türkiye Suriye’ye bir askeri müdahaleye başladı.

Tahmin: Gaziantep

Senaryoda bombalamaların nerelerde olduğu tek tek belirtilmedi. Ama Türkiye ekibinin konuyu kendi içindeki değerlendirmesinde Gaziantep ve Kahramanmaraş gündeme geldi. Bombalamaları kimin yaptığı da söylenmedi. Bir kaynak, “Türkiye ekibi askeri müdahalade bulunmamak için oyunun sonuna kadar direndi ama bombalamalar artınca, buna mecbur kaldı” dedi.

Sevinen Suudi Arabistan

Toplantının sonunda hazırlanan raporda, Türkiye’nin sınırlı müdahalesiyle senaryo şu şekilde sonuçlandı:

- Şam’daki Esad rejimi düştü. Irak karıştı ve 2006’daki şiddet sarmalına döndü. Lübnan, mezhep savaşına doğru sürüklenmeye başladı.

- Türkler ve ABD’liler, Esad sonrası için iki farklı açıdan kaygı içine girdi. ABD, Esad’ın düşmesinden sorumlu tutulmak istemedi. Türkiye ise nasıl bir hükümet kurulacağını düşünmeye başladı. Suudiler, Suriye’de Sünnilerin kontrolü ele geçirmesi dışında hiçbir detaya aldırmadı.

- Irak’ta kötüleşen duruma ABD çok az ilgi gösterdi. Türkiye de Barzani ile ilişkisini düşünüp Bağdat’a nazaran Suriye’ye öncelik tanıdı. Suudiler ise Irak’ta etkili olmayacaklarını düşündüler.

- Ancak Lübnan’da başlayan kaosu, Suudiler başarı olarak gördü. Türkiye endişe duyarken, ABD Esad’ın düşmesini başarı saydı.

Kaynak:Hürriyet
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.06 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu