Zekât vermek, kan vermek, can vermek!

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Zekat > Zekât vermek, kan vermek, can vermek!
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Zekat > Zekât vermek, kan vermek, can vermek!
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Zekât vermek, kan vermek, can vermek!  (Okunma Sayısı 1909 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« : 13 Ağustos 2012, 03:35:35 ÖS 15 »

Zekât vermek, kan vermek, can vermek!


Ramazan aynı zamanda 'zekât mevsimidir.' Servetinde, Allah'ın ve toplumun haklarını hatırlama vaktidir. Çünkü orucunu uykuya tutturmayan, 'ya gün içinde acıkırsam!' diye sahurda kırk takla atmayan, hayatın içinde çalışmaya devam eden bir kişi nimetleri ve kaynağını tefekkür edecek, kendisi bunlara bir gün ulaşamazken, bir ömür boyu bu nimetlerden mahrum kalanların halini daha iyi anlayacaktır.


Firavunlaşmamak için, yeryüzünde şişinerek gezinmemek için, fakire göz ucuyla bakanlardan olmamak için, sömürüden uzak kalabilmek için, kısaca Allah için, adalet için, barış için genelde mülkiyet, özelde ise rızk kavramının çok iyi anlaşılması gerekiyor. 'Siyamlı ikizler' olarak tarif ettiğim kapitalizm ve komünizm, ikisinin de ortak noktası inkârcı materyalizm. Ayrıştıkları yer ise temelde mülkiyet. Birisi mülkiyette sorumsuzluğu ve ahlaksızlığı merkeze koyarken, diğeri onu inkâr ediyor, ancak ikisi de bir başka açıdan korkunç bir zulme ve sömürüye kapı açıyor. Bu saçma ideolojilerle mukayese ettiğim için Allah affetsin. İslam'da ise mülkiyet bu ikisinin çok ötesinde. Mülkiyet kavramı anlaşılabilsin diye özel bir örnek vereyim: Kan ve mülkiyet ilişkisi. Sadece Allah'ın yarattığı vücut denen fabrika tarafından üretilebilen, Çin tarafından taklidi yapılamayan, bu kıt ve kritik varlığın üzerinde toplumun, inleyen tüm çaresiz hastaların hakkının olduğu açıktır. İtirazınız mı var? Kendinizi ve sevdiklerinizi acil serviste ölüm yatağına koyun ve son kararınızı verin! Buna göre, hekimin kişiye özel tarif ettiği 'kan verme takvimine' uymayanlar vebal altındadır. İslam'da mülk bir emanet olup mutlak bir hak değildir. Sezai Karakoç'un ifadesiyle, kişiler mülkü ve zenginliği, ancak ona sahip olamayanlar adına emaneten kullanır. Zira biz inanıyoruz ki, çok çalışmak bize düşer. Ancak rızkı vermek Allah'ın indindedir. 'Ben yaptım, elde ettim' ifadesi itikadî açıdan bir büyük nankörlük ve küfürdür. İşte zekât gelip burada devreye giriyor. Çok çalıştık, toprak aldık, ancak toprağı yaratmadık, yakında altına gireceğiz, bizden öncekiler gibi! Bu noktada kamusal bir ibadet olan zekât, paşa gönlümüze bırakılmıyor. Servetimizde saklı olan fukaranın hakkını doğrudan Allah üstleniyor. Lütfedilen malın aklanması ve arınabilmesi için yegâne yol olarak zekât gösteriliyor. Bu yüzden, zekât vermeyen bir Müslüman aslında doğrudan Allah'a savaş açmış olur. Zira fakirin değil Allah'ın hakkını gasp etmiştir. Cezası korkunç olmalı! Adaletin kılıcı Hz. Ömer zekât vermeyenlere bu yüzden savaş açtı. Ancak ödülü de çok açık: '...Allah'ın rızasını isteyerek zekât veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat artıranlardır' (Rum / 39). Demek ki, toplumsal huzur ve kul olarak imtihanımız açısından zekât o kadar önemli ki, ödülü hem ahiret yurdunu hem de kısa vadeli olarak katbekat bu hayatı kapsıyor. Unutmadan, Yüce Yaratıcı, zekâtı adeta rüşvet, lütuf, reklam gibi verenlere bir 'verme ahlakı ve adabı' açıklıyor: 'Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyıktır.' (Bakara / 267) Atık temizleme ile hayır işlemek birbirinden ayrılmalı. Bir toplum bütüncül olarak zekât görevini terk ederse sadece iktisadî değil, toplumsal varlık temellerini de dinamitlemiş olacaktır. Kamusal bir paylaşım ibadeti olan zekât sayesinde servetin dar bir kesimin arasında sömürü düzenine dönmesi engellenecektir. Esasen böylece zengin de mülkünü garanti altına alır. Paris'teki, Wall Street'teki, şu sıralar Avrupa'ya yayılan şiddetteki mesajları iyi okumak lazım. İşte, 'zekât vererek malınızı zarardan koruyun ve de arındırın' hadis-i şerifi tam da buna işaret ediyor. Keza, iktisadî durgunluğun olduğu toplumlarda fakirlere sıcak para-pul-kupon verilmesi hep konuşulur. Tam da günümüzdeki durgunluk ekonomileri için geriye dönüşü yüksek bir çıkış yolu. Önümüzdeki dönemde veren için arınma-korunma-bereket halkasına girme, alan için rahatlama vesilesi olarak zekât, insanlık için büyük bir çıkış kapısı olacaktır.

 
İbrahim Öztürk / zaman
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.044 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu