Zekât ve fitre mükellefiyetimiz üzerine?..

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Zekat > Zekât ve fitre mükellefiyetimiz üzerine?..
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > İSLAMİ BİLGİLER (Bilgi Platformu) > İslami Bilgiler ve Konular > Zekat > Zekât ve fitre mükellefiyetimiz üzerine?..
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Zekât ve fitre mükellefiyetimiz üzerine?..  (Okunma Sayısı 2791 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« : 07 Ağustos 2012, 05:28:13 ÖÖ 05 »

Zekât ve fitre mükellefiyetimiz üzerine?..

 Dinimizin emir ve yasaklarına baktığımızda görüyoruz ki, İslam mensuplarını, yalnız kendi nefsini düşünen bencil kimse olmaktan çıkarıyor, çevresindeki yoksul kardeşlerini de düşünen sosyal insan haline getiriyor. Bu sebeple Ramazan'da ekonomik durumu müsait olan Müslümanlara İslam uyarısını şöyle yapıyor ve diyor ki:


- Sen nisaba malik zengin bir Müslüman'sın. Öyle ise sahip olduğun servetin zekâtını ihtiyaç içinde olan çevrendeki yoksullara vermeli, böylece yoksulların senin servetin içindeki Allah'ın takdir ettiği haklarını ödeyip borçtan kurtulmalısın!.

- Sadece zekâtını vermekle de kalmayıp ailenin her bir ferdi adına birer fitre de vereceksin. Çünkü aile bireyleri adına fitre vermen de vacip derecesinde bir mükellefiyetindir!.

- Bir de zekâtını, fitreni ihtiyaç sahiplerine verirken onlara minnet de etmemeli, hatta alıp da seni borçtan kurtardıkları için yoksula minnet duymalı, teşekkür ihtiyacı da hissetmelisin!.

Evet, yüce İslam Müslüman'a şu mübarek Ramazan'da mükellefiyetlerini böyle hatırlatıyor. Bunlara ilaveten vereceği bu zekât ve fitreyi kimlere verip kimlere veremeyeceğini de açıklıyor ve bunu da şöyle ifade ediyor:

- Müslüman'ın çevresindeki ihtiyaç sahiplerinden bazıları kendi yakınları olabilir. Bu yakınları tespite ihtiyaç vardır. Çünkü yakın akrabaya zekât, fitre verilmez. Verirse sanki bir cebinden çıkarıp öbür cebine koymuş gibi olur. Öyle ise kimlere zekât, fitre verilir, kimlere verilmez bunların da bilinmesi gerekir. Bu sebeple zekât, fitre verilemeyecek yakınlar önceden şöyle sıralanır:

- Anneye, babaya, dedeye, nineye, oğullara, kızlara, bunların çocukları olan torunlara zekât ve fitre verilmez!.

-Neden? Çünkü bunlar zekât verenin yabancısı değil ailenin sanki ortağıdırlar. Bu kadar yakın olanlar zekâtla, fitreyle değil de servetin kendisiyle korumaya alınmalılar.

Bunlardan sonra zekât ve fitre verilecek kimseler de şöyle sıralanmaktadır:

- Evlenerek başka aileye karışmış ihtiyaç sahibi kız kardeşlere, ayrılmış oğlan kardeşlere, bunların çocukları olan yeğenlere, sonra amcalara, dayılara, hala ve teyzelere, kayınvalide, kayınpedere, damada, (bir görüşe göre çok muhtaçsa) geline ve ihtiyaç sahibi öğrencilere, öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayan vekillerine.. zekât ve fitre verilir.

Bir de servetin kazanıldığı yerin muhtaçları varsa onlar da ihmal edilmezler. Çünkü bunlar beklenti içinde olabilirler. Onları mahrum bırakmak kırılmalarına da sebep olabilir. Halbuki zekâtın bir hikmeti de kırılmaları, darılmaları önlemektir.

Bu bakımdan çevredeki yoksullar beklerken başka yerlere göndermek caiz olsa da beklenti içinde olanları mahrum bırakmak uygun olmaz.. Öyle ise yakında bekleyenlerin ihtiyaçları bir ölçüde karşılanır. Sonra çok muhtaç görülen uzaklardaki Müslümanlara destek verilir. Yeter ki gönderilen bu kimseler tam ihtiyaç sahibi olsunlar. Bayramdan önce ellerine geçerek bayramın mutluluğunu hep birlikte paylaşma imkânı bulsunlar.

Zaten yardımlar biraz da bayram sevincini hep birlikte ortak yaşamamız içindir. İçimizde ihtiyaçlarını karşılayamamış üzgünler, kırgınlar kalmaması içindir. Yardımların acilen bayram öncesi yapılması hikmeti de bundandır. Birlikte sevinip birlikte bayram yapmayı sağlamak için.. Bundan dolayı böyle özel yardım devrelerinde Efendimiz (sas) Müslümanlara titreten ikazını şöyle yapmıştır:

-Müslümanların derdiyle dertlenmeyen bizden değildir!.

 
Ahmed Şahin
Logged
TaLiA
Emektar Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3023



« Yanıtla #1 : 08 Ağustos 2012, 05:03:10 ÖÖ 05 »

Zekâtımı nasıl hesap edeceğim?


Soru: Ben mahalle bakkalı çalıştıran küçük çapta bir esnafım. Bana zekât düşer mi düşmez mi bilemiyorum. Nasıl bir hesapla tespit edebilirim zekât mükellefiyetimi?


Cevap: Zekât, nisap miktarı fazla parası olanın üzerine farz olan mali bir ibadettir. Öyle ise önce zekât verecek kadar fazla paraya sahip olup olmadığınızı tespit edeceksiniz. Bu tespiti de şöyle yapabilirsiniz:

-Aile olarak temel ihtiyaçlarınızı karşıladıktan sonra geride bekleyen (80) gram altının karşılığı sayılan (sekiz bin) lira kadar bir paranız var mı? Bir senedir bekleyen bu kadar paranız varsa, zekât vermesi gereken zenginlerden sayılırsınız. Bu para evde ya da bir finans kurumunda, yahut da dükkânda sermaye, vitrinde mal olarak da bulunuyor olabilir. Diyelim ki, elde mevcut şu kadar para var. Vitrindeki malın tutarı da şu kadar. Ayrıca şu kadar da alacağınız var, ama borcunuz da mevcut.. Bunların hepsini de topladıktan sonra meydana gelen yekundan borcunuzu çıkaracaksınız, kalan miktar en azından sekiz bin lirayı buluyor ya da geçiyorsa zekât zengini sayılırsınız. Bu paranın her bin lirasına (25) lira zekât takdir edip yoksulun hakkını verme mutluluğunu yaşayacaksınız.

Soru: Alacağımın da zekâtını verecek miyim?

Cevap: Alacağınızı sağlam alacak, ödenmesinde şüphe olan zayıf alacak diye ikiye ayırabilirsiniz. Sağlam alacağın zekâtını hemen vermeniz gerekir, şüpheli alacağın zekâtını da alınca verebilirsiniz..

Soru: Zekât ihtiyaç fazlası paraya lazım gelir, sözünden neyi anlamak gerekir? Aldığımız maaşımıza, cebimizde harcayacağımız harçlığımıza da zekât vermek gerekir mi?.

Cevap: Cebinizde ihtiyaçlarınızı karşılamak üzere hazır bulundurduğunuz harçlığınıza, maaşınıza, borcunuzu ödemek için beklettiğiniz paranıza zekât vermek gerekmez. Çünkü bunlar bir senedir boşta bekleyen ihtiyaç fazlası para değildir. Tam aksine her ay, hatta her an harcayabileceğiniz ihtiyaç paralarıdır.

Soru: Oturduğum evim, kirada dükkânım, bindiğim arabam var. Bunlara zekât vermem gerekir mi?

Cevap: Oturduğunuz eve, kullandığınız arabaya, kirada olan mülke zekât vermek gerekmez. Ancak varsa bunların getirdiği paraya zekât vermek gerekir. Bunlar sahibini sadece fitre zengini yapmış olur o kadar.

Soru: Öğrencilere verdiğimiz burslar zekât yerine geçer mi?

Cevap: Elbette.. Yoksul öğrenciye verilen burs, ülkemiz için iyi bir eğitim alıp hayırlı bir nesil yetişmesine hizmet eden önemli bir destektir. Bu itibarla, okuyacak öğrenciye verilen burs adındaki zekâtlar tam yerine verilen yardımlardır. Hatta Osmanlı'da okuyana, okutana muhtaç olup olmadıkları sorulmadan zekât verilir, öğrenci, yahut da okutan hoca olmasını, yardım edilmesi için yeterli gören alimler bulunurdu..

Soru: Oturacak ev, binecek araba almayı düşünüyorum. Bunlar için ayırdığım paraya da zekât vermem gerekir mi? Bunlar borçtan sayılmaz mı?

Cevap: Sadece bunlara niyet emekle borçlanma kesinleşmiş olmaz. Bekleyen bu gibi paralara zekât gerekir. Ancak anlaşma yapılmış da borçlanma kesinleşmişse, kesinleşen borca verilmek üzere bekleyen paraya zekât gerekmez.

Soru: Zekât ve fitre verirken açıkça söylemek gerekli mi?

Cevap: Gerekmez. Verenin niyetini Rabb'imizin bilmesi yeterlidir, alanın bilmesine de gerek yoktur.

 
Ahmed Şahin
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.057 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu