Her Alternatif Tıp’çı, şarlatan değildir!

Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
anasayfa anasayfa ara giris kayit
   > GENEL (Bilgi Platformu) > Sağlık (Moderatör: Yonetim) > Her Alternatif Tıp’çı, şarlatan değildir!
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:

   > GENEL (Bilgi Platformu) > Sağlık (Moderatör: Yonetim) > Her Alternatif Tıp’çı, şarlatan değildir!
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Her Alternatif Tıp’çı, şarlatan değildir!  (Okunma Sayısı 23750 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Şebhîz
Metropol Bedevisi
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 52


Yaşamak İçin "İqra"


« : 03 Nisan 2013, 10:33:27 ÖÖ 10 »


Biraz sonra yazacaklarıma geçmeden önce, şunu özellikle belirtmek istiyorum: Sağlık Bakanı Recep Akdağ; sadece bana göre değil, toplumun büyük çoğunluğuna göre, “AK Parti Hükümeti’nin en başarılı bakanlarından biri”dir... Çünkü Recep Akdağ, sağlık alanında “ilk”lere imza atmış, insanları “hastane kuyrukları”ndan kurtarmış bir adamdır.


Hasılı kelâm;

“Sağlık” dedin mi akla Recep Akdağ gelir... Recep Akdağ dedin mi de, akla “sağlık” gelir...

Gerçekten de;

“Sağlığa damgasını vurmuş” bir adamdır.

Ne var ki; nihayetinde o da bir “insan”dır ve her insan gibi o da “hata”lar yapmış, dolayısıyla “eleştiri”lere maruz kalmıştır...

Meselâ, “Domuz Gribi”ne karşı “aşı kampanyası” başlattığı günlerde Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından bile yadırganmış, bu kampanya akamete uğramıştır.

AŞI ÖLDÜRÜYOR

Kaldı ki;

Sadece “Domuz Gribi”ne yönelik değil, diğer “aşı”ların da “öldürücü” etkilerinin olduğu, Pazar günkü Akit’in sürmanşetinde “belgeleriyle” sunulmuştu. Bugün de, “aşıların binlerce çocuğu öldürdüğünü” haber veriyoruz...

Hatırlayacağınız gibi;

“ABD’de hazırlanan bir rapor”a göre, sağlığımız “Küresel İlâç Teröristleri” tarafından tehdit ediliyordu.

Düşünebiliyor musunuz;

1990’da bir bebeğe tavsiye edilen aşı miktarı 15 iken, 2007’de bu sayı 26’ya çıkmış!.. Üstelik de, “aşı miktarı” arttıkça, “hastalanma riski” de yükselmiş!..

Şunu demeye çalışıyorum;

ABD’den veya Avrupa’dan geliyor diye; “aşı”lar ve “ilaç”lar, illa da “güvenilir” ve “faydalı” demek değildir.

Meselâ, şu “fast-food”lar!..

Malûm, “Batı kaynaklı” fast-food, bir “ayaküstü beslenme” biçimidir ve içindeki “katkı maddeleri” yüzünden “obezite”ye yol açmaktadır... Bu yüzden de, ABD ve Avrupa ülkeleri, “fast-food”a dolayısıyla “obeziteye karşı savaş” açmışlardır.

Demek oluyor ki;

Bir şeyi “ABD ve Avrupa yaptı” diye, mutlaka “faydalı”, mutlaka “sağlıklı” demek değildir!..

Hele de “sağlık” konusunda!..

DİŞ’TE BÜYÜK VURGUN!

Meselâ, geçenlerde gazetelerin birinde şöyle bir haber vardı:

“İmplantın da sahtesini yapmışlar!.. Dişte büyük vurgun!”

Haberin ayrıntısı şöyleydi:

“Diş eksikliği tedavisinde çığır açan implant (yapay diş kökü) tedavisi Türkiye’de 1990’lı yıllardan bu yana uygulanıyor. Ancak anormal yüksek fiyatı yüzünden hep ‘sosyete dişi’ olarak anıldı. ‘Ortadirek’ ve dar gelirliler için bir hayal olarak kaldı. (...)

Yurtdışından gelen implantların birçoğunun, ‘Avrupa Birliği ülkelerinden ithal”’ diye kayıtlara girse de, aslında G.Kore, Çin, Rusya ve İsrail’de üretildiği, kalitesinin de gerekenin çok altında olduğu tespit edildi. Fason üretimle tanesi 100 dolara mal edilen implantların Türkiye’de ünlü markaların etiketiyle hastanelere ve diş hekimlerine 1000 dolara varan fiyatlarla satıldığı ortaya çıktı. Ayrıca Uzak Doğu ülkelerinden bavul ticaretiyle yüklü miktarlarda “CE belgesi” olmayan kaçak implant getirilerek piyasaya sürüldüğü belirlendi.”

Uzun lâfın kısası;

Sahtekâr, her yerde “sahtekâr”dır... İşin içinde “rant”, hele hele “tatlı para” varsa, “sahtekâr”ların da önüne geçilemez, “şarlatan”ların da, “istismar”cıların da!..

Bu, “Batı”da böyle!..

İLACI TOPLAT AMA!

Sahtekârlığı, üçkâğıtçılığı ve istismarı önlemenin, en azından azaltmanın tek yolu “kontrol”dür, “sıkı takip”tir!..

Bunca takibe ve kontrole rağmen, yine de “sakat ilâçlar” gelmiyor mu Türkiye’ye?..

Elbette geliyor...

İşin tuhaf tarafı;

“Yıllarca kullanıldıktan sonra” anlaşılıyor ki, o ilaç veya ilaçlar “zararlı”dır... Derhal “genelge” yayınlanıyor: “Adı geçen ilâçların toplatılmasına!”

İyi de;

O ilâçları “Kas gevşetici!.. Kolesterol düşürücü!.. Kemik erimesi!.. Sinüzit açıcı” ve benzeri amaçlar için kullanan insanlar ne olacak?.. Onların bünyelerinde meydana gelen “tahriş” ve “tahrip”lerin hesabını kim verecek?..

O ilaçları gönderen Avrupa; “Pardon” diyor, “Yeterince test edilmeyen ilaçlar zararlıymış!.. Biz toplatıyoruz, siz de toplatın!”

İyi, hoş da;

Bu olay, “yeni model” olduğu halde, bazı aksamlarında “teknik problem” olduğu için “toplatılan” otomobillere benzemez ki!.. Hadi, otomobili toplattın ve yenisini gönderdin insanlara... Peki, “zararlı ilâçları” yıllarca içen milyonlarca insanı ne yapacaksın?.. O insanların bünyelerini “kimyasal çöplük” haline getiren “ilaç tröstleri”ni ne yapacaksın?..

Var mı bunun bir yaptırımı!..

Hayır, yok!..

YA, YAN TESİRLERİ?

Bakmayın “toplatılan ilaçlar”dan söz ettiğime... Bir de, halen kullanmaya devam ettiğimiz ilaçlar var... İlaç kutularının içinde “prospektüs”ler var ya, onları açıp, “bit” kadar yazıları hiç okudunuz mu?..

Eğer okuduysanız, görmüşsünüzdür; doktorların “Grip... Baş ağrısı... Tansiyon... Kolesterol... Kemik erimesi veya nefes darlığı” için yazdığı o ilaçların, o kadar çok “yan tesirleri” var ki, saymakla bitmez... Evet, evet; faydaları 1-2 tane, “yan tesirleri” yüzlerce...

Gel de iç, içebilirsen!..

“Mide”den iyi olsan, ya “böbrek”lerini, ya da “karaciğer”ini kaybediyorsun!..

Başka yolu yok!..

Pardon, var!..

ALTERNATİF TIP’LA ALAY!

Malûm; “Dert veren Allah, dermanını da verir” deriz... Gerçekten de; “dert” veren Cenab-ı Allah, o dertlere “derman” olacak şeyleri de yaratmıştır... Derman; bazen “bitki”lerdedir, bazen “böcek”lerdedir, bazen “hayvan”lardadır... Ama, mutlaka “yeryüzü”ndedir!.. Yeter ki; “Tıbb-ı Nebevî” veya “Alternatif Tıp” dediğimiz bu “bilim dalı” ile ilgilenen “doktor”larımız, “eczacı”larımız, “Lokman Hekim”lerimiz olsun!..

O zaman, “Allah’ın izniyle” bütün dertlere deva, bütün hastalıklara şifa bulunur.

Şuraya gelmek istiyorum;

Günümüz Türkiye’sinde, “Alternatif Tıp”la uğraşan birçok insan var... Bunlar, çeşitli “bitki karışımları”ndan “ilaç”lar yapıyorlar ve hastaların “şifa” bulmasına vesile oluyorlar...

Ne var ki;

Ömrü boyunca kitaplarda yazılanlar dışında “tıbbî bir bilgi”ye sahip olmayan, bir defacık olsun “arazi çalışması” yapmayan, sadece ve sadece “Batı’da yazılanları ezberleyen” koca koca Doç.’larımız, koca koca Prof.’larımız; ekranlara çıkıp, “ballı karışım”lardan, “ısırgan otu”ndan veya “zakkum”dan, dertlere derman olacak “ilaç”lar bulduğunu ve “birçok hastayı da iyileştirdiklerini” söyleyen “Lokman Hekim”lere hitaben, sahip oldukları “önyargı” ile hemen “yafta”yı asıyorlar: “Şarlatan!.. Sahtekâr!.. İstismarcı!..”

Arkasından da diyorlar ki;

“Senin diploman var mı?.. Sen, tıp okudun mu?.. Bu buluşunu Batı dergilerinde yayınlattın mı?”

Bu suçlamalarla, bu “yafta”larla, Dr. Ziya Özel başta olmak üzere, birçok “Lokman Hekim”i susturdular ve insanımızı “Batı’nın ilaç tröstleri”ne mahkûm ettiler, bu alanda çalışan insanların önünü kestiler!..

Yazık değil mi bu ülkeye?..

BANA FORMÜLÜNÜ VER!

Son yıllarda, Tarım Bakanlığı, bu alanda çalışan insanların “önünü açar gibi” yapsa da, Sağlık Bakanlığı’nın “engel”lerini aşmak mümkün değil!...

Meselâ, Tarım Bakanlığı, bu ilaçların “gıda takviyesi” olarak kullanılmasına izin verirken, Sağlık Bakanlığı, ona da “Hayır” diyor; “Bu ürünlerin, hangi hastalıklara iyi geldiğini söyleyemezsiniz!”

İlgili madde özetle şöyle:

“Türk Gıda Kodeksi Etiketleme Yönetmeliği Madde 6, Fıkra 3: Gıdanın etiketlenmesinde özel beslenme amaçlı gıdalar ile ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, o gıdanın bir hastalığı önleme, tedavi etme veya iyileştirme özelliğine sahip olduğunu belirten veya böyle özelliklere atıfta bulunan ifadeler yer alamaz.”


İyi de; meselâ, Münir Bozkurt adlı vatandaş, “Münir Sultan Macunu” diye bir “ilaç” buldu ve bunun, diyelim ki “kanser”e iyi geldiğini ispatladı...

Ona diyorsun ki;

“Bulduğun ilacın kansere iyi geldiğini söyleyemezsin!.. Bu, etik olmayan bir tanıtımdır!”

Peki, Münir Bozkurt, nasıl tanıtacak ürününü?.. Deniliyor ki; “Bir üniversiteden onay al!”

Tamam da, “üniversite” de diyor ki; “Karışımda neler kullandığını, neyi hangi oranda kullandığını bana bildir!”

Olur!.. Başka arzun?!?..

Adam sana “formül”ünü bildirecek, sen de “onay” vereceksin, öyle mi?..

Ya, sen o formülü alıp “başka bir firma”ya pazarlarsan?.. Adam, bu işe yıllarını vermiş, ama sen “formül” istiyorsun!..

Alan da gaçan mı?..

Vay uyanık vaay!..

Nerede bu yoğurdun bolluğu...

KÖSTEK DEĞİL, DESTEK!

Söyleyin Allah aşkına;

Bu “absürd”lükler varken, Türkiye’de hiç “mucit” çıkar da, sağlığa katkı sunabilir mi?..

Sağlık Bakanlığı, “bitkisel tedavi” alanına yıllarını vermiş insanlara “uyarı”lar yapıp “ceza” vermek gibi “engel”ler çıkarmak yerine, bizim “inanç ve kültür”ümüzün bir parçası olan “bitkisel tedavi”ye destek olup, insanımızın “kimyasal atık deposu” olmasının önüne geçmek için çaba harcamalıdır.

İşte, “haberler” ortada...

İnsanımız, “ilaca göre hastalık üreten” Batılı ilaç tröstleri yüzünden bir “kimyasal çöplük” haline gelmiştir... Batı’nın bize dayattığı “ilaç rejimi”nden kurtulma zamanı gelmedi mi daha?..

Sözün özü;

“Hiçbir yan tesiri olmayan” bitkisel ilaçlara ve onları üretenlere karşı yürütülen “aşağılama kampanyası”na bir an önce son verilmeli, içlerinde “yamuk” insanlar varsa ayıklanmalı ama “insanı yaşatmayı” kendine dert edinen “Lokman Hekim”lere sonuna kadar destek olunmalıdır.

Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, evinden “Hünnap” meyvesini niye eksik etmediğini, elinden de “ılık suya bir tatlı kaşığı kestane balı”nı niye düşürmediğini bir sormalı ve artık “bitkisel tedavi”lere karşı takındığı “sert tutum”dan vazgeçmelidir.

Herkese sağlıklı günler diliyorum...



Hasan Karakaya / Yeni Akit
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #1 : 03 Nisan 2013, 10:55:33 ÖÖ 10 »

Hasan Karakaya güzel yazmış.Son günlerde "Kamu Spotu" adı altında "Alternatif Tıp"ın yani bitkisel ilaçların zararlı olduğu ve kullanılmaması gerektiğini söyleyen reklamlar çıkıyor. Son yıllarda tıbbı ilaçların yan etkilerinin çok olduğunu ve insanların bir hastalıktan kurtulmaya çalışırken, kullanılan tıbbı ilaçlar yüzünden bünyesinde başka hastalıkları tetiklediği artık saklanamaz bir gerçek haline geldiği gerçeği gizlenemiyor. Bu yüzden insanlar "alternatif tıp" dediğimiz bitkisel ilaçlara yönelimi artmıştır ve bu sayede iyileşenlerin sayısı az da değildir. Uluslararası ilaç emperyalizmi bu durumdan rahatsı olmakta, çıkarları zedelenmekte olduğundan uluslararası baskı oluşturmaya çalışıyorlar.
Türkiye'de "alternatip tıpta " başarılı olan insanlar medya tarafından lince tabi tutularak halk nazarında itibarları düşürülüyor. Devletin bu tür insanları teşvik etmesi gerekirken işlerini zorlaştırmaktan başka iş yapmıyorlar. Mesela, Dr.Ziya Özel'e Türkiye'de linc kamyanyası yapıldı. Bu kişi çalışmalarına yurt dışında devam etti.Patentini Türkiye'de tescil ettiremedi ama 1992 yılında A.B.D.'de , birçok Avrupa ülkesinde, Kanada, Japonya, Avustralya'da tescil ettirdi.Türkiye'de şarlatan ilan edilen Ziya Özel, A.B.D. ve Avrupa'da onure edildi ve kanser ilacını yaptı.Türkiye ise Avrupadan ithal kanser  ilaçlarını almaya devam ediyor.

Logged

FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #2 : 03 Nisan 2013, 11:05:31 ÖÖ 11 »

Dr. Ziya Özel, kansere karşı zakkumdan geliştirdiği tedavi yöntemi ile ortaya çıktı. Türkiye'de tıp çevreleri demediğini bırakmadı. O şimdi ABD'de dünya tıp tarihine geçti

 Dr. Ziya Özel 46 yıl zakkumun kanseri tedavi ettiğini söyledi durdu. Ürettiği formülün patentini ABD’den aldı. Ama ona kimse inanmadı. 81 yaşındaki Özel, ilaç üretme çalışmalarının Amerika’da sürdürüldüğünü söylüyor. Ama kendisi öyle yılmış ki ‘Artık ne hasta bakmak ne de mücadele etmek istiyorum’ diyor

Dr. Ziya Özel’in adını pek çoğumuz ilk kez bundan 20 yıl önce duyduk. 1988’de katıldığı bir televizyon programında kansere zakkumla çare bulduğunu anlatmıştı. 1962’de Muğla’da tanıştığı bir bitkiyi incelemeye başlayan Özel o yıllarda kendi deyimiyle ‘Türkiye’yi dünyanın en zengin ülkelerinden biri yapacak olan bir buluş’a imza attığına inanmıştı. Çünkü Özel bu bitkinin kanser üzerindeki etkilerini keşfetmişti.

Ne olduysa tam da Özel’in bu bilgileri tıp dünyasının hizmetine sunmak istemesiyle oldu. Onun için ‘Şarlatan’ ve ‘Haddini bilmez’ diyorlardı. Adı artık tedavisinin esasını oluşturan bitkiyle birlikte ‘zakkumcu Ziya’ olarak anılır olmuştu. Çalışmaları uluslararası düzeyde bilinir hale gelse hatta ABD’de ilaç üzerine çalışmalar başlasa da Türkiye’de hak ettiği itibarı bulamadığını söylüyor. Tüm yaşadıklarını yakında yayımlanacak bir kitapta toplayan Özel ‘Tek derdim bu ilacı yaparak Türk insanını korumaktı. Tek başıma bu kadar başarabildim. Artık hasta bakmıyorum’ diyor.


- Neden başka bir bitkiyi değil de zakkumu incelemeye başladınız?

- Ben cerrahım. 1962’de Muğla Hastanesi’ne tayin oldum. Tatil günlerimde civar köyleri geziyordum. Oralarda köylülerin cilt kanseri olan yerlerine zakkum yapraklarını koyduklarını gördüm. Ankara Hıfzıssıhha’da bir araştırma yaptım ve orada Fransızca bir kitap gördüm, içinde şöyle bir cümle vardı: ‘Olaender bitkisinin (zakkum) terkibi tam araştırılsa bir ilaç hazinesi olduğu görülür.’ Acaba bundan ilaç nasıl yapılır diye araştırmaya başladım. O sırada bana cilt kanseri bir hasta başvurdu. Kadını ışın tedavisine gönderdim ancak gitmedi. Zakkumun usaresinden bir pomat hazırladım, yaraları iyileşti. Sonra araştırmaya başladım.

‘SEN KİM OLUYORSUN’ DEDİLER

- Bu arada hasta kabul etmeye başladınız değil mi?

- Hiç istemiyordum ama akın akın hasta geliyordu. Hatta dönemin Tarım Bakanı İlyas Karagöz’ün bir yakını son umut olarak bana geldi. Midesini açtım ama hemen kapattım çünkü kanser her yerini sarmıştı. Eczacılık ve ziraat fakültelerinde okuyan iki oğlu vardı, onlara babalarının çok kısa bir ömrü kaldığını anlattım. Ama onlar yaptığım çalışmayı babalarına uygulamam için ısrar ettiler. Epey bir iyileşme oldu ama uzunca bir süre hastadan haber alamadım. Aradan bir buçuk sene geçti, bir adam geldi ve ‘Ben mide kanseri olan hastayım’ dedi. Adam sapasağlamdı. Doğru yolda olduğumuzu anladım.

- Bu çalışmaları meslektaşlarını zla ilk ne zaman paylaştınız?

- Bütün hastaları, vakaları topladım ve 1973’te Tıp Günleri Toplantısı Kongresi’nde anlattım. Orada ‘Elimde kansere iyi geldiğini tespit ettiğim bitkisel bir ekstre var. Bu, bugüne kadar kullanılan kanser ilaçlarına benzemiyor. Ne saç döküyor, ne kan değerlerini düşürüyor. Hiçbir yan tesiri yok’ dedim. Yani ilk kez kanserde bağışıklık sisteminin altını ben çizdim. Ama ertesi gün kıyamet koptu. ‘Sen kim oluyorsun?’ dediler.

- Sonra ne oldu?

- Türkiye’deki şartlar böyle bir bilginin kabul görmesini engelledi. İlk televizyona çıkışım zaten öyle oldu. Orada yaptığım sunumu haberlerde yayınladılar. Bu hakaretlerden sonra yine de çalışmalarıma devam ettim. 1988’de bir haber programa çıkardılar. Birkaç gün sonra da üç saatlik bir açıkoturuma çıktım. ‘Söylediğinizin hiçbir geçerliliği yok’ dediler.

RAPORU AÇIKLAYAMADIK

- Televizyonda tartıştığınız hekimlerin karşı çıktığı nokta neydi?

- Bu kişilerden biri o dönem Türk Tabipler Birliği ikinci başkanıydı. ‘Zakkumun kanser üzerinde hiçbir etkisi yok. Buna ait Hacettepe Tıp Fakültesi’nde Dinçer Fırat’ın bir araştırması var’ dedi. Ben ‘Dinçer Fırat literatürden bulduğu bilgilerle TÜBİTAK’a bir rapor verdi. Benim çalışmamla alakası yok’ dedim. ‘Bilim adamı yalan söylemez’ dedi. Televizyon programında bu şahıslardan biri ‘Bağışıklık sistemine etki eder demek önemli bir iddia. Kim bilir hangi uydurma laboratuardan bu raporu aldınız? Sandoz, Roche gibi önemli şirketlerden alsanız öper de başıma koyarım’ dedi. Programda dönemin Sağlık Bakanı Bülent Akarcalı da vardı.
Akarcalı’nın çantasında da Sandoz’un bizim ilaç üzerine yaptığı araştırmanın raporu vardı. Ancak üzerinde gizlilik damgası bulunuyordu. Dolayısıyla açıklayamadık. Bir süre sonra bir gazete Sandoz’un raporunu yayımladı. Sonra gazeteciler bu hekime gidip ‘Sandoz bu araştırmayı yaparsa öpüp başıma koyarım demiştiniz’ dediler. Bu kez o hekim ‘Sandoz’a ben kırmızıbiberi yollasam içinde iki tane immün sistemini etkileyen madde vardır diye rapor verir. Onların yaptığı çalışmaya güvenmiyorum’ dedi.

Formülü evinin mutfağında üretti patentini ABD’den aldı

- Zakkumla ilgili yurtdışındaki çalışmalar nasıl başladı?

- Bu ilacın dünya önüne çıkması için aşılması gereken çok merhaleler vardı. Bunlar benim maddi gücümün çok ötesinde şeyler. Mesela patent konusunu Türkiye’de bilen yok. Patent için ABD’ye başvurduk. Eğer yararı ve kullanılabilirliğ i ispat edilmezse ABD’den patent alamazsınız. Bizim patentimiz altı yılda çıktı.
Oğlum başvuruyu 1986’da yaptı. Patent için yaptığım çalışmayı bir bilimsel dergide yayımlatmamız gerekiyordu. Daha bilgileri bırakır bırakmaz bir dergiden arayıp oğluma ‘Kansere ilaç bulmuş olamazsınız. Böyle bir şey olsa Türkiye köşeyi döner. Böyle bir çalışmaya önce devletiniz sahip çıkar. Siz doğru söylemiyorsunuz’ demişler.
Bu cevap karşısında çok müşkül durumda kaldık. ABD’de yayımlanan yazarını hiç tanımadığım bir kitapta Bitkisel Ajanların Kansere Etkisi başlığı altında zakkumu anlatıyor ve bizim ilacımız olan Anvirzel’den şöyle bahsediyor: ‘25 yıl önce Türk doktor Ziya Özel zakkumdan toksik olmayan Anvirzel’i elde etti. Özel kendi ülkesinde kabul görmedi. Çalışmak için evinin mutfağını kullanma mecburiyetinde kaldı. 1992’de ABD’den patent aldı. 494 hastasını tıp kongrelerinde takdim etti.’

İlacın sahtesini üreten Honduras köşeyi döndü

- Türkiye’de hala çalışmalarınıza ilgi gösterilmiyor mu?

- Dünya tıp literatürüne ismim geçti. Ama Türkiye hala ilgisiz. Memphis’deki Danny Thomas Araştırma Merkezi benim formülümü incelerken Türkiye’den Sağlık Bakanlığı oraya ‘Bu adam sahtekar’ diye yazı gönderdi. 1996’daki bu araştırma kesildi. Bulduğum formülden üretilen Anvirzel adlı ilaç İrlanda’da kullanılıyor. İrlanda beni davet etti, oradaki doktorları yetiştirdim. Honduras’ta bu ilacın sahtesi yapılıp satılıyor, köşeyi döndüler. İrlanda Tıp Birliği’nin şeref üyesi oldum. Ama Türkiye’de mesleğinin 50. yılını dolduran hekimlere verilen Türk Tabipler Birliği plaketini bile bana layık görmediler.

- ABD’deki çalışmalar ne durumda?

- İlacın patentini aldık. Faz I denemeleri tamamlandı. Ama faz II için anlaşacak hastane ve onun imkanlarını karşılayacak bir şirket bulunması için çalışmalar devam ediyor.

İlacımla kanser olan kardeşimi de ve kendimi de tedavi ettim

Türkiye’de olduğu gibi dünyanın her tarafında kanser ilacının bulunmasını engelleyecek karşı teşebbüsler olacağını hesap edebilirsiniz. Kemoterapi sektörü trilyon dolarların döndüğü bir piyasa.

Kız kardeşim tiroit kanseri oldu, teşhisini ben koydum. Ameliyatını ben yaptım. Şu anda hiçbir şikayeti yok. Ben de kanser oldum. Yüzümde bir ben çıktı. Kanserli olabileceğinden şüphelendim. Aldırdıktan sonraki tahlilde cilt kanseri çıktı. Dört buçuk ay kendime iğne yaptım ve iyileştim.

Şu anda televizyonlarda yalan yanlış o kadar çok şey söyleniyor ki bitkilerle ilgili. Türkiye’deki duruma üzülüyorum. Kanserli hasta artıyor. Beyin tümörlerinde artış var, bunu cep telefonlarına bağlıyorum.

Çok sayıda hekim hastam oldu. Ama onlar da seslerini çıkarmadı.

O kadar çok hasta iyileştirdim ki sayısını bile hatırlamıyorum

- Yılmadınız mı hiç uğraşmaktan?

- Bu suali beni gören herkes sorar. Fakat bir hastanızı iyileşmiş sapasağlam görünce size mücadele etmek için yeniden güç geliyor. Size ölüm halinde hastalar geliyor ve siz kendi gözlerinizle onların iyi olduğunu görüyorsunuz. Ondan sonra bu mücadeleyi nasıl bırakacaktım ki... Ama artık hasta kabul etmiyorum.
Bir kişi tek başına Türkiye’ye yetmez. Binlerce kanserli hasta var. Tedavi ettiğim kişilerin sayısını hiç bilmiyorum. İyileştiğinden haberim olmayan onlarca hasta var. Bazen tesadüfen öğreniyorum. Bir kitap yazdım, şu anda yayınevleriyle görüşme halindeyim, yakın zamanda yayımlanacak. Şimdilik adı Dr. Ziya Özel ve Zakkum Gerçeği. Kitapta bütün hayatımı ve yaşadığım her şeyi yazdım.

- Bundan sonrası için beklentiniz nedir?

- Gönül ister ki bir kuruluş bunu sahiplenip, piyasaya çıkaracak hale getirsin. Dünya ne yapıyor en azından bunu incelesinler. Honduras’ta bu ilacın etkileri ne olmuş, İrlanda’da Hepatit C tedavisinde bu ilaçtan nasıl bir netice almışlar. Ona baksınlar. Benden bu kadar; yoruldum ve bıraktım. Günün birinde bu ilaçlar yurt dışından ithal edilecek. Eğer daha evvel harekete geçebilseydik Türkiye’nin kimseye borcu kalmazdı.

Kaynak: Star Gazetesi
Logged

Müslüman
Süper Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 516


Allah c.c kelamını kul kelamı ile eşitlemeyin.


« Yanıtla #3 : 03 Nisan 2013, 12:48:09 ÖS 12 »

Malum Alternatif Tıp adı altında yayın yapan 5 Televizyon kanalı hakkında kapatma kararı alındı.

Dr. Ömer Coşkun'un kanalları da bunların içinde. Allah-u Alem içlerinde bana göre en samimi ve dürüst o gibi geliyor.
Logged
Şebhîz
Metropol Bedevisi
Daimi Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 52


Yaşamak İçin "İqra"


« Yanıtla #4 : 03 Nisan 2013, 09:52:29 ÖS 21 »

ben doğrusu bu tür kanalları da pek tasvip etmiyorum, bana reklam kokuyor gibi geliyor...

Asıl önemli olan aşılar, ilaçlar vb. konularda milletin bilinçlenmesi ve bilirkişilerin bitkisel ilaçların gerekli incelemelerden sonra ilaç olarak tescillenerek eczanelerde satılması için birşeyler yapmasının gerekliliğidir diye düşünüyorum...
Logged
Mustafalar
Yeni Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


« Yanıtla #5 : 21 Mayıs 2014, 10:04:59 ÖÖ 10 »

Merhaba,

Maalesef alternatif tıpta duygu istismarı yaparak umut tacirliği yapanlarda var ama gerçekten de işinin ehli bu konu da yılları adamış ve bir çok insana şifa olan insanlarda var. Dr. Ziya Özel gibi. Gerçekten doğru kişi bulmak çok zor. Allah yardımcımız olsun.
Bununla ilgili olarak bizim de başımızdan geçenleri anlatmak istiyorum. Belki bir faydamız olur.

Kanser hastalığı ile tanışmamız ve bu yolda ilerlerken araştırmalarımızın sonucun da edindiğimiz
tecrübeleri anlatmak istedik. Çünkü kanser hastaları ve yakınları son derece yalnız, çaresiz,
umutsuz durumda. Çoğu kimseden net bilgi alınamıyor. Yada alın gidin yapacak bir şey yok deniliyor. Biz bunu yaşadık ve hala yaşıyoruz. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Kanseri en iyi çeken ile yakınları çok iyi bilir. Allah kimsenin başına vermesin. İnşallah tüm kanser hastalarımız en kısa zaman da iyileşir.

Kanserle ilk tanışmamız 1985 yılında dedemle başladı. Cilt kanseri olup uzun bir tedavinin
sonucun da 1989 yılında hakkın rahmetine kavuştu.
İkinci kanser vakamız Canım Babam. 2001 yılında Akciğer kanserine yakalandı.Bir yıl süren ilaç ve
kemoterapi tedavisi sonucu 2002 yılında o da hakkın rahmetine kavuştu.
2003 yılında Amcam cilt kanserine yakalandı.Belki de bu bizim için araştırma adına bir başlangıç
oldu.İncir meyvesi ile hazırlanan bir karışımla amcam bu illetten kurtuldu.
2007 yılında annem rahim kanserine yakalandı. 2008 Ocak ayında ameliyat olarak rahim, yumurtalık
ve tüpler alındı. Kontrollerimizi yaparak 2013 Temmuz ayına kadar sorunsuz geldik.
Temmuz ayında çekilen Pet BT de Karaciğer de metastaz(yayılım) geliştiği vurgulandı acilen
ameliyat ve kemoterapi tedavisi yapılması gerektiği vurgulandı.
Bu durum bizim irkilmemize ve tekrar ciddi boyutta araştırmaya itti. Türkiye de hatta yurt
dışında bile bir çok konu da araştırma ve analiz yaptık. Kanseri değişik yollarla yenen çok insan olduğunu gördük. Bizde bu yöntemleri denemeye başladık. Allaha şükürler olsun çok iyi sonuçlar almaya başladık.

Araştırmalarımızda ve edindiğimiz tecrübelerde şunları önemle vurgulamak istedik.
1. Beslenme son derece önemli. ( Kanser de Önemi çok büyük )
2. Moral ve Motivasyon
3. Doğru Tedavi

Beslenme neredeyse kanserle savaşta en önemli yapı taşı niteliğinde.
Öyleki yediğiniz içtiğiniz le kanser hücrelerini besliyor olabilirsiniz.
Beslenmede asıl önemli olan yediğiniz ve içtiğinizin doğal olması.
Beyaz ekmek yerine tam buğday unlu ekmek tüketilmesi tavsiye edilmektedir.
Şeker tüketiminden kaçınılmalıdır. Hazmı zor yiyecekler ve içecekler tüketilmemelidir.
Uzmanlar Sebze ağırlıklı beslenmeyi vurgulamaktadırlar.

Beslenmede en önemli kaynaklardan bir tanesi zeytin yağı. Zeytin yağı içerisindeki squalene
maddesi sadece zeytin yağı ve köpek balığı kıkırdağı içerisinde var. Günde en az 100 gr
tüketilmesi kanserle savaşta size katkı sağlayacaktır.

C vitamini kanserle savaşta yine katkısı küçümsenemeyecek şekilde. Kanser hastası en günde 3 kez
olmak üzere duruma göre 3-10 gr arası kullanması gerekiyor. Fazla alım da çok da önemli değil
sadece ishal yapıyor. Zaten büyük boşaltımımızın(dışkılama) günde en az 2 defa olması gerekiyor.

Keten Tohumu yağı yoğurtla beraber tüketildiğinde ortaya bir protein çıkıyor. Bu protein kanserle
savaşta etkin bir rol üsleniyor.

Kanser hastaları zaman içinde kanser hücrelerinden dolayı kansız kalabiliyorlar. Carvacrol
maddesi vücutta antibiyotik etkisi yarattığı gibi kan hücreleri sayısını hatırı sayılır derece
de arttırmaktadır. Bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Kanserle savaş ta önemli rol üstlendiği vurgulanmaktadır. Ayrıca saça sürüldüğünde yağlanmayı durdurduğu ve dökülmeye önleme de katkısı olduğu söylenmektedir. Yabancı sitelerde kanser üzerine Carvacrol ilgilli bir çok yazı bulabilir inceleyebilirsiniz.

Vücuda kimyasal olarak ağır sanayide işlenmiş ürünler kullanmamalıyız. Örnek olarak şampuan
yerine saf ve doğal zeytin yağı sabunu kullanmalıyız. Kıl deliklerinden bütün kimyasallar vücuda
emilmektedir. Daha doğrusu vücudumuza girenlerin doğal olmasına dikkat etmeliyiz.

Bahsettiğimiz bu konularda kullanılanların doğal ve güvenilir olması çok önemli. Vücudumuzu kandırmamalıyız.
Sonra üzülen hüsrana uğrayan yine biz oluruz.

Kanser hastalarının ve sağlıklı insanların kesinlikle kabız olmamaları gerekmektedir. Kabız
olunduğu durum da boşaltım sorunu var demektir. Dolayısıyla toksinler ve atıklar vücudumuz da
beklemekte anlamına gelmektedir. Dolayısıyla vücudun asidik hale geldiği vurgulanmaktadır. Asidik ortam kanser hücrelerinin çoğalması ve gelişmesi için zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple vücudumuz bazik yani alkali olmasına özen göstermeliyiz. Vücudu Alkali yapmak için Karbonat ta kullanabilirsiniz. Fazla karbonat kullanımı yine ishal yapmaktadır. İnternette kullanımı ile ilgili olarak bilgiler bulabilirsiniz. Günde en az 2 defa büyük boşaltım işleminin yapılabiliniyor olması gerektiğini vurguluyor uzmanlar. Keza en az 5 ve üzeri idrarınızı da yapmanız gerektiği vurgulanıyor.

Annemin kanı HGB 5 kadar düştü ve kansızlık oluştu.Yaklaşık bir ay gibi bir sürede Carvacrol
sayesinde kan 14.56 seviyesine yükseldi.Biz ailecek ve bilhassa annem bahsettiklerimizi harfiyen
kullanmaktayız. Kemoterapiyi kendi kararımızla kullanmadık. Annemin bütün tetkik ve tahlillerinin önceki ve sonraki hallerinin raporları elimizde mevcut. İsteyen olursa paylaşabiliriz. Çoktan ölmesi gerekirken sıkıntılarımız var ama hala çok şükür yaşıyor. Kanser şu anda durmuş durumda.İnşallah bu şekilde savaşarak vücut kendi nasıl üretmişse yine aynı şekilde vücut tarafından yok olacaktır.

Maalesef büyük şehirlerde doğal ve sahte olmayan ürün bulmak neredeyse samanlıkta iğne aramakla eş değer. Annemin bu hastalığı sebebiyle Allahın da yardımıyla aradıklarımızı çok şükür saf ve doğal olarak bulabilmekteyiz.

Anne tarafım İzmir/Ödemiş li olmamızdan dolayı yaklaşık 8 köyden doğal zeytin yağı
bulabilmekteyiz. Keten Tohumu yağını soğuk pres yöntemiyle ısıl işlem görmeden elde eden kooperatif mevcut. Aynı şekilde Carvacrol ve C vitamini doğal ve güvenilir yerlerden temin edebiliyoruz.
Zeytin yağı sabunu da yeteri derece de köylerde mevcuttur.

Bahsettiğimiz Zeytin Yağı, Keten Tohumu Yağı, C Vitamini ve Carvacrol un temininde arkadaş çevremize yardımcı olabilecek duruma geldik. Bir çok arkadaşımıza ve yakınlarına temin ettik ve tecrübelerimizi aktardık. Faydalarını fazlasıyla gördüler.

Bizde bilhassa kanser hastalarına yakınlarına yardımcı olabilmek ve sağlıklı yaşamak adına bu
Allahın şifa mucizelerini temin edebilecek ve devamını sağlayacak duruma geldik. Bizlere yardımcı olanlardan Allah razı olsun. Allahın izniyle gücümüz yettikçe bizde bu illetle savaşanlara yardımcı olacağız.

Bu anlattıklarımız sizde bir çağrışım yaptıysa ve araştırmacı yapınız varsa zaten araştırır ne demek istediğimizi anlarsınız. Bahsettiğimiz konularla ilgili internette çok bilgi olduğunu görürsünüz.Bir örnek verecek olursak;
http://www.geocities.ws/kansertedavisi

Yorumlarınız, istekleriniz ve yardım için mustafalar61@gmail.com adresine iletebilirsiniz. Mailiniz de telefonunuzu mutlaka belirtiniz.

Kullandığımız Alternatif Tedavileri ilerleyen zamanda paylaşacağım. Paylaştıklarım kanserle savaşta yardımı hatırı sayılır kullanan herkese yine önemli katkısı olmuş Allahın doğal mucizeleridir. Çevremizde bu şekilde çok örnek vardır. En yakın örnek annemdir. Biz inat ettik bu illetle Allahın izniyle savaşıyoruz.

Ayrıca sizlerin de araştırdığınız ve tecrübe ettikleriniz varsa lütfen insanlık adına bu gibi forumlarda paylaşalım.

Bütün kanser hastalarımızı Allah şifa versin , sağlıklı insanlarımızında sağlığını daim etsin.
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #6 : 21 Mayıs 2014, 10:23:20 ÖÖ 10 »

Paylaşım için Allah razı olsun
Logged

maxpayna
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5128



WWW
« Yanıtla #7 : 21 Mayıs 2014, 11:25:21 ÖÖ 11 »


şimdi şu alternatif tıp mı oluyor alternatif ötesi hönk mü oluyor  Azn



benim bildiğim, avrupa cadıları yaktı bitirdi ama bi tanesi bize kaçmış sanki  Cheesy
Logged
FECR
Genel Yönetici
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4697


Selam Hidayete Tabi Olana


WWW
« Yanıtla #8 : 21 Mayıs 2014, 11:39:52 ÖÖ 11 »

Alternatif tıp diye bunu anladıysan pes doğrusu Cheesy
Logged

islamicihan
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 24


« Yanıtla #9 : 10 Kasım 2018, 12:40:05 ÖS 12 »

Hepsi öyle denmiyor zaten. Çoğu öyle.
Logged
Mustafalar
Yeni Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


« Yanıtla #10 : 29 Mart 2019, 10:55:14 ÖÖ 10 »

Merhaba,
Uzmanlara göre her bünye ve bu bünyelerde gelişen hastalıkların kişiye özel olduğunu vurgulamaktadırlar. Tür, gelişme, seyri, süre, etkileri, iyileşme gibi süreçlerde kişiye özel olduğunu vurgulanıyor. Yazılanlara ve yorumlara bakıldığında genelde hızlı iyileşme bekleniyor görünüyor. İyice araştırılırsa Tümör vb. hastalıklar bir iki günde oluşmuyor ki bir iki günde iyileşmesini bekleyelim. Aylar, yıllar içerisinde dokular etkilere maruz kalarak başkalaşarak bozularak deforme olarak bu hale geliyorlar. Malum kişi faktörü de ortada. Araştırın bu konu ile ilgili bir çok Türkçe ve yabancı kaynak bulursunuz. Önemli olan hastalık farkedildikten sonra artık bir şeylerin yolunda gitmediğini vücut alarm sinyalleri veriyor anlamına geldiğini yorumlamak gerekiyor. Örneğin otomobilinizde su veya yağ kalmadığında yada herhangi bir arıza ışığı yandığında kendini korumaya alıp artık sizi servise götürülmesi gerektiğini ikaz ediyor. Mantık aynı. Hastalıklarda da aynı mutlaka doktora gidilip teşhis çok önemli. Sonrasında doktorun tedavisine ek olarak kendiniz de takviye edip iyileşme sürecini zamana bırakmak gerekiyor görünüyor. Tecrübe edilmeyen kulaktan dolma yöntemlerde yola devam etmek sorun olabilir. Piyasada bir çok sahte umut taciri var. Milletin duyguları ile oynuyor. Bu yüzden sizlerin de araştırdığınız ve tecrübe ettikleriniz varsa lütfen insanlık adına bu gibi forumlarda paylaşalım. İllaki herkesin duygularının istismar edilmesine, parasıyla rezil rüsva olmasına, umut tacirlerinin eline düşmesine gerek yok. Allah rızası için lütfen paylaşın ve paylaşılmasında yardımcı olun.
Maalesef doğal ve sahte olmayan ürün bulmak neredeyse imkansız hale geldi. Herşeyin sahtesini yapabiliyorlar. Biz annemde Allahın da yardımıyla aradıklarımızı çok şükür saf ve doğal olarak bulabildik. HTT(hypericum triquetrifolium turra) türü kantaron yağından da çok olumlu sonuçlar aldık. Piyasada doğalını ve usulüne uygun hazırlanmışını bulmak nerdeyse yok gibi bir şey, piyasada olanların çoğu gelişigüzel hazırlanmış ve doğru kantaron değil görünüyor. Türkiye de çok fazla farklı türü var. Çoğu da birbirine beziyor. Yine makalelere göre mantar, parazit, virüs ve bakterileri kaynaklı hastalıklarda göre son derece etkili görünüyor. Allaha şükür biz bulabildik ve bulabiliyoruz. Fikir alışverişi için mustucerbe@gmail.com adresine iletebilirsiniz.
Sağlığınız daim olsun. Sağlıcakla kalın.
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Bu Sayfa 0.253 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu