HOŞGELDİNİZ => İDP KONUKLARI => Konuyu başlatan: FECR üzerinde 17 Ağustos 2009, 08:26:32 ÖÖ 08



Konu Başlığı: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: FECR üzerinde 17 Ağustos 2009, 08:26:32 ÖÖ 08
(http://www.islamidusunce.net/01konuk/ieliacik.gif)

İHSAN ELİAÇIK KİMDİR?
(http://ihsaneliacik.files.wordpress.com/2009/03/ieliacikguluyor.jpg?w=236&h=299)
Yazar ve Düşünür. 23 Aralık 1961’de Kayseri’de doğdu. Kayseri ve Kırşehir’deki değişik okullarda ilk, orta ve lise öğrenimi tamamladı (1980). Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okudu (1985-1990). İlahiyat Fakültesi’nden ayrılarak bağımsız yazarlık hayatına başladı. Kayseri Gündem, Değişim, Yeryüzü, Bilgi ve Düşünce, Yarın, Özgün İrade, Bilgi Adam, Zaman gibi bir çok gazete ve dergide 30 yılı aşkın süredir düşünce ve yazı hayatına devam ediyor… En son (Mart/2008) Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı Söz ve Adalet Dergisi’nde aylık, Gerçek Hayat Dergisi ve www. haber10.com haber sitesinde haftalık yazıları yayınlanıyor. Kitapları İnşa Yayınlarından çıkıyor. Şu ana kadar 20 kitabı yayınlandı. Evli ve beş çocuk babası. Arapça ve İngilizce biliyor, İstanbul’da yaşıyor.

ESERLERİ:
İtikat Üzerine (1992)
İslam ve Sosyal değişim (1994)
Devrimci İslam (1995)
İslam’ın Yenilikçileri (üç cilt, 2000)
Adalet Devleti; ortak iyinin iktidarı (2003)
İhyadan İnşaya İslam düşüncesi (2003)
İslam’ın 3 çağı (2004)
Mehmet Akif (2004)
Muhammed İkbal (2004)
Aliya İzzet Begoviç (2004)
Yaşayan Kur’an; Türkçe Meal (2006)
Yaşayan Kur’an; Türkçe Meal-Tefsir (üç cilt 2006)
Daru’s-Selam; Evrensel adalet ve barış yurdu (2006)
Gerçek hayat dini (2006).
Nuzül sırasına göre Yaşayan Kur’an; Türkçe Meal-Tefsir (tek cilt 2007)
Bana dinden bahset (çıkacak)
Diriler için tevhid(çıkacak)
Arkadaş Peygamber(çıkacak)
Kur’an’ı giriş(çıkacak)
Bu belde(çıkacak)


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: FECR üzerinde 17 Ağustos 2009, 08:35:04 ÖÖ 08
İHSAN Hocam,bizleri kırmayarak İslami Düşünce Forumunun "Özel Konuk" teklifini kabul ettiğiniz için teşekkürlerimizi sunarız.Allah razı olsun.
Öncelikle giriş açısından bir kaç soru ile başlayalım inş.
-Yukarıda anlatılan kısa özgeçmişin dışında bizlere kendinizi tanıtır mısınız?
İhsan Eliaçık;
A-Bir baba-aile reisi  olarak
B-Bir yazar olarak
C-Bir müslüman olarak
                               Nasıldır?


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: Aysegul üzerinde 18 Ağustos 2009, 10:18:04 ÖÖ 10
Hoşgeldiniz İhsan abi :)

Ben Faruki'nin 'bilginin islamileştirilmesi' projesiyle ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?




Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: İHSAN ELİAÇIK üzerinde 18 Ağustos 2009, 10:22:31 ÖÖ 10
Forumda olan herkese merhaba
İyi bir baba sayılmam. İyi bir yazar mıyım siz karar verir. İyi bir Müslaman olup olmadığımı da Allah bilir.
5 çoçuğum var, 20 yıldır evliyim. Yazar ve düşünce adamları evlerini ihmal etmeleriyle tanınırlar. Bende de var bu biraz onun için iyi bir baba olup olmadığımı evdekilere sormak lazım.
İlk makalemi lise yıllarında okulun duvar gazetesine yazmıştım. O gün bugündür yazarım. Yaklaşık 30 yılı buluyor. Yeni çıkacak olanlarla birlikte 30 yılı buluyor. Şu ana kadar yerel gazeteler hariç genellikle aylık dergilerde yazdım.   Ulusal bir gazetede hiç yazmadım. En son da haber10.com da yazıyorum ve ihsaneliacik.net sitem var orada arşivleniyor yazılar.
Bir müslüman olarak nasıl olduğuma gelince sıradan olmayı severim. Fazla öne çıkmaktan hazzetmem. Daha çok islamda dini düşüncenin yeniden inşası çabalarını önemserim. Özgür ve bağımsız ruhluyumdur. Şu an cemaaatsizliği savunuyorum. Müslümanları yıkan üç şey olduğunu  gördüm: Mülk, Mucize ve Mevzu (3M) diye ifade etttiğim bu meseleler etrafında yazıyorum. Yazdıklarımın özeti budur. Zamanın ruhu değişitği içinde iktidara muhalifim, her hangi bir mezhebe tabi değilim, kendimi sadece  müsülman olarak adlandırırım. Şiilik veya Sünnilik aşılmalıdır diye düşünürüm.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: Said KOTAN üzerinde 18 Ağustos 2009, 10:28:59 ÖÖ 10
Selamun Aleyküm!

Hocam hoşgeldiniz. gerçekten sizi burada görmekten mutluluk duyduk.

Sizin dikilitaş ile ilgili yazdığınız makalenizi okudum. Bununla beraber kuran'a bakışta daha yere yakın bir anlayışa sahip olan diğer yazarları da takip etmeye çalışıyordum. -son sıralar kitap okuma fırsatı bulamıyorum- Mesela Muhammed Abduh'un fil ashabına atılan çamurdan pişirilmiş taşların aslında taş değil hastalık mikrobu olduğu ve ebabillerin aslında o mikropları bacağında taşıyan sinekler olduğu yönündeki yorumu yada özellikle modern müffessirlerden Muhammed Esedi'in Hz.Musa'nın mucizesi olarak kabul edilen, Asayı taşa vurma yada kızıldenizin ikiye bölünmesi ile ilgili yaptığı tefsir -ki pozitifizme eylimli olduğu şeklinde yapılan yorumlar var- bu açıdan baktığımız zaman yakın zamandaki bir çok müfessir oldukça değişik yorumlar yapıyor ve ortaya meal okurken yüzyıllardır çıkmamış metinler çıkıyor. Sizin mealinizi, islamoğlu hocamın mealini ve sevgili Muhammed Esed'in mealini etraflı olmasa da inceledim. Bu metinler, bu yorumlar 1400 yıldır müslümanların içinde bulunduğu bir kör dövüşünde kazananların hep gelenekselciler olduğunu mu gösteriyor? çünkü sadece onlardan bu güne kalan çeviriler geniş kitlerin dünyasında makes bulmuştur. yoksa yukarıda zikrettiğim müfessirler yeni yorumlar mı yapıyor? bu yorumlar daha önceden varsa bizden gizlenmiş midir? çünkü sizin "modernist mütealalar" başlıklı yazınızı okudum ve orada aslında değişik yorumlar yapan insanların bir anlamda linç edildiğini gördüm.

Bizimle ilgilenme zahmetinde bulunduğunuz için teşekkür ederim.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: İHSAN ELİAÇIK üzerinde 18 Ağustos 2009, 10:35:17 ÖÖ 10
Ayşegül'e...

Faruki'nin bilginin islamileştirilmesi projesi sorunlu bir mesele. Burada üretilmiş bilginin islamişletrilmesi sözkonusu oluyor. Halbuki bilgiyi doğrudan üretmek lazım. Bizim işimiz başkalarının üreteği bilgiyi islamileştirmek mi yoksa doğrudan bilgiyi kendimizin mi üretmesi mi. Doğru olan ikincisi. Hem bilginin islamileştirilmesi ne demek? Mesela su 99 derecede kaynar diye bir bilgi üretilmiş bunu nasıl islamileştiriceğiz? Veya evrim teorisi diye bir bilgi üretilmiş bu nasıl islami olacak. Başına "İslam" getirilmekle mi? Kanımca bilgi islamileştirilmez, doğrudan üretilir veya üretilmeye eleştiri getirilir veya lehte veya aleyhte katkı sağlanır. Bilgi üretim süreçlerine müslümanlar katılmalıdır. Bir bilgiyi müsülmanın üretttiği vurgulanmak isteniyorsa bu üretilen bilginin başına islami etikete yapıştırılarak olmaz, bu bilgiyi kimin ürettiği belli olunca zaten mesele hallolur. Doğada varolan ve keşfedilmeyi bekleyen bilginin değerden bağımsız olduğu kanaatindeyim. Değer doğada değil bizim içimizdedir, bilgiye bakışımızdadır vesselam...


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: İHSAN ELİAÇIK üzerinde 18 Ağustos 2009, 10:57:22 ÖÖ 10
bilgekralaliya'ya...

Sevgili kardeşim mucize konusu yüzyılların tartışma konusudur. Kanımca İslam'ı (müslümanların algısını) yıkan üç şeyden birisidir. Mucize bir Kuran kavramı değildir. Kuran'da geçmez. İkinci yüzyılda islam kelamına germiş o gün bugün de tartışılmaktadır. Birinci yüzyılda ortalığın mucize anlatımlarıyla doluduğu görülünce Mutezile düşünürlerinden Nazzam buna esastan karşı çıkmıştır. İbn Kuteybe'nin muhtelifi'l-ehadis kitabı ona cevap olarak yazılmıştır. Orada "Mucize haktır, keramet haktır" diye Nazzama cevaplar verilir.
Genellikle usul uleması Hz. Peygambere mucize olarak sadece Kuranın verildiği, ama önceki peygamberlere öteki mucizelerin de verildiği noktasına gelmiştir. Ben bunu yetersiz bulmaktayım ve tüm peygamberlerin aynen Hz. Peygamber gibi olduğunu savunuyorum. Yani hiç birine bildiğimiz anlamda mucize verilmemiştir. Peygamberler arasında ayırım yapılamaz.
Ben mucizenin "varlığını" değil "mahiyetini" tartışıyorum. Mucize aciz bırakan demektir. Dolayısıyla insanı aciz birakan şeyler vardır ama bunlar nedir, mahiyeti neden ibarettir diye soruyorum. Maide (sofra) kıssası bize mucizenin ne olduğunun dersini vermek için anlatılmıştır. Mucize "olağanüstü olan şey" değil "olmakta olan şey" dir. Mesela güneş, ay, yıldızlar, gece ve gündüz, insan ve organları, bitki, böcek, buğday, meyveler vs. hepsi ayetttir yani apaçık ortada olan ve ortada olmasıyla da insanı aciz bırakan şeylerdir. Kurana göre mucize bu demek.
Kıssalardaki mucizelere gelince bunların hepsinin izahı vardır. 23 kıssa var kuranda bunların hepsini burada tek tek anlatamam. Ama bunun da kitabını resimli, arkeolojik kanıtlı olarak hazırlıyorum, o zaman göreceksiniz. Bu tür kanıtlı savunmalar pozitivizm filan değildir. Abduh'un ebabil kuşları izahı yanlış okunuyor. Modern bilimi ebabil kuşları mikrop diyerek filan ispat etmeye çalışmıyor. Seyyid Kutup'ta fizilal de onu yanlıış anlamış. Oradan kaynaklanan bir yanlış anlama sürüp gidiyor. Tefsiri Menar'da dedği şu: Ebabil kuşlarının saldırısı sonucu Ebrehe ordusu perişen oldu. Çöl sıcağının da etkisiyle ağır kayıplar verdiler. Yaralı ve ölü bırakarak geri çekildiler. Bu arada ordu içinde hastalık yayıldı. Muhtemelen çiçek hastalığını tutuldular ve çoğu öldü. Söylediği bu. Bende ekleyeyim: Ebrehe ordusunun leşlerine akbabalar üşüştü. Leşleri gagalarıyşla deşelerem iliklerini çıkardılar ve onları yüksekten sert taşlara attılar. Çünkü belgesellerde söyrettimyırtıcı çöl kuşu olan akbalbalar hep öyle yapor. Mesele bundan ibarettir ve gayet güzel bir tefsirdir. Neyin nasıl olduğunu açıklamaya çalışmak neden pozotivizim olsun ki? Keza Musanın denizi yarması da öyle. "Deniz nasıl yarıldı" başlıklı yazımda fotoğraflarıyla Kuzey Kore'de benzer bir deniz yarılması olayını gösterdim. Oraya bakılabilir vessalam.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: İHSAN ELİAÇIK üzerinde 18 Ağustos 2009, 11:29:38 ÖÖ 11
rahmetliye:

Cevap yazmıştım, resmi koyaacğım derken silindi yazı. Tekrar yazamam valla epey uzundu artık yazılar ve linke bakacaksın cevap için. özür.

http://www.popofan.com/forum/d%FCnya-haberleri/1999-deniz-ortadan-ikiye-yarildi.html

(http://)


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: FECR üzerinde 18 Ağustos 2009, 12:21:40 ÖS 12
Verdiğiniz cevaplara teşekkür ederiz.
Vahyi metlüv ve vahyi gayri metlüv olayına nasıl yaklaşılması lazım.?
Ayrıca Hadisi Kudsi diye ifadelendirilen hadislerin çıkış kaynağı ne zamandır?.Sahabe ve Rasulullah zamanında bu tabir kullanılmış mıdır?.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: İHSAN ELİAÇIK üzerinde 18 Ağustos 2009, 12:52:51 ÖS 12
Fecr'e...

Vahy-i gayri metluv yoktur. Kur'andan başka "ıstılahi" anlamda vahiy yoktur. Kelime kökü olarak ise Allah arıya da vahyeder, bu ayrı.

Kanımca dini değeri olan tek şey Kur'andır. Hadisler dini bir değer ifade etmez sosyolojik bir değer ifade eder. Yani bir kimse hadislere hiç ulaşmasa, okumasa, amel etmese Allah hesap sormaz. Allah kendi kitabından hesap sorar. Dini değer bu demek.

Hadisleri dönemi iyi anlamak için okumalıyız, ben okurum, uydurma hadisleri bile okurum, kutsi hadis denilen rivayetleri de okurum ama bunlar dönemi anlamaya yarar. Peygamberimizin hadisleri esasında Kur'andır. Kur'an kendisine en güzel hadis (ahsenu'l-hadis) der vesselam


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: FECR üzerinde 18 Ağustos 2009, 12:58:03 ÖS 12
Burada şu soru ortaya çıkıyor:
Hz.Peygambere Kur'an dışında vahiy gelmiş midir? Ya da Kur'an dışında Allah-Rasul iletişimi olmuş mudur?.Cevabınıza göre yeni sorularımız olacaktır inş.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: İHSAN ELİAÇIK üzerinde 18 Ağustos 2009, 01:17:10 ÖS 13
Vahiy fısıldamak demek olduğu için Allah arıda olduğu gibi herkesle ve her şeyle iletişim halindedir. Allah beşerle konuşur. Şu anda da konuşuyor. Fakat bu lügavi anlamdadır ıstılahi anlamda değildir.

Peygamberle böyle lugavi anlamda bir şey olmuşsa bile-ki olmuştur- bu bizi ilgilendirmiyor. Kur'an'a girmiş olması lazım. Tabiri caizse hayatının eserini Kur'anla ortaya koymuş. Bu şu demek olur: Bundan başkasını esas almamızı istemiyor. İsteseydi kesin Kur'an'ı girerdi.

Bu bir adamın bir ömür boyu mücadele edip temel eseri olan bir kitap ortaya çıkarmasına benzer. Öldükten sonra ondan geriye kalan sadece bu kitap olur. Size lazım olanı aldım buraya der. Ama bu  kitap dışında hiç bir şey söylemedği anlamına da gelmez. Bilakis kitabına aldıklarıyla anılmak istendiğini gösterir. Kur'an işte bu geriye bırakılan miras oluyor ondan başkası bu değerde olmaz. Biz de buna bakarız.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: ilahisevda üzerinde 18 Ağustos 2009, 01:46:57 ÖS 13
değerli hocam islami düşünceye konuk olarak hoşgeldiniz.

1-İslam tarihinde kur'an üzerinden çok değişik söylemler yapıla gelinmiştir kur'an üzerinde çeşitli gruplarca çok çarpık süpekülasyonlar yapılmıştır bu noktadan bakıldığında sizce kur'an yeterince açık olmadığı için mi bunlar yapılmıştır/yapılıyor yoksa bunun sebebi başka bir bakış açısımıdır.
2-din söylemi üzerinden geçinenler neden ayetlerle amel etmezlerde hadis ve sünnetti ön plana çıkarırlar.
3-ehli sünnet tanımını ilk olarak kimler ne amaçla ortaya atmışlardır.

saygılar hocam.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: ilahisevda üzerinde 18 Ağustos 2009, 02:10:59 ÖS 14
3-Allah kur'an ''allah'ın resulünde sizin için güzel örnekler vardır'' der buna rağmen bazı kesimlerin peygamberi ulaşılamaz yapmalarının altında yatan temel sebep ve beklentiler nelerdir.
4-islami literatüre israiliyat hangi tarihlerde ve kimler tarafından karıştırılmıştır.
5-keramet olgusu nasıl anlaşılmalıdır mesela peygamberin bile ''rabbim bildirmedikçe ben hiç bir şey bilmem'' dediğini biliyoruz buna rağmen keramet adı altında ordan oraya koşanlar var bu nasıl açıklanabilir keramet veya keşif diye bir şey varmı?


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: narcicegi üzerinde 18 Ağustos 2009, 02:21:57 ÖS 14
Sitemize Hoşgeldiniz İhsan Bey,

Din işlerinde gönüllü çalışan veya resmi dairede görev yapanların bu alanlarda zenginleşmesinin haram olduğunu söylüyorsunuz ve hırsızlık, yolsuzluk vb.suçları işlemiş gibi olurlar diyorsunuz.

Bu bağlamda, Müslümanların mülk edinmesi, zenginleşmesi konusunu bize nasıl ifade edersiniz? Dinen “yeterli olan ” zenginliğin ölçüsü sizce nedir?

Şimdiden teşekkür ediyorum...


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: FECR üzerinde 18 Ağustos 2009, 02:59:44 ÖS 14
Vahiy fısıldamak demek olduğu için Allah arıda olduğu gibi herkesle ve her şeyle iletişim halindedir. Allah beşerle konuşur. Şu anda da konuşuyor. Fakat bu lügavi anlamdadır ıstılahi anlamda değildir.

Peygamberle böyle lugavi anlamda bir şey olmuşsa bile-ki olmuştur- bu bizi ilgilendirmiyor. Kur'an'a girmiş olması lazım. Tabiri caizse hayatının eserini Kur'anla ortaya koymuş. Bu şu demek olur: Bundan başkasını esas almamızı istemiyor. İsteseydi kesin Kur'an'ı girerdi.

Bu bir adamın bir ömür boyu mücadele edip temel eseri olan bir kitap ortaya çıkarmasına benzer. Öldükten sonra ondan geriye kalan sadece bu kitap olur. Size lazım olanı aldım buraya der. Ama bu  kitap dışında hiç bir şey söylemedği anlamına da gelmez. Bilakis kitabına aldıklarıyla anılmak istendiğini gösterir. Kur'an işte bu geriye bırakılan miras oluyor ondan başkası bu değerde olmaz. Biz de buna bakarız.
Cevabınız için teşekkür ederim.
Şu bir gerçek ki bizim sorumlu olduğumuz vahiy Kur'an'dır.Peygamber ile Allah arasındaki iletişimi Kur'an haricinde hiç bir şekilde olmamış gibi sayarsak o zaman kafamıza bazı soruların takılması mümkündür.Mesela;
Allah ayetlerini indiririrken hangi ayetin hangi sureye yazılması gerektiğini nasıl veya hangi surenin kaçıncı ayeti olduğunu Peygamber a.s kendi insiyatifiyle mi  yoksa Kur'an dışında Allah'ın vahyetmesiyle mi olduğu sorusu gündeme gelmektedir.
Sizin cevabınızla birlikte yani vahyin lugavi ve ıstilahi anlamındaki açıklamalarızla bu sorular da kendiliğinden hallolmuş oluyor. :)
Tekrar teşekkür ederim cevaplarınız için




Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: Said KOTAN üzerinde 18 Ağustos 2009, 03:22:51 ÖS 15
Ben de kısa bir süre fahri imamlık yapmama rağmen hocama büyük oranda katılıyorum. Bir kere imamlık denilen müessese bir ruhbanlık alanı değildir. İmam denilen adam aslında o şehrin mülki amiri ya da o ülkenin yöneticisidir. Bu da dinin mistisize edilmesi ile ilgili bir yanlış anlamadır diye düşünüyorum.
Bununla beraber sünnet ile ilgili görüşlerinizi okudum. Ben de sünnetin ma'ruf kelimesinin tam karşılığı olduğunu düşünüyorum. Uzun süredir maruf kelimesi ile ilgili kafa patlatıyorum. Aslında kafamda yerleşmiş bir yapı var ama çok sistemli değil. Bu konuda sizin fikirlerinizi merak ediyorum. Öncelikle ben kendimin bu konudaki fikirlerini aktarayım. sizin bu konudaki eleştirileriniz almaktan büyük mutluluk duyacağım. Berbat bir imam hatip Arapçası var bende hocam :D yani kaç yıldır hiçbir şey kalmamış.
Anladığım kadarıyla maruf kelimesi ile aynı kökten gelen kelimeler şunlar: urf (örf), arif, tarif, maruf, irfan bu kelimelerin hepsi birbiri ile müstakim bir bağlantı içinde. Yani mesela insanların örf diye eleştirdikleri şeylerin içinde batıl bir takım algı, anlayış ve tavırlar var. Ama bu kelimelerle ilgili olarak örf kelimesine baktığımız zaman sanki örf gelenek kelimesini karşılamıyor gibi duruyor. Hep olumlu bir anlama sahip. Gelenek ve töre kelimeleri ise birbirilerini daha çok karşılıyor. Yani yapısına göre olumsuz sonuçları da içinde barındırabilir olumsuz sonuçları da içinde barındırabilir.
öyleyse örf kelimesine salt anlamıyla gelenek diyemeyiz. Maruf kelimesini de iyilik kelimesi tam karşılamıyor gibi. Çünkü maruf hem evrensel doğru demek, hem vahyin sınırlarını çizdiği doğru demek, hem de vahyin hakkında bir şey söylemediği konularda bile vicdanı referans alan bir kelime gibi duruyor. Bu anlamıyla bir kaç örnek verirsem belki düşüncemin sınırları da belli olur.
Peygamberimizin hayatı Müslümanların örfünü belirler. Ama bazen bu fiiller Arap örfünden kaynaklanabilir. Bununla beraber peygamberin peygamberliğe has hususiyetlerine  ve kişisel hususiyetlerine ait fiilleri ve sözleri birbirinden ayrıldıktan sonra ortaya çıkan tablonun Müslüman örfünü belirlediği kanaatindeyim. Yani namazın kılınışı yada haccın yapılışı örfidir ve bu örfe kesin uymak gerekir. Yani sanki kuran tepeden inme bir kitapmış gibi davranmak ve peygamberi kurandan izole etmek maruf kavramının doğasına aykırı olur bu çerçeveye göre.
Bununla beraber bir yerin mülki amirinin yada orada bulunan devletin ortaya koyduğu kanunların fıtri ve insani olanları da maruf kavramının sınırları içerisindedir. Trafik kuralları bu konudaki  en bariz örnektir. Bir devlet kendi halkının canını, malını, ırzını, dinini ve aklını korumakla yükümlüyse maruf’u emir sorumluluğunu yerine getirmek zorundadır. Aynı zamanda bir Müslüman da yaşadığı devlet Müslüman olmasa dahi böyle bir maruf konusunda devlete tabi olmak zorundadır. Bunun gibi yöresel ve iklim şartlarına bağlı olan durumlar da maruf ve münker konusunda bize ipuçları verebilir. Örneğin Erzurum yöresinin mülki amiri, şehre yeni gelen memurları ve öğrencileri toplasa ve dese ki “bundan sonra şu şu aylarda kaldırımlardan yürümeyi yasaklıyorum, yol ortasından olmamak kaydı ile kaldırımların yola tekabül edilen yerlerinde yaya seyahat edilecektir. Saçak altlarında biriken buzların yaralayıcı ve öldürücü etkisine karşı alınmış bu tedbirlere uymayanlara şu kadar ceza verilecektir.” Bu emir de marufu emirdir ve bu emre tabi olmamak münker iş yapmak anlamındadır.
Marufun üçüncü boyutu ise gelenektir. Yani  mubah çerçevesi içerisinde olmak kaydı ile yörenin adetlerine uymak örfünü çiğnememektir. Trakya yöresinde yaşayan insanlar pardösü gibi bir dış kıyafeti garip karşılarlar ve bu onlara itici gelir. O yörenin giyindiği şalvar ve abiye tarzı giyecekleri tercih etmek. Sakal uzatma geleneği olmayan ve davetin önünde bir ön yargı duvarı gibi duran sakalı kesmek ya da sakal bırakmayı bir erkeklik unsuru olarak gören bir toplumda sakallı dolaşmayı önemsemek bu da var olan örfü desteklemek anlamında maruf kabul edilecek bir çıkıştır. Fakat Antalya ve İzmir yöresinde de bir bayan kardeşimiz onların örfü böyledir diye saçını açamaz bu anlamda vahiy marufu töre ya da gelenek olmaktan kurtarmış olur. Bu konuda yine peygamberimizin hayatından yorumsal olarak örnekler çıkarılabileceği kanaatindeyim. Altın yüzüğe erkekler için cevaz verilmemesinin sebebini örfi anlayışa bağlıyorum. Tabi yörenin o zamanki geleneksel dokusunu bilmediğim için bu yorum biraz havada kalabilir. Şöyle ki; Sanırım Arap toplumunda altın erkeğe yakıştırılmayan bir takı unsuruydu. Bu anlamda peygamber de bir içtihatta bulunarak örfi dokuyu önemsemiş ve altını erkekler için yasaklamış olabilir. Bunun gibi kırmızı gibi renkleri erkeklere yakıştırmadığını çeşitli vesilelerle ortaya koyduğu ile ilgili de haberler okumuş bulunuyoruz. Bu tür çıkışları da yörenin dokusu ile ilgilidir diye tahmin ediyorum.

Maruf kelimesinin bir diğer boyutu da zamana dayanın tarafıdır. Teknolojik gelişmeler, bir ahlaki perspektif, hikmetli bir yaklaşım ve bu yaklaşımları referans alan bir ıslah’ı gerekli kılıyor. Tüp bebek, klonlama, kürtaj ve organ nakli gibi hususlarda verilecek her içtihat marufu referans almak zorundadır. Maruf kavramı hikmet kavramı ile bütünleşmediği sürece gerçek anlamını bulmayacaktır.
Örfün insanlar arasında hüküm vermede önemli bir yeri olduğu kanaatindeyim. Hatta bulunulan yörenin örfünün vahye aykırı olmamak kaydı ile sünnet diye tabir edilen İslam örfünün önüne geçebileceğini düşünüyorum. Bu konuda sağlam içtihat yapabilecek biri bir örfi hukuk sistemi oluşturabilir.
Görüldüğü gibi sınırları çok belli olmayan, genellikle hislere bağlı bir ma’ruf anlayışına sahibim. Bu konudaki bilginize ve anlayışınızın derinliğine güveniyorum. Hem bir eleştiri hem de bir fikir teatisi olması açısından maruf kavramına değinebilir miyiz?

Selam ve dua ile…
Allah’a emanet olun Zira o emanetlerini asla zayi etmez.




Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: m.ufukalp üzerinde 18 Ağustos 2009, 03:58:46 ÖS 15
Sayın İhsan Eliaçık, mezheplerin aşılması, cemaatlerin aşılması gerektiğini söylüyorsunuz. Mevcut duruma bakılırsa haksız da sayılmazsınız. Ancak siz de bilirsiniz ki, bu ifadelerinizi insanlarla paylaşıyorsunuz ve kabul görmesini arzuluyorsunuz. Ve belli oranda kabul edenler de olacaktır. O zaman, mevcut adreslerin yanına yeni bir adres eklemekten farklı bir şey olacağını sanmıyorum.
Adresiniz şu olacak: Mezhepleri cemaatleri aşan yeni bir anlayış cemaati. Öyle değil mi? Sizden daha yenisi çıkınca, sizin bu düşüncelerinizden oluşan cemaatiniz yeni oluşacak cemaate göre aşılması gereken bir düşünce yapısı olarak algılanabilecektir.
Bir nevi evrim gibi bir şey yani.
Halbuki mevcutların efradını cami, ağyarını mani tarzında bir elemeye tabi tutmanız daha doğru olmaz mı? Çünkü, hangi yeni fikir olursa olsun bir sonraki fikri akıma göre eskimiştir, terkedilmesi gerekirdir. Haksızmıyız?


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: Talat üzerinde 22 Ağustos 2009, 02:51:03 ÖS 14
Oncelikle Allahin selami ile selamlarim

Benim sorum size
 1.Bu gun Kur`an`i anlamada Tarihselcilik ve Hermonatik konularina nasil bakiyorsunuz?

2. Ibadetlerde de Tarihsellik soz konusumudur?

3. Suan da Turkiye ve Dunya Muslumanlarininin gelecegini nasil goruyorsunuz?

4. Sizin bir yazinizda (yanlis ise beni duzeltin lutfen) soyle okumustum.
Allah`in insanliga gonderdigi vahiy Muhammed as. ile gonderdigi kur`an ile bitmemistir. yani vahiy kur`an ile kemale erismemistir. mealinde idi. Bununla ne anlatmak istediginizi biraz acarmisiniz.

simdiden cevaplariniz ve gayretleriniz icin Allah razi olsun



Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: halukgta üzerinde 22 Ağustos 2009, 07:37:01 ÖS 19
Sayın Eliaçık kendinizi kısaca tanıttığınız yazınızdan anladığım kadarıyla hiçbir yere bağlı olmadığınızı özellikle söylemişsiniz bu çok güzel, tıpkı İmamı Azam Ebu Hanifenin hayatı gibi. Çünkü bir yere bağlı iseniz özgür değilsiniz demektir. Özgür olmayan insanda bağımsız düşünemez. Özgür insanın bağlı olduğu yer Kurandır. Rahman kuranın anlaşılarak okunmasını emrederken kulunun bizzat kendisinin akıl yürütmesini ve düşünmesini ister. Bir yere bağlıysanız düşünme ve özgür hareket etme melekenizi kaybeder ve hataların en büyüğünü yapma riskiniz var demektir. Yolunuzda başarıların devamını dilerim. Dilerim Rahman bizleri gönül gözlerimizi açık kulları arasına alsın.  SAYGILARIMLA  Haluk Gümüştabak


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: chamdali üzerinde 24 Ağustos 2009, 09:26:32 ÖÖ 09
Selam,

İhsan hoca haftanın konuğu değil miydi? Gördüğüm kadarıyla sadece bir gün yazmış.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: İHSAN ELİAÇIK üzerinde 27 Ağustos 2009, 01:19:53 ÖS 13
M.Ufukalp'e...

Bir de cemaatsizliği düşün... "Bu sefer de cemaatsızlar cemaati olur" itirazı mugalatadır. Çünkü cemaat organik bağ, hiyararşi vs. demektir. Ben öyle bir ilişkiyi kabul etmiyorum. Bu ancak  girişi  çıkışı serbet ve tamamen kişinini rızasına bağlı açık legal bir  teşikilatta olabilir. ... Yüzlerce insanla tanışıyorum, görüşüyorum ama hiç biriyle de organik bağım yok, cemaat ilişkisi içinde değilim, dostluk ve arkadaşlık yeterli. Böyle de oluyor, pekela oluyor...


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: İHSAN ELİAÇIK üzerinde 27 Ağustos 2009, 01:39:10 ÖS 13
Narçiceği'ne...

Din üzerinden zenginleşme Müddesir 6. ayet gereğince peygamberimize yasaklanmıştır. Din hocaları,şeyhyle, diniz cemaat liderlerinin, dini kitap yazanların sırf bunlardan dolayı mülk sahibi olmaları benim görüşüme göre haramdır.

Zenginliğin sınırı ortalamasından bir ev, bir binek ve 4 bin dirhem gelirdir. Bunlar kadar bir mülkiyete sahip olmak caizdir. Bunda fazlası zenginleşme olup ateştir, hatta kat kat çoğu şirke kadar gider görüşündeyim. Çünkü o zaman bahçe sahplerinden oluyorsunuz ki bahçelerini Allaha şirk koştukları malumdur... Genel ortalama sınır budur. 4 bin dirhem büyük şehirde dört kişilik bir aile için aylık 2238-5000 tl arası bir gelire tekabül ediyor. 2238 de asgari geçim standardı oluyor.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: İHSAN ELİAÇIK üzerinde 27 Ağustos 2009, 02:18:55 ÖS 14
ilahisevda'ya...

Ehl-i sünnet hicri ikinci yüzyıl sonları üçüncü yüzyıl başlarından itibaren islam düşünce tarihinde kullanılmaya başlanmıştır. İlk kullananın kim olduğu önemli olmamakla birlikte Hariz el-Muhasibi olduğu (öl. h. 245) söylenir.

Sünnilik ve Şiilik aşılması gereken iki olgudur. Ben kendimi Sünni veya Şii olarak tanımlamıyorum. Her hangi bir mezhebe veya ekole bağlı değilim.Tümden reddediyor da değilim, zenginlik olarak görüyorum. Sade bir Müslümanım o kadar. 

Keramet, ikram etmek, keşf perdeyi kaldırmak, müşahade de görmek demektir. Bunlar tasavvuftaki kulanışı farklıdır. Onlar dini manevi anlamlar yüklerler. Bana göre her müslüman keramet, keşf ve müşahade halindedir zaten. Bize Allah'ın ikram etetği şeyler vardır; hava, su, gıda, sağlık vb. Bunların hepsi keramet (ikram/vermek)tir. Keşf perdeyi kalrdırak olduğundan hir birimizi hayatta perde gerisine indğimiz, derinine vakıf oldruğumuz olayların ve nesnelerin keşfini yapmış oluyoruz. Müslüman keşfetmeli/keşif sapibi olmalıdır! Müşahade de görmek demek...Tarihte, hayatta ve tabiatta bakar kör olmayıp görünmesi gereken ibretlik olayları görüyorsan müşahade yapmış oluyorsun....
Sufiler bunu doğrudran Allah'a yönelik olarak ve kendi şeyhlerine mahsus addediyorlar ki yanlıştır. Yani Allah'ın zatını keşf ve müşahade ediyorsun! Halbuki Allah'ın zatı değil mahlukatı keşf ve müşahade edilebilir.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: İHSAN ELİAÇIK üzerinde 27 Ağustos 2009, 07:23:20 ÖS 19
Talat'a...

Kur'an hem tarihsel hem evrenseldir. Tarihsel bir metin evrensel mesajlar veremez diye bir şey olmaz. Kelamdaki tartışmayla Kur'an mahluktur yani yaratılmıştır. Ezeli ve ebedi değildir. Ezeli ve ebedi olan Allah'tır. Peygamberimiz de, Kur'an da tarihseldir. Fakat bu tarihselliğin içinden evrensel mesajlar çıkarmaya engel de değildir. Bunun kitabın bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmemekle alakıs yoktur. Tarihseliği bu noktaya çekerek yanlış anlaşılmasına vesile oluyorlar. Tarihsel olmayan ne var Allah'tan başka? Bir Müslümanın böyle düşünmesi gerekir işin daha başında.

Bir sonraki peygamber gelene kadar önceki peygamber ve onun getirdiği kitap evrensel kabul edilir. Dinin yürümesi ve şeriatın yaşaması için bu gereklidir. Fakat bu ezeli ve ebedi olacağı anlamına gelmez. Sonraki peygamber gelerek öncekinin evrensel yanlarını sürdürür, tarihsel kalan yanlarını bırakır. Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur. Şu anda peygamber olmadığına göre onun yapması gerekeni alimler, müçtehidler ve yenilikçiler yapacaktır.

Bu noktada ibadetler (aslında nusuklar doğrusu) yani namaz, oruç, hac vs. yeni bir peygamber gelene kadar eskisinin yaptığı üzere yapılır. Ancak bir peygamber bunları değiştirme ve yenileme yetki ve cüretine sahip olabilir. O da olmadığına göre nusuklar aynı kalacak demektir.
Kur'an'ın itikat, ahlak ve ibadetlerle ilgili hükümlerine tarihsel bakmaya gerek yoktur. Ama hukuksal, siyasal ve muamelatla ilgili hükümlerine ise tarihsel bakışla değerlendirilmelidir. Örneğin can, mal, ırz, akıl, nesil güvenliği evrensel fakat sopa, el kesme  vs. tarihseldir.

Allah'ın insanlıkla konuşması tarihin bir döneminde bitmiş olamaz. Meseleye buradan bakmak gerekir. Peygamberlik aslında çok geniş bir kavram. Ortadoğuda Yahudi muhayyelisinde geç tiği gibi anlamamak gerekir. Onlar bir peygamber sülalesi ve sınıfına (nebiim) hasrederler. Halbuki muhammed, isa, musa tarihsel fakat risalet (peygamberlik, elçilik) evrenseldir. Bunu "Allah beşerle nasıl konuşur?" başlıklı yazımda etraflıca anlattım. Burada bu kadarına girmiş olayım. Selamlar.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: FECR üzerinde 28 Ağustos 2009, 10:07:51 ÖÖ 10
Haftanın konuğu teklifimizi kabul ettiği ve sorularımıza verdiği cevaplar için R.İHSAN ELİAÇIK'a teşekkür ederiz.Allah razı olsun


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: Said KOTAN üzerinde 28 Ağustos 2009, 02:40:03 ÖS 14
maruf kavramı ile ilgili en azından bir makale tavsiye etseydiniz çok iyi olurdu hocam ya


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: malik bin nebi üzerinde 07 Eylül 2009, 03:34:31 ÖS 15
Selam

İhsan Eliaçık cennet ve cehenneme / ölümden sonra dirilmeye / iman eder mi?

Vahiyin faili Allah değil beşer ise, bir beşer olan İhsan eli açık hangi gerekçeler ve hangi gözlemler ile öldükten sonra dirileceğine inanıyor ya da inan mıyor ? ( Ölü topraktan ağacın çıkması gerekçesi dışında bir gerekçe olmalı değil mi?)

Veya muhammed nasıl bu çıkarımı elde etmiştir ?

Şeriat vesaire toplumlara göre değiştirilebilir ve tarihsel iken neden şekilsel ibadetler ve uygulamalarda değişkenlik göstermesin ve niçin bir elç beklensin, toplumlara endeksli bir vahiy varsa neden birey merkezli vahiy ve uygulamalar olmasın ki?

Haftanın konuğu gitmediyse cevaplarını bekleriz:)

Esen kalın



Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: FECR üzerinde 07 Eylül 2009, 03:57:46 ÖS 15
Malik b.Nebi kardeşim öncelikle foruma hoş geldin.
Maalesef haftanın konuğu gitti.
Bu soruları kendi sitesine mail olarak atarsanız belki cevaplayabilir.


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: malik bin nebi üzerinde 07 Eylül 2009, 04:27:38 ÖS 16
Hoşbulduk Abi, sağolasın,

Tamam abi inş. öyle yapayım,

Esen kalasın

Saygılarımla


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: esen üzerinde 07 Eylül 2009, 05:14:28 ÖS 17
yalnız sorular ilginç özellikle ikinci neden olmasınki kısmı...
o yüzden sayın malik b. nebi  cevap alırsanız bizede iletin lütfen merak ettim .


Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: maxpayna üzerinde 30 Haziran 2018, 04:37:04 ÖS 16
" Peygamberimizin hadisleri esasında Kur'andır. Kur'an kendisine en güzel hadis (ahsenu'l-hadis) der vesselam" denmiş sayın İhsan Eliaçık tarafından...

ahsenu'l-hadis'i kendisi mi yazmıştır? başkası yazdıysa bunu kendisi okumuş mudur?

cevabı bilen var mı acaba?

sorunuzu tam olarak anlayamadım.
izah edebilirmisiniz.

ihsan eliaçık alıntıladığı ayette de kelime oyunu yapıyor.
ahsenul hadis kelime kalıbının yarısını türkçeye çeviriyor yarısını olduğu gibi bırakarak algı yapıyor.

zümer 23
Allah sözün en güzelini, âyetleri birbirine benzeyen ve tekrarlayan bir kitap olarak peş peşe indirmiştir....



Konu Başlığı: Ynt: Haftanın Konuğu:R.İHSAN ELİAÇIK
Gönderen: maxpayna üzerinde 03 Temmuz 2018, 02:55:01 ÖS 14
" Peygamberimizin hadisleri esasında Kur'andır. Kur'an kendisine en güzel hadis (ahsenu'l-hadis) der vesselam" denmiş sayın İhsan Eliaçık tarafından...

ahsenu'l-hadis'i kendisi mi yazmıştır? başkası yazdıysa bunu kendisi okumuş mudur?

cevabı bilen var mı acaba?


şimdi anladım, bu ifadeleri yazan ihsan eliaçık'ın kendisimidir yoksa onun adına birisi mi yazdı ?
onun adına yazıldı ise onun haberi var mı ? diye soruyorsunuz.

foruma o zaman ihsan eliaçık'ın kendisi konuk misafir olarak geldi ve onun ismi ile yazılan mesajlar tamamen ona aittir.
ikinci mesajınız da hiç anlaşılmamıştır  :.) ???


İhsan Eliaçık'ın hadis üzerine yazdığı şu makaleyi paylaşayım konu hakkında (bence) güzel bir anlatımı ve bakış açısı vardı

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,6887.0.html (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,6887.0.html)