İSTİŞARELER (İstişare Platformu) => Serbest Kürsü => Konuyu başlatan: serender üzerinde 19 Ağustos 2008, 01:58:03 ÖS 13



Konu Başlığı: İslami Düşünce
Gönderen: serender üzerinde 19 Ağustos 2008, 01:58:03 ÖS 13
Bismillah

Tavır ve davranışlarımız ve levki başkasının etkisinde kalmış olsun, yada taklit olsun farketmez bir şekilde düşüncemizden onay alır. yani düğşünce ylemin anasıdır.

davranışlarımızı islamlaştırmak yada başka bir deyimle güzel ve yararlı işlerde daim olabilmek düşünceyi islamlaştırmaktan geçer.

şimdi size davranışlarımızın polisi olmayı öneriyorum. günlük yaşantımızdaki hangi eylemler hangi düşüncenin ürünü acaba ?

hadi onları yakalyalım..

benim yakaladıklarım

hani kız gibi oğlan dediklerinde dudak bükeriz erkek gibi kız dediklerinde maşallah deriz ya
burada toplum bilincinde ehven olanın erkek gibi olmak olduğudur.
işte bu yanlış algıyı kuran en doğrunuz en çok sorumluluk sahibi olanınızdır diye düzeltiyor..

başka:
mesela anne babalar çocukları için ben elimden geleni yaptım görevimi yaptım anlamında
halbu ki görevinin-sorumluluğunun sınırı bitmez ki, anne baba yada çocuk veya toplumda bir fert sorumluluk dediğiimiz o şey yani takva ecelle biter değil mi?

başka
bir saat tefekkür bir yıl ibadetten hayırlıdır
hadi süşünmeye devam edelim....

ne var hayatımızda islama aykırı onu islamlaştırmak için düşüncemizi ıslah edebileceğimiz... başka neler var????


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: BaD-ı SaBa üzerinde 19 Ağustos 2008, 02:50:20 ÖS 14
Çok güzel bir paylaşım olmuş ablacım....

İnsanın kendisiyle muhasebe yapmasına sewk ediyor....
Bende son zamanlarda zamanımın büyük bir kısmını nette geçirdiğimi farkederek, net yerine daha çok kitap okumaya karar werdim....
Tam bunun üzerine bu yazı açıldı....Tewafuk oldu....


Her insanın yaşamında çok hayati değişikliklere, samimi bir şekilde gerçekleri görebilme niyetiyle yapıldığında yol açtığına inandığım tefekkür yaşamımızda önemli bir yer tutuyor....

İbadet, bir fikrin neticesidir.... Fikir, bir gayenin bünyesidir.... İbadette fikir etmek neye ibadet ettiğini bilmektir.... Kime, neye ibadet ettiğİni bilendir ki, ibadet etmiş olur....
Tefekkür iman we imansızlık arasında bir çizgidir bence....İnsan etrafına bile baksa düşünse,akletse hiç bir şeyin boşu boşuna yaratılmadığını farkedebilir....Buda kişide gaflet perdesini kaldırır....





Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: serender üzerinde 05 Eylül 2008, 11:41:53 ÖS 23
teşekkürler badı saba

vee,
devam edelim....
ne demiştik "eylemini düzeltmek için düşüncenin polisi hatta dedektifi ol"

örneğin yine çok kullandığımız; hani artık sabredemeyeceğimiz durumlarda "günah benden gitti" tabiri var ki buda islami düşünce ile çelişir. kişi yaptığı yanlışın cezasını çekecektir eğer ondan pişman olup af dilemezse...

yine:
bunu evdeki bir film cdsinin üstünde ki yazıdan esinlenerek yorumluyorum cd de şöyle yazıyor " sakın bir yabancıyı arabana alma" özetini istedim  yolda kalmış birisini arabasına alıp üstüne çok kötü şeyler yaşayan bir çiftin öyküsüymüş.
halbu ki islami düşünce yol oğluna yani yolda kalmışa yardım etmeyi gerektirir...

ve yine ...
hadi siz buyrun ben sonra devam edeceğim...





Konu Başlığı: İslâmî Düşünce ve Uygulamada Değişebilir ve Değişemez Olanlar(*)
Gönderen: serender üzerinde 30 Eylül 2008, 12:04:37 ÖÖ 00
İslâmî Düşünce ve Uygulamada Değişebilir ve Değişemez Olanlar(*)
By Ayşenur Bulut on Şub 7, 2007 in Kategorilenmemiş

Ayşenur Bulut
Uiportal


Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM)’nin 27 Ocak 2007 tarihli “İslâmî Düşünce ve Uygulamada Değişebilir ve Değişemez Olanlar” başlıklı panel çok verimli ve faideli geçti diyebilirim. Diyanet çatısı altında faal olan İSAM, düzenlediği panel ve uluslararası konferanslarla adından sık söz ettirmeye başladı. Düzenlenen bu son panelde konuşmacıların her biri, İslam’ın realite ile karşılaşmasını ve özellikle de modernite karşısındaki duruşu hakkında kendince değerlendirmede bulundu. İki günlük atölye çalışmasının nihayetinde düzenlenen panel, konusu ve konuşmacıların dile getirdikleriyle oldukça önemli noktalara temas ediyor.

KATILIMCILAR

İbrahim Kalın (SETA, Ankara)
Recep Şentürk(İSAM, İstanbul)
Tarıq Ramadan(London)
Ziba Mir-Hosseini(SOAS, London)

1.Konuşmacı

Ziba Mir-Hosseini (1)

Ziba Mir Hüseyin, İran’lı bir düşünür. Feminizm (2) ile çok öncelerden alakadar olan, ancak içinde bulunduğu dönem itibarıyla düşünceleri yüzünden sık sık dışlanan Hüseyin,1979 yılında İran Devrimi ve sonrasında sık sık feminizmle ilgili sorularla karşılaşmış. Konuşmacı, kadınlara eşitlik ve adaletin dinde yer aldığını ancak bunu ataerkil yorumların gölgelediği görüşünde. El-hak, doğrudur; dinde kadına karşı muamele ve kadının sahip olduğu haklar erkek egemenliği ile sınırlandırılmıştır. Bunu Doğu Coğrafyası’nda daha net görebiliriz. Sayın Hüseyin, ataerkil yorumu görürsek ancak bu durumun çözüleceğini söyledi ama bunun nasıl mümkün olacağından bahsetmedi.


Ziba Mir-Hüseyin yalnızca panel çalışmasında değil hayatının büyük bir bölümünü bu kavram için yani feminizm için harcıyor. Feminizmin tanımını yapamadı çünkü burası Türkiye ve burada bu kavram nasıl karşılanıyor pek emin değil. Kendi coğrafi bölgesinin neden-sonuç ilişkileri çerçevesinde incelediği feminizmin, İran’da hala sıcak karşılanmadığını söyledi; “Gençlik yıllarımda feminizme dair görüşlerim yüzünden hem feminist gruplardan hem de İslamcı gruplardan dışlanıyordum. Oysaki İslami feminizm var ve bütün sorulara cevap niteliğinde. Feminizm dediğiniz an sizi hemen gayr-i İslami bir söylemde bulunmakla itham ediyorlar.”

Kadın ayrımcılığını bilinçli bir hareket olarak gören Hüseyin, emperyalizmin üstünlüğünü göstermek için kadını ve haklarını kullandığını söyledi. Konuşmasında bu dönemlere ait ayrıntılara yer verdi ve İran’a dışardan gelen her türlü fikri akım ve ideolojilere karşı Müslüman kadınların savaşamadığını, bunun büyük sonuçlar doğurduğunun altını çizdi; “Müslüman kadınlar o zamanlar iki acı seçenekle karşı karşıya kaldılar; İnançlarına ihanet ya da benliklerini kaybetmek. Bu iki seçenek arasında sıkışan Müslüman kadınlar ne yapacaklarını bilmez bir halde çareyi siyasal İslam’da buldular.” Konuşmacının feminizm konulu bu sözleri bana İslam hakkında geniş bilgileri olmayan kadınları anımsattı. Ataerkil bir otorite ile sahip oldukları haklardan mahrum kaldıkları doğru ama çözümün feminizmde görülmesi ve özellikle de feminizmin “iyi bir çıkış yolu” olarak değerlendirilmesini yanlış buluyorum. Kadın ayrımcılığını emperyalizmin bir şubesi olarak gören Hüseyin, aynı zamanda feminizmi ya da daha doğru bir ifade ile kendi tanımladığı bir feminizmi çıkış yolu olarak gösteriyor. Siyasal İslam ile kadınların nefes aldığını söyledi. Bunun için elbette İran’ın Humeyni Devrimi’ni incelemek gerekiyor. Şah’ın hâkimiyetine son verildikten ve İslami bir düzenin getirilmesinin ardından kadınlar daha rahat bir yaşam alanına kavuştular. Konuşmacımızın düşüncelerine katılmadığım bir diğer husus, feminizmi “kadınlara hukuki bir eşitlik sağlayan tek otorite” olarak görmesidir. İslami yasalarının (şeriat) kadına yönelik eşitlik ve adaletinden sık sık bahsederken bir taraftan da yeni bir kavrama,“feminizme” minnet borçlu olmasını çelişkili bir durum olarak karşıladım. Feminizmin menşeini Batılı kaynaklardan almadığını, kökünün İslam’da olduğunu ve modern zamana ait bir kurumsallaşma olduğunu ifade etmesi ise konuşmacının feminizm tanımlamasını niçin yapamadığını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor!

İslami feminizm diye bir kavramın olduğuna inanıyor Sayın Hüseyin ve yaptığı çalışmalar sonucu üç kesimin İslamî feminizme tepki gösterdiği tezini sundu. Kısaca ifade etmek gerekirse;

1.Gelenekçi Müslümanlar: Genel anlamda değişime inanmadıkları için bu söylemi kınarlar ve karşı dururlar. İktidar ve cinsiyet konularında ise asla bir değişimi ve modernizeliği kabul etmezler.

2.Fundamentalist Müslümanlar: İslam’ı bir ideolojiye dönüştürmek ve siyasi bir güç yapmak isteyen kesimdir. İslam tek boyutludur derler hâlbuki böyle değildir. Diğer dinlerde de görüldüğü gibi cinsiyet değişebilir zamanla. Muhalif olanlar hemen Kuran ayetlerini ve hadislerini delil olarak öne sürerler. Seküler fundamentalistler de aynı şeyi yapıyor ama onlar bilim adına, aydınlanma adına yaparlar. Metinlerin alternatifler doğurduğunu reddederler.

3.Laik Müslümanlar: Fıkhı insan ürününe indirgerler ve Allah’ın had cezalarını uygulamak istediğine inanmazlar. Örneğin, dinde yer alan evlilik ve boşanma kararlarına muhaliflerdir.

Konuşmacımız bir bayan ve seçtiği konu “feminizm.” İran profilinden bakarak yorumlamaya çalıştığı feminizm odaklı konuşmasının son sözlerinde İran’da eskisi gibi dışlanmadığını, ancak ulema ya da diğer dini otoritelerce gayri İslami olmakla suçlandığını belirtti. Kendi yaptığı feminizm tanımlamasının kadınlara güç verdiğine inanıyor. “Gelenek ile modernite arasında var olan savaşın gittikçe büyüdüğünü söylemek mümkün.”

2.Konuşmacı

Tarık Ramazan (3)

İslam’da değişebilir ve değişemez olanlar konulu panelin çalışmalarından büyük bir memnuniyet duyduğu sözleriyle konuşmasına başlayan Ramazan, tüm Müslümanların aynı gelenekten geldiklerini söyledi. “Son 20 yıldaki deneyimlerimde şunu gördüm, hepimiz aynı İslami gelenekten geliyoruz. Soruyu aynı mealde anlamıyoruz ama soruyoruz..” Ramazan’ın üstünde sıklıkla durduğu konu, tüm meydan okumalara karşı Müslüman’ın duruşunun nasıl olması gerektiği oldu. Bu meydan okumalara karşı hem savaşıp hem nasıl İslam’a bağlı kalabiliriz ve nasıl günlük problemlerle uğraşırken gerçekçi olmayı yani realist kalmayı başarabiliriz?

Elbette ki değişebilir ve değişemez olanlardan bahsetmek hemen akıllara “reform” kelimesini getirir. Müslümanlar reforma yani değişime nasıl bakacaklar? İslam ve reform kelimesini aynı cümlede kullanmak her zaman tepkiye neden olmuştur. Ramazan, değişimi iki şıkta inceledi: Adaptasyon ve Transformasyon. “Adaptasyon” yani siz içinde bulunduğunuz ortama uyum sağlayacaksınız veya “transformasyon” yani içinde bulunduğunuz toplumu değiştirmeye çalışacaksınız. Değişimi bu iki tanımla vermek zihinlerdeki “reform fobisini” azaltabilir, çünkü biz her zaman değişimi, kendimizi topluma adapte etmekle sınırlandırdık ve bu korkumuz bize “değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” sözünü unutturdu.

Tarık Ramazan, Müslümanların çok ciddi bir krizin ortasında olduklarını, bu krizi görmelerine rağmen bir çözüm üretemediklerini söyledi ve Müslümanların içinde bulunduğu kriz dönemine ilişkin üç aşamadan bahsetti: Birinci aşamada Müslümanların tercih ettiği kavram ve konular yer alıyor. “Feminizm, reform ya da modernite… vs. Bu kavramlardan ne anlıyoruz? Bunlar çok önemli mevzulardır.” İkinci aşama birincisinden çok farklı olmasa da ayrı bağlamda değerlendirilebilir; bu kavramların dile ve topluma göre nasıl çevrileceği. Üçüncü aşamada da neden bu problemlerle karşılaştığımızı sorgulamak var. Bahsedilen üç aşamalı problemlerin temel kaynağı, insanların algı meselesidir. Kişinin realiteden ne anladığı ve algısını nasıl çalıştırdığı çok önemlidir. Kullanılan kavram ve nasıl çevrildiği ise algılamada en etkili, önemli faktörler olarak karşımızda durmaktadır. Ve algıyı etkileyen 4 kuvvetli baskı: ekonomi, siyaset, kültür ve medya. Baskı kurmakta en başarılısı (!) hiç şüphesiz medya organlarıdır.

İslam’da değişemez olanlar kategorisine Tevhid, İslam ve İman esaslarını ekliyor Ramazan. İlkelerin İslam’ın ilk zamanlardan beri var olduğunu, uygulamaların değişse de her müslümanda bu ilkelerin varlığını görmenin mümkün olduğunu söyleyerek bu esasların değişmesinin talep dahi edilemeyeceğini vurguladı. Ramazan’ın günümüz hatta son birkaç yüzyılın Müslüman sorunlarına getirdiği bakış açısını onaylamamak mümkün değil. Müslümanların, İslam geleneği ile birlikte realiteyle yüzleşmediğini ve İslami metinlere ilgisiz kaldıklarını, bunun da acı sonuçlar doğurduğunu söyledi. Aslında en büyük sorumluluğu ulemalara, kanaat önderlerine yüklüyor: “Müslüman ulemalar, fıkhi bilgilerinin yanı sıra realite ile de muhatap olmalı, sosyal gerçekliklerin farkında olmalılar. Bu eksiklikler yüzünden de Müslümanlar meydan okuyamıyor.” Reform kelimesinin Müslümanlar üzerinde bir anti-pati kurduğunu bu yüzden de değişimden kaçınıldığına dair genel bir portre çizdi. Hâlbuki taviz vermeden de realiteyle paralel bir değişim mümkündür ama bu denge nasıl kurulacak? Bunun için de turnusol kâğıdı mahiyetinde bir soru soruyor Tarık Ramazan: “Sormamız gereken soru şu: Beni Müslüman yapan şey/ler nedir?”

3.Konuşmacı

Recep Şentürk

Değişimi iki ayrı kategoride inceleyen fıkıh ve sosyoloji uzmanı Şentürk, fıkhî açıdan “değişimi yeniden kullanıma koyabilmenin” ve sosyolojik açıdan da “değişimi sınırlandırabilmenin” mümkün olduğuna değindi.

Değişim için gereken referans ve taktiklerin dinde yer aldığını bunun için insan ürünü ideolojileri çözüm olarak görmemek gerektiğini vurgulayan konuşmacı,19.yy.’daki insanlık dini adındaki ütopik üretimlerden bahsetti. İnsanlık dini adı altında yeni bir din oluşturmak isteyenlerin, din öğretisini hafife aldıklarını bunun en güzel örneğinin SSCB (4) yıkıldıktan sonra ülkede devam eden Hıristiyanlık olduğunu belirtti.

Tarık Ramazan’ın sözlerine göndermeler yapan Şentürk’ün bu konudaki sosyoloji bilgilerine hak verdiğimi düşündüm. “Ramazan’ın belirttiği iki değişim biçimlerinden adaptasyon, daha mağlup bir tavır içinde ve teslimiyeti sonuçlandırabilir. Adapte olmaktan ziyade İslami idealler ışığında nasıl değişim gerçekleşebilir?” İslam ideallerini bilmemek bize çözümü yanlış yerlerde arattırıyor. İslam’ı, “tarihin derinliklerinde kalan bir din” olarak gören algıyı yıkmamız ve bunu başarmak için de onu, realiteyle ilkelerden taviz vermeden harmanlayacak formüllerinden istifade etmeliyiz.

İbn-i Haldun ’a (5) göre fıkhın gayesi ya da mesuliyeti insanlık medeniyetini korumaktır. Bunun tecrübelerinin tarihteki gelmiş-geçmiş milletlerde görülebileceğini söyleyen Şentürk, Mimar Sinan’dan bahisle durumu özetleyen bir nükte anlattı. “ Roma, Bizans, Mısır ve Babil’den getirilen taşlarla imar edilen yapıya, İslam kubbesini inşa ederiz. Biz Müslümanlar olarak medeniyetleri himaye altına almalıyız ve kapsayıcı olarak İslam kubbesini inşa etmeliyiz.” Huntington 9 medeniyetten bahseder. Bunlardan 6 tanesi İslam medeniyeti altında kendilerine yaşama alanı bulmuşlardır. Huntington (6), tezlerinde medeniyetleri birbiriyle çatıştırsa da İslam’ın medeniyetler hakkında başka bir alternatifi vardır: “Çok medeniyetli bir din.” İslam medeniyeti, diğer medeniyetlere açık bir medeniyettir, diğer medeniyetleri entegre eden “çok medeniyetli bir din”dir. Bu zamana kadar çok medeniyetli bir din tabirini hiç duymadığımı itiraf etmekle beraber bu tabir karşısındaki memnuniyetimi de ifade etmeliyim. Çok kültürlülük tabirinin sözlüklerde yer alan tabirini az çok öğrenmiş olmakla birlikte “medeniyet” kelimesine vurgu yapılmasının önemini de belirtmek isterim. Çünkü bu, Şentürk’ün de belirttiği gibi gittikçe büyüyen bir problem ve medeniyetleri çatıştıran tezlerin aksine bu medeniyetleri tek çatı altında barış içinde yaşatmayı hedefleyen İslam farkındalığı müslümanlara çok şey kazandıracaktır. Çünkü son birkaç yüz yıl içinde coğrafyalar aşan medeniyetler, eskiden olduğu gibi sadece sınır bölgelere değil çok uzak bölgelerdeki medeniyetleri de iyi ya da kötü etkilemektedir. Bu etkileşim, ilerleme seyreden modernite ve ideolojiler yüzünden daha çok olumsuz yönde olmaktadır.

Recep Şentürk, medeniyetlerden bahsettiği konuşmasının ardından hemen fıkhi ekole geçiş yaptı ve iki tür fıkıh analizinden bahsetti: Biri “şahıs ilişkilerini düzenleyen” diğeri de “grupların ilişkilerini ve davranışlarını düzenleyen” fıkıh sistemi. “Birincisi ‘mikro fıkıh’ ikincisi ‘makro fıkıh’ olarak isimlendirilir. Günümüzde ihmal edilen ikinci fıkıh modelidir. Mikro fıkıh, ademi yani tek bir ferdi incelerken makro fıkıh en altta aile en üstte millet topluluklarını inceler. Çok medeniyetli dünya düzeni kurmak ve fıkıh modellerini (İslam pratiklerini) bunun için alt yapı yapmak elzemdir.” Fıkhı sadece Müslümanların problemlerini çözmekten ibaret bir ilim olarak görmek, fıkıh usullerinden gerektiği gibi istifade etmemizi engellemektedir ne yazık ki. Çözüm istiyorsak diğer insan ürünü ideolojilere sığınmak yerine fıkıh uygulamalarına ve öğretilerine bakmak lazım. Bu tecrübeyi edinmezsek eğer, dışa bağımlı hale geliriz. “Hâlbuki dünya (hatta evren) Müslümanlara emanet edilmiştir ve onu korumak bir müslümanın görevidir.”

Recep Şentürk’ün konuşmasının sonunda sorduğu soru “biz Müslümanlar olarak insanlığa katkımız ne olabilir?” Şentürk’ün konuşmasını iyimser bir çizgide sürdürmesini, Müslümanların güç ve donanım kaynaklarının aslında çok açık oluğunu göstermek olarak değerlendirdim. Yeryüzünde yayılan ikinci büyük dinin İslam olduğuna değinen konuşmacı, Müslümanların içinde bulunduğu buhran döneminden bahsetmedi. Teorik olarak sağlam temellere dayansa da, İslam’ın günümüzde pratiğe dönüştürülmemesi, Müslümanları, İbrahim Kalın’ın da belirttiği gibi “çoğul iken azınlık durumuna” düşürmektedir.

4.Konuşmacı

İbrahim Kalın

“Fazlurrahman’a göre fıkıh reformu gerçekleştirmek, köklü bir değişim yapmadan mümkün değildir. Evren, insan, Tanrı ilişkileri netleşmeden bu olmaz. Felsefi bir proje var Fazlurrahman’da: detaylandırmak. İslam var olmak istiyorsa temel ilkelerini değiştirmek zorundadır. Bu ise modernist tartışmalardan kaynaklanır.” Konuşmasına Fazlurrahman’ın sözleri ile başlayan İbrahim Kalın, bu görüşleri benimsemese de Fazlurrahman’a gönderme yapmanın önemli olduğunu vurguladı. Fazlurrahman’ın tamamen değişen bir İslam modelinin aksine, fıkha tam manasıyla bakmanın önemine değindi. Müslümanların “çok nüfusa rağmen azınlık” nitelendirilmesinin yeni olduğunu vurgulayan Kalın, bu duruma neden olan sebeplerden ve daha çok Türkiye şartlarından bahsetti. “Yeryüzünde müslümanlar, nüfus bakımından çok olsalar da azınlık durumundalar. Bu yeni bir sosyal vak’adır. İlk kez ‘Müslüman azınlık’ olarak ortaya bir kavram çıktı ve azınlık haklarından bahsederken gayri Müslim değil Müslüman haklarını ele alıyoruz. Bu yüzdendir ki bir an önce ciddi bir değişime ihtiyaç var, değişimden maksat da asimile olmak değil entegre olmaktır.”

Konuşmacının “Müslümanların bu durumda kendilerini ayağa kaldıracak olan hangi kültürdür? ” sorusunun cevabını yine konuşmacımız veriyor: İslam kültürü. Ancak sorulması gereken mühim soru bu kültürün (İslam geleneğinin) realite ile nasıl birleştireceğidir. Ve ekliyor: “Ancak rekabet eden kültürler yaşayabilir. İslam, rekabet üretmeli, aktif olmalıdır. Müslümanlarda, tarihin gerisinde kalmış yani geç kalmışlık psikolojisi var. Bu durum aşılmalıdır.” Müslümanların tarihin sayfalarında kaldıkları düşüncesini en çok doğuran neden hiç şüphesiz tarih bilgisidir. Okullarda okutulan ve yıllardır devam eden Marksist tarih okumaları değiştirilmeli, insanlara dinler tarihi ve İslam tarihi bilgileri de aktarılmalıdır.

İbrahim Kalın, fıkhın pozisyona göre fetva çıkaran uygulamalarına birkaç örnek vererek, fıkhın insan üzerideki, sosyal, siyasal ve ticari alanlardaki etkisini dile getirdi; “1910’lu yıllarda İstanbul’da demir kaşık haramdır diye bir fetva çıkıyor. Bu fetva hangi usul içinde verilebilir? Aynı yıllarda İngiltere’den ülkeye getirilen demir kaşıkların çok rağbet görmesi ve ucuza mal edilmesi tahta kaşık yapan ve satan tüccarları zor durumda bıraktığı için (1 yıl gibi bir süreç) bu fetva yayınlanmıştır. Yine İsrail-Filistin meselesinde de toprak satmaya kalkan Filistinlilere “toprak satmak haramdır” fetvası yayınlanıyor. İslam’da özel mülk hakkı olmasına rağmen Filistinliler bundan men ediliyor. Hz. Ali dönemindeki hakem olayında mızraklara Kuran sayfalarını asarlar; böylelikle Kuran’ın hakem olacağına, ihtilafın kalkacağına inanırlar. Hz. Ali’nin dehşet bir sözü var bu duruma ilişkin: “Kuran insanların ağzıyla konuşan bir kitaptır.” Bu örnekler de gösterir ki tarihsel akıl, bireysel akıldan her zaman için daha fazla kazanım sağlar.”

Müslümanların 3 farklı durumu var:

1. Farklı hedeflere eğilmek.
2. Aynı hedefe farklı yollardan gitmek. (Bu şartlar gereği olabilir.)
3. Aynı yola farklı biçimlerden gitmek. (En önemlisi de budur.)

Çok büyük çatışmaların esnek ve geniş tutulmasının gerekliliğine değinen Kalın, sentezleme yoluna gidilmesini önerdi. Bunun için Türkiye şartlarından bahsetti ve örnekler getirdi. Mesela merkez-çevre ilişkisini Cumhuriyet döneminde ele almak. Merkezkaç kuvvetler bu durumu daha da besler. İslam düşünce tarihinde sadece “Ortodoksî” bir grup ulemanın katkısı ile değil, her alanda çok geniş aktiviteler topluluğu da İslam düşüncesine katkıda bulunmuştur. “Örneğin; Namık Kemal (7), Türk milliyetçiliğin babası olarak bilinen bu isim, konuşmacı olarak katıldığı bir toplantıda Arapları öven tabirler kullanır. Ne Batı medeniyetine tam teslim olmuştur ne de başka bir teslimiyetçilik örneği göstermiştir. Bu konulardaki Türkiye tecrübesi çok önemlidir ve incelenmelidir.”

Bu sözlerinin ardından sentezlemeye bir örnek olarak Türkiye Cumhuriyeti devrini 5 aşamada incelemiştir. Kendi sözleri ile kısaca bu dönemler aşağıdaki gibidir:

1. 1946–1950 seçimlerinde CHP iktidarının son bulması. Çevre merkez arası açıklık, uçurum duruma gelmiştir bu dönemde.

2. Bediüzzaman, Nurettin Topçu, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç gibi düşünürlerin aktif rol aldığı 1950 sonrası dönem.

3. Erbakan öncesi dönem, siyasal İslam (8)’ın Türkiye’deki rolü.

4. 80-90’lı yıllarda Turgut Özal’ın dış dünyaya açılan politikaları ve bu dönemde küreselleşmenin etkileri ülkemizde görülür. Önemli tercümelerin yapıldığı Seyyid Hüseyin Nasr ve Fazlurrahman gibi âlimlerin Türkiye ile tanıştığı dönemdir. Kültürel etkileşim sağlama çabası birden çok açılıma neden olmuştur.

5. Bu dönemde de çevrenin merkeze yaklaşma arzusu geri püskürtülmüştür. Başörtüsü şehre indiğinde yani merkeze yaklaştığında kaos olmuştur. 28 Şubat döneminde, sadece dindar kesim değil Solcular, Kürtler gibi kesimlerin oluşturduğu gruplar da menfi etkilenmiştir.. Bu dönemde merkez kontrol dışı kalmış, kendi kendini yetiştirmiştir.

Değerlendirme

Panel, dört “uzman” kişinin düşünceleriyle harmanlanan başarılı kolektif bir çalışma mahiyetinde. Panele katılanların, panel sonrası realiteye, moderniteye, reforma ve bu üç kavramın İslam ile ilişkisine daha yakından bakacakları ve fıkıh alanında kendilerine çalışma alanı bulacakları kesin. Verimli ve istifadeye açık bir ortam hazırladığı için İSAM’a tebrik ederim. Gayret edildiğinde bu tür panellerin düzenlenebileceği, bu son panel örneği ile karşımızda duruyor.

(*) Bu yazı, Ayşenur BULUT tarafından, 27 Ocak 2007 tarihinde İSAM’da düzenlenen “İslâmî Düşünce ve Uygulamada Değişebilir ve Değişemez Olanlar” başlıklı panelde katılımcıların konuşmalarından alınan notlardan derlenerek hazırlanmıştır. Yazı içerisinde yer alan tırnak içi kısımlar konuşmacılara ait olup, bunların haricindeki yazının tamamı yazara aittir.

Yazıda geçen kavram, isim ve bilgiler hakkında başvurulabilecek bazı kaynaklar:

(1) Ziba Mir HOSSEINI hakkında bknz : http://www.jhfc.duke.edu/ducis/civilizations/_hosseini.html

(2) Bknz. ÖZTÜRK, Suat. http://www.dusunceler.org/ kategori: Kadın. Konu: İki feminizm arasında yazı dizisi I-II-III

(3) İsviçre’de Freiburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr.Tarık Ramazan,Hasan El Benna’nın torunudur. Fransız Müslümanlarının kanaat önderi olarak öne çıkan Ramazan “İslam: Medeniyetlerin Yüzleşmesi, Hangi Modernite İçin Hangi Proje ” kitabı Türkçeye çevrildi. (tariqramadan.com)

(4) Bknz.Özgür Ansiklopedi,Wikipdia: http://tr.wikipedia.org/wiki/Sovyet_Sosyalist_Cumhuriyetler_Birli%C4%9F

(5) İbn-i Haldun hakkında bknz: http://trboard.org/modules/makale/makale.php?id=88

(6) Derinsular’daki yazı dizisi

(7) Bknz. Namık Kemal hakkında: http://www.dallog.com/tdsa1/namikkemal.htm

(8) AKDOĞAN, Yalçın. Siyasal İslam, İşaret Yay.2000

8 [?]

Share This


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: serender üzerinde 07 Ekim 2008, 12:36:58 ÖÖ 00
herkese küsüm
hiç kims eyazmıyor konuma

halbuki nasıl da özeniyorum
bu konuya

(uuff işte katılın lütfen :):):))

şimdi:


hani insan için deriz ya

istekler hiç bitmez.. diye
bunu çok kullanıyoruz değil mi?

ha işte

isteklerin bitmemesi gayet normal ki

çünkü Allah demiyor mu?

dualarınız (istemeleriniz) olmasaydı ne işe yarardınız?

yaa

öyleyse,

soru şu:

istekleri istenilene çevirebilme

yani:

istekleri dua kıvamına getirebilme

işte buda eğitimle olur.

istediğimizde kendimize-nefsimize şunu soralım

?? DİKKAT BU İSTEĞİN DUA MIDIR??

 ve bunu alışkanlık edelim ki;

istek düşüncesini de islamlaştıralım inşaAllah



Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: m.ufukalp üzerinde 26 Mart 2009, 11:48:08 ÖÖ 11
Alıntı
İbrahim Kalın, fıkhın pozisyona göre fetva çıkaran uygulamalarına birkaç örnek vererek, fıkhın insan üzerideki, sosyal, siyasal ve ticari alanlardaki etkisini dile getirdi; “1910’lu yıllarda İstanbul’da demir kaşık haramdır diye bir fetva çıkıyor. Bu fetva hangi usul içinde verilebilir? Aynı yıllarda İngiltere’den ülkeye getirilen demir kaşıkların çok rağbet görmesi ve ucuza mal edilmesi tahta kaşık yapan ve satan tüccarları zor durumda bıraktığı için (1 yıl gibi bir süreç) bu fetva yayınlanmıştır. Yine İsrail-Filistin meselesinde de toprak satmaya kalkan Filistinlilere “toprak satmak haramdır” fetvası yayınlanıyor. İslam’da özel mülk hakkı olmasına rağmen Filistinliler bundan men ediliyor. Hz. Ali dönemindeki hakem olayında mızraklara Kuran sayfalarını asarlar; böylelikle Kuran’ın hakem olacağına, ihtilafın kalkacağına inanırlar. Hz. Ali’nin dehşet bir sözü var bu duruma ilişkin: “Kuran insanların ağzıyla konuşan bir kitaptır.” Bu örnekler de gösterir ki tarihsel akıl, bireysel akıldan her zaman için daha fazla kazanım sağlar.”

İslamda hükümleri üç ana başlıkta ele alabiliriz:

1. Kuran ve Sahih Sünnetle belirlenmiş, zaman ve ictihatla değiştirilemeyecek sürekli geçerli hükümler.

2. Kuran ve Sünnetin, zaman ve ictihada bıraktığı alanlarda ehil fakihlerin ictihadı

3. Kuran ve Sünnetin, Müslümanların Veliyyi Emrine bıraktığı alanla ilgili hükümler.

İslamda haram olan bir hüküm hiç bir surette hiç bir yetkili tarafından helal edilemez, ancak helal olan bazı şeyler veliyyi emri müslimin tarafından zaman ve mekanla kayıtlı olarak yasaklanabilir.

Bazı insanlarımız 1910 yılında verilen demir kaşık haramına gülüp geçebilir. Ancak gereği gibi düşünülürse zaman mekan ve konum gözetilerek verilen çok harika bir fetvadır. Bu fetva  İngiliz emperyalizmine karşı müslüman kaşık üreticilerini korumak için verilmiş ve veliyyi emri müslimin yetkisi ile verilmiş bir fetvadır. Aslında haram edilen demir kaşık değil, haram edilen (geçici olarak tabi) ingiliz ekonomisinin müslüman osmanlı ekonomisine darbe vurmasıdır. Hüküm demir kaşığın haramlığı ile ilgili Kuran ve SÜNNETTEN TAHRİÇ EDİLEN hüküm değil, müslümanların veliyyi emrinin müslümanları gayri müslimlerin ekonomik tasallutundan koruması sebebiyle verdiği bir emirdir.


Konu Başlığı: dinde üçtemel
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 29 Kasım 2009, 11:33:56 ÖS 23
ALLAH IN HELAL KILDIĞINI HARAM SAYAN (VELİYYİ EMİR) KİM.
 SALTANATIN BABADAN OĞULA GEÇEN (MÜSLÜMAN) OSMANLI KİM

                         DİNDE ÜÇ TEMEL(tercüme kadir değirmenci)

(Ey Müslüman!) Allah sana rahmeti ile muamele etsin. Bilmen gereken dört önemli mesele vardır. Bunlar:
Birincisi: İlim (Öğrenilmesi gereken gerçek ilim) Allah'ı, Peygamberini, ve İslam dinini delilleri ile bilme zorunluluğudur.
İkincisi: Bu öğrenilen ilim ile gereğine göre amel etmek.
Üçüncüsü: Bu ilmi öğrenmeye insanlığı davet etmek.
Dördüncüsü: Bu davet esnasında karşılaşılacak zorluklara, sıkıntılara sabretmektir.
Bu meselelere delil ise Allah-u Teala'nın şu ayetidir:"Yarattığı her canlıya, dünya ve ahirette Rahman ismiyle, mümin kullarına ise ahirette Rahim ismiyle rahmet eden Allah'ın adı ile. Asra yemin olsun ki (Asr: Çağ, ikindi vakti, uzun bir zaman manasına gelir.) İnsanlık hüsrandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bundan müstesnadır." (Asr Suresi: 1-3. ayetler)
İmam Şafii (Allah ona rahmet etsin) bu sure hakkında: " Eğer Allah-u Teala yarattıklarına bu sureden başka bir hüccet indirmemiş olsaydı, yinede onlara hüccet olarak yeterdi" diye buyurmuştur. Ve İmam Buhari (Allah ona rahmet etsin) de şöyle geçmektedir: "İlim, söz ve amelden önce gelir konusu." Buna delil olarak Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:
"(Ey Muhammed) Bil ki Allah'tan başka hakkı ile ibadet edilecek bir mabud yoktur.Ve günahların için (Allah'tan) mağfiret dile" (Muhammed Suresi: 19) Allah-u Teala ayette ilime, söz ve amelden önce başlamıştır.
Bil ki Ey Müslüman! - Allah sana rahmet etsin - her Müslüman kadın ve erkeğin şu üç hususu bilmesi gerekir:
Birincisi: Muhakkak ki bizi yaratan, rızıklandıran Allah'tır. Ve o Allah bizi başı boş bırakmamış, bir Peygamber (terbiye eden) göndermiştir. Kim bu Peygambere uyar, ona tabi olursa cennete girer. Bu konuya delil ise, Allah'ın şu sözleridir.
"(Ey İnsanlar!) Muhakkak ki biz Firavun'a peygamber gönderdiğimiz gibi size de yaptıklarınıza şahitlik etsin diye bir peygamber gönderdik. Firavun gönderdiğimiz peygambere asi olmuştu da bizde onu çok şiddetli ve ağır bir biçimde yakalamıştık." (Müzzemmil Suresi: 15-16. ayetler)
İkincisi: Allah hiç bir şekilde yapılan ibadetlerde kendisine ortak koşulmasına razı olmaz. Ortak koşulan bir melek yada peygamber olması durumu değiştirmez. Buna delil ise Allah-u Teala'nın şu sözüdür.
Muhakkak ki mescitler Allah'a mahsustur. Allah'la beraber başka bir kimseye dua etmeyin. (yani hacetinizi istemeyin, ibadet yapmayın) (Cin Süresi: 18. ayet)
Üçüncüsü: Muhakkak ki kim Peygambere itaat eder, Allah'ı birler, ona ortak koşmazsa, onun en yakını dahi olsa Allah'a ve Peygamberine düşmanlık edeni, dost edinmesi caiz değildir. Buna delil ise Allah'u Teala'nın şu sözüdür:
"Allah'a ve Ahiret gününe iman eden, hiç bir kavmi; babaları, evlatları, kardeşleri ve akrabaları dahi olsa, Allah'a ve Resulüne düşmanlık edene sevgi besler bir vaziyette bulamazsın. İşte onlar Allah'ın kalplerine imanı yazdığı ve kendinden bir ruh ile destek verdiği kimselerdir. Allah o kimseleri altlarından ırmaklar akan içlerinde ebedi kalacakları cennetlere girdirecektir. Allah onlardan, onlarda Allah'tan razı olmuşlardır. İşte o kimseler Allah'ın hizbini (grup, taraftar) oluştururlar. Allah'ın taraftarları, işte onlar felah ehlidirler." (Mücadele Suresi: 22. ayet)
Bil ki Ey Müslüman! - Allah seni ona itaate yöneltsin - İbrahim (aleyhisselamın)'in dini olan hanifiyyelik (batıldan hakka doğru yönelmek) sadece Allah'a, tek olarak ona ibadet etmek, ihlaslı olmak demektir. Allah bütün insanlığa bunu emretmiş, bu şekilde ibadet etmelerini istemiştir. Çünkü insanlığı bunun için yaratmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Muhakkak ki ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. (Yaratılmalarında ki tek gaye sadece Allah'a ibadet etmeleridir)" (Zariyat Suresi 56. ayet)
"Bana ibadet etsinler" sözünden maksat; Allah-u Teala'yı birlemektir. Bu, Allah'ın insanlığa en büyük emri olan tevhiddir. Tevhid Allah'ı bütün ibadet çeşitlerinde birlemektir. Allah'ın insanlığa en büyük yasağı ise ona şirk koşmaktır. Şirk ise; Allah'la beraber başka bir şeye ibadette, itaatte bulunmaktır. Buna delil ise Allah-u Teala'nın şu sözüdür:
"Allah'a ibadet edin, ona her hangi bir şeyi ortak koşmayın" (Nisa Suresi 36 ayet)
Eğer birisi size insanın üzerine öğrenmesi gerekli olan üç temel esas nedir diye sorarsa, vereceğin cevap şu olsun: Kulun rabbini, dinini, ve peygamberi olan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'i bilmesi, tanıması ve öğrenmesidir.

BİRİNCİ ESAS:

KULUN RABBİNİ BİLMESİ
Sana rabbin kim? diye sorulduğu zaman şöyle cevap ver: Benim Rabbim Allah'tır. O ki beni ve bütün yaratılmışları (alemleri) nimeti ile terbiye eden, yetiştiren Allah'tır. O benim kendisine ibadet ettiğim, O'ndan başka hiç bir ilahın olmadığı Allah'tır. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Hamdın her türlüsü alemlerin Rabbi olan Allah içindir. (Fatiha Suresi: 2) Allah'ın dışındaki her şey (yaratılmış) bir alemdir. Bende bu alemden (yaratılmışlardan) biriyim.
Sana Rabbini ne ile, nasıl tanıdın, bildin? diye sorulduğu zaman şöyle cevap ver: O'nu (varlığına delalet eden) eylemleriyle ve mahlukatlarıyla bildim. Gece, gündüz, güneş ve ay onun ayetlerindendir. Yedi kat gök ve yedi kat yer ve aralarındaki her şey onun mahlukatlarındandır. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Gece ile gündüz, güneş ile ay (Allah'ın varlığına delalet eden) onun ayetlerindendir. Güneş ve ayı (Rabler edinip) secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin. Eğer Allah'a ibadet ediyorsanız." (Fussilet Suresi 37. ayet)
Ve şöyle buyurmuştur:
"Muhakkak ki sizin Rabbiniz olan Allah, gökleri ve yeryüzünü altı günde yaratmış ve sonrada arşın (tahtın) üstüne yükselmiştir. Gündüzün aydınlığını, onu süratle takip eden gece ile örten, güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğdiren O'dur. Böyle de her şeyi yoktan var etmek ve yarattıkları üzerinde tasarruf ve hüküm sahibi olma hakkı (yalnızca) Allah'ındır. Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah hayrı bol olandır." (Araf Suresi 54. ayet)
Rab; ibadet edilendir. Buna delil ise yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin. Umulur ki (böylece Allah'ın azabından) kurtulmuş olursunuz. O Rab ki sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü de sağlam bir çatı yaptı. Gökyüzünden yağmuru indirip onunla sizin için çeşitli meyveleri rızık olarak çıkardı. Öyle ise siz bunları bildiğiniz halde Allah'a ortak koşmayın." (Bakara Suresi 21-22. ayetler)
(Büyük tefsir alimlerinden) İbn-i Kesir (Allah ona rahmet etsin) şöyle buyurmuştur. İbadete müstahak olan bu kadar çeşitli mahlukatı yaratan, Allah'tır.
İbadet Çeşitleri: Allah'ın yapılmasını emrettiği; islamın şartları, imanın şartları ve ihsan gibi ibadetlerdir. Öyle ise dua, korku, ümit etmek, tevekkül etmek, isteyerek yönelmek, çekinerek korkmak, itaat ederek sakınmak, bilerek korkmak, yönelmek, yardım dilemek, sığınmak, imdat dilemek, kurban kesmek, adak adamak, yardımını beklemek hep ibadet çeşitlerindendir. Bunlar gibi Allah'ın emrettiği bütün ibadetler yalnızca Allah için yapılır. Bu ibadetlere deliller ise Yüce Allah'ın şu ayetleridir.

Dua: "Muhakkak ki mescitler (ibadet yerleri) yalnızca Allah'a aittir. Dolayısıyla Allah'tan başka birine dua (ederek ibadet) etmeyin."(Cin Süresi: 18)
Kim Allah'tan başkasına dua eder yada duasında Allah'la beraber başkasını da ortak koşarsa, yada duasının bir kısmını başka bir şeye niyazda bulunmak için harcarsa şirke düşer, kafir olur. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Kim Allah'la beraber başka bir ilaha (mabuda), ilahlığına hiç bir delili olmadığı halde dua edecek olursa, muhakkak ki onun cezası (hesabı) Rabbin katında olacaktır. Şüphesiz ki kafirler iflah olmayacaklardır." (Müminun Suresi: 117)
Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:"Dua ibadetin beyni (özü)'dür."
Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Sizin Rabbiniz buyurdu ki; Bana dua edin de dualarınıza cevap vereyim, icabet edeyim. Muhakkak ki bana ibadet etmekten kibirlenenler hakir ve küçük düşürülmüş olarak cehenneme gireceklerdir." (Gafir Suresi 60. ayet)

Korku: Bu ibadete delil ise Yüce Allah'ın şu ayetidir:Eğer iman eden kimseler iseniz, onlardan (kafirlerden) değil benden korkun" (Ali İmran Suresi: 175. ayet)

Ümit Etmek: Bu (ibadetin) delili ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:"Kim Rabbi ile karşılaşmayı ümit ederse salih amel işlesin ve Rabbine yapmış olduğu ibadetlerde ona kimseyi ortak koşmasın" (Kehf Suresi 110. ayet)

Tevekkül Etmek: Bu ibadetin delili ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:"Kim Allah'a tevekkül ederse Allah ona yeter" (Talak Suresi 3. ayet)

İsteyerek Yönelmek, Çekinerek Korkmak, İtaat Ederek Sakınmak: Bu ibadetlere delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür: "Şüphesiz ki Onlar hayırlı işleri yapmada acele ederler, ve bize korku ve istekle dua ederler. Onlar bize karşı (emirlerimize) itaat ederek sakınırlar"

Bilerek Korkmak: Bu (ibadete) delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür: "Onlardan değil, asıl benden bilerek (gerektiği gibi) korkun" (Bakara Suresi:150. ayet)

(Allah'a) Yönelmek: Bu (ibadetin) delili ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:"(Her işinizde) Rabbinize yönelin ve (nefislerinizle) O'nun (emirlerine, dinine) teslim olun." (Zümer Suresi 54. ayet)

Yardım Dilemek: Bu (ibadete) delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür: "Yalnız sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz" (Fatiha Suresi 5. ayet)
Peygamber efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur: "Yardım dilediğin zaman Allah'tan yardım dile"

Sığınmak: Bu (ibadetin) delili ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:"De ki: İnsanların Rabbi ve Hükümranı olan Allah'a sığınırım" (Nas Suresi 1-2. ayet)

İmdat Dilemek: Bu (ibadetin) delili ise Yüce Allah'ın şu sözüdür: "Rabbinizi imdada çağırdınız da (O da hemen akabinde) sizin bu çağrınıza cevap vermişti(karşılık vermişti). (Enfal Suresi 9. ayet)

Kurban Kesmek: Bu (ibadetin) delili ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:"De ki: Benim namazım, kestiğim kurban, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah içindir. O'nun (bu ibadetlerde) hiç bir ortağı yoktur. Ben bununla (bu ibadetleri yapmakla) emrolundum ve ben ilk Müslüman olanım." (Enam Suresi 162-163. ayetler)
(Peygamber efendimiz) sünnetinde şöyle buyurmuştur:" Allah kendinden başkası için kurban kesene lanet etmiştir."

Adak Adamak: Bu (ibadetin) delili ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:"Onlar adaklarını yerine getirirler ve şerri, kötülüğü yaygınlaşmış olan (o) günden korkarlar" (İnsan Suresi 7. ayet)

İKİNCİ ESAS:KULUN İSLAM DİNİNİ DELİLERİ İLE BİLMESİ

İslam'ın Tarifi:
İslam: Kulun Allah'ı (bütün yapmış olduğu ibadetlerde) birleyerek ona teslim olması, (emirlerine, yasaklarına) boyun eğerek itaat etmesi, şirkten ve onun ehlinden kendini uzak tutması, beri kılması demektir.

İslam üç mertebedir. Bu mertebeler şunlardır:


İslam

İman

İhsan

Her mertebesinde kendine göre rükünleri vardır.


BİRİNCİ MERTEBE: İSLAM

İslam'ın Rükünleri:

1- Kelime-i Şehadet getirmektir. Yani Allah'tan başka hakkı ile gerektiği gibi ibadet edilecek hiçbir mabud, ilah yoktur ve Muhammed onun elçisidir demektir.
2- Namaz kılmak
3- Zekat vermek
4- Oruç tutmak
5- Hacca gitmek (Allah'ın evini haccetmek)

Kelime-i Şehadetin delili ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:"Allah O'ndan başka hakkı ile ibadet edilecek hiç bir ilah olmadığına şahitlik etmiştir. (Öylede) Melekler ve ilim ehli olanlar dosdoğru ve adaletli olarak buna şahitlik etmişlerdir. O izzet ve hüküm sahibinden başka hakkı ile ibadet edilecek bir ilah yoktur." (Ali İmran Suresi 18. ayet)
(Şehadetin) manası ise: Allah'tan başka hakkı ile gerektiği gibi ibadet edilecek başka bir ilah yoktur demektir. "Başka bir ilah yoktur" sözü; Allah'ın dışındaki bütün ibadet edilen her şeyi iptal eder (hükmünü kaldırır). "Allah'tan başka" sözü; bütün ibadet çeşitlerinin yalnızca, tek olarak Allah'a ait olması demektir. O'nun ibadetlerde kendisinin bir ortağı olmadığı gibi mülkünde de bir ortağı yoktur. Bu şehadetin açıklaması ve tefsiri Yüce Allah'ın şu sözleridir.
"Hani İbrahim babasına ve kavmine beni yaratan Allah hariç sizin ibadet ettiklerinizden beriyim. Muhakkak ki O, beni doğruya iletecektir. (Allah) İbrahim'in bu sözünü kendisinden sonra gelecek olanlar belki hakka, doğruya yönelirler, dönerler diye baki kılmıştır." (Zuhruf Suresi 26-28. ayetler)
Ve şöyle buyurmuştur:
"De ki: Ey kitap ehli! (Yahudiler ve Hıristiyanlar) sizinle bizim aramızda ortak olan kelimeye geliniz. (O kelime ki) Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceğimiz, ona herhangi bir şeyi ortak koşmayacağımız, Allah'ın dışında birbirimizi Rabler edinmeyeceğimiz (Kelime-i tevhittir). Eğer yüz çevirir, gerisin geriye dönerlerse (onlara) şahit olun! Biz Müslüman olanlarız deyin" (Ali İmran Suresi 64. ayet)
Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Allah'ın Resulü, elçisi olduğuna delil ise, Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Muhakkak ki size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki; sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli, merhametlidir." (Tevbe Suresi 128. ayet)

"Muhammed Allah'ın Resulü" şehadetinin manası ise şudur: Emrettiği şeyleri yerine getirmek, haber verdiği şeyleri doğrulamak, yasakladığı ve nehyettiği şeylerden kaçınmak, Allah'a onun getirdiğinden başka bir şeyle ibadet etmemek demektir.

Namazın, zekatın ve tevhidin tefsirine delil ise, Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Onlar yalnızca Allah'a ibadet etmek ve dini (ibadeti) sadece ona halis kılmak, batıldan hakka meyleden kişiler olmak, Namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermekten başka bir şeyle emrolunmamışlardır. Zira dosdoğru inanç ve din işte bu dindir." (Beyyine Suresi 5.ayet)

Oruç ibadetinin farziyetine delil ise, Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Ey İman edenler! Sizden öncekilere yazıldığı (farz kılındığı) gibi size de oruç yazılmıştır.Umulur ki (Allah'ın azabından) korkarsınız, sakınırsınız." (Bakara Suresi 183. ayet)

Hac ibadetinin farziyetine delil ise, Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Allah'ın kulları üzerinde evine gitmeye gücü yetenler için hac etmeleri bir hakkıdır. Eğer kim inkar eder, küfrederse Muhakkak ki Allah bütün alemlerden müstağnidir (onlara ihtiyacı yoktur). (Ali İmran Suresi 97. ayet)

İKİNCİ MERTEBE: İMAN

İman yetmiş küsur şubedir. En yücesi, üstünü La İlahe İllallah (Allah'tan başka hakkı ile ibadet edilecek hiç bir ilah yoktur) demek, en aşağısı ise yolda bulunan rahatsız edici şeyleri yok etmek, imha etmektir. Haya etmek imanın şubelerinden biridir. İmanın altı şartı vardır.

İMANIN ŞARTLARI:

Allah'a inanmak
Meleklere inanmak
Kitaplara inanmak
Peygamberlere inanmak
Ahiret gününe inanmak
İyi ve kötü yönleriyle kadere inanmak.
Bu ibadetlere delil ise yüce Allah'ın şu sözüdür: "İyilik yüzlerinizi doğuya ve batıya doğru çevirmek değildir. Ve lakin gerçek iyilik Allah'a, Ahiret gününe, meleklerine, kitaba ve peygamberlere iman edenin iyiliğidir." (Bakara Suresi 177. ayet)

Kadere inanmaya delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:" Muhakkak ki biz her şeyi belli bir kadere göre yarattık." (Kamer Suresi 49. ayet)

ÜÇÜNCÜ MERTEBE: İHSAN

İhsanın tek bir rüknü vardır. O da Allah'a sanki onu görüyormuş gibi ibadet etmektir, sen onu görmesen de O seni görmektedir. İhsanın delili ise Yüce Allah'ın şu sözüdür.
"Muhakkak ki Allah, takva sahipleri (haramlardan Allah'tan korkarak kaçınanlar) ve ihsan edenlerle (kulluklarını hakkı ile yerine getirenler) (ilmi,yardımı ile) beraberdir." (Nahl Suresi 128. ayet)

Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur:"İzzet ve rahmet sahibi olana (Allah'a) tevekkül et. O ki seni namaza kalktığın zaman ve secde edenler arasındaki değişmeni görür. Şüphesiz ki O her şeyi işiten ve bilendir." (Şuara Suresi 217-220. ayet)

Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Ne işte olursan ol, ona dair Kuran'dan ne okursan oku, (Ey insanlar!) ne amel işlerseniz işleyin siz ona daldığınız sırada mutlaka, muhakkak ki biz sizin üzerinize şahit oluruz."(Yunus Suresi 61. ayet)

Bu konuya Peygamber efendimizin sünnetinden delil ise meşhur Cibril hadisidir:" Ömer bin Hattab (Radıyallahu anh)'dan rivayet olunan bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: " Biz peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında oturuyor iken üzerimize bembeyaz elbiseli, simsiyah saçlı, üzerinde yolculuk eseri gözükmeyen içimizden onu kimsenin tanımadığı bir adam çıka geldi ve peygamberin dizlerine dizlerini dayayarak iki elini bacaklarının üstüne koyarak oturdu ve Peygamber efendimize -Ey Muhammed! Bana İslamdan haber ver dedi?
-O da Allah'tan başka hakkı ile ibadet edilecek ilah yoktur ve Muhammed onun elçisidir demen, namazı kılman, zekatı vermen, orucu tutman, gitmeye gücün yeterse hacca gitmen, demişti.
- O da: Doğru söyledin dedi. Biz onun hem soru sorup hemde doğrulamasını acayip bir şey olarak karşıladık.
Sonra O: Bana imandan haber ver dedi.
- Peygamber efendimizde O'na "İman Allah'a, Meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, iyi ve kötü yanlarıyla kadere inanmandır" dedi.
- Daha sonra bana ihsandan haber ver dedi.
- Peygamber efendimizde İhsan; senin Allah'ı görmediğin halde Allah'ı görür gibi ibadet etmendir. Şüphesiz ki Allah seni görmektedir.
- (Sonra) bana kıyamet saatinden haber ver dedi. (Peygamber efendimizde ona): Soru sorulanın soruyu sorandan daha fazla bu konuda bir bilgisi yoktur dedi.
- (Cibril) Bana emarelerinden, alametlerinden haber ver dedi.
- (O da) Köle kadının kendi sahibini doğurması, ayakları ve kendileri çıplak fakir koyun çobanlarının yüksek binalar dikmekte birbirleriyle yarışmaları (emaretleridir) dedi. -Sonra çekip gitti. Uzun bir müddet bekledikten sonra peygamber efendimiz Ey Ömer! Soru soranın kim olduğunu biliyormusunuz diye sordu. Bizde Allah ve Resulü daha iyi bilir dedik. Bu kişi Cibril'dir, size dininizi öğretmek için geldi dedi." (Müslim c:1 sh:37)

ÜÇÜNCÜ ESAS:
PEYGAMBER EFENDİMİZ MUHAMMED (SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM)'İN BİLİNMESİ

O; Haşim oğlu Abdulmuttalib oğlu Abdullah oğlu Muhammed'dir. Haşim Kureyş'den, Kureyş Arap'tan, Arap ise Allah'ın dostu İbrahim'in oğlu İsmail'in soyundandır. (O ikisine ve Peygamber efendimize en güzel dua ve selam olsun) Onun (Peygamber efendimizin) atmış üç yıllık bir ömrü vardır. Bunun kırk yılı peygamberlikten önce, yirmi üç yılı ise peygamber ve resul olarak geçmiştir. İkra suresi ile Nebi, Müddessir Suresi ile Resul olmuştur. Mekke şehri onun memleketidir. Allah onu şirkten sakındırması ve tevhide davet etmesi için göndermiştir. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözleridir:
"Ey örtüye bürünen (Peygamber), Kalk ve sakındır ve Rabbini yücelt ve elbiseni temizle ve günahlardan uzak dur ve yaptığın iyiliği çok görüp başa kalkma ve Rabbin için sabret." (Müddessir Suresi 1-7. ayetler)
Ayetteki "Kalk ve sakındır"ın manası; şirkten sakındır, tevhide davet et demektir. "Rabbini yücelt"in manası; tevhitle onu birlemekle yücelt demektir. "Elbiseni temizle"'nin manası amellerini şirkten temizle demektir. "Günahlardan uzak dur"'un manası putlardan, tapılan her şeyden ve ehlinden uzak dur, onları terk et demektir.
Peygamber efendimiz şirkten on sene insanlığı sakındırdı, tevhide davet etti. On yılın sonunda miraca çıktı. Beş vakit namaz farz olundu. Bu şekilde Mekke'de üç sene namaz kıldı. Daha sonra Medine'ye hicret etmekle emrolundu. Hicret: (Kişinin) şirk beldesinden (küfür beldesinden) İslam diyarına intikal etmesi demektir. Hicret kıyamet kopuncaya kadar İslam ümmeti üzerine farzdır. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Melekler ruhlarını (canlarını) alacakları nefislere, siz (dünya hayatında) ne yapıyordunuz diye sorarlar. Onlarda bizler (kâfirler yüzünden dinin emirlerini tatbikten) aciz kimseler idik derler. (Melekler onlara) Allah'ın arzı (yeryüzü) geniş değilmi idi, yeryüzünde hicret etseydiniz derler. O kimselerin barınacakları, kalacakları yer cehennemdir. Orası kötülüğü çok olan bir varış yeridir. Erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan (hicret etmeye gücü yetmeyen) aciz kalan, bir çare ve yol bulamayanlar bundan müstesnadır. Allah böylelerini umulur ki affeder. Allah çokça af ve mağfiret sahibidir." (Nisa Suresi 97-99. ayetler)
Ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Ey iman edenler! Şüphesiz ki benim arzım (yeryüzü) geniştir. (Bu itibarla) yalnızca bana ibadet edin." (Ankebut Suresi 56. ayet)
İmam Bağavi - Allah ona rahmet etsin- bu ayetin iniş sebebinin Mekke'den hicret edemeyen Müslümanların Mekke'de kalışlarıdır. Allah onlara iman ismi ile seslenmiştir (demiştir.).
Hicrete sünnetten delil ise Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şu sözüdür
"Tevbe kesilmedikçe hicrette sona ermez, güneş batıdan doğmadıkça da tevbe kapısı kapanmaz" (Ebu Davud: 2479 no'lu hadis)
Peygamber efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine'ye yerleşip karar kılınca, dinin diğer hükümleri ile de emrolundu. Zekat, oruç, hac, ezan, cihad, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak gibi islamın diğer hükümlerini insanlığa bildirdi. Bu şekilde on yıl devam etti. Hicretin onuncu yılında vefat etti. - Allah'ın salatı ve selamı onun üzerine olsun- Onun getirmiş olduğu bu din kıyamete kadar baki kalacaktır.
Hiç bir hayırlı (iyi iş) yoktur ki onun (peygamber efendimiz) dini buna delalet, işaret etmesin, hiç bir kötülükte yoktur ki sakındırmasın.
Dinin delalet ettiği hayır: tevhid ve Allah'ın sevdiği ve razı olduğu her şeydir. Allah onu bütün insanlığa peygamber olarak göndermiş, insanların ve cinlerin hepsine ona itaat etmeyi farz kılmıştır. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
" De ki: Ey İnsanlar! Şüphesiz ki ben Allah'ın elçisi (peygamberi) olarak sizin hepinize gönderildim" (Araf Suresi 58. ayet) Onunla Yüce Allah dinini kemale, tamama erdirmiştir. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
" Bu gün ben size dininizi kemale erdirdim ve üzerinize nimetimi tamamladım ve İslam dininden sizin için razı oldum" (Maide Suresi 3. ayet)
Peygamber efendimizin öldüğüne delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Şüphesiz ki sende öleceksin ve onlarda ölecekler, sonra siz (Ey insanlar) Rabbinizin huzurunda mahkeme olunacaksınız." (Zümer Suresi 30-31. ayetler)
İnsanlar öldükten sonra tekrar diriltileceklerdir. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür.
"Sizi (topraktan) yarattık ve tekrar ona döndüreceğiz ve bir kere daha sizi ondan çıkaracağız" (Taha Suresi 55. ayet) ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Allah sizi yeryüzünden (tıpkı bir bitki gibi) çıkardı. Sonra ona sizi döndürecek, sonra sizi tekrar çıkaracaktır." (Nuh Suresi 17-18. ayetler)
İnsanlık tekrar diriltildikten sonra hesaba çekilecekler ve amellerinin karşılığı verilecektir. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'a aittir. (bunların yaratılması ise Allah'ın) kötülük edenleri yaptıkları ile cezalandırması, iyilik edenleri, güzel iş işleyenleri de mükafatlandırması içindir." (Necm Suresi 31. ayet)
Kim yeniden diriltilmeyi yalanlarsa kafir olur. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Kafirler, inkar edenler yeniden diriltilmeyeceklerini zannederler. De ki: Evet Rabbime yemin olsun ki siz tekrardan muhakkak ki diriltileceksiniz. Sonrada yaptıklarınızdan haber edileceksiniz. (Elbette ki) Allah için onu yapmak çok kolaydır." (Teğabun Suresi 7. ayet)
Yüce Allah bütün peygamberleri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndermiştir. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür.
" (Biz) İnsanlığa peygamberler gönderildikten sonra Allah'a karşı kullanabilecekleri bir delilleri kalmasın diye müjdeleyici ve sakındırıcı peygamberler gönderdik." (Nisa Suresi 165. ayet)
İlk olarak bir din ile gönderilen peygamber Nuh aleyhisselamdır. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
" Biz Nuh'a ve daha sonraki peygamberlere vahy ettiğimiz gibi şüphesiz ki sana da vahiy ettik." (Nisa Suresi 163. ayet)
Muhakkak ki Allah Nuh (aleyhisselam)'dan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e kadar bütün ümmetlere bir peygamber göndermiştir. Bütün peygamberler ümmetlerini yalnız Allah'a ibadet etmeye çağırmış ve tağuta ibadet etmeyi yasaklamışlardır. Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
"Muhakkak ki biz her ümmete Allah'a ibadet edip, tağutlardan kaçınmaları için bir peygamber gönderdik." (Nahl Suresi 36. ayet)
Yüce Allah bütün kullara tağutları inkar edip, Allah'a iman etmelerini farz kılmıştır.
Tağut kelimesinin manası hakkında İbni Kayyım şöyle söylemiştir: Tağutun manası: Kulun haddini aşarak Allah'tan başka ibadet ettiği her mabud, onun dışında emrine tabi olduğu kendisine tabi olunan ve kendisine itaat edilen her şey tağut demektir.
Tağutlar çok çeşitlidir. Başlıcaları beş tanedir.
1- Şeytan (Allah ona lanet etsin)
2- Kendisine ibadet edilmesinden razı olan, ibadet edilen
3- Kendisine ibadete çağıran
4- Gaybdan bir şey bildiğini iddia eden
5- Allah'ın indirdiğinin dışında hüküm edenler tağuttur.
Buna delil ise Yüce Allah'ın şu sözüdür:
" Dinde zorlama yoktur. Hak yol batıl yoldan ayrılmıştır. Kim tağutu inkar eder, Allah'a inanırsa kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuş olur. Allah çokça her şeyi işiten ve bilendir." (Bakara Suresi 256. ayet)
La İlahe İllallah'ın manası da budur. (Allah'tan başka hakkı ile ibadet edilecek bir ilah yoktur) Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Her işin başı islamdır, direği namazdır ve direğin zirvesi ise Allah yolunda cihattır."
Allah her şeyi en iyi bilendir. Ve sallallahu ala Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellem


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: feryad üzerinde 12 Ağustos 2010, 10:03:24 ÖÖ 10
çok  değerli yazılar yazılıyordur ama ben asla uzun  yazıları okumam bu yüzden size katılamıyacağım...


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: movsar üzerinde 04 Haziran 2011, 09:46:48 ÖÖ 09
 ÇOK GÜZEL ve aynen KATILIYORUM..... nedir bu Gevezelik ya...satırlarca Mesaj yazmışlar üşenmeden ki OKUNMASIN diye yazık emeğinize... bunun bi NORMALİ var    KISA VE ÖZ...


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: serender üzerinde 04 Haziran 2011, 10:04:00 ÖS 22
İsabet olmuş

(okumamanız-katılmamanız)


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: kutbay üzerinde 04 Haziran 2011, 10:36:06 ÖS 22
ÇOK GÜZEL ve aynen KATILIYORUM..... nedir bu Gevezelik ya...satırlarca Mesaj yazmışlar üşenmeden ki OKUNMASIN diye yazık emeğinize... bunun bi NORMALİ var    KISA VE ÖZ...

Emin olun ki sizin gibi düşünmeyen, gerek bilgiye aç olduğundan ve gerekse bilgiye tazeleme/teyit etmek açısından bu yazıları sonuna kadar okuyan kardeşlerimiz var.

Sizin gevezelik olarak belirttiğiniz, yazık dediğiniz ve fakat bu emeği harcayan kardeşlerimiz neden emek harcamış olabilirler?

Duruma bu noktadan baktığımızda birşeyleri paylaşmak isteyen kardeşlerimize lakayıt bir yaklaşımda bulunmak saygısızlık olurdu.

Eleştirideki amacınız uzun yazıların toparlanıp özetlerinin oluşturulup öyle paylaşılarak bir çok kardeşimize daha faydalı aktarım olacağı yönünde ise, bu tavırla bunu söylemiş olmazsınız.

Amacımız birbirimizi eğitmek, doğruyu göstermek ve aynı yoldaki kardeşlerimizi bizden bilmek şeklinde olmalı. Lütfen dikkat edelim.


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 08 Nisan 2012, 11:44:07 ÖÖ 11
cennet o kadarda ucuz değil,biraz zahmet etmek gerek,o kadar malayani işlerle uğraşırken o kadar çok boş işlere zamanı olanların arasında DİNİNİN ASLINI ÖĞRENMEYE ZAMANINI VERCEK OLANLARDA OLMUŞTUR VE OLACAKTIRDA ve bu zahmetede katlananlarsa AZDA OLSA vardır.

Dileyen dilediği işe zamanını verir ve kişinin sıkıntısı neyse o yönde zamanını kullanır ve öylede kullanmalı...Tercih sizin ebedilik veya geçicilikten yana kullanılır..Paylaşımların uzun olmasından yakınanlar okumazlar olur biter.. ???


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: ebubekir üzerinde 13 Ağustos 2012, 01:48:13 ÖÖ 01
Alıntı
İbrahim Kalın, fıkhın pozisyona göre fetva çıkaran uygulamalarına birkaç örnek vererek, fıkhın insan üzerideki, sosyal, siyasal ve ticari alanlardaki etkisini dile getirdi; “1910’lu yıllarda İstanbul’da demir kaşık haramdır diye bir fetva çıkıyor. Bu fetva hangi usul içinde verilebilir? Aynı yıllarda İngiltere’den ülkeye getirilen demir kaşıkların çok rağbet görmesi ve ucuza mal edilmesi tahta kaşık yapan ve satan tüccarları zor durumda bıraktığı için (1 yıl gibi bir süreç) bu fetva yayınlanmıştır. Yine İsrail-Filistin meselesinde de toprak satmaya kalkan Filistinlilere “toprak satmak haramdır” fetvası yayınlanıyor. İslam’da özel mülk hakkı olmasına rağmen Filistinliler bundan men ediliyor. Hz. Ali dönemindeki hakem olayında mızraklara Kuran sayfalarını asarlar; böylelikle Kuran’ın hakem olacağına, ihtilafın kalkacağına inanırlar. Hz. Ali’nin dehşet bir sözü var bu duruma ilişkin: “Kuran insanların ağzıyla konuşan bir kitaptır.” Bu örnekler de gösterir ki tarihsel akıl, bireysel akıldan her zaman için daha fazla kazanım sağlar.”

İslamda hükümleri üç ana başlıkta ele alabiliriz:

1. Kuran ve Sahih Sünnetle belirlenmiş, zaman ve ictihatla değiştirilemeyecek sürekli geçerli hükümler.

2. Kuran ve Sünnetin, zaman ve ictihada bıraktığı alanlarda ehil fakihlerin ictihadı

3. Kuran ve Sünnetin, Müslümanların Veliyyi Emrine bıraktığı alanla ilgili hükümler.

İslamda haram olan bir hüküm hiç bir surette hiç bir yetkili tarafından helal edilemez, ancak helal olan bazı şeyler veliyyi emri müslimin tarafından zaman ve mekanla kayıtlı olarak yasaklanabilir.

Bazı insanlarımız 1910 yılında verilen demir kaşık haramına gülüp geçebilir. Ancak gereği gibi düşünülürse zaman mekan ve konum gözetilerek verilen çok harika bir fetvadır. Bu fetva  İngiliz emperyalizmine karşı müslüman kaşık üreticilerini korumak için verilmiş ve veliyyi emri müslimin yetkisi ile verilmiş bir fetvadır. Aslında haram edilen demir kaşık değil, haram edilen (geçici olarak tabi) ingiliz ekonomisinin müslüman osmanlı ekonomisine darbe vurmasıdır. Hüküm demir kaşığın haramlığı ile ilgili Kuran ve SÜNNETTEN TAHRİÇ EDİLEN hüküm değil, müslümanların veliyyi emrinin müslümanları gayri müslimlerin ekonomik tasallutundan koruması sebebiyle verdiği bir emirdir.



1910´da veliyyil emir mi varmis ?

demir kasik yasagi cikaracagina dünyanin gelisimini ayak uydurup  cagin gereklerini yerine getirseydi dimi:))

caga ayak uydurma,teknolojiyi almak yerine tu kaka ilan et her alan da iflasla karsi karsiya kaldigin da beceriksizligini örtbas etmek icin dini islami  kullan bunun adi piskinliktir..

bu tarz bir zihniyet elbette gülünc duruyo..


slm.


Konu Başlığı: Kullandığımız Kelimeler Seküler mi Allah Referanslı mı?
Gönderen: serender üzerinde 18 Ağustos 2012, 04:26:17 ÖS 16
"Önce söz vardı", biz de söze sözle başlayalım




Geçen Cuma hutbesinde mahalle imamımız Kadir Gecesi'nden söz etti ve sonunda da "şimdiden Kadir Gecenizi kutlarım" diye bir cümle sarf etti. Bu sözün bende ilk oluşturduğu intiba, manevi köklerinden koparılmış modern ve profan bir temenna ya da temenni oldu.

Hemen aklıma başka kelimeler de geldi. Aynı anlamda olduklarını düşündüğümüz, ya da birisini diğerine göre daha yeni daha modern, dolayısıyla da daha geçerli sandığımız öyle kelimeler vardır ki, anlam izlerini sürdüğünüz zaman sizi başka dünyalara götürürler.

Kutlu olsun ne demek? Herhalde uğurlu olsun demek, ama her ikisinin de anlamı ve referansı açık değil. Belki ikinci üçüncü adımda bereketli olsun gibi bir temenniyi dile getiriyor olabilirler. Temenni, yani bu sözü söyleyenin, aslında gerçekten isteyip istemediği de bilinmeyen bir arzusu ve isteği.

Bunun yerine mübarek olsun denmiş olsaydı bu bir dua olurdu. Mübarek, yani bereketli. Tebarekellah deriz. Allah mübarektir, yücedir, bereketin kaynağıdır, demektir. Bir iş için mübarek olsun demek, Allah onu bereketlendirsin, onda Allah'ın da katkısı bulunsun, diye dua etmektir.

Kısaca, Kadir Geceniz mübarek olsun denmesiyle, kutlu olsun denmesi arasında fark vardır. Birinin referansı manevi alandır, Allah'tır. Dolayısıyla bu bir duadır ve içten söylenmişse ona bir şekilde icabet edilir. Diğeri kuru bir temenniden ibarettir, söylenir ve biter.

Başarmak ve muvaffak olmak da böyledir. Birincisi insanın ulaşmayı hedeflediği bir başa ermesi demektir ve başarı göreceli bir durumdur. Bu belirlenen hedef haddi zatında çok iyi bir erek olmayabilir de. Ama muvaffak olmak, muvafık olmaktan gelir ki Allah'ın rızasına ve beğenisine uygun olanı yapmak demektir. Onun için muvaffak olmanın referansı Allah'tır ve muvaffak olan, muvafık kılınan anlamındadır. Yani haddi zatında iyi olana, olması gerekene Allah tarafından ulaştırılan demektir. Onun için tevfik Allah'tandır denir. Bu elbette zorunlu bir kaderciliği anlatmaz. Bilindiği gibi tevfik Allah'tandır, denmezden önce, çalışmak bizden, cümlesi de vardır.

Mutlu olmak ve mesut olmak kelimeleri de böyledir. Birincisi sekülerdir, ikincisinin manevi referansları vardır. Ya da birisi insanda biter, diğeri Allah'a dayanır. Mutlu olmak demek, ongun, bahtiyar olmak, arzusuna göre yaşamak gibi anlamlara gelir. Ancak hemen anlaşılacağı gibi kişi aslında değersiz hatta kötü olan bir şeyle dahi mutlu olabilir. Ama mesut olmak, saadetli olmak demektir. Saadette yardım ve destek anlamı vardır. Yani mesut olan aslında Allah'ın yardım ve desteğini alan kimsedir ve görüldüğü gibi referansı yine Allah'tır. Onun için mesut olan yani saîd cennettedir, zıddı ise şakidir ve şakî olan cehennemdedir denmiştir. Parayla saadet olmaz sözü anlamlıdır.

Merhaba ve selam kelimelerinde de bu çift yönlülük vardır. Asılları itibariyle her iki kelime de Arapça'dır. Ama referansları farklıdır. Merhaba, rahat ol, geniş ol demektir. Ama referansı kuru bir temenniden ibaret olduğu için sekülerdir, profandır. Meclisimize gelen birisi için söylenmesi anlamlı olabilir, ama selamın yerini tutmaz. Selam Allah'ın isimlerinden biridir. Selamün aleyküm Allah'ın Selam isminin tecellisi/yansıması olan selamet, sağlık, güven senin üzerine olsun anlamında bir duadır, yani referansı Allah'tır. Sabahtan akşama kadar insanların birbirlerine selam verip aldıkları bir toplum düşünün. Bilinçli olması halinde selamlaşılan böyle bir topluma selametin, güvenin ve barışın ineceği muhakkaktır. Bu sebepledir ki, her iki kelimenin kökü de Arapça olmasına rağmen seküler insanlar selamdan rahatsız olurlar da merhabadan rahatsız olmazlar. Bunun için "selamı yayınız" denmiştir.

Günaydın, tünaydın, iyi günler, iyi akşamlar, iyi bayramlar gibi pek çok kelime de merhaba gibi manevi referansları olmayan kelimelerdir. Elbette bunları söylemenin bir zararı yoktur ama dua anlamı taşımazlar, yalınkattırlar. Eğer gerçekten varsa, kuru bir temenniden öte geçmezler.

O halde sözümüz söz olmalı.

Muvaffak olursak haftanın iki günü; Cuma ve Pazar günleri sizinle beraber olacağız, söyleyecek ve dinleyeceğiz. Önemli sorulara cevap arayacağız. Dualarınızla desteğinizi bekliyoruz.

Çalışmak bizden tevfik Allah'tandır

Oruçlarınız makbul, bayramınız mübarek olsun.

 

Faruk Beşer / Yeni Şafak


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: mustafaa üzerinde 20 Mayıs 2013, 04:45:40 ÖS 16
İnsanoğlunu insan  yapan en önemli eylem düşünebilmesidir.

Düşünen insanlar doğruya yol alabilir, düşünemeyen insanlar yerinde sayar, korkularla yaşarlar.
Düşünemeyen insanlar, kendi sorunlarını çözemeyen, aklı başına toplayamayan toplumlar karanlıklar içerisindedir, sürekli korkutulurlar. 

Düşünebilmek Allahın insana verdiği en büyük nimetlerden birisidir. İnsan fıtratında olan ve doğuştan yaratılışımızın özünde bulunan bu nimet içinde bulunduğumuz ortam, yetişme tarzı, toplumdaki yanlış öğretiler, işin kolayına kaçmak için yapılan ezbercilik ve esasında istek arzular, duygular ve hayallerin topluma egemen olması, aklın devre dışı bırakılması nedeniyle düşünce ve yolları insanların beyinlerinde kapanmakta ve insan fıtratında var olan bu nimet körelmekte ve neticesinde insan kararmaktadır.

Düşünemeyen insan dini manada ölüdür, ölen kalptir.

Enam 122: Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur(ışık) verdiğimiz kimsenin durumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu? İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.


İnsan fıtratında doğuştan verilen düşünebilme yetisi körelmemişse, işler haldeyse karanlığın hakim olduğu, cahilliğin hüküm sürdüğü yerde bile bu özellik insanı aydınlığa, doğruya götürür.

Rum 24: Ve O'nun âyetlerindendir ki, korku ve ümit olarak size şimşeği gösterir. Ve gökten su indirir, böylece onunla, ölümünden sonra arzı (toprağı) diriltir. Muhakkak ki bunda, akıl eden bir kavim için mutlaka âyetler (deliller, ibretler, mucizeler) vardır.


Kalblerin paslandığı, öldüğü yerde, insanlar istek ve arzularının peşinden gider hayalde yaşar  ve duygularda boğulur, işte böyle insanların yaşadığı topraklar ancak gökten inen rahmet kuran ile, gökten inen  su ile temizlenince dirilir, bu su ile abdest aldırılınca canlanır yeşile bürünür bahçeye  dönüşür, yoksa çöle döner,  topraklar tuzlanır, ot dahi yetişmez, kavurucu güneş yakar insanları, insanlar serinleyecek ağaç gölgesi dahi bulamazlar, karanlık tüm insanların üzerine çöker, insan kendi elleriyle yaptığının karşılığını alır, Allah hiç kimseye zulmetmez.

Bakara Suresi;
17. Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler.

18. Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.

19. Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.

20. (O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye kadirdir.


İnsanın beyninde arada sırada çakan bu şimşekler bu kıvılcımlar olmasa karanlıkta hiç ilerleyemez.

Üzerimizdeki ölü toprağını atmak için düşünmeye başlamalıyız, Allahın indirdiği ayetler(kuran) ve yarattığı ayetler(her şey) üzerinde düşünmeliyiz, anlamaya çalışmalıyız.

Her insana farz olan Allahın ayetlerini düşünme ve anlama işini hakkıyla yerine getirmek için, Allaha teslim olabilmek için, islam girmek için, insan olabilmek için mücadele etmeliyiz, düşünmeliyiz!

Düşünmek aydınlığa giden yolda ilk adımı atmaktır.


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: mustafaa üzerinde 23 Mayıs 2013, 04:56:40 ÖS 16
Kuran insanlar için ibrettir, yoldur, rehberdir, öğüttür.
Kurandan alınan bilgilerle insanlar kendi hayatlarını düzenleyebilirler.
Allahın huzuruna herkes kendi çıkacaktır.
Hiç kimsenin yükü kimseye verilmez.
Hesap günü herkes kendi hesabını kendi verecektir.
Hiç kimse bir başkasının hesabını yüklenemez.
Her nefes adedince Allaha yol gider, ama rahmani ama şeytani.
Allah hiç kimsenin yolunu bir başkasına yüklemez.
Hiç kimse bir başkasının şekline ve kılıfına giremez, girmeye de zorlanamaz.
Hiç kimse kimseye iman adı altında kendi düşüncesini, fikrini  enjekte edemez, dayatamaz, ama doğruya ulaşmak için bilgilerini tecrübelerini paylaşabilir.
Yaşamda herkes mücadele ederek hayrı ve şerri yaşayarak görecektir.
Allahın yaşamdaki tecelli eden kanunları herkese eşit muamele yapmaktadır, hiç kimseye torpil geçmemektedir. Bilen için her şey kolaydır, bilmeyene en kolay şey bile deveye hendek atlatmaktan zordur, ilmetmek onun için çok değerlidir.
Yaşamda mücadele ederek insanlar Allahın nezdinde isim ve sıfatları kazanırlar. Ben şuyum buyum demekle kimse bu sıfatları kazanamaz.

Yaşamda herkes aynı yoldan yürümeyebilir, yürümek zorunda da değildir, insanlar her durum için aynı anlayışı taşımadıkları için birbirine kafirdirler, yani birbirinin anlayışını örteler. Cahiliye arapları zaten kendi kabilesinden olmayanlar için kafir, yani bizden değil, bizim kabileden değil, bizim anlayıştan değil, bizim ilahımıza tapmıyor  diye kafir demekteydiler. Önemli olan Allahın yaşamda  koyduğu kanun düzenin dışında (kafir) olmamak, bunun için mücadele etmekdir. Kuranın davet ettiği hakikatlere kafir olmamalıyız. Toplumu ayakta tutan kişiler değil geneldir. Genel anlayışımızla ancak Allahın toplum üzerine koyduğu yasaya ayak uydurabiliriz, buda bilgilenmek ve bilinçlenme ile olur ve oluşur, uykudan uyananlar artıkça, doğrular yaşamda sergilendikçe İslam(barış, huzur) iklimine gireriz.

Peygamberimiz insanlara  kuranla dua(davet, çağrı) etmiştir. Kuranla insanları uyarmış ve içindeki hadiselerden ibret alınmasını öğüt vermiştir. Peygamberimizim şefahatine nail olmak için öncelikle daveti, çağrıyı anlamalıyız ki yaşamda sergileyelim.

Yapılan dua, davet, çağrı bizim kendi aklımızadır, aklımızı öncelikle kendimiz başımıza toplamalıyız, peygamberimizin yaptığı bu duaya(çağrıya, davete) kendimiz icabet etmeliyiz.

Bir başkasının kurandan anlayışına, kurandan  çıkardıkları sonuçlara  davet etmek, gelin kesin din budur diye sınır çizmek, dışındakileri islamın dışında saymak, kafir demek islamı anlayanların söyleyebileceği bir şey değildir.  Dinin sınırlarını Allah çizer.  Allah hiçbir insan grubunu zulme davet etmez, Allah kimseye de zulüm etmez. Fakat insanlar bir birbirlerini bağlamak, esir etmek, yönlendirmek isterler bunu da insanlara peygamberlerin bıraktığı  kelamlarla, dini kullanarak yapmaya çalışırlar, Allah rahmete çağırır, zulme değil. En büyük zulum hakikatin tersyüz edilmesidir.

İslam çatışı altında toplanılacak yer Kuranın kendisidir, kurandan bir başkasının anladığı  değildir. Zaman ilerledikçe insanlığın bilgisi artmakta ve ayetlerden okunan bilgiler genişlemektedir. Ayetler  kağıttan sayfaların içinde değil dışındadır. Kuranda ayet derken neyi anlatıyor bir incelemek gerekli.

Zaman her şeyi öğütür, değiştirir. İnsanlık için şartlar sürekli değişmekte, imtihan zorlaşmaktadır. Kuranda elde edilecek akılla yaşam yeniden ve sürekli okunmalıdır, zamanın doğrularına yaklaşmak ve dengeye ulaşmak için teraziyi dengeye getirmek  gereklidir.  Yoksa zamanda kaybolup gideriz, Allah için bizim yerimize  anlayan bir toplum getirmek kolaydır, Allahın kanunları işlemektedir. Şuan İslam aleminde yaşanan bu helakın sebebi nedir? Yaşamda doğrulardan, adaletten, haktan, akıldan uzaklaşan dengesini kaybeden  toplumlar, yaşama kafir olurlar ve helak olma yolunda ilerlerler.  Ayetler canlıdır, kağıt üzerinde değildir. İşte bu canlı ayetleri okuyun diye insanlar Kuranda uyarılmaktadır. Bu ayetleri okuyacak gören göz, duyan kulak ve konuşan ağız olmayınca akıl ölür. Ölü, kör, sağır ve dilsiz bir toplum haline geliriz.  Bir musibet bin nasihatten hayırlıdır demişler atalar.

Geçmiş bizim için mirasdır. Mirası helal haram demeden yememek gerekir. Geçmişten gelen bilgiler bizim için bir veridir. Binanın sağlam olması için bu verileri olgunlaşmış akılla okumak gereklidir, bu değerler yaşamda var mı yok mu görmek gereklidir. Mücadele şart. İnsanın en büyük cihadı kendi nefsine karşı verdiği cihaddır, bir başkasına karşı verilen değil.
Kuranda hiç düşünmez misiniz?, akletmez misiniz?, akıl sahipleri için ibretler, deliller vardır!, Allah akıl etmeyenlerin üstüne pislik yağdırır! gibi ifadeleri sürekli tekrarlanarak  insanlar derin düşünceye davet edilmektedir.

Düşünen, akleden insan sıfatına yaklaşır, düşünemeyen insanlıktan uzaklaşır.
Bir yerde yanlışlık varsa bunu kendimizde aramalıyız, bir başkasında değil, ancak o zaman yanlışı düzeltebiliriz.
Bir doğru bin eğriyi düzeltir. Yaşamda yapılan tüm eğrilikler, yanlışlar bir doğruyu ortaya çıkarmak içindir. İnsan yanlış yapa yapa doğruyu bulur, denemeden, mücadele etmeden, doğruları yaşama katamayız. Mücadele şart.


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: hanif_bir_kul üzerinde 07 Eylül 2013, 07:50:38 ÖS 19
1. Kuran ve Sahih Sünnetle belirlenmiş, zaman ve ictihatla değiştirilemeyecek sürekli geçerli hükümler.

2. Kuran ve Sünnetin, zaman ve ictihada bıraktığı alanlarda ehil fakihlerin ictihadı

3. Kuran ve Sünnetin, Müslümanların Veliyyi Emrine bıraktığı alanla ilgili hükümler.

Sa
mehmet kardeşim  Alttaki yazımı dikkatle oku mehmet buarada nasılsın.

serender kardeşimede cevap olsun.. detaylı bir şekilde uzun bir yazı  dağa önce buyazıyı foruma asmıştım.

Allah’in sistemi

--------------------------------------------------------------------------------

Kur'ânı Kerim; muhteşem ilâhî bir sistemi açıklamakta, bilinmeyen bütün soruları cevaplamaktadır. Dünyaya niçin
geldik? Vazifelerimiz nedir? İnsanlar öldükten sonra herşey Dünyada bırakılıp yok mu olunuyor? Ölüm ötesi yaşam var
mı?

Tüm bunları insanlar bilmeliydi. Cenâbı Allah'ın muhteşem sistemini içeren İlâhî Yasaları; Son Peygamber Hz.
Muhammed (s.a.v.) aracılığı ile, bir ışık olarak insanlara gönderilen Kur'ânı Kerîm'den öğrenmekteyiz. Din denilen
bu sistemi, çok iyi ve çelişkisiz kavramak, üzerinde derin derin düşünmek, sırrı çözmenin anahtarıdır. Din,
Yaratıcı Kudreti hissetmek, tanımak ve tasdik etmekle başlar. Bu dinin adı, İslâm yani Allah'a teslimiyettir. Bütün
kâinatın da Allah'a teslim olarak ibadet halinde olduğunu Kur'ân bize bildirmektedir. İslâmiyet sadece belli bir
topluluğun dini değil, bütün insanların ve muhteşem düzen içindeki evrenin de Yüce Yaratıcı'sına olan hamdının ve
şükrünün ifadesidir.

Yazımızın bölümlerini teşkil eden Allah'ın Sistemi, beş başlık altında toplanmıştır : Peygamberler, Kitaplar,
Allah Katında Din İslam'dır, İbadet, İnsana Verilen Nimetler.

__________________________________________________ ________________
PEYGAMBERLER

Yüce Yaratıcı'nın yasalarını insanlara bildirmekle görevlendirilmiş Allah'ın elçileri olan peygamberlerin,
istisnasız bütün toplumlara gönderildiğini Kur'ân ayetlerinden anlaşılmaktadır. İnsanlara yaratılış kanunlarını
tebliğ ederek, Allah'ı öğrenmeleri ve doğru yola gitmeleri için vazifelendirilen resullerin sayılarını yalnız
Cenâbı Hakk bilmektedir. Ancak binlerce olduğu rivayet olunur. Kur'ânda; ilk insan ve ilk Resul Hz. Adem'den Son
Peygamber Hz. Muhammed'e kadar, 27 peygamberin isimleri ve öyküleri bildirilmiştir. Bu peygamberler genellikle
Ortadoğu kökenlidir. Her topluma bir peygamber gönderildiğine göre, diğer bölgelere de çok daha fazlasının
geldiğini Kur'ân açıklamaktadır.

Devmı var


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: hanif_bir_kul üzerinde 07 Eylül 2013, 07:52:57 ÖS 19
PEYGAMBERLERİN GÖNDERİLME SEBEPLERİ

16/36: Andolsun ki Biz: Allah'a ibadet edin ve azgın kişilerden sakının diye her topluma bir peygamber
gönderdik...
4/165: Rahmet müjdeleyici ve azab uyarıcı gönderdik ki, elçiler geldikten sonra insanların Allah'a karşı bahaneleri
olmasın...

Rahmet; merhamet, nimet verme, bağışlama, lütuf manalarına gelmekle beraber, sevgi, şefkat gibi anlamları da
içerir. Azab ise büyük sıkıntı, eziyet, işlenen suçlara karşılık dünyada ve ahirette çekilecek cezadır.

Cenâbı Allah insanlara emir ve yasalarını öğretmek için rahmet müjdeleyici ve azab uyarıcıları olarak peygamberler
göndermiştir. Böylece Yaratıcı'sını gönlünde hisseden, tanıyan insan, iman ederek azgın kişilerin etkisinden de
kurtulmuş , insanların da bu dünya'da ve ölüm ötesi yaşamda, ilâhî yasaları bilmiyorduk gibi bahaneleri de
kalmamıştır.

HER TOPLULUĞA BİR PEYGAMBER

10/47: Her topluluğun bir peygamberi vardır...
35/24: ... Hiçbir topluluk yoktur ki içinden bir uyarıcı gelip geçmemiş olsun.
4/164: Resuller var, hayat ve hatıralarını daha önce sana anlattık; resuller var, hayat ve hatıralarını sana
anlatmadık...

Cenâbı Allah; her topluluğa açık deliller ile bir peygamber gönderdiği gibi, onların yolundan giden veliler ve
ilâhî ilim sahipleri ile de insanları aydınlatmaktadır. Değerli İslâm Bilgini Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK,
Kur'ân'daki İslâm'da bu konuya şu açıklamayı getirmektedir : " Adlarından ve hayat hikayelerinden
bahsedilmeyen birçok peygamber gelip geçmiştir. Bu Kur'ân'sal perspektif bizi şu sonuca götürür : Biz, Son
Peygamber'den önceki tarihlerde yaşamış büyük insanların, mesela Budha'nın, Sokrat'ın, Eflâtun'un, Konfüçyus'un
v.s. birer peygamber olabileceğini ihtimal içinde görürüz, fakat peygamber olduklarına hükmetmeyiz. "

PEYGAMBERLER EŞİTTİR

2/136: ... Bütün Peygamberlere, Rabb'i katından verilen kitab ve ayetlerin hepsine iman ettik. O'nun
peygamberlerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz...
2/285: ... Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız...
40/78: Hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmaksızın her hangi bir ayeti kendiliğinden getiremez.

Din bir bütün olduğu için tüm peygamberler Cenabı Allah katında eşittir. Aralarında ayrılık yapmak doğru değildir.
Çünkü peygamberler, Mutlak Tek Varlık'tan vahy almaktadır. Getirdikleri vahiylerde de yol ve metot dışında esasta
bir farklılık bulunmamaktadır. Peygamberler de Cenâbı Allah'tan aldıkları bilgileri insanlara aynen iletmekle
görevlendirilmişlerdir. Ancak peygamberler arasında bir mertebe farkının bulunduğunu Kur'ân bildirmektedir. Bakara
2/253: " İşte bu peygamberlerden kimini, kimine üstün kıldık. Allah onlardan bazısı ile konuşmuştur.
Bazılarını da derecelerle yüceltmiştir... " Ayette açıklandığı gibi her peygamberin kendine mahsus özellikleri
bulunmaktadır. Örneğin Cenâbı Allah Hz. Mûsa ile bizzat konuştu. Meryem oğlu Hz. İsâ'ya da açık mucizeler vermiş ve
Ruhul Kudüs ile yani Meleği Cebrail Aleyhisselam ile de desteklemiştir. Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)
Efendimizi de İlâhî Kitab'ların son ve en mükemmeli olan Kur'ân'ın tebliğcisi olarak ve "Mirac" mucizesi
ile en yüksek mertebelere ulaştırmıştır.

SON PEYGAMBER

33/40: Fakat O, Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.
34/28: Biz seni, bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik...
3/31: Ey Muhammed, de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı
bağışlasın.
33/21: And olsun Allah'ın Resulünde sizin için, Allah'ı ve Ahiret Günü'nü arzu edenlerle, Allah'ı çok ananlara
güzel bir örnek vardır.

Kur'ân'da hikmet ile dolu öyküsü anlatılan Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) Cenâbı Allah'ın sevgili kulu, son Resulü ve
varlıklara da gönderilen büyük bir lütuftur. Hikmet; gizli sebep, oluş sırrı, gerçeği ilim, akıl ve gönül ile
yakalama demektir. Ayetlerde: " Allah'ı seviyorsanız Peygamberinize uyunuz ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak
için Peygamberiniz de çok ğüzel örnekler vardır. " diye buyrularak Peygamber Efendimizin insanlık alemine bir
rahmet olduğu açıklanmaktadır. (Bkz. Bu Kitap, İnsanda Sevgi, Son Peygamber Sevgisi)


Ilâhî kitaplar

--------------------------------------------------------------------------------

Kitap, " Allah'ın sözleri " manasına gelen özel bir anlamda kullanılmıştır. Cenâbı Allah, meleği Cebrâil
Aleyhisselam aracılığı ile peygamberlerine vahiy (ilâhî bildirme) ile yasalarını göndermiş ve bunların
kaydedilmesiyle oluşan belgeler de kitap haline getirilmiştir. İlâhî Kitaplar dörttür. Tevrat Hz. Mûsa'ya, Zebûr
Hz. Davud'a, İncil Hz. Îsâ'ya ve Kur'ânı Kerîm de Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e indirilmiştir. Ayrıca bazı
peygamberlere de sayfa oluşturan küçük ilâhî belgelerin de gönderilmiş olduğunu Kur'ân açıklamaktadır.

Tevrat, Hz. Musa hayatta iken indirilmiş, fakat Babil İmparatorluğu istilasında, Antlaşma sandığı ile birlikte yok
edilmişti. Sonradan sözlü ve yazılı aktarım ile yeniden yazıldığından orjinalliği kaybolmuştu.
Zebur'u yazma lütfu, Tevrat'tan sonra Yahudilerin kralı Hz.Davud'a verilmişti. Yüce Yaratıcı'ya şükür, yalvarış ve
yakarışlarla İlahi Aşk'ı anlatıyordu.
İncil ise, Hz. İsa'ya indirilmiş, fakat onun zamanında kaleme alınmamıştı. 25-30 yıllık sözlü bir aktarımdan sonra
İncil'in yazımına başlanmış ve 40 yıl devam etmişti. Araştırmacılar, Q incili olarak bilinen ve sonradan yok
edilmiş olan gerçek İncil'in, Hzİsa'nın varisleri "Havariler" tarafından kaleme alındığını kabul ederler.
Kilise teşkilatı; yazılmış birçok İncil arasından kendi aralarında da çelişki bulunan Matta, Markos, Luka ve
Yuhanna'yı esas İncil olarak kabul ederek resmileştirmişti. İncil Hz.İsa zamanında Kur'an ile paralellik
göstermekle beraber, sonradan Kilise teşkilatı tarafından değiştirilerek ayrı bir din haline getirilmiştir.

Son Resul Hz. Muhammed'in peygamberliği müddetince 23 yılda indirilen Kur'ânı Kerîm, Peygamber Efendimiz görevde
iken yazıldığı ve ezberlenildiği için tek bir harfi bile değişmemiştir. Kur'ân; Genel Vahiy Kitabını tasdik ederek
özetlemiş, insanlığın olgunlaşması için birçok yeni hükümlerin ilâvesi ile de son şeklini almıştır. Hicr suresi
ayet 15/9: " Kur'ânı elbette Biz indirdik, kesinlikle onu Biz koruyacağız. " diye buyrulmakla Kur'ân'ın
Kıyamete kadar aslının korunarak insanlara kılavuzluk edeceği açıklanmıştır.

TEVRAT, ZEBÛR VE İNCİL

5/44: Gerçekten Tevrat'ı Biz indirdik. Onda bir hidayet ve bir ışık vardı...
21/105: Andolsun Tevrat'tan sonra Davûd'a verilen Zebûr'da " Cennete salih kullarım varis olacaktır "
diye yazmıştık.
5/46: Ardından O peygamberin izleri üzerine Meryem oğlu İsâ'yı gönderdik. Tevrat'ı tasdikliyordu. Ona İncil'i
verdik. Onun içindeki Tevrat'ın tasdikleyicisi ve güzele kılavuzdu, takvaya sarılanlara bir öğüt.

Cenâbı Hakk'tan bir hidayet ve ışık olarak gelen Tevrat, Zebûr ve İncil; zamanın insanlarına kurtuluş müjdecisi
olarak verilmiştir. Kendinden öncekini tasdik eden bu Îlâhî Kitaplar, Allah'ın yasalarına sımsıkı sarılanlar için
öğüt ve mutluluk kaynağı olmuştur.

KUR'ÂNI KERÎM

2/97: ... (Resulüm) Kur'ânı senin kalbine; bir yol gösterici ve müjdeleyici, önce gelen kitapları da doğrulayıcı
olarak O indirmiştir.
10/57: Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, mü'minler için bir hidayet ve rahmet
gelmiştir.
2/2 : Kur'ân, takva sahibi için hidâyet kaynağıdır.
7/3: Rabbinizden size indirilene uyun. Kur'ânı bırakıpta başka dostların peşinden gitmeyin. Ne kadar az öğüt
alıyorsunuz!

Kur'ân; toplamak, biraraya getirmek demektir. Diğer bir manası da okumak anlamına gelir. Mucizevî bir şekilde dini
esasları, yasaları, öğütleri ve birçok gerçekleri toplayıp birleştirmiştir. İnsanların doğru yolu bulabilmeleri
için, her zaman okunması gerekeceğinden, Cenâbı Allah özel olarak " Kur'ân " ismini vermiştir.

Kur'ân vahiy ile indirilmiştir. Vahiy, Cenâbı Allah'ın sözleridir. Şuara 26/192-194'de şöyle buyrulmuştur : "
Kur'ân muhakkak ki, bütün alemleri var eden Allah'ın vahyidir. (Resulüm) Onu Cebrâil, uyarıcılardan olasın diye
senin gönlüne indirdi. " Kur'ân'ın büyük bölümü, elçi melek Hz. Cebrâil aracılığı ile Peygamber Efendimizin
gönlüne inmiştir. Şûra 42/51: " Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut
bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder... " İnsanlar, yaratılışları icabı dayanamadıklarından
Allahü Teâlâ onlarla yüzyüze konuşmaz. Sözlerini, ya doğrudan doğruya peygamberlerin gönüllerine vahyeder ki, onlar
uyanık ve uyku hallerinde iken de olabilir. Yahut da Hz. Mûsa'ya olduğu gibi, sözlerini, ağaç gibi bir cisimden,
(perdeden) işittirir, ancak konuşan görülmez. Veya bir elçi melek (Hz. Cebrâil) göndererek Yasa'larını vahyeder.
Genel olarak resullere bu şekilde vahy gelmiş ve hafızalarına bir daha unutamayacakları şekilde kaydedilmiştir.
A'la 87/6: " Sana Kur'ân'ı okutacağız, sen hiç unutmayacaksın. "

Kur'ân rahmettir. Kur'ân'ın ana kavramlarından biri olan rahmet; merhamet, bağış, lütuf demektir. Sevgi, şefkat
anlamlarını da içerir. Allah'ın en büyük nimetlerinden biri olan rahmet, istisnasız bütün yaratılan varlıkları
kuşatmıştır. Araf 7/156 ayetinde şöyle buyrulmaktadır : " ... Rahmetime gelince o her şeyi topyekün sarıp
çevrelemiştir. " Lütuf, sevgi, merhametin kaynağı Cenâbı Allah, rahmetini Kur'ân ile de insanlara
yansıtmıştır. Kur'ân'a uyanlar; İlâhî Kanunları öğrenip, tatbik ederek rahmetten en büyük nasibini alır, dünya'da
mutlu bir yaşam ile ahiret hayatında da cennete kavuşurlar.

Kur'ân inananları hidayete erdirir. Hidayet, kılavuzluk, rehberlik etmek demektir. Allah insanları ulaştırdığı yol,
doğru yol, doğruyu ve güzeli bulma yoludur. Hidayet; insanın iman ederek emir ve yasaklara uyup, Allah'a itaat ve
ibadet etmesi, böylece de Cenâbı Allah'ın arzu ettiği doğru yola, Allah'ın yoluna girmesidir. Enbiya 21/73 de:
" (Hz. Yakup, Hz. İshak) Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık. Onlara iyilikler
yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima Bize ibadet eden kimselerdi. " Yasin 36/61'de de
" Bana ibadet ve itaat edin! Doğru yol budur diye bildirmedim mi? " diye buyrulmaktadır. Hidayete
ulaşmak, insanlardaki niyet ve gayretlerinin bir neticesidir. Ankebut 29/69 da şöyle buyruluyor: " Bizim
uğrumuzda didinenleri, Biz elbette yollarımıza ulaştırcağız. "

Hidayete erme kulun isteği ve Cenâbı Allah'ın da lütfu ile mümkün olmaktadır. Kasas 28/56: " ... Sen istediğin
kişiyi doğru yola iletemezsin. Ama Allah, dilediğine kılavuzluk eder. Hidayete erecekleri O daha iyi bilir. "
Hidayete erme lütfuna erişmiş olanların bir üst mertebesi de takvadır. Muhammed 47/17: " Hidayete ermiş
olanların da Allah hidayetlerini arttırdı ve onlara takvalarını verdi. "
(Bkz. Bu Kitap, Allah'ın Sevdikleri, Takva Sahipleri)

Kur'ân nur'dur. Nur; ışık,aydınlık, karanlıktan kurtularak aydınlığa kavuşmak demektir. Göklerin ve yerin nuru olan
Cenâbı Allah, Kur'ânı da insanlara bütün Dünyayı aydınlatan bir nur olarak göndermiştir. Kur'ân; nur gibi ışık
saçan hakikatlerin, İlâhî Yasaların, insanlarca akıl ve gönül gözüyle algılanarak, onları karanlıktan aydınlığa
kavuşturmak için indirilmiştir. İbrahim 14/1. ayette şöyle buyrulmaktadır: " (Resulüm bu Kur'ân) Rablerinin
izniyle insanları karanlıklardan nura, herşeye galip ve övgüye layık olan Allah'ın yoluna çıkartacak olan bir
Kitap'tır. "

Kur'ân gönüllere şifa ve öğüttür. Şifa; bedeni ve ruhî bir sağlığa kavuşma, gönlün ferahlanması anlamına
gelmektedir. Kur'ân; insanları cehaletten, her türlü sapıklıklardan koruyarak kalp yumuşaklığı ve merhamet verir.
İnsanları manevi dertlerden, şüphenin bütün hastalıklarından korur. İnanç kuvveti ile gönülleri ferahlatır ve
Cenâbı Allah'ın ipini tutan mü'minler de tam bir güvene kavuşur.

Kur'ân; insanları iyiliğe davet eden, her türlü kötülüklerden korunmaya teşvik eden, en güzel öğütleri veren İlâhî
bir Kitaptır. Aralarında Peygamber Efendimizin bulunduğu topluma, rahat ve kolaylıkla tebliğ edilmesi için, Arapça
olarak indirilmiştir.


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: hanif_bir_kul üzerinde 07 Eylül 2013, 07:54:29 ÖS 19
Allah katinda din islâm’dir

--------------------------------------------------------------------------------

Din, Allahü Teâla ile insanlar arasındaki İlâhî Kanunlar'ın bütünüdür ve peygamberler aracılığı ile insanlara
ulaşmıştır. Evrenin, Dünya'nın, hayatın ve insanın yaratılış gayeleri, varoluş şekilleri açıklanarak, onları
manasızlıktan ve boş işlerden kurtarır. İnsanlar, Yüce Yaratıcı'larını tanıyarak hamd ve şükür etme mutluluğuna
erişirler; böylece cemiyet hayatlarında da barış ve huzur içinde, kardeşçe mutlu bir hayat yaşama olanağı elde
ederler. Zümer 39/3: " İyi bilin ki, halis Din ancak Allah'ındır... "

İslâm kelimesi, selâm kökünden gelir. Selâm; güven, barış, huzur, itaat, selâmlaşma anlamlarını taşır. İslâm;
Allah'a teslim olma, müslüman ise islâm olan demektir. Şu halde İslâm Dini'nin esası; güven, huzur ve barıştır.
Huzur ve mutluluğun mutlak sırrı; Yaratıcı'ya sığınarak teslim olma gerçeğidir. Âli İmrân 3/83: " Halâ
Allah'ın Din'inden gayrisini mi arıyorlar? Oysa ki gökte ki şuurlular da, yerdekiler de ister istemez O'na teslim
olmuşlardır ve yalnız O'na döndürülecektir. "

GENİŞ ANLAMDA İSLÂM

2/132: Bu Dini, İbrâhim kendi oğullarına vasiyet ettiği gibi (torunu) Ya'kûb'a da vasiyet etti. Ya'kûb da dedi ki:
" Oğullarım, Allah sizin için bu Din'i seçip beğendi. Başka dinlerden sakının, yalnız müslüman olarak can
verin. "
3/52: ... Havâriler, İsâ'ya dediler ki: " Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a iman ettik. Bizim halis
müslümanlar olduğumuza tanık ol. "
3/84: De ki: " Biz Allah'a iman ettik. Bize indirilene (Kur'ân'a), İbrâhim'e, İsmâil'e, İhsak'a, Ya'kûb'a ve
torunlarına indirilene de, Mûsa'ya, İsâ'ya ve peygamberlere Rablerinden verilene de inandık. Onlardan hiçbiri
arasında bir ayırım yapmayız. Ve biz, ancak Allah'a boyun eğen müslümanlarız. "

Kur'ân; ilk insan ve Peygamber Hz. Adem'den Son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) e kadar, insanlara vahy ile gelmiş
bütün kitapların getirdiği dinin bütününe İslâm demektedir. İslâm Dininin dar çerçevesinde kalan kısmı, Peygamber
Efendimize Kur'ânı Kerîm ile gelen son parçasıdır.

Cenâbı Allah, vahiyle gelen Tevrat ve İncil bağımlısı olanlara kitap ehli demektedir. Bunlar, Kur'ân'ın hiçbir
ayetinde " Ayrı bir din mensubu " olarak vurgulanmamıştır. Ancak insanlar tarafından ortaya atılan
uydurma dinlerden sakınılması uyarısı yapılmıştır. Kitap ehlinin büyük bir bölümü, vahyin doğrultusundan sapmış bir
kısmı ise takva sahibi olmuşlardır. Ali İmran 3/113-115: " Kitap Ehli (Yahudi ve Hıristiyanlar) hepsi bir
değildir. İçinden Allah huzurunda el bağlayan, hak ve adaleti ayakta tutan bir zümre de vardır... Allah'a ve Ahiret
Günü'ne inanırlar, iyiyi ve güzeli emrederler... Hayır işlerinde yarışırcasına koşarlar... Allah, takva sahiplerini
çok iyi bilmektedir. " Vahiyden sapan kitap ehli ise Kur'ânı yalanlamışlar, cennete lâyık yegâne toplumun
kendilerinin olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak aralarında bir zümre de var ki; hem kendi kitaplarına, hem de Hz.
Muhammed (s.a.v.) e gelene inanmışlar ve hep müslüman olduklarını vurgulamışlardır. Kasas 28/52-53: " Bundan
evvel kendilerine kitap verdiğimiz öyle kimseler vardır ki, bu Kur'âna da iman ederler. Kur'ân kendilerine
okunduğunda; " Biz buna iman ettik, şüphe yok ki bu Rabbimizden gelen bir hak Kitaptır. Doğrusu biz, daha
önceden de müslümanlardandık. " derler. "

Bütün peygamberler; toplumlarına Allahü Teâlâ'ya iman ederek O'na teslim olmayı tebliğ etmişlerdir. Vahy ile
gelmeyen uydurma dinlerden sakınmalarını, başkalarını ortak koşmadan aracısız olarak, içtenlik ve samimiyet ile
Cenâbı Allah'a ibadet edilmesi gereğini anlatmışlardır. Allah'ın Din'i İslâm; bütün insanlara güven, huzur ve
barışı sağlayan İlâhî Yasa'ların bütünüdür. Şu halde; kitap sahipleri olan Hz. Mûsa'ya, Hz. Davûd'a ve Hz. İsâ'ya
gelen vahy'ler Allah'ın Dini'dir ve İslâm Dini'nden de başka bir şey değildir. İslâm'dan gayri bir din, muhakkak ki
Allah'ın Dini olamaz.

DAR ANLAMDA İSLÂM

5/3: ... Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizde ki nimetimi tamamladım ve sizin için İSLÂM'ı
seçtim...
5/48: (Ey Muhamed) Sana bu Kitab'ı (Kur'ânı Kerîm'i) hak ile indirdik. O, kendinden önceki kitapların tasdikçisi ve
bekçisidir.

Ayet ile belirtildiği gibi; Hz. Muhammed (s.a.v.)e vahiy ile gelen son dine de İslâm adı verilmiştir. Kur'ân; önce
gelen İlâhî Kitap bağımlılarını da müslüman olarak isimlendirdiğinden, vahy ile inmiş dinler de İslâm Dini'dir.
Kitapların sonuncusu olan Kur'ânı Kerîm; diğer kitapları tasdik eder ve önce gelen kitap ve sahifelerin bir bölümü
kayıp ve tahrif olduğundan bir bütün olan İlâhî Yasalar'ın da bekçisi ve gözcüsüdür. Allah'ın Yasa'larını Kur'ân
Kıyamet'e kadar koruyacaktır.

İslâm Din'i, bütün insanlara bir rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin bildirdiği ve aynı zamanda bütün
peygamberlerin tebliğ etmiş olduğu dindir. Allah katında din; insanlara güven, huzur ve barışı sağlayan İslâm
Dini'dir.


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: hanif_bir_kul üzerinde 07 Eylül 2013, 07:55:59 ÖS 19
ALLAH KATINDA DİN İSLÂM'DIR

3/19: Allah katında din ancak İslâm'dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim (vahiy) geldikten sonra,
aralarında kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler...
30/30: Yüzünü hak Din olan İslâma çevir. O fitrat (yaratılış) Din'i ki, Allah insanları o Din üzerine
yaratmıştır...
3/85: Her kim, İslâm'dan başka bir din ararsa, o kimseden bu din asla kabul edilmez ve o kimse ahirette ziyana
uğrayanlardan olur.

İnsanlar; aralarındaki kıskançlık ve azgınlıkları yüzünden, vahiy ile indirilen kitapları, kendi nefisleri
istikametinde manalarını değiştirmeye ve bozmaya çalışmışlardır. Ancak mutlak din; insanlara, barış, huzur, güven
veren İslâmiyet'tir. Çünkü Allah, insanları, yaratılıştan o din üzere var etmiştir. Her kim, Allah'ın Dini olan
İslâmdan başka bir din ararsa, onlar zarara uğrayanların ta kendileri olurlar.

Bazı İslâm bilginleri : " İslâmın dışında başka bir din kabul olunmaz. " ifadesini; yalnızca Hz. Muhammed
(s.a.v.)e ineni İslâm Dini, diğer peygamberlere geleni de başka dinler olarak, yanlış bir anlayışla
algılamışlardır. Oysa, Allahü Teâlâ'nın Dini bütündür. Bütün peygamberlere inen vahiylerin tümü, Genel Vahiy
Kitabını oluşturur. Kur'ânı Kerîm'de, onların bir parçası hülasası ve son şeklidir. Hepsinin ismi de Allah'ın Din'i
olan İslâm'dır.

KİTAPLARDA YOL VE METOT FARKLILIĞI

5/47: İncil'e inananlar, Allah'ın bu kitapta vahyedip indirdiklerine göre hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile
hükmetmezse, işte onlar dinden çıkmışlardır.
5/48: Sana bu Kitab'ı (Kur'ânı Kerîm'i) hak olarak indirdik. O, kendinden önceki Kitab'ların tasdikçisi ve
koruyucusudur... Her biriniz için bir yol ve metot belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek topluluk
yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi sınava tabi tutacak. O halde, durmayın hayırlarda yarışın. Hepinizin
dönüşü Allah'adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir.
5/68: Kitab sahibi insanlar! Sizler Tevrat ve İncil'i ve Rabbinizden sizin için indirilen hükümlerini tatbik edip
yerine getirmezseniz, hiçbir sözünüzde durmamış olursunuz.
3/113-115: Ehli Kitab (Yahudi ve Hıristiyanların) hepsi bir değildir. İçinden Allah huzurunda el bağlayan, hak ve
adaleti ayakta tutan bir zümre de vardır. Gece saatlerinde secdelere kapanmış olarak Allah'ın ayetlerini okurlar.
Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanırlar, iyiyi ve güzeli emrederler, kötüyü ve çirkini yasaklarlar. Hayır işlerinde
yarışırcasına koşarlar. İşte onlar barış ve iyilik sevenlerdir... Allah, takva sahiplerini çok iyi bilmektedir.
29/46: ... Şöyle deyin: " Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik; Tanrınız ve Tanrımız bir. Ve biz
O'na teslim olanlarız. "

Cenâbı Allah; Yahudi ve Hıristiyanlardan da kitaplarındaki yasalara uymalarını ve o esaslara göre hüküm
vermezlerse, "dinden ve imandan sapmış kimseler olurlar. " uyarısını yapmaktadır.

En son gelen ve en mükemmel vahy Kitabı olan Kur'ânı Kerîm, önceki kitapları tasdik eder. Onların üzerinde emin bir
koruyucu ve muhafız durumundadır. Çünkü Tevrat, Babilliler tarafından yok edildiğinden sonradan sözlü aktarım ile
yeniden yazılarak orjinalliği kaybolmuş, İncil ise gerçek İncil yok edildiğinden birbiriyle bile çelişkili dört
İncil esas kabul edilmiştir. Son gelen ve bir harfi bile kıyamete kadar değişmeyecek olan Kur'ân, diğer İlâhî
Kitaplar içinde emin bir kaynaktır. Cenâbı Allah; insanları tek bir topluluk da yapabilirdi, ancak böyle yapmadı.
Yaratan Mutlak ve Tek Kudret olduğuna göre İlâhî Kitaplarda, yol ve metotdaki küçük değişiklikler dışında, esasda
hiçbir fark yoktu. Yani peygamberlere indirilmiş kitaplar ve sahifeler birleştiğinde, tek ve kalın bir kitap haline
de gelebilirdi. İşte esası bir fakat yol ve metotları ayrı olan bütün kitap verilen insanların, yasalara göre
sınava tabi tutulacaklarını Cenâbı Allah takdir etmiş, insanlara da peygamberleri ve kitapları vasıtasiyle
bildirmiştir. O halde durmayın hayırlı işlere koşun, sonucu güzel işler için yarışın. Sonunda hepiniz Allah'ın
huzurunda toplanacaksınız. O size tartışmakta işlediğiniz fiillere göre hak ettiğiniz ceza veya ödülü verecektir.


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: hanif_bir_kul üzerinde 07 Eylül 2013, 07:56:53 ÖS 19
KIYAMETTE HER ÜMMET KENDİ KİTABINA DAVET EDİLİR

45 /28: Kıyamet günü tüm ümmetleri (toplulukları), toplanıp diz çökmüş görürsün. Her topluluk kendi kitabına davet
edilir. Bugün yapıp ettiklerinizin karşılığı ile yüzyüze getirileceksiniz.

İnsanlar kendi inançlarında Bakara 2/256 " Dinde zorlama yoktur. " ayetinin genel prensibine uygun
olarak, dilediği ilâhî kitabı seçmekte özgür bırakılmışlar ve Kıyamet'te de her topluluğun kendi kitaplarına göre
ceza veya ödül göreceği belirlenmiştir.

Ancak ; diğer İlâhî Kitap'ları tasdik ve özetleyen, insan fıtratına (yaratılışına) uygun bir çok yeni hükümlerle en
son gelenin, en mükemmel olması doğal bir neticedir. Kur'ânı Kerim; manası ve sözü ile hiç bozulmadan Kıyamet'e
kadar orijinalliğini koruyacak, insanlarda hakikatleri bilme ve kurtuluş ümidi olmaya devam edecektir.



Ibadet

--------------------------------------------------------------------------------

İbadet; Cenâbı Allah'ın buyruklarını yerine getirme, emir ve yasaklarına uyma, O'nu bilme, rızasını ve sevgisini
kazanmaktır. İbadetin ruhu ihlâstır. İhlâs; saf ibadet, temiz sevgi ve yürekten bağlılık demektir. Yapılan
ibadetlerin temelini, hiçbir karşılık ve menfaat beklemeden yalnız ve yalnız Allah'ın hoşnutluğu için olanı teşkil
eder. İlâhî bir düzen içinde ve en mükemmel bir şekilde yaratılmış olan evren ve canlıcansız tüm varlıklar, Yüce
Yaratıcı'larına karşı ibadet halindedirler. Evrendeki yaratılmış varlıkların ve devam eden oluştaki en küçük
zerreden en büyüğüne kadar istisnasız bütün hareketleri, zorunlu ve şuur dışı bir dua ve ibadet faaliyeti olduğunu
Kur'ânı Kerîm bize bildirmektedir.

Allahü Teâlâ; varlık yapımız gereği yapmakta olduğumuz zorunlu ibadetlerin dışında, şuurlu bir kulluk görevi
yapmamızı biz insanlardan istemektedir. Yeryüzünde Cenâbı Hakk'a ibadet eden, şuur ve akıl sahibi yegane varlık da
yine insandır. Buna rağmen insan, doğuştan Rabbini bilme özelliği ile yaratılmıştır (Araf 7/172).

TÜM VARLIKLAR İBADET HALİNDEDİR

17/44: Yedi Gök, Dünya ve ikisi arasında olanlar, O'nu tespih ederler. O'nu övgü ile tespih etmeyen hiçbir şey
yoktur. Fakat siz onların tespihini farkedemezsiniz...
13/15: Göklerde ve yerde kim varsa gölgeleriyle birlikte ister istemez ve sabah-akşam Allah'a secde eder.
22/18: ... Göklerde ve Yerde olan herşey; Güneş, Ay, Yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan çok
kimseler hep Allah'a secde ederler.
17/84: De ki: Hepsi varoluş programları doğrultusunda fiiller ortaya koyarlar...

Tespih; uzay boşluğunda yüzme, Allah'ı anma, dua etme, zikretmektir. Secde ise boyun bükme, ezilme anlamına gelir.
Yukarıda geçen ayetler, ilerleyen modern bilim ile ancak yeni açıklığa kavuşmuştur. Bilindiği gibi atomun yapısını,
ortasındaki pozitif elektrik yüklü atom çekirdeği ile etrafında dönen negatif yüklü elektronlar oluşturmaktadır.
Atomun çekirdeği durumunda olan Güneş ile etrafında zorunlu olarak dönen Dünyamız, Mars, Satürn, Venüs v.s. gibi
yıldızlar; bizim gök adamız olan Samanyolu ekseni etrafında dönmektedirler. Yaratılışları icabı zorunlu olarak
hareket eden bütün gök adaları da İlâhî Kanun gereği Allah'ı tespih etmektedirler. Böylece makrodan mikroya kadar
bütün evrenin zorunlu olan bu hareketlerinin, Kur'ân'a göre bir ibadet halinden başka birşey olmadığını
öğrenmekteyiz.

Mekke'de Cenâbı Allah'ın emri ile Hz. İbrahim'e inşa ettirdiği Kâbe (Allah'ın evi) İslâm Dünyası'nın manevî çekim
merkezidir. Her yıl Dünya'nın muhtelif bölgelerinden akın eden milyonlarca insan, Kâbe'nin çevresini dolaşarak
Allahü Teâlâ'ya ibadet etmektedirler, tıpkı atom çekirdeğinin etrafında dönen elektronların durumu gibi.

Büyük tasavvuf alimi Mevlâna Celâlettin Rumî Hazretleri (1207-1273), yaşadığı yıllarda ne atomun ne Güneş
Sisteminin ve ne de gök adalarının yapısını biliyordu. Onun kurduğu Mevlevîliğin Sema törenlerinde; dairevî dönmek
suretiyle yapılan zikirli ibadet, kainattaki dönüş ile yapılan zorunlu ibadete, mucizevî olarak bilinçli bir
katılımdır.


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: hanif_bir_kul üzerinde 07 Eylül 2013, 07:57:45 ÖS 19
YALNIZ BANA İBADET EDİN

1/2: Hamd (övgü, şükür ve minnet), Alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
1/5: Yalnız Bana ibadet edin ve yalnız Benden yardım dileyin!

Hamd; Cenâbı Allah'ın sonsuz yüceliğini övgü, şükür ve minnet duyguları ile anmadır. Hamd iki türlü yapılır.
Birincisi söz ile, ikincisi de Cenâbı Allah'a yönelerek O'nun rızasını kazanmak için, fiili olarak ibadet ve hayır
işleri yapmaktır. Alemlerin Rabbi ise; mikrodan makroya kadar bütün yaratılmış varlıkların hepsinin Rabbı (gerçek
terbiyecisi), Sahibi, Maliki anlamına gelmektedir. Herşey Allahü Teâlâ'nın yaratmasıyla meydana gelmiştir ve O'nun
mutlak hakimiyeti altındadır. Hiçbir şey başıboş değildir. Onları; her an koruyarak. büyüterek, olgunlaştırarak
terbiye etmektedir. İbadet; yalnız nimetlerin en büyüğü olanı hayatı bizlere bağışlayan Yüce Yaratıcı'ya karşı
yapılır. Ayette Cenâbı Allah insanlara seslenerek şöyle buyurmaktadır: " Ey insanlar! Ben evrenin, göklerin,
varlıkların ve sizin Mutlak Sahibiniz Allah'ım; Bana ibadet ederek minnetle hamd edin, şükredin. Sizin Yaratıcı'nız
ve Sahibi'niz olarak yalnız ve yalnız Ben'den yardım dilenir. " Hûd 11/123: " Rabbine kulluk et! Yalnız
O'na dayanıp güven!... "

İNSANIN YARATILIŞ SEBEBİ

51/56: Ben cinleri ve insanları sadece Bana ibadet etsinler diye yarattım.
2/21: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki korunabilesiniz.

İnsanları ibadet etmeleri için yaratan Cenâbı Allah, onlardan yapmakta oldukları zorunlu ibadetin dışında şuurlu
ibadete geçerek kulluk etmelerini istemektedir. Gerçeği öğrenerek Allah'ın kulu olduğu bilincine kavuşan insan,
Cenâbı Allah'a övgü ve yüceltme duyguları ile hamd ve şükür etme mutluluğuna erişir. İlâhî Güzellik ve Sevginin
Kaynağı Yüce Yaratıcı'sına özlem ve isteyiş ile dopdolu olan kul, Yaratan'ın da karşılık vermesi ile İlâhî
Mutluluk'a kavuşur. Fecr 89/2730: " Ey sükûna kavuşmuş benlik! Dön Rabbine, razı edici ve razı edilmiş olarak.
Gir kullarımın arasına. Gir cennetime. "

YARATAN İLE YARATILANIN SEVGİSİ

2/152: Öyle ise siz Beni anın ki, Ben de sizi anayım...
2/186: Ey Muhammed! Kullarım sana Beni sorarlarsa; Ben, hiç şüphesiz onlara yakınım, Bana dua ettikleri vakit dua
edenin dileğine karşılık veririm...

Sevginin Kaynağı Cenâbı Allah; çok sevdiği kullarının dualarına, onların sevgi dolu yakarışlarına hemen cevap
verir, dileklerini yerine getirir. Kemal (mükemmel bir olgunluk) mertebesine ulaşmış kulların ibadetleri ise,
sevginin aşka dönüşmüş halidir. Bakara 2/165: " ... İman sahiplerinin Allah'a sevgisi, herşeyden daha fazla,
herşeyden daha kuvvetlidir... " Yine Kur'ânı dinleyelim. Maide 5/54: " ... Allah yakında kendilerini
sevdiği ve Kendisini seven... bir topluluk getirecektir..." Sevgi; insanların yaratılış nedeni ve Cenâbı Allah
tarafından verilen en büyük güç ve kudret kaynağıdır. İbadet, Yaratan ile yaratılanın bir sevgi alışverişidir.

DOĞRU YOL ALLAH'A İBADETTİR

3/51: ... Allah'a kulluk edin, işte bu dosdoğru bir yoldur.
36/60-61: " Ey Ademoğlu! Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için açık bir düşmandır. Bana ibadet edin, doğru yol
budur. " demedim mi?

Allahü Teâlâ, doğuştan insanlara Rabbini bilme özelliği vermiş (Araf 7/172) ve Kur'ân ile de yasalarını
bildirmiştir. Bütün bunlara rağmen şeytan, insanların zayıf tarafı olan nefislerini etkileyerek; para, mal, servet
ve makamın esiri yapar. Bazı Dünya'lık yapmış insanlara da kulluk ettirir. Oysa insanlar; bu gibi Dünya
nimetlerinin geçici olduğunu, gerçek mutluluk ve kurtuluşun iman ederek Cenâbı Allah'a teslim olmakla elde edildiği
gerçeğini, nefsinin ve şeytanın yanıltmasıyla anlayamaz.

Şeytan, ihlâs ile iman etmiş gerçek inananlara hiçbir şey yapamaz. Mü'minler; Alemlerin Rabbi Allah'a tam bir
teslimiyet ile iman eden, güvenen ve kulluk edenlerdir ki böylece de doğru yola ulaşır; kurtuluşa erişirler.
İbâdetler, gösteriş ve ikiyüzlülükten uzak olmalıdır. Kur'ân Maûn Suresi ile bu gerçeği belirtmektedir: "
Gördün mü o Din'i yalan sayanı? İşte odur ki yetimi iter-kakar. Yoksulu doyurmayı özendirmez.Vay haline o namaz
kılanlara ki, namazlarında bilgisizlik içindedirler. İkiyüzlülüğe sapandır onlar. Ve onlar iyiliğe engel
olanlardır. "

İBADETTEN UZAKLAŞANLAR

25/77: De ki: Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?
40/60: Rabbiniz buyurdu ki: Bana ibadet ve dua edin ki, karşılığını vereyim. Bana ibadet etmekten yüz çevirenler,
yarın aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.

İnsanların yaratılış sebebi; Cenâbı Allah'ı bilmek, hoşnutluğunu ve sevgisini kazanmak için O'na tam bir teslimiyet
ile ibadet etmeleri içindir. Bunu yerine getirmeyenlerin Allah'ın yanında hiçbir değerleri olmayacakları gibi,
aşağılanmış bir halde dünyada ki sınavlarını da kaybedeceklerdir


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: hanif_bir_kul üzerinde 07 Eylül 2013, 07:59:32 ÖS 19
Uyari

--------------------------------------------------------------------------------

UYARI

Cenâbı Allah, kullarına sonsuz nimetler lütfetmiştir. Yaratılış sebebini bilmeyen, bilgisizlik içinde olan
insanlara, Peygamberler vasıtasıyla uyarılarda bulunmaktadır. Araf 7/23: " (Ey Muhammed!) Bu onunla insanları
uyarman için, inananlara da bir öğüt olmak üzere indirilen bir Kitap'tır... Rabbinizden size indirilene uyun!
Allah'tan başkasını dostlar edinip onlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. "

ALLAH'IN SİSTEMİ ASLA DEĞİŞMEZ

48/23: ... Allah'ın sisteminde asla değişiklik olmaz.
36/62: ... Aklınızı kullanmayacak mısınız?
4/82: Kur'ânı iyice okuyup düşünmüyorlar mı?

" Allah'ın sisteminde asla değişiklik olmaz " Yüce Yaratıcı, Kur'ân ile insanlara uyarılarda bulunuyor:
Kıyamete kadar değişmeyecek olan bu sistemi, bu Din'i halâ algılayamıyor musunuz? Aklınızı kullanmayacak mısınız?
Kur'ân; Dünya hayatının geçici olduğunu, olgunlaşmak için buraya geldiğimizi bir müddet sonra ömrünü tamamlayan
insanın, başka bir aleme göç ederek yaşamaya devam edeceğini açıklamakta dır. Yüce Allah'ın dilemesi ve ihsanı ile
yaratılmış olan insan, büyük bir lütuf ile en yüceliğe, halifelik makamına getirilmiştir. Dünya'da ki bütün
varlıklar insanın emrine verilmiş, onun istifadesine ayrılmıştır. Bu ilâhî nimetlerle donatılmışlığın elbette bir
sorumluluğu olmaktadır. Dolayısıyla geçici heveslerin esiri ve bedene dönük yaşam tarzı ile kısacık ömrü boşa
harcamadan, bütün çalışmalarımızın da hesabını vereceğimizin bilincinde olarak, Cenâbı Allah'ın istediği şekilde
yaşamalı ve ebedî hayata da ona göre hazırlanmanın şuuru içinde olmalıyız.

ALLAH'TAN GELDİK O'NA DÖNECEĞİZ

19/67 : ... 0 (insan) daha önce hiçbir şey değilken, onu biz yarattık. 2/156: ... Biz Allah'a aidiz ve elbette O'na
döneceğiz.
32/79: O ki, yarattığı her şeyi güzel yarattı ve insanı da başlangıçta çamurdan yarattı. Sonra O, insanın neslini
bayağı bir suyun özünden yarattı. Sonra onun vücudunu güzelce tanzim etti ve ona Kendi Ruh'undan üfledi. Kulak, göz
ve kalp verdi.
6/62: Öldükten sonra insanlar, gerçek sahipleri olan Allah'a teslim edilirler. Dikkat edin! Hüküm yalnız
O'nundur...

Ayetlerden, bu Dünyaya "Nereden geldik?" sonra "Nereye gideceğiz?" gibi soruların cevapları
açık bir şekilde anlaşılmaktadır. İnsanoğlu, Cenâbı Hak tarafından daha hiçbir şey değilken, Kendi özellikleri ile
donatılarak en güzel bir şekilde yaratılmış ve ona her türlü nimetler sunulmuştur.

Dönüşümüz de bizleri yaratan Cenâbı Hak'ka olacaktır. Sonunda hepimiz Yüce Yaratıcı'nın huzurunda toplanacağız.
İşte o zaman, bu Dünyada işlediğimiz fiillere göre ceza veya ödül göreceğimiz gerçeği vurgulanmaktadır.



Ilahî imtihan

--------------------------------------------------------------------------------

Allahü Teâlâ; evreni ve varlıkları " Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim de, Beni bilsinler diye
varlıkları yarattım. " Kutsal hadisinin sırrı içinde yaratmıştır. Güzelliğin ve Sevginin Kaynağı Yüce
Yaratıcı; İlâhî Özelliklerini varlıklara görüntüleri ile yansıtmış, Yeryüzü'nün halifesi olarak en güzel bir
surette yarattığı insana da, sonsuz rahmetinden birçok nimetleri ihsan etmiştir. Zariyat 51/56: " Ben cinleri
ve insanları ancak Bana ibadet etmeleri için yarattım. " Ayetinin açıkladığı gibi Cenâbı Allah; insanlardan
Kendisini bilmelerini ve kulluk etmelerini istemektedir. Bizleri bu Dünya'ya halife olarak gönderen Yüce Kudret'e
iman ederek, her işimizde O'nun hoşnutluğunu aramak, arzu ettiği şekilde yaşamak ve hep şükretmek en temel
görevimiz olmalıdır. Bu da ancak bizlere bahşedilen İlahî Yasalar'a uymakla mümkündür. Mülk 67/2: " Hanginiz
daha güzel işler yapacaksınız diye sizi sınamak için ölümü de, hayatı da o yarattı. O'nun kudreti herşeye galiptir,
O çok bağışlayıcıdır. " Bir yaşamdan sonra ölümün, ondan sonrada hayatın yaratılması, insanların
ölümsüzlüğünün işaretidir. Dünya'da iken yapılan ameller, bir olgunlaşma'nın gereği olmaktadır ki neticesinde de
ilâhî sınav takdir edilmiştir. Eğer ölümden sonra ikinci yaşam devam etmeseydi, Dünya'da yapılan iyi ve kötü
amellerin hiçbir anlamı kalmazdı.

ÖDÜL VE CEZA AMELLERDENDİR

99/78: Kim zerre kadar bir iyilik yapmışsa onun karşılığını görecektir. Her kim de zerre kadar kötülük yapmışsa o
da onu görecektir.
17/15: Her kim doğru yola giderse, sadece kendi lehine olur. Her kim sapıklık ederse, ancak kendi aleyhine eder.
Hiçbir günahkar da başkasının günahını taşımaz...
41/46: Kim iyi iş yaparsa, kendi yararı için yapmış olur. Kötü iş yapan da, kendi zararına yapmıştır. Rabbin
kullarına zulmedici değildir.

Amel; lügat manası iş, çalışma'dır. Kur'ân'da; insanın iman, ilim, niyet, düşünce gibi iç faaliyetleri ile şuurlu
çalışmaları demektir. Cenâbı Allah, Yeryüzü'nün halifesi olarak görevlendirdiği insana; akıl, gönül ile doğru ve
yanlışı ayırma ve Rabbini bilme özelliğini doğuştan vermiş, peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği kitaplar ile de
yasalarını bildirmiştir. İnsanlar da dilerlerse Cenâbı Allah'ın doğru yoluna, dilerlerse nefislerine uyarak kötü
bir yola gitmekte serbest bırakılmıştır. Şûra 42/30: " Başınıza gelip çatan her musibet (felâket), kendi
ellerinizle kazandığınız günahlar yüzündendir. Halbuki Allah, günahlarınızın birçoğunu da affetmektedir. "
Kullar, yalnız ve yalnız kendi amelinin karşılığı olarak ödül ve cezayı bu Dünya'da ve ahirette görecektir. Her
insan yalnızca kendinden sorumludur. En yakını dahi olsa, diğer bir insanın cezaî yükümlülüğünü taşımaz. İnsanların
dilediği yolu seçmelerinde, Cenâbı Allah'ın hiçbir karışması olmamaktadır. Çünkü Allah, hiçbir kuluna zulmedici
değildir.

ŞİRK, İMANSIZLIK VE NANKÖRLÜK GAFLETİ

39/65: ... Eğer şirke saparsan amelin kesinlikle boşa çıkar ve hüsrana uğrayanlardan olursun.
5/5: ... Her kim imanı tanımazsa, bütün amelleri boşa gitmiştir...
14/18: Rablerine nankörlük edenlerin amelleri, fırtınalı bir rüzgarın tarumar ettiği küle benzer. Kazandıklarından
hiçbir şey elde edemezler. İşte bu dönüşü olmayan sapıklığın ta kendisidir.

Şirk (Allah'a ortak tanıma), küfür (Allah'ı inkâr etme nankörlüğü) ve imansızlık; insanların Dünya plânında işlemiş
olduğu bütün amelleri yani yapmış olduğu iyiliği de kötülüğü de boşa çıkarmaktadır. Yaptıklarından hiçbir şey elde
edemezler. İşte bu, en büyük sapıklıktır. Kehf 18/105: " ... Kıyamet Günü onlara hiçbir değer vermeyiz. "


İYİ AMELLERE FAZLASIYLA ÖDÜL

42/23: ... Her kim çalışır da bir güzellik sergilerse, ona daha fazla bir güzellik veririz...
34/37: Sizi Bize yaklaştırıp, katımızda size yakınlık sağlayacak olan ne mallarınızdır ne de çocuklarınız. İman
edip barışa yönelik iş yapanlar müstesna. Onlara yaptıklarının kat kat fazlası ödül vardır...
40/40: Kötü iş yapan, sadece yaptığı kadariyle cezalandırılır. Erkek ve kadından mü'min olarak iyi iş yapana
gelince, işte böyleleri cennete girerler ve orada hesapsız bir biçimde rızıklandırılırlar.

Cenâbı Allah; kötü iş yapanı yaptığı kadarıyla cezalandırmakla beraber, bir kısmını da rahmet ve lütfu ile affeder.
Ancak güzel ve barışa yönelik amel yapanlar için ise; ayrı bir kanun, bir ihsan yasası uygulayarak onları kat kat
fazlasıyla ödüllendirmektedir.

SAYGILARIMLA


Konu Başlığı: Ynt: Kullandığımız Kelimeler Seküler mi Allah Referanslı mı?
Gönderen: hanif_bir_kul üzerinde 07 Eylül 2013, 08:18:08 ÖS 20
Bunun yerine mübarek olsun denmiş olsaydı bu bir dua olurdu. Mübarek, yani bereketli. Tebarekellah deriz. Allah mübarektir, yücedir, bereketin kaynağıdır, demektir. Bir iş için mübarek olsun demek, Allah onu bereketlendirsin, onda Allah'ın da katkısı bulunsun, diye dua etmektir

Serender kardeşim ağzına haklına sağlık Tam yerinde tespit neden Allah'ın istediği davranış ve karekter biçimi ile söylemlerde bullunmuyorlar anlamış değilim çok güzel bir konu  teşekkür.ederim.


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 08 Eylül 2013, 12:09:15 ÖS 12
Sayın hanif bir kul,Dinin tanımı insanların Allahtan aldıkları hayatın her alanını Allahın ilke ve inkılapları olan kanununa bırakma ve öylece yaşama işidir..

Siz ve övdüğünüz yaşar nuri vb gibiler,gidin daha peygamberliğin Buda,konfiçyüs,eflatun ve  olma ihtimallerinin sağlamlaştırın ve İHTİMALLERLE İMANIN OLMAYACAĞINI ÖĞRENİN SONRA ,İSLAM DİNİNİN TARİFİNİ YAPIN LÜTFEN.

İslam dini sizin yukardaki tarifinizdeki ,parçacı, kısır ve sadece mabed , gökleri ilgilendiren ,yeryüzündede atanızın ilke ve inkılaplarının hükmüne bağlılık serbestisi tanıyan sosyal hayata yansımayan bi anlayıştan beri bi dindir,ve sizler ilk başta baş tağut olan atanızın tağutluğunu kabul edip,daha sonra red edmeden islamı seçmenin dahi yanından geçemessiniz...göklerde Allah yerdede atanızın ilkelerini kabul edenler sadece mekek müşriklerinin Allah inancını kavramış ve öyle bi din edinmişlerdir değil mi...


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: hanif_bir_kul üzerinde 15 Eylül 2013, 04:11:07 ÖÖ 04
S.A


Sayın hanif bir kul,Dinin tanımı insanların Allahtan aldıkları hayatın her alanını Allahın ilke ve inkılapları olan kanununa bırakma ve öylece yaşama işidir..

Siz ve övdüğünüz yaşar nuri vb gibiler,gidin daha peygamberliğin Buda,konfiçyüs,eflatun ve  olma ihtimallerinin sağlamlaştırın ve İHTİMALLERLE İMANIN OLMAYACAĞINI ÖĞRENİN SONRA ,İSLAM DİNİNİN TARİFİNİ YAPIN LÜTFEN.

müslümanlardan Kardeşim neden Tepkilisin pek algılamış değilim.

SAYGILARIMLA
Hanif_bir_kul


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 15 Eylül 2013, 10:22:44 ÖÖ 10
S.A


Sayın hanif bir kul,Dinin tanımı insanların Allahtan aldıkları hayatın her alanını Allahın ilke ve inkılapları olan kanununa bırakma ve öylece yaşama işidir..

Siz ve övdüğünüz yaşar nuri vb gibiler,gidin daha peygamberliğin Buda,konfiçyüs,eflatun ve  olma ihtimallerinin sağlamlaştırın ve İHTİMALLERLE İMANIN OLMAYACAĞINI ÖĞRENİN SONRA ,İSLAM DİNİNİN TARİFİNİ YAPIN LÜTFEN.

müslümanlardan Kardeşim neden Tepkilisin pek algılamış değilim.


SAYGILARIMLA
Hanif_bir_kul

sayın hanif bir kul,kendi ihtmallerinize,TEVİLLERİNİZE,KENDİ YORUMLARINIZA, islam diyecek kadar aşırı gideceksiniz,diğer yandanda islam hadis,ve islam alimlerinin tefsirlerine dil uzatıp,,BUDALARINIZI,EFLATUNLARINIZIDA PEYGAMBER OLMA İHTİMALİNDEDİR DİYECEKSİNİZ,SONRA BANA TEPKİLİSİN DİYECEKSİNİZ..

Tepkili değilim,sayın arakadaşım,siz nasılki dininizi,yazıyorsunuz,bende aynen dinimi yazıyorum,tepkide olacak tabiki,bakın siz nasılda tepki vermiş ve beni tepkili görmüşsünüz...


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: serender üzerinde 16 Eylül 2013, 12:37:48 ÖÖ 00
Rica ederim konuları karıştırmayınız...!

Bismillah

Tavır ve davranışlarımız ve levki başkasının etkisinde kalmış olsun, yada taklit olsun farketmez bir şekilde düşüncemizden onay alır. yani düğşünce ylemin anasıdır.

davranışlarımızı islamlaştırmak yada başka bir deyimle güzel ve yararlı işlerde daim olabilmek düşünceyi islamlaştırmaktan geçer.

şimdi size davranışlarımızın polisi olmayı öneriyorum. günlük yaşantımızdaki hangi eylemler hangi düşüncenin ürünü acaba ?

hadi onları yakalyalım..

benim yakaladıklarım

hani kız gibi oğlan dediklerinde dudak bükeriz erkek gibi kız dediklerinde maşallah deriz ya
burada toplum bilincinde ehven olanın erkek gibi olmak olduğudur.
işte bu yanlış algıyı kuran en doğrunuz en çok sorumluluk sahibi olanınızdır diye düzeltiyor..

başka:
mesela anne babalar çocukları için ben elimden geleni yaptım görevimi yaptım anlamında
halbu ki görevinin-sorumluluğunun sınırı bitmez ki, anne baba yada çocuk veya toplumda bir fert sorumluluk dediğiimiz o şey yani takva ecelle biter değil mi?

başka
bir saat tefekkür bir yıl ibadetten hayırlıdır
hadi süşünmeye devam edelim....

ne var hayatımızda islama aykırı onu islamlaştırmak için düşüncemizi ıslah edebileceğimiz... başka neler var????


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: maxpayna üzerinde 16 Eylül 2013, 10:43:40 ÖÖ 10
muhterem validem güzel bir soru sordu buraya uygun olabilir mi;

kişi evladı ile gurur-onur duyabilir mi ?
gururlanmak duygusu ne oranda makul ?
evladı sahiplenmek onun başarısını kendine mal etmek doğru mu ?

soruyu tam soramadım sanki
bir annemi çağırayım sorayım
anneeeeee



Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: FECR üzerinde 16 Eylül 2013, 01:58:07 ÖS 13
Kişi evladı ile gurur duyar , niye duymasın. Bu insani bir durumdur.
Gururlanmak insanı başkalarına karşı kibre, istikbara götürmedikden sonra herhangi bir sakıncası olmaz.
Annenin Maxpayna gibi evladı olduğu için gururlanması doğaldır. Bu gururlanmayı senin ve başkalarının olduğu yerde seni övmeye başlarsa yüzüne toprak serpersin :)  Yoksa sana nazar değdirir karışmam
Evladı sahiplenmek anne için doğaldır. Evlat için ise bir sevin kaynağıdır. Evladın başarısını kendine mal etmesi de doğaldır. Çünkü evladını en güzel şekilde yetiştirmiş, büyütmüştür. El bebek gül bebek yetiştirmiş seni , daha ne daha istiyorsun Max :)
Git hemen annenin elini hürmetle öpüver :) bizden de selamı iletiver


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: movsar üzerinde 13 Kasım 2013, 10:37:50 ÖS 22
siz aslında egolarınızı tatmin etmek bilgiçlik taslamak için uğraştığınızın farkına varın..önemli olman bilgi değüil ameldir nice bilmişler vardır ki amelleri zerre kadardır.. kusura bakmayın biraz  ağır oldu , özür diler sizleri allaha emanet ederim


Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: maxpayna üzerinde 14 Kasım 2013, 12:22:08 ÖÖ 00

soruyu tam soramadım sanki
bir annemi çağırayım sorayım
anneeeeee


anneme de sordum hatırlayamadı o yüzden tez mantıklı görünmüyor bu nedenle...  ???

Kişi evladı ile gurur duyar , niye duymasın. Bu insani bir durumdur.
Gururlanmak insanı başkalarına karşı kibre, istikbara götürmedikden sonra herhangi bir sakıncası olmaz.
Annenin Maxpayna gibi evladı olduğu için gururlanması doğaldır. Bu gururlanmayı senin ve başkalarının olduğu yerde seni övmeye başlarsa yüzüne toprak serpersin :)  Yoksa sana nazar değdirir karışmam
Evladı sahiplenmek anne için doğaldır. Evlat için ise bir sevin kaynağıdır. Evladın başarısını kendine mal etmesi de doğaldır. Çünkü evladını en güzel şekilde yetiştirmiş, büyütmüştür. El bebek gül bebek yetiştirmiş seni , daha ne daha istiyorsun Max :)
Git hemen annenin elini hürmetle öpüver :) bizden de selamı iletiver



yok fecr abi annemin benimle gurur duyduğu yok. zaten benim de gurur duyulacak bir başarım artı değerim yok  :'(
estağfurullah diyor, o senin hüsnü zannın olarak görüyorum allah razı olsun...  :-\

siz aslında egolarınızı tatmin etmek bilgiçlik taslamak için uğraştığınızın farkına varın..önemli olman bilgi değüil ameldir nice bilmişler vardır ki amelleri zerre kadardır.. kusura bakmayın biraz  ağır oldu , özür diler sizleri allaha emanet ederim


kardeş biz yıllardır buradayız egomuz epey tatmin oldu.
da; senin ego da bir sorun var gibi. istersen gel accık da senin egoya el atalım onu tatmin edelim ne dersin  ^-^

olmadı seni (EGO Genel Müdürü) Necmettin Tahiroğlu beyefendiye havale edelim; işin uzmanı o   :D

(http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/c/c8/EGO_Genel_M%C3%BCd%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BC_Logo.jpg/200px-EGO_Genel_M%C3%BCd%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BC_Logo.jpg)
Elektrik Gaz Otobüs Genel Müdürlüğü



Konu Başlığı: Ynt: İslami Düşünce
Gönderen: eRkam_turabii üzerinde 09 Temmuz 2016, 07:06:39 ÖS 19
Ayetlere dönmeli artık insan; ayetlere düşmeli, ayetlerle düşünmeli... Ve ayet ayet, sure sure yürümeli... Aklını kalbinin derinliklerine doğru, usulca süzmeli....

(F.pala)