İSTİŞARELER (İstişare Platformu) => Serbest Kürsü => Konuyu başlatan: Aysegul üzerinde 17 Şubat 2008, 02:16:15 ÖÖ 02



Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: Aysegul üzerinde 17 Şubat 2008, 02:16:15 ÖÖ 02
Bursa Özgür-Der Seminerleri

(http://img403.imageshack.us/img403/2443/zgrdersj9.png)


Özgür – Der  Bursa  Şubesi’nin  her  ay  düzenlemiş  olduğu  seminer  etkinliği  son  olarak   19.01.2008  tarihinde  gerçekleşmişti.

Metin  Önal  Mengüşoğlu’nun
Kur’an’ın  Anlaşılmasında  Geleneksel  ve  Modern  Engeller


(http://img403.imageshack.us/img403/7910/5143xn6.jpg)

(http://img403.imageshack.us/img403/5615/5144yt7.jpg)

(http://img222.imageshack.us/img222/9891/5145ar6.jpg)


Konu Başlığı: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: Aysegul üzerinde 17 Şubat 2008, 02:19:52 ÖÖ 02
Metin  Önal  Mengüşoğlu’nun
Kur’an’ın  Anlaşılmasında  Geleneksel  ve  Modern  Engeller

Konulu  konuşmasından  aldığım  notlar  aşağıdaki  gibidir:

ANLAMAK: Arapça  karşılığı  manâ’dır.

Yalnız  manâ ‘anlam’  kelimesini  tam  karşılamıyor.

Anlam (anlamak) --> insanoğlunda  oluşmakta  iken,
Manâ --> bir  nesneye  takdir  edilen  şeydir.

Manâ ≠ anlam

“Din; Benim  iki  mukaddesimden  biridir”  demiştir,  M. Akif  Ersoy.

-   Din  ve
-   Dil’dir bu iki mukaddes.

“Kur’an”  ismi  henüz  tamamlanmamış  iken  verilen  bir  ad  iken  bugün  yani  tamamlanmış  haline  kullanmamız  gereken  isim;

-   musaf
-   ilahî  hitap
-   ilahî  vahiy


şeklinde  kullanılması  uygun  olacaktır.


Kağıt  üzerinde  yazının;

-   bir  anlam  taşıması
-   belli  bir  düzeni


olması  gerekir.

Lafzı / Manâsı / Nâzmı


Konu Başlığı: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: Aysegul üzerinde 17 Şubat 2008, 02:23:59 ÖÖ 02
Her  okuduğumuzdan  anladığımız, ‘doğru’  demek  değildir.

Bu  bakımdan 
Anlamak --> düşünmekten  önce  gelir.

Düşünmekten sonra;

•   Kavrama; çok  düzgün  bir  biçimde  aktarılırsa  anlaşılma  hali.
•   İdrâk; bir şeyin  son  noktaya  kadar  oturmuş  bir  şekliyle  anlaşılmış  olması.

Diğer  bir  ifade  ile  tamamen  anlama.

Bu  duygular  kendiliğinden  doğar.
Bu  iki  kavram  tam  manası  ile  oluşsa  bile,  yanılma  durumu  her  zaman  vardır.

•   Fıkh:  Gayret  sarfederek  edinilir.

-   Çaba sarfetmek,
-   Vargücünü harcamak…

•   Fâkih olmak: İnce  anlayışlı  olmaktır.

Allah’ın  istediği  de  budur.

Ne  dendiğinden  çok  (-ki  herkesin  kârıdır)
Ne  denmek  istendiğini  anlamak  (Fâkihin Fıkh etmesi)

Anlamanın  önündeki  en  büyük  engel   DİL’dir.

Sonra  düşünce  problemi  gelir.

•   Yavuz  Sultan  Selim’den  bugüne  değin  ve  hala  Topkapı  Sarayında  kesintisiz,  gürül  gürül  Kur’an  okunuyor.
Ama  Anlatılanlar,  anlanmıyor!

-   Anlaşılmadan  okunan  Kur’an,  okuyana  lanet  eder!

Düşünelim: Bunun  için  mi  Müslümanların  zillet  içinde  olması!?


Konu Başlığı: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: Aysegul üzerinde 17 Şubat 2008, 02:26:14 ÖÖ 02
Bir  görüşe  göre: Kur’an’da  iman  edilmesi  isteniyor,  anlanması  değil  derler..

Halbuki;

önce  haber  (vahiy)  gelmiştir.
Sonra  öğretilmiş,
Sonra  bir  daha  öğretilmiş
Bir  daha..
Sonra  anlatılmış
Sonrasında tebliğ edilmiştir.
Daha sonra ise tebliğ ettirilmiştir.


Sonra  insan  ya  düşünerek  hakikâti  veya  yalan  seçimine  bırakılmıştır.

“Hiç  düşünmüyor  musunuz?
O  halde  iman  edin..”
(ayet)

Herkes  yaratılırken  müslümandır,
Allah  bil-fiil  Müslüman  arıyor,
Bil-fiil  Müslüman  olunmasını  istiyor.

Seçim  yapılacak!




•   Dil’de  Türk  dilinin  kelime  anlatımlarında  yetersiz  kalması..
Arap  dilinde  bir  kelime,  bir  durum,  bir  duruş  ayrı  ayrı  kelimelerle  anlatılırken,  Türk  dilinde  bu  üç  durumu  sadece  bir  kelime  ile  ifade  etmek…


Bunlar  hep  anlamanın   önündeki  engellerdir.


Konu Başlığı: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: Aysegul üzerinde 17 Şubat 2008, 02:30:00 ÖÖ 02
Engeller:

* Anlatılan  kelimenin  tarihsel  geçmişini  bilmemek  anlamayı  engeller:

Örnek:

- Mekke ticareti  bilinmezse  --> Kureyş  suresi  anlaşılmaz.
- Talâk suresinin anlaşılabilmesi için --> Peygamber  Efendimiz (S.A.V.)’in  hayatını  bilmemiz  gerekir.
- Fil Suresi için --> Mekke Tarihi
- Araplarda erkeğin eşine “sen bana anam gibi geliyorsun” deyip boşama durumu ile o kadının hayatı boyunca evlenememe olayı bilinmezse --> Mücadele ve Ahzab Suresi
- Nur Suresi --> Hz. Ayşe
- Enfal Suresi’nin --> Bedir’i ( Bedir’de galib gelindiğini )
- Nisâ Suresinde ise Uhud’ta mağlub,

Durumları..

** Dil’in kurallarına: anlamak için, insanın; ihtiyacı var!

* Kur’an’i Kavramlar..

Hevâ:

Dengeli  olmayarak,
Laubali,
Keyfi  bir  eğilimdir..
Keyfi  bir  düşkünlüktür.
Tartılmamış  bir  düşkünlüktür.
İnsanın hoşuna giden gayrimeşru eğilimdir.

Yüce  mertebeden  düşüştür.
Yaratılan  insan  temizdir.
Fıtrat = temizdir.
Bu bakımdan men edilen peşindeyse insan, yanlış anlar.. Yamuk anlar.. Ters anlar..

İnsan  o  manyetik  etkinin  içindeyken  bir şey  anlaşılmaz, anlamaz..


Heves:

Acemi  eğilimdir.

İnsan,  heves  peşindeyken  de  doğru  anlamaz.
Ciddiye  alıp,  ustası  olmalıdır.

Yapamazsa  çıraktır, uşaktır..

Doğma:

Doğmatik  kabullerdir.
Doğmatik  İnanç.

Körü  körüne  kabule  doğmatik  denir.

İSLAM  dışındaki  inançların  hepsi  doğmatiktir.

Tartışmadan  iman..
Kur’an’ın  davet  ettiği  iman  bu  değildir.

Asabiyet – Taassub

Kavmiyetçilik

“Bir  kavme  olan  kininiz, sizi  adaletsizliğe  uğratmasın.” (ayet)

Genelleme

Bir yanlışı görüp, genelleme  ile  söyleyerek, asabiyetle  davranma..

Taklit

Aşk – Tutku

İslam-Hadis-Kur’an literatüründe yoktur.
Araplarda da yoktur.

İslamda sevmek ve muhabbet vardır.

Aşık insan anlayamaz..
Saplantılıdır.
Tutkuludur.
Tek noktaya odaklanmıştır.
Bu anlama özürlerindendir.


Konu Başlığı: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: Aysegul üzerinde 17 Şubat 2008, 02:32:09 ÖÖ 02
Kalbin marazları
Kalbin hastalıkları
Kalbin üzerindeki mühür
Kalbin özürleri, manileri, engelleri..

Şirk --> Allah’a ortak koşan kalp/zihin

Alt basamağı

Küfr --> Hakikati örtenler..

Küfreden aslında kendi ‘anlama’sını engeller.

Zulm --> Kitap okunmak içindir.. Okuyup, rafta olması gerekir.. Masaya yetişmek için sandalyenin üstüne seni yükseltmesi için kullanırsan  hata  edersin.
Zalim  olursan,  göremezsin..

Nifak


Konu Başlığı: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: Aysegul üzerinde 17 Şubat 2008, 02:36:01 ÖÖ 02
GELENEKSEL  ENGELLER:

1-   “Ben tamamım, oldum artık” diyen insan,  tükenir.
       Kendisini  yeterli  gördüğü   zaman  azgınlaşır..
   Allah Rasulleri bile kendilerini yeterli görmediler.
   Peygamber Efendimize son vahiy geldikten sonra vefat etti.
   Efendimiz bazen de olayları gördü, kanaat bildirdi ama yanıldı..
   Bazı olaylarda hep yarına erteledi.. Allah’tan bekledi..
   Haber gelmeyince bunda da yanıldı..
   Azgın insan hiçbirşeyi kavrayamaz!

2-   İstiğna
Önerilen bir işe karşı nazlanma, nazlı davranma.
Doygunluk, gönül tokluğu..

3-   Tek kaynağa saplı kalmak!
Fil suresinde;  kuşların  mikrop  bıraktığı  bakış  açısıyla  düşünülmesi..

4-   Kişinin tek tip’leştirilmesi
Bütün ötekileri görmezden gelmek.. Mezhep, Meşreb vs.

5-   Kültür
Gelişimde oturan kavramlar..
Asıl anlatılmak istenenle, Anlatılanın tutmaması..

6-   Şuuraltındakini, Kur’an’a oturtmak..

7-   Şeyh vs. (Taklid-i iman, Tahkik-i iman)
Müslüman taklidi lügatlerinden çıkmalı..

8-   Akaid
Yecüc-Mecüc, Mehdi, Hz. İsa Peyg. Gelmesi..


Konu Başlığı: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: Aysegul üzerinde 17 Şubat 2008, 02:36:43 ÖÖ 02
İlahi Vahiy
İnanç/İman Manzumesi

•   Allah’a şirk yok (şirksiz iman)
•   Ahirete şeksiz/şüphesiz iman
•   Salih amel


Konu Başlığı: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: Aysegul üzerinde 17 Şubat 2008, 02:39:54 ÖÖ 02
MODERN ENGELLER

1-   Okullaşma Süreci
           İnsan ne kadar çok eğitim görürse o kadar aptallaşır. Japon sözü..
   Materyalizmin attığı en büyük kazıktır.
   Sürü ve tek tipleştirme..
   Tek tip bilgiye empoze edilme.
   Okullu toplum – Tek tip toplum

   Örnek: 8 cm. lik bir çivi yapan bir kalıp oluşturursanız.. Buradan imal edeceğiniz çiviler hep 8 cm. olur.. Ne bir eksiği, Ne bir fazlası.. Tek tiplilikte böyle bir şeydir.

•   Siz bu toplumun imalat hatasısınız..

2-   İnsan Hakları

Hak --> Allah’tır.
                Allah’a dır.


Mesuliyet / sorumluluk vardır.
Siz kulsunuz..
Mükellefsiniz..

3-   Demokrasi

4-   Küreselleşme / Globalleşme
Dünya büyük bir köye döndü deniyor..
İletişim çağıyla..
Alt bilinçler uyandırıldı..
Kavmiyetçilik ile..
Bağımsız küçük küçük ülkeler oluştu..

5-   Modernizm
Sekülerizm
Laiklik
Özel alan / Kamusal Alan


6-   Özgürlük
Birey 18 yaşında evinden ayrılıp, toplumda ahlakî çöküntünün baş göstermesine neden olması..


Konu Başlığı: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: Aysegul üzerinde 17 Şubat 2008, 02:42:07 ÖÖ 02
Toparlarsak;

Geleneksel aile
Modern ailenin
Babaannesidir.


Gelenek (dün) ve Modernlik (yeni-şuan) diye bir şey yoktur!


Hayat var!
Mükellefiyet var!

Benzemek insanı sorumluluktan kurtarır.
Ama onur kırıcıdır.
Aynılaşmak, fıtratın bağlanmasına neden olmaktadır.
Başkalaşmak ise sorumluluk demektir.
Aynılaşmaktan çıkıp, başkalaşmak sorumluluk taşıyacağından kaçınılır nedense..

Müttakî olmak!
Fıtratı özgürleştirmek lazım!



Kur’an’ı Kerim
Yıldız haritası gibidir.

Gece yola çıkan, yıldızlara bakarak yol alır.

Kur’an’ın bir kavramında değişiklik olursa, yoldan şaşılmış olmuş demektir.

Kur’an’ı   Kur’an’la   anlamak!




Kur’an Nerede Anlaşıldı?
Kur’an Ne Zaman Anlaşıldı?


Kur’an;
Mekke’de Nâzil oldu..
Mısır’da okundu..
İstanbul’da yazıldı..

Kur’an Nerede Anlaşıldı?
Kur’an Ne Zaman Anlaşıldı?





Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur�an�ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: maxpayna üzerinde 17 Şubat 2008, 01:04:03 ÖS 13
ayşegül bizimle paylaştığın için teşekkürler.
çok güzel noktalara değinmiş mengüşoğlu.
kaçırdığım için üzüldüm ama sayende üzüntüm azaldı :)
sen hep böyle paylaş bizimle emi :)

hangi birini alıntı yapayım şaşırdım ama gözüme çarpan bir tane var ki;

Alıntı
Aşk - Tutku

İslam-Hadis-Kur'an literatüründe yoktur. Araplarda da yoktur.

İslamda sevmek ve muhabbet vardır. Aşık insan anlayamaz.. Saplantılıdır. Tutkuludur.
Tek noktaya odaklanmıştır.  Bu anlama özürlerindendir.

aşk kavramının sevginin haddi aşmış aşırı gitmiş hali olduğu iddiamı bilmem hatırlarmısınız.....
son günlerde bu iddiam yüzünden allahın "aşksız kal" anlamında beni sevgi(sizlik) çölüne hapsettiğini düşünmeye başlamıştım  ::)

yine de aynı görüşteyim. sevgi ve muhabbete EVET ama aşırılığa (aşk) HAYIR...........





Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: serender üzerinde 17 Şubat 2008, 05:30:17 ÖS 17
evet Allah Razı Olsun ayşegül akşam biraz baktım şimdi okudum sanki bende oradaymışım gibi oldu araları da kendimce doldurdum...:) yahu ayşegül bend esenin gibi not alabilsem (becerebilsem) ne güzel olurdu yaa imrendim şimdi sana :(
beni de öğret lütfenn:) :-*


Alıntı
son günlerde bu iddiam yüzünden allahın "aşksız kal" anlamında beni sevgi(sizlik) çölüne hapsettiğini düşünmeye başlamıştım
 

max seni kınıyorum..
başta ben serender ablan kardeşin ve can olarak seni seviyorum ve burada ki herkes seni seviyor...
seni anlıyorum ne demek istediğini ama lütfen .. lütfen yaa

yahu biz kendimizi ne sanıyoruz dünyada ki her şeyin sahibi olmak bizim kalitemizde ki bir mümin için israf bi çaba değil mi?
o olsun ..bu olsun.. şuda olsun.. ee hani imtihan??

allah rasulünün ashabına hep özeniriz değil mi?
ebu zerri bilirsin ümmü zerri de nasıl vefat ettiğini de eminim bilirsin....:( imanlarına ve amelerine özendiğimiz şahısların hayatı da gözümüzün önünde olmalı değil mi yok biliyorum anlık bi gaflet senin şu yazdıkların :) ama ara ara da uyarmalı değilmiyiz birbirimizi işte ben senin şu cümlelerini uyarma vesilesi kabul ediyorum yasinin ilk sayfasında kimleri uyarmalıyız açıkca belli :) yani yanlış anlama diye diyorum...

imtihanda olduğumuzu unutmayalım..

ve sevgisizliğin cirit attığı bir dünyada islam kardeşliğinin kıymetini bilelim.. bizim herşeyimizdir birbirimiz...sıkı sarılalım inş. ve şükredelim halimize dua edelim bizden öncekilerin imtihanı bize de yüklenmesin diye...
tamam sustum konu dışı farkındayım yaa


Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: abdulhamit üzerinde 17 Şubat 2008, 07:26:24 ÖS 19
Aşk sevginin taşkın halidir, sevgi selidir
İlahi aşk da Kulun rabbine gerçek kulluğu vardır Ve Allaha sevgi, takvada yarışmada  hep en planda olmak vardır. ve şu ayete dikkatinizi çekmek isterim

NUR-37:
Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar

Evet bu ayette Allahı anmak da geçiyor ( Tesbih ve onu akıldan hiç hiç çıkarmama) Aşkın en belirgin halidir bu

ENFAL-2:Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler

DİKKAT ETTİNİZ Mİ AYETE !Allah anıldığı zaman İnsanda ne gibi değişiklikler oluyor ? Yüreklerinde bir ürperme oluyor ve imanları kat kat artıyor

HAC-35:Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar

Allah anıldığı zaman kalbiniz sevgiden tir tir titriyor mu ?

Tefsirdeki manası: Mü'minler( Aşık olanlar ) ancak o kimselerdir ki, Allah-ü Teala  Hz.leri’ni zikrettikleri zaman kalbleri hoplar, celallanır, cilalanır. Kendilerine Allahın Ayetleri okunursa imanları artar, kalbleri kamaşır. O kadar çok zikrullah eder ki, Zikrullahın ateşi yüreklerini yakar, kalbleri yanar, vücudu titrer, gözü ağlar, kalbi çarpar, kalbi nurlanır.

 Bir de üzerlerine Allahın ayetleri okununca imanları kuvvetlenir ve artar, inançları kuvvetlenir. Kur’an-ı Azimüşşan’da okunan ayetlerde Esrar-ı İlahi  sezerler.  Her işlerinde Allahı vekil tutarlar, sabrederler. Her şeyin neticesini ona bırakırlar ve sabra devam ederler. Gerçek müminler böyle olur.Yani gerçek müminler Allaha aşık olanlardır Yani zikrullahı çok eder.  bir de sabriyle Hakk’ı  bekler. ve Tevekkül eder.

VAKIA-10:Ve bir de ileri geçenler ki herkesi geçmişlerdir

Neyde ileri geçmişlerdir ? Allaha olan sevgide, ona bağlanmada, en takva sahibi olmada değil mi !

VAKIA-11:İşte bunlar, (Allah'a) en yakın olanlardır

Allaha en yakın olanlar, ona sevgide en üst olanlar değil midir ki, bu sevginin taşkın halinin (Aşka )yansımasını amellerinde görüyoruz

İSRA-107:Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar; bu, onların gönüllerindeki saygıyı artırır

( Gönüllerdeki saygıyı artırır da , gönüllerdeki sevgiyi artırmaz mı !)

MERYEM-58:... Onlara Rahmanın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar

 ( Ağlama neyin delili, neyin  işaretidir, neyin taşkın halidir ? Hala, pek çok sevmenin , sevginin taşkın hali olan Aşkın demeyecek misiniz !)

BAKARA-165:İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını endâd/Allah’a denk tutarlar da onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.”

(Sevgideki fazlalık aşk hali değil midir ! )

ZÜMER-23:.... Rablerinden korkanların tüyleri dikendiken olur onu dinlerken, sonra da bedenleri ve gönülleri, Allah'ı anmak için yumuşar; işte bu, Allah'ın bir hidayetidir ki dilediğini, onunla doğru yola sevk eder ve Allah, kimi doğru yoldan saptırırsa ona yol gösterecek yoktur.

Rabbimizden korkma hali, ona aşık olma hali ki, Eğer,Allahı büyük çoşku ile seviyorsak, yani taşkın bir sevgi ile seviyorsak, yani, Allaha aşıksak bedenimizdeki tüyler bile bu aşka tepki verebiliyor, hem bedenen hem de ruhen de tepki verebiliyoruz





Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur�an�ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: maxpayna üzerinde 17 Şubat 2008, 10:30:34 ÖS 22
Alıntı
serender
max seni kınıyorum..
başta ben serender ablan kardeşin ve can olarak seni seviyorum ve burada ki herkes seni seviyor...
seni anlıyorum ne demek istediğini ama lütfen .. lütfen yaa

 :-\ serender ya sen beni anlamadın ya ben seni anlamadım. neyse ana konuya devam edelim. siz görmeyin bu kısmı....


Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: esen üzerinde 17 Şubat 2008, 11:54:32 ÖS 23
ayşegülcüm dün hazırlığını yaptığını söylediğinde merakla bekledim
serenderınde dediği gibi gerçekten çok güsel takip etmişsin ve notlarıda süper almışsın
paylaştığın için çok teşekkürler,çok güsel bi seminermiş
 max sen sıkı takip ediyosun kayseride olunca haber ver bana unutma sakıııııııııııın ;)


Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur�an�ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: maxpayna üzerinde 17 Şubat 2008, 11:57:31 ÖS 23
Alıntı
esen
 max sen sıkı takip ediyosun kayseride olunca haber ver bana unutma sakıııııııııııın ;)

maalesef kayseride özgür-der yok. başka bu gibi etkinlik yapan yer var mı duymadım.
ama oraya gelip kurma fikri son zamanlar aklımdan geçmiyor değil :)
kayseriyi uyandırmak lazım....... :)


Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: esen üzerinde 17 Şubat 2008, 11:59:44 ÖS 23
özgür der olmadığını biliyorum tabiki muadilini kasdettim :)
ama sen kurarsan süper olur çabuk geel


Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur�an�ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: maxpayna üzerinde 18 Şubat 2008, 12:21:33 ÖÖ 00
öncelikle aşk kavramını genel kullandığımı belirtmek isterim. hedefim allah aşkı değil geneldir.
abdulhamit abi aşk ile sevgiyi karıştırıyorsunuz gibi geliyor bana.
verdiğiniz ayetler ise zorlama tevillere kurban gidecek gibi geliyor bana.

Alıntı
NUR-37:
Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar

Evet bu ayette Allahı anmak da geçiyor ( Tesbih ve onu akıldan hiç hiç çıkarmama) Aşkın en belirgin halidir bu

ayetin içinden zikir ibadetini çekip aldınız ama gerisini bıraktınız.
tamamına bakarsanız TAKVA ehli müminlerin özelliklerindne bahsettiğini görebiliriz.
kaldı ki hadi sadece allahı anmak olsun diğerleri olmasın. burdan AŞK kavramını nasıl çıkarabiliyorsunuz ?

Alıntı
ENFAL-2:Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler

DİKKAT ETTİNİZ Mİ AYETE !Allah anıldığı zaman İnsanda ne gibi değişiklikler oluyor ? Yüreklerinde bir ürperme oluyor ve imanları kat kat artıyor

HAC-35:Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar

Allah anıldığı zaman kalbiniz sevgiden tir tir titriyor mu ?

burda allaha olan sevgi ve muhabbetlerini ve hatta allahın büyüklüğü karşısındaki acziyetlerini bildikleri için kalben duyulan hissiyatı tasvir etmektedir. allah öyle kullardan olmayı nasip etsin bizlere.
lakin sevgi - çok sevgi - aşırı sevgi(aşk)  kavramlarını ayırt etmez isek her allah sevgisi ibaresine AŞK kavramı koyma yanlışına düşebiliriz.

Alıntı
BAKARA-165:İnsanlardan bazıları Allah�tan başkasını endâd/Allah�a denk tutarlar da onları Allah�ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah�a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.�

(Sevgideki fazlalık aşk hali değil midir ! )

bakın ayette sevginin diğerine kıyasla daha fazla olması ibaresi vardır.
ayrıca sizde sevgideki fazlalık hali aşk degilmi diye sormuşsunuz.
tanımlamalar karışmasın tekrar edeyim :

sevgi dinin temelindendir. sevginin dereceleri vardır. allahı daha  fazla sevmek için gayet etmeliyiz.
sevginin ileri derecelerine ermeliyiz. ama HADDİ AŞMAMALIYIZ. ben sevginin aşırı hali olarak görüyorum aşkı.
aşırılık kelimesi sizce olumlu bir duygunun başına gelince doğru bir etki mi gösterir ? 

bence gösterdiğiniz ayetler çok önemli ve güzel. ama sevgi kavramı yerine aşk kavramını kullanmadığınız sürece.

bakınız allahı en çok seven kul hz muhammed midir ? yani sevginin en uç örneği.
ondan aşk kelimesini duymuyoruz öyle değil mi ? ( zaten konuşmacı da buna vurgu yapıyor)
"ha aşk ha sevgi" demek doğru olur mu ? önce kavramların içi ne ile nasıl dolmuş onu iyi gözlemlemeliyiz.

aşkı en çok kullanan tasavvuf akımının allah aşkı ile ortaya koydukları eylemler ve söylemler sizce islam edebine sınırlarına sığar mı ? tasavvufçuların aşk kavramı altında yaptıkları aşkın aşırılık olduğunun delili değil midir ?

mevzunun temelinde aşk kavramına yüklediğimiz anlam yatıyor.

ben sevginin aşırı hali diye niteliyorum. AŞIRILIK  kavramı ise konu her ne olursa olsun haddi yani sınırları aşmaktır.
sevdiğim bir cümle geldi aklıma :

HADDİNİ AŞAN ZIDDINA DÖNER

SAYGILARIMLA........



Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: abdulhamit üzerinde 18 Şubat 2008, 05:44:47 ÖS 17
Sayın maxpayna kardeşim,
Anlaşılmayan veya anlaşamadığımız nokta aşkın tanımından kaynaklanıyor sanırım.
Bana göre aşk, sevginin en üst halidir, aşk ta insanın sevdiğine taparcasına sevmesi vardır, ona kul ve köle olması vardır.
Zaten bu duyguyu yaşamayanlar , yani aşık olmayanlar bunun nasıl bir sevgi olduğunu bilemezler

Siz de çok güzel bir örnek vermişsiniz ki, Allahı en çok seven kimse Hz muhammed (Sav ) Olmuştur. İşte ben buna aşk diyorum ve derken siz de buna sevginin derecesini koyarak, sevgi- çok sevgi- aşırı sevgi (Aşk) bunları ayırt edelim derken, sanırım çok sevgi derecesini koymuşsunuz ve aşırı sevgiyi yani aşkı reddetmiş oldunuz.

Çok sevgi ile aşırı sevgiyi birbirinden ayırt eden ölçü nedir ? Nasıl ayırt edebiliyorsunuz ? Elinizdeki ölçü nedir ? Çok sevgi ! Peki, Ne kadar çok sevgi ? Sınır neresi, öte var mı ?

Alıntı
bakınız allahı en çok seven kul hz muhammed midir ? yani sevginin en uç örneği.
ondan aşk kelimesini duymuyoruz öyle değil mi ?


Demekle illaki bu sözcüğü duymanız mı gerekli, zaten arapçada aşk kelimesinin bir karşılığıda yoktur HABİB- HABİBİ olarak geçen terimler sevgili anlamındadır

Alıntı
verdiğiniz ayetler ise zorlama tevillere kurban gidecek gibi geliyor bana.

Demişsiniz, Hiç sanmıyorum ama, ayetleri benden daha iyi tefsir edenler de olabilir

Nur -37 ayetindeki zikri özellikle çekip aldım ki, bu zikir halinde namazdan farklı olarak hep allahı düşünme , allahı anma ve akıldan hiç çıkarmama vardır ve bu da aşkın yani sizin deyiminizle sevginin en
uç halidir

Allah biz kullarından kendisini taşkın bir sevgi ile sevmemizi istiyor , isterseniz siz buna aşk demeyin sevginin en uç boıyutu deyin, ben de sevginin en tepe, sevginin en yüksek kısmı diyeyim Önemli olan kelimelerdeki anlam kargagaşası değil, hakikat olanın kendisidir

Ve bu daha önce verdiğim, vakıa suresinde çarpıcı örnek te de sevgide orta yolu izleyenler- sevgide en uç kısımda olanlar yani ileri geçenler( Allaha yakınlaştırılmış olan ) Kullar , birbirinden ayrılarak, cennet dereceleri  mükafatlandıralacaklardır
[/b]


Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: serender üzerinde 18 Şubat 2008, 05:47:31 ÖS 17
hamit abi gel sen vazgeç bende eskiden kalma maxın develeri vardı onları göndereyim size :)
max aşkı kabul etmez
bir bir daha iki eder


Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur�an�ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: maxpayna üzerinde 19 Şubat 2008, 01:35:42 ÖÖ 01
serender beni iyi tanımış
develerimi bile unutmuyor.  :D

Alıntı
serender
max aşkı kabul etmez

aşkı nasıl algıladığımza bağlı bu.
abdulhamit abi gibi sevginin en üstün hali olarak anlamdırırsak keşke aşık olabilsek;
yok benim gibi sevginin sınırlarını zorlamış (haddini) aşmış, "aşırı" olarak nitelendirir isek aman kalsın sizin olsun derim.

biz kavramları farklı algıladığımız için farklı düşünüyoruz.

allah; ona, resulune, kitabına, kullarına olan muhabbetimizi artırsın; saygılarımla...........


Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: Aysegul üzerinde 25 Şubat 2008, 11:34:05 ÖÖ 11
Bursa'da Dinde Derinleşme Semineri
Mustafa Eğilli

Bursa'da ayda bir düzenlenen seminerlerin beşincisi 23 Şubat akşamı saat 19:30'da Merinos sosyal tesislerinde gerçekleştirildi.

(http://www.haksozhaber.net/images/news/263.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/264.jpg)


Konu Başlığı: Bursa'da Dinde Derinleşme Semineri - Mustafa Eğilli
Gönderen: Aysegul üzerinde 25 Şubat 2008, 11:39:49 ÖÖ 11
"Dinde Derinleşenler, Sefere Çıkanlar ya da Kalanlar" konusunu Özgür-Der genel yöneticilerinden Mustafa Eğilli sundu.

Konuşmasına Kur'an'ın Arapça olması ve Arapça'yı iyi bilmeyen toplumlarda Kur'an'ın anlaşılması için meal/tefsir gayretlerine girildiğini, ancak ikinci bir Kur'an olamayacağından bu meal/tefsir çalışmalarında kültürel anlayış, dil farklılığı, kişisel yorum sebebiyle bazen Kur'an'ın murad etmediği yorumlara gidildiğini belirterek başlayan Eğilli özetle şunları ifade etti.

"Meallerde oluşan bu zaaflar bazen Kur'an'ın murad ettiği anlamın zıddı anlamlar çıkarılmaya sebep olabiliyor. Ancak bu zaafların çok az hatta istisnaidir ve bu istisnalardan biri de Tevbe suresi yüz yirmi ikinci ayetidir.

Bu ayet cihada gitmek ile dinde derinleşmek/fıkhetmek arasındaki ilişkiyi ele alıyor. kimilerine göre birileri cihada gitmeli kimileri de geride kalıp dinde derinleşmeli şeklinde anlaşılan bu ayet kimilerine göre de dinde derinleşmek/fıkhetmek cihada gitmekle olur ve burada geride kalmak değil aksine ileri gitmek, mücadeleye katılmak vardır.

Yani birinci görüşte olanlar ayete şu şekilde meal verirken

'Mü'minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar.(Tevbe/122-Ali Bulaç meali, ayrıca diyanet, M. İslamoğlu, Y.Nuri Öztürk mealleri de bu bağlamda ele alır.)

İkinci görüşte olanlar ise ayeti şu bağlamda ele almaktadırlar;

'Müminlerin toptan savaşa çıkmaları gerekmez. Her topluluktan bir grubun dinde derinleşmek ve kavimleri geri döndüklerinde onları uyarmak ve sakındırmak için savaşa gitmeleri gerekmez mi? Umulur ki sakınırlar.(Tevbe/122-Ş. Piriş meali, ayrıca Seyyid Kutup, Hasan-ı Basri, İbn Abbas da bu görüştedir.)

Görüldüğü üzre neredeyse birbirine zıdd iki bağlamda ele alınmış. Her iki açıklama da delil olarak çeşitli rivayetler de sunmaktadır.

Ancak bize göre de ayet ikinci bağlamda anlaşılmalı, yani sefere çıkanların yanında bir de geride kalıp ihtisaslaşmayla uğraşan bir sınıf anlaşılmamalıdır. Burada geçen "fıkhetme/tafakkuhta bulunma" ilim elde etmeden farklı bir muhtevaya sahiptir. Alim salt bilgili olarak ifade edilirken fakih bilgiyi ve ameli aynı zamanda bünyesinde barındırandır. İşte Seyyid Kutub, Ebu Hanife böyledir. Ayetin aslında "geride kalmak" ibaresi geçmez, bunu kullananların neredeyse hepsi bu ibareyi parantez içinde belirterek belki istemeyerek de olsa zorlama bir ek yapmaktadır. Ayette geçen 'nefere' kelimesi de doğrudan doğruya bir hareket için yola koyulmayı ifade eder. Resulullah'ın örnekliğinde derinleşmek(!) adına cihaddan beri durma gibi bir izne de rastlanmamaktadır. İnsanı münzeviliğe hayattan el etek çekmeye iten bir anlayış Kur'an'ın genel mantığına da uymayacaktır herhalde. Ayetin sonunda kavimlerinin uyarılması sorumluluğu da ancak hayat içinde olmakla, cihad etmekle gerçekleşebilecek bir eylemdir

Bu ayetin doğru anlaşılması elbette ki diğer tüm ayetlerin doğru anlaşılması gerektiği kadar önemlidir. zira ayet doğru anlaşılmadığından iyi niyetle de olsa cihaddan, siyasi, sosyal sorumluluklardan soyutlanmış batıdaki entelektüel/aydın anlayışı gibi "alim, şeyh, üstad' gibi sınıflar türemiştir.

Müslümanlar arasında ihtisaslaşma/uzmanlaşma gerekli ve doğaldır ancak bu ayrı bir sınıfın varlığına veya sosyal, siyasi, ekonomik sorumluluklardan muaf bulunma gibi bir anlayışa tekabül etmemelidir.

Müslümanın öğrendiği ilim hayatta yaşaması içindir,akademik, entelektüel kaygılarla öğrenilen ve yaşanmayan bilginin içeriği ne olursa olsun Allah katında bir değeri olmaz. Müslüman fakihtir yani ince bir anlayışa, hikmete, doğru bir birikime ve en önemlisi bunların hayattaki pratiğine sahiptir/olmalıdır."


Konunun tebliği sonunda sorulan soruları cevaplayarak konuşmasına son verdi.


http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=2225


Konu Başlığı: Bursa'da Dinde Derinleşme Semineri - Mustafa Eğilli (ayet meal karşılaştırması)
Gönderen: Aysegul üzerinde 25 Şubat 2008, 12:02:08 ÖS 12
Arapça Metin

وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوا إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ


Abdülbaki Gölpınarlı

İnananların hepsinin savaşa gitmesi lazım değil; bir kısmı savaşa gitmeli, bir topluluk da çekinmelerini sağlamak için kavimleri savaştan dönüp gelerek onlarla buluşunca onları korkutmak için dini hükümleri iyice öğrenmeye çalışmalıdır.


Ali Bulaç Meali

Mü'minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar.


Diyanet İşleri Meali

İnananlar toptan savaşa çıkmamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekli olmaz mı? Ki böylece belki yanlış hareketlerden çekinirler.*


Diyanet Vakfı Meali

Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminde bir gurup dinde (dini ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar. *


Edip Yüksel Meali

(Mekke'de kalan) İnananların, topluca (Medine'ye hicret eden peygamberi ziyaret için) yola çıkmaları doğru olmaz. Her gruptan sadece bir kaç kişi, dini anlayıp öğrenmek için harekete geçmeli. Nitekim böylece, halklarına geri döndüklerinde, halklarının uyanık bulunması için onları uyarabilsinler.


Elmalılı Hamdi Yazır

Bununla beraber müminlerin hepsinin birden topyekün savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece Allah'ın azabından sakınırlar.


Ömer Nasuhi Bilmen

Ve maamafih bütün mü'minlerin birden toplanıp sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her bir fırkasından bir zümre dinde fekâhat sahibi olmaya çalışmalı ve kavimlerine dönünce de onları inzar etmelidirler. Umulur ki, onlar sakınırlar.


Muhammed Esed

Bütün bunlarla birlikte, [savaş zamanı] müminlerin hepsinin toptan yola çıkması doğru olmaz; onların arasında her gruptan bazılarının seferden geri kalmaları, [bunun yerine] Din hakkında derin ve sağlam bir bilgi elde etmek yolunda çaba göstermeleri ve [böylece] seferden dönen kardeşlerini aydınlatmaya çalışmaları daha yerinde olacaktır; böylece belki, onlar [da] kötülüğe karşı kendilerini (daha iyi) korumuş olacaklardır. 162


Suat Yıldırım

122 – Bununla beraber müminlerin hepsinin top yekün sefere çıkmaları uygun değildir.Öyleyse her topluluktan büyük kısmı savaşa çıkarken, bir takım da din hususunda sağlam bilgi sahibi olmak, dinî hükümleri öğrenmek için çalışmalı ve savaşa çıkanlar geri döndüklerinde kötülüklerden sakınmaları ümidiyle, onları uyarmalıdır. *


Süleyman Ateş Meali

İnsanların hepsi toptan sefere çıkacak değillerdi. Ama her kabileden bir cemaatin dini iyice öğrenmeleri ve dönüp kavimlerine geldiklerinde, sakınmaları umuduyla onları uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez miydi? *


Şaban Piriş Meali

Müminlerin toptan savaşa çıkmaları gerekmez. Her topluluktan bir grubun dinde derinleşmek ve kavimleri geri döndüklerinde onları uyarmak ve sakındırmak için savaşa gitmeleri gerekmez mi? Umulur ki sakınırlar.

 
Ümit Şimşek Meali

122. Mü'minlerin hepsi birden savaşa çıkacak değildir. Her topluluktan bir kısmı savaşa çıkarken, içlerinden bir kısmı da dinleri hakkında iyice bilgi sahibi olmak için çalışmalıdır—tâ ki kavimleri geri döndüğünde, kötülükten sakınmaları için onları uyarsınlar.


Yaşar Nuri Öztürk

122 İnananların hepsinin birden savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grubun dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde, korunmaları ümideyle onları uyarmak için arkada kalmaları gerekmez mi?




Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri - Firavunun sarayında imanını gizleyen mü'min
Gönderen: Aysegul üzerinde 24 Mart 2008, 12:53:45 ÖS 12
(http://www.ozgurder.org/resimler/haberler/327.jpg)

Özgür-Der Bursa Şubesi düzenlediği aylık seminerlere devam ediyor.
"Firavunun sarayında imanını gizleyen mü'min" konulu seminer 22.03.2008 tarihinde Şükrü Hüseyinoğlu'nun sunumuyla gerçekleştirildi.


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: Aysegul üzerinde 24 Mart 2008, 12:55:15 ÖS 12
(http://www.haksozhaber.net/images/other/1093.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/1094.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/1095.jpg)


Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri-Firavunun sarayında imanını gizleyen mü'min
Gönderen: Aysegul üzerinde 24 Mart 2008, 01:01:02 ÖS 13
Bu hafta 6. sı düzenlenen seminerde, Ana konu olarak Mümin Suresi 28-45 ayetleri ele alındı. Bu ve benzeri ayetlerin günümüze nasıl yansıyacağı ile ilgili bilgi veren Hüseyinoğlu, Yusuf a.s ve Mü'min suresindeki kıssalardan yola çıkılarak imanın hangi durumlarda gizlenmesi, hangi durunlarda açığa vurulması gerektiğini veya takiyyenin ne derece doğru olduğunu açığa kavuşturdu.

Konuya Ali Şeriatinin, kur'an okuyanların durumunu ifade eden; "bu nasıl okumaktır ki, şia olarak kur'an okumaya başlayan kimse durumunu hiç değiştirmeksizin yaşamını sürdürmekte, yine sünni olarak Kur'an okumaya başlayan kimse yine durumunu hiç değiştirmeksizin yaşamını sürdüemekte." sözlerini hatırlatarak giren Hüseyinoğlu kısaca şunları kaydetti:

"Kur'ana okumaya yaklaşım iki türlüdür.

Bunlardan birincisi, tek doğru olarak Kur'an bilgisini kabullenmiş ve hayatındaki yanlışlıkları düzeltmek için o'na yaklaşan kimse,

ikincisi ise hayatından memnun bir halde, hayatına dayanak, yaptıklarını ve yaşadıklarını meşrulaştırmak için o'na yaklaşan kimsedir.

Bu ayetlere yaklaşırken bizim takınacağımız tavır ilk konumdaki kimse gibi olmalıdır.

Mü'min suresindeki kıssayı bu şekilde ele aldığımızda bu günkü yaklaşımların yanlış olduğunu görmekteyiz. Çünkü bu gün müslümanlar imanın gizlenmesini, kıssalara parçacı yaklaşarak ifade etmektedirler. Kıssadan çıkarılacak dersler ise şu şekildedir:

O mü'min kişi imanını bir süre saklamıştır (saklayabilmiştir). Ve bunu kendi kararıyla yapmıştır. İmanını açıklaması ise bu günkü mantığın tersine ateşin içinde, Firavunun karşısında hem de en önemli yönetim kurulu toplasında gerçekleştirmiştir. Çünkü o toplantıda konuşulacak olanlar H.z. Musa ve kavmi hakkında kesin çözüm (öldürmek, sürmek v.s.) idi. Mü'min kişi bu toplantının içeriğini bile bile bu toplantıya gitti. Toplantıda ise artık imanını açıklaması gerekiyordu, O Musa ve kavmi için alınacak zulüm kararlarını destekleyemezdi.

Bu ayetten yola çıkarak takiyyenin olabileceğini ifade edenler ciddi bir yanılgı içerisindedirler. Zira Takiyye, inandığını gizlemek değil, inandığını inkar etmektir. yani haram gördüğün bir şeyi müslüman olduğun anlaşılmasın diye helal görmektir. Faiz üzerine işleyen bankalara müdür olarak sistemi ayakta tutmaktır.

Ayeti tekrar ele alacak olursak, O Mü'min kişi "evet iman ediyorum da Firavunda büyüğümüzdür." gibi ifadeler kullanmadı. eğer takiyye yapsaydı neden Firavunun karşısında hemde en önemli bir toplantıda imanını açıklasın ki...

Yusuf a.s. kıssasında ise Allah'ın Yusuf a.s. 'ın dilediği gibi hareket etmesinden bahsetmektedir. Bu durumun tek izahı; eğer dilediğin gibi hareket edebiliyorsan tağuti sistemde görev alabilirsin. olmalıdır.

Eğer, toplu bir şekilde, cemaat halinde bir sistemle mücadeleden bahsedeceksek, peygamberlerin hayatları bize en güzel örnektir. ki hiçbir peygamber hayatının hiçbir alanında din konusunda lafını eksik tutmamıştır. Dilini yumuşatmış, ama dinini asla yumuşatmamıştır. Yirmi üç yıllık mücadeleyi görmezden gelip ayetleri parçacı yaklaşımlarla açıklayan zihniyet, konumlarını meşrulaştırma çabasından başka bir şey yapıyor olamazlar. Mücadele, cahiliyeden ayrışmakla başlar. Cahiliye içindeki imkanlarla beslenerek cahiliyeyle savaşmak ne şart olursa olsun kabul edilemez."


Hüseyinoğlu, ne şart altında olursa olsun Allah'ın kanunlarından ödün verilemeyeceğini tekrar hatırlatarak konuşmasına son verdi.

http://www.ozgurder.org/news.php?no=327


Konu Başlığı: Firavunun sarayında imanını gizleyen adam - Mü'min Suresi
Gönderen: Aysegul üzerinde 26 Mart 2008, 03:59:45 ÖS 15
Mü'min suresi

26. Ve Firavun “Bırakın” dedi, “Musa'yı ben öldüreyim ve bırakın o'nu, [var olduğunu iddia ettiği] Rabbine yalvarıp dursun! 18 Dikkat edin, ben o'nun dininizi değiştirmesinden yahut yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum!”
 
 
27. Buna karşılık Musa: “Kibre kapılarak Hesap Günü'nü reddedenlerden, sizin de Rabbiniz, benim de Rabbim [olan Allah'a] sığınırım!” dedi.
 
 
28. O anda, inancını [o güne kadar] gizlemiş olan 19 Firavun ailesinden bir mümin [şöyle] haykırdı: “‘Rabbim Allah'tır’ dediği için adam mı öldüreceksiniz? Oysa o, size Rabbinizden kanıtlar getirmiştir. Eğer o, bir yalancı ise yalanı kendi aleyhine dönecektir; ama gerçeği söylüyorsa, sizi uyardığı [azabın] bir kısmı başınıza gelecek: çünkü Allah, [kendileri hakkında] yalan söyleyerek 20 kendi kişiliklerini harcayanları doğru yola ulaştırmaz.
 
 
29. Ey kavmim! Bugün hükümranlık sizindir; [ve] yeryüzünün en güçlüsü sizlersiniz: fakat, Allah'ın cezası başımıza gelirse, bizi ondan kim kurtaracak? Firavun ‘Ben’ dedi, ‘size yalnız kendi gördüğümü gösteriyorum; 21 ve sizi yalnız doğruluk yoluna çağırıyorum!’”
 
 
30. Bunun üzerine, imana ermiş olan adam: “Ey kavmim!” diye haykırdı, “[İlahî hakikate karşı] birleşmiş olan şu diğerlerinin başına vaktiyle gelmiş olan durumun sizin başınıza da gelmesinden korkuyorum.
 
 
31. Nûh kavminin, ‘Âd ve Semûd [kavimlerinin] ve onlardan sonrakilerin başına gelmiş olana benzer (bir durumun!) Ve unutmayın Allah, kulları için hiçbir haksızlık istemez. 22
 
 
32. Ey kavmim! Sizin için, [sıkıntıyla] birbirinizi çağıracağınız Gün[ün, Hesap Günü'nün gelmesin]den korkuyorum;
 
 
33. ki o Gün sizi Allah[ın elin]den kurtaracak kimse bulamayacak ve arkanızı dönüp kaç[mak istey]eceksiniz: çünkü Allah kimi şaşırtırsa artık ona yol gösteren olmaz. 23
 
 
34. Ve [hatırlayın:] Yusuf da size daha önce hakikatin bütün kanıtlarıyla gelmişti; ama size getirdiği [mesajların tümü]ne karşı şüphe duymaktan kaçınmadınız, sonunda Yusuf ölünce de, ‘Allah o'ndan sonra hiçbir elçi göndermeyecek!’ dediniz. 24 Allah, [vahyettiklerine karşı] şüpheye kapılarak kendi kendilerine yazık edenleri işte böyle saptırır.
 
 
35. Hiçbir delilleri olmadan 25 Allah'ın mesajlarını sorgulayanları [da]: hem Allah'ın, hem de iman etmiş olanların gözünde son derece çirkin [bir günah]. Allah, bütün kibirli zorbaların kalbini işte böyle mühürler.” 26
 
 
36. Firavun: “Ey Hâmân!” diye seslendi, “Bana haşmetli bir kule inşa et, belki böylece [uygun] araçlara sahip olabilirim;
 
 
37. göklere yaklaşmanın araçlarına ve belki [bu yolla] Musa'nın tanrısını görebilirim: 27 zaten o'nun bir yalancı olduğuna kesinlikle eminim!”
İşte böyle, yaptığı kötülükler Firavun'a güzel göründü ve bu nedenle [doğru] yoldan alıkondu: Firavun'un tuzağı hüsrandan başka bir şeye yaramadı.
 
 
38. İmana ermiş olan adam [şöyle] devam etti: “Ey kavmim! Bana uyun: (uyun ki) sizi doğruluk ve dürüstlük yoluna yönelteyim!
 
 
39. Ey kavmim! Bu dünya hayatı gelip geçici bir eğlenceden başka bir şey değildir, halbuki öteki dünya kalıcı bir yurttur.
 
 
40. [Orada,] kim bir kötülük yapmışsa sadece yaptığı kadarıyla cezalandırılacaktır; kim de, ister erkek ister kadın olsun, iman edip doğru ve yararlı işler yapmışsa cennete girecek ve orada kendisine hesapsız nimetler 28 verilecektir!
 
 
41. Ey kavmim! Nasıl olur da 29 ben sizi kurtuluşa çağırdığım halde siz beni ateşe çağırırsınız?
 
 
42. Siz beni Allah'ı[n birliğini] inkara ve hakkında [belki de] hiçbir bilgim olmayan 30 şeyleri Allah'ın uluhiyetine ortak koşmaya çağırıyorsunuz; ben ise sizi, O Kudret Sahibi ve Çok Bağışlayıcı olan[ı tanımay]a çağırıyorum!
 
 
43. Sizin beni çağırdığınız şey, açıkçası, ne bu dünyada ne de öteki dünyada çağrılmaya layık bir şey değil, [şüphesiz] dönüşünüz Allah'adır ve kendi kişiliklerini harcayıp tüketenler ateşe gireceklerdir:
 
 
44. ve işte o zaman [şimdi] söylediklerimi [ister istemez] hatırlayacaksınız. [Bana gelince,] ben kendimi Allah'a adıyorum: çünkü Allah, kullarının [kalbinde olan] her şeyi mutlaka görür.”
 
 
45. Allah onu (kavminin) şeytanî tuzaklarından korudu, Firavun'un ailesi ise şiddetli bir azabın pençesine düştü:
 


Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri-'insanların çoğu iman edici değildir'
Gönderen: Aysegul üzerinde 20 Nisan 2008, 10:42:14 ÖS 22
(http://www.haksozhaber.net/images/news/1621.jpg)

Bursa'da ayda bir düzenlenen seminerlerin yedincisi Merinos sosyal tesislerinde gerçekleştirildi. 'insanların çoğu iman edici değildir' konusunu Haksöz dergisi yazarlarından Kenan LEVENT sundu.

Başlangıç olarak Yusuf suresi 103. ayete değinen Levent kısaca şunları kaydetti:

" İman kelimesini kavram olarak incelediğimizde herhangi bir muamma ile karşılaşmamaktayız Karşılaşılan sorun, iman kavramında değil, inanılması gereken hususlarda karşımıza çıkmaktadır.  Bu inanılması gereken hususlara ise, birçok ayette ısrarla üzerinde durulduğu gibi insanların çoğu iman etmemektedir. Bu konuda ele alınacak husus ise insanları bu duruma sürükleyen sebeplerdir.

Bu sebeplerin başında ise Allah tasavvuru ve risalet olgusunun tam tanınmaması yatmaktadır. Bu yabancılık ise ilk önce insanın bilgisizliğinden geçer. İnsanın merak etme, düşünme, sorgulama isteği eksik ise iman esaslarını yerine getirmesi güçleşir. Örneğin; Allanın, düşünmemizi ve araştırmamızı istediği kevni ayetler hususunda insan, düşündüğü sürece inancını pekiştirir. Buna bağlı olarak, tefekkür eksikliği de inancı alıkoyan diğer bir etkendir.

İnsanların çoğu taklit üzere yaşarlar. Yani atalarından gördüklerini doğru kabul ederek onlara sorgulamadan bağlanırlar. Allahın 'atalar dini' dediği bu durum da insanı iman yolunda olumsuz etkilemektedir.

Bir diğer durum ise insanların konumları gereği müstekbirce hayat sürmeleri, zenginliği hayrın ve başarının ölçütü görmeleri, yöneltilen eleştirileri kabullenmeyerek heva ve heveslerine uymalarıdır. Bu tip insanlar, yaptıkları ne olursa olsun bunları bir marifet gibi görmekte, kendilerinde asla hata kabul etmemektedirler. Bu durum, hiç şüphesiz imanın önünü tıkamaktadır.

Son olarak; engellerden birisi de toplumda aşırı derecede yaygın olan şefaat inancıdır. Ne yazık ki Allahın Kur'an'da bahsettiği şefaat inancı, bugün farklı biçimde algılanmaktadır. Bu algılama, insanları, Tabir yerinde ise 'ne kadar suç işlesek dahi Allah'ın huzurunda bizi kurtaracaklar var.' Durumuna doğru sürüklemektedir. Devam edegelen bu şefaat inancı insanların rehavete kapılmalarına, sorumlulukları görmemelerine sebep olmaktadır.

İmanı gereği gibi algılamanın önündeki bu engeller aşıldığı sürece sağlıklı bir iman her zaman var olacaktır."


http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=2950


Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri-'insanların çoğu iman edici değildir'
Gönderen: Aysegul üzerinde 20 Nisan 2008, 10:44:20 ÖS 22
(http://www.haksozhaber.net/images/other/1622.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/1623.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/1624.jpg)


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: filozof58 üzerinde 14 Mayıs 2008, 10:19:13 ÖS 22
Aysegul istifade edilecek  cok guzel bir calisma yapmissiniz elinize emeginize saglik  Allah razi olsun. Adeta semineri yakinen izlemis hiisi uyandiriyor.


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: abdullah üzerinde 14 Mayıs 2008, 10:25:26 ÖS 22
Yakın zamanda yapılacak olan seminerlerden de haberdar ederseniz Bursadaki arkadaşlarımı oraya yönlendirmek isterim. Zaman istifade zamanı ne de olsa..


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: Aysegul üzerinde 15 Mayıs 2008, 12:36:12 ÖÖ 00
Aysegul istifade edilecek  cok guzel bir calisma yapmissiniz elinize emeginize saglik  Allah razi olsun. Adeta semineri yakinen izlemis hiisi uyandiriyor.

o hissin uyanmasına çok sevindim.. açıkçası daha seminerlerde aldığım notlarımı buraya geçemedim..
İnşallah paylaşacağım.

Teşekkür ederim, ilginize..
Allah razı olsun.


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: Aysegul üzerinde 15 Mayıs 2008, 01:38:10 ÖÖ 01
Yakın zamanda yapılacak olan seminerlerden de haberdar ederseniz Bursadaki arkadaşlarımı oraya yönlendirmek isterim. Zaman istifade zamanı ne de olsa..


http://islamidusunce.net/forum/index.php?topic=2493.45  Burada yayınladım..


Ayrıca Cuma günü Erkekler (bir ders yapıyorlardı ama ne.. ya usûl dersi ya da tefsir.. tam bilemiyorum.. :) ama öğrenirim İnşallah. ama 15 günde bir cuma günleri kesin usûl dersleri yapıyorlar..

Cumartesi günü Bayanlara saat:11:00 ile 14:00 (e kadar sürüyor..) arası Tefsir Dersi / Sohbetleri ile
Pazar günleri saat:13:00'de de usûl derslerimiz var.. (16:00 ya kadar sürüyor gibi..)

Bekleriz.

Ayrıca;

Kurav'da da etkinlikler oluyor..
Duyurular kısmında paylaşıyorum.

Bekleriz.

aaa unuttum..

Gülder'de de her ayın 10'u ile 25. nde tefsir dersleri var..

Ve yakınlarınızın çocukları da var ise..
Yaz için Çocuk Klubümüz açılacak. Öğretmen arkadaşlarımız süper.. :)

Bekleriz İnşallah..


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: filozof58 üzerinde 15 Mayıs 2008, 07:23:35 ÖS 19
Alıntı
Aysegul
o hissin uyanmasına çok sevindim.. açıkçası daha seminerlerde aldığım notlarımı buraya geçemedim..
İnşallah paylaşacağım.

Hadi kolay gelsin devamini bekliyoruz.


Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: Aysegul üzerinde 26 Mayıs 2008, 06:39:46 ÖS 18
(http://www.haksozhaber.net/images/news/2266.jpg)

Özgür-Der Bursa şubesinin düzenlemiş olduğu aylık seminerlerin sonuncusu olan "zalimlerle ilişki biçimi" konulu seminer, Haksöz yazarlarından Rıdvan Kaya'nın sunumuyla Ördekli Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi.

(http://www.haksozhaber.net/images/other/2267.jpg)

Yaklaşık bir saat süren seminerde Rıdvan Kaya; Musa (a.s) kıssası üzerinden zulmü, zalimi ve buna karşı müminlerin göstermesi gereken tavrı açıklayarak, bu günkü Firavunlara karşı ne yapmamız gerektiği hususunda da önemli değerlendirmelerde bulundu. Gerek İsrailoğullarına rehberlik görevi sırasında yaşadıkları, gerekse de Firavuna karşı ortaya koyduğu tavır sebebiyle Hz. Musa'nın, tebliğ ve davet yükümlülüğünü üstlenen her mümin için çarpıcı bir örnek olduğunu kaydeden Rıdvan Kaya; Firavunun yaptığı zulümlerin, zulme karşı çıkan insanlara gösterdiği tutarsız tavırların bu günkü egemenlerin tavırları ve politikalarına benzer olduğundan söz etti.

Rıdvan Kaya benzerliklerden birini şöyle kaydetti:

"Firavunun Musa'dan korkusu ve bu korkusunu yaygınlaştırma çabası da dikkat çekicidir.
Çevresindekilere Musa'yı şikayet ederken 'Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor!'(7/110) şeklinde kışkırtıcı bir söylem geliştirdiğini görüyoruz.
Oysa Musa'nın ne böyle bir çabası, ne de buna yönelik bir niyeti vardır.
Bilakis Firavundan köleleştirdiği İsrailoğullarını serbest bırakmasını taleb etmektedir.
Ama bütün zalim otorite sahipleri gibi Firavun da iktidarını koruma telaşıyla olmadık tehditler algılamaya başlamış, beka kaygısına kapılmış görünmektedir.

- Bu tarz paranoyakça bir yaklaşıma yaşadığımız ülkede laik egemenlerin söyleminde de sıkça şahit olmuyor muyuz?
- En haklı ve sıradan talepler dahi abartılı tehdit senaryoları çizilmek suretiyle püskürtülmeye çalışılmıyor mu?
- Kendilerine yakın kitleleri ve en başta da militarist güçleri harekete geçirmek için laik-kemalist egemenlerin 'Hayat tarzımız tehdit altında, Atatürk Cumhuriyeti'ne kastediyorlar, ülke bölünüyor!' vb. söylemler geliştirmeleri ile Firavunun 'Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor!' söylemi arasında müthiş bir paralellik bulunmakta.




Bir başka benzerlik olarak da Kaya şunları kaydetti:

"Kendisinden izin almadan iman etmelerinden dolayı sihirbazlara öfkelenen Firavun ile tek parti diktatörlülüğünün Ankara valisinin siyasi faaliyetlerinden ötürü polis tarafından gözaltına alınan gençlere hitaben sarfettiği nakledilen 'Memlekete komünizm lazımsa biz getiririz, size de ne oluyor?' sözleri temelde aynı mantığın ürünüdür.
Firavunlar açısından, kul/köle edindiklerinin kendi iradesi dışında hiç bir şey yapmalarına izin yoktur!
Aksi halde nankörlük, kadir bilmezlik yapanlar şiddetle cezalandırılırlar.




Bu ve buna benzer daha birçok ortak zulüm paradigmaları ve politikalarından bahseden Rıdvan Kaya, "Firavunun borçlandırıcı, minnet altına sokucu, muhatabını psikolojik açıdan ezmeye yönelik söyleminin modern zalimlerce farklı biçimlerde de olsa sürekli tekrarlandığını ve yeniden üretildiğini görmekteyiz. Bu gayrı ahlaki ve zalimane tutumun özünde bir iktidar taktiği, bir hükmetme aracı olduğu açıktır. Müslümanlar açısından ise püf noktası zalimler karşısından edilgen, ezik bir ruh haliyle değil, İslamın izzeti ile davranıldığında özgüven tesisi ve mücadele kararlılığının bilenmesi mümkün olabilir ve buna bağlı olarak da zalimlerden, tağutlardan hesap soran bir bilinç ve kişilik kazanımı gerçekleşebilir." sözleriyle konuşmasını sona erdirdi.


http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=3339


Konu Başlığı: Özgür-Der Bursa 2008 pikniği yapıldı
Gönderen: Aysegul üzerinde 03 Haziran 2008, 11:31:49 ÖÖ 11
Özgür-Der Bursa 2008 pikniği yapıldı

(http://www.haksozhaber.net/images/news/2407.jpg)

Birliğin ve beraberliğin bir simgesi olan ve en önemlisi çocukların gelişimi için en uygun zeminlerden biri olan Piknik'e katılan Özgür-Der mensupları, hem dinlendiler hem eğlendiler. Eğlencenin, oyunun yanında hoş sohbetlerin de yaşandığı ortam, amacına uygun bir şekilde değerlendirildi.

Ayrıca, Özgür-Der Bursa şubesi çocuk kulübünün sergilediği skeç gösterisi ve ardından yapılan, çocuklara yönelik yarışmalar büyük ilgi gördü. İkindi namazı sonrasına kadar süren piknik heyecanı orman gezisiyle son buldu.


(http://www.haksozhaber.net/images/other/2408.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/2409.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/2410.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/2411.jpg)

http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=3439


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: AntikHaci üzerinde 03 Haziran 2008, 07:09:05 ÖS 19
maşallah
başımızda dedektif varmış. :D
çok güzel bir çalışma olmuş.
haberleri yazıyorum bilsem sizden alırdım notları.
bu kadar güzel not alamıyorum ben. elinize sağlık.
ama bursa'daki kardeşleri muhakkak bekliyoruz faaliyetlere..
ayrıca tanışmadığımız varsa tanışmayı özelikle isterim.
dua ile..


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: Aysegul üzerinde 03 Haziran 2008, 07:33:54 ÖS 19
:) Estağfirullah


Konu Başlığı: Özgür-Der Bursa Şubesi Seminerleri Başladı
Gönderen: Aysegul üzerinde 12 Ekim 2008, 06:31:36 ÖS 18
Özgür-Der Bursa Şubesi Seminerleri Başladı

Bursa Özgür-Der'in her sene düzenlemiş olduğu aylık seminerlerin 2008-2009 dönemi 11.10.2008 tarihi itibariyle "tarih ve düşünce seminerleri" ana başlığı altında başlamış oldu. İlk semineri konusu olarak 'Tarih nedir? Günümüz açısından değeri' başlığı altında Zafer Çınar sunumunu gerçekleştirdi.

(http://www.haksozhaber.net/images/news/4885.jpg)

Sunumunu dernek binasında gerçekleştiren Zafer ÇINAR özetle, günümüz tarih anlayışı ile bir Müslümanda olması gereken tarih anlayışının karşılaştırmasını yaptı ve geçmiş dönem içerisindeki Tarih algılarının farklılığını ve Kur'an'ın ortaya koyduğu Tarih anlayışını izah etti.

Zafer ÇINAR'ın sunumuyla Tarih nedir? Günümüz açısından değeri:

"Kavram olarak incelendiğinde aslında bir kavramın açılımı birdir; fakat insanların etkisiyle bozulan ve tahrif edilen kavramlar her dönemde olduğu gibi günümüzde de mevcuttur. Örnek verilecek olursa, Kerim kelimesi Kur'an'dan önce asil ve soylu insanlar için kullanılırken, Allah'ın bunu Takvaya eşdeğer bir nitelikte kullanması o kavramın tahrifinin olmuşluğunun bir nevi göstergesidir. Aynı zamanda ilah, rab gibi kelimelerinde bugün deforme olduğu bir gerçektir. Tarihe bakış açısı olarak ele aldığımızda ise durum aynıdır. Allah, Kur'an'da kıssaları anlattıktan sonra bizlerin o kıssalara bakış açımızın ne olması gerektiğini de anlatmaktadır. Kur'an'a göre Tarihe bakış açımız, tamamen ibret almak ve günümüzdeki olayları sağlıklı bir perspektifle yorumlayabilmektir.

Tarihe bakış açısı böyle olması gerekirken, bugünkü tarih anlayışı ne yazık ki bu şekilde olmamıştır. çünkü günümüz tarihçilerinin neredeyse tamamı 'ideoloji çağı' diyebileceğimiz 18. ve 19. yüzyılların ürünü olan Avrupalı bakış açısına sahip olmalarıdır. Bu da günümüz deyimiyle 'bilimsel tarih' anlayışıdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki bilimsel tarihte Allah'ın yeri yoktur. Tamamıyla doğanın kendi içerisindeki bir süreci ifade eden, belirli bir sınırları ve kırmızı çizgileri olan bir bakış açısıdır. Diğer bir deyimle, Tarih egemen ideolojilerin ve sistemlerin öngördüğü biçimde şekillendirilmektedir. Yani Tarih her zaman yönetici kesimle bağlantılıdır.

Osmanlının son dönemlerinden itibaren Türkiye'deki Tarih çalışmalarına baktığımızda 'Tarihi yeniden yazmak' ifadesinin ne anlama geldiğini kavrayabiliriz. 1930'lu yıllardaki Tarih çalışmaları incelendiğinde tamamen duygusal ve ulusal çizgilere sahip bir anlayış kendini göstermektedir. 'Türk Tarih Tezi', 'Güneş Dil Teorisi' bunlara örnek verilebilir.

Bir müslüman olarak Tarihe modernist, ulusalcı veya kemalist olarak mı bakmalıyız yoksa Kur'an'ın öngördüğü şekilde hayatımıza ibret olması açısından mı bakmalıyız? Bunun cevabını vermemiz gerekiyor. Önümüze sunulan Tarihi sorgulamamız gerekiyor..."

(http://www.haksozhaber.net/images/other/4886.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/4887.jpg)

Haksöz Haber (http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=5185)


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: Aysegul üzerinde 05 Kasım 2008, 08:40:53 ÖS 20

Özgür-Der Bursa Şubesinin “Tarih ve Düşünce Seminerleri” ana başlığı altında 2008-2009 dönemi, hanımlara yönelik düzenlenen seminerleri başladı.

Özgür-Der Bursa Şubesinin "Tarih ve Düşünce Seminerleri" ana başlığı altında 2008–2009 dönemi, hanımlara yönelik düzenlenen seminerleri başladı. 01.11.2008 tarihinde "Abbasiler Dönemi" konu başlığıyla Sevgi AVAR sunumunu, dernek binasında gerçekleştirdi..

DEVAMI: http://www.islamidusunce.net/forum/index.php?topic=6171.0


Konu Başlığı: Bursa'da demokrasi kavramı tartışıldı
Gönderen: Aysegul üzerinde 11 Kasım 2008, 02:51:13 ÖS 14
Bursa'da demokrasi kavramı tartışıldı

(http://www.haksozhaber.net/images/news/5414.jpg)

Özgür-Der Bursa şubesinin 2008/2009 döneminde düzenlemiş olduğu Tarih ve Düşünce seminerleri’nin 3.sü olan ‘Demokrasi’ konulu seminer, 8 Kasım 2008 Cumartesi günü dernek binasında gerçekleştirildi.

Özgür-Der Bursa şubesinin 2008/2009 döneminde düzenlemiş olduğu Tarih ve Düşünce seminerleri'nin 3.sü olan 'Demokrasi' konulu seminer, 8 Kasım 2008 Cumartesi günü dernek binasında gerçekleştirildi. Sunumunu, kapatılan selam gazetesi yazarlarından Selami SAGIN'ın gerçekleştirdiği seminer 19:00'da başlayıp yaklaşık birbuçuk saat sürdü.

Konuşmasına, demokrasi kelimesinin ve ifade biçiminin oluştuğu zemini anlatarak başlayan SAYGIN, yönetim biçimi olarak bir müslümanın benimsemesi gerekeni ele aldı.

SAYGIN, özet olarak şunları kaydetti:

"Batıda Hıristiyanlığın gelişmesi Roma'nın iktidarını kaybetmesine neden oldu. Hıristiyanlık hemen bütün tabakalarla birlikte, siyasi otoritede de gittikçe yaygınlaştı ve yerleşti. Kilisenin halk üzerindeki otoritesi sınır tanımaz halde idi. Halkın söz söyleme yetkisi elinden alınıyor, kiliseye karşı alınan her tavır ciddi yaptırımları ve cezaları beraberinde getiriyordu. Hatta öyla ki diğer krallıklarda bile kral'ı kilise seçiyor yine aynı kral'ı isterse azledebiliyordu. Kölelik ve sınıf ayrımının hala devam ettiği bu çağ, Rönesans ve reform hareketlerine kadar sürdü. Protestanlığın yaygınlaşmasıyla birlikte kilise otoritesini kaybetti. İngiltere'de Cumhuriyet ilan edildi. Daha sonra, İngiltere'nin sömürgesi olan Amerika'nın bağımsızlığını kazanması ve Fransız devrimi'nden sonra, demokrasi kelimesi de kendine tarih sayfasında yer araladı. 20.yy.da demokrasi ile yönetildiğini söyleyen ülke sayısı birkaç tane iken, 21.yy.a gelindiğinde ise hemen hemen bütün ülkeler kendilerini demokratik ilan ettiler.

Batı ülkelerinden başlayarak bütün dünyayı saran bu demokrasiye geçişi, acaba İslam literatüründe nasıl algılamalıyız?

İlk önce İslam'ın öngördüğü, emrettiği yönetim biçimini ele almalıyız. İslam'da yönetim; Hakimiyet, yasama ve biat olarak üç ana başlık altında incelenmektedir. Hakimiyetin Allah'tan başkasının olamayacağı tartışmasız bir gerçektir fakat, yasamanın nasıl olacağı konusunda Sıffin savaşıyla birlikte ortaya çıkan farklı mezheplerin farklı görüşleri sürekli tartışılagelmiştir.

Her ne kadar tartışılmış olsa da demokrasinin çıktığı ortamın şartları İslam dünyasına uygun değildir. Yani kiliseye ve ruhban sınıfına karşı tepki olarak ortaya çıkmış bir inancın bire bir İslam dünyasına uygulanabilmesi için ruhbanlığın ve sınıf farklılıklarının olması gerekir. bu durumda bazı benzer yanlar bulunabilir fakat, demokrasi aslında tanrıya karşı çıkışın bir ifadesidir.

Eğer demokrasi, yöneticileri halkın özgür iradeleriyle seçmesi ise, İslam yönetimiyle benzer özellik taşıyabilir. Yok eğer yönetimin sınır tanımaz bir özgürlüğü olacaksa İslam'la kesinlikle bağdaşamaz.

Aslında, bakacak olursak, bütün iyi ve güzel sıfatlar İslam'ın, Müslümanlığın içerisinde zaten barınmaktadır. 'Demokrat Müslüman' gibi ifadeler 'İslam' ifadesine gölge düşürecek nitelikte olduğundan, 'Müslüman' kelimesinin hiçbir sıfata ihtiyacı yoktur."

(http://www.haksozhaber.net/images/other/5415.jpg)


Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri 'Emeviler Dönemi ve Düşünce Okulları'
Gönderen: Aysegul üzerinde 24 Kasım 2008, 10:59:40 ÖÖ 10
Bursa'da 'Emeviler ve Düşünce Okulları' semineri


Bursa Özgür-Der Şubesi'nin “Tarih ve Düşünce Seminerleri” ana başlığı altında hanımlara yönelik gerçekleştirdiği seminerler sürüyor.

2008/2009 seminer döneminin, hanımlara ait ikinci semineri 22 Kasım 2008 Cumartesi günü Saat 10:00' da gerçekleştirildi. Sunumu, 'Emeviler Dönemi ve Düşünce Okulları' başlığı altında Arzu Nazlı gerçekleştirdi.
 
Nazlı, İslam tarihinde fetihler ve Endülüs'ün alınmasına dair kısa bir girişle sunumuna başladı. Tarık Bin Ziyad ile Ümmet coğrafyasına dahil olan Endülüs'ün coğrafi konumu, Avrupa ile irtibatı ve tarihi üzerine kısa bilgiler veren Nazlı, Endülüs Emevi Devleti'nin kuruluşuna kadar geçen süreci özetledi. Tarihi süreç anlatıldıktan sonra İbn Hazm ve İbn Rüşd'ün oluşturdukları ekoller üzerinde detaylıca duran Nazlı, Murabıtlar, Nasriler ve özellikle Muvahhidler hareketi hakkında bilgiler aktardı. Bu akımların özellikle Gırnata ve Kurtuba şehrinde sosyo-ekonomik etkisini anlattı. Devamında Endülüs coğrafyası ve bu coğrafyada vücut bulmuş, Avrupa'yı ciddi şekilde etkilemiş olan düşünce ekollerini özetleyerek sunumunu bitirdi.

 

Seminerden notlar:

 

- Endülüs'te Roma döneminin iç kargaşalıkları sebebiyle oluşmuş otorite boşluğu Tarık Bin Ziyad komutasındaki orduya kolaylık sağlamıştır.

- İbn Hazm fıkıhta, Kur'an, Sünnet ve İcma'yı kabul eder fakat, Kıyasın yerine Delil'i koyar.

- Murabıtlar, Maliki mezhebine bağlı idi. Bu yüzden Maliki mezhebine aykırı düşünen fikirleri kabul etmiyorlardı ve yasaklıyorlardı.

- Muvahhidler, Murabıtların vaktiyle hükmettikleri yerleri ellerinden alarak devlet kuran bir hanedanlıktır. Yine veliahtlık sistemi vardı ama fikir ve vicdan hürriyetine önem veriliyordu.

- Muvahhidler, Merakeş'te büyük bir üniversite ve diğer vilayetlerde de medreseler açmışlardı.

- 1492'de Gırnata'nın düşmesiyle Endülüs'teki müslümanların siyasi varlıkları sona ermiştir.

- Gırnata'nın kuşatılmasıyla o bölgedeki müslümanlar türlü işkencelere ve eziyetlere maruz bırakılmışlardı.

- İbn Rüşd, Aristo'nun dünyaya yabancı, içine kapanmış tanrısıyla İslam'ın yaratıcı Allah telakkisini sentezlemeye çalışmıştır.

- İbn Haldun, Mukaddime'de ilk defa fiziki ve coğrafi faktörlere bağlı olan tarihi gelişim teorisini ortaya koymuştur.

- Sonuç olarak, Endülüs, Doğu dünyası ile Batı ve Avrupa arasında bir medeniyet iletişimi olmuştur. Eğitimin kurumlaşması ve düşüncelerin ekolleşmesinde büyük bir etki oluşturmuşlardır.


Konu Başlığı: Bursa’da “İslam Tarihine Giriş” Semineri
Gönderen: Aysegul üzerinde 21 Aralık 2008, 12:39:25 ÖS 12
Bursa’da “İslam Tarihine Giriş” Semineri

Özgür-Der Bursa şubesinin 2008-2009 döneminde düzenlediği aylık seminerlerden 5.si düzenlendi. Semineri “İslam tarihine giriş” başlığı altında Fatih ÖZÇETİN sundu.

(http://www.haksozhaber.net/images/news/6089.jpg)

Aylık düzenli olarak yapılan seminerlerde Fatih ÖZÇETİN, 'İslam tarihine giriş' konusunu, öncelikle İslam tarihine giriş derken neyin kastedilmek istendiğinin altını çizerek başladı. Bunu da özetle köklü değişim olarak nitelendirdi. Burada kelimelerin içinin doğru bir şekilde; Rabbimizin bizden istediği şekilde doldurmamız gerektiği ve hiçbir şekilde gerçek anlamının dışında yani müslüman(tevhid) kimliği çerçevesinden çıkmadan yapılması gerektiğini ifade etti.

ÖZÇETİN seminerde, Hz. Adem'den bu yana din İslamdır başlığı altında İslam tarihine girişi farklı bir perspektifle yorumladı. Yani günümüzde anlaşıldığı gibi, İslam tarihinin sadece Hz. Muhammed ve sahabeden başlayarak değil de insan var olduğundan beri  dinin İslam olduğunu dikkate alarak başlamamız gerektiğini söyledi. İslam tarihini genel olarak ikiye ayırdı: Birincisi; Hz. Muhammed'in önderliğinde gerçekleşen, İkincisi; her peygamberin ve her müslümanın önderliğinde fakat, farklı zamanlarda gerçekleşen İslam tarihi.. Burada üzerinde durulması gerekenin ikinci anlamıyla her peygamberde ve O'na iman edenlerde olduğu gibi Hz.Muhammed ve o'na iman edenlerde var olan İslam mücadelesinin tarihe yansıması olacağını belirtti. Hz. Muhammed'den önce gelmiş olan peygamberlerin kavimlerine islamı anlattığını ayetlerle dile getiren ÖZÇETİN, tarih boyunca gelen her peygamberin ondan önce gelmiş olan dinin insanların eliyle bir şekilde tahrif edildiğini ve insanların tahrif edilmiş ve var olan düzenin kurallarıyla yönetildiklerini ve bu düzenlerin de şirk dahilinde olduğunu söyledi.

ÖZÇETİN, islamın nasıl bir bozulmaya karşı geldiğini tevhidi anlamamızın ilk koşulu olduğunu ifade etti. Bunun için de peygamberlerin ortak çağrılarına bakmamızın yeterli olacağını söyledi. Bu çerçeve dahilinde A'raf 59-65-73-85, Enam 74, Şuara 77, Al-i İmran 51, Taha 88 ayetleri üzerinden yola çıkarak varılacak sonucun, şirk ve tevhidin bir mücadelesi olduğu gerçeğidir. Bu döngünün kıyamete kadar süreceği ve her zaman bir şirke karşı tevhid mücadelesinin süreceğini muhakkaktır.. Burada müslümanlara düşenin Allahtan başka ilahın olmadığına kanaat getirmesi ve la ilahe illallah'ın ne demek olduğunu dosdoğru bir şekilde anlamamız gerektiğidir.

ÖZÇETİN, insanlar, kanun koyma yetkisini kendi aralarında bölüştürdüklerinde yeryüzünde adaletten bahsedilemeyeceğini, insanların huzurlu bir şekilde yaşam sürmelerini sağlayacak kanunları en iyi şekilde belirleyecek olanın, o insanları yaratandan başkası olamayacağını, bu bağlamda ilah kavramının, Allah'tan başkalarına bırakılması yeryüzünde fesadın ve bozgunculuğun ortaya çıkması olacağını ve bu yüzden tevhidin sürekli olarak şirkin karşısında yer alması gerektiğini ifade ettikten sonra konuşmasına son verdi.

(http://www.haksozhaber.net/images/other/6090.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/6091.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/6092.jpg)


Konu Başlığı: Bursa'da 'Modernizm/Postmodernizm' konuşuldu
Gönderen: Aysegul üzerinde 11 Mayıs 2009, 11:17:02 ÖÖ 11
Bursa'da 'Modernizm/Postmodernizm' konuşuldu

(http://www.haksozhaber.net/images/news/10027.jpg)

Özgür-Der Bursa şubesinin düzenlemiş olduğu, 'Tarih ve Düşünce' ana başlığı altındaki aylık seminerlerden 14. sü olan 'Modernizm/Postmodernizm' konusu 9 Mayıs tarihinde Bülent Şahin ERDEĞER'in sunumuyla dernek binasında gerçekleştirildi.

Bülent Şahin Erdeğer konuşmasına, Modernizmin geçmiş yüzyıla ait, Postmodernizmin ise günümüze ait bir anlam içerdiğine değinerek başlayan Erdeğer, eski Avrupa'nın içinde bulunduğu durumu anlatarak, kilisenin sorgulanmaz hakimiyetine tepki olarak doğan modernizmi ve 2. dünya savaşı sonrası modernizme tepki olarak doğan Postmodernizmi ele aldı.

Eski Avrupa'da herşeyi kilise belirliyordu. Tanrı ve tanrının oğlu olan İsa Mesih'in dışındaki tüm insanların Adem'den kaynaklanan bir günahla dünyaya geldiklerini; bu günahtan arınmak için İsa Mesih'e ve beraberinde kiliseye bağlı kalmanın gerekliliğini savunuyorlardı. Normal bir insanın düşünemeyeceğini, ancak kilisenin emirlerine itaat ederek kurtulabileceğini savunan kilise düşünmeyi ve sorgulamayı yasaklamıştı.

Martin Luther'in başlattığı içe dönük sorgulamalar ve reform hareketleri feodaliteye ve kilisenin amansız zulmüne karşı bir devrim hareketi başlattı ve kilisenin yerine, insanı merkeze alan bir anlayışla birlikte Laisizm ve Sekülerizm gibi kavramlar oluşmaya başladı. Vahyi bir altyapıya sahip olmayan bu hareket elbette tepkisel bir çıkış idi. Beraberinde gelişen bilim de Kilisenin doğrularının yanlış olduğunu ortaya koyuyordu. Feodalite yıkılmış, yerini ulusal devletler almış ve bütün algılar insan aklını esas almaya yönelmişti.

İkinci Dünya savaşı sonrası ise algılama biçimi tamamen değişti. Modernizmin aksine çoğulculuğu savunan ve herkesin bir doğrusu olabileceğini iddia eden bu anlayış tamamen göreli bir algı biçimini ortaya koydu. Budist, Şaman, Mazdek, Zerdüşt, tasavvuf gibi inanışlarda olduğu gibi herkesin kendine göre doğrusu olduğunu, zıt gözükseler bile doğru olanın farklı açılımları olduğunu savunan bir anlayış günümüze hakim oldu. Hem Modernizmin, hem de Postmodernizmin temelinde vahiy olmadığından ikisi de tepkisel bir gelişme idi.

Özet olarak; Kiliseye tepki olarak, Martin Luther'le başlayan Modernizm ortaya çıkmış, Modernizme tepki olarak ta 2.Dünya savaşı sonrası postmodernizm ortaya çıkmıştır diyebiliriz.

Yaklaşık bir saat süren seminerden sonra, sorulan sorulara cevap veren ERDEĞER, Müslüman olarak vahiy temelli bir anlayışla olaylara yaklaşılması gerektiğini vurgulayarak konuşmasına son verdi.

(http://www.haksozhaber.net/images/other/10028.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/10030.jpg)


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: ilahisevda üzerinde 01 Haziran 2009, 11:43:04 ÖÖ 11
özgür der kurulduğu günden bugüne izzetli tavrını ve duruşunu korumuş bir çok noktada oldukça yapıcı çalışmalar yapmış ve halen yapmaktadırlar hamza abi hülya abla rıdvan abi gerçekten çok güzel çalışmalara imza atmaktadırlar onlar ile kolektif bir şekilde çalışan tüm özgürder camiasıda alerinden gelen fedakarlığı yapmaktan geri kalmamaktadırlar allah cc kendilerinden razı olsun .

bursa şube başkanı aziz abi benim hemşehrimdir .
ayşegül kardeşim paylaşımın için teşekürler allah cc razı olsun .


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: Aysegul üzerinde 20 Haziran 2009, 04:09:43 ÖS 16
Yorumunuz için ben de teşekkür ederim.
Allah razı olsun :)

Aziz abi'ye siteden bir hemşehriniz selam söyledi derim ben de :)
Selam ile..



Konu Başlığı: Ynt: Seminer: Kur’an’ın Anlaşılmasında Geleneksel ve Modern Engeller
Gönderen: ilahisevda üzerinde 19 Ağustos 2009, 11:13:27 ÖÖ 11
Engeller:
Genelleme
Bir yanlışı görüp, genelleme  ile  söyleyerek, asabiyetle  davranma..
evet toplumların geneleme ile yaptıkları çok büyük zulümler mevcuttur bir insanın hatası üzerinden geneli suçlayan kişillikler genele çok büyük bir haksızlık yapmış olurlar...

özgürder bursa şube başkanı hemşehrim aziz abiye ve tüm çalışanlarına saygı ile selamlar yoluyorum.
ayrıca ayşegül kardeşime bu güzel paylaşımından dolayı tebrik ve teşekkür ediyorum.


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: Aysegul üzerinde 24 Ağustos 2009, 01:10:10 ÖS 13
Sayın İlahisevda, Allah razı olsun..
Okuduğunuz için ben teşekkür ederim.



Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Çocuk Kulübü 2009-2010 Eğitim Faaliyeti
Gönderen: Aysegul üzerinde 24 Ağustos 2009, 01:11:34 ÖS 13
(http://img21.imageshack.us/img21/3989/zgrocukkulubcopy.jpg) (http://img21.imageshack.us/i/zgrocukkulubcopy.jpg/)

Özgür-Der Çocuk Kulübü
2009-2010
Eğitim Faaliyeti
03.10.2009 Tarihinde Başlayacaktır.

İrtibat: Selçuk Hatun Mah. Hamam Sok. Kardeşler İşhanı 22/1 Heykel - Osmangazi / Bursa
Tel.: 0 224 220 11 05 - 0 534 494 23 63


Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: Aysegul üzerinde 09 Ekim 2009, 10:27:09 ÖS 22
Seminerlerimiz çok şükür başladı..
Dernek faaliyetlerinin de başlangıç tarihi olan 03.10.2009 Cumartesi günü, Serap Bulut ablamızın sunumuyla 'İslam'da/Kur'an'da Kadın' konusunu işledik/dinledik.. (süper bir açılış olmuş oldu :) İnşallah hayırlara vesile olur)
Serap ablamız şuanda görevini yapmayan tarih öğretmeni olduğunu seminer sonrasında yaptığımız konuşmada öğrendim. Nasıl bir soruyla oldu derseniz, kendisinin sunumu çok akıcı ve güzel.. Dikkatimin dağılmadan dinlediğim nadir insanların arasına kattığım için olabilir. Serap ablayı tebrik ve teşekkürlerimi iletirken bu özelliği de belirtince sunumunun güzelliğini öğretmenliğine bağladı. Maşallah abla :) diyeyim yeniden..
Bu ikinci dinleyişim, ilki ise geçen sene feminizm konusu idi.. Onu da burada yayınlamıştık..

Bu seminerin Haksöz'de yayınlanan özet metnini yayınlamak istiyorum.
ımm beni dinlediğiniz için pek teşekkür ederim :)
Allah'ın Selamı üzerim/nize olsun :)

Özgür-Der Bursa Şubesi; her sene düzenlemiş olduğu alternatif eğitim seminerleri’nin 2009-2010 dönemini 3 Ekim Cumartesi günü, Serap BULUT’un sunumunu yaptığı ‘İslam’da Kadın’ konusuyla başlatmış oldu.



Serap BULUT konuşmasına, Cahiliye toplumundaki kadının durumuna değinerek başladı ve günümüzdeki kadının konumuna değinerek İslam'ın emrettiği kadın şablonunu, peygamberin hayatından verdiği örneklerle inceledi.

Batı dünyasının liderliğini yaptığı ideolojilerin kadına yüklediği anlamlara değinen BULUT, Feminizm'de sürekli çatışma halinde olan kadını, Kapitalizm'de; özellikle kadınlar ve çocuklar üzerinde reklam kültürünün etkisiyle sürekli tüketen bir makineye dönüştürülen kadını, çalışma zorunluluğu olmamasına rağmen madenci olmak istediğinde bile günde on iki saat çalışma zorunluluğu getiren Komünizm'i, günümüzdeki kadın örnekleriyle; merkezde olma isteği ile erkek ve kadının çatışmalarını inceledi.

Sonuç olarak; Kur'an'daki kadın örnekliğine değinen BULUT, Hz. Musa'nın annesin, Hz. Meryem, Hz. Asiye, Hz. Meryem'in Annesi ve aksi örneklerle Hz. Lut'un karısı, Hz. Nuh'un Karısı, Ebu Leheb'in karısı gibi Kur'an'da örnekliği bulunan kadınlar üzerinden Müslüman kadının konumunu inceledi. Serap BULUT, Kadının ve erkeğin Allah indinde Salih amelleri oranında değer kazandığına, her iki cinsin de sorumluluklarının farklı olduğuna, değinerek konuşmasına son verdi.


http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=10184


Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri; Bursa'da “Mezhebler” Konuşuldu
Gönderen: Aysegul üzerinde 19 Ekim 2009, 07:15:29 ÖS 19
Bursa'da “Mezhebler” Konuşuldu

(http://haksozhaber.net/images/news/12692.jpg)

Özgür-Der Bursa Şubesi’nin düzenlemiş olduğu , “İslam Düşüncesinde Mezhebler” ana başlığı altında gerçekleştirilen aylık seminerlerin birincisi olan , “Ehl-i Sünnet” konulu seminer 17 Ekimde dernek binasında gerçekleştirildi.

Aziz Avar'ın sunduğu seminere İslam düşüncesinin oluşumu, tarihin seyri ve temel dinamikleri konuşularak başlandı. İslam düşünce ekollerinin ve fırkalarının değerlendirildiği seminerde, temel fırkaların tarihsel ortamları göz önünde bulundurularak siyasi bir zemin üzerinde şekillenmeye başladığı ve daha sonra şia, mu'tezile, mürcie, cebriye, havaric gibi ana kolların üstlendiği kelamı ve fıkhi misyonlar üzerinde duruldu.

Fırka-i Naciye ve daha sonra Eş'ari – Maturidi – Tahavi ile h.s üç yüzüncü yıllarda oluşmaya başlayan Ehl-i Sünnet tanımı ve özellikleri üzerinde duruldu. İman-Amel ilişkisi, büyük günah işleyenlerin durumu, zalim yöneticinin ve ona baş kaldırmanın caiziyeti gibi konuların fırkalara göre görüşlerinin incelendiği seminerin son kısmı, son tahlilde günümüze hitap edebilecek şekilde muhafazakarlık ve selefin kutsanması gibi konuların işlenmesiyle son buldu.

http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=10409


Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der; Siyonist Saldırganlık Bursa’da Protesto Edildi
Gönderen: Aysegul üzerinde 27 Ekim 2009, 06:45:40 ÖS 18
Siyonist Saldırganlık Bursa’da Protesto Edildi

(http://www.haksozhaber.net/images/news/12902.jpg)

Özgür-Der Bursa Şubesi tarafından organize edilen bir eylemle Bursalı Müslümanlar siyonistlerin Mescid-i Aksa’yı basma girişimini protesto etti. Protesto eylemi Bursa Orhan gazi parkında gerçekleştirildi. Özgür-Der Bursa Şubesi Başkanı Aziz Avar eylemde bir konuşma yaptı.

Özgür-Der Bursa şubesinin düzenlemiş olduğu eylem, Mazlum-Der ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin katılımıyla gerçekleşti. Bursalı Müslümanlar Filistin'deki son gelişmeler ve Mescid-i Aksa nın siyonistlerin, İsrail polis ve askeri eşliğinde ibadete kapatılmasını, Filistinli Müslümanların ibadet hürriyetlerinin engellenmesini protesto etmek için Orhangazi parkında toplandı..

Basın açıklamasını okuyan Özgür-Der üyelerinden Cihad İZCİ, 1948 den beri işgal altında olan harem-i şerif topraklarının İslam ümmeti için vazgeçilmezliğini ifade ederek Gazze olaylarından sonra şimdide son gelişmelerde 100'e yakın Filistinli müslümanın kayıp olduğunu ve bunun sistemli bir soykırım gerçeğinin göstergesi olduğunu ifade etti.

Eylemde toplanan kalabalığa hitap eden Özgür-Der Bursa Şubesi başkanı Aziz AVAR ; Filistin davasının Müslümanlar için ehemmiyetinden bahsederken, 26 Ekim 1995'te şehit edilen Filistin İslami Cihad Hareketi lideri Fethi ŞİKAKİ'nin de Filistin davası için önemi üzerinde durdu. Basın açıklaması sırasında Amerika ve İsrail karşıtı sloganlar atan topluluk daha sonra olaysız bir şekilde dağıldı.

(http://www.haksozhaber.net/images/other/12904.jpg)

Basın açıklaması tam metni:

MESCİD-İ AKSA ONURUMUZDUR… KORUYACAĞIZ…!!!

Bilindiği üzere siyonist cinayet şebekesi israil 1948 den beri insanlık coğrafyasının yüreğine ucu zehirli bir hançer gibi saplanmış, şiddet ve imha politikaları ile hergün katliamlar işlemektedir. Şimdi de rabbimizin "etrafını mübarek kıldığını" bildirdiği mescidi aksayı işgal etmekte ve filistinli müslümanların ibadet hürriyetlerini yok etmektedir. İki gündür harem-i şerifin kapıları işgalci israil polisi tarafından kilitlenmiş, ardından da 100'e yakın kişi göz altına alınıp bilinmeyen yerlere götürülmüştür. Namaz kılan müslümanlara düzenledikleri saldırıyla hem mescid içinde, hem de dışında onlarca kişiyi yaralayıp, caminin elektiriğini keserek işgallerini mescidlerimizin içine kadar taşımış bulunmaktadır. Rabbimizin kur'an da buyurduğu üzere "mescidleri onarmak, korumak" müslümanlar için büyük bir sorumluluktur. Gayr-i meşru işgalci katil İsrail ve haddini bilmeyen yahudi halk, Mescid-i Aksa'ya saldırmakta ve müslüman halka eziyet etmektedir.

Filistinin 1948 den beri süren ve bir süreç halinde ilerleyen işgalinde, bir çok katliama imza atan Siyonist devlet, gücünü emperyalist ABD'den ve onun küresel kuklası BM'den almış olsa da, aslında gerçek pervasızlığını 1,5 Milyarla ifade edilen müslüman yığınların sessizliğinden almaktadır. Biz burada zalim Siyonist devlet İsrailin yaptıklarından çok kendi halimizin ve suskunluğumuzun muhasebesini yapmak istiyoruz. Barış arayışlarında boy göstererek Müslümanların gözlerini boyamaya çalışan İsrail ve yandaşları, gerçekleştirdikleri katliamlarla sözlerinin sahte olduğunu bir kez daha göstermiştir. Filistinli kardeşlerimiz gibi biz de bu sahte barış arayışlarına asla kanmayacağız.

Mescid-i Aksa onurumuzdur, koruyacağız! Mescid-i aksayı Siyonistlerin saldırılarına karşı korumak yalnızca Filistinlilerin sorumluluğu değildir. Mescid-i Aksa bütün müslümanların onurudur. Onu korumak bütün Müslümanların görevidir.

Biz buradan sesleniyoruz; toprağımız Kudüs'ü bizim parçamız ve onurumuz Mescid-i Aksayı işgale devam eden gayr-ı meşru İsrail ile süren bütün ilişkiler sona erdirilmelidir. Bütün anlaşmalar iptal edilmeli, elçilikleri kapatılıp, Siyonist devlet gayr-ı meşru ilan edilmelidir. Ne askeri ve stratejik, ne de ekonomik ve siyasi hesaplar mazlum ve mustaz'af kardeşlerimizin katilleri ile el sıkışmayı, anlaşmalar yapmayı meşru kılmamaktadır. 

Ve diyoruz ki, mazlumların zalimlerden intikam alacağı o gün, zalimlerin mazlumlara zulmettiği günden daha çetin bir gün olacaktır.

 



Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri;Bursa'da "Osmanlı'da Modernleşme" Konuşuldu
Gönderen: Aysegul üzerinde 10 Kasım 2009, 08:15:36 ÖS 20
Bursa'da "Osmanlı'da Modernleşme" Konuşuldu

(http://www.haksozhaber.net/images/news/13182.jpg)

Osmanlı son dönemini kapsayan çağdaşlaşma ve batıcılık hareketlerini değerlendiren ÇINAR, Cumhuriyet Türkiyesi'nin fikri oluşum aşamalarının başlangıcının, özellikle Osmanlı Devleti'nin son dönemini kapsayan; topyekün bir bunalımla yüzyüze kaldıktan sonra kendini kurtarmak için, Devlet Erkleri'nin bütün alanlarda yüzünü batıya dönmesi olduğunu vurguladı. ÇINAR konuşmasında;

-Osmanlı son döneminin iyi anlaşılabilmesi için Batılı kaynaklara başvurulması gerektiği üzerinde dururken; bu kaynaklarda Osmanlı çağdaşlaşmasının sekülerizmle aynı şeyi ifade ettiğini,

-modernizmin bütün "izm"leri içine alan bir yapı olduğunu,

-modernleşmenin bu dönemde tepeden binme bir şekilde bizzat devlet tarafından dayatıldığı, ilk olarak siyasi ve askeri alanları kapsayacak şekilde başlamışken; zamanla tebaa'ya bir ahlak biçimi olarak yansıdığı,

-Batı'ya ilk açılışın Avrupa'ya gönderilen sefirlerin gözlemleri ve öykünmeleri sonucu yaşam tarzlarının, kültürlerinin, mimari ve sanatsal eserlerinin kopya edilmesi,

-bir sefahat olarak lale devrinin elit ahlakı beslemesi ve Patrona Halil isyanı olarak bilinen halk kıyamının gerçekleşmesi,

-III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinde Avrupa'ya gönderilen öğrencilerin yeni yetişen aydın tipinde "Batı Devşirmesi" imajı ile şekillenmesi,

-Batı tekeline terkedilmesi ile yeni açılan mühendishanelerde Fransa'dan getirtilen kitapların okutulması ve eğitim sisteminin sonucu olarak materyalist zihniyetin yetişmesi,

-II. Mahmut ile başlayan kökten batıcılığın Tanzimat sonrası tabana yayılmasının sonuçları ve III. Selim tarafından getirilen Nizam-ı cedid'in batılılaşmayı ifade eden bir kavram olduğu,

-ŞİNASİ ve H.R.GÜRPINAR gibi edebiyatçıların zamanla batılılaşmayı destekler nitelikte eserler vermesi,

gibi değişim ve dönüşümleri ifade ederken; son tahlilde, 300 yıllık mazisiyle bu değişim ve dönüşümlerin bir tür "kıble değişimi" olduğunu belirtti.

(http://www.haksozhaber.net/images/other/13183.jpg)


Konu Başlığı: Bursa’da “Kürt Sorunu" Konferansı
Gönderen: Aysegul üzerinde 04 Ocak 2010, 01:22:13 ÖS 13
Bursa’da “Kürt Sorunu" Konferansı

(http://haksozhaber.net/images/news/14827.jpg)

Özgür-Der Bursa Şubesinde yazar Hamza TÜRKMEN’in sunumuyla “Ulusçuluk-Kürt Sorunu-Demokratik Açılım” konferansı gerçekleştirildi.

Ördekli Kültür Merkezinde gerçekleştirilen konferansta, "Ulusçuluk çıkmazı, Kürtler ve çözüm arayışı" kitabından yola çıkarak; varolan sorunların İslami açıdan yeniden yorumlanmasına yönelik gündem değerlendirilmesi yapıldı. TÜRKMEN konuşmasında:

-          "Ulus devlet" tabirinin batı medeniyetinin tarihsel köklerinin bir sonucu olduğunu; Sovyet bloğunun çökmesinden sonra tek kutuplu hale gelen dünyanın bu gücü elinde bulunduran batı emperyalizminin kapitalizmi küreselleştirerek "ulus devlet" ve "ulusçuluk" olgusunu restore ettiğini belirtti.

-          Türkmen, Batıdan alınan "ulus devlet" fikri ile üretilmeye çalışılan "türk milleti" kimliğinin; jön Türklerle başlayan Türkçülük fikrinin bir süreği olduğunu, esas itibariyle hem doğuda hem de batıda sıfat olarak ifadelendirilen "türk" vasfının bu projenin üstkimlik kısmın oluşturduğuna; günümüzde ırk üstünlüğüne dayanan türk ulusçuluğunun tarihsel gelişimini; ortaasyadan mevcut topraklara göç etmiş oğuz boyuna mensub, totem olarak ta "bozkurt" sembolünü kullanan "sarı ırk" (mhp örneği) ve ortalama 7000 yıllık bir geçmişe sahip Sümer ve Hitit uygarlığına dayanan totem olarak ta "Hitit güneşi"ni kullanan "beyaz ırk" (chp örneği) olarak iki ayrı koldan tamamladığını belirtti. Ayrıca duruma birde üst kimlik olarak Türklüğe dini temelle bin yıllık tarih biçenlerin mevcut olduğunu (Nurettin topçu örneği)hatırlattı.

-          Üretilmeye çalışılan türk kimliğine tepki olarak İslami aidiyetlerini kimlikleri olarak benimsemiş Müslümanların anadolunun birçok yerinde başlattığı kıyamların (şeyh said kıyamında görüldüğü gibi) şiddetle bastırılması ve 1925 tarihinde istiklal mahkemelerinin Müslüman kanaat önderlerinin idamı için yeniden kurulmasının süregelen kimlik oluşturma projesinin bir devamı niteliğinde olduğu

-          Oluşturulan üstkimliğe tepki olarak 1971 de gelişen sosyalist hareketlerin bir devamı olarak 1978 de kurulan ve daha sonra diğer Kürtçü sosyalist hareketleri tasfiye eden pkk nın kadrolaşarak Kürtlerin gaspedilen haklarını savunarken, Kürt kavmini batılı temelde uluslaştırmaya başladığını ve Kemalistlerin gerçekleştiremediği modernleşmeyi Kürt halkı arasında tabileştirmeye başlaığını,

-          Açılım olarak nitelendirilen durumun sistemin tasfiyesi olmayıp ancak restoresi olabileceğini; ordu elitlerinin yeni türkiye'ye yönelik yaklaşımlarının küresel çapta büyüyen türkiyenin güçlü ordusu olarak kalmak niyetinde doğduğunu ve bunun için ordu içinde eski paradigmaya dayanan kadroların tasfiyesi ile işe başlanıldığını,

-          Açılım projesinin mimarı akp nin kendini tanıttığı şekliyle (İslami değil ) Türkiye partisi olarak merkez-çevre tablosunda çevrenin isteklerini merkeze taşımak gibi bir misyonla hareket ettiğini; seküler temelli yeni bir tanım olarak "türk milleti"nin ırk temelli olarak tanımlanmasından devlet güçlerini ve TSK'yı da razı ederek kültürel temelli tanımlamaya gittiğini, hatta zaman zaman da "Türk milleti" yerine "Türkiye mileti" üstkimliğini kullanarak yeni projenin ırk yada dine bağlı bir üstkimlik yerine kültürel ya da vatandaşlıt temelinde bir yaklaşım olduğunu orya koyduğunu,

-          Hali hazırdaki açılımla beraber varolan soruna çözüm sunan tarafların; ırkçı kürt ulusalcılar (pkk örneği), ulusalcı demokrat kürt ve türk gruplar (akp ve Türk ve Kürt demokrat-liberaller örneği) ve islamın siyasal dilini önemseyen Müslümanlar olduğunu belirtti.

  Hamza Türkmen, son olarak bu topraklarda esas meselenin İslami kimlikle, bunun dışında dayatılan herhangi bir kimliğin kavgası olduğunu belirterek, 70'lerden sonra başlayan İslami veya tevhidi uyanış sürecinin iyi tahlil edilmesi gerektiğini, Müslümanlar için insanların çeşitli renk, soy ve şu'b/halklar olarak yaratılmasının Allah'ın bir ayeti olduğunu, kur'an neslinin yeniden inşa edilmesi için çaba sarfedip Müslüman kitleleri tekrar vahyi veya tevhidi kimliğe davet ederek yaşadıkları cahili sistemi aşmak amacıyla zulmü ifşa etmeye ve Kur'ani amaçların ve adaletin tanıklığını mücadelenin içinde gerçekleştirmeye mecbur olduklarını belirtti.

Haber: Cihad İZCİ

(http://www.haksozhaber.net/images/other/14829.jpg)
(http://www.haksozhaber.net/images/other/14830.jpg)

Kaynak: http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=11914


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: eliflamra üzerinde 19 Nisan 2010, 10:44:17 ÖÖ 10
Bursa'da “Hz. Aişe” Konuşuldu


Özgür-Der Bursa Şubesinin bayanlara yönelik olarak düzenlemiş olduğu seminerlerin yedincisi dernek binasında gerçekleşti. "Hz. Aişe" konulu semineri Ayşegül ÖZKAN sundu.


Mustafa İSLAMOĞLU'nun "İfk Gazali" adlı şiirinden bir bölüm okuyarak konuşmasına başlayan ÖZKAN, Hz. Aişe'nin aile bilgilerini sundu. Arzularının esiri olmuş Arap toplumunda Hz. Ebubekir'in ailesinin konumuna işaret eden ÖZKAN, Hz. Aişe'nin böylesi bir ailede doğup büyümüş olmasına dikkat çekti. Peygamber'le evlilik sürecine giden yolda yaşananları anlattı. Hz. Aişe'nin altı-yedi veya dokuz yaşlarında yani çocuk yaşta evlendiğini, diline dolayanları eleştirdi. Bu durumu kız kardeşi Esma'nın durumuyla açıkladı. Esma'nın yüz yaşına kadar yaşadığını ve hicri yetmiş üç yılında öldüğüne göre hicret esnasında yirmi yedi yaşında olması gerektiğini, Hz. Aişe'nin Esma'dan  on yaş küçük olduğunu anlatan ÖZKAN, validemizin yaşının bu hesaplamaya göre on yedi yaşlarında olması gerektiğini belirtti. Ayrıca Hz. Muhammed'in eşinin vefatıyla çocuklarının bakımına ve evini idare edecek birine ihtiyacı olduğundan, dokuz yaşında bir çocuğun bunları yapmasının mümkün olmadığı anlattı. Bu konuyu aydınlatan başka bir rivayet olarak annemizin Peygamber'imizden önceki nişanlanması durumuna da değinen ÖZKAN, Hz. Muhammed ile evlenmeden önce evlilik çağına geldiğini ve Hz. Ebubekir ve ailesinin Müslüman olduğunun toplumda duyulmasına müteakip nişanlandığı ailenin oğullarının dininin Hz. Aişe sebebiyle değişeceği korkusundan, bu evlilik sözünden vazgeçtiklerine dikkat çeken ÖZKAN, bu değişikliği oluşturabilecek bir kişilikte olduğunu okumamız gerektiğine dikkat çekti. Ayrıca Peygamber'imizin gerek ailevi gerekse toplumsal olaylarla ilgili düzeltmeleri Kur'an ' da örneklerini görmekte olduğumuz, çocuk yaşta bir evliliğin uyarısının bulunmadığından, bizler için en meşruu sebebin bu olduğunu söyledi. Seminerine Hz. Aişe'nin çeyizi ve ev durumunu anlattıktan sonra maddi zenginliğin bulunmadığı yaşantısına çeşitli hadislerle dikkat çekti. Buradan Hz. Aişe ve diğer eşlerinin çevrelerindeki insanların durumlarıyla etkilenerek Ahzab suresi yirmi sekiz - otuz sayılı ayetlerinin inme sürecini anlattı. Hz. Aişe'nin Resulullah ve diğer eşleriyle olan ilişkilerine de değinen ÖZKAN, Tahrim suresi bir - beş numaralı ayetlerin inişine neden olan olayı anlattı. Hz. Aişe'nin Resulullah nezdindeki yerinin farklılığına da dikkat çektikten sonra annemizin kıskançlık duygusunu çeşitli örneklerle anlattı. Bu bölümden sonra İfk hadisesine giden yolda özellikle iftirayı başlatan münafıklar reisi olan Abdullah B. Übeyy'in portresine değinen ÖZKAN , İfk hadisesini anlattı . Hz. Aişe'nin ilmine, fakih konumuna değindi. Annemize aktarılan yetmiş bir meseleden, Kur'an, sünnet, hadis, akıl ve kanaatiyle, tarih bilgisi ve Arap dili kriterleriyle karşılaştırılarak , hatta bazı eleştirilerinde Hz. Peygamber'in söz ve fiiline şahit olmadığı halde onu iyi tanıyan biri olarak kişisel görüş ve tahminleriyle çözdüğünü , çeşitli rivayetler ışığında anlattı.

 Son olarak Cemel Savaşı'nda Hz. Aişe'nin yerine de değindikten sonra , kadının yöneticilini anlatarak, sunumuna çeşitli kitap tavsiyeleriyle son verdi.


Konu Başlığı: Bursa Özgür-Der Seminerleri; İslami Kimlik Paneli
Gönderen: Aysegul üzerinde 03 Mayıs 2010, 06:49:43 ÖS 18
Bursa'da "İslami Kimlik" Paneli

(http://www.haksozhaber.net/images/other/18597.jpg)

Özgür-Der Bursa Şubesi 30 Nisan’da “Modern Sapmalar Karşısında İslami Kimlik” konulu bir panel düzenledi. Şube başkanı Aziz Avar’ın yönettiği panelde konuşmacılar Araştırmacı-Yazar Abdurrahman Arslan, İktibas dergisi yazarlarından Hüseyin Alan ve Haksöz dergisi yazarlarından Bahadır Kurbanoğlu idi.

20.30'da başlayan ve yaklaşık iki saat süren panelde Abdurrahman Arslan, Neoliberalizmin Başörtüsüne tanıdığı özgürlüklerin ve eleştirilerinin yanında, toplumsal ve siyasal değerlerin aşınmasında ve dinin kişisel bir alanda hapsedilmesine yol açması arasındaki sıkışmışlığa cevaben ilk sözü aldı. Abdurrahman Arslan, bugünün dünyasında yeni bir politik kültürle karşı karşıya olunduğu vurgusunu yaparak konuşmasına başladı. Liberalizm, Marksizm ve Muhafazakarlıktan ayrı bir ideoloji olarak Neoliberalizm'i ele alan Arslan, Neoliberalizmin, hakikat tanımının olmadığını, belirtti ve Modernitenin din'i vicdanlara, mabetlere ve bazı özel yerlere hapsetmesinin ardından Postmodernizmin bunlara yeni bir alan oluşturma çabalarının kalkış noktasının bireycilik olduğu vurgusu ile insanı yalnızlaştıran, merhametsizleştiren bir hal aldığının vahametini anlattı. 2. Mahmut'la başlayan modernleşmenin Kemalizm Modernleşmesiyle birlikte bu günlere geldiğini aktaran Arslan, bugün postmodernizmin, Modernitenin baskılarını kaldırmak için Müslümanlara daha özgür olma yolunda araladığı kapının İnsanı yeniden tanımlaması ile var olduğunu ifade etti. Tanımladığı insanın hiçbir mutlak doğrusunun, kuralının, planının vs. olmadığını aktaran Arslan, İnsanı alabildiğine zevkleri ve bedeni üzerinden tanımlayan postmodernitenin başkasına karşı sorumluluklarının sıfır olduğunu ve gittikçe vicdansızlaşan bireyler ürettiğini söyledi. Bu durumda Müslümanların Neoliberal özgürlük vaadlerine kanmadan, kendi Özgürlük alanlarını oluşturabilmelerini ve daha sıkı bir sosyal ilişki kurmaları gerektiğinin altını önemle çizdi.

İktidar-Aydın, Aydın-Halk arasındaki etkileşimin ve liberal aydınların müslümanlar üzerindeki etkisine cevaben söz alan Hüseyin Alan, Bugünkü durumu anlayabilmemizin dünü anlamaktan geçtiğine değinerek 4-5 yüz yıllık bir serüvenin sonucunda oluşan bugünkü batı merkezli dünyanın iyi irdelenmesi gerektiğine vurgu yaptı. Eskiden Kilise Bilgiyi, Krallık Rejimi, Aristokrasi de toplumun sosyo-ekonomik yapısını ifade ederken bugün Krallığın yerine Cumhuriyet Demokrasiyi, Kilisenin Yerine Üniversiteler Bilimi, Aristokrasinin yerinin ise Burjuva olduğunu izah eden Alan, bütün bunlardan daha önemli olanın, İnsnaın yapısını değiştirmek olduğunu söyledi. Bu değişimin ilk olarak ta, Kavramların içinin boşaltılması ile başlandığını vurgulayan Alan, başıboş bireyin daha kolay yönlendirilebileceğinin bilinciyle insanı hayatın merkezine alan ve hiçbir şekilde insanın dışında bir sorgulayıcı kabul etmeyen anlayışın karşısında müslümanların Kur'an'a dönerek, sorun ne olursa olsun O'nu yaşayarak ayakta kalabileceğini ifade etti.

Kimliksiz bir toplumun değerlendirilmesi ile sözü alan Bahadır Kurbanoğlu konuşmasına, olaya farklı merkezlerden bakıldığında özgürlüğün ve bireyselliğin ne kadar boş bir olgu olduğunun vurgusuyla başladı. Kurbanoğlu, kimliksiz bir toplumun yeniden kimlik kazanabilmesi ve kendine gelebilmesi için tevhid anlayışı içerisinde ve sürekli olarak az da olsa pratiğin devamlılığının şart olduğunu sözlerine ekledi. Nitekim küresel planların ve tezgahların yoğun yaşandığı 80'li yıllardaki Tunus, Afganistan gibi direniş hareketlerinin bu döneme denk gelmesi insan ümit vermektedir diye konuştu. Bugün ortaya konulan pratiğin yarını ifade ettiğini söyleyen Kurbanoğlu, Paradigma tartışmalarımızla beraber pratik ve eylem sorumluluklarımızı yürütmeliyiz diyerek 1.oturumun son konuşmasını yapmış oldu.

Panelin ikinci kısmında ise Abdurrahman Arslan, kürt sorunu çerçevesinde bir konuşma yaptı. Abdurrahman Arslan, İslam'ın ulus-devlet yapısını içerisinde barındıramayacağından hareketle, kürt sorununun Müslümanlardan olan bir kavme yapılan zulüm olarak değerlendirdi. İnsanları ayıran veya birleştiren temel unsurun İman olduğunu vurgulayan Arslan, bu sorunun adalet temelinde çözümüne karşı mücadele etmenin her müslüman üzerine farz-ı ayın olduğunu belirtti.

Hüseyin Alan ise kimilerinin hayatın içerisinde şahitlik yaparken kimilerinin de vaaz ederek sorumluluklarını üzerlerinden atamayacaklarını belirtti ve İnsanın, yaşadığı topluma ya katılıp gideceğini ya da 'hayır' diyerek o toplumu dönüştürmeye çalışacağının altını çizdi. İslam'ı bilinçli olarak seçen insanın dünyevi hesaplar gütmeksizin hareket içerisinde olması gerektiğini vurgulayan Alan, Yesrib'i Medine'ye çevirmenin elzem olduğunu tekrardan hatırlattı.

Son söz olarak ise Bahadır Kurbanoğlu, geçmişte yaşanan sıkıntıları, Cumhuriyetin kuruluşunda yaşananları, darbeleri ve baskıları hatırlatarak, ideolojilerin ne olursa olsun insanın fıtratını tamamen bozamayacağını ifade etti. Ancak bu baskıların karşısında Medine'ye hicretin ve tekrar Mekke'nin fethinin bir sünnetullah olmadığını söyleyen Kurbanoğlu, İslam'ın her an ve Her devirde yaşanabilir olduğunun altını çizerek konuşmasına son verdi.

Haksöz


Konu Başlığı: Ynt: Bursa Özgür-Der Seminerleri
Gönderen: islamcıderen üzerinde 15 Aralık 2018, 04:53:01 ÖS 16
Teşekkürler güzel yazılarınız için.