İslami Düşünce Platformu

İSTİŞARELER (İstişare Platformu) => Serbest Kürsü => Konuyu başlatan: Biz üzerinde 04 Temmuz 2017, 10:13:51 ÖS 22



Konu Başlığı: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 04 Temmuz 2017, 10:13:51 ÖS 22

               Değerli dostlar..Burada sizlere bir soru sormak ve görüşlerinizi almak istiyorum..Peygamberimiz hayatta iken birçok şeyi yapma ortamını ve imkanını bulduğu halde yapmadığı şeyler var..Bunlarında peygamberimizin sünneti olduğunu kabul etmemiz gerekmez mi?..Dönemin islam toplumu zamanla zenginleşip, bolluğa ve birçok imkana kavuştuğunda bile, peygamberimizin hasırdan bir yatağı olduğu, kendisine hediye gönderilen yün yatağı, geri iade ettiğini düşünecek olursak..Bugün imkan bulup varlık elde eden müslüman kardeşlerimizin yaptıklarına bakıyorumda, hele birde sünni geçinenlere, sünnet bunun neresinde?..Bu durum ''acaba din yoluyla aldatılıyormuyuz?'' sorusunu akla getiriyor..Daha doğrusu ''aldatılıyoruz''...Bu ne iğrenç bir tuzak..Alahla, insanları aldatmak...Max..Bana sen yine sarhoşsun diyeceksin ama..Ayıkken düşündüklerimi şimdi yazıyorum haberin olsun..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 04 Temmuz 2017, 10:41:26 ÖS 22

Yok yok, demeyeceğim.
Bunlar ayık sorular :)

Sonra yorumlarım inşallah


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 10 Temmuz 2017, 07:05:55 ÖÖ 07

               Max günaydın..Konuyla ilgili olarak ayrıntılı bir mesaj yazmayımı düşünüyorsun yoksa gerçekleri yazmaya cesaret edemiyormusun?..Düşündüklerini yazdığında birilerini rahatsız etmektenmi korkuyorsun?..Yoksa kendi içinde bu konuda çelişkiyemi düştün?..Bir insan bir konuda yanlış yapıyorsa, aynı konuda yanlış yapan diğer insanlara birşey söyleyemez..Böyle bir durumda susmaktan başka bir yolu yoktur..Adalet konusunda, güven konusunda olduğu gibi..Ama ben Peygamberimizin sünneti konusunda sorduğum soruya iyi bir cevap vereceğini düşünüyorum..Örneğin peygamberimizin misvak kullanmasımı sünnettir yoksa ağız temizliğine verdiği önemmi?...Adalete yönelik eylemlerimi yoksa adalete gösterdiğüi hassasiyetmi?..Peygamberimizin sünnetlerini şekilden ziyade niyette aramamız gerekmez mi?..Amacım seni sorgulamak değil..Sadece istişare..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 10 Temmuz 2017, 07:20:07 ÖÖ 07

             Yoksa Borun pazarımı geçtimi?..Başka pazarda yok..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 11 Temmuz 2017, 08:25:48 ÖS 20

           Sünnet konusunda tekrar düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum..Peygamberimizide iyi okumak lazım..Neyi neden yaptığı üzerine iyice düşünmek ve niyetinin ne olduğunu anlamak lazım..Farz olan namazlardan önce veya sonra namaz kılması, namaz konusuna gösterdiği ehemniyet ve önemin bir işaretidir..Her bir hareketinin, davranışının, uygulamasının arkasında  yatan düşüncesi ve niyetini iyi okumak ve anlamak gerekir..Peygamberimiz böyle yapıyordu bu yüzden bizde böyle yapalım düşüncesi, Peygamberimizin taşıdığı niyeti taşımıyorsa, taklitten ibarettir..Ve zamanla anlamsızlaşabilir..Bugün olduğu gibi..Peygamberimizin yaptıkları ve yapma imkanı ve şartları oluştuğu halde yapmadıklarının altında yatan düşünce ve niyeti iyi anlayabilirsek, çağımızın birçok problemini halletmiş oluruz..Ve din konusunda bugünlerde yaşanan ayrılıkların birçoğunun ortadan kalkacağına inanıyorum..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 11 Temmuz 2017, 08:56:46 ÖS 20

             Tabi sünnetin başka boyutlarıda var diye düşünüyorum...Örneğin Kuranda İbrahim peygaberimizin, çocuklarını verimsiz bir araziye yerleştirmesi anlatılmaktadır..Bunu neden yaptığınıda İbrahim peygamberimizin duasından anlıyoruz...Bu olayın kuranda geçmesinin nedeni nedir?..Neden bizlere anlatılırki?.İşte bir peygamberimizden bir davranış...Üstelik hiçbirini diğerinden ayırmamamız gerektiği konusunda uyarıldığımız bir kitapta yazıyor bu...Ey müslümanlar, aldatılıyorsunuz..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 13 Temmuz 2017, 09:31:25 ÖS 21

            beni kendi halime bıraktınız herhalde!..Olsun problem yok..Zaten hayatımda bu ilk değil..Alışığım kendi halime bırakılmaya..Aslında insanın kendisiyle başbaşa kalması lazım sık sık..Bol bol düşünmeye ve muhasebe yapmaya zaman kalıyor..Ahirette ''bunu düşünmemiştim'' yada ''düşünemedim'' gibi bir mazeret ortaya koyamam..Bu yüzden sıkıntılıyım...Allah başka sıkıntı vermesin kimseye...Akıl akıldan üstündür diye bir atasözü galiba..Birlikten kuvvet doğar buda atasözü olsa gerek...Birlikte düşünmek?...Bazen bulmaca çözerim..Tek başıma uğraşır durur eğer zorlanırsam bırakırım..bazen yanımda bir iki arkadaş katılır bana..Birlikte çözmeye başlarız..Hem eğlenceli olur hemde kolayca çözeriz...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 13 Temmuz 2017, 10:09:47 ÖS 22
             Konudan sapmak olmasın..Düşünmek sünnetmidir?..Düşünmek farz olsa gerek..Yada düşünceli olmak....


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 16 Temmuz 2017, 05:31:03 ÖS 17


               Değerli dostlar..Burada sizlere bir soru sormak ve görüşlerinizi almak istiyorum..Peygamberimiz hayatta iken birçok şeyi yapma ortamını ve imkanını bulduğu halde yapmadığı şeyler var..Bunlarında peygamberimizin sünneti olduğunu kabul etmemiz gerekmez mi?..Dönemin islam toplumu zamanla zenginleşip, bolluğa ve birçok imkana kavuştuğunda bile, peygamberimizin hasırdan bir yatağı olduğu, kendisine hediye gönderilen yün yatağı, geri iade ettiğini düşünecek olursak..Bugün imkan bulup varlık elde eden müslüman kardeşlerimizin yaptıklarına bakıyorumda, hele birde sünni geçinenlere, sünnet bunun neresinde?..Bu durum ''acaba din yoluyla aldatılıyormuyuz?'' sorusunu akla getiriyor..Daha doğrusu ''aldatılıyoruz''...Bu ne iğrenç bir tuzak..Alahla, insanları aldatmak...Max..Bana sen yine sarhoşsun diyeceksin ama..Ayıkken düşündüklerimi şimdi yazıyorum haberin olsun..


birincisi vahyin nasıl anlaşılıp yaşanılacağına dair peygamberin eylemleri düşünceleri sözleri kısaca kuranı yaşadığı hayatı bize rol model sünnetidir.

ikincisi vahyi yaşaması dışında bir insan olarak onun güzel örnekliği her daim istifade edilmesi gereken gücümüz nispetinde uygulamamız gereken güzel hasletlerde sünnet kapsamında görülebilir ama dini hükmü olan bir sünnet değil ondan sadır olmuş güzellikler diyebiliriz.
kuranda dediği gibi "onda sizin için güzel örneklik vardır..."
 mütevazi olması infak ederek elinde mal tutmaması güzel ahlakı üslubu nezaketi ...vs vs..
buna ek olarak onun hayatında görmediğimiz, coğrafyanın, devrin çağın getirdiği farklılıklar nedeni ile yapabileceğimiz tüm olumlu tavırlar da bu kapsama girebilir.

ama sünnet denilince ana eksen birinci madde olacaktır.


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 16 Temmuz 2017, 05:44:02 ÖS 17

               Max günaydın..Konuyla ilgili olarak ayrıntılı bir mesaj yazmayımı düşünüyorsun yoksa gerçekleri yazmaya cesaret edemiyormusun?..Düşündüklerini yazdığında birilerini rahatsız etmektenmi korkuyorsun?..Yoksa kendi içinde bu konuda çelişkiyemi düştün?..Bir insan bir konuda yanlış yapıyorsa, aynı konuda yanlış yapan diğer insanlara birşey söyleyemez..Böyle bir durumda susmaktan başka bir yolu yoktur..Adalet konusunda, güven konusunda olduğu gibi..Ama ben Peygamberimizin sünneti konusunda sorduğum soruya iyi bir cevap vereceğini düşünüyorum..Örneğin peygamberimizin misvak kullanmasımı sünnettir yoksa ağız temizliğine verdiği önemmi?...Adalete yönelik eylemlerimi yoksa adalete gösterdiğüi hassasiyetmi?..Peygamberimizin sünnetlerini şekilden ziyade niyette aramamız gerekmez mi?..Amacım seni sorgulamak değil..Sadece istişare..

abi zamanım olmadı geciktim kusur bakma.
cep telefonundan anlık takip ediyorum ama cevap yazmak için pc açmam lazım o da kolay kolay olmuyor...

misvak örneğini vermişsin soruna cevabı 12 den vurmuşsun, ben daha ne diyem ki :)

zaman değişir,
mekan değişir,
insanlar değişir,
araçlar değişir,
ama ilkeler değişmez.

amaç temizlik ise
millattan önce çamurla temizlerler,
milattan sonra ağaç dalı ile (misvak)
modern çağda diş fırçası ile,
post modern çağda lazer ışıklar ile ....

sözün özü diş sağlığına önem ver ,  temizliğe dikkat et, toplum içine ağzı kokarak çıkıp insanları rahatsız etme de
bunu ne ile yaparsan yap(tır ana mantık)

ama bu ana mantığı kaçırıp günümüzde toplum içinde koca dal parçasını çıkarıp ağızlarını karıştırır gibi misvaklayanlar çok itici görünüyor. bu en basit tabiri ile kabalıktır, mevzunun hikmetini anlayamamaktır.



toparlar isek;
sünnet dediğimiz şey kuranın yanına kurandan ayrı yeni bir kurallar manzumesi değildir.
dinin aslı kurandır (teori) dinin aslının uygulanması örnekliği de sünnettir (pratik)
peygamber kuranı yaşayarak nasıl olması gerektiğini en iyi şekilde göstermiştir. bunu öncelemeliyiz.
kuran temiz ol der. nasıl olacaksın ? aha peygamber nasıl oldu ise öyle. diş temizliği elbise temizliği taharet temizliği...vb gibi gibi

kuran şunu yap der, detayını nasılını gerektiği kadar verir teferruatını resul uygulamada aktarırı, kuşaklar boyu gider o.


ama
allah yasak koymadığı halde peygamber şunu haram kıldı denilerek peygamberin yasak koyabileceği ve hüküm koymada allaha ortak olabileceği anlayışı çok sakat ve tehlikelidir.

şu ayrıma dikkat:
peygamber içinde bulunduğu toplumun lideri (misal başbakanı) olarak toplum yönetimi ve konjonktür gereği bazı şeyleri (kanun hükmünde kararname gibi) yasaklar ya da emreder. bu dini bir hüküm değildir toplumsal bir uygulamadır. ve bu uygulama sadece o zamanda o mekanda o insanlara hitap eder. yani peygamberin emir ve nehiyleri vahiy gibi evrensel değil devlet başkanlarının uygulamaları gibi dönemseldir.

mesela koyun nesli tükenme tehlikesine giriyor ise "koyun yemek yasaktır" diye bir emir verir.
koyun yetiştiriciliğine ağırlık verip koyun nesli artınca geri serbest bırakabilir.
ama hikmetini bilmeden bunu evrensel bir hüküm gibi algılayıp peygamber demişki koyun yemek yasak o yüzden sene olmuş 2017 biz hala koyun yemeyiz demek mantık hatasıdır, zulümdür, hüküm koymada allaha ortaklıktır ki bu şirk ya da küfür olarak nitelenir...



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 16 Temmuz 2017, 05:51:55 ÖS 17

           Sünnet konusunda tekrar düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum..Peygamberimizide iyi okumak lazım..Neyi neden yaptığı üzerine iyice düşünmek ve niyetinin ne olduğunu anlamak lazım..Farz olan namazlardan önce veya sonra namaz kılması, namaz konusuna gösterdiği ehemniyet ve önemin bir işaretidir..Her bir hareketinin, davranışının, uygulamasının arkasında  yatan düşüncesi ve niyetini iyi okumak ve anlamak gerekir..Peygamberimiz böyle yapıyordu bu yüzden bizde böyle yapalım düşüncesi, Peygamberimizin taşıdığı niyeti taşımıyorsa, taklitten ibarettir..Ve zamanla anlamsızlaşabilir..Bugün olduğu gibi..Peygamberimizin yaptıkları ve yapma imkanı ve şartları oluştuğu halde yapmadıklarının altında yatan düşünce ve niyeti iyi anlayabilirsek, çağımızın birçok problemini halletmiş oluruz..Ve din konusunda bugünlerde yaşanan ayrılıkların birçoğunun ortadan kalkacağına inanıyorum..

mesela sünnet namazı demişsin;
kavramlara bakalım:
farz = zorunlu olan (mecbur yapılacak)
nafile= gönüllü olan (isteğe bağlı yapılacak)

farz namazları adı üstünde herkes kılacak.
ama sünnet namazları denilen şey nafile ibadetlerdir.
zamanın vardır müsaitsindir içinden ne kadar geliyorsa kıl. ister 4 ister 14
ama zamanın yok uçağa yetişeceksin hemen farzı kıl koş git.
ya da patron/müdür altında çalışan memursun (emir alan kişisin)
üstlerini üzmemek ve sorumluluğun olan mesaii saatlerinden çalmamak için zaman yoksa sadece farz kıl yeter.
ama emeklisindir tatildesindir zaman bol, canın ne kadar isterse.... ucu açık.
peygamber ortalama yaparak örneklik göstermiştir.

bir de şu var;
peygamber dönemi o coğrafya çok farklı günümüzle.
iş yok mesai yok patron müdür yok yetişilecek bişe yok  peygamber ve çevresindeki sahabeleri ne yapıyor ?
mescid içinde etrafında takılıyorlar tabirimi mazur görün ama yan gelip yatıyorlar.
ee peygamber de yan gelip yatacak adam değil, nafile ibadetler ile zamanını doldurup allah ile bağını kuvvetlendiriyor.

ama ne vardır;
peygamber her namaz vaktinde mescide gidiyordur evinde yalnız kılmıyordur mümkün mertebe.
bu namazın bireysel olduğu kadar sosyal bir ibadet olduğu mesajını içerir.


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 16 Temmuz 2017, 05:57:36 ÖS 17
            Konudan sapmak olmasın..Düşünmek sünnetmidir?..Düşünmek farz olsa gerek..Yada düşünceli olmak....

evet,
kuranda çok yerde akletmezmisiniz, düşünmezmisiniz diye sorar Allah.
ben bu ifadeyi emir kipi olarak değil de düşünerek aklederek verilen bilgileri akıl süzgecinde tartarak doğruya ulaşma adına davet olarak algılıyorum. emir değil talep ya da davet diyebilirim.

ahirette, bilmiyorduk derlerse allah da ben sana akıl verdim kullansaydın, vahiy gönderdim kulak verseydin, gönderdiğim vahyi aklın ile idrak edeydin diye cevap verecektir.

yoksa ahiret sorgusuna neden düşünmedin diye hesaba çekilmeyiz (doğrusunu allah bilir)

sünnetmidir sorusuna gelince,
peygamber vahiy gelmeden öncede mağaraya çekilip derin derin düşünürmüş.
geldikten sonra da düşünmüştür.
ama düşünmek fiili (fiil mi bu yahu) insanoğlunun yaratılmış bir özellliğidir ve sünnet diyerek kategorize etmek ya da daraltmak pek sağlıklı olmaz kanaatindeyim.

zira insanoğlu hangi inanca ait olursa olsun isterse ateist olsun düşünür, düşünmelidir. hayvandan farkı budur.


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 16 Temmuz 2017, 08:49:23 ÖS 20

            Zaman ayırıp tek tek cevapladığın için teşekkür ederim...Nafile(gönüllülükle,isteğe bağlı)kılınan namazları sünnet olarak tanımladığımızda, sünnetin asıl anlamıyla çelişki oluşuyor ama...Çünkü diğer sünnetlerde keyfiyet yok..olamazda..Senin dediğin gibiyse, peygamberimizin farz harici kıldığı namazları sünnet olarak tanımlamak doğru mu?..Max, seni biraz uğraştıracam galiba..Kusura bakma...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 17 Temmuz 2017, 10:21:35 ÖÖ 10


            Zaman ayırıp tek tek cevapladığın için teşekkür ederim...Nafile(gönüllülükle,isteğe bağlı)kılınan namazları sünnet olarak tanımladığımızda, sünnetin asıl anlamıyla çelişki oluşuyor ama...Çünkü diğer sünnetlerde keyfiyet yok..olamazda..Senin dediğin gibiyse, peygamberimizin farz harici kıldığı namazları sünnet olarak tanımlamak doğru mu?..Max, seni biraz uğraştıracam galiba..Kusura bakma...

birincisi, estağfurullah uğraştırmak yok abi, kafana takılan, farklı düşündüğün her hususu dile getirebilirsin.
ikincisi bu anlattığım benim yorumumdur, okumalarımdan anladığımdır. ben de yanılabilirim ama şimdilik fikrim bu yönde.

ben nafile namazı sünnet olarak tanımlamıyorum.
literatüre "sünnet namazı" olarak geçmiş namazı nafile olarak görüyorum.

sünnet neydi, peygamberin uygulamaları.
peygamberin de her farz namazından önce ya da sonra bir miktar nafile namaz kıldığı görülmüş ve bu peygamberin sünneti olarak kabul görmüştür.  nafile olduğu için değil peygamber sürekli uyguladığı için sünnet kavramı ile nitelenmiştir.

peygamber gece namazı da kılardı ama onun adı sünnet namazı değil teheccüd namazı olarak geçer.

farklı örnekle ilerlemeye çalışayım,

zekat = vergidir.  günümüzde devlete vergini vermek zorundasın değil mi. asgari tutarlar belirlenir ve o şartları sağlayan herkesten o vergi alınır. zekatta böyledir o devrin vergisidir şartları tutan kişilerden alınan asgari vergidir.

ama sadaka ve infak gönüllüdür. gönlünden ne kadar koparsa o kadar veririsin. vermek teşvik edilir yüceltilir.
kuranda ihtiyaçtan fazlasını ver... der.
adamın 1000 birim malı parası vardır.  100 birim vergi zorunlu alınır, geriye kalan 900 birimden ister 10 birim ister 8000 birim sadaka infak olarak verir.

ömer ile ebubekirin bu konuda yarış halinde olduğu ve ömerin bir türlü ebubekire yetişemediği için pes ettiği şeklinde rivayetler vardır.

farz (zorunlu) ile nafile (gönüllü) farkı budur.

nafile ile sünnet ilişkisi nedir dersek,
bence farz olmayan her husus nafileye girer.
sünnet ibadetler de bu kapsamda görülmeli ama sünnet, kavram olarak karıştırılmamalı.

karışık yazdım , anladın ise beri gel abi  :D


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 17 Temmuz 2017, 12:08:59 ÖS 12

           Güzel açıklıyorsun..Ama şunu anladım ki bu konuda sende de kafa karışıklığı var..Nasıl olmasın ki...Sünnet diye isimlendirilen namazları, gerekli görülen hallerde terk edebiliyoruz..Peki, toplumda algı çok önemli..Bu noktada sünnetle ilgili algı bu şekilde oluştuğunda, peygamberimizin diğer sünnetlerini de(kendine göre haklı sebeplerle) terkedilebilir algısı oluşmaz mı?.Bu konunun farklı bir boyutu...Ben düşüncemi yine tekrarlamak istiyorum..Namaz farzdır...Namazı başka sebeplerle başka başka isimlendirmek akıl ve mantık dışı geliyor..Mesela Kuranda akşam namazı,sabah namazı yada teravih namazı gibi namazı zaman ve niyet ile bir kategoriye sokmak yok..Böyle yaptığımızda başlı başına bir ibadet olan namaza, kılınan zaman ve niyete göre değer biçmek olurki, buda yanlış geliyor bana..Kılınan her namazın değeri ve önemi aynıdır diye düşünüyorum..Bir namazın değer ölçüsü ancak ve ancak, kendimizi namaza ne kadar verdiğimiz ve Allaha ne kadar yakınlaştığımızla ilgili olsa gerek..Bu durum herhangi bir günün, herhangi bir zamanında olabilir..Namazı dosdoğru kılmaktan bahseder Kuran..Dosdoğru kılmak ne demektir?..Diyelim ki ben herhangi bir zamanda, herhangi bir mekanda, herhangi bir vakitte dosdoğru bir namaz kılmış olabilirim..Belkide kılmamışta olabilirim..Bunu değerlendirecek olan Allahtır..Allah namazı başka bir ölçüyle kategorize eder mi?..Durum böyleyse bizlerin namazı değişik sebeplerle değişik isimlerle kategorize etmemiz ve bir değer ölçüsü koymamız yanlış olmaz mı?..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin Sünneti
Gönderen: İSRA üzerinde 18 Temmuz 2017, 12:13:21 ÖÖ 00
Alıntı sahibi: maxpayna
farz (zorunlu) ile nafile (gönüllü) farkı budur.

nafile ile sünnet ilişkisi nedir dersek,
bence farz olmayan her husus nafileye girer.
sünnet ibadetler de bu kapsamda görülmeli ama sünnet, kavram olarak karıştırılmamalı.
Alıntı sahibi: Biz
Toplumda algı çok önemli.. Bu noktada sünnetle ilgili algı bu şekilde oluştuğunda, Peygamberimizin diğer sünnetlerini de(kendine göre haklı sebeplerle) terkedilebilir algısı oluşmaz mı?

Paragrafın, ''tüm uygulamalar yani sünnetler nafiledir ve nafileleri de yapmayabiliriz'' şeklinde bir çağrışımı var gibi.. Bu beyanı alıp tüm sünnetlere yani Peygamberin bütün uygulamalarına uyarlarsak sorunlu bir algı dolayısıyla kafa karışıklığı olur.

Okuduğumda, bu sonuca gidilip bu çıkarımın yapılabileceğini düşünmüştüm ama 'bir tek sözü cımbızlayıp parçacı yaklaşmamak adına' yorumlarının bütününü göz önünde bulundurunca 'öyle görünse de' bu kastın olmadığı kanısına varmıştım. Şayet düşünceler doğru ifade ediliyorsa, doğru okuma yaparak doğru anlayabilir ve doğru anlamayla ancak doğru düşüncelere ulaşabiliriz.


Alıntı sahibi: maxpayna
birincisi vahyin nasıl anlaşılıp yaşanılacağına dair Peygamberin eylemleri, düşünceleri, sözleri kısaca kur'anı yaşadığı hayatı bize rol model sünnetidir.

ikincisi vahyi yaşaması dışında bir insan olarak Onun güzel örnekliği her daim istifade edilmesi gereken gücümüz nispetinde uygulamamız gereken güzel hasletler de sünnet kapsamında görülebilir ama dini hükmü olan bir sünnet değil, ondan sadır olmuş güzellikler diyebiliriz
.

Sünnet dediğimiz şey, kur'anın yanına kur'andan ayrı yeni bir kurallar manzumesi değildir.
Dinin aslı kur'andır (teori), dinin aslının uygulanması örnekliği de sünnettir (pratik).
Peygamber, kur'anı yaşayarak nasıl olması gerektiğini en iyi şekilde göstermiştir. bunu öncelemeliyiz. Kur'an şunu yap der, detayını nasılını gerektiği kadar verir. teferruatını Rasul uygulamada aktarır, kuşaklar boyu gider o
.

şu ayrıma dikkat:
Peygamber içinde bulunduğu toplumun lideri (misal başbakanı) olarak toplum yönetimi ve konjonktür gereği bazı şeyleri (kanun hükmünde kararname gibi) yasaklar ya da emreder. bu dini bir hüküm değildir, toplumsal bir uygulamadır. ve bu uygulama sadece o zamanda, o mekanda, o insanlara hitap eder. yani Peygamberin emir ve nehiyleri vahiy gibi evrensel değil, devlet başkanlarının uygulamaları gibi dönemseldir.

farz = zorunlu olan (mecbur yapılacak)
nafile= gönüllü olan (isteğe bağlı yapılacak)

farz namazları adı üstünde herkes kılacak.
ama sünnet namazları denilen şey nafile ibadetlerdir.
zamanın vardır müsaitsindir, içinden ne kadar geliyorsa kıl. ister 4 ister 14
ucu açık. Peygamber ortalama yaparak örneklik göstermiştir.

bir de şu var;
Peygamber dönemi ve o coğrafya çok farklı günümüzle.

Tüm bu yazılanlara rağmen böyle bir karmaşa zihninizi meşgul ediyorsa, bunu şu şekilde çözümleyebiliriz. Muhammed peygamberin dini, ibadi hususlarda yaptıklarını uygulamakta kendimizi sorumlu hissetmeli, titizlik göstermeliyiz. Fakat dünyevi uygulamalar, kişisel zevk veya seçimler hususunda ise muhayyer bırakıldığımızı bilip inisiyatif kullanabiliriz.

Diş fırçalama, hasır yatakta uyuma örneklerinize binaen:

Diş fırçalama noktasında misvak yerine fırça, elle yemek yerine kaşık ile yemek yeme, kabak yemeği sevmeyenlerin bu yemeği tüketme zorunluluğunun olmaması. Evin zemininin toprak değil beton olması durumunda ve betonun da negatif çekim gücü olması nedeniyle hasta kılması, böbrekleri üşütme, fıtığı olan birinin tutukluk yaşaması ve ağrı durumunu göz önüne alıp yer yatağında uyumaması gibi; hele haşere olan bir evde yerde uyumak bazıları için kabustur, bütün gece uyanık kalma nedenidir. 'Hasır yatakta yatmak sünnettir; yerde uyu, sevap kazan..' demenin, fobisi olan bu kişilerde etkisi ve karşılığı olmayacaktır.

''Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; Sevdiriniz(müjdeleyiniz), nefret ettirmeyiniz.'' Allah'ın rasulü Muhammed.


Dipnot: 2 kişi arasında olan bir diyalog.. maxpayna'nın yoğunluğu sebebiyle yardımcı olmak, sizinde kafa karışıklığınızı giderme noktasında katkı sağlamak için umuma açık, forum formatında bir site olması hasebiyle de konuya müsaadesiz dalma hakkını kendimde buldum. Affola!


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 18 Temmuz 2017, 11:17:35 ÖÖ 11

             Estağfurullah İsra bey..Ben zaten katılımın az olmasından şikayet eden birisiyim..O zaman senin düşüncelerini almak istiyorum..Dosdoğru bir namazda kendi kanımca olması gerekenler;içtenlik,samimiyet,övgü ve yüceltme,saygı,teslimiyet,şükür, dua..İçerik olarak namazda söylenen ve yapılan eylemlerin duygularla ifade edilmesi, bunların bir bütün olarak ortaya dökülmesi doğru bir namazdır diye düşünüyorum...Ve ayrıca içtenlikle ve samimiyetle bir insan namaz kılmak istiyorsa, zaman,mekan ve şartlarında buna müsait olduğunu düşünüyorsa, rekat sayısına, namaz vakitlerine aldırmadan, kendince duygusal anlamda yeterli olduğunu düşündüğü bir zamana kadar namaz kılsa..Yani namaz konusunu belli kalıplara sokarak, belirlenmiş zamanlarda bir program dahilinde kılmak, duygusallıktan uzaklaştırıp yüzeyselleştiren bir eyleme dönüştürüyor...Ben kendimi anlatıyorum..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 18 Temmuz 2017, 04:07:14 ÖS 16
            Aslında foruma üye olarak paylaşımlarda bulunarak ne yaptığımıda, tam olarak anlamış değilim...Başlangıçtaki niyetim ile şu anda içinde bulunduğum durum birbirinden farklı..Bu yüzden artık forumda paylaşım yapmak istemiyorum..Ama değerli katılımcıların paylaşımlarını okumaya devam edeceğim..Max...İnsanlara olan sevgin ve muhabbetin hiç eksilmesin...İşlerinde kolaylıklar diliyorum....Son mesajım bu şiir olsun;

Gölgesinde otur amma
yaprak senden incinmesin
temizlende gir mezara
toprak senden incinmesin

yollar uzun, yollar ince
yol kısalır aşk gelince
yat kurban ol ismailce
bıçak senden incinmesin

Burdayım de ararlarsa
doğru söyle sorarlarsa
Tabutuna sararlarsa
bayrak senden incinmesin

İl göçsün göçtüğün vakit
yol yansın geçtiğin vakit
suyundan içtiğin vakit
kaynak senden incinmesin

toz konmasın sakın sana
Hakkı geçer halkın sana
gücenmesin yakın sana
Uzak senden incinmesin

Abdurrahim Karakoç(incitme)...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin Sünneti
Gönderen: İSRA üzerinde 18 Temmuz 2017, 04:25:08 ÖS 16
Dosdoğru bir namazda kendi kanımca olması gerekenler; içtenlik, samimiyet, övgü ve yüceltme, saygı, teslimiyet, şükür, dua.. İçerik olarak namazda söylenen ve yapılan eylemlerin duygularla ifade edilmesi, bunların bir bütün olarak ortaya dökülmesi doğru bir namazdır diye düşünüyorum... Ve ayrıca içtenlikle ve samimiyetle bir insan namaz kılmak istiyorsa, zaman, mekan ve şartlarında buna müsait olduğunu düşünüyorsa, rekat sayısına, namaz vakitlerine aldırmadan, kendince duygusal anlamda yeterli olduğunu düşündüğü bir zamana kadar namaz kılsa.. Yani namaz konusunu belli kalıplara sokarak, belirlenmiş zamanlarda bir program dahilinde kılmak, duygusallıktan uzaklaştırıp yüzeyselleştiren bir eyleme dönüştürüyor...

Namaz.. Muhammed peygamberin, dünyada yapılabileceklerden/dünya nimetleri arasında en sevdiklerinden. Sevdiklerinden ve sevilenlerden sıyrılıp En Sevgiliye yöneldiği, kendini soyutladığı demler.. Sıklıkla yaptığı, yapmaya ihtiyaç duyduğu ve yaptığında başkalaştığı, kendini/özünü bulduğu ve buluştuğu, kamil insan olma yolculuğu yaptığı, geliştiği, öteli olduğu, yükseliş ve yüceliş yaşadığı adeta zaman makinesine binmiş gibi başka boyutlara yelken açtığı, dinlendiği, huzur bulduğu, nefes aldığı demlerdi.. Bireysel bağlamdaki en büyük, en belirgin, yaygın Sünneti..

Hep böyle mi oluyordu peki? Elbetteki hayır.
Etrafında olup bitenlerin dikkatini dağıttığı, her defasında aynı huşuyu hissedemediği namazları da oluyordu; tıpkı bizlerin namazlarında olduğu gibi, çünkü bir insandı, melek değil.. Böyle olunca yani huşuyu duyamadığında, yüzeyselleştiğinde terk mi etti? Cevap, yine hayır.

Allah'tan uzaklaşma, kendine uzaklığı doğurur ve hep kötülüğü fısıldayan ve tabiatında(fıtrat, tıynet, mizaç) tembellik olan, rahata düşkün nefis bu boşluktan girip boş kalan meydanda güçlenerek kendi hakimiyetini ilan etmeye çalışır. Zira insan fıtratı boşluk kabul etmez; inanmaya, güvenmeye ve bir güce teslim olmaya ihtiyacı var. İçimizde iyilik ve kötülüğün savaşı var çünkü. Savunmasız, silahsız, gıdasız bırakma durumunda, yani nefsi iyiliğe tabi kılma uğraşısı eğitim ve terbiyesi bırakıldığı zaman bu insanda güzel olan iyilik ve doğruluğa karşı isteksizlik halini artırır; iyilik üzere olan özümüzden daha fazla uzaklaştırır, unutturur ve hayvani güdülere, kötülüğe daha yakın kılar. Bu da zamanla günahları arttırma ve meşru görmeye, kılıf giydirmeye kadar gider.

Ritüeller(nüsuklar) içi boşaltılmadan, hakkı verilerek anlamlıca yapılmalı elbetteki ama bunun olmaması durumunda uzaklaşmak çözüm değil, çünkü insanı koruyucu bir mekanizma olduğunu düşünüyorum {Ankebut 45}. Namazı terk edip, sonrasında büyük günahlara düşüp kaybolan yiten insanlar tanıdım.. Bazıları şaşırtıcı gelmişti, çünkü bu sonuca Mushaf'tan çıkarımları ile düçar olmuşlardı.. Namaz yok, geçmiyor; alkolün haramlığına dair açık ayet, kanıt yok; nikaha gerek yok; örtünme yok vb.

Bu örnekten Mushaf'ın okunmaması gerektiğine dair çıkarım yapılmasın asla, ya da alim değilsen Arapça bilgin yoksa meal okuma, okursan saparsın sonucu da çıkarılmasın. Hidayetin, insanın niyeti, yaklaşımı ve amelleri ile ilgili ve ilintili olduğuna inanıyorum. Kişide niyet bozuksa, samimiyet, doğruyu bulma, anlama ve yaşama derdi yoksa, Peygamber karşısına dikilse ve anlatsa dahi anlamak istediği gibi anlar ve yanlış yola sapar. Ki öyle vak'alar olmuştur; Rasullerin kendi çağında, çevresinde.

Farz olan namazların vakitli olduğu yönünde ve vakitlerin belirtildiği ayetler var {Nisa 103; Bakara 238; Hud 114; İsra 78; Nur 58; İnsan 26}. Nafile olan namazları uygun olduğunuz vakitlerde ve istediğiniz kadar kılabilirsiniz elbetteki. Ama 2'li ve 4'er rekat yerine beşli, yedili, onlu ya da günde 2 kez, 2 günde bir kez kılmak istiyorum ve kılıyorum derseniz bu Rabbinizle sizin aranızda olan ve hükmünü de Rabbin vereceği bir durum. Şahsım adına 'böyle yapabilirsiniz' gibi bir şey demem, bunu savunan ve yapanlar var olsa da... Uygulamaya çalıştığım doğru uygulama şeklinin Muhammed peygamberin uygulaması olduğunu düşünüyorum {Ali İmran 132, Maide 92, Enfal 20}.

Peygamberlerin örnekliğine ihtiyacımız var. Öğretmeni kitaptan ayırmak, eti tırnaktan koparmak olsa gerek.. Bir bebeğin, reşit olana kadar ebeveynlere ihtiyaç duyması gibi bir şey.. İnsanlar doğar doğmaz örnek/model rollere ihtiyaç duyar; yürüyemiyor, konuşamıyor, taklit ederek gözlemleyip deneyimleyerek öğreniyor. Yetkinliğe ulaşınca sonlandırabilir, ki bu vahye doğrudan muhatap olmak, duyumsamak, okumak ve anlamak noktasına ulaşmaktır..

Beden dili ile anlaşabiliyor olsakta konuşabilmek ve meramımızı anlatabilmek için kelimelere yani lisanlara ihtiyaç duyuyoruz. Formülasyonlar, kalıplar bu sebeple uygulamalarımız için gerekli kanımca..

Dipnot: İsra bey.. diyerek siz de beni bir kalıba dökmüşsünüz :)
Sonuna takı eklemenize gerek yok, İsra yazmanız kâfi. Nick aynı zamanda ismim ve bey değilim.


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 18 Temmuz 2017, 09:48:00 ÖS 21
Alıntı sahibi: Biz
Başlangıçtaki niyetim ile şu anda içinde bulunduğum durum birbirinden farklı.. Bu yüzden artık forumda paylaşım yapmak istemiyorum..

Başlangıçtaki niyetiniz neydi? bilmiyorum... Son mesajınız olduğunu belirtmenizden ötürü bu şahsi sayılabilecek soruyu yanıtlamayabilirsiniz ama yanıtlamanız memnun eder açıkçası, zira merak ettim.

Mesajımın akabinde bu kararınızı duyurunca 'yorum yapmamdan ötürü' benimle ilintili bir kırgınlık, rahatsızlık söz konusu mu? düşüncesi aklıma geldi... Mesajlarımda buna sebebiyet verecek bir şeyler olduğunu zannetmiyorum ama varsa eğer belirtirseniz düzeltmeye çalışırım.


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 19 Temmuz 2017, 01:21:21 ÖÖ 01

           Güzel açıklıyorsun..Ama şunu anladım ki bu konuda sende de kafa karışıklığı var..Nasıl olmasın ki...Sünnet diye isimlendirilen namazları, gerekli görülen hallerde terk edebiliyoruz..Peki, toplumda algı çok önemli..Bu noktada sünnetle ilgili algı bu şekilde oluştuğunda, peygamberimizin diğer sünnetlerini de(kendine göre haklı sebeplerle) terkedilebilir algısı oluşmaz mı?.Bu konunun farklı bir boyutu...

sünnet ile nafile namazı (belki ) şöyle ayırabiliriz:
nafile namaz hiçbir zaman ve mekan sınırı özelliği olmayan herhangi bir extra namazdır.
sünnet namaz ise her farz namazından önce veya sonra kılınan ve peygamberin bunu sürekli devam ettirdiği ve peygamber sürekli devam ettirdiği için onun uygulaması (sünneti) olarak algılanıp isimlendirilmiş olabilir.
yani sünnet adını verdikleri namaz nafileler gibi serbest olmayıp bir iki tık üstü olup süreklilik arz eden zamanı olan namazlardır.
ama bana göre yinede yinede yinede bu namazlar da sünnet adını alsa bile nafile kapsamına girer.




Ben düşüncemi yine tekrarlamak istiyorum..Namaz farzdır...Namazı başka sebeplerle başka başka isimlendirmek akıl ve mantık dışı geliyor..Mesela Kuranda akşam namazı,sabah namazı yada teravih namazı gibi namazı zaman ve niyet ile bir kategoriye sokmak yok..Böyle yaptığımızda başlı başına bir ibadet olan namaza, kılınan zaman ve niyete göre değer biçmek olurki, buda yanlış geliyor bana..Kılınan her namazın değeri ve önemi aynıdır diye düşünüyorum..Bir namazın değer ölçüsü ancak ve ancak, kendimizi namaza ne kadar verdiğimiz ve Allaha ne kadar yakınlaştığımızla ilgili olsa gerek..Bu durum herhangi bir günün, herhangi bir zamanında olabilir..Namazı dosdoğru kılmaktan bahseder Kuran..Dosdoğru kılmak ne demektir?..Diyelim ki ben herhangi bir zamanda, herhangi bir mekanda, herhangi bir vakitte dosdoğru bir namaz kılmış olabilirim..Belkide kılmamışta olabilirim..Bunu değerlendirecek olan Allahtır..Allah namazı başka bir ölçüyle kategorize eder mi?..Durum böyleyse bizlerin namazı değişik sebeplerle değişik isimlerle kategorize etmemiz ve bir değer ölçüsü koymamız yanlış olmaz mı?..


haklılık payın var ama zamanla değişiyor özelleşiyor isimlendiriliyor vs vs...
şöyle ki,
mesela daha vahiy inmeden önce namaz bilinen bir ibadet. belki peygamber önceden de kılıyordu.
ama vahiy inmeye başlayınca, Allah bazı ayetlerde zaman belirtmeye başladı.
mesela der ki
gündüzün iki ucunda namazı kıl,
ya da yanlış hatırlamıyorsam akşamın erken saatlerinde (der)
başka bir ayette güneş tepeyi geçtikten sonra (der)
yani Allah, vahiy sürecinde yavaş yavaş zaman belirliyor.
en önemlisi ise:
sabah namazı daha önemlidir zira o şahidlidir (minvalinde ayet vardır)

şimdi, zaten nafile ya da serbest kafasına göre namaz kılan peygambere allah zaman tayin etmeye başlayınca
ister istemez namazlara bir isim ya da sıfat konuldu. bunlar da günlük 5 vakit namazı oluşturdu.

mesela bir insan günde 3 öğün yemek yer. kahvaltı , öğle yemeği, akşam yemeği.
aslında üçünde de yapılan eylem aynı = yemek yemek = karın doyurmak = beslenmek.
bunu istersen istediğin zaman yaparsın gün içinde. ama ne olmuş zamana bağlı olarak isimlendirilmiş.

toparlarsam;
farz olan namazlar karışmaması için, zamanları belirli olduğu için, Allah emrettiği için zorunlu ve gönüllü olarak hakkını vererek yapılması gerekir.  geleneksel fıkhı bırak benim fikrim odur ki, farz dışındaki namazlarda isim ve zaman yoktur.
günün 24 saatinde canın ne zaman isterse içinden ne zaman gelirse, ne kadar kılmak istersen 2-3-6-10-20 ....
kafana göre NAFİLE (isteğe bağlı/gönüllü) namaz kılarsın. buna isim vermek zorunda değilsin.
işte bu nafile olan namazlar senin tarifine uyabilir. isim yok şart yok zaman yok sınır yok, ne verirsen elinle o gider seninle...

EK OLARAK:
ben, dua kavramını kişinin sevdiği ve samimi olduğu dostu ile sohbet etmesi, dertleşmesi, içini açması (dökmesi) olarak tanımlıyorum , benzetiyorum. kitapçıklarda yazan isim verilen şu duası bu duası x duası gibi tasnifleri kesinlikle onaylamıyorum.
sen Allaha dua ederken konuşurken başkasının yazdığı kitaptakı dua ile mi konuşacaksın ?
tam tersi o senin rabbin sen onun kulusun, şah damarından daha yakın onunla samimi konuşmayacaksın da kiminle konuşacaksın ?!
(nafile) namazı da buna benzetebiliriz ve allah ile olan muhabbetin sohbetin isteğin oranında nafile namazlar ile ona yakınlaşmayı rızasını kazanmayı, derdini talebini açmayı arz etmeyi yapabilirsin...
(bu yüzden namazımı arapça değil türkçe kılıyorum ama bu konuyu burada şimdi açma iş uzar)  ;) :) :D


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: maxpayna üzerinde 19 Temmuz 2017, 01:26:13 ÖÖ 01

Dipnot: 2 kişi arasında olan bir diyalog.. maxpayna'nın yoğunluğu sebebiyle yardımcı olmak, sizinde kafa karışıklığınızı giderme noktasında katkı sağlamak için umuma açık, forum formatında bir site olması hasebiyle de konuya müsaadesiz dalma hakkını kendimde buldum. Affola!


forum herkese açık bir platforumdur, konularımız da  herkese açıktır.
dileyen herkes konuya dahil olabilir, bu sebepten af ne kelime başımız üstüne.
tam tersi memnun oluruz.

bakmayın, son dönem buralar kuş uçmaz kervan geçmez yerler oldu.
eskiden bir konuya 10 kişi dalardık, konuşan konuşana  :D
değerli katkılarınızı bekliyoruz inşallah, saygılarımızla



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 19 Temmuz 2017, 01:34:23 ÖÖ 01

           Güzel açıklıyorsun..Ama şunu anladım ki bu konuda sende de kafa karışıklığı var..Nasıl olmasın ki...Sünnet diye isimlendirilen namazları, gerekli görülen hallerde terk edebiliyoruz..Peki, toplumda algı çok önemli..Bu noktada sünnetle ilgili algı bu şekilde oluştuğunda, peygamberimizin diğer sünnetlerini de(kendine göre haklı sebeplerle) terkedilebilir algısı oluşmaz mı?.


dur dur, ben şu konuya da parmak bastıracaktım...
abi, haklı sebeplerle peygamberin sünneti terkedilebilir algısı oluşmaz mı demişsin.

tek kelime cevap = terkedilebilir!

konu çok derin ve hatta tehlikeli zira bırak peygamberin sünnetini kuranın bazı ayetlerinin (şerii olan ahkam ayetlerinin) o döneme ait olduğunu ve orada kaldığını günümüzde uygulanabilirliğinin olmadığını iddia edenler var.

bu güncel olan tarihselcilik evrenselcilik tartışması kapsamında ele alınmalı.
mesela mustafa öztürk, ilhami güler vb isimler tarihselcidir ve bazı ayetler o döneme hitap eder bu dönemde hükmü yoktur der.
caner taslaman abdülaziz bayındır vb gibi isimler de evrenselcidir kuran her dönemde uygulanır der.

bu arada 20 temmuzda habertürk tv de caner taslaman ebubekir sifil ile karşılacak büyük kapışma var kaçırmayın  :D ;)

sünnet konusunda şuna dikkat edilmeli.
önce sünnet nedir onun sınırları ve kapsamı iyi bilinmeli.
ondan sonra sünnet terk edilebilir mi edilemez mi karar verilebilir.

mesela facebook da bi arkadaşla  cuma namazını ele aldık.
cuma namazı, cuma günü öğlen namazı vakti kılınır.
bu allahın emri mi ? hayır
ama peygamber istisnasız hep o gün o saatte yapıldığı için o vakte çivilenmiş değiştirilmesi akla getirilemez bile.
ama günümüzde mesai denilen bir kavram var ve gündüz iş yoğunluğu var.
akşam mesai bitimine alınamaz mı ?
almaya gerek yoksa niye alasın, keyfi olarak.
ama zaruri şartlar hasıl olursa değişmesi olanaksız mı ?




Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 19 Temmuz 2017, 01:40:12 ÖÖ 01

             Estağfurullah İsra bey..Ben zaten katılımın az olmasından şikayet eden birisiyim..O zaman senin düşüncelerini almak istiyorum..Dosdoğru bir namazda kendi kanımca olması gerekenler;içtenlik,samimiyet,övgü ve yüceltme,saygı,teslimiyet,şükür, dua..İçerik olarak namazda söylenen ve yapılan eylemlerin duygularla ifade edilmesi, bunların bir bütün olarak ortaya dökülmesi doğru bir namazdır diye düşünüyorum...Ve ayrıca içtenlikle ve samimiyetle bir insan namaz kılmak istiyorsa, zaman,mekan ve şartlarında buna müsait olduğunu düşünüyorsa, rekat sayısına, namaz vakitlerine aldırmadan, kendince duygusal anlamda yeterli olduğunu düşündüğü bir zamana kadar namaz kılsa..Yani namaz konusunu belli kalıplara sokarak, belirlenmiş zamanlarda bir program dahilinde kılmak, duygusallıktan uzaklaştırıp yüzeyselleştiren bir eyleme dönüştürüyor...Ben kendimi anlatıyorum..

bu talebine hak veriyorum ve doğru görüyorum biz abi.
ama farz namazları bunun dışındadır.

farz namazlarını zamanında miktarında zorunlu olarak kılacaksın.
farz dışında kalan tüm namazlar yani nafileller senin burada tarif ettiğin kapsama girer.

yalnızzzzz
farz namaz zorunlu dediysek zoraki, isteksizce kılınmamalı zira allah bunun münafıkça bir hareket olduğunu söyler :

"Münafıklar güya Allah'ı aldatıyorlar! Oysa Allah onların hilelerini başlarına geçiriyor.
Namaza kalktıklarında da onlar üşenerek ve insanlara gösteriş olsun diye kalkarlar;
Allah'ı ise pek seyrek hatırlarına getirirler. "(nisa 142)





Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 19 Temmuz 2017, 01:44:28 ÖÖ 01
           Aslında foruma üye olarak paylaşımlarda bulunarak ne yaptığımıda, tam olarak anlamış değilim...Başlangıçtaki niyetim ile şu anda içinde bulunduğum durum birbirinden farklı..Bu yüzden artık forumda paylaşım yapmak istemiyorum..Ama değerli katılımcıların paylaşımlarını okumaya devam edeceğim..Max...İnsanlara olan sevgin ve muhabbetin hiç eksilmesin...İşlerinde kolaylıklar diliyorum....Son mesajım bu şiir olsun;

Abdurrahim Karakoç(incitme)...

haydaaa........  :>D
yine ne oldu biz abi ?
iyi dileklerin için teşekkür ediyorum ama  :-\
öyle ben gidiyorum demek oluyor mu ?  :'(

buyur bu da benden sana :


https://www.youtube.com/watch?v=x_skGeCrQSo (https://www.youtube.com/watch?v=x_skGeCrQSo)


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: chamdali üzerinde 19 Temmuz 2017, 11:45:45 ÖÖ 11
Merhabalar,

Burayı, soruları, verilen cevapları önemsiyorum, elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Konuşmak zor, yazmak ondan da zor. Her zaman yazmak mümkün olmuyor ama bu sefer bir kaç satır karaladım.

Bir zaman önce “sünnet”i anlamak için bazı sorular sormuştuk. Sorulara cevap bulabilmek için kitaplara da yönelmiştik. O dönem sorularımıza en iyi cevap veren, zihnimizi epey açan ilk kitap Hayri Kırbaşoğlu hocanın “İslam Düşüncesinde Sünnet” isimli kitabıydı. Şahsen, “sünnet”in neliğini araştıran, sorgulayan herkesin okumasını isterim.

Sünnet nedir? Tek tek davranışlar mıdır, yoksa davranışların altında yatan ruh (hikmet, illet vs) mudur? İnsanlar kendi algılayışlarına göre genelde ikiye ayrılıyorlar. Bir kısmı, O (peygamber) ne yapmışsa ben aynısını yaparım derken; diğer bir kısmı ise, beni niçin yaptığı da ilgilendiriyor deyip davranışın altında yatan hikmeti anlamaya çalışıyor. Bünyamin Erul hocanın “Sahabenin Sünnet Anlayışı” isimli bir kitabı vardı. Orada sahabeyi sünneti anlama hususunda ikiye ayırıp bu durumdan bahsediyordu.

Sünnetin (aslında dinin/vahyin/peygamberin)  ne olduğunu tespit etme noktasında sahip olduğumuz bakış açısı (paradigma) çok önemli. Bugün sünnet dediğimiz bir şey yarın bakış açımız değiştiğinde sünnet olmaktan çıkabilir. Hatta dün farz dediğimiz şeyin bugün aslında farz olmadığını bile görebiliriz. Dün bizim için sünnet olan misvak iken, bugün misvak ve diş fırçası araçtır aslolan diş/ağız temizliğidir deyip sünneti araçtan illete/hikmete dönüştürebiliriz. Kıldığımız vakit namazlarının rekat sayıları (2,4,4,3,4) dün farz iken; bugün, “bu sayılar Kur’an’da geçmiyor o sayılara farz diyemeyiz”  diyebiliriz.

Bakış açılarımız zamanla değişebilir, dini anlayışımız, onu kavrayışımız da değişebilir. Aslolan samimiyetimizin değişmemesi. Doğruluk bilincimizin üst seviyede olmasıdır kanaatimce.

Namazı, borç-alacak ilişkisine dayandıranlar da var, içten gelen şükran duygusu ile ilişkilendirenler de. Rekat sayılarını peygamber belirlemiştir, bu sayılar zorunludur diyen de; Kur’an’da sayılar belirlenmemiş en azı 1 veya 2 rekattır diyen de. Dostunuzu ziyarete gittiğinizde onunla ne kadar vakit geçirdiğiniz kimi, ne ilgilendirir. Kim, size nasıl bir sınır belirleyebilir? Ziyarete tek değil de bir grupla gittiyseniz süreyi birlikte belirleyebilirsiniz. Namazı tek değil de başkalarıyla kılıyorsanız rekatların, vaktin belli olması işi kolaylaştırabilir.

Peygamber, vahyin rehberliği ile yeni bir toplum inşa etti. Din adına yaşananlar ayıklandı, sistematize  edildi. Kurallar ve yasaklar kondu. Onun vefatıyla kısa zamanda dezenformasyona uğradı. Din doğal olarak kültüre dönüştü. Biz bugün yine ayıklamaya çalışıyoruz. Anlamaya çalışıyoruz. Samimiyetle cehde devam.

Not: Yazıda sadece dezenformasyon sözcüğünün yazımını düzelttim.


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 19 Temmuz 2017, 06:02:12 ÖS 18
               sevgili ile başlamayım, sayın da demeyim,bey de demeyim ama sadece İsra diyemiyorum..Mesajlarınız kendi yazdığım mesajlar üzerinde daha fazla düşünmeme neden oluyor...O da şundan..Yazdığım birşeyi ne niyetle yazdığımı, değişik niyetler ekliyerek anlamaya çalışıyorsunuz..Bu çok güzel birşey..Ama bu sefer ben, yoksa benim niyetim böylemiydi, şöylemiydi diye kara kara düşünmeye başlıyorum..Bu sizin kabahatiniz değil, benim hassasiyetim..
              Max kardeş, senden bunları duymak istiyordum..Bekliyordum..Sana hani bir zamanlar demiştim ya, birgün seninle oturup kafaları çekelim diye..Boşuna dememişim..
              Mesajının birinde birazcık değinmişsin, tehlikeli sular bunlar..Girmek istemiyorum ama kendimide tutamıyorum..Sanki bir zorunluluk hissediyorum...Tehlikenin bende farkındayım...burada yazmak istemememin bir nedeni budur..Yazdıkça kendimi daha derinlere karanlık ve tehlikeli sulara doğru gittiğimi biliyorum..Ve strese giriyorum bu yüzden..Bazen korku..Ama düşüncelerimi kendime sakladığımda herhangi bir tehlike ve stres yaşamıyorum..Aslında inanç işi insanın özelinde olan, yada olması gereken bir konu gibi geliyor..Bunu çoktan farkettim aslında...Hele bu zamanda..
             Ya arkadaş bir insanın yaşını, cinsiyetini falan bilmediğimizde ve daha birçok bilinmezlik içinde sadece nicki ile hitap etmek çok ama çok zor..Chamdalı arkadaşımızın yazdıkları zaten dinimizin içinde bulunduğu dejenerasyonu açıkça ortaya koyuyor..Yani aslında dinde bozulma değil, algılarda bozukluktan kaynaklanan bozulmalar tabi bunlar..Öyleki Mevlana hazretlerinin aşk deryası dediği şey bataklık gibi görünüyor..Şimdi durum böyle iken bir insanın din konusunda birşey söylemesi, doğru bile olsa, bulanıklığı artırmaktan başka bir işe yaramıyor..Yazmak istemememin diğer bir nedeni de budur..Valla öyle mesajlar attınız ki hedefler tam 12 den..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin Sünneti
Gönderen: İSRA üzerinde 19 Temmuz 2017, 08:02:49 ÖS 20
Alıntı sahibi: Biz
Peygamberimizin sünnetlerini şekilden ziyade niyette aramamız gerekmez mi? Sünnet konusunda, tekrar düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum. Peygamberimizi de iyi okumak, neyi neden yaptığı üzerine iyice düşünmek ve niyetinin ne olduğunu anlamak lazım. Farz olan namazlardan önce veya sonra namaz kılması, namaz konusuna gösterdiği ehemmiyet ve önemin bir işaretidir. Her bir hareketinin, davranışının, uygulamasının arkasında yatan düşüncesi ve niyetini iyi okumak ve anlamak gerekir. Peygamberimiz böyle yapıyordu bu yüzden bizde böyle yapalım düşüncesi, Peygamberimizin taşıdığı niyeti taşımıyorsa, taklitten ibarettir. Ve zamanla anlamsızlaşabilir.. Peygamberimizin yaptıkları ve yapma imkanı ve şartları oluştuğu halde yapmadıklarının altında yatan düşünce ve niyeti iyi anlayabilirsek, çağımızın birçok problemini halletmiş oluruz. *Ve din konusunda bugünlerde yaşanan ayrılıkların birçoğunun ortadan kalkacağına inanıyorum.

*Dini konuda yaşanan ayrılıklar 'uygulamada yahut görüş ve düşünce noktasında olsun' Müslümanlar tarihi, hatta insanlık tarihi boyunca hep olagelmiştir ve olmaya da devam edecektir kıyamete değin. Muhammed peygamber sağ iken de vardı, vefatından sonra da vardı, bugün de var ve yarın da olacak.

Kadın ve erkek beyninin frontal, paryetal, oksipital ve temporal lob işleyişleri bile farklıyken, içinde bulunulan şartlar, yaşam koşulları, sağlık durumu, aile-etnik ve coğrafik kültür, eğitim düzeyi, karakteristik yapı, hatta tüketilen gıdalar bile insan düşüncesi ve algısında etkileyici unsur iken, + sınav salonu sorumlusu böyle murad etmişken 'imtihana tabi tutulmamıza matufen' bu imkansız {Maide 48; Hud 118; Nahl 93; Şura 8}..

Peygamberler, ilmi, bizzat kaynağından yani Allah'tan alarak vahiyden(fıtrat, mantık ve vicdanların duyumu) beslendikleri için aralarında mutabıklık var ve muhalefet yok.. Aynı çağda aynı mekanda yaşamış olanlarında da bunu müşahede ediyoruz, arada çağ farkı olanlarda da. Hatta bırakın ayrışmayı birbirlerini örnek alan/modelleyen, destekleyen, izinde gidip takip eden, seven ve takdir eden profildeler. Bu durum global değil, dünya nüfusuna vurulursa; geçmişte, şu an da var olan ve gelecekte var olacak nesiller arasında azınlık sayılabilecek, çok küçük(özünde çok büyük) bir topluluğa tekabül eder..

Bu ayrışmalar(ihtilaf) anlaşmazlıklar, Allah'ın huzuruna varıldığında, O'nun hükmünü belirtmesiyle son bulacaktır ancak {Bakara 113; Maide 48; Enam 108; Nahl 92; Şura 10}. Bunun son bulacağını düşünmek sükûtu hayale uğratır.


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin Sünneti
Gönderen: İSRA üzerinde 19 Temmuz 2017, 08:05:52 ÖS 20
Alıntı sahibi: Biz
Ben düşüncemi yine tekrarlamak istiyorum.. Namaz farzdır...
(1) Namazı başka sebeplerle başka başka isimlendirmek akıl ve mantık dışı geliyor..

(2) Mesela Kuranda akşam namazı, sabah namazı gibi namazı zaman ve niyet ile bir kategoriye sokmak yok..

(3) Böyle yaptığımızda başlı başına bir ibadet olan namaza, kılınan zaman ve niyete göre değer biçmek olur ki, bu da yanlış geliyor bana.. Kılınan her namazın değeri ve önemi aynıdır diye düşünüyorum.. Bir namazın değer ölçüsü ancak ve ancak, kendimizi namaza ne kadar verdiğimiz ve Allah'a ne kadar yakınlaştığımızla ilgili olsa gerek.. Bu durum herhangi bir günün, herhangi bir zamanında olabilir.. Namazı dosdoğru kılmaktan bahseder Kuran.. Dosdoğru kılmak ne demektir?.. Diyelim ki ben herhangi bir zamanda, herhangi bir mekanda, herhangi bir vakitte dosdoğru bir namaz kılmış olabilirim.. Belkide kılmamış da olabilirim.. Bunu değerlendirecek olan Allahtır.. Allah namazı başka bir ölçüyle kategorize eder mi?.. Durum böyleyse bizlerin namazı değişik sebeplerle değişik isimlerle kategorize etmemiz ve bir değer ölçüsü koymamız yanlış olmaz mı?..

1. Namazı isimlendirmek akıl ve mantık dışı değil çünkü isimlendirme ihtiyacımız var. Nesnelere, hayvanlara, bitkilere, zamana, evrendeki tüm unsurlara ve kendimize dahi isimler takıyoruz/takılıyor. Ve bunu, insan formu sürecinin başlangıcındaki Adem'e kelimeler vererek, isimler öğreterek ilk olarak Allah yapıyor {Bakara 31}. Örneğin zaman kavramı ve sınırlaması Allah için söz konusu değil, Ondaki karşılığı bizdekiyle aynı değil. Buna rağmen anlatmak için ve anlaşılır olsun diye tasnifler yapıp kainatı 6 gün(6 evrede) yarattığını belirtiyor {Araf 54; Yunus 3; Hud 7; Furkan 59; Secde 4; Fussilet 9-12; Kaf 38; Hadid 4}. Ve evliliklerde denkliğin önemine vurgu yaparak kullarını kategorize ediyor: Bakara 221; Nur 3, 26; Ahzab 35'te de başka anlamda kategorize ediş var.

Vakitlerde kılmak zaman kavramının önemini, hayatımızı şekillendirmeyi, Allah'ı hatırda tutmayı sağlıyor. Tam gaflete düşüp dünyalık şeylere dalacakken çağrıyla irkilip kendine gelme, halini gözden geçirecek zamanı kazanıp, muhasebe yapıp toparlanmaya vesile oluyor. Niyetlerde vakti belirtmenin, alzheimer gibi bunama hastalıklarının önünü alma ve planlı, ölçülü yaşama prensibi kazandırması açısından bize dönük yararları var. Namaz kılanları gözlemlersek mesela şu ifadelere sıklıkla rastlarız; ikindiden sonra falan yere uğrayacağım, akşam namazına kadar dönmem lazım, yatsıdan sonra şu işi bitireyim gibi.. Düzenleme yaptırarak ayar çektirir, böyle bir işlevi de vardır.


2. Mushaf'ta isimlendirme ve zaman dilimlerine ayırarak vakitlendirme yani konumlandırma da var: Bakara 238'de isimlendirme; Salâtil vustâ: Orta namaz. Hud 114'de vakitlendirme; Tarafeyin nehâri ve zulefen minelleyl: Gündüz ve gecenin ilk saatleri, geceden önceki gündüzün son saatleri. İsra 78'de vakit tayini; لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ: Güneşin zevalinden, gecenin karanlığına kadar. İsra 79'da isimlendirme; Teheccüd: Gece uyuyup uyandıktan sonra kılınan namaz. Nur 58'de isimlendirme; Salâtil fecr: Sabah namazı, Salâtil i’şâ: Akşam namazı. Cuma 9-10'da konumlandırma; Yevmil cumu’a قُضِيَتِ الصَّلَاةُ: Cuma günü ve cemaat/topluluk halinde kılınan namaza vurgu.

İçeriğini doldurabilmek neyi niçin ne amaçla kıldığını belirleyebilmek için, isme binaen o mod a girebilme adına belkide... yapılan isimlendirmeler sakıncalı, dinden uzaklaştırıcı değil, bu sebeple de belirtmede bir beis yok(düşünceme göre). Farz dışındaki namazların hepsi nafiledir fakat niyette 'Tövbe Namazı' dersin; yaptığın günahlar hatırına gelir, o mahviyet ve acziyet ile yoğunlaşır kılarsın. 'Şükür Namazı' dersin; şükredeceğin şeyleri hatırlar, hayatındaki nimetlerin sağlamasını yapar mutlu olursun. 'Husuf-Küsuf Namazı' dersin; evrenle bütünleşir, astronomi, kozmolojiye dair tevhidi ve üstün gücü iliklerinde hissedersin. 'Bayram Namazı' dersin; cemaat ruhunu hisseder, toplumsal birlik ve dayanışmanın güzelliğine erişirsin. 'Teravih Namazı' dersin; Ramazan ayı içerisinde bulunduğunu, yılda bir kez olduğundan seneye belkide erişip yaşayamayacağını düşünüp son namazınmış gibi kılarsın. (Ömer'in -radıyallahu anh- sünneti olup, Muhammed peygamberin sünneti olmadığı yönünde görüşler var..) 'Sünneti Müekkede' dersin; Peygamberin bunu hiç terk etmediği hatırına gelir, salat selam etmiş olursun.

Namazı anlamlandırmak mı mesele? İşte anlamlandırma, ruhunu hissetme, içerisini doldurma ve güzelliğine erişme.. Abdest, Duha, İşrak, Evvabin, İstihare gibi namazları kılanlar zaten ender; onlar da isimlendirerek kılıyorsa bırakın kılsınlar, nafile namazları kılıp Peygamberin bu uygulamasını yaşatan 3-5 insan da olsun, bunun ne sakıncası olabilir?...


3. Değer biçmek olmuyor; mesela akşam namazına niyetlenildiğinde hiç kimse ''akşam sabahtan, akşam namazı da sabah namazından değerlidir'' demiyor ve bunu düşünmüyor. Peki sabah ya da akşam namazı vs. diye belirtmek, bunu demek şart mı? değil. Allah, hangi vakti kıldığımızı biliyor. Allah, aynı zamanda kim için kıldığımızı da biliyor, buna rağmen niye niyetimizi yine içimizden belirterek 'Allah rızası için olduğunu' zihnimize/düşüncemize getirerek yapıyoruz?... Çünkü amellerde aslolanın(rıza-i ilahi) bilincimize yerleştirilmesi açısından bu tekrarların bizlere yararları var; bilinç ve bilince kazınması adına bir şeyleri belirtme ve isimlendirme ihtiyacımız da..

Şeklin gerekli olmadığı mantığıyla değerlendirecek olursak şekilsel olan kıble tayini ve yönelişe de gerek yok(olmamalı...); kıyama, rükuya, secdeye de, selam vermeye de.. Peki nasıl kılalım, ya da kılacağız? Herkes dilediği gibi ve kendi mi belirlesin? Yuvarlanarak, dönerek, zıplayarak...? Hatta hiç kılmasak mı? Emin olabilirsiniz ucu buna çıkar, nihai olarak.

Kamil insanlarla ikmal olmuş, tamamlanmış yani son halini almış dini yeniden deneyimleyerek güncellemeye çalışmak keşfedilmiş bir ülkeyi, bir kıt'ayı yeniden keşfetmeye benzer. Anlamsız bir uğraş olur, zira deneyimlemek isteyenler şunu bilmeli ki sonuç aynı olacaktır. Kuzey kutbunda, kutup ayıları; Güney kutbunda, penguenler, foklar ve buz kütleleri vardır.

Araştıralım, düşünelim, sorgulayalım, bilinçlenelim ve eylemlerimizin içini doldurarak yapmaya çalışalım ama şekilsel olarak bir değişimin/reformun insanlığa ve kulluğumuza pek bir katkı, yarar sağlayacağını düşünmüyorum açıkçası.
Alıntı sahibi: chamdali
Bakış açılarımız zamanla değişebilir, dini anlayışımız, onu kavrayışımız da değişebilir. Aslolan samimiyetimizin değişmemesi. Doğruluk bilincimizin üst seviyede olmasıdır kanaatimce.
...


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 19 Temmuz 2017, 09:07:44 ÖS 21
Mesajlarınız kendi yazdığım mesajlar üzerinde daha fazla düşünmeme neden oluyor.

O da şundan.. Yazdığım bir şeyi ne niyetle yazdığımı, değişik niyetler ekleyerek anlamaya çalışıyorsunuz..

Bu çok güzel bir şey.. Ama bu sefer ben, yoksa benim niyetim böyle miydi, şöyle miydi diye kara kara düşünmeye başlıyorum.. Bu sizin kabahatiniz değil, benim hassasiyetim..

Düşünebilmek, düşündürebilmek güzel.. Düşünce, zihinde kaos yaratır; stres, sıkıntı, rahatsızlık da verir. Lakin sular bulanıklıktan sonra berraklaşır; düşünmekten, konuşmaktan, yazmaktan çekinmeyelim! derim..

Forumda yazışma içerisinde olduklarımı tanımıyorum.. Haliyle niyetlerini de bilmiyorum.. Yazdıklarım, kişilerin niyetlerinden karakterlerinden ziyade yazılanlara yöneliktir. Mesajlardaki cümleler, ifadeler üzerinden anlamlandırıp yorumluyorum; bundan ötürü kişi düşüncelerini doğru tanımlıyor yani çelişkisiz ifade ediyorsa(örn: chamdali) yorumlayışım da isabetli ve doğru eksende oluyor, değilse olmuyor..

Ve kabahât değil bu, doğru. 'Hassasiyetinize binaen' yazdığınız mesajlara yorum yapmayarak bunu çözümleyebilirdik. Başka nedenleriniz olmasa ve tek sorun bu olmuş olsaydı şayet. Yazmama kararınızın sorumlusu olmayışıma sevindim..

Yanıtınız için teşekkürler.. Esenlikle kalın..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin Sünneti
Gönderen: İSRA üzerinde 19 Temmuz 2017, 11:56:40 ÖS 23
Lesley Hazleton - Bir Yahudi gözünden Muhammed
https://www.youtube.com/watch?v=nPvOV8U-G5Y (https://www.youtube.com/watch?v=nPvOV8U-G5Y)


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: Biz üzerinde 20 Temmuz 2017, 04:55:40 ÖÖ 04
[quote .. Haliyle niyetlerini de bilmiyorum.. Yazdıklarım, kişilerin niyetlerinden karakterlerinden ziyade yazılanlara yöneliktir. Mesajlardaki cümleler, ifadeler üzerinden anlamlandırıp yorumluyorum; bundan ötürü kişi düşüncelerini doğru tanımlıyor yani çelişkisiz ifade ediyorsa(örn: chamdali) yorumlayışım da isabetli ve doğru eksende oluyor, değilse olmuyor..
[/quote]
   
               Yazarken yapmaya çalıştığım birşey bu..Konu üzerinde insanların içinde bulunduğu çelişkileri yansıtabilmek..Birlikte balık tutacakcak eğer, oltada yem olmak gibi birşey..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 20 Temmuz 2017, 10:59:09 ÖÖ 10

Bünyamin Erul hocanın “Sahabenin Sünnet Anlayışı” isimli bir kitabı vardı. Orada sahabeyi sünneti anlama hususunda ikiye ayırıp bu durumdan bahsediyordu.


Biz abi, bana "senin de kafan karışık" demiştinya.
Chamdali'nın tavsiye ettiği bu kitabı okursan görürsün ki peygamberin arkadaşları olan kişilerin bile kafalar karışık!
peygamber ile birlikte yaşamış amiyane tabirle ona kankalık yapmış kişiler bile sünnet kavramını farklı farklı anlıyor, algılıyor ve uyguluyor.
biri diyor ki peygamber ne yaptı ise aynısını yaparım (bire bir taklit)
diğer diyor ki peygamber bunu yaptı amam amacı şuydu o amaç kalktı yapılmasına gerek yok ( hikmetini mantığını çözen bakış açısı)

Yani, dini anlama yorumlama uygulamada farklılıklar sadece bugün yok, peygamberin arkadaşları zamanında bile var.
sanırım artarak devam etmiş gelmiş güünümüze.




Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 20 Temmuz 2017, 11:14:02 ÖÖ 11
              sevgili ile başlamayım, sayın da demeyim,bey de demeyim ama sadece İsra diyemiyorum..Mesajlarınız kendi yazdığım mesajlar üzerinde daha fazla düşünmeme neden oluyor...O da şundan..Yazdığım birşeyi ne niyetle yazdığımı, değişik niyetler ekliyerek anlamaya çalışıyorsunuz..Bu çok güzel birşey..Ama bu sefer ben, yoksa benim niyetim böylemiydi, şöylemiydi diye kara kara düşünmeye başlıyorum..Bu sizin kabahatiniz değil, benim hassasiyetim..

yazı dili yanlış anlaşılmaya müsait bir ortam. bu nedenle detaylı ve kavram seçerken dikkatli seçip yazılmalı.
yanlış anlaşılma olabilir, konuşarak yazarak düzeltiriz inşallah. yani, kasma abi koyver gitsin  :)  ;D


             Max kardeş, senden bunları duymak istiyordum..Bekliyordum..Sana hani bir zamanlar demiştim ya, birgün seninle oturup kafaları çekelim diye..Boşuna dememişim..

 8) bekliyorum  :D




             Mesajının birinde birazcık değinmişsin, tehlikeli sular bunlar..Girmek istemiyorum ama kendimide tutamıyorum..Sanki bir zorunluluk hissediyorum...Tehlikenin bende farkındayım...burada yazmak istemememin bir nedeni budur..Yazdıkça kendimi daha derinlere karanlık ve tehlikeli sulara doğru gittiğimi biliyorum..Ve strese giriyorum bu yüzden..Bazen korku..Ama düşüncelerimi kendime sakladığımda herhangi bir tehlike ve stres yaşamıyorum..Aslında inanç işi insanın özelinde olan, yada olması gereken bir konu gibi geliyor..Bunu çoktan farkettim aslında...Hele bu zamanda..

inanç işi dediğin kişinin hem iç dünyası hem dış dünyası... tamamını kapsar.
inanç derken, islam dini insan olan heryere müdahildir ve insanın tüm yaşamında tercihlerini düşüncelerini belirler.
bunu vicdana hapseden mantık laik seküler modernist zihniyettir amaçları da dini hayattan kovmaktır. (orası da tehlikeli sular)  ;)

abi yazmakta sıkıntı yok, burada istişare ediyoruz. bu nedenle ne yazmak istiyorsan istediğin gibi rahatça kendini ifade et.
yeter ki seni yanlış anlamayalım. tehlikeli sular dediysek girilmez bölge demiyoruz. sadece haddimizi edebimizi bilerek saygı ve hürmet sınırlarını gözeterek gezelim. sosyal medyada bazıları var adamlar haşa allah olmuşlar ahkam kesiyorlar. bırak seni beni, allaha din öğretiyorlar. hadsizlik bu safhada...!!! o yüzden ne kadar marjinal fikirde olursa olsun insan, haddini bilerek yazmalı.




Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 20 Temmuz 2017, 12:42:55 ÖS 12
               İnsanın özelinde olması gerekiyor galiba derken, bunu senin tabirinle söyleyeyim''laik seküler modernist zihniyet'' aklımın ucundan bile geçmemişti..İşin o tarafıyla ilgilenmiyorum zaten....''biz'' diye tanımladığım zihniyet içerisindeki karmaşıklaşan, yada özünden kopmuş olan inanç anlayışının, tamir edilemez yada düzeltilemez boyutta olduğuna olan kanatim, inancın, artık insanların özelinde olmasını gerektiriyor diye düşünüyorum...
               Yeryüzündeki tek hücreli canlılar bile, kimisinin beyni yok,kimisinin zarı yok,kimisinin çekirdeği bile olmayan ve daha nice nice şekillerde yapılarda çeşit çeşit canlılara baktığımızda hepsinde gördüğüm birşey var..Hepsi fıtratından tabiatından şaşmaz bir şekilde yolculuğuna devam ediyor...Daha doğrusu genlerine işlenen kodlar sayesinde ''niyet'' kavramı taşımadan kendilerine çizilen zorunlu istikamette yollarına devam ediyorlar..Cansız varlıklarda buna dahil(yaratılan yasalar ile)..Ama insan farklı..Akıl verilmiş...''niyet belirleme hakkı verilmiş''..Ve kodlamayla her iki yöne doğru serbest bırakılmış sanırım..Tercih hakkı verilmiş...Özgür bırakılmış..Gerçekte üstünlük, önünde birçok seçenek varken, hiçbir karşılık ve beklenti içine girmeden doğru istikamete yönelmektir...Sistemin özünde bu yatıyor galiba..Bizden istenen ve beklenen bu olsa gerek..Günümüzde dünyaya gelen her insan yavrusunun, inanç konusunda beklenen istenen konuma gelmesi için alacağı yol, göstereceği çaba çok daha fazla olacak diye düşünüyorum..Hatta imkansızlaşmış bile olabilir..Neyse..Aslında sizlere sormak istediğim yada istişare etmek istediğim pek birşey kalmadı sanırım...Yani ben öyle düşünüyorum...Daha öncede herşey bütün netliği ile apaçık ortada diye düşündüğüm zamanlar oldu ama sonradan defalarca yanıldığımı anladım..Bu son olabilir kuvvetle ihtimal..Dostluğumuz daim olur inşallah..    


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: chamdali üzerinde 20 Temmuz 2017, 02:03:14 ÖS 14
Peygamberin sünnetini bir cümleyle ifade etmek gerekirse sanırım ‘hikmetli iş yapmak’ diyebilirim. Yani ben “O ne yapmışsa ben de onu yaparım” diyenlerden değilim. “O yapmışsa bir hikmet ile yapmıştır. Gerekçesi neydi, kime, niçin söyledi, neden yaptı?" gibi sorular eşliğinde o hikmeti tespite çalışmanın gerektiği kanaatindeyim. Davranışların birebir taklidinden ziyade davranışların/sözlerin altında yatan ruhun/esprinin kavranması ve o ruhun korunması gerektiğini düşünüyorum.

..Chamdalı arkadaşımızın yazdıkları zaten dinimizin içinde bulunduğu dejenerasyonu açıkça ortaya koyuyor..Yani aslında dinde bozulma değil, algılarda bozukluktan kaynaklanan bozulmalar tabi bunlar..

Peygamberler ( dolayısıyla vahiy ) hayatta iken, peygamber vahyin rehberliğinde mesajını yayıyor ve bizzat yaşamı ile de şahitlik ediyor temsil ettiği değerlere. Ama onların yaşamı sona erdiğinde onları anlamış birkaç kişinin çabası dışında genelde bozulma süreci başlıyor. Dinin özü/ruhu gözden uzaklaşıyor, dinin getirileri ön plana çıkıyor. Muhammed peygamberin vefatı ile de benzer süreç yaşanmış. Biz bugün çok uzaktan bakıp meseleyi anlamaya çalışıyoruz. Yorumlar yapıyoruz. İşin kötüsü çoğu zaman yaptığımız yorumun mutlak hakikat olduğunu sanıyoruz.

Dini konuda yaşanan ayrılıklar 'uygulamada yahut görüş ve düşünce noktasında olsun' Müslümanlar tarihi, hatta insanlık tarihi boyunca hep olagelmiştir ve olmaya da devam edecektir kıyamete değin. Muhammed peygamber sağ iken de vardı, vefatından sonra da vardı, bugün de var ve yarın da olacak.

Aynı kanaatteyim. Önemli olan bu ayrılıkların düşmanlığa ve kine neden olmaması. Farklı fikirler gelişmeye yol açar. Ne demişler:

“müsademe-i efkardan barika-i hakikat doğar”

... Yazdıklarım, kişilerin niyetlerinden karakterlerinden ziyade yazılanlara yöneliktir. Mesajlardaki cümleler, ifadeler üzerinden anlamlandırıp yorumluyorum; bundan ötürü kişi düşüncelerini doğru tanımlıyor yani çelişkisiz ifade ediyorsa(örn: chamdali) yorumlayışım da isabetli ve doğru eksende oluyor, değilse olmuyor..

Teşekkür ederim İsra.



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 21 Temmuz 2017, 01:56:16 ÖS 13

               Değerli katılımcılar, beni rahatlık tepiyor...Peygamberimiz ve sünnetleri ile ilgili yaptığınız paylaşımlar, Chamdalı arkadaşımızın hatırlattığı  gibi, fikir çatışmalarından hakikat güneşi doğar sözünü bir kez daha teyit edercesine verimli geçtiğini düşünüyorum...Eğer katılacaksanız bulanık sularda balık avlamaya, nadide inciler çıkarmaya devam etmek amacıyla bambaşka bir konuyu açmak istiyorum..Yönümüzü diğer uca çevirip, insanın gerçek düşmanı olan İblis hakkında istişare yapmak...İnsan düşmanını iyi tanımıyorsa kendini ondan koruyamaz düşüncesinden ve gerçeğinden hareketle, nasıl ki peygamberimizi anlamak ve onu iyi okumak adına çaba sarfediyorsak, ibliside iyi tanımak ve anlamak adına bunu yapmalıyız diye düşünüyorum..Ama katılacaksanız...İblis nasıl bir varlıktır?..Bunu karakter bağlamında soruyorum..Yoksa onun yaradılışında da bir hikmet var mıdır?...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 21 Temmuz 2017, 02:46:37 ÖS 14


İblis böyle bir varlıktır  :) ;) :D

(http://www.omurokur.com/wp-content/uploads/2014/07/devils_head-1.gif)


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin Sünneti
Gönderen: İSRA üzerinde 21 Temmuz 2017, 03:48:51 ÖS 15
vahyi yaşaması dışında bir insan olarak onun güzel örnekliğinden her daim istifade etmemiz, gücümüz nispetinde uygulamamız gerekir. güzel hasletler de sünnet kapsamında görülebilir ama dini hükmü olan bir sünnet değil, ondan sadır olmuş güzellikler diyebiliriz. kur'anda dediği gibi "onda sizin için güzel örneklik vardır..." mütevazi olması, infak ederek elinde mal tutmaması, güzel ahlakı, üslubu, nezaketi.. vs.
sünnet neydi, peygamberin uygulamaları.

farklı örnekle ilerlemeye çalışayım,
zekat = vergidir.  günümüzde devlete vergini vermek zorundasın değil mi? asgari tutarlar belirlenir ve o şartları sağlayan herkesten o vergi alınır. zekat da böyledir; o devrin vergisidir, şartları tutan kişilerden alınan asgari vergidir.

ama sadaka ve infak gönüllüdür. gönlünden ne kadar koparsa o kadar verirsin. vermek teşvik edilir yüceltilir.
kur'an da ''ihtiyaçtan fazlasını ver''... der.


adamın 1000 birim malı parası vardır. 100 birim vergi zorunlu alınır; geriye kalan 900 birimden ister 10 birim, ister 8000 birim sadaka infak olarak verir.

farz (zorunlu) ile nafile (gönüllü) farkı budur.

nafile ile sünnet ilişkisi nedir dersek,
bence farz olmayan her husus nafileye girer.
sünnet ibadetler de bu kapsamda görülmeli ama sünnet, kavram olarak karıştırılmamalı.

peygamberin sünneti terkedilebilir algısı oluşmaz mı demişsin.
tek kelime cevap = terkedilebilir.

sünnet konusunda şuna dikkat edilmeli:
önce sünnet nedir onun sınırları ve kapsamı iyi bilinmeli,
ondan sonra sünnet terk edilebilir mi edilemez mi karar verilebilir...

Muhammed peygamberin infak ederek elinde mal tutmaması, süreklilik arz eden bir davranışı ve hiç terk etmeyerek uyguladığı sünnetidir. Bakara 219'da "<Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza>yeterli olanından artanını verin!" buyruğunca farz olup, terk edilemez kapsamındaki sünnetlerindendir..

Bu konuda, okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken tavsiye edilir birkaç makale:
http://www.ihsaneliacik.com/2016/05/16/kuranda-ihtiyactan-fazlasi-afv-ne-demektir/ (http://www.ihsaneliacik.com/2016/05/16/kuranda-ihtiyactan-fazlasi-afv-ne-demektir/)
http://www.ozgundurus.com/Haber/Haber-Analiz/13112010/ISLAMDA-IHTIYAC-FAZLASI-MALIN-SINIRI-NEDIR.php (http://www.ozgundurus.com/Haber/Haber-Analiz/13112010/ISLAMDA-IHTIYAC-FAZLASI-MALIN-SINIRI-NEDIR.php) devamı, aşağıdaki sitede yer alıyor:
http://www.emekveadalet.org/islam-iktisadi/islam (http://www.emekveadalet.org/islam-iktisadi/islam)’da-ihtiyac-fazlasi-malin-siniri-nedir-hayrettin-karaman-ihsan-eliacik-mustafa-islamoglu-hayri-kirbasoglu-ve-ali-bulac/

Zekatın devlet vergisi olan kısmı, yaşadığımız ülkede hizmet bedeli olarak zorunlu ama adilane olan işleyişin dışına çıkarılmış olup, haraç kesen eşkıya pozisyonunda zulüm aracına dönüşmüştür. Ekonomi bilgisi olmayan bu konuda araştırma yapmamış(biri olarak) biri bile vicdan ve mantık örgüsüyle düşünürse bunu kavrayıp, bu sonuca varır.

Devlet vergisi Asr-ı Saadet'te yılda birkaç kez mi, bir defa mı alınıyordu? bilmiyorum... Araştırmış olan, bilen varsa katkı sağlarsa verimli olur. Yaşadığımız ülkede her ay ve her şeyden alınıyor.

Örneğin Fırıncı ekmek yapıyor ve bunu alan halktan hizmet bedelini, emeğinin ücretini(un, su, yakacak, dükkan kirası vs.i de katarak hesaplayıp) alıyor; pazarlar, marketler vb. avm.lerin tümü de. Bu sebeple gıda, giyim, eşya vb. her türlü ihtiyaç mallardan devletin vergi almasını haksızlık görüyorum. Haklı yere alınan elektrik, su, doğal gaz, telefon, internet gibi fatura ücretlerinin 'neredeyse kullandığımız sarfiyata denk olacak şekilde yakın sayılır hizmet bedeli tutarlarının' kdv.lerini de fahiş olmasından ötürü yanlış buluyorum.

Ev alan birinden 'arsa ve tapu bedelini ödüyor iken' tekrar tekrar her yıl ev vergisi almanın mantığı, gerekçesi nedir? Ev yanacak olsa, topladıklarıyla evin sahibine ev mi veriyor devlet... Otomobili olan birinin, kaza durumunu göz önüne alıp sigorta şirketlerine belli miktar ödeme yapması anlaşılır, lakin bundan devletin vergi alması neyle izah edilebilir? Trafik polislerinin maaşı mı bundan sağlanıyor...

Durum bu ise ve devlet, memurların çalışma ücretlerini halka 'zengin fakir demeden, alım gücüne bakmaksızın' yükleyerek ve yayarak alıyorsa bunun üzerinde düşünmek, dur demek ve düzeltmek lazım! Doğal kaynaklarını işletmeli, ihracata ağırlık vermeli, yetecek düzeyde para basarak(sanıyorum, dünya ekonomisini elinde bulunduranlarca sınırlandırılıp limit zorunluluğu getirilmiştir buna da...) artık adaletli olarak ne şekilde yapılacaksa bunu tahsil ederek tahsis etmeli. Ve asgari ücretle çalışan 'aile geçindirmekle yükümlü' birinden alınan vergi, zenginlerden alınan vergiyle eşit olmamalı; ya gelir düzeyi yükseltilmeli yahut kolaylık veya muafiyet sağlanmalı.. Örnekler çoğaltılabilir, aklıma gelenler şu an da bunlar.


Açıklama: Okuyucular arasında hükûmet yanlıları/sempatizanları varsa, hükûmeti hedef alarak yazdığımı ve hedef gösterdiğimi düşünmesinler. Devlet derken 'genel olarak' kurumsal yapıyı ve sistemsel işleyişi kastediyorum, elbetteki iktidarda olan hükûmet de dolaylı ve kaçınılmaz olarak bu kapsama giriyor.. Bilinmesini isterim; yorumlardaki yazılarımın çoğunlukla kapsamı ve kastı olgular, düşünceler, yapılan ya da savunulan eylemlerdir ve nadir olarak kişiler 'yakinen tanıyorsam'..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 21 Temmuz 2017, 04:00:46 ÖS 16
          Max, gönderdiğin resim tanıdık geldi ama zannetmiyorum öyle olduğunu.....Allah şeytandan uzak durmamızı ve ondan kendisine sığınmamızı söylüyor..Ondan uzak durmak; onu unutmak, yok saymak yada hatırdan çıkarmak, gözönünde bulundurmamak gibi anlamlara gelir mi?..İsra kardeş sizinde görüşlerinizi bekliyorum..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin Sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 21 Temmuz 2017, 06:18:49 ÖS 18

Muhammed peygamberin infak ederek elinde mal tutmaması, süreklilik arz eden bir davranışı ve hiç terk etmeyerek uyguladığı sünnetidir. Fakat Bakara 219'da "<Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza>yeterli olanından artanını verin!" buyruğunca farz olup, terk edilemez kapsamındaki sünnetlerindendir..

bu ihtiyaçtan fazlasını vermek mevzusu da ayrıca masaya yatırılmalı.
ihtiyaçtan fazlasını vermek farz ise, o zaman herkes ihtiyacından fazlasını infak ediyor ise zekatı kim verecek ?
ihtiyaçtan fazlası veriliyor ise bu bir nevi komünizm gibi eşit toplum oluşturacaktır.
oysa islam eşitlik değil yardımlaşma dayanışma talep eder.

ayrıca, bir ayette allah peygamberini uyararak elini sıkma büsbütün de açma. diyerek infakda dengeyi hatırlatır.
bu noktada ihtiyaçtan fazlasını ver ayetini emir mi tavsiye mi öneri mi olarak algılayacağız.
yoksa ihtiyaç nedir sınırlarını kim nasıl belirler konusunu mu ele alacağız ?
sana mercedes araba ihtiyaçtır bana fiat araba ihtiyaçtır. bu da istismara açık konu!




Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin Sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 21 Temmuz 2017, 06:35:09 ÖS 18

Zekatın 'devlet vergisi olan kısmı' günümüzde/yaşadığımız ülkede hizmet bedeli olarak zorunlu ama adilane olan işleyişin dışına çıkarılmış olup, haraç kesen eşkıya pozisyonunda zulüm aracına dönüşmüştür. Ekonomi bilgisi olmayan bu konuda araştırma yapmamış(biri olarak) biri bile vicdan ve mantık örgüsüyle düşünürse bunu kavrayıp, bu sonuca varır.

Devlet vergisi Asr-ı Saadet'te yılda birkaç kez mi, bir defa mı alınıyordu? bilmiyorum... Araştırmış olan, bilen varsa katkı sağlarsa verimli olur. Yaşadığımız ülkede her ay ve her şeyden alınıyor.

Örneğin Fırıncı ekmek yapıyor ve bunu alan halktan hizmet bedelini, emeğinin ücretini(un, su, yakacak, dükkan kirası vs.i de katarak hesaplayıp) alıyor; pazarlar, marketler vb. avm.lerin tümü de. Bu sebeple gıda, giyim, eşya vb. her türlü ihtiyaç mallardan devletin vergi almasını haksızlık görüyorum. Haklı yere alınan elektrik, su, doğal gaz, telefon, internet gibi fatura ücretlerinin 'neredeyse kullandığımız sarfiyata denk olacak şekilde yakın sayılır hizmet bedeli tutarlarının' kdv.lerini de fahiş olmasından ötürü yanlış buluyorum.

Ev alan biri, arsa ve tapu bedelini ödüyor iken tekrar tekrar her yıl ev vergisi almanın mantığı, gerekçesi nedir? Ev yanacak olsa, topladıklarıyla evin sahibine ev mi veriyor devlet... Otomobili olan birinin, kaza durumunu göz önüne alıp sigorta şirketlerine belli miktar ödeme yapması anlaşılır, lakin bundan devletin vergi alması neyle izah edilebilir? Trafik polislerinin maaşı mı bundan sağlanıyor...

Durum bu ise ve devlet, memurların çalışma ücretlerini halka 'zengin fakir demeden, alım gücüne bakmaksızın' yükleyerek ve yayarak alıyorsa bunun üzerinde düşünmek, dur demek ve düzeltmek lazım! Doğal kaynaklarını işletmeli, ihracata ağırlık vermeli, yetecek düzeyde para basarak(sanıyorum, dünya ekonomisini elinde bulunduranlarca sınırlandırılıp limit zorunluluğu getirilmiştir buna da...) artık adaletli olarak ne şekilde yapacaksa bunu tahsil ederek tahsis etmeli. Ve asgari ücretle çalışan birinden alınan vergi, zenginlerden alınan vergiyle eşit olmamalı; ya gelir düzeyi yükseltilmeli yahut kolaylık veya muafiyet sağlanmalı.. Örnekler çoğaltılabilir, aklıma gelenler şu an da bunlar.


devlet dediğimiz aygıt/organ halkın hizmetlerini görmek için organize olmuş yapıdır.
kar amaçlı değil hizmet amaçlı faaliyet gösterdiği için de başka bir gelir kapısı yoksa vergi ile halktan para toplaması normal.
arap ülkeleri gibi yeraltı zenginlikleri ile mali gücü olan ülkeler haklarından daha az ve hatta hiç vergi almıyorken,
Türkiye gibi yeraltı zenginliği mali olarak etkisi zayıf olan ve buna karşılık halka karşı büyük yükümlülükleri olunca bu yapının maaliyeti nereye yansıyacak ? maalesef biz halka.

yani devlet vergi almaya mecbur hizmet verebilmesi için.
ama alınan vergileri israf ediyorsa çarçur ediyorsa
"devletin malı deniz.... "  lafı atasözü olmuşsa orada bir sapma var demektir.
oysa devletin malı deniz değil ateştir. öyle dikkatli tutman lazım ki dikkat etmezsen yakar adamı.

bak aklıma geldi deli oldum.
belediye asfalt attı sokaklara caddelere, sonra asfalt parası diye tüm ev sahiplerine yazı gönderdi.
300-500-800-1200 TL civarlarında para daire başı.
manyakmısınız arkadaş asfalt atmak belediyenin işi, asfalt attık diye para alınır mı ?
alıyorlar ama!  dava edildi durduruldu şu an almıyorlar ama evini satmak istersen orada karşına çıkıyor ve en son orada söke söke alıyorlar bu parayı.

ithal araba alıyorsun mesela fiyata bak :
Net Fiyat                                            126.161,42 TL
Ötv (%110) (%110) (*5)                      138.777,56 TL
KDV (%18) (*5)                                     47.689,02 TL
Motorlu Taşıtlar Vergisi (*5)                       1.439,00 TL
 Ruhsat İşlemleri Resmi Bedelleri (*5/6)          152,90 TL
 Ruhsat İşlemleri Hizmet Bedeli (*7)          280,10 TL
 Anahtar Teslim Fiyatı                             314.500,00 TL

araba 126 bin lira geriye kalan 188 bin TL devlete vergi
bunun bi sebebi olabilir vergi almasa araba ucuz olsa toplum ithal arabayı 10 tane alıyorsa 100 tane almaya başlar. bu oranda para da yurt dışına çıkar. belki bu para çıkışını frenlemek için yüksek tutuyorlar olabilir ama bu zulümdür böyle bi vergi olabilir mi ?

ya benzin ? mekkede 25 kuruş burada 5 lira...

neyse konu neydi :)




Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 21 Temmuz 2017, 06:43:30 ÖS 18
         Max, gönderdiğin resim tanıdık geldi ama zannetmiyorum öyle olduğunu.....Allah şeytandan uzak durmamızı ve ondan kendisine sığınmamızı söylüyor..Ondan uzak durmak; onu unutmak, yok saymak yada hatırdan çıkarmak, gözönünde bulundurmamak gibi anlamlara gelir mi?..İsra kardeş sizinde görüşlerinizi bekliyorum..

Araf suresi 16-17
İblis: -Beni azdırmana karşılık, Ben de onlar için senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım.
Sonra onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşacağım. Sen de onların çoğunu şükreder bulamayacaksın, dedi.

biz ondan kaçsak bile o bize sağdan soldan önden arkadan yaklaşıyor.
mesela benim içimde kulağıma fısıldayan, aklıma vesvese veren bir ses var ve onun iblisin sesi olduğunun farkındayım, biliyorum.
ama çok güçlü, nasıl mücadele edeceğim bilemiyorum.

belki bunun sebebi şu ayettir:

zuhruf 36
Kim Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.

imam şafii'ye atfedilen bir söz vardır:
"hakk ile meşgul olmazsan batıl seni işgal eder"
isabetli güzel bir söz.



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 21 Temmuz 2017, 10:14:19 ÖS 22
              Birşeyi  hatırlatmak istiyorum..Daha doğrusu bilinen bir gerçeği, çeşitli örneklerle açıklamak..Kainatta boşluk yok..Boş alan yok...Hiçbirşeyin olmadığı bir alan yok..Şöyle bir düşünün bakalım, hiçbirşeyin olmadığı bir alan bulamazsınız, çünkü yoktur..İnsanların aklına hemen uzay boşluğu gelir..En son bilimsel araştırmalar, şunu netleştirdi, uzay boşluk değil..Bir madde ile dolu..Bunu kesinleştirdiler..Ama maddenin ne olduğu konusu bilinmezliğini koruyor ama yakın bir gelecekte onun ne olduğunuda bulacaklarından eminim..Dünyaya bakalım bir örnek olarak...envai çeşit gaz,sıvı ve katı maddelerden oluşur..Ve mutlaka ama mutlaka biri yoksa biri vardır..Aslında ''boş'' diye bir kavram yoktur..Su şişesini boşalttığınızda içine hava(gaz karışımı) dolar..kelime olarak çok kullanıyoruz doldurmayı, boşaltmayı..Biz bu eylemleri yapmakla boş alan oluşmuyor aslında..Oluşamıyor..Bu imkansız..Neden imkansız?..Niye böyle bir imkansızlık var?...Allah bu alemde zerre kadar boşluk bırakmamış..Hiçbirşeyin olmadığı bir alan bir yer yok..Allah boşluğa alan bırakmamış, yada boşluk yaratmamış..Hem boşluğu niye yaratsın ki?..Boşluk bir işe yaramıyacağı gibi, yaratmasıda bir o kadar anlamsız ve saçma olurdu..Duygulanımda boşluk varmıdır?..Yoktur..Birinin olmadığı yeri diğeri mutlaka doldurur..Birinin azaldığı oranda, diğeri çoğalır..Mutluluk ve mutsuzluk..Buna en basit örnektir..Boşluk yoktur..İki uçlu duygu durum bozukluğu olan insanlarda bu durum, yani duygulanımda boşluk olmaması daha net ve görünür hale gelir..Duygulanımda bozukluk, duygulanım bantını genişletir..Bantın bir ucu majör depresyon yada çöküntü diye adlandırabileceğimiz, mutsuzluğun dibe vurduğu uçtur..Diğer mani olarak isimlendirilen uç, mutluluğun, coşku ile birlikte tavan yaptığı uçtur...Duygulanım bir bant üzerinde gerçekleşir ve boşluk yoktur..Mutlulukta azalma olursa, azaldığı oranda yerini mutsuzluk kuşatır...Yada tersi olur..Bir insan iyi değilse, kötüdür..iyilik azalırsa kötülük çoğalır..hemde oransal olarak, boşluk yoktur..Böyle bir alemde yaşıyoruz..Hiçbir koşulda ,hiçbir şartta boşluk oluşmaz..Ne yaparsanız yapın boşluk oluşturamazsınız..içi su dolu şişeyi ters çevirin..içine hava girmeden suyu boşaltamazsınız..Şu ana kadar bilim ve teknoloji boş bir alan oluşturamadı, oluşturamayacaktırda...Boşluğun, başka bir deyişle yokluğun olmadığı, ve oluşturulamıyacağı bir alem...Birşeyden uzaklaşan başka bir şeye yakınlaşır..Hemde oransal olarak..Yani bir şeyden ne kadar uzaklaşırsan diğerine o kadar yakınlaşırsın..Bunu engellemek yada durdurmak imkansızdır...Bu aslında Allahın, yaratmadaki kusursuzluğunun delilidir...Yani boşluk olmaması ve mutlaka birinin  azalmasıyla yerini diğerinin alması..Bir insan yaratıcısından uzaklaştığında nereye gider?.Yaratıcının olmadığı yere diyemeyiz..Neden?.Boşluk yoktu değil mi?..İyilikten ve güzellikten uzaklaştığımızdaa nereye yakınlaşırız?..Yine bir ölçü(oran)dahilinde diğer taraf...peki diğer taraf diğer uç neresidir?...Yada nedir?..yada kimdir?..Boşluk yoksa, Allah orası için birşey yaratmışmıdır?...
            


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 22 Temmuz 2017, 06:49:06 ÖÖ 06
             Adalet..Adalet..Adalet..Herşeyde her yerde Adalet..Hiç kimse yanlış anlamasın burada Allah ile İblisi mukayese etmek yada karşılaştırmak değil amacım..İkisini aynı kefeye koymak zaten olamaz..Allahın yarattığı kanunlar çerçevesinde değerlendirin olayı..Adalet çerçevesinde..Burada yine bazı örnekler vereceğim..İnsan en iyi kendini bilir, kendini tanır..Bu yüzden anlaşılabilir olması için insan üzerinden gidelim..Allah'ı tasavvur edebilirmiyiz?..Bu alemde imkansız..Belki ölüm ve ötesindede imkansız..Ölüm ve ötesini bilemem..Orasını ayıralım..Allahı tasavvur edemiyoruz..Peki diğer ucu?..Başka bir soru soracağım şimdi..Allah bize ne kadar yakındır..Ve ne kadar yakınlaşabilir..Bir insan Allah'a ne kadar yakındır?..Yada yakınlaşabilir?..Diğer uç içinde aynı soruları soralım kendimize..Neden?..Çünkü bu noktada da boşluk yok..Allah bize şah damarımızdan yakındır..Peki İblis?..Yakınlık dereceleri aynıdır..,İblisin bizlere müdahelesini fısıltı kelimesi ile açıklıyoruz..Ya bir insana fısıldayabilen ona ne kadar yakın olabilir?..İblisin bizlerle ilişkisi , hayatın her anında ve her yönden olabilmektedir...Allahında bundan farklı değildir..Hangi yöne doğru meyledersek, o taraf kuşatır..Bizlerin yaptığı sadece tercihdir..Hayatın her anında, her koşul ve şartta sadece ve sadece tercih yaparız..Sabah kalktığımız andan akşam yattığımız ana kadar..Tercihlerimizi yaşarız..Boşluk yok...Tercihlerimizi düşünerek yaparız..Düşüncede sınır yoktur..Düşüncede sınır olmasıda boşluk doğurur..Her iki yöne doğru..İki uçlu adalet..Neyi düşüneceğimizi biz tercih ederiz..Bu konuda herhangi bir kısıtlama yada düşünce alanını sınırlama yoktur..İblis ve Allah bize tercihlerimiz doğrultusunda yardımcıdır..Doğru birşey yapmak istediğimiz ölçüsünde Allah yar ve yardımcımızdır..Yanlış birşey yapmak istiyorsakta İblis isteğimiz ölçüsünde yar ve yardımcımız olur..Allah hep doğruya iyiliğe ve güzeliğe isteğimiz ölçüsünde yardım ederken,  iblis hep yanlışa kötülüğe ve çirkinliğe isteğimiz ölçüsünda yardım eder..Allahın adaleti, bizim algılayabildiğimiz, yada düşünebildiğimiz sınırların çok ama çok üzerindedir..Daha doğrusu bunu şöyle ifade edebiliriz ancak; sınırsız ve sonsuz adalet.. Hiçbirşeyde boş alan olmadığını unutmayalım..



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 22 Temmuz 2017, 07:10:21 ÖÖ 07
                Peygamberimizde, bir istek ve talepte bulundu..O, istedi..Allah, Muhammedin isteği ve arzusunu, istek ve arzusunun gücü nispetinde yakınlaşarak verdi..Peygamberimizin, doğruya iyiliğe ve güzelliğe olan isteğini yada içindeki adalet arzusunun gücünü derece olarak ifade edemeyiz..Düşünün..Hak hak hak...Allah herkese verceğini  hak ile verir..Peygamberimizin bu yöndeki isteği ve talebini yani duasını bir düşünün..Duanın gücü, insanın isteği ve talebi gücünde ve hak iledir..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin Sünneti
Gönderen: İSRA üzerinde 23 Temmuz 2017, 12:09:31 ÖÖ 00
Alıntı sahibi: maxpayna
ihtiyaçtan fazlasını vermek farz ise, o zaman herkes ihtiyacından fazlasını infak ediyor ise zekatı kim verecek?

Ayet kapsamınca 'ihtiyacın artakalanı zekat ödeneği' zekatı vermesi gerekenler de 'gelir düzeyi yüksek, ihtiyaç fazlası eline geçenler' oluyor. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyaç fazlası olmadığından zekat yükümlülüğü de olmaz, olması durumunda da muhtaç sınıfına girmez. Yani, zekatı verecek olanlar ihtiyacından fazlası eline geçenlerdir, dolayısıyla zekatı da ihtiyaç fazlasını da verecek olanlar aynı kişilerdir. 'Herkes' ifadesi karmaşıklık oluşturmuş.

Ayrıca herkes ihtiyaç fazlasını infak etmiyor, etmesi durumunda zekat verilecek kimse kalmaz(Ömer bin Abdulaziz'in hilafeti dönemindeki gibi..). Maddi durumu iyi olan, gelir düzeyi yüksek kimselerce hem halka hem devlete verilmesi gereken mal, halkın durumu iyileşip aradaki fark eşitlenerek kaldırılırsa sadece devlete olan kısmı ödenir üstelik halkın tamamınca artık..

Bu şekilde zenginler 2 kanala aktarım yapmak durumundayken tek kanala yapacak duruma gelir; devlet ise fiziksel ihtiyaçlar noktasında halkı kalkındırma zorunluluğu kalktığından, bütçesini ülkeyi kalkındıracak bilimsel, sağlık, eğitim gibi diğer önemli alanlarda ve başka ülkelerdeki insanlara yardım ederek dünyayı kalkındırmada kullanabilir.

İhtiyaç fazlasını biriktirip yığmayanlar sosyal alanda halkı iyileştirerek devletin yükünü hafifletmiş olacağı gibi, bireysel alanda da kendi yükünü hafifletecek ve manevi olarak da Allah'ın rızasına ulaşmaya çalışarak sevap kazanacaktır.

Bugünkü sistemlerde de halktan alınıyor fakat muhtaç sahiplerine aktarılmaktan ziyade yine zenginlere aktarılarak toplumda zengin-yoksul arasındaki uçurum daha keskin hale getiriliyor. Ve servet 'servet sahipleri arasında dönüp dolaşan...{Haşr 7}' zalimane bir güç oluyor ne yazık ki!..


Alıntı sahibi: Biz
İsra kardeş sizinde görüşlerinizi bekliyorum..

Emin misiniz?.. :)
Ricanız bu yönde madem...ayrı bir başlıkta konu açılırsa veya bu konuyla paralel başka bir başlığa taşınırsa ve de nasip olursa yazarım tabii ki... Kategori ve mahiyet farklı.. İleriki zamanlarda, iblis hakkında araştırma yapmak isteyen bu başlık altında olduğunu tahmin edemeyeceğinden okuyup istifade etme imkanı bulamaz.

Bundan ziyade, Allah'ın ve Rasulü olan Muhammedin isimlerini yüceliklerini ve konumlarını eşit düzeyde görüp eşit düzeye getirmek istercesine(amaçlar bu olmasada..) bilinçaltında yatan kültürel yanlış öğretiler sebebiyle, camilerde evlerde yan yana bulundurmaları nasıl antipatik uygunsuz ve rahatsız edici ise, yine mahiyet farkı olan iblisi {Muhammed peygamber ile} bu başlıkta değerlendirmek aynı karede görmek de 'algı kirliliğine sebebiyet vermesi ve edebe mugayir olması açısından' rahatsız eder beni. Anlamsız bulunabilir, benim hassasiyetimdir..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 23 Temmuz 2017, 01:36:04 ÖS 13
           Sevgili İsra...Size bu şekilde hitap ederek yazdıklarımla ve burada iletişime geçtiğim insanlarla olan ilişkilerimde ne kadar samimi olduğumu ifade etmek istiyorum..Size karşıda çok samimi ve içtenim..Max yada başka bir kişiyle olsun...Samimiyetim ve içtenliğim eşittir..Samimi insan samimidir..İnsanlar arasında ayrım yapamaz..
           ''Eminmisiniz'' sorusuna gelince, diyelim ki ben emin değilim..Ama buraya ''eminim'' yazarsam bu seni aldatmak ve gerçek niyetimi senden gizlemek olur ki, ben böyle birşey yapamam..
            Zekat. fitre, sadaka gibi konular hakkında paylaşım yapmak istiyorum...Bakın konu nereye varacak?..''ihtiyaç'' kelimesini açalım..İhtiyaç niyet ile ilişkilidir..Benim dünyada yaşama amacım ve gayem ne ise, bu aynı zamanda benim ''ihtiyaçlarımı'' belirleyen en önemli ölçüdür..Bir insanın yaşama gayesi ve amacı o insanın aynı zamanda niyetidir..Yani ihtiyaç niyetlere göre değişir..Doğru niyetlerle, ihtiyaç gördüğümüzün dışında kalanlar,''ihtiyaçtan fazlası'' nı oluşturur..Beni niyetim dünya malı biriktirmek ise, benim için kazandığım herşey ihtiyaçtır..Gördüğünüz gibi yanlış niyet, hem ihticın yanlışlığını ve hemde ihtiyaç fazlasının yanlışlığını doğurur..Çocuğumu okutmak istiyorsam ve bu niyetim doğru ise, onun eğitimi için yaptığım harcamalar ihtiyaçtır..Niyet doğru, ihtiyaçta doğru...şimdi neyin doğru olması gerekiyor?..Yapılan harcamanın miktarı..Bunuda doğru yaptıkmı kalan kısım ihtiyaç fazlasıdır..Bu hassasiyeti gösterebilene ne mutlu..İşte bunları düşünecek insan..Düşünen düşünür ve doğrusunu yapar..
            Şimdi böyle paylaşım yapıyoruz..Niyet konusuna girdik mi?..Girdik..Peygamberimizin sünneti üzerinden paylaşım yaparken zekat, fitre gibi konulara girdik mi?..girdik..Aslında birçok konuya girdik..Demek istediğim şu....Düşünce paylaşımı yaparken, karşılıklı konuşurken konu bölümlemesi yapamayız...Konu ayırımını eğitim amaçlı yapabiliriz..Burada istişare ederken, düşüncelerimizi paylaşırken düşüncelere konu sınırlaması getiremeyiz ki, zaten imkansız olduğunu görüyorsunuz..Bizim yaptığımız düşünce paylaşımı esnasında, düşünen insanın takıldığı veya çelişkiye düştüğü noktada, anlık müdahele ile düşünce yolculuğuna kaldığı yerden devam etmesini sağlamak, ciltlerce kitap okumaktan faydalıdır..Ben yada bizler Kuranın bizden ençok yapmasını istediği şeyi yapmaya çalışıyoruz..Kuran öncelikle düşünmede istikameti gösterir..Önceliği bu bana göre..Sonrada düşünün der, aklımızı kullanarak..İşte biz bunu yaparken düşünce yolculuğunda bana yapılan bir müdahele ve bilgi, benim için en değerli bilgidir..
             Konu başlığını değiştirelim..Buradaki amaç bilgi vermek değil..Düşünmek..Kuranın emri olan bu eylemi konu başlığı yapalım..Mesela ''düşünüyoruz''..Ve yolculuğumuza devam edelim...
          


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 23 Temmuz 2017, 02:27:30 ÖS 14

              Söylemek istediğim başka birşey daha var..Ben her zaman bu kadar düşünmüyorum..Hayatın akışı içindemi oluyor bu düşünme eylemi, neden oluyor bilmiyorum..bazen başka birşey düşünemez oluyorum..Ve bu durum bazen birkaç gün, bazen bir iki hafta sürüyor..Bazen istesemde olmuyor...Yeterli düşünmede gerekli olan motivasyon ve yeterli derinliği yakalıyamıyorum...Ama bu beni rahatsız etmiyor..Çünkü bu durum kişinin elinde değilmiş gibi bir kanı oluştu bende...Ben şimdi motive olabiliyorum..Ama belkide siz şu anda değilsinizdir.Bu durumda paylaşımda sorun oluşturuyor olabilir...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: osisko üzerinde 23 Temmuz 2017, 09:02:49 ÖS 21

facebook da bi arkadaşla  cuma namazını ele aldık.
cuma namazı, cuma günü öğlen namazı vakti kılınır.
bu allahın emri mi ? hayır

Cuma namazı Allah 'ın emridir. Cuma günü kılınmasından dolayı adına Cuma namazı denilmiştir.

Diğer namazlar için böyle bir emir, böyle bir çağrı, var mıdır.? Sabah namazına, öğlen namazına, ikindi, akşam, yatsı namazına çağrı  yapıldığında Allah 'ı anmaya koşun, alış verişi bırakın buyruğu var mı.? Sizin için bu çok daha hayırlıdır ayrımı yapılmış mı.?

Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.
Cuma suresi 9

Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan nasip arayın. Allah’ı da daima çok anın ki kurtuluşa eresiniz.
Cuma suresi 10

Cuma namazına bu ayetler ışığında bakacak olur isek, Cuma namazı Allah 'ın emri ve farz namaz değil midir.?

Zaten öğlen namazı vaktinde kılınıyor olması farz namaz olduğu anlamını taşımaz mı.?  Cuma namazını kılan bir kimse, öğlen namazını yerine getirmiş sayılıyor. Ayrıca öğlen namazı kılmasına gerek kalmıyor.

Halbuki, Cuma namazını kılmayan kimse, sonradan kıldığı öğlen namazı sonrasında, Cuma namazını kılmış sayılmıyor. Bu nasıl açıklana bilir.?


ama peygamber istisnasız hep o gün o saatte yapıldığı için o vakte çivilenmiş değiştirilmesi akla getirilemez bile.
ama günümüzde mesai denilen bir kavram var ve gündüz iş yoğunluğu var.
akşam mesai bitimine alınamaz mı
?
almaya gerek yoksa niye alasın, keyfi olarak.
ama zaruri şartlar hasıl olursa değişmesi olanaksız mı ?[/color][/size]

Değişmesi olanaksız.. Hz. Resulullah 'ın sünnetini tartışıyorken, yukarıda ifade ettiğiniz bu cümleler, düşünmeden yazılmış zannedersem. Cuma namazı günümüze hangi zamandan gelmiştir.?

Hac zamanını, oruç, kurban zamanlarını kendiniz belirlediğinizde buna ibadet diyebilir misiniz.?

Yani sizin belirlemiş olduğunuz vakit, rekat, her ne olursa olsun, sizin belirlediğinizdir, şahsınıza aittir. Peygamber efendimizin Sünneti, uygulaması, yaşantısı değil.

Hem, Allah 'ın emrettiği, peygamberinin tebliğ ve tarif ettiği üzere yaşamak maksadımız.. Hem de, zamanını kendimizin belirlediği bir ibadete yönelmek.. Bu durumda insan, sünnetlere ne kadar yakın olabilir, sünnetlerin ne kadar yakınında kalabilir.? 



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: chamdali üzerinde 23 Temmuz 2017, 10:43:24 ÖS 22
Cuma namazı Allah 'ın emridir. Cuma günü kılınmasından dolayı adına Cuma namazı denilmiştir.

Merhabalar,

Teknik bir düzelti yapmalıyım.

Cuma Namazı, adını kılındığı günden almamıştır. Zira müslümanlar bu namazı Arube günü kılmışlardır. Eğer kılındığı günden almış olsaydı adı Cuma Namazı değil Arube Namazı olurdu. Ayrıca zaten Cuma diye bir gün de yoktu. Ayette yevmul cumua derken toplanma günü demektedir. Daha sonra bugüne isim olarak Cuma denmiş. Şunu da söylemeliyim ki ayette Cuma Namazı diye bir terkip de yoktur. Toplanma/toplantı günü yapılan bir çağrı vardır.

Cuma Namazı Allahın emridir denmiş osisko tarafından. Yine sureden anlaşılan bu gün zaten toplanıldığı ve Allahın zikredildiği anlaşılıyor. Yani müslümanlar bu sureden önce zaten toplanıyorlardı. 11.ayetten anlıyoruz ki gelen ticaret kervanı müslümanlardan bir kısmını kendine çekiyor, rasul ayakta kalıyor. Surenin çağrısı, kervana değil Allahın zikrine koşun şeklinde anlaşılıyor.



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: osisko üzerinde 24 Temmuz 2017, 12:10:12 ÖÖ 00
Merhabalar,

Teknik bir düzelti yapmalıyım.

Cuma Namazı, adını kılındığı günden almamıştır. Zira müslümanlar bu namazı Arube günü kılmışlardır. Eğer kılındığı günden almış olsaydı adı Cuma Namazı değil Arube Namazı olurdu. Ayrıca zaten Cuma diye bir gün de yoktu. Ayette yevmul cumua derken toplanma günü demektedir. Daha sonra bugüne isim olarak Cuma denmiş. Şunu da söylemeliyim ki ayette Cuma Namazı diye bir terkip de yoktur. Toplanma/toplantı günü yapılan bir çağrı vardır.

Cuma Namazı Allahın emridir denmiş osisko tarafından. Yine sureden anlaşılan bu gün zaten toplanıldığı ve Allahın zikredildiği anlaşılıyor. Yani müslümanlar bu sureden önce zaten toplanıyorlardı. 11.ayetten anlıyoruz ki gelen ticaret kervanı müslümanlardan bir kısmını kendine çekiyor, rasul ayakta kalıyor. Surenin çağrısı, kervana değil Allahın zikrine koşun şeklinde anlaşılıyor.

chamdali

Şahsımın sizin kadar teknik bilgileri olmasa da, Cuma namazının farz olduğu ayetlerle de sabittir. Gün adı olarak değil de, ayet ismi ile belki ilişkilendirebilirdim. Sizin teknik bilgiler sunmanız Cuma namazının farz olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Belirttiğiniz isim üzerinden gidelim. "Yevmul Cumua"..! Toplanma günü olarak ele alalım.

-Buna göre, Cuma namazı farz mı, değil mi.?

-Neden Cuma..? Diğer vakit namazları için böyle bir çağrı neden yapılmamış da özellikle Cuma gün vurgusu yapılmış?

-Peygamber efendimiz Cuma namazı adı altında namaz kılmış mı, kılmamış mı.?

-Hatta Cuma namazını kıldırıp, hutbe irad etmiş mi, etmemiş mi.?

-Diğer namazlarda, Cuma namazı haricinde hutbe var mıdır.?

-Cuma namazı için inen ayetten maksat toplanmak, zikir ise, neden diğer vakitleri içermiyor.?

Buyrun tekniğinizden faydalanalım..



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: chamdali üzerinde 24 Temmuz 2017, 09:54:01 ÖÖ 09
Suredeki üç ayeti (9-11) okuyunca anladıklarım:

Müslümanlar bu ayetleri duyunca Cuma namazı kılmaya başlamadılar. Zaten toplanıp icra ediyorlardı ancak bir alışveriş yahut eğlenceye istinaden peygamberi o mahalde ayakta bıraktıkları için bu ayetlerle uyarıldılar ve; “önce Allah’ı anın sonra alışverişe koşun” diye nasihat edildiler.

Ayetlerde Cuma namazı diye bir terkip yok. Cuma günü diye terkip var ancak o da gün adı olarak değil yapılan eylemin ismi olarak geçiyor. Yani toplanma günü.

Dolayısıyla Cuma namazı dediğimizde, Cuma günü kılınan namazı değil toplanma günü kılınan namazı anlamak daha doğru gibi.


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 24 Temmuz 2017, 10:41:55 ÖÖ 10
              Buraya kadar yaptığınız konuşmalardan ben şunu anlıyorum..Yanlışım varsa düzeltin lütfen..Müslümanlar toplanmalıdır..Toplanmaktaki amaç, görüşmek, konuşmak, paylaşmak, istişare etmek, hasret gidermek, dertlenmek, sıkıntılarını dile getirmek, yardımlaşmak..İyilik ve güzellik için biraraya gelindiğinde ne yapılması gerekiyorsa onları elimizden geldiğince yapmak..Birbirimizi unutmamak..Gözden uzak olmamak....Bu haftanın herhangi bir günü yapılabilirdi..O günkü gelenek ve alışkanlıklar dahilinde, bugün adına cuma dediğimiz birgünde yapılmaktaymış..Böyle birgün belirlenmiş..Ve bunu böyle yapıyorlardı..Biz bir toplantı yapıyoruz...Birşeyler konuşuyoruz..Bir konuyu samamimiyetle ve o konuyu olaması gereken ciddiyetle..Bir arkadaşımızın telefonu çalıyor..Telefonuna cevap veriyor yada dışarı çıkıp konuşma yapıyor..Böyle bir durumdan rahatsız olmayan yada kendisin kulak vermediği için üzülmeyen bir Allahın kulunu gösterin bana..
             Belirlenmiş bir gün var..Buna uyalımmı yoksa gününü, günümüzün şartlarına göre yeniden değerlendirelim mi?..Yada toplantı saatini günün uygun saatine alalımmı?..Çünkü bir toplantı yapıyoruz..Belkide saatlerce sürecek bir eylemden bahsediyoruz....Öğlen saatinin darlığında bir toplantıda gerçekte yapmak istediğimizin ne kadarını yapabiliyoruz?..
             Bu gibi ve benzeri olumsuzluklara rağmen, bunu böyle sürdürelim mi?..Çünkü ben, Cumaya gittiğmde belirlenmiş bir konu üzerinde bir konuşma yapılıyor..Bunu dinlemesemde olur çünkü aynısı kitaplarda yazıyor..Ha, o günlerin şartlarına göre gündem belirleniyor ve konuşma ile insanların gündemine getiriliyor..Bugün yapılan sadece bu..Nerde hasret giderme, konuşma, görüşme, paylaşma...
            Bölgedeki yada çevredeki müslümanlar bir araya gelmişler..Bu ne güzel birşey..Hep birlikteler..Müslümanlar birliktebaşka ne yapar?..Namaz kılar..Hep birlikte ibadet edebilme imkanı bulmuşlardır..Ve hep birlikte toplanıp, namaz kılarlar...Buda çok güzel ve anlamlı birşey..Burada namazı, toplanan müslümanların birlikte kılması esastır..Yoksa namaz her yerde kılınır..Kılınan namaz kaç rekat olacak?..Benim için namazda rekat sayısı değil, kıldığım namazdaki motivasyonun derecesi, derinliği, kendimi Allaha ne kadar yakın hissettiğim önemlidir..
              


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin Sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 24 Temmuz 2017, 10:58:42 ÖÖ 10
Ayet kapsamınca 'ihtiyacın artakalanı zekat ödeneği' zekatı vermesi gerekenler de 'gelir düzeyi yüksek, ihtiyaç fazlası eline geçenler' oluyor. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyaç fazlası olmadığından zekat yükümlülüğü de olmaz, olması durumunda da muhtaç sınıfına girmez. Yani, zekatı verecek olanlar ihtiyacından fazlası eline geçenlerdir, dolayısıyla zekatı da ihtiyaç fazlasını da verecek olanlar aynı kişilerdir. 'Herkes' ifadesi karmaşıklık oluşturmuş.

Ayrıca herkes ihtiyaç fazlasını infak etmiyor, etmesi durumunda zekat verilecek kimse kalmaz(Ömer bin Abdulaziz'in hilafeti dönemindeki gibi..). Maddi durumu iyi olan, gelir düzeyi yüksek kimselerce hem halka hem devlete verilmesi gereken mal, halkın durumu iyileşip aradaki fark eşitlenerek kaldırılırsa sadece devlete olan kısmı ödenir üstelik halkın tamamınca artık..

Bu şekilde zenginler 2 kanala aktarım yapmak durumundayken tek kanala yapacak duruma gelir; devlet ise fiziksel ihtiyaçlar noktasında halkı kalkındırma zorunluluğu kalktığından, bütçesini ülkeyi kalkındıracak bilimsel, sağlık, eğitim gibi diğer önemli alanlarda ve başka ülkelerdeki insanlara yardım ederek dünyayı kalkındırmada kullanabilir.

İhtiyaç fazlasını biriktirip yığmayanlar sosyal alanda halkı iyileştirerek devletin yükünü hafifletmiş olacağı gibi, bireysel alanda da kendi yükünü hafifletecek ve manevi olarak da Allah'ın rızasına ulaşmaya çalışarak sevap kazanacaktır.

Bugünkü sistemlerde de halktan alınıyor fakat muhtaç sahiplerine aktarılmaktan ziyade yine zenginlere aktarılarak toplumda zengin-yoksul arasındaki uçurum daha keskin hale getiriliyor. Ve servet 'servet sahipleri arasında dönüp dolaşan...{Haşr 7}' zalimane bir güç oluyor ne yazık ki!..

şu konuyu detay ile izahlandırmalıyız yanlış anlaşılmasın,

ihtiyaçtan fazlasını infak et ayeti ile zekat ayetlerini karşılaştırıyoruz mantıklı uygulanabilir temele oturtmaya çalışıyoruz
ve önemlisi anlamaya idrak etmeye çalışıyoruz.

mesela bir toplumda ihtiyaç sınırı 2000 TL olsun. bir nevi güncel ifade ile asgari ücrettir bu.
toplum, ortalama yaşam standardı, temel ihtiyaçlar seviyesi 2000 TL.
hani sendikalar açıklar açlık sınırı fakirlik sınırı diye. hah onun gibi.

2000 TL nin altında geliri olanlar ihtiyaç sahibi olan; zekat, sadaka, infak verilebilecek kişilerdir.
2000 TL üzeirnde geliri olanlar ise ihtiyaçtan fazlasını kazananlardır ama fazla kazandığının ne kadarını infak edecek ?

gelelim zekat konusuna.
2000 TL asgari geçim tutarı olan toplumda 3000,5000,10 bin vb yüksek geliri olanlar da olabilir.
zekat oranını günün şartlarına göre devlet belirler ve ihtiyaçtan fazla olan tutarın hepsini değil de belli bir gelir düzeyi olan kesimden gelirinin belirli bir oranını vergi olarak alır.
zekat konusunda da mesela 2000 TL üzeri geliri olan herkesten değil, belki 3000 belki 5000 tl üzeri geliri olanlardan mesela yüzde 5 mesela yüzde on zekat (vergi) devlet tarafından alınır.
% 10 almış olsa 5000 TL gelir 500 TL vergi geriye 4500 TL gelir kaldı o kişiye. asgari geçim standardı 2000 TL idi. hala 2500 TL fazla geliri var. o miktar o kişiye aittir ve tasarruf hakkı onunudur. bu noktada infak farz dersek 2500 TL daha ya devlete ya ihtiyaç sahiplerine dağıtması lazım.  infak nafiledir, ama övülmüş, tavsiye edilmiştir dersek teşvik edilmiş olur o kişinin gönlünden ne kadarı koparsa onu vermesi beklenir.

eğer en başta kişinin geliri 5000 tl iken ihtiyaçtan fazlasını infak et  sözünü farz olarak alırsak 3000 tl infak edecek 2000 gelir ile geçinecek. 2000 tl üstü geliri olan herkes fazlalığı infak ederse zekat nerden alınacak ?
rakamlar ve oranlar örnek olarak verilmiştir.

şu ayırımı irdelemeliyiz,
zekat ihtiyaç fazlası her gelir ve maldan mı alınır,
yoksa zekat belli bir gelir düzeyinin üstünde olanlardan mı alınır ?

herkes kelimesinde kasıt elbette şartları sağlayan belli bir seviyenin üzerinde olan herkes.
bunu açıklamaya gerek yok sanırım

bu arada farklı konular ard arda konuşuluyor iyice karışacak buralar.
farklı konuları daha önce açılmış ilgili başlık altında devam edebiliriz....


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 24 Temmuz 2017, 11:12:56 ÖÖ 11

facebook da bi arkadaşla  cuma namazını ele aldık.
cuma namazı, cuma günü öğlen namazı vakti kılınır.
bu allahın emri mi ? hayır

Cuma namazı Allah 'ın emridir. Cuma günü kılınmasından dolayı adına Cuma namazı denilmiştir.

Diğer namazlar için böyle bir emir, böyle bir çağrı, var mıdır.? Sabah namazına, öğlen namazına, ikindi, akşam, yatsı namazına çağrı  yapıldığında Allah 'ı anmaya koşun, alış verişi bırakın buyruğu var mı.? Sizin için bu çok daha hayırlıdır ayrımı yapılmış mı.?

Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.
Cuma suresi 9

Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan nasip arayın. Allah’ı da daima çok anın ki kurtuluşa eresiniz.
Cuma suresi 10

Cuma namazına bu ayetler ışığında bakacak olur isek, Cuma namazı Allah 'ın emri ve farz namaz değil midir.?

Zaten öğlen namazı vaktinde kılınıyor olması farz namaz olduğu anlamını taşımaz mı.?  Cuma namazını kılan bir kimse, öğlen namazını yerine getirmiş sayılıyor. Ayrıca öğlen namazı kılmasına gerek kalmıyor.

Halbuki, Cuma namazını kılmayan kimse, sonradan kıldığı öğlen namazı sonrasında, Cuma namazını kılmış sayılmıyor. Bu nasıl açıklana bilir.?

yanlış anlaşılmasın şöyle izah edeyim,
cuma namazı dediğiniz şeyi daha allah emretmeden zaten kılınıyor.
zamanı mekanı şeklini belirleyen emreden Allah değildir insanlardır.
zaten kılınan bir namazda sonradan bazı sorunlar doğuyor, ticaret kervanı geldi diye bazıları peygamber hutbede iken terkediyor.
Allah da kızıyor ve diyor ki mecazen mealen,
madem başlattınız bi namaz, adam akıllı kılın, ticaret için namazı terketmeyin peygamberi de ortada bırakmayın.
işi bırakın namazı kılın sonra yine işinize dönersiniz.

diyor.  zamanı mekanı vb detayı allah belirlemiyor görüldüğü gibi.
ama peygamber ve ashabı istisnasız her zaman aynı zamanda kılıyor o başka.




ama peygamber istisnasız hep o gün o saatte yapıldığı için o vakte çivilenmiş değiştirilmesi akla getirilemez bile.
ama günümüzde mesai denilen bir kavram var ve gündüz iş yoğunluğu var.
akşam mesai bitimine alınamaz mı
?
almaya gerek yoksa niye alasın, keyfi olarak.
ama zaruri şartlar hasıl olursa değişmesi olanaksız mı ?[/color][/size]

Değişmesi olanaksız.. Hz. Resulullah 'ın sünnetini tartışıyorken, yukarıda ifade ettiğiniz bu cümleler, düşünmeden yazılmış zannedersem. Cuma namazı günümüze hangi zamandan gelmiştir.?

Hac zamanını, oruç, kurban zamanlarını kendiniz belirlediğinizde buna ibadet diyebilir misiniz.?

Yani sizin belirlemiş olduğunuz vakit, rekat, her ne olursa olsun, sizin belirlediğinizdir, şahsınıza aittir. Peygamber efendimizin Sünneti, uygulaması, yaşantısı değil.

Hem, Allah 'ın emrettiği, peygamberinin tebliğ ve tarif ettiği üzere yaşamak maksadımız.. Hem de, zamanını kendimizin belirlediği bir ibadete yönelmek.. Bu durumda insan, sünnetlere ne kadar yakın olabilir, sünnetlerin ne kadar yakınında kalabilir.? 



yapılabilir mi diye soruyorum. zaten amacımız da istişare.
kafamıza göre değiştirme söz konusu değil.
Allahın emri olmadığı sürece, peygamberin uygulaması olsa bile geçerli mazeret ve sebepler doğarsa olabilir mi bunu değerlendirelim diyorum.  bu noktada şu aklıma geliyor:
hz ömer  kendi döneminde  müslüman olanlar arttığı için zekat kalpleri islama ısındırılacak olanlara verilir ayetini uygulamıyor.
adam, ayeti neshediyor dönemsel olarak!  ayetin bile uygulamasının kaldırılabilebilmesi olası mı derken sünneti neden konuşmayalım ?




Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 24 Temmuz 2017, 11:23:22 ÖÖ 11
Cuma namazı Allah 'ın emridir. Cuma günü kılınmasından dolayı adına Cuma namazı denilmiştir.


Merhabalar,

Teknik bir düzelti yapmalıyım.

Cuma Namazı, adını kılındığı günden almamıştır. Zira müslümanlar bu namazı Arube günü kılmışlardır. Eğer kılındığı günden almış olsaydı adı Cuma Namazı değil Arube Namazı olurdu. Ayrıca zaten Cuma diye bir gün de yoktu. Ayette yevmul cumua derken toplanma günü demektedir. Daha sonra bugüne isim olarak Cuma denmiş. Şunu da söylemeliyim ki ayette Cuma Namazı diye bir terkip de yoktur. Toplanma/toplantı günü yapılan bir çağrı vardır.

Cuma Namazı Allahın emridir denmiş osisko tarafından. Yine sureden anlaşılan bu gün zaten toplanıldığı ve Allahın zikredildiği anlaşılıyor. Yani müslümanlar bu sureden önce zaten toplanıyorlardı. 11.ayetten anlıyoruz ki gelen ticaret kervanı müslümanlardan bir kısmını kendine çekiyor, rasul ayakta kalıyor. Surenin çağrısı, kervana değil Allahın zikrine koşun şeklinde anlaşılıyor.



haklısın chamdali ama ufak bir detay var gibime geliyor,
o günün adı yevmül aruba (aruba günü)
ama müslümanlar daha ayet gelmeden bu günde o namazı kılmaya başlayıp uyguluyorlar ve demekki epey bi zaman oluyor ki,
artık o günün ismi aruba günü değil toplantı günü (yevmül cuma) olarak anılıyor.
yani ayet gelmeden önce de artık zamanla isim değişikliği yerleşmiş cuma günü (yevmul cuma) olarak bilinir olmuş.
sonra dediğin gibi bir sorun yaşanınca da allah ayet göndererek toplantı günü salat için çağrıldığınızda işi gücü bırakın gidin denilerek altı çiziliyor. ( burada peygamber kuranı mı takip eder kuran peygamberi mi sorusu geldi aklıma. ve burada net olarak kuran peygamberi takip ediyor. peygamber uyguluyor kuran da onaylıyor, pekiştiriyor.)

güncel dil ile mantık şu,
lideriniz, patronununz, müdürünüz, önderiniz toplantı tertiplemişse,
eğer toplantı varsa toplantı günü işi ticareti  bırakın o toplantıya mutlaka katılın.
toplantı bittikten sonra işinize kaldığınız yerden devam edin ama toplantı esnasında iş için vb sebepten bölmeyin.

görüyoruz ki liderimiz peygamberimiz bu toplantı işlerini hep aynı gün aynı saaatte aynı yerde yapmış. bu nedenle bu uygulama istisnasız hep aynı şekilde devam etmiş, etmekte. eğer peygamber bu konuda esnek ve geniş davranmış olsaydı elimizde geniş bir ruhsat bulunurdu ama maalesef öyle bir ruhsat yok. ama zorunlu şartlarda değişiklik uygulanabilir bi işte benim merakım o.

bu arada konu ile ilgili detaylı bir makaleyi tavsiye ederim :
Cuma Namazı Ercümend Özkan

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,852.0.html (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,852.0.html)


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 24 Temmuz 2017, 11:28:41 ÖÖ 11
             Buraya kadar yaptığınız konuşmalardan ben şunu anlıyorum..Yanlışım varsa düzeltin lütfen..Müslümanlar toplanmalıdır..Toplanmaktaki amaç, görüşmek, konuşmak, paylaşmak, istişare etmek, hasret gidermek, dertlenmek, sıkıntılarını dile getirmek, yardımlaşmak..İyilik ve güzellik için biraraya gelindiğinde ne yapılması gerekiyorsa onları elimizden geldiğince yapmak..Birbirimizi unutmamak..Gözden uzak olmamak....Bu haftanın herhangi bir günü yapılabilirdi..O günkü gelenek ve alışkanlıklar dahilinde, bugün adına cuma dediğimiz birgünde yapılmaktaymış..Böyle birgün belirlenmiş..Ve bunu böyle yapıyorlardı..Biz bir toplantı yapıyoruz...Birşeyler konuşuyoruz..Bir konuyu samamimiyetle ve o konuyu olaması gereken ciddiyetle..Bir arkadaşımızın telefonu çalıyor..Telefonuna cevap veriyor yada dışarı çıkıp konuşma yapıyor..Böyle bir durumdan rahatsız olmayan yada kendisin kulak vermediği için üzülmeyen bir Allahın kulunu gösterin bana..
             Belirlenmiş bir gün var..Buna uyalımmı yoksa gününü, günümüzün şartlarına göre yeniden değerlendirelim mi?..Yada toplantı saatini günün uygun saatine alalımmı?..Çünkü bir toplantı yapıyoruz..Belkide saatlerce sürecek bir eylemden bahsediyoruz....Öğlen saatinin darlığında bir toplantıda gerçekte yapmak istediğimizin ne kadarını yapabiliyoruz?..
             Bu gibi ve benzeri olumsuzluklara rağmen, bunu böyle sürdürelim mi?..Çünkü ben, Cumaya gittiğmde belirlenmiş bir konu üzerinde bir konuşma yapılıyor..Bunu dinlemesemde olur çünkü aynısı kitaplarda yazıyor..Ha, o günlerin şartlarına göre gündem belirleniyor ve konuşma ile insanların gündemine getiriliyor..Bugün yapılan sadece bu..Nerde hasret giderme, konuşma, görüşme, paylaşma...
            Bölgedeki yada çevredeki müslümanlar bir araya gelmişler..Bu ne güzel birşey..Hep birlikteler..Müslümanlar birliktebaşka ne yapar?..Namaz kılar..Hep birlikte ibadet edebilme imkanı bulmuşlardır..Ve hep birlikte toplanıp, namaz kılarlar...Buda çok güzel ve anlamlı birşey..Burada namazı, toplanan müslümanların birlikte kılması esastır..Yoksa namaz her yerde kılınır..Kılınan namaz kaç rekat olacak?..Benim için namazda rekat sayısı değil, kıldığım namazdaki motivasyonun derecesi, derinliği, kendimi Allaha ne kadar yakın hissettiğim önemlidir..
              


Ahhhhhhhh ah ki ahhhhh
Biz abi bastın yarama kanırtma bari!!! :'(

ben bi ara cuma namazını bırakıyor, terkediyordum, ramak kaldı, çok araştırdım.
bırakmanın eşiğine geldim ordan döndüm, bırakmadım kılıyorum ama allahın emri olduğu için.
içime sindiği, hakkını verebildiğimiz için değil.

şunu okumanı öneririm. güzel izah  ediyor belki birkaç şerh düşülebilir.
ama mantık bu.

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,852.0.html (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,852.0.html)

cuma konusunu da olmazsa oradan devam edelim. belki dökerim içimi  ;) :) :D




Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: chamdali üzerinde 24 Temmuz 2017, 02:41:08 ÖS 14
Biz arkadaşımız Cuma namazının içeriğine dair çok önemli tespitlerde bulunmuş.

Maxpayna konuya dair sorularınız üzerinde düşünülmeye değer. Benim söylediklerim zemini tespit etmeye yönelik. Günü/zamanı değiştirmek mi toplantının amacına uygun hale gelmesi mi derseniz ben toplantının amacına uygun hale getirilmesinin öncelenmesi tarafındayım.


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin Sünneti
Gönderen: Maveraî üzerinde 24 Temmuz 2017, 04:26:31 ÖS 16
(http://www.imgim.com/günler.jpg) (http://www.imgim.com/5829incig6781132.jpg)

Ehad: 1, Yevmul Ehad: 1.gün. Bundan ve tablodan anlaşılan: Araplarda haftanın başlangıcı Pazar... Bu durumda, Cuma altıncı gün oluyor. Bazı kaynaklarda da vurgulanıyor: "جمع C'M'A: toplanmak kökünden gelir. Cuma sözcüğünün kökünün Arapça olduğu varsayımına göre, Kur'anın, bu günü haftalık toplantı günü sayması örtüşüyor. Kur'andan önce bu gün için Araplar 'Arûbe, Yewmül Arûbe يوم ال عروبة' ya da altıncı gün anlamında 'Yewmüs Sâdis يوم ال سادس' derlerdi." (alıntı)

Bundan çıkan sonuç: Araplarca 'Yewmul Arube' olarak anılan gün Muhammed peygamberin Ashabıyla topluca salat etmesi sebebiyle Mushaf'ta 'Yewmul Cumua' olarak anılmış ve bu sebeple de 'Yewmul Arube' diye o güne kadar anılan gün ismi de değişip 'Cuma' olmuş(tablodaki gibi).

Araplarda 6.gün olan Cuma, Miladi takvimin kullanıldığı ülkemizde 5.gün.
6.gün ise C.tesi ve hafta sonuna tekabül ediyor. Cuma günü kılınan topluluk salatı memur olup mesaiden ötürü kılınamamasına binaen pekala diyanetçe C.tesi ya da Pazara alınabilir. Tabii bu reformu gösterme bilincine ve cesaretine sahip biri çıkarsa...

Bu bağlamda bunu vurgulayan chamdali'nın yazdıkları da, topluca kılabilmek için uygun olan gün ve zaman diliminin çağa uyarlanabileceğine vurgu yapan ve bunun mümkün olup-olamayacağını düşünen maxpayna'nın değinileri de oldukça yerinde ve makul. Cuma'nın nasıllığına ve içeriğinin nasıl olması gerektiğine dair Nebevi unsurları içeren Biz'in tespitleri de hatırlatıcı ve çarpıcı mahiyette.

Karadeniz TV'de İhsan Eliaçık'ın 'Cuma namazı ve Camilerin işleyişi' konulu programına denk gelip dinlemiştim. Çok hoşuma giden güzel isabetli önerileri olmuştu, cami cemaatinin o civarda bulunan mahallelerde tespit ettiği yoksul muhtaç kişilerden her cuma namazı sonrası belirledikleri bir haneye topluca yardım sağlamaları gibi(Ashabı Suffa). Vb. daha başka Nebevi alternatifler..

Topluca camide kılanlar olduğu gibi, kendi aralarında küçük topluluklar halinde(kadın veya erkeklerden) oluşturulan cemaatlerin uygun gün ve zaman dilimi ayarlayıp toplanmaları, namaz kılıp gündem ve durum değerlendirmesi yapmaları Cuma ruhuna uygun olanıdır. Toplanma salatını Perşembe akşamları yapan, akabinde çevrelerinde olup bitenleri gündem eden ve sıkıntıda olan kardeşlerine yardım belirleyen bir topluluk tanımıştım.. Bu bilinç ve ruh bereketlenir, yayılıp çoğalır inşaAllah...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 24 Temmuz 2017, 04:36:36 ÖS 16


Yaa ben söylemeyi unuttum şimdi Aklıma geldi.
Cuma namazı öğle namazı vaktinde kılınır.
Ama kışın Türkiye'de öğle namazı saat 11:30 civarında olduğu ve memurlar saat 12 de öğle molasına çıktığı için kışın cuma namazları yarım saat kaydırılarak saat 12 ye sabitlenir.


Yani, devlet ufak da olsa oynama yapıyor,
Örnek mevcut elimizde.

Amacına uygun halde kılmak isteyen devletten bağımsızlaşacak!


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 24 Temmuz 2017, 09:55:51 ÖS 21

           Max, bu konuda konuşmak isteyen ilgili başlık altında devam edebilir demişsin ama, Cuma namazı konusunda konuşulacak birşey kalmadı sanırım...Nerde kalmıştık..Ya bu işte bir iş var, asıl konuya giremiyoruz, kendini unutturuyor mu ne?...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 24 Temmuz 2017, 09:59:33 ÖS 21



Şeytan bu; perde gerisinden iş görür kendini belli etmez  :)


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 24 Temmuz 2017, 10:16:35 ÖS 22
           Zekat, fitre konusunuda yeniden okudum..ordada konuşulucak birşey kalmamış..Anladığım kadarıyla bir ibadetin doğru yapılabilmesi için öncelikle, Allahın ve peygamberimizin niyetiyle, bizim niyetimizin örtüşmesi gerekiyor...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 24 Temmuz 2017, 10:49:13 ÖS 22
             Şeytanda işe burdan başlıyor zaten..Niyetini değiştirmek yada buna halk arası tabirle niyetini bozmak..Bir niyetle bir işe başlıyoruz..Niyetimizi bozmadan o işi bitirmek fermana mahsus..Niyetin değiştiği noktada işde değişmeye başlıyor..Sonundaki kazanımda...Ne yaptığımız ibadetlerden nede yaptığımız amellerden umduğumuz neticeyi ve kazanımı elde edemiyoruz, hem kişisel ve hemde toplum olarak..İbadetini yada amellerini yaparken ki  amaç niyet maddi olunca, diyelimki para kazanma yolu haline gelince, niyet Allaha yakınlaşmak değil, paraya yakınlaşmak olarak değişiyor..Ortak koşmayı geçtik artık...Allahı araç yapıyor..Hani şeytan diyorya, senin doğru yolunun üzerine oturacağım diye..Bu doğru yolun tam üzeri gibi birşey..Bunu nasıl başarıyor şeytan..Niyetler üzerinden..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 25 Temmuz 2017, 05:53:49 ÖÖ 05

             Benim yaşadığım şehirde, iki kişinin bir araya gelipte,bir iş, bir ticaret, bir yatırım yaptığı çok nadirdir..başlangıçta doğru niyetlerle kurulan ortaklıklar, birliktelikler kısa zamanda birinin yada her ikisinin niyetini değiştirmesi ile, hüsranı,zararı ve ayrılıkları doğuruyor..İnsanların artık çok kolay ve çok kısa bir zamanda niyetlerini değiştirmesi karşılıklı güveni yok ediyor...Bir insan birşeyi doğru yapsa bile, bunu doğru yapmasının altında yatan niyetinin belirsizliği, o işin değerini kıymetini belirlemede bir ölçü olduğundan, yitirilen güven duygusu ile birlikte, işin manevi değeri ve kıymetide yitiriliyor..Sadece sonucu bumu..Aynı ölçü ile insanda değerini yitiriyor...Bir başka ifade ile aşağılık oluyor..Kirleniyor..Niyetteki bozukluk insanı kirletiyor..manevi kirlilik.. hadi şimdi de cenabet konusuna girelim..Bedensel yada düşünsel kirlenmeyi hep birbirinden ayırıyoruz..Kirlenme kirlenmedir..Ha bedensel olmuş, ha düşünsel, ikiside cünuptur..bedensel temizlik yaparken diğer bir amaç düşünsel temizlik ise, ikisini birbirinden ayıramayız..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 25 Temmuz 2017, 06:25:07 ÖÖ 06
             Düşünce kirliliği niyetle doğrudan ilişkilidir..Düşünsel cenabetlikten temizlenmenin yoluda, düşüncelerimizdeki bozuk niyetleri değiştirmek yada düşüncelerimizden bu niyetleri çıkarıp atmakla olur..Birde niyet birlikteliği gibi birşey var sanırım..Bir işi yaparken insan şöyle düşünebilir..Ki düşünüyorda..Bir iş hem doğru niyete ve hemde içindeki yanlış niyetlere hizmet ediyorsa bir taşla iki kuş vurduğunu düşünüyor insan..Yanlış niyetin diğer olumsuz ve vahim sonuçlarını düşünürsek, bu durum yine Allahın doğru yolu üzerine kurulup oturana hizmet eder..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 25 Temmuz 2017, 06:28:40 ÖÖ 06

             Yanlış niyetler istikameti değiştiriyor görüyorsunuz..Bir uca gitmek için başlayan yolculuk güle oynaya diğer uca doğru dönüyor..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 25 Temmuz 2017, 06:44:13 ÖÖ 06

           Ben şunu buradan iddia ediyorum..Doğru ve yanlış niyetlerimizi birleştirmeden, şaşmaz ve yanılmaz bir doğru niyetle yapılan herşey, ne olursa olsun, ne tür engellemeler olursa olsun eninde sonunda amacına ulaşır..Amacına ulaşan işte gider Allahı bulur..Tersi olursa gider şeytanı bulur..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 25 Temmuz 2017, 06:48:29 ÖÖ 06

           Hani diyorsa ahiretiniz için birşeyler gönderin diye...Niyet aynı zamanda adrestir..Adresi doğru yazdığımızda, gönderi yerini bulur..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 25 Temmuz 2017, 06:50:54 ÖÖ 06
               Gönderiyoruz gönderiyoruz cevap gelmiyor...Gelmez tabi..Adrese bak bakalım doğru yere mi gönderdin...Ondan sonrada Allah yok galiba...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 25 Temmuz 2017, 07:22:32 ÖÖ 07

            Herşeyin başlangıcında, ama herşeyin başlangıcında, düşünmeye başlarken bile, sabah kalktığımızda, akşam yattığımızda yaptığımız herşeyde yaşama amaç ve gayesinde bir belirsizlik bir bulanıklık hissediyorsak, netlik ve berraklık, duruluk olmadığı hissine kapılıyorsak, insan kendisiyle yüzleşmeli ve niyetine bakmalı..Yanlışlık oradadır..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 25 Temmuz 2017, 07:26:26 ÖÖ 07
             Kendinizle yüzleşmeye yüzünüz yoksa sorun dahada vahim demektir..Sen kendini görmek istemiyorsan, Allah seni görmek ister mi..Niyet insanın kendisidir..Yanlış niyet insanı değiştirir..Ne yapar?..Diğer uca yakınlaştığın orandada değişik dereceler, kıymetlendirmeler var tabi...Niyeti bozulmuş bir insan çevresindekilere hitap ederken ne söyler..Değerli dostlarım..Mesai arkadaşlarım..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 25 Temmuz 2017, 09:08:29 ÖS 21
              Fatiha suresinin niye Kuranın en başına alındığını hep düşünmüşümdür...Her namazda, her duada her zaman herde hatırlanılması ve okunmasınıda...Jeton düşüyor galiba..Bunu anlamaya başlıyorum yavaş yavaş..İçinde birçok anlam taşıdğını biliyordum da, hem duanın kendisini ve hemde duanın hak olması için izlenmesi gereken yolu ve hemde ikisini birden yaparak kusursuz bir yakarışı içeriyor....Allaha gerçekten şükredenin, düşüncelerinde Allahı yerli yerine koyanın, hesap gününe inananın belirlediği saf, temiz ve tam doğru bir niyetle, bir dua..Aynı zamanda bu duanın gerçekleşmesi için, izlenmesi gereken yolun sırası....Böyle olduğunu düşünüyorum..Eğer böyleyse öncelik şükür..Bir insanın gerçekten şükredip şükretmemesi,  niyetlerinin yönünü belirliyor...İnsanın bu yolda yaptığı herşeyi ibadet olarak kabul edersek ki, öyle sanıyorum, Allaha ortak koşmadan yardımı sadece ondan talep ederek, sonunda bir dua yapıyoruz..duanın gerçekleşmesi, hak olması için izlenmesi gereken doğru yoluda tarif ediyor...Fatihayı anlamak için bir jetonun düşmesi yeterli olmaz sanırım..Ama bu kadarını anlamak bile güzel ve şükredilecek birşey..
Yani varya kendime ceza vermek istiyorum..Bu kadar akılsızlık yapılırmı deyim  kendime en kibar şekliyle..  


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 26 Temmuz 2017, 06:05:28 ÖÖ 06

           Şeytandan, niyetlerimizi korumanın yolu, şükretmekten geçiyor..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 29 Temmuz 2017, 03:36:14 ÖS 15

               Sevgili dostlar, bir selam vereyim dedim..ben girmediğimde buralar iyice sakinleşiyor..Belki bir mevzu olurda katılım olur..Aklıma geldi..
             


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 30 Temmuz 2017, 12:41:30 ÖÖ 00

               Sevgili dostlar, bir selam vereyim dedim..ben girmediğimde buralar iyice sakinleşiyor..Belki bir mevzu olurda katılım olur..Aklıma geldi..
             

aleyküm selamlar abi
buralardayız  :) ;) :D


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 30 Temmuz 2017, 06:59:23 ÖÖ 06

             Platformun sözcüsü gibisin maşallah..Mesajımı hemen aldın....Arkadaşlarımızdan biri nebevi düşünce demişti..Aklıma geldi de,..Bu bir akımmı?..Yada mezhep mi?..İslam içinde farklı bir durumumu var?..Yada nebevilik diyorlar..Biraz bilgi verirmisin?..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 30 Temmuz 2017, 02:20:18 ÖS 14


             Platformun sözcüsü gibisin maşallah..Mesajımı hemen aldın....Arkadaşlarımızdan biri nebevi düşünce demişti..Aklıma geldi de,..Bu bir akımmı?..Yada mezhep mi?..İslam içinde farklı bir durumumu var?..Yada nebevilik diyorlar..Biraz bilgi verirmisin?..

nebevi (sıfat)     Hazreti Muhammet’e değgin, Hazreti Muhammet’le ilgili.

Diyor sözlük.

peygamber örnekliği diyebiliriz kısaca.

mesela bir konuda bir eylemde herkes farklı çıkarımlar ile farklı yol yöntem usul belirleyebilir.
ama bazıları da o konuda peygamber ne yapmış diye bakarak onu örneklerler.
bu nebevi yöntem olarak adlandırılır.


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 21 Ağustos 2017, 10:49:25 ÖÖ 10

          Merhaba max...Birşey yazmıyacağım, sadece selam vermek istedim..Böylede çok anlamsız oldu..İdare et..Hayatta neleri idare etmiyoruz ki..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 21 Ağustos 2017, 10:52:09 ÖÖ 10

            Fatiha konusunda ve şeytan konusunda doğru noktada olduğumu düşünüyorum..Yazmak istedim..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 24 Ağustos 2017, 09:42:22 ÖS 21

          Merhaba max...Birşey yazmıyacağım, sadece selam vermek istedim..Böylede çok anlamsız oldu..İdare et..Hayatta neleri idare etmiyoruz ki..

merhaba biz abi nerelerdesin yaaaa
ara sıra böyle selam ver ki iyi olduğunu bilelim
ne var ne yok ?


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 30 Ağustos 2017, 09:59:27 ÖÖ 09

              iyiyim iyiyim Max..Çok şeyler yaşadım bu zaman diliminde..Yenilecek yutulacak yazılacak cinsten değildi..Ama şükürler olsun iyiyim...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 30 Ağustos 2017, 10:02:06 ÖÖ 10


Allah iyilik versin.
Hayır olsun yaşadıkların.
Mübarek olsun bayramın :)


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Ağyar üzerinde 31 Ağustos 2017, 03:32:35 ÖS 15
Teşrik tekbirini unutma Biz
Kimi fakihlere göre sünnettir..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 12 Eylül 2017, 11:41:24 ÖÖ 11
Merhaba millet..bu bir cepten mesaj yazma denemesidir..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 12 Eylül 2017, 05:36:03 ÖS 17
Merhaba millet..bu bir cepten mesaj yazma denemesidir..

Merhaba abi,
Başarılı bir deneme.
Devam...  :) ;D


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 12 Eylül 2017, 08:21:49 ÖS 20
Abi bu dünyada bu kadar ilim başımı döndürüyor..Öbür tarafta çok daha fazlası ne yapar insanı..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 12 Eylül 2017, 08:24:27 ÖS 20
Abi bu dünyada bu kadar ilim başımı döndürüyor..Öbür tarafta çok daha fazlası ne yapar insanı..

Cehenneme düşersek kaynar kazan, ateş var.
Cennete düşersek pınar başında şarap yudumlamak var.
Fazla bi ilim yoktur abi orda  :)


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 13 Eylül 2017, 06:11:58 ÖS 18
Bana kalırsa ilimin çok daha fazlası var..öyleki teknolojiyi kullanarak yaptıklarımızı orada hiçbirşey kullanmadan ve daha fazlasını yapacağız..Teknoloji sayesinde yapabildiklerimizi nimet kabul edersek bu sonuç çıkıyor..Sen bu yazdıklarımı ciddiye alma..Cepten mesaj yazmak zor iş..birçok şeyi bir cümle ile anlatmaya çalışıyorum olmuyor..Selamlar..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 14 Eylül 2017, 12:10:07 ÖS 12

abi canımız hurma isteyecek,
hurma ağacı eğilecek hurma elimize gelecek
canımız üzüm isteyecek asma ağzımıza üzüm verecek

şarapı zaten huri, nuri gibi hizmetliler ikram edecek

bu hizmetin arka planında teknoloji mi var ilim var bilmem bilemem :D



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 15 Eylül 2017, 06:15:46 ÖS 18
Şimdi sana gördüğüm iki rüyadan bahsedeceğim..birincisinde merdivenden koşarak inerken düşmüştüm..başımı zemine çarpıtma ve çok acıdı..yani acıyı hissettim..ama ben yataktaydım..başım nasıl acıyabilirdi ki..Bir keresinde elimde tuttuğum ağır bir nesneyi ayağıma düşürmüştük.. Çok fena açılmıştı ayağım..Bu nasıl oluyor..Bir keresinde tokat kebabı yedim..biraz fazla pişmişti ama yinede çok lezzetliydi..Seninde vurmanın ve üzümün tadını alacağından eminim..canın bugünlerde çok meyve çekti galiba..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 15 Eylül 2017, 06:27:52 ÖS 18
Bu örneklerden benim çıkardığım sonuç şu..Ruh bedene ihtiyaçduymadan hissedebiliyor d uygulanabiliyor..herşeyi bedenden bağımsız olduğunda da gerçekleştirebiliyor..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 17 Eylül 2017, 05:32:41 ÖS 17


acıyı hissediyor derken,
rüyanda olan olaylar ile rüyanda hissedersin
rüyanda olan olay ile uyandığında hissetmezsin herhalde ???  ??? :.)

konu neydi, nereye evrilecek çok merak ediyorum    :) :D



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 18 Eylül 2017, 01:36:51 ÖS 13

           Merhaba Max..Konu evrilmesin en iyisimi...Peygamberimizin sünnetini konuşmaya devam edelim bence...Her zaman kafama takılan bir husus var ki, o da sakal..O devirde sakal traşı olmak oldukça zor birşey olsa gerek..Birde yolculukta hac zamanı o koşullarda çölün ortasında daha da zordur eminim..Bu şartlar altında sakalları kesmemek bir ihtiyaç, neredeyse zorunluluk olabilir..Sakallarından rahatsız olan yada bu durumun Dine uygun olup olmadığını merak eden soran insanlar olabilir..Ve bununla ilgili ayet bu durumdan dolayı inmiş olabilir...Bu ayet bu günde geçerli olmayabilir..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 18 Eylül 2017, 08:24:53 ÖS 20

           Merhaba Max..Konu evrilmesin en iyisimi...Peygamberimizin sünnetini konuşmaya devam edelim bence...Her zaman kafama takılan bir husus var ki, o da sakal..O devirde sakal traşı olmak oldukça zor birşey olsa gerek..Birde yolculukta hac zamanı o koşullarda çölün ortasında daha da zordur eminim..Bu şartlar altında sakalları kesmemek bir ihtiyaç, neredeyse zorunluluk olabilir..Sakallarından rahatsız olan yada bu durumun Dine uygun olup olmadığını merak eden soran insanlar olabilir..Ve bununla ilgili ayet bu durumdan dolayı inmiş olabilir...Bu ayet bu günde geçerli olmayabilir..


abi sakal ile ilgili ayet yok.
hadis var ama o da sosyal ilişkilere binaen düzenleme denilebilir. yani müşriklere benzememek için farklı tarz yapın demişmiş....

sakalın din ile alakasının olmadığına inanıyorum. yaratılıştan gelen bir özellik.
isteyen bıraksın isteyen bırakmasın ama bunu dine dayandırmasın yeter.
var öyle bazıları, sakala ustura / jilet vurmak haram derler...

benim kriterim şu, temiz düzenli tertipli şık olsun da ister sinek kaydı olsun ister kirli sakal olsun ister uzun sakal.
ama günümüz şartlarında bazı yobaz ve şiddete meyilli radikallere benzememek için sakal uzatılmaması taraftarıyım.
tercih bireyindir...

sakal mevzusunda şurda epey sohbet etmişiz :
http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,13142.0.html (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,13142.0.html)

bu da sakal ile ilgili güzel bir parodi (benden farklı düşünselerde)

https://www.youtube.com/watch?v=VmtPb5mYfNc (https://www.youtube.com/watch?v=VmtPb5mYfNc)



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 19 Eylül 2017, 09:26:14 ÖÖ 09
Pardon ayet var sandım..Şekilcilik münafıkların ekmeğine yağ sürdüğü gibi münafıklara hizmet eden bir anlayış kesinlikle...inancın şekle bürünmesi sadece şeytanın işini kolaylaştırır..Diye düşünüyorum..Teşekkürler..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 27 Kasım 2017, 01:34:13 ÖS 13

             Merhaba Allah dostları..Max, arada uğrada iyi olduğunu bilelim demiştin ya..İyiyim şükürler olsun..Gerçi ben kötü olduğumdada kötüyüm şükürler olsun diyorum..Çünkü varolmak başlı başına bir şükür sebebi benim için..Gerisi teferruat..


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 28 Kasım 2017, 09:19:08 ÖS 21

             Merhaba Allah dostları..Max, arada uğrada iyi olduğunu bilelim demiştin ya..İyiyim şükürler olsun..Gerçi ben kötü olduğumdada kötüyüm şükürler olsun diyorum..Çünkü varolmak başlı başına bir şükür sebebi benim için..Gerisi teferruat..

sana da merhaba biz'im abi  :)
ne güzel söyledin,
var olmak başlı başına şükür sebebi.
bizi var eden, bizi her türlü (varlık, sağlık, akıl, idrak, iman... vd maddi) nimet veren Allaha teşekkürler (şükürler) olsun...



Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 29 Kasım 2017, 08:02:10 ÖÖ 08
      Ayrıca böyle bir Rabbimiz olduğu için şükürler olsun...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 01 Aralık 2017, 12:48:08 ÖS 12
    Allahım beni sürekli şükür halinde olanlardan eyle...Max, sürekli şükür halinin hamd kelimesinin karşılığı olduğunu düşünüyorum ne dersin....


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: maxpayna üzerinde 01 Aralık 2017, 12:59:13 ÖS 12
    Allahım beni sürekli şükür halinde olanlardan eyle...Max, sürekli şükür halinin hamd kelimesinin karşılığı olduğunu düşünüyorum ne dersin....

Abi arapça diline vakıf değilim.
Kelimerin anlamları nasıl bağ kurabilir bilemem.

Şükretmenin, teşekkür etmek;
Hamd etmenin, gereği gibi övmek, yüceltmek olarak biliyorum.

Sürekli olması anlamı bağlar mı?
Sürekli olması ile sürekli olmaması nasıl bir fark oluşturur bilemedim...


Konu Başlığı: Ynt: Peygamberimizin sünneti
Gönderen: Biz üzerinde 01 Aralık 2017, 02:45:45 ÖS 14
Aralarında bir damla su ile bir deniz kadar fark olduğunu düşünüyorum