KUR´AN-I KERİM (Bilgi Platformu) => Kur'an Kavramları => Konuyu başlatan: FECR üzerinde 25 Mayıs 2014, 04:46:28 ÖS 16



Konu Başlığı: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: FECR üzerinde 25 Mayıs 2014, 04:46:28 ÖS 16
"VELİ" VE "EVLİYA" TERİMLERİ

giriş

kelimeler ve kavramlar, bir dilin ve İnancın yapı taşları ve tuğlalarıdır. binanın sağlamlığı, dayanıklılığı ve sürekliliği kullanılan malzemenin tanınmasına ve iyi bilinmesine bağlıdır. sağlıklı toplumlar ve cemaatler meydana getirebilmenin yolu da inançlı ve kararlı insanların beraber olmalarıyla mümkündür.

insanlar çevresindeki varlıkları yorumlama ve anlamlandırma faaliyetini zihni bir süreç içerisinde yaparken, o varlıkları kelime ve kavramlarla tanımlamak mecburiyetindedirler. kelime ve mefhumlara yüklenilen biçim ve özün oluşması, sosyal hayatın içerisinde ve insanın çevresinde ona adapte edilen bir faaliyettir, insan, toplum ve tarih ikilemi içerisinde hayatını devam ettirirken, hayatın amacı hakkında sahip olduğu vahyi veya beşeri ilkeler doğrultusunda kültürünü oluşturur.

kur’an kavramlarının bir çoğu tarihi akış içerisinde çeşitli mahalli kültürlerin etkisiyle asıl anlamından koparılıp bir takım düşüncelerin ifade vasıtası yapıldığı ve hayata bu şekliyle geçirildiği tarihi bir realitedir. müslüman fert ve toplumların hayatında gerçeklik ve olumluluğu içeren İslami kavramların, bulanması ve zayıflaması, müslümanların düşüşüne neden olmuştur. öte yandan İslam'ı kendisine karşı potansiyel alternatif gören batı, İslami uyanışı durdurmak için, İslami kavramların silik, bulanık ve tereddütlere açık bir biçimde yaşamasını istemektedir.

bu yazının amacı, veli veya evliya kavramını ana kaynağa, yani kur'an'a döndürme girişiminden ibarettir. zaman içinde yerleşik kültürlerin ve İslam düşmanlarının ve cahil dostların müdahalesiyle İslami kavramların karşı karşıya geldiği karışıklık ve anlam sapması bunu göstermektedir. kavramların üstünden asırların geçmesi sonucu, güçlüyü zayıfla değiştirme, allah'ın kitabına yaklaşma yerine ondan uzaklaşma ve onu hayat sahnesinden silme yönünde menfi bir durum olmuştur.

veli kavramı ve tarihsel gelişmesi

arapça bir kelime olan vela yahut veliyye'den türeyen veli sözcüğü dost, ahbap, arkadaş, yardımcı gibi manalara gelmektedir. çoğulu evliyadır. hukuki anlamda veli ise, bir çocuğun her türlü hareket ve halinden sorumlu olan kimse demektir. kelime kur'an'da allah'ın ismi olarak da kullanılmıştır.

toplumda veli veya evliya kelimesi, ne lügat manası, ne de kur'an'da kullanıldığı mana ile değil; daha çok bu kelimeye sonradan kazandırılmış manasıyla kullanılmaktadır.

geleneksel anlamda veli (veya evliya); benliğini allah’ta yok etmek suretiyle bir takım üstün vasıflar kazanarak, harikulade şeyler gösterebilen büyük insan anlamında kullanılmaktadır. hatta daha da ileri gidilerek allah adına kainatın idaresini düzenlemeye yetkili kişiler olarak algılanmaktadır.

hicretin ilk asrından başlayan zühd ve takva anlayışı giderek tasavvuf! bir şekle bürünmüş ve ix. yüzyıldan sonra ise geniş ve renkli bir tefekkür meydana getirmiştir.

veli kavramının, türkler'in İslam'a girişinden sonra, İslam öncesi dinlerinden taşıdıkları şamanizm, budizm, zerdüştilik, mazdeizm, maniheizm ve hıristiyanlık gibi inançların tesiriyle istılahlaştığı görülmektedir, öyle ki allah'a yakın olduğu kabul edilen, veli diye vasfedilen bu kişilerin fevkalade kuvvet ve kudretlerle mücehhez olduğuna ve herhangi bir konuda -sağ veya ölü iken- yardımlarının söz konusu olacağına inanılmaktadır. böyle bir anlayış velinin takdis olmasıyla sonuçlanmaktadır.

yukarıdaki anlamıyla müslümanlar arasında yaygınlaşan bu veli kavramının menşe itibariyle islamiyet'le bir ilgisi yoktur. dikkatle bakıldığı zaman hıristiyanlıktaki aziz kültü gibi, müslümanlar arasında yaygınlaşan bu veli sözcüğünün İslam'dan önceki putperest kültürlerle yakın alakası vardır.1

türkler'deki veli anlayışının temelinin şamanist devirden kalma olduğu söylenebilir. eski türk şamanları incelendiğinde bunların türk veli tipine çok benzediği anlaşılır. gelecekten haber veren, hava şartlarını değiştiren, felaketleri önleyen yahut düşmanlarına musallat eden, hastaları iyileştiren, göğe çıkıp uçabilen, ateşte yanmayan türk şamanları bu hüviyetleriyle adeta İslam sonrası eserlerde veli veya evliya olarak tanındı.

şamanist türkler, samanların harikulade insanlar olduklarına, ruhlar ve gizli güçler ile ilişki kurup onlara istediklerini yaptırabildiklerine inanırlardı.

türkler'in veli telakkisinin oluşmasında eski atalar kültürünün de önemi vardır. ata öldükten sonra onun ruhunun üstün bir takım güçleri olduğuna inanılır ve ondan şefaat beklenir.

bu üstün ruhani güçlerle donanmış insan tipinin müslümanlık'taki veli tipiyle ilgi kurulmasında güçlük çekilmedi. kur'an-ı kerim'deki çeşitli mucizeler gösteren peygamberlerin şahsiyetini kendi din adamlığıyla benzeştirdiler.

veli veya evliya kültürünün oluşmasına sebep olan unsurlar şunlardır:

a) eski türk inançları

b) budizm ve şamanizm

c) islam öncesi kültür

d) kitab-ı mukaddes kaynaklı inançlar .

e) İslam (kur'an ve hadislerdin yanlış yorumu

x-xii. asırlarda islamiyet orta asya'da yayılırken tekkelerin çoğu eski budist manastırlarının yerine, yahut yakınlarına yapılıyor, zamanla manastırdaki azize ait menkıbeler, yerli halkla ilişkiler kurmada kolaylık olması için islam i bir hüviyete dönüştürülüyordu. bu usul hem anadolu'da hem de rumeli'de tatbik edildi. mesela hacı bektaş'ın sulucakaraöyük'te kurduğu tekke burada yaşayan hıristiyanlar'ın takdis ettiği saint charalambus'a ait kilise ve kültürü islami bir havaya büründürüldü. bu örnekler çoğaltılabilir.

bu veli (veya evliya)lerin neler yaptıklarını abdurrahman cami'ye ait nefehatu'l-uns min hazarati'l-kuds isimli eserden takip edelim:

1. yoğu var etmek, varı yok etmek.

2. gizli şeyleri açığa çıkarmak, açıkta olanları gizlemek.

3. ölüyü diriltmek, diriyi öldürmek.

4. duayı gerçekleştirmek.

5. gıyaben söylenenleri işitmek.

6. gaybten ve gelecekten haber vermek.

7. su üzerinde yürümek, mekan aşmak.

8. aynı anda muhtelif yerlerde görünmek.

9. hayvan bitki veya cansız maddelerin teşbih ettiklerini duymak.

10. havada dolaşmak.

11. vahşi hayvanları emrine almak.

yukarıda sayılan özelliklere uygun, tarihte ve günümüzde var sayılan velilere örnekler veren külliyat bir hayli yaygındır.

örnek olarak; hacı ubeydullah ahrar denilen şahıs semerkantta otururken aynı anda istanbul'u fetheden fatih'in ordusuna yardım eder şeklindeki olay bütün klasik kaynaklarda çok rahat bir şekilde anlatılır.2

bazıları da "insanın kalbinden geçirdiğini bilir, gelenin sormadan cevabını verir, istemeden ihtiyaç sahi-binin muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. gönüllere ve rüyalara tasarrufu vardı. bereket gittiği yerlere yağar..."3

bazıları da allah ile konuşabiliyor, hatta o'nu da emri altına alıyor: "hak teala dedi:

- ya cüneyd. ben seninim, sen benimsin. şimdiye değin sen benim dediğimi tutardın, şimdiden sonra ben

senin dediğini tutarım." 4

bir başkası "evliya'dan bazıları vardır ki, sadık müride, vefatından sonra, hayattayken olduğundan daha fazla menfaat eriştirir, isterse o veli, kabrinde meyyit olsun. kabrindeyken müridini yetiştirir. müridi kabrinden onun sesini işitir. nitekim ebu'l-hasan hırkanı' beyazıd bestami'den bu şekilde feyz almıştır." 5

bazıları işi daha da ileri götürerek; "allah beni öğer, ben de onu. o bana kulluk eder, ben de o'na.

bir halde o'nu ikrar eder ve eşyadaki çokluk ve değişikliği görünce inkar ederim." 6

veli (veya şeyh) ile sohbetin usulü (!}: "evvela mümkün ise güsl ile olmazsa taze bir abdestle iki rekat namaz kılmak, anlayamadığı bir şey varsa onu kendi kusuruna hami etmek, hiç bir surette şeyhin kavi, fiil ve ahvaline kat'iyyen itiraz etmemek, şeyhin kelamını hakdır diye itikad etmek... sohbet bitince çok oturmayıp hemen kalkıp izin istemek ve ellerini dizlerini öpüp geri geri gitmek..." 7

"allah u teala'nın ism-i zahirleri o kadar çok tecelli etti ki, her şeyde ayrı ayrı göründü, hatta nisa şeklinde onların organları halinde ayrı ayrı zahir oldu. bu taifeye o kadar bağlandım ki nasıl bildireyim kendimi tutamıyordum. onların şeklindeki zuhur başka hiç bir şeyde yoktu." 8

örnekleri çoğaltmak mümkün. allah adına, din adına anlatılanların islam'la bir ilgisi olmadığı ortada olduğu halde bu eserlerin kur'an rehberliğinde yeniden okunması ve yeniden değerlendirilmesi gerekir.

2. İslam'da veli veya evliya

a) gerçek veli allahtır

kur'an-ı kerim'in bir çok ayetinde allah'ın müminlerin velisi ve yardımcısı olduğunu görmekteyiz:

«bizim velimiz sensin öyleyse bizi bağışla, bizi esirge, sen bağışlayanların en hayırlısısın.» (a'raf, 7/155)

«allah iman edenlerin velisidir.» (bakara, 2/257) }
«allah müminlerin velisidir.» (al-i İmran, 3/68) t
«göklerin ve yerin mülkü allah'ındır, diriltir ve öldürür. sizin allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. » (tevbe, 9/116)

bu ayetlerin sayısını çoğaltmak mümkün. ayrıca aynı konudaki şu ayetlere bakılabilir: 6/51, 70, 9/74, 13/37, 29/22, 32/4, 42/31 vd.

buradaki veli kavramı; allah'ın dost, koruyan, kollayıcı, yardımcı, yakın, sahip manalarına gelmektedir. bu nedenle müslümanların yalnızca allah'ı veli edinmeleri gerekmektedir.

b) allah'tan başka veli edinmemek gerektiği

«onların allah'ın dışında kendilerine yardım edecek velileri yoktur.» (şura, 42/46)

«yoksa o'nun dışında bir takım veliler mi edindiler, işte allah, veli olan o'dur. ölü olanları da diriltir. her şeye güç yetiren o'dur.» (şura, 42/9)

«haberin olsun halis (katıksız) olan din yalnızca allah'ındır, o'ndan başka" veliler edinenler (şöyle derler):

'biz bunlara bizi allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.' hiç şüphesiz allah kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. gerçekten allah yalancı kafir olan kimseyi hidayete eriştirmez.» (zümer, 39/3)

ayrıca kafirlerin (3/28, 4/139, 4/144,3/28), yahudi ve hıristiyanlar'ın (5/51, 5/57, 5/81), şeytanların (4/7, 7/27,18/50) ve zalimlerin (45/19,60/1) veli ve yardımcı olamayacakları müminlere bildirilmektedir.

c) insan vasfı olarak veli

«iyi bilin ki allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir. onlar allah'a inanmış ve muttaki olmuşlardır.» (yunus, 10/62-63)



«mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler, iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar,
namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. allah'a ve rasulüne itaat ederler, işte allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır.» (tevbe, 9/71) :

allah'ın dostları olduğu gibi şeytanın da dostları vardır. allah'ın velilerine korku ve üzüntünün olmadığını, onların muttakiler olduğunu görüyoruz.

«yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyi olmak demek değildir. asıl iyilik; allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, o'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir, işte onlar doğru olanlardır. müttakiler de onlardır.» (bakara, 2/177)

bu ayette takva sahibinin yani velinin özellikleri sıralanmaktadır. takva iman ve davranışlardır, islam'ın yaşanması hayata geçirilmesidir. kur'an'ın rasulün hayatıyla örnek davranışlar haline, yaşayan kur’an haline gelmesidir. burada da görüldüğü gibi kur'an'dan insan davranışlarına bir yön vermesi ve hedef göstermesinin müşahhas örneklerinin anlatıldığına şahit oluyoruz.

insan tek boyutlu bir varlık değildir. o çevresiyle, birlikte yaşadığı insanlarla ve yaratıcısı ile sürekli bir ilişkiler bütünü içerisinde inanç ve hareketler sergilemektedir. buna inanma ve salih amel de diyebiliriz. kur'an bize bunun yolunu göstermektedir. mümin ve müslüman olmanın, veli olmanın yolu kur'an ve sünnete uygun yaşamaktan geçer. kur'an takva sahibi olmamızı istiyor. hatta daha da ileri giderek gerçek müminlerin takva sahiplerine önderler olmasını öneriyor. bu da yaşanan hayata yön verip islam'a uygun bir şekilde örneklik yapmakla mümkündür. allah'ın dostlarının kerameti, ihsanı, takvası, kur'an'ı yaşanan bir hayat haline getirmesidir. bazılarının anladığı gibi kainata tasarrufta bulunma, dualara icabet etme, öldüklerinde geri kalanları mezardan idare etme, mezarları üzerinde kubbeler inşa edilme şeklinde değildir.

maalesef bu anlayış diğer dinlerde olduğu gibi müslümanlarda da genel olarak yaygınlık kazanmıştır. oysa

risaletlerin hepsinde allah'ın dini böyle bir uygulamayı reddetmekte, tamamen dışlamakta ve muttaki müminlerden başka evliya tanımamaktadır.

kur'an bu konuda peygamberimize şöyle buyurmaktadır:

«de ki: ben kendime allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. eğer gaybı bilseydim, elbette çok hayır elde ederdim ve bana kötülük dokunmazdı. ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.» (a'raf, 7/196)

yine kur'an'da insanların kalplerine tasarrufta bulunmak, hakka meyletmeyen kimselerin kalplerine imanı yerleştirmek ve buna benzer hususlarda peygamberlere bile yetki verilmediği (27/80, 35/22-24) halde bir takım insanlara takva adına kur'an dışı ilahi sıfatlar vermek islam'ı bilmemek ve yahutta bile bile düşmanlık etmek demektir.

kur'an-ı kerim, peygamberlerin bile sahip olduğu bütün kudret, azamet, üstünlük ve şerefin allah'a itaat edip tamamıyla onun hükümlerini uygulamaya ve kendisine ayet ayet indirileni kaldırıp haktan yüz çevirir, allah'ın kelamını değiştirmeye kalkar ve kendi sözlerini ona ilave edecek olursa; başkası üzerinde hiç bir üstünlüğe sahip olamayacağı geniş bir şekilde açıklanmıştır.

«sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan, o takdirde sen, mutlaka zalimlerden olursun.» (bakara, 2/145)

«sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı olmaz.» (bakara, 2/120)

«de ki: onu kendi tarafımdan değiştirmek benim için imkansızdır. ben sadece bana vahyolunana uyarım. şayet ben rabbime karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkarım.» (yunus, 10/15)

kur'an'da açıklanan bu tür ayetlerin hepsi rasulullah'ın herhangi bir muhalefeti, sapması veya ayetleri gizlemesinden korkulduğu için indirilmemiştir. bu ayetlerin indirilmesinden maksat insanlara, peygamberin allah'a olan yakınlığının sebebinin peygamberin -haşa- allah ile bazı ortak sıfatlara sahip olması veya akrabalık -oğul gibi- bağlı olmadığını göstermektedir. böylece peygamberin özelliğinin, uyarıcı, müjdeleyici olması ve allah'ın hükümlerine kayıtsız şartsız bağlanması olduğu açıklanmaktadır.

sonuç

veli olmak eşyanın tabiatını tersine döndürmek suretiyle değil, bilakis eşyanın tabiatı gereğince, sünnetullahın açığa çıkması, fıtratın gelişmesi ve allah'ın razı edilmesiyle mümkün olmaktadır.

allah kalında yalnızca takva ile insanlar birbirlerinden ileride olabilmektedirler. bu da azabından korunma ve rızasını kazanmak ile mümkündür. kim allah'a onun bildirdiği gibi inanır ve salih amel işlerse, işte kurtulanlar yalnız bunlar olacaklardır.

peygamberlerin hepsi allah'ın veli kullarıdır. onlar allah'ı razı etmişler, tevhidi hayatlarında uygulamışlar ve en güzel şahitler olmuşlardır. müminlerde allah'ın veli kullarıdır. allah inanan ve salih amel işleyen kullarını veli (dost) edinmektedir. velinin büyüklüğü buraya kadardır. bunun üzerinde bir büyüklük allah'ın belirlediğine göre kulları için söz konusu değildir.

müslümanlar da ayrıca birbirinin velisidirler. birbirine yardım eden, bağışlayan, malından yediren, koruyan, kollayan insanlardır. muhacir ve ensarın birbirlerini veli kabul etmeleri, peygamberi veli kabul etmeleri ve uygulamaları ile elimizdeki sağlam bilgiler bizler için örnek teşkil etmektedirler.

islam akaidinde bazı dini çevrelerde bilinen anlamda kişilere kutsallık izafe edilerek, hatta onları insanlık vasıflarının da üzerine çıkarmak gibi hayali tipler icat etmek anlayışına yer yoktur. kur'an'da net bir şekilde açıklanan "evliya'nın diğer insanlardan farkı; beşer tabiatının üzerine çıkması, fevkaledelikler göstermesi veya günahları bağışlaması değil, tevhidi bir inanca sahip olması, münkerden kaçınması ve marufu emretmesi, her türlü şirke, zulme, haksızlığa karşı tavır sahibi olmasıdır.

notlar:

1. e.a.westermarck, islam medeniyetinde puta tapma devrinden artakalan itikatlar, çev. ş. nazmi

coşkuner, ankara, s. 11,19-20.

2. İrfan gündüz, osmanlılar'da devlet-tekke münasebetleri, sena neşriyat, s. 43-44, ist., 1984.

3. mehmed zahid kotku, ehl-i sünnet akaidi, s. 7, seha neşriyat.

4. feridüddin attar, tezkiretü'l-evliya, erkam yayınları, s. 158, ist.

5. esseyyid abdûlhakim arvasi, rabıta-i şerife, çev. necip fazıl kısakürek. büyük doğu yayınları, s. 19, ist., 1981.

6. muhyiddin-i arabi, fususu'l-hikem, çev. m. nuri gençosman, s. 48, ist., 1981.

7. mehmed zaid kotku, tasavvufi ahlak, cilt l, s. 90, ist.

8. İmam-ı rabbani, mektubat tercümesi, 1. mektup, sönmez neşriyat, t. 6,1968, ist


ARİF ÇİFTÇİ

haksöz dergisi sayı:11 şubat 1992


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 25 Mayıs 2014, 06:39:46 ÖS 18
"VELİ" VE "EVLİYA" TERİMLERİ

giriş

veli kavramı ve tarihsel gelişmesi

arapça bir kelime olan vela yahut veliyye'den türeyen

veli sözcüğü dost, ahbap, arkadaş, yardımcı gibi manalara gelmektedir.

çoğulu evliyadır.

hukuki anlamda veli ise, bir çocuğun her türlü hareket ve halinden sorumlu olan kimse demektir. kelime kur'an'da allah'ın ismi olarak da kullanılmıştır.



Boşuna zahmet etmişsin kardeşim. Seninle bu şekilde anlaşma, bir noktada buluşma yolunu seçecek olur isek, bu yazışmalar devam eder gider. Sen bir yazı gönderirsin, cevap olarak ben bir yazı.

İfadeleri çarpıtmak, Evliya karşıtlığını ortaya koymak için kullanılmış olan kelimeler hiç mi dikkatinizi çekmiyor.?

Yazının yukarıdaki ilk bölümündeki geçen kısmı, bütünüyle tamamını ifade ediyor. Sonucunu okumaya gerek yok.

Geleneksel ve toplumsal diye bir kavramı Kuran 'a yakıştırıyor musun .? Allah 'ın kelamı, dün, bugün, yarın ve hatta kıyamete kadar geçerli değil mi.?

Veli kelimesini manalandırdığı ifadelere bakarmısın .?

Birincisi : Anlam olarak "dost, ahbap, arkadaş, yardımcı gibi manalara gelmektedir" demiş .!

İkincisi : Evliyadır demiş ve açıklama yok.

Ve hemen ardından,

"hukuki anlamda veli ise, bir çocuğun her türlü hareket ve halinden sorumlu olan kimse demektir. kelime kur'an'da allah'ın ismi olarak da kullanılmıştır". demiş..

Soruyorum size, Allah 'ın ismi olarak da kullanılabilen bir kelime dost olarak nasıl manalandırılır?

Senin ifade ettiğin gibi, dost edinmeyin manasında değerlendirecek olur isek, Allah 'ı da dost edinmemek gerektiği anlamı çıkmaz mı.?

HUKUKİ ANLAMI DEMİŞ, NE DEMEKSE .?

EVLİYA kelimesine verdiği mana: 1 - Her türlü hareket ve halinden sorumlu olan kimse

                                            2- -Dost, ahbap, arkadaş, yardımcı .

Netice olarak iki mana taşıyan anlamı, işimize gelen veye gelmeyen her tarafa çekebiliriz demektir. Öyle mi.?

-Toplumsal mana,
-Evrensel mana,
-Hukuksal mana


Allah aşkı için Kuran-ı Kerim için böyle bir ifadelendirme olabilir mi.?


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: FECR üzerinde 25 Mayıs 2014, 06:59:22 ÖS 18
Evet, bu şekilde anlaşmamız zor. :)

Bir kavramın birden çok anlama geldiğini bilmiyorsanız ben ne yapıyım ???
Biraz tefsir usulu okumuş olsaydınız böyle konuşmazdınız her halde.
Vücuh ve nezair konusunu tefsir ilminde hiç duymadınız mı acaba?
Duymadınız ise anlaşmamız çook zor.
Alıntı
Allah aşkı için Kuran-ı Kerim için böyle bir ifadelendirme olabilir mi.?
Allah aşkına hiç Kur'an tefsiri okumadınız mı? Hiç usul dersi almadınız mı?
Kur'an'da geçen zikir,salat, rabb, ilah, veli kavramlarının farklı ayetlerde hangi anlamlarda kullanıldığına bakmadınız mı?
Alıntı
Soruyorum size, Allah 'ın ismi olarak da kullanılabilen bir kelime dost olarak nasıl manalandırılır?
Ben de cevaplayım  :)
Esmaul Hüsna isimleri içinde "El Vali" diye ismi yok mu?
Bi zahmet araştırıverin

Rad suresi 11.ayette Allah'ın ismi Vali geçiyor. Bakıverin.

Zor dostum zor, sizinle bu konuda anlaşmamız  :)


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 25 Mayıs 2014, 07:04:15 ÖS 19
Bakın güzel kardeşim ,

İslam, Allah 'ın ilahi adaleti, geçmişte ne ise, bu gün de, yarın da, kıyamete kadar aynı anlayış ve kavrayışı ifade eder.

Allah c.c, bir zamana bütün rahmetini boca edip, diğer zamandan kısmaz. Adem a.s 'dan başlar, kıyamete kadar bütün insanlığa aynı oranda, hiç birine iltimas, torpil geçmeden, ayırtetmeden rahmetinden istifade ettirir.

Bunun aksini düşünmek, Allah 'a noksan sıfat isnat etmek olur. Eğer Allah-û Teala, bir zamana bütün rahmetini boca edip, bu zaman insanlarınıu bundan mahrum etmiş olsa idi, bu gün güneşten, yağmurdan, hava ve sudan bu kadar yararlanma imkanımız olmazdı.

Evliya ne için var biliyor musun .?

Dün, Allah 'ın bütün peygamberlerini kabul edip, tabii olanlar, onlara biat edenler ancak gerçek kurtuluşu hakedenlerdi.

Bu gün de Allah 'ın Evliyasını kabul edenler, ona biat edip tabii olanlar gerçek kurtuluşu hakedenlerdir.

Hz. Allah bakın ne buyuruyor;

Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasası. Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.
İsra 77

Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sâhibi, hem de acı azâb sâhibidir.
Fussilet 43

Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: «Benden başka İlâh yoktur; bana kulluk edin» diye vahyetmiş olmayalım.
Enbiya 25

Allah'ın, öteden beri devam eden kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Fetih 23

Hz. Allah, bizim kanunlarımızda değişiklik bulamazsınız buyuruyor. Evliya 'yı kabul etmek ..! tabii olmak, biat etmek..

Bunların değişeceğini mi zannediyorsun.?


 


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 25 Mayıs 2014, 07:18:18 ÖS 19
Peki, madem öyle ben sana Allah 'ın usulü ile cevap vereyim.



“Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır.
Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir.
Sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir.
Mümin kadınlardan iffetli olanlar, daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere,
mihirlerini vermeniz şartı ile size helaldir.
Kim inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir.
O ahirette de ziyana uğrayanlardandır.”
Maide 5



Yukarıdaki ayet, ehli kitaptan eşler alınabileceğini ifade ediyor. Bizim yeyip, içtiğimiz onlara, onların yediği ve içtiğini bizlere helal kılıyor.

Hz. Allah Yahudi ve Hıristiyanlardan eşler alabilirsiniz buyuruyor ..!  Doğru mu .?


Peki Maide suresi 51. ayeti senin gibi tefsir edecek olursak, hani diyorsun ya, "Allah aşkına hiç Kur'an tefsiri okumadınız mı? Hiç usul dersi almadınız mı"?

Ben de sana soruyorum. Aşağıdaki tefsir sana göre ;

Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
Maide .51



DOĞRU TEFSİRE BAKALIM ..

‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51


Soruyorum arkadaşım,

Maide suresi 5. ayeti ile, Maide suresi 51. ayetlerini alt alta koy ve manasını karşılaştır. Bir senin ifadene göre, bir de benim.


Haşa Hz. Allah kendisi ile çelişmiş olmuyor mu.?

Bir eyetinde akrabalığı emredecek, diğer bir ayette, "onları dost edinmeyin. Kim onları dost edinirse onlardandır" buyuracak ...!


TAHRİBATI, TAHRİFATI GÖREBİLDİN Mİ .?








Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 25 Mayıs 2014, 07:23:21 ÖS 19
İslami ıstılahta veli; Allah’ın sadık dostu ve sevgili kulu demektir. Veli, Allah’ın şeriatına bağlı, hak ve hakikate âşık kimsedir. Veli, “Kurân-ı Kerim’in hak ve hakikatini anlamış, Peygamber Efendimizin irşadı dairesinde hareket etmiş ve bu sayede ulvî derecelere yükselmiş olan Hak dostudur.”

Bu tarifler çerçevesinde milyonlarca Allah dostu vardır ki bunlar da iki kısımdır.

Bir kısmı herkes tarafından bilinen kimselerdir. Abdülkadir Geylani, Şah-ı Nakşibend, Bayezid-i Bistâmi, İmam-ı Gazali, İmamı Şarani, İmamı Şazeli, İmam-ı Rabbani ve Bediüzzaman gibi. Bunlar, Kur’an’dan aldıkları feyiz ile milyonlarca insanın irşadına vesile olmuşlardır.

Diğer kısım evliyalar ise, bilinmeyenlerdir. Hak Tealanın perde-i izzetinde mestur nice aşık, sadık ve dostları vardır ki, onları Allah’tan başka kimse bilmez. Bu Allah dostları ezelde aşk-ı ilahinin şarabını içmiş, muhabbet ve marifet-i ilahiyeye mazhar olmuş kimselerdir. Evliyaları hakkıyla tarif ve tavsif mümkün değildir. Onlar ahlak-ı ilahiye ile ahlaklanmış ve Kur’an’ın bütün hakikatlarını hayatlarına tatbik etmiş ve hayatlarını Allah rızası dairesinde geçirmişlerdir. Allah’ın en sevgili dostları olan bu zatlar, insanlık için birer manevi tabiptirler. Bunları yalnız Cenab-ı Hak bilir. Nitekim bir hadis-i kudsi de şöyle buyrulur: “Bir çok evliya vardır ki, onları benden başka bilen yoktur. Onlar benim hususi ve sevgili dostlarımdır.”

İbrahim Hakkı Hazretleri de bu hakikate işaret için;

“Harabat ehline hor bakma şakir,

Defineye malik viraneler var.” buyurarak, nice Allah dostunun ve evliyanın olduğunu ifade etmiştir.

Bütün meyvelerin ve çiçeklerin yetişmesine güneş vesile olduğu gibi, bu Allah dostlarının manevi terakki ve tealisine, yani onların marifet, muhabbet, ubudiyet, tefekkür, teslimiyet, tevekkül, ittika ve korunmalarına da vesile olan Kuran güneşi ve Peygamberimizin Sünneti dir.

Güneşten feyiz alan o meyve ve çiçeklerin renkleri ve letafetleri, kokuları ve tatları ayrı ayrı olduğu gibi, Kur’an güneşinin manevi meyveleri olan umum evliyaların da, feyizleri, irfanları, meşrepleri ve manevi dereceleri muhteliftir. Onlar, o manevi güneşten aldıkları feyiz ile neşrettikleri nurlar, zamanın ve zeminin her tarafını ışıklandırmıştır. İnsan maddi ve manevi birçok ihtiyaçlara muhtaç olarak yaratılmıştır. Bunları temin edemediği taktirde huzur ve rahat içinde yaşaması mümkün değildir. Hususen iman, marifet, ilim ve hikmet gibi manevi ihtiyaçlarını temin etmeden fikren sükünete ve kalben inşiraha nail olamaz. Bunun için mürşitlere, mücedditlere ve evliyalara muhtaçtır.

Evliyalar, Cenab-ı Hakk’ın cemal ve kemalinin tezahürlerini daima temâşa ederler. Onların bu temâşadan aldıkları zevk ve lezzet, cennetteki zevk ve sefanın çok fevkindedir. Onlar Cenab-ı Hakk’ın cemâl ve kemâline muhtelif isim ve sıfatlarına en mükemmel manada ayna olmuşlardır. Hiç şüphesiz insanlar içinde Allah’a en güzel, en geniş ve şa’şaalı bir surette âyinedarlık eden Peygamber Efendimiz (s.a.v)dır. Bu bakımdan Allah’ı en mükemmel manada tanıyan, seven ve başkalarına da sevdiren O Zât’tır. (s.a.v)

Daha sonra diğer peygamberler, mürşitler ve evliyalar gelir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cenab-ı Hakk’ın isimlerine okyanus gibi bir ayna iken, başka bir peygamber bir deniz, evliya bir göl ve başka biri de bir havuz mesabesindedir.

Evliyaların her birinde Cenab-ı Hakk’ın bazı esması hakimdir. Bundan dolayı bazısında heybet ve celâl, kiminde şevk ve zevk, başka birinde marifet ve fazilet, bir kısmında vakar ve sükun, bir diğerinde de ibâdet ve taat ve bir başkasında da şefkat ve merhamet galip gelmiştir.

Evliyalara Cenab-ı Hakk’ın rahmeti, lütfü ve inayeti nihayetsizdir. Onların olduğu mekanlara ve zamanlara feyz-i Rabbani, envar-ı Kur’anî tecelli eder; oralara hayır, feyiz ve bereket yağmur gibi dökülür. Onlar, Allah katında aziz ve mükerremdir; kıymetleri pek âlidir. Onları gören Allah’ı hatırlar.

Evliyaların en büyük gayesi, dünyada iman, salih amel, marifetullah ve muhabbetullah, ahirette de Cenab-ı Hakk’ın cemalini görme şerefine mazhar olmaktır. Evliyaların maksudu cennet değil, cemal-i ilahidir. Zira cennet mahluk ve mahduttur. Onlar mahluk ve mahdut olana değil, nihayetsiz cemal ve kemal sahibi olan mahbub-u hakikiye kavuşmaya ve O’nun rızasına ve rüyetine mazhar olmaya aşıktırlar. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Cennet’te bir dakika rü’yet-i cemâl-i İlâhî, bütün Cennet lezâizine fâiktir.”

Bediüzzaman Hazretleri de şöyle buyurur:

“İşte şu sırdandır ki; “Vedûd” ismine mazhar bir kısım evliyâ: “Cennet’i istemiyoruz; bir lem’a-i muhabbet-i İlâhiye, ebeden bize kâfidir.” demişler.

“Vedûd” ismine mazhar olan muhakikîn-i evliyâ; “Bütün kâinatın mâyesi, muhabettir. Bütün mevcudatın harekâtı, muhabbetledir. Bütün mevcudattaki incizab ve cezbe ve câzibe kanunları, muhabbettendir.” demişler.

Yine “Vedud” ismine mazhar olan evliyadan bir zat şöyle demiş: “ Felek mest, melek mest, nücum mest, semavat mest, şems mest, kamer mest, zemin mest, anasır mest, nebat mest, şecer mest, beşer mest, seraser zîhayat mest, heme zerrat-ı mevcudat beraber mest, der mestest”

Yâni; Muhabbet-i İlâhiye’nin tecelisinde ve o şarâb-ı muhabbetten herkes istîdadına göre mestdir. Malûmdur ki; her kalp, kendine ihsan edeni sever ve hakikî kemale muhabbet eder ve ulvî cemâle meftun olur. Kendiyle beraber sevdiği ve şefkat ettiği zâtlara dahi ihsan edeni daha pek çok sever. Acaba- sâbıkan beyan ettiğimiz gibi- her bir isminde binler ihsan defineleri bulunan ve bütün sevdiklerimizi ihsanatıyla mes’ud eden ve binler kemâlâtın menbaı olan ve binler tabakat-ı cemâlin medarı olan binbir esmâsının müsemmâsı olan Cemîl-i Zülcelâl, Mahbûb-u Zülkemâl, ne derece aşk ve muhabbete lâyık olduğu ve bütün kâinat, O’nun muhabbetiyle mest ve sergerdan olmasının şâyeste bulunduğu anlaşılmaz mı?”1

Allah-u Tealanın cemal ve kemalini müşahede etmekten daha büyük bir nimet tasavvur edilemez. Ancak Allah’ı müşahede nimeti O’na olan muhabbetin derecesine göredir. Muhabbet ne kadar ziyadeleşirse lezzet de o nisbette ziyadeleşir. Nitekim bir Hadis-i Kudside şöyle buyrulur: “Evliyalarımın benim cemalimi müşahadeye iştiyakları olduğu gibi, benim de onlara iştiyakım daha şiddetlidir.”

Bediüzzaman Hazretleri de rü’yetullahı şöyle ifade eder:

“Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? Otuz ikinci Söz’ün âhirinde denildiği gibi: Dünyanın bin sene mes’udane hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rü’yet-i cemaline mukabil gelmeyen bir Cemil-i Zülcelal’in daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.”2

Başka bir eserinde de şöyle buyurur:

“Her bir insan, o Hâlık-ı Zülcelal’e karşı hadsiz bir muhabbete müstaid olduğu gibi, o Hâlık dahi herkesten ziyade cemal ve kemal ve ihsanına karşı hadsiz bir mahbubiyete müstehaktır.”3

Dünya ve ahirette en yüksek mertebeye ulaşacak kimseler Cenabı Hakk’ı en ziyade sevenler olacaktır. Muhabbet, nihayetsiz cemal ve kemal sahibi olan Cenab-ı Hakk’a mahsustur. Zira, O’nun nihayetsiz olan bütün sıfatları en latif, en nuranidir. Bütün nurların nuru, bütün güzelliklerin menbaı O’dur. Sevgiye sebeb olan her güzellik, her kemâl, her cemâl O’ndadır. Hayat, ilim, kudret… gibi ezelî ve ebedî olan kemâl sıfatlar O’nundur. Bunlar ise zâtında sevilirler.

Şu kâinatta çiçeğinden bahçesine, zemininden semâsına, baharından cennetine kadar sevdiğimiz, takdir ve tahsin ettiğimiz herşey Cenâb-ı Hakk’ın Esmâ-i Hüsnâ’sının âyineleridir. Ezelden ebede bütün nimet ve ihsanlar, lütuf ve ikramlar, çok şefkatli ve pek merhametli olan O’nun hazinesinden gelmekte, O’nun kereminden akmaktadır. Öyle ise insan için “sebebsiz ve bizzât mahbub olan kemal-i mutlak sahibi, Zât-ı Zülkemal’in ve Zülcemal’in”4 sevgisine mazhar olmak ve O’nun tarafından sevilmekten daha büyük bir saadet düşünülemez.

Bediüzzaman Hazretleri bu hakikatı şöyle ifade eder: “Beşer, fıtraten şu kâinatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır. Çünki fıtrat-ı beşeriyede cemale karşı bir muhabbet ve kemale karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır. Cemal ve kemal ve ihsan derecatına göre, o muhabbet tezayüd eder.”5

Allah’a kemaliyle muhabbet O’nu bütün kalp ve hissiyatıyla sevip emir ve yasaklarına ittiba etmekle olur. Allah’ı seven bir cihetle kendini sevmiş olur. Mesela Padişahı seven padişahın ihsan ve ikramlarına nail olduğu gibi Allah’ı seven de O’na dost olur O Padişahı Zülcemale dost olan da elbette ki O’nun nimet ve ihsanlarına nail olur. Böylece kendini sevmiş olur. Allah’ı sevmenin yolu ise O’nun Resulünü sevip, sünnetine ittiba etmekle olur. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur:

“Ey Resulüm, de ki: “Ey insanlar! Eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” 6

Bediüzzaman Hazretleri bu ayetin tefsirinde şöyle buyurur:

“ Allah’a (celle celalühü) imanınız varsa, elbette Allah’ı seveceksiniz. Madem Allah’ı seversiniz, Allah’ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, Allah’ın sevdiği zâta benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir. Ne vakit ona ittiba etseniz, Allah da sizi sevecek. Zâten siz Allah’ı seversiniz, tâ ki Allah da sizi sevsin.”

İşte bütün bu cümleler, şu âyetin yalnız mücmel ve kısa bir mealidir. Demek oluyor ki; insan için en mühim âlî maksad, Cenab-ı Hakk’ın muhabbetine mazhar olmasıdır. Bu âyetin nassıyla gösteriyor ki; o matlab-ı a’lânın yolu, Habibullah’a ittibadır ve Sünnet-i Seniyesine iktidadır.”7

Evet insanın yaratılışındaki hikmet, Allah’ı tesbih, tahmit, ,tazim ederek O’na muhabbet etmektir. Bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Beni zikredin( anın) k) ben de sizi zikredeyim”8

Zaten kafirlerden başka Cenab-ı Hakk’ı zikretmeyen ve O’nu tanıyıp itaat etmeyen hiç bir mahluk yoktur. Nitekim bir ayette şöyle ifade buyrulur: “Yedi gök, dünya ve bunlarda bulunan herkes, O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur.”9 Dağlar ve bağlar, deryalar ve çiçekler, yıldızlar ve güneşler durmadan Allah’ı zikredip anarken, zikirde ustabaşı olan ve ibadet için yaratılan insanın bundan müstağni kalması düşünülebilir mi?

Evet, Allah dostları daima Allah’ı anarlar. Onlar, daima huzurdadırlar, hiçbir an Allah’tan gafil olmazlar. Onların içi umman-ı vahdette, dışı sahra-yı kesrettedir. Onların kalplerinde aşk-ı ilahi ve muhabbet-i ilahi öyle nakşolunmuştur ki, zail olması mümkün değildir. Onlar ihtiyarsız olarak can ve cananlarından geçmişlerdir; daima hayrettedirler. Bununla beraber, acz, fakr ve kusurlarını görür, yaptıkları iyilikleri hep Allah’tan bilirler. Nefislerinin tezkiyesine çalışırlar. Herkese marufu emreder ve nehy-i münkerde bulunurlar. Yani insanlara iyiliği emredip kötülüklerden sakındırırlar. Bunu yaparken de yumuşaklık ve alçak gönüllülük gösterirler. Allah dostlarının en ulvi maksatları; insanların her türlü küfür ve isyan ve menhiyattan uzak durmaları, Allah’a bağlanmalarıdır.

Tevazu ile vakar onlarda cem olmuştur. Onlar bu aleme mükerrem olarak ayak basmışlardır. Gezdiği yerler ve bastığı topraklar onlarla iftihar ederler. Onlar temiz fıtratlarını bir takım seyyielerle lekedar etmekten son derece sakınırlar. Onların ibadetleri ne cennete girmek, ne de cehennemden kurtulmak için değil, sırf Allah’ın rızasını kazanmak içindir. Onların suretleri güzel olduğu gibi, siretleri, kalp ve ruhları da nice fazilet ve güzelliklerle doludur. Zerafet ve nezafetleri ziynetleri olduğu gibi, iffet, haya, merhamet ve edep gibi manevi güzellikleri de onların süsüdür. Bu gibi manevi güzelliklere mazhar olmak insanın kendi ihtiyarındadır. Bu ulvi meziyetlerden mahrum olmak kadar insanı hacalete düşüren hiçbir şey yoktur.

Evliyalar, insanlara karşı son derece şefkatli ve merhametlidirler. Onlardaki bu hisler fıtridir. İsyanlarından dolayı insanların cehenneme gitmelerinden son derece üzüntü duyarlar. Nitekim bir Allah dostu olan Hz. Ebu Bekir (ra) : “Ya Rabbi vücudumu öyle büyüt ki, Cehennemde hiç kimseye yer kalmasın” buyurmuştur. Yine

Üstad Bediüzzaman Hazretleri de şöyle buyurmaktadır:

“Bu hizmete, yani ehl-i imanı dalalet-i mutlakadan kurtarmağa -lüzum olsa- dünyevî hayat gibi, uhrevî hayatımı da feda etmek bir saadet bilirim; binler dostlarım ve kardeşlerimin Cennet’e girmeleri için Cehennem’i kabul ederim.” 10

Diğer bir eserinde de şöyle buyurmuştur;

“Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur.”11

Bu iki büyük zatın ifadeleri bunun en açık delilidir. Acaba Hz. Ebubekir (r.a.) ve Bediüzzaman Hazretlerinin şefkat ve merhameti böyle olursa, Her güzel ahlâk sahasında olduğu gibi, merhamette de en ileri olan Hazret-i Peygamber (s.a.v)’in ümmetine karşı şefkat ve merhameti nasıldır?

Zira o, dünyaya geldiği dakikada “ümmetî ümmetî” (ümmetim) dedi. Hayatı boyunca ümmetim dedi. Miraçta ümmetim dedi. Dünyadan göçerken ümmetim dedi. Mahşerde de herkes “nefsî nefsî” diyeceği zaman, yine O, “ümmetî ümmetî” diyerek dünyada ümmetine karşı şefkat ve merhametini gösterdiği gibi, mahşerde de en ileri derecede gösterecektir. Nitekim Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde:”Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki, zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.”12 buyurarak, O’nun ( s.a.v) ümmetine karşı olan şefkat ve merhametini ortaya koymuştur. Hatta kafirlerin bile hidayete gelmemelerinden dolayı bile son derece müteessir olmuştur. Bu husus bir ayet-i kerimede şöyle ifade buyrulur “Şimdi bu söze inanmazlarsa, sen onların arkalarından adeta kendini tüketeceksin!”13 Bu ayet de Hazret-i Peygamber’in (s.a.v) insanların hidayete gelerek ebedi helaketten kurtulmasına ne kadar önem verdiğini ve O’nun (s.a.v.) eşsiz şefkat ve merhametinin en açık delilidir.

Evet Allah dostu olan ve kendine Hazret-i Peygamber (s.a.v)’i rehber eden evliyalar da hak ve hakikata muhtaç olan insanları, ona ulaştırmak için büyük bir şefkat ve merhamet gösterirler. Kalplerinde kimseye kötülük beslemezler. Bütün işleri Allah içindir. Onlar bu yolda yürürken kendilerini yollarından döndürmek isteyen kimselerin ayıplamalarından çekinmez ve korkmazlar. Her işlerinde adalet üzeredirler. Şüpheli şeylerden de son derece sakınırlar.

Bu zatların en büyük maksatları Allah’ın rızasını kazanmaktır. Allah’a itaatte hiçbir noksanlık göstermez, bu uğurda kendilerine isabet edecek her türlü eza ve cefaya sabrederler. Bütün mahlukatı ve insanları Allah için severler. Bu sevginin ehemmiyetini Hz. Ömer’ den (r.a) rivayet edilen bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle ifade buyurmaktadır:

“ Allah’ın kullarından öyle kimseler vardır ki, onlar enbiya ve şüheda değillerdir; fakat kıyamet günü Allah indindeki makamlarından dolayı onlara Enbiya ve Şüheda gıpta edeceklerdir.” Bunun üzerine sahabelerden bazıları: “Ya Resûlallah! Bunlar kimlerdir? Amelleri nedir? Bize haber ver ki, biz de onları sevelim.” dediler. Resûlullah (s.a.v) : “ Onlar bir kısım mü’minlerdir ki, aralarında hiç bir akrabalık bağı, birbirlerine itaati gerektirecek herhangi bir mal alakası olmadığı halde birbirini sadece Allah için sevenlerdir. Onların yüzleri nurdur ve kendileri de nurdan bir minber üzerindedirler. İnsanlar korktuğu zaman bunlar korkmazlar, nas mahzun oldukları zaman bunlar mahzun olmazlar.” buyurdular ve şu ayet-i kerimeyi okudular: “Haberiniz olsun ki, muhakkak Allah’ın velileri için bir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.”14

Bu ayetle Cenab-ı Hak, veliler için hiç bir korku, bir hüzün bulunmadığını müjde vermekte, onların dünyada da ahirette de en büyük bir teveccühe mazhar olacaklarını beyan buyurmaktadır. Onlar Allah’ı sever, Allah da onları sever ve onlardan razı olur. Bununla beraber onlar, yine de korku ve ümit arası olan “beynel havfi verreca” düsturundan hiç ayrılmadan yaşar ve akibetlerinden daima endişe duyarlar.

Evliyalar, esrar-ı ilahiye ve Kur’aniyeye vakıftırlar. Onlar, yaratılışın maksat ve esrarını anlamış mümtaz kimselerdir. Bu Allah dostlarının vefatından dolayı, yerler, gökler, sema, dağlar ve bağlar, denizdeki balıklar, zaman ve mekan, hasılı bütün mahlukat ağlar ve yas tutarlar. Ehl-i küfrün ölümünü ifade eden bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Ne gök ne yer onların üstüne ağlamadı.”15

Bu ayetin mefhum-i muhalifinden şöyle bir mana anlaşılır ki, “Ehl-i imanın Dünya’dan gitmesiyle, semâvât ve zemin, onların üstünde ağlıyor.”

“… Semâvât ve zemin, ağlar gibi ehl-i îmânın zevâline mahzun oluyorlar.”16

Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Arş’ın Sa’d İbn Muaz’ın (ra) vefatıyla sarsıldığını” ifade buyurmuşlardır. İmam-ı Şarani’nin Tabakat adlı eserinde Bağdat’ta vefat eden Ahmet İbn-i Hanbel Hazretlerinin evinin etrafına binlerce yabani hayvanın toplandığı ve cenazesine altmış binden fazla kişinin katıldığı anlatılmaktadır.

Evliyaların kıymet ve derecesini anlayabilmek ve onların deryasında fener yakabilmek için “insanın fikir teknesinin çok sağlam, idrak yelkeninin çok geniş ve gönül rüzgarının devamlı olması gerekir.”

Cenab-ı Hak bizleri de peygamberin ve evliyaların yolundan giden; daima acz, fakr ve kusurunu bilen ve hüsn-ü akibetle emaneti teslim eden kullarından eylesin! Amin…

Mehmed KIRKINCI / Nükteler / www.mehmedkirkinci.com (http://www.mehmedkirkinci.com)

Dipnotlar:

1 Sözler

2 Mektubat

3 Lem’alar

4 Şualar

5 Lem’lar

6 Al-i İmran suresi, 3/31

7 Lem’alar

8 Bakara Suresi 2/152

9 İsrâ Suresi 17/ 44

10 Emirdağ Lahikası

11 Tarihçe-i Hayat

12 Tevbe Suresi 9/128

13 Kehf Suresi, 18/6.

14 Yunus Suresi, 10/62

15 Duhân Suresi 44/29

16 Sözler


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 25 Mayıs 2014, 07:30:53 ÖS 19
Evliya

Evliya Allahü tealaya yakın ve sevgili kimseler. Arapça olan evliya kelimesi, veli kelimesinin çoğuludur. Evliyaya, “evliyaullah” da denir.Evliya, Allahü tealanın razı olduğu şeyleri yapan, O’nun sevgisini yani rızasını kazanan, peygamberlerin gösterdiği doğru yolda bulunan zatlardır. Bunların inançlarında hiçbir bozukluk olmadığı gibi, ibadetleri de devamlıdır. Nefsin arzularından olan menfaat düşkünlüğü, bencillik, kin, hırs, insanlara kötü muamele bunlarda bulunmaz.

Evliya hakkında ansiklopedik bilgi
Evliya Allahü tealaya yakın ve sevgili kimseler. Arapça olan evliya kelimesi, veli kelimesinin çoğuludur. Evliyaya, “evliyaullah” da denir.

Evliya, Allahü tealanın razı olduğu şeyleri yapan, O’nun sevgisini yani rızasını kazanan, peygamberlerin gösterdiği doğru yolda bulunan zatlardır. Bunların inançlarında hiçbir bozukluk olmadığı gibi, ibadetleri de devamlıdır. Nefsin arzularından olan menfaat düşkünlüğü, bencillik, kin, hırs, insanlara kötü muamele bunlarda bulunmaz. Devamlı güleryüzlü olup, dünyada kimseye düşmanlık beslemezler. Allah için çalışırlar. O’nun için uğraşırlar. Zenginlikleri varsa O’nun yolunda harcarlar, kerametlerini hiç göstermek istemezler. Cömerttirler. Kur’an-ı kerimde mealen şöyle buyruldu: “Biliniz ki, Allahü tealanın evliyası için azab korkusu, nimetlere kavuşamama üzüntüsü yoktur.” (Yunus suresi: 62)

Peygamber efendimize Eshab-ı kiramdan evliyanın ne olduğu sorulduğunda buyurdular ki:

Onlar öyle kişilerdir ki; görüldükleri zaman Allahü teala hatırlanır. Allahü tealanın öyle kulları vardır ki, onlara nebiler ve şehidler imrenirler. Allah için severler. Yüzleri nurludur ve nurdan minberler üzerindedirler. İnsanlar korktuğu zaman korkmazlar, üzüldükleri zaman da üzülmezler.

Onlarla beraber bulunanlar şaki (Cehennemlik) olmaz.

Allahü tealanın lütfu ve ihsanı olarak bunlara, herkeste bulunmayan bazı haller yani kerametler verilebilir. Bir anda uzak mesafelere gitme, aynı zamanda birkaç yerde bulunmaları, hastaların bunların dualarıyla iyi olmaları, kalplerden geçen düşüncelerin açıktaymış gibi görünmesi evliya kerametlerinden bazılarıdır. Keramet haktır. Yalnız, velinin keramet göstermesi lazım değildir. Bunlar kerametlerinin açığa vurulmasından sıkılırlar, utanırlar, göstermek istemezler. Allahü tealanın verdiği nimetleri Müslümanların görmesi İslamiyete olan bağlılıklarının kuvvetlenmesi için yeri ve zamanı geldiğinde keramet gösterirler. Veli öldüğü zaman kerameti kesilmez. Bunun için Müslümanlar Allahü tealanın sevdiği bu temiz insanları vasıta ve vesile ederek, araya koyarak türbelerinin başında veya başka yerlerde dua ederler. Yalnız bu esnada dikkat edilmesi gereken önemli husus evliya vesile edilerek, Allahü tealadan istenmesidir. Evliyadan istenmez. Bunun içindir ki, mesela üç İhlas, bir Fatiha-i şerif okuyup veli zatın ruhuna hediye edilir, bağışlanır. Sonra dua ederken, veliye; “Bana şunu ver, benim şu işimi yap.” denmez. “Ya Rabbi! Bu velinin, bu mübarek zatın, bu sevgili kulunun hürmetine şu dileğimi kabul eyle.” veya “Şu işimin olmasını nasib eyle.” denir.

Kaynak: Rehber Ansiklopedisi



Yazışmamız devam eder gider diye bu manada ifade etmiştim.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 25 Mayıs 2014, 07:45:35 ÖS 19
Evet, bu şekilde anlaşmamız zor.

Esmaul Hüsna isimleri içinde "El Vali" diye ismi yok mu?
Bi zahmet araştırıverin

Rad suresi 11.ayette Allah'ın ismi Vali geçiyor. Bakıverin.

Zor dostum zor, sizinle bu konuda anlaşmamız 


Sizce Vali ile Veli kelimelerini mana olarak bir mi anlamalıyız .?

Konuyu araştırması gereken kişi ben değilim, sizsiniz.

Ayette geçen Evliya kelimesini dost olarak tefsir ettiğinizde, ayetin manası yüz seksen derece değişiyor. Göremiyor musunuz .?


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: FECR üzerinde 25 Mayıs 2014, 08:08:22 ÖS 20
Ben ne anlatıyorum, sen ne anlıyorsun :)

Kur'an'da veli-evliya kelimesi bir çok anlama geliyor. Dost anlamına da gelir. Esas önemli olan anlamı "otorite"dir. Allah Yahudi ve Hristiyanları veli edinmeyin derken, onları otorite olarak kabul etmeyin, onlarla dostluk kurmayın, sırlarınızı paylaşmayın diyor.
Bugün bir toplumu düşünün
Ceza kanunu İtalya'dan
Medeni hukukunu İsviçreden
Ticaret kanunu Almanya'dan
Bilmem ne kanunu Avrupadan alan bir ülke kimi ve neyi dost/veli/otorite edinmiştir acaba?
Allah Rasulu ümmetini bununla uyarmıyor mu?
Ebu Saîd Hudrî (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Şüphesiz ki sizler, kendinizden önce gelen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına muhakkak uyacaksınız. O kadar ki şayet onlar bir kelerin deliğine girseler, siz de muhakkak onların arkasından gideceksiniz." Biz: Ey Allah'ın Resulü! bunlar Yahudilerle Hristiyanlar mıdır? diye sorduk. Allah Resulü: "Başka kim olacak" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 4822

Demiyor mu?
Kur'an onları veli edinmeyin derken tam da bunu kast ediyor.Mesele bundan ibarettir.





Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 26 Mayıs 2014, 12:32:29 ÖÖ 00
Arkadaşım,

Kuran 'da Veli, Evliya kelimesi bir çok anlama gelmez. Ya Veli diye geçer, ya da Evliya..!

O zaman bir ayetten Veli anladığını, diğer ayette Evliya anlayamazsın. 

Diyorsun ki, dost kelimesini istediğim yerde, istediğim ayette kullanırım. Bu Allah 'ın kurallarına tamamen ters. Bizim kanunlarımızda değişiklik bulamazsınız buyuran Rabbim, senin ayetlerden dilediğin şekilde anlamanın, anlam vermenin de önünü kesiyor.

Öyle kafana göre yorumlayıp, manalandıramazsın.

Anlamı Otorite de,
Toplumsal mana de,
Evrensel mana de,
Hukuksal mana de..!  De, kafana göre yorumla. Kimseye yediremezsin.

Benim yazdıklarıma kafana göre anlamlar yükleyebilirsin amma, Allah 'ın ayetlerine asla.

Allah 'ı çelişkide gösteriyorsun kardeşim.

Neden MAİDE .5 ayeti ile, MAİDE .51 ayetlerini yan yana, alt alta koyup yorumlamıyorsun.?







Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 26 Mayıs 2014, 12:38:46 ÖÖ 00
“Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir.
 
Sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar,

daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da namuslu olmak,

zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere, mihirlerini vermeniz şartı ile size helaldir.
 
"Kim inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir". O ahirette de ziyana uğrayanlardandır.”

Maide 5



TEKRAR TAKRAR SORACAĞIM .. 

DOST DİYE YAPILMIŞ OLAN BU TEFSİR İLE YUKARIDAKİ AYETİ BAĞDAŞTIRABİLİRMİSİN .?


Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
Maide .51



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: FECR üzerinde 26 Mayıs 2014, 08:24:23 ÖÖ 08
Alıntı
Kuran 'da Veli, Evliya kelimesi bir çok anlama gelmez. Ya Veli diye geçer, ya da Evliya..!

O zaman bir ayetten Veli anladığını, diğer ayette Evliya anlayamazsın.  
Arkadaşım kafanız iyi mi sizin
Veli kelimesi tekil bir kelimedir. Velinin çoğulu evliyadır. Ayrı kökten gelen kavramlar değil,aynı kavramdır. VELİ tekil, EVLİYA çoğuldur.
Alıntı
Diyorsun ki, dost kelimesini istediğim yerde, istediğim ayette kullanırım. Bu Allah 'ın kurallarına tamamen ters. Bizim kanunlarımızda değişiklik bulamazsınız buyuran Rabbim, senin ayetlerden dilediğin şekilde anlamanın, anlam vermenin de önünü kesiyor.
Ben kullanmıyorum, Allah kullanıyor. Mesela zikir kelimesi kimi ayette Kur'an için , kimi ayette Tevrat için , kimi yerde kitap için,Allah'ı anma olarak geçer. Salat kelimesi kimi yerde namaz, kimi yerde destek, kimi yerde dua anlamına gelir. Hangi ayette ne anlama geldiği ayetin siyak ve sibakından anlaşılır.
Korkmayın Kur'an'ın tefsirini yine en güzel şekilde Allah yapmıştır.

Alıntı
Allah 'ı çelişkide gösteriyorsun kardeşim.

Neden MAİDE .5 ayeti ile, MAİDE .51 ayetlerini yan yana, alt alta koyup yorumlamıyorsun.?

Allah'ın ayetlerinde hiç bir çelişki yoktur. Maide 5.ayet ile 51.ayet çok açık. Siz sap ile samanı karıştırırsanız çelişki gibi görürsünüz. Benim açımdan hiç bir çelişki yoktur. Maide 5.ayette Allah ehli kitap ile yeme içime ve nikah konusunu ele alıyor. Maide 51.ayette ise onlarla velayet ilişki olunmayacağını anlatıyor. Ehli kitap eşiniz de olsa , arkadaşınız da olsa onlarla sırlarınızı paylaşmayın, onları dost edinmeyin, onları otorite edinmeyin diyor. Mesele budur.
Çelişki olmayan ayetleri bile kendine çelişki gibi göstermek de neyin nesi olur. Apaçık bu iki ayet arasında çelişki zannına kapılıyorsanız işiniz/işimiz çok  zor.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: .müslim. üzerinde 26 Mayıs 2014, 12:25:24 ÖS 12
rabbim razı kalsın yazandan ve paylaşandan...arkadaş maide 5 ve 51 yazmış artık ne alakaysa evliyalıkla..

Öncelikle müminler ile yahudi ve hristiyanlar arasında, Allah'ın yasaklamayı uygun gördüğü dostluğun neyi ifade ettiğine değinmemiz yerinde olacaktır.

maide 5 seyyit kutup tefsiri..
5- Bugün size temiz olan yiyecekler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size ve sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. İffetli ve hür mümin kadınları -zinaya ve metreslik ilişkisine başvurmaksızın- namuslu biçimde mehirlerini verdiğiniz takdirde size helâldir. Kim iman etmeyi reddederse yaptığı ameller boşa gitmiştir, o kimse ahirette hüsrana uğrayanlardan olur.

Bu seçkin toplumun psikolojik durumunu tasvir ediyor: İlkin yüce Allah'ın hitabıyla karşılaşmanın mutluluğuyla şereflenmeleri, sonra da, haram kılınmasından korkarak kendilerine şüpheli görünen cahiliye dönemindeki tüm davranışlardan kaçınıp, uzaklaşma titizlikleri. Onlar bu yüzden bu yeni sistemin kabul ettiği herşeyi öğrenebilmek için sorulara gerek duyuyorlar. Bu dönemin tarihini inceleyenler, İslâm'ın Arapların psikolojisinde gerçekleştirdiği bu büyük değişikliği göreceklerdir. İslâm onları şiddetle sarsıyor ve bütün cahili pisliklerden arındırıyor.

Cahiliyye bataklığında bulup zirvelere ulaştırdığı müslümanlara yeniden doğduklarını bildiriyor. Bunun yanısıra bu dini yaymanın güçlüğünü, dirilişin büyüklüğünü, kaydedilen aşamanın şahaneliğini ve nimetin bolluğunu hissettiriyor. Böylece amaçları, kendilerine bu bol lütufları veren ilahî sisteme uygun olsun ve ona aykırı davranmaktan kaçınsınlar. Bütün cahiliye dönemindeki alışkanlıklarına yönelik bu duyarlılık ve çekingenlik, bu derin bilincin ve bu güçlü sarsıntının ürünüdür. Bu yüzden, (haramları bildiren) ayeti işittikten hemen sonra, Allah Rasulüne "... kendilerine neyin haram kılındığını" soruyorlar.

Bunu henüz işlemeden önce, helal olduklarını kesin olarak bilsinler diye soruyorlar. Onlara şu cevap geliyor: "De ki; size temiz olan yiyecekler helal kılındı."

Bu üzerinde düşünmeyi hakeden bir cevap. Bu cevap, onların duygularına şu gerçeği nakşediyor: Onlara temiz şeyler haram kılınmaz ve temiz şeylerden alıkoymazlar. Çünkü tüm temiz şeyler onlara helaldir. Kendilerine yalnızca pis şeyler haram kılınmıştır.

Gerçekten, Allah'ın haram kıldığı herşey, bozulmamış fıtratın psikolojik olarak iğrendiği leş, kan, domuz eti gibi şeyler yada mümin kalbin nefret ettiği, Allah'tan başkası adına veya putlara kesilen adaklar veya onların yanında bir çeşit kumar olan ok ve çekme gibi şeylerdir.

Bu genellemenin ardından gelen bir ifade olan; "temiz yiyecekler"e, özellikle bambaşka temiz türleri daha eklenmektedir. Bunlar için eğitilip-yetiştirilmiş, sahipleri tarafından avı nasıl yakalıyacağı öğretilmiş, yırtıcılardan doğan, şahin, pars, arslan ve köpek benzeri av hayvanlarının tuttukları avlardır:

"Allah'ın size söylediği bilgileri öğreterek yetiştirdiğiniz eğitimli av hayvanlarının sizin için avladıkları hayvanları da yiyiniz ve üzerine Allah'ın adını anınız. Allah'tan korkunuz. Hiç kuşkusuz Allah'ın hesaplaşması çok çabuktur."

Bu av için eğitilip-yetiştirilmiş avcı hayvanların yakaladıkları avların helal olabilmesi; avcı hayvanların, avlarını, sahipleri için tutmaları yani -açken ve sahipleri yanlarında yokken kendileri için tuttukları dışında- avlandığı sırada tuttuğu avını iyice koruyup, ondan yememeleri şarttır. Eğer av sırasında tuttuğu avın etinden yerse, eğitilmemiş demektir. Bu durumda yakaladıkları av, sahiplerinin değil kendilerinindir, dolayısıyla bu avları, sahiplerine helal olmaz. Eğer yakaladığı ve yediği avın büyük bir kısmını bırakıp, henüz canlı iken sahibine getirse -söz konusu av, kesilmesi ile helal olan bir hayvan bile olsa kesim ile temiz olmaz.

Allah, müminlere, av hayvanlar ile onlara olan nimetini hatırlatıyor. Onları, Allah'ın kendilerine sağladığı bilgileri öğreterek yetiştirmişlerdir. Allah, bu hayvanları, onlara boyun eğdirmiş, kendilerine onları eğitme gücü vermiştir. Ve nasıl eğiteceklerini de öğretmiştir.

Bu, Kur'an'ın eğitim yöntemini örnek alan; bahsetmedik bir nokta, ortaya koymadık bir ayrıntı bırakmayan hikmetli metodun özelliğini ifade eden bir bölümdür.

Hatta insanın gönlünde şu gerçeğin hissini uyandırıyor. Bu, Allah'ın, herşeyi; evreni yaratan, öğreten, onları insanlara boyun eğdiren olduğu ve bütün erdemli davranışların, kazançların nerede olursa olsun O'na döneceği gerçeğidir. Mümin Allah'tan geldiğini, O'na döneceğini bir an bile unutmaz. Herşey O'nun varlığı sebebiyle vardır. Bütün nesneler ve olaylar O'nun gücündedir.

Mümin biran bile her güç durumunda, her ruhi bunalımında ve kalkıştığı her işte Allah'ın, ihsan ve yardımını göreceğinden şüpheye düşmez. Bunların tümü, aslında Allah'ın "terbiyeci" oluşu gerçeğine dayanır.

Allah, müminlere, avcı hayvanların yakaladıkları avlar üzerine Allah'ın ismini anmalarını, avcı hayvanları salarken bunu söylemelerini, bu hayvanların avını pençeleri veya dişleri ile öldürdüklerinde, onun kesilmiş gibi olacağını, Allah'ın ismini, av keserken veya avcı hayvanı avın üzerine salarken anmanın yeterli olduğunu öğretiyor.

Sonra ayetin bitiminde onlara, Allah'tan ve çabuk hesaplaşmasından korkmaları uyarısı yapıyor. Haram ve helalın tümünü, mümini hayatındaki tüm niyet ve amellerinin ekseni olan bu bilince bağlıyor. Hayatın tümünü, Allah'ın, yüceliğini idrak etmeye, gizli ve açıkta O'nun gözetiminde olduğunu bilmeye dayandırıyor. "Allah'tan korkunuz. Hiç kuşkusuz Allah'ın hesaplaşması çok çabuktur."


maide 51 seyyit kutup tefsiri..

51- Ey müminler yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardan olur. Hiç kuşkusuz Allah, zalimleri doğru yola iletmez.

Bu dostluk, onların dinine tabi olmayı değil, onlarla işbirliği ve dayanışmayı ifade etmektedir. Zaten, din konusunda müslümanların, yahudilere ve hristiyanlara tabi olmaya eğilim duymaları gerçekten çok uzak bir olasılıktır. Buradaki dostluktan kast olunan, karışık bir meseleydi. Müslümanlar, çıkarların ve güçlüklerin giriftliği, gerek İslâm öncesinde, gerekse Medine'de İslâm devletinin kuruluşunun ilk yıllarında kimi yahudi gruplarla dostluk kurmuş olmaları gibi olgulardan yola çıkarak, bu tür ilişkilerin kendileri için bir sakıncası olmayacağını düşünüyorlardı. Ancak, Medine'de müslümanlar ile yahudiler arasında herhangi bir dayanışma, işbirliği ve dostluğun olamayacağı apaçık ortaya çıkınca Allah, müslümanları onlarla dostluktan men etti ve kendilerinden onlarla dostluklarını kesmelerini istedi...

Kur'an'ın ifadelerinde bu anlam, son derece belirgin ve net olarak ortadadır. Allah, Kur'an'da, Medine'deki müslümanlar ile "daru'l-İslâm"a hicret etmemiş müslümanlar arasındaki ilişkiden söz ederken şöyle buyuruyor: "(Ey müminler!) İnanıp hicret etmeyenlerle, kendileri hicret edene dek hiçbir dostluğunuz olmaz." (Enfal Suresi, 72) Doğal olarak burada kast olunan, din konusunda dostluk değildir. Zira müslüman, din konusunda müslümanın her halûkarda dostudur. Burada kast olunan dostluk, işbirliği ve yardımlaşma konusundadır. Buna göre, "dâru'l-İslâm"daki müslümanlar ile "dâru'l-İslâm"a hicret etmeyen müslümanlar arasında bu bağlamda bir dostluk kurulamaz. İşte burada ele almakta olduğumuz ayetlerde, müslümanlar ile yahudi ve hristiyanlar arasında -Medine'deki İslâm devletinin ilk yıllarında var olan, ancak sonradan- yasaklanan dostluk da bu bağlamda, yani işbirliği ve dayanışma bağlamındadır.

İslâm'ın kitap ehline karşı hoşgörüsü ayrı bir şeydir. onlarla dost olmak ayrı bir şeydir. Ancak kimi müslümanlar bu iki olguyu birbiriyle karıştırmaktadırlar. Bu da onların, metodolojik ve gerçekçi bir yapıya sahip olan dinin özünü ve misyonunu net olarak kavrayamamalarından kaynaklanmaktadır. Bu din, insanlığın tanık olduğu tüm öğretilerden farklı bir yapıya sahip olan İslâmî anlayış doğrultusunda, yeryüzünde yeni bir yapılanmanın sağlanması, insanların keyfî arzularının, Allah'ın sisteminden sapmalarının, ayrıca dîne aykırı öğretiler ve tutumların karşısında bir engel oluşturması, öngörülen bu yeni yapılanmanın gerçekleştirilmesi için de hiç bir kıvırmaya yeltenilmeksizin, kaçınılmaz olarak mücadele verilmesi, bu bağlamda insanların olumlu, etkin ve yapıcı eylemlere girişebilmesi için gönderilmiştir.

Dostluk konusunda yukarıda sözünü ettiğimiz iki olguyu birbirine karıştıranların eksiklikleri, inancın özüne ilişkin sağduyudan ve de savaşın bu kitap ehline karşı izlenecek tutumun niteliğini bilinçlice kavrayabilmekten yoksun oluşlarıdır. Onlar, Kur'an'ın bu konudaki son derece net olan buyruklarından habersizdirler. Bu nedenle de İslâm'ın, tüm hakları garanti altına alınmış olarak İslâm toplumunda yaşamakta olan kitap ehline karşı hoşgörülü davranılmasını ve onlara iyilik yapılmasını isteyen buyrukları ile dostluğun sadece Allah, peygamberi ve müslümanlara özgü kılınmasını isteyen buyruklarını birbirine karıştırmaktadırlar. Onlar Kur'an'da kitap ehline ilişkin yapılan tespitleri unutmaktadırlar. Onlar Kur'an'da belirtildiği üzere, onlar İslâm toplumuna karşı savaşma noktasında birbirlerinin dostudurlar. Bu, onlar için sabitleşmiş bir olgudur. Onlar, ne müslümandan hoşlanırlar, ne de onun dini olan İslâm'dan. Müslümandan, kendi dinini terk edip onların dinine geçmedikçe de hoşlanmayacaklardır. Onlar, İslâm'a ve müslümanlara karşı savaşmakta son derece ısrarlıdırlar. Onların bu noktada içlerinde gizledikleri öfke ve kin, ağızlarından çıkan sözlerdekinden çok daha büyüktür... Burada ele aldığımız ayetlerin bitimine dek, onların nitelikleri dile getirilmektedir.

Müslüman, kitap ehline hoşgörüyle davranmaktan yanadır. Ancak onlarla, yardımlaşma ve işbirliği anlamında bir dostluk kurmasının yasaklanmış olduğunun da bilincindedir. Onun yapacağı, dinini pratize etmek ve İslâm'ın eşsiz sistemini gerçekleştirmektir. Bu noktada onun yolu ile kitap ehlinin yolu kesinlikle aynı değildir. Müslüman her ne kadar onlara hoşgörü ve sevgiyle davransa da bu, onların kendisinin dinine bağlılığını sürdürüp İslâm sistemini gerçekleştirmesinden hoşnut olmalarına, onların ona karşı savaşmak, komplolar hazırlamak noktasında birbirlerinin dostu olmaktan vazgeçmelerine yetmeyecektir.

Kafirler ve ateistlere karşı, dini yayma amacıyla bizler ile kitap ehlinin aynı kulvarda yürüyebilecekleri gibi bir sanıya kapılmamız, ne kadar korkunç bir bilgisizlik, ne kadar büyük bir budalalıktır. Kitap ehlinin, müslümanlarla savaşmak söz konusu olduğunda kafirlerin ve ateistlerin safında yer aldıklarını bile bile, böylesi bir sanıya nasıl kapılabiliriz?

Her çağda olduğu gibi bu çağda da aramızdaki saf kişiler söz konusu uyarıcı gerçekleri kavrayamıyorlar. Kur'an'ın buyruklarını, yaşanan tarihî olayları tümden unutarak, kitap ehliyle -hepimiz dine inanıyoruz diyerek- elele tutup materyalizme ve ateizme karşı birlikte mücadele verebileceğimizi ileri sürüyorlar. Oysa, kâfir olan müşrikleri göstererek "Bunların yolu müminlerin yolundan daha doğrudur." (Nisa Suresi, 51) diyenler kitap ehlinin ta kendileriydi. Medinedeki müşrikleri destekleyip müslümanlara karşı kışkırtanlar, kitap ehlinin ta kendileriydi. Yine ikiyüz yıl süren haçlı savaşlarıyla müslümanlara saldıranlar kitap ehlinin ta kendileriydi. Endülüs'te yaşanan korkunç trajedinin sorumluları onlar değil midir? Ateistlerin ve materyalistlerin de yardımını alarak, Filistin'deki müslüman arapları perişan edenler, onların yurdunu yahudilere verenler kitap ehlinin ta kendileri değil midir? Habeşistan, Somali, Eritre ve Cezayir'de kısacası her yerde müslümanların perişan olmalarının nedeni onlar değil midir? Yugoslavya, Çin, Türkistan ve Hindistan'da, kısacası her yerde, ateistlerle, materyalistlerle ve paganistlerle de işbirliği yaparak müslümanların başına binbir çorap örenler kitap ehlinin ta kendileri değilmidir?

Tüm bunlara karşın bugün aramızdan kimileri kalkıp, -Kur'an'daki kesin buyrukların tamamen tersine- müslümanlarla kitap ehli arasında dostluk ve işbirliğinin mümkün olabileceğini ileri sürüyor! Neymiş! Böylece materyalizme ve ateizme karşı dini korumuş olacakmışız!

Bunları söyleyenler, Kur'an'ı okumamış olmalıdırlar. Okuduysalar bile, İslâm'ın özündeki hoşgörü çağrısını, Kur'an'ın yasaklamakta olduğu dostluğa çağrı biçiminde yanlış anlamış olmalıdırlar.

Bu tür kimseler İslâm'ın Allah katında kabul görecek tek inanç olduğunu kavrayamamışlardır. İslâm'ın, yeryüzünde yeni bir yapılanmayı hedefleyen, dün olduğu gibi, bugün de kitap ehlinin düşmanlıklarına ve saldırılarına göğüs gerilmesini sağlayacak olan, yapıcı bir hareket niteliği taşıdığını anlayamamışlardır. Kur'an'da kitap ehline karşı takınılması istenen tutum, kesinlikle değiştirilemez. Çünkü bu son derece doğal ve alternatifi olmayan bir tutumdur.

Biz, Kur'an'ın buyruklarını yanlış anlamış ve kavrayamamış ve söz konusu kimseleri bir kenara bırakıp, Kur'an'a kulak verelim:

"Ey müminler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse o, onlardan olur. Hiç kuşkusuz Allah, zalimleri doğru yola iletmez."

Bu çağrı Medine'deki İslam toplumuna yöneliktir. Ama aynı zamanda bu, yeryüzünün hangi köşesinde olursa olsun, kıyamete dek gelip geçecek olan tüm müslümanlara yönelik bir çağrıdır. "Ey müminler!" hitabının muhatabı durumunda olan herkese yönelik bir çağrıdır.

Yeri gelmişken bu çağrının "iman eden kimseler"e yönelik oluşunun nedenine de değinelim. Bu ayet indiği sırada, Medine'deki kimi müslümanlar ile kitap ehline -özellikle de yahudilere- mensup kimi insanlar arasındaki ilişkiler bütünüyle kopmuş değildi. Bu iki kesim arasında, birtakım dostlu:. ve dayanışma ilişkileri, kimi ekonomik ve karşılıklı ilişkiler, kimi de komşuluk ve arkadaşlık ilişkileri söz konusuydu. Medine'de araplar ile özellikle yahudiler arasında bu tür ilişkilerin bulunması, kentin İslâm öncesindeki tarihsel, ekonomik ve sosyal durumu göz önüne alınacak olursa son derece doğaldı. Bu durum, yahudilerin İslâm'a ve müslümanlara karşı komplolar hazırlayabilmelerini kolaylaştırıyordu. Onların hazırladıkları bu komploların her biri Kur'an'daki bir çok ayette (ki biz bunların kimisini bu kitabımızın daha önceki bölümlerinde açıkladık) ortaya konulup sıralandığı gibi, buradaki ayetlerde de bunlardan bir bölümü dile getirilmektedir.

Kur'an, yaşamda yeni bir düzeni gerçekleştirebilmek için inancı uğruna vereceği mücadelede müslümana gerekli bilinci kazandırmak, müslümanlar ile İslâm toplumundan olmayan, İslâm sancağının altında toplanmayan diğer insanlar arasında kesinkes bir ayrım gözetmeyi müslümanın benliğine yerleştirmek üzere indirilmiştir. Buradaki ayrım gözetme, insanlara karşı hoşgörülü davranmayı engellemek anlamında değildir. Hoşgörü, müslümanın sürekli sahip olacağı bir niteliktir. Buradaki ayrım gözetme meselesi dostluk, bağlamındadır. Müslümanın yüreğindeki dostluk duygusu, Allah'a, peygamberine ve müminlere tahsis edilmiştir. Sözünü ettiğimiz bilinci kazanmak ve istenilen ayrımı gözetmek meselesi, her yerde ve her kuşaktaki müslüman için mutlak bir gerekliliktir.

"Ey müminler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse o, onlardan olur. Hiç kuşkusuz Allah, zalimleri doğru yola iletmez."

Onlar, birbirlerinin dostlarıdırlar.. Bu, çağlar üstü bir gerçektir. Çünkü bu, eşyanın doğasından kaynaklanan bir gerçektir. Onlar, hiçbir yerde, hiçbir tarihte müslümanlara dost olmayacaklardır. Nitekim geride kalan bunca yüzyıllarda, Allah'ın bu şaşmaz sözündeki doğruluğu perçinlemiştir. Onlar Medine'de peygamberimiz ve müslümanlara karşı savaşma noktasında birbirlerinin dostlarıydılar. Bu noktada, tarih boyunca da birbirlerinin dostları oldular. Bu kural, tarih boyunca bir kez de olsa delinmemiştir. Yeryüzünde meydana gelen olayların tümü, Kur'an'ı Kerim'in tek bir olay değil, sürekli bir nitelik biçiminde ortaya koyduğu tespitler doğrultusundadır. Ayette, "Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar" biçiminde bir isim cümlesi kullanılması, sadece bir ifade tarzı olarak görülmemelidir. İsim cümlesi kullanılmasının nedeni, ayetin değişmez ve sürekli bir niteliği vurguladığını belirtmek içindir.

Bu temel gerçeğin ardından, bunun sonuçları anlatılıyor... Yahudiler ve hıristiyanlar birbirlerinin dostları olduklarına göre, ancak kendilerinden olan bir kimseyi dost edinirler. Müslümanların safları arasındaki bir kimse yahudi ve hristiyanları dost edindiğinde, müslümanların safını bırakmış, kendini "İslâm" niteliğinden soyutlamış ve karşıt safa katılmış demektir. Böylesi bir davranışın, gerçek ve doğal sonucu da budur:

"Sizden kim onları dost edinirse o, onlardan olur."

O bu tutumuyla, kendine, Allah'ın dinine ve müslüman topluma zulmetmiştir. Bu zulümden ötürü de Allah onu, kendisine dost bildiği yahudiler ve hristiyanlar kategorisine sokmuştur. Allah onu, artık doğru yola iletmeyecek, yeniden müslümanların safına döndürmeyecektir:

"Hiç kuşkusuz Allah, zalimleri doğru yola iletmez."

Bu Medine'deki İslâm toplumuna sert bir uyarıydı. Ancak, abartılı bir uyarı değildi. Sert bir uyarıydı. Ancak bütünüyle gerçeği dile getiren bir uyarıydı. Müslümanın, hem -birbirlerinin dostları olan- yahudiler ve hıristiyanlarla dostluk kurması, hem de müslüman ve mümin kalabilmesi, ayrıca -sadece Allah'ı, peygamberi ve müminleri dost bilen- müslümanlar safındaki yerini kaybetmemesi mümkün değildir... Bu mesele tam bir yol ayrımıdır...

Müslüman, kendisi ile İslâmî sistem dışında başka bir sistem benimsemiş insanlar ya da kendisi ile İslâm sancağı dışında başka bir sancak taşıyan insanlar arasında tam bir ayrım gözetme noktasında gevşeklik gösterdiği sürece, -herşeyden öce yeryüzünde diğer tüm sistemlerden farklı, eşsiz ve gerçekçi bir sistemi yerleştirmeyi amaçlamış ve de diğer tüm görüşlerden, farklı, eşsiz bir anlayışı temel almış olan- görkemli İslâmî hareket adına, kayda değer hiçbir eylem ortaya koyamaz...

Müslüman, -hiçbir kuşkuya, en küçük bir tereddüte yer kalmayacak biçimde- şunlara kesinkes ve mutlak surette kafasına yerleştirmek durumundadır: Allah'ın, Hz. Muhammed'i (salât ve selâm üzerine olsun) peygamber olarak gönderdikten sonra, insanlar için kabul edeceği tek din İslâm'dır. Allah'ın yaşamınızı kendisine göre belirlememizi istediği İslâm sistemi, eşsiz bir sistemdir. Diğer sistemlerin hiçbiri onunla eş düzey değildir. Başka bir sistemi alıp, onsuz yapabilmek mümkün değildir. Onun yerine, başka bir sistemi ikame etmek olası değildir. İnsanlığın yaşamı, sadece ve sadece İslâm'ın sistemi üzerine oturtulmadıkça, bir türlü düzelmeyecek ve kesinlikle yola girmeyecektir. Müslüman tüm çabasını, gerek öğretisel, gerek sosyal açılardan, kısacası tüm yönleriyle İslâm sistemini yerleştirebilmek için harcamadıkça, Allah katında, affedilmeyecek, bağışlanmayacak ve kabul görmeyecektir. Müslüman, bu uğurda çaba harcama konusunda hiçbir gevşeklik göstermemelidir. En ufak bir noktada bile olsa Allah'ın sistemi dışında hiçbir alternatif kabul etmemelidir. Ne inanç esasları, ne sosyal düzen, ne de yaşamaya ilişkin hükümler konusunda -Allah'ın kitap ehlinin bizden önceki şeriatlarından bizler için de geçerli olmasını uygun gördüğü hükümler hariç- İslâm sistemi ile diğer sistemleri birbirin;. karıştırmamalıdır.

Müslümanın tüm bunları kesinkes ve mutlak biçimde kafasına yerleştirmesi sonuçta, her türlü amansız engellere, ağır yükümlülüklere, ısrarlı bir direnişe, hazırlanan komplolara, çoğu kez dayanılmaz bir noktaya varacak binbir acıya karşı onu, Allah'ın insanlara uygun gördüğü sistemi gerçekleştirmek üzere gereken hazırlıkları yapmak için harekete geçmeye itecektir. Ayetlerde, gerek şirk koşanların paganizmi, gerek kitap ehlinin sapkınlığı, gerekse apaçık ateizm biçiminde olsun cahiliyyenin, yeryüzünde halen varlığını koruyan türlerinden herhangi birine mensup olan kimselerden hiç birinin gereksinim duymayacağı bir meseleden söz edilmesinin anlamı ne olabilir ki? Yine, İslâm sistemi ile kitap ehlinin ya da daha başka grupların sistemleri arasındaki farklar eğer gerçekten fazla değilse ve de müslüman söz konusu kesimlerle barış ve uzlaşma yoluyla belirli noktalarda anlaşmaya varabilecekse, İslâm'ın sistemini yerleştirmek için didinmekten söz etmenin ne anlamı olabilir ki?

Semavi dinlere mensup insanlar arasında yakınlaşma ve hoşgörü adına, Kur'an'ın belirlediği üzere, onlarla ilişkilerin bütünüyle kesilmesi ilkesini yumuşatıp sulandırmaya kalkışanlar, dinlerin anlamını kavrayamadıkları gibi, hoşgörünün anlamını da bilmemektedirler. Zira Allah katında nihaî din sadece İslâm'dır. Kitap ehline karşı hoşgörülü davranmak, inanç sistemi ve sosyal düzen bağlamlarında değil, sadece günlük insanî ilişkiler bağlamındadır. Onlar, müslümanın benliğine tamamen yerleştirdiği kimi gerçeklere ilişkin kesin bilgiyi zayıflatmaya çalışıyorlar. Ancak müslüman bilir ki Allah din olarak sadece İslâm'ı kabul edecektir. Kendisine düşen, Allah'ın İslam'la belirlemiş olduğu sistemi yürürlüğe koymaktır. Allah'ın sisteminin hiç bir alternatifi olamaz. Allah'ın sisteminde en küçük bir değişiklik bile söz konusu olmayacaktır. Tüm bu kesin bilgiler Kur'an'dan kaynaklanmaktadır: "Allah katında geçerli olan din İslâm'dır." (Al-i İmran Suresi, 19) "Kim İslam'dan başka bir din ararsa, o din ondan kabul edilmez." (Al-i İmran Suresi, 85) "Ey müminler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse o, onlardan olur." Bu konularda Kur'an, sözcüğün tam anlamıyla bir mihenk taşıdır. Dolayısıyla müslümana düşen, kendisinde bu kesin bilgiye ilişkin kuşku uyandırmak isteyenlerin bu bağlamdaki sözlerine kapılmamaktır.

Ayetlerin akışı içerisinde ayrıca, o gün yaşanmakta olan bir olguya değiniliyor. Zaten bu ayetler de bu bağlamda bir uyarı olmak üzere indirilmişti:

"Kalpleri hasta olanların, `Başımıza bela gelir diye korkuyoruz' diyerek onlara koştuklarını görürsün"

Bu konuda İbn Cerîr'in rivayetine bakıyoruz: "bizlere Ebû Kureyb ile İdris'in aktardıkları bir hadise göre, İdris şöyle dedi: Babamın bana aktardığına göre Atıyye bin Said şu olayı anlatmıştır: Hâris bin Hazrec oğullarından Ubade bin Sâmit peygamberimizin yanına gelerek; "Ey Allah'ın Rasulü" dedi, "Benim çok sayıda yahudi dostum var. Ama ben yahudilerle dost olmaktan Allah'a ve peygamberine sığınır ve de kendime sadece Allah'ı ve peygamberini dost bilirim". (Münafıkların başını çeken) Abdullah bin Ubeyy ise şöyle dedi: "Ben başıma bir bela gelmesinden korkan bir kişiyim. Bu nedenle arkadaşlarımla mevcut dostluğumu bozamam." Bunun üzerine peygamberimiz ise şöyle buyurdu: "Ey Abdullah bin Ubey! Ubade bin Sâmit'e karşı cimrilik edip, yahudilerle dost olmayı tercih ediyorsun. Oysa onların dostluğu senin için daha önemsizdir." Abdullah bin Ubey ise peygamberimizin bu sözünü "Kabulümdür" diyerek yanıtladı. Allah da bu olay üzerine, "Ey müminler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyiniz" ayetini indirdi."

İbn Cerîr dedi ki: "Hannâd, Yunus bin Bukeyr ve Osman bin Abdurrahman, el-Zuhrî'nin şöyle dediğini rivayet ettiler: Bedir savaşına katılan müşrikler yenilgiye uğrayınca müslümanlar, yahudi dostlarına; `'Bedir'in benzeri bir günü Allah size de tattırmazdan önce müslüman olunuz.'" dediler. Bunun üzerine Malik bin Sayf şöyle dedi: "Savaşmasını bilmeyen Kureyş topluluğunu yendik diye mi gururlanıyorsunuz? Şu var ki, eğer bizler kesinkes karar vererek sizlere karşı kuvvet toplayacak olursak, bizimle çarpışmaya gücünüz yetmez".. Ubade bin Samit de dedi ki: "Ey Allâh'ın Resûlü! Gerçekten de yahudilerden olan dostlarım kuvvet ve silah bakımından oldukça güçlüdürler. Ama ben yahudilerle dost olmaktan uzaklaşıp Allah'a ve Resulüne sığınıyorum. Benim, Allah ve Resulünden başka dostum olamaz" Abdullah bin Ubey ise; "Ama ben, yahudilerle dost olmaktan uzak kalamam. Çünkü onlara ihtiyacım var" dedi. Bunun üzerine peygamberimiz şöyle buyurdu: "Ey Abdullah bin Ubey! Yahudilerle olan dostluğunu, Ubade bin Samit'e yeğlemekte olduğunu görüyor musun? Oysa onların dostluğu senin için daha önemsizdir:" Buna karşılık Abdullah bin Ubey de; "Öyleyse dediğini kabul ediyorum" dedi."

İbn İshak dedi ki: "Peygamberle yapmış oldukları antlaşmayı ihlal eden ilk yahudi kabilesi Benî Kaynuka'dır. Asim Bin Ömer Bin Katâde bana şunu rivayet etti: Rasulüllah onları kuşatma altına aldı. Sonunda Resulullah'ın vereceği hükme razı oldular. Abdullah bin Ubey bin Selûl ayağa kalkarak, -Allah kendisine, olar için imkan tanıyınca- dedi ki: "Ey Muhammed! Dostlarına karşı iyi davran. Onlar Hazreç'le dayanışma içindeydiler." Rasulullah onu, duymazlıktan geldi. O yine, "Ey Muhammed! Dostlarıma karşı iyi davran!" dedi. Rasulüllah ondan yüz çevirdi. O da gelip elini, Resulullah'ın zırhının yenine soktu. Bunun üzerine Resulullah: "Bırak beni!" dedi ve öfkelendi. Çevresindekiler peygamberin öfkesinin yüzüne yansıdığını gördüler. Ardından Rasulullah: "Yazıklar olsun sana! Bırak beni!" dedi. Buna karşılık Abdullah bin Ubey şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki dostlarıma iyi davranana dek seni bırakmam. Beni, arabıyla acemiyle herkese karşı korumuş olan dörtyüz zırhsız ve üçyüz zırhlı kişiyi, sen bir gün doğumluk süre içinde biçip atıyorsun. Ben onların bana düşman kesilınelerinden korkuyorum." Bunun üzerine Rasulullah da: "Onlar senindir" buyurdu.

Muhammed bin İshak dedi ki: "Babam İshak bin Yesar'ın Ubade'den naklen anlattığına göre Velid bin Ubade bin Samit şöyle dedi: Beni Kaynuka, Rasulullah'a karşı savaş açınca Abdullah bin Ubey, onların işleriyle ilgilenmek için girişimlere başladı. Ubade bin Samit ise Rasulullah'ın yanına gitti. Avf bin Hazrec oğullarından olan Ubade'nin de tıpkı Abdullah bin Ubey gibi yahudilerle antlaşması vardı. Ancak o, yahudilerle olan antlaşmasına, Allah'ı ve Resulünü yeğleyerek: "Ey Allah'ın Rasulü! Allah'ı ve seni, onlarla olan antlaşmama tercih ederim. Kendime dost olarak Allah'ı, seni ve müminleri bilir. Kafilerle uzlaşmaktan, onları dost edinmekten uzak dururum" dedi. İşte bu olay üzerine Ubade ile Abdullah bin Ubey hakkında şu ayet indirildi: "Ey müminler! Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin! Onlar birbirlerinin dostudurlar." Bu olay üzerine inen ayetler, "kim Allah'ı, peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, zafer Allah'tan yana olanlarındır" ayetiyle noktalanmaktadır."

İmam Ahmed dedi ki: "Bize Kuteybe bin Said, ona Yahya bin Zekeriyya bin Ebi Ziyade, ona Muhammed bin İshak, ona Zührî, ona da Avde'nin naklettiğine göre Üsame bin Zeyd şöyle buyurdu: "Rasulullah'la birlikte Abdullah bin Ubey'in yanına gittik. Peygamber ona; "Seni yahudilerle olan dostluktan men etmiştim" dedi. Abdullah bin Ubey de: "Esad bin Zurare onları kızdırmıştı ama, ölüverdi!" şeklinde karşılık verdi." (Ebu Davud)

Bu belgelerin tümü, müslüman toplumdaki reel duruma ve Medine'de İslâm öncesinde mevcut olan çeşitli koşullara işaret etmekte ve aynı zamanda, müslümanlar ile yahudiler arasında belirli ilişkilerin olup olamayacağı meselesine ilişkin kesin bir görüş bulunmadığını göstermektedir. Buradaki ayetlerde tamamen yahudilerden bahsedildiği, hristiyanlarla ilgili olaylardan ise söz edilmediği dikkat çekiyor. Ancak buradaki nasslar, hem yahudileri hem de hristiyanları kapsar. Zira burada, müslümanlar ile kitap ehli ve (ilerde geleceği üzere) müşrikler de dahil olmak üzere diğer cemaatler arasında, sürekli bir anlayış, sürekli bir ilişki ve sürekli bir davranış biçimi tesis edilmektedir. Gerçi peygamber döneminde, hristiyanların müslümanlara karşı tutumları, yahudilerin tutumlarından farklıydı. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de bir başka ayette bu farklılık şöyle dile getiriliyor: "İnsanlar arasında müminlerin en yaman düşmanı olarak yahudileri ve (Allah'a) ortak koşanları bulacaksın. İnananlara sevgice ve en yakın olanları ise, `Biz hristiyanız' diyenleri bulacaksın." (Maide Suresi, 82) O günlerdeki bu tutum farklılığına karşın buradaki ayette, yahudiler ile hristiyanlar aynı kategoriye sokulmaktadır. Nitekim bir sonraki ayette de onlar ile kafirler yine aynı kategoriye sokulacaktır. Bu durum, dostluk ve anlaşma bağlamındadır. Zira bu meselede, temel bir prensip söz konusudur. Bu da, müslümanın ancak müslümanla dost olabileceği, müslümanla anlaşabileceğidir. Müslüman sadece ve sadece Allah'ı, peygamberi ve müslüman cemaati dost bilmelidir. Bu konuda, diğer gruplar, müslümanlara karşı takındıkları tutumlarda farklılık olsa da neticede tümü aynı kategoridedir.

Müslüman toplum için bu konuda böylesine kesinkes ve son derece net bir kural koyan Allah'ın ilmi, sadece Resulullah'ın yaşadığı dönemi ve o dönemdeki konjonktürel durumları değil, tüm zamanları kuşatır niteliktedir. Tarihte, daha sonra yeryüzünün pek çok yerinde yaşanan olaylar, İslâm'a ve müslümanlara düşmanlık konusunda hristiyanların da, yahudilerden aşağı kalmadıklarını göstermiştir. İslâm'ı hoşgörüyle karşılayan Arap ve Mısır hristiyanlarını bir yana bırakırsak, batıdaki hristiyan camiasının, tarih boyunca bu dine karşı kin ve düşmanlık güttüklerini, -yahudilerin her zaman kurdukları komplolardan, açtıkları savaşlardan hiç de farklılık arz etmeyecek biçimde onların da İslâm'a karşı savaştıklarını, komplolar hazırladıklarını görüyoruz. Kralları müslüman muhacirlere ve İslâm'a kucak açan Habeşistan'lıların bile, çok geçmeden, yahudileri hiç de aratmayacak biçimde, İslâm'a ve müslümanlara karşı amansız bir savaş başlattıklarını görüyoruz.

Yüce Allah, tüm bunları biliyordu. Bu nedenle de, Kur'an'ın indiği dönemdeki olgulara ve o dönemin geçici konjonktürlerine bakmaksızın, kıyamete dek şurada ya da burada yaşanabilecek muhtemel olgulara önem vermeksizin, bu meselede müminler için genel bir kural koyuyordu.

İslâm'ın ve -gerçekte pek ilintileri olmasa bile- kendilerinden müslüman diye bahsedilen insanların bugün hâlâ, yeryüzünün her yanında yahudiler ve hristiyanlarca tutuşturulan savaş ateşine maruz kalmaya devam etmeleri, Allah'ın "Onlar birbirlerinin dostudurlar" biçimindeki sözünün doğruluğunu perçinlemektedir. Bilinçli müslümanlara düşen, rabblerinin bu öğüdünü iyice özümsemektir. Bunun da ötesinde, emirdeki bağlayıcılığın ve yasaklamadaki kesinliğin gereği olarak, Allah ve peygamberin dostları ile Allah ve resulünün sancağına sarılmayan diğer kamplara mensup insanlar arasında dostluk, konusunda tam bir ayrım gözetmektir.

İslâm, müslümanı, tüm insanlarla ilişkisini inanç temeli üzerine oturtmakla yükümlü kılmıştır. Müslüman gerek düşüncesinde gerekse pratikte, dostunu ve düşmanını inanç esasına göre belirlemek durumundadır. Dolayısıyla müslüman ile müslüman olmayan bir kimse arasında herhangi bir dostluk yardımlaşma söz konusu olamaz. Çünkü bu iki kimsenin, inanç bazında yardımlaşabilmeleri olası değildir. Bu iki insanın, -kimi ahmakların ve Kur'an'ı okumayanların ileri sürdükleri alternatifin tam tersine- ateistlere karşı bile işbirliğine gidebilecekleri düşünülemez. Bu iki insan arasında, ortak inanç esasları bulunmadığına göre, böylesi bir işbirliğinin gerçekleşebileceği nasıl düşünülebilir?

Kur'an'ı okumamış, İslâm gerçeğini kavrayamamış bazı insanlar ve kimi kandırılmış saf insanlar, şu türden düşünceler üretiyorlar: "Din, dindir. Yani tüm dinler aynı kefededir. Dinsizlikte, hangi ad altında olursa olsun dinsizliktir. Öyleyse dindarlar dinsizliğe karşı birlikte mücadele verebilirler. Çünkü ateizm, tüm dinleri reddetmekte ve tüm dindarlara savaş açmış bulunmaktadır!"

Oysa, İslâm düşüncesine ve de İslâm gerçeğini özümsemiş bir müslümanın düşüncesine göre, kazın ayağı hiç de böyle değildir. Bir kimse, İslâm'ı inanç olarak benimsemedikçe ve İslâm düzenini kurmak için bu inanç doğrultusunda çabalamadıkça, İslâm'ın özünü kavrayamaz.

Bu mesele, gerek İslâm'da ve gerekse İslâm'ı özümsemiş müslümanların kafasında, son derece net olarak ortadadır. Din, sadece İslâm'dır. İslâm'ın tanıdığı başka bir din daha bulunmamaktadır. Çünkü Allah: "Allah katında geçerli olan din İslâm'dır." (Al-i İmran Suresi, 19) buyuruyor. "kim İslâm'dan başka bir din ararsa, o din ondan kabul edilmez." (Al-i İmran Suresi, 85) buyuruyor. Peygamberimizin gönderilmesinin ardından artık, Allah'ın İslâm dışında kabul edeceği, razı olacağı hiç bir din yoktur. Hz. Muhammed (salât ve selâm üzerine olsun) İslâm üzere gönderilmişti. Peygamber olduğu bildirilmezden önce hristiyanlığı kabul etmediği gibi, peygamberliğini öğrendikten sonra da kabul edecek değildi. Nitekim Hz. İsa'da da aynı olgu söz konusudur. O da, peygamber olduğunu öğrendikten sonra yahudiliği kabul etmemiştir.

Hz. Muhammed'in peygamberliğinden sonra da, -ehl-i kitap olarak- yahudilerin ve hristiyanların hâlâ var olmaları, bu onların dinlerinin Allah katında kabul göreceği ya da onların dinlerinin de bir ilahî din olarak tanınması anlamına gelmez. Bunlar sadece Hz. Muhammed'in peygamberlik öncesi dönemi için doğrudur. Ama, -İslâm düşüncesi ve müslümanların anlayışına göre- Hz. Muhammed'in peygamberlikle görevlendirilmesinin ardından, artık sadece bir tek din söz konusudur: İslâm. Ayette, tevil götürmez bir biçimde bu gerçek ifade edilmektedir.

Kuşkusuz İslâm onları, inançlarını bırakıp ille de İslâm'a gelmeleri için zorlamıyor. Çünkü "Dinde zorlama yoktur" (Bakara Suresi, 256) Ancak bu, onların gittikleri yolun da bir "din" olarak görülmesi, "din" olarak tanınması anlamında değildir.

Dolayısıyla, ateizme karşı İslâm'ın söz konusu kimselerle din bağlamında ortak bir cephesi olamaz. Çünkü burada, İslâm'ın dışında olanlar, "dine mensup olmayanlar" söz konusudur. Onların din dedikleri, İslâm nazarında din değildir. Bu dinsizlik, ister kökeni semavî olan saptırılmış bir inanç, ister putçuluk üzerine kurulmuş paganizm, isterse dinleri yadsıyan ateizm biçiminde olsun hiçbir şey değişmemektedir. Bu saydıklarımızın kendi aralarında birtakım görüş ayrılıklarının, anlaşmazlıklarının olduğu doğrudur. Ancak aynı zamanda bunların tümü İslâm'a terstir. Bu nedenle bunlar ile İslâm arasında ne bir dayanışma söz konusu olabilir, ne de bir dostluk...

Müslüman, kendisine din konusunda eziyet etmedikleri sürece, -daha önce geçtiği üzere- onlara iyi muamele etmesi istendiği için ehl-i kitap olanlara karşı iyi davranır. Onlardan namuslu kadınlarla evlenebilir. -Gerçi Hz. İsa'nın ilahlığına ve Allah'ın oğlu olduğuna ya da teslise inanan bir kimsenin ehl-i kitabını yoksa müşrik mi olduğu fıkıh bilginleri arasında tartışılır ama- genel hükme göre namuslu ehl-i kitap kadınlarla nikahlanabilir. Onlara iyi muamele etme gereği ve onlarla nikahlanmanın mümkün oluşu, din konusunda onlarla yardımlaşılacağı ya da dostluk kurulacağı anlamına gelmez. Bu durum, müslümanlar nezdinde Allah'ın -Hz. Muhammed'i peygamber olarak gönderdikten sonra- Hristiyanlığı da bir din olarak onayladığının ve hristiyanlarla ortak bir cephe oluşturarak ateizme karşı mücadele vermelerinin, mümkün olacağının göstergesi olarak algılanamaz.

Kuşkusuz ki İslâm, gerek ehl-i kitabın, gerek müşriklerin ve paganistlerin, putperestlerin inançlarını düzeltmek için gelmiş ve onların tümünü müslüman olmaya çağırmıştır. Çünkü Allah katında kabul görecek biricik ve tek "din", İslâm'dır. Yahudiler, İslâm'a, çağrılmadıkları sanısına kapılacaklardır. Bu çağrı, onlara ağır gelecektir. Bunun içindir ki Kur'an, onları çok açık bir biçimde İslâm'a çağırıyor. Bu çağrıya kulak asmadıkları takdirde kafir durumundadırlar.

Müslüman ateistleri ve paganistleri İslâm'a çağırmakla görevlendirilmiş olduğu gibi, aynı zamanda ehl-i kitabı da İslâm'a davet etmekle yükümlüdür. Ama, ne ateistleri ve paganistleri, ne de ehl-i kitabı İslâm'a girmeleri için zorlama yetkisi yoktur. Çünkü, insanların kalplerinde inanç,zor kullanılarak oluşturulamaz. Din konusunda zor kullanmak, -bırakınız yasaklanmış olmasını- hiç bir olumlu sonuç da doğurmaz.

Müslümanın, ehl-i kitabın dininin -Hz. Muhammed'in peygamberliğinden sonra- Allah katında yine kabul görecek bir din olduğunu iddia etmesi ile ardından onları İslâm'a çağırması kesinlikle bağdaştırılamaz. Onları İslâm'a çağırmakla yükümlü oluşu ancak, onların benimsediği yolun din olmadığını ve de bu nedenle onları dine-İslam'a çağırdığını düşünmesiyle mümkündür.

Bu gözle görülür gerçek tesbit edilirse, müslümanın, yeryüzünde dini yaygınlaştırma adına İslâm'ı din olarak benimsememiş kişilerle bir dostluk, bir dayanışma ilişkisine girmesinin İslâm inancıyla mantıken de bağdaşamayacağı daha kolay anlaşılacaktır.

İslâm'da bu mesele, bir örgütlenme, organizasyon meselesi olmasının yanısıra, bir iman, bir inanç meselesidir.

Bunun bir iman ve inanç meselesi olduğunu, müslümanlar ile ehl-i kitap arasında dostluk olduğu da son derece açıktır. Çünkü mümin tüm çabasını, -İslâm'ın belirlediği ve peygamberimizin aracılığıyla bizlere iletilen- Allah'ın nizamını, tüm ayrıntılarıyla ve de insanların her türlü davranışlarını kapsayacak biçimde yaşama aktarmak, uygulamak için yoğunlaştırmalıdır. Bu durumda, bu konuda müslümanın, İslâm, din, yöntem, sistem ve düzen olarak inanmamış bir kimseyle dayanışma içerisine girip yardımlaşabileceği nasıl düşünülebilir? Bunun mümkün olabileceğini söyleyenlerin amaçları başkadır. -Bu tür kimselerin amaçlarının İslâm'a ve İslâm'ın hedeflerine zarar vermediklerini varsaysak bile, onların bu düşünceleri İslâm'ın hedefleri arasında kesinlikle yerleştirilemez.- Çünkü İslâm, inanç esasıyla temellendirilmemiş hiç bir hedefi, hiçbir eylemi -başlangıç itibarıyla olumluymuş gibi bir izlenim yaratsa da kesinlikle onaylamamaktadır. "Rabblerini inkar edenlerin iyi işleri, fırtınalı bir günde, rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer." (İbrahim Suresi, 18)

İslâm, müslümanı tüm çabasını İslâm için harcamakla yükümlü tutmuştur. Müslümanın yaşamında, günlük faaliyetlerinde en küçük bir noktada bile İslâm'dan kopukluk düşünülemez. Bunu ancak, İslâm'ın özünü ve İslâm düzeninin esprisini kavrayamamış olanlar düşünebilir. Müslümanın, hayatta İslâm nizamının dışında kalan (!) bazı noktalarda İslâm düşmanlarıyla yardımlaşabileceği ya da İslâm düşmanlarının müslümandan -dinini terk etmediği halde- hoşnut olabilecekleri düşünülemez. Nitekim, yahudilerin ve hristiyanların müslümandan hoşnut olabilmeleri için ondan ne isteyecekleri Kur'an'da da açıkça belirtilmiştir. Görülüyor ki böylesi bir yardımlaşma ve işbirliği düşüncesi, gerek inanç bakımından, gerekse pratik bakımından kesinlikle imkansızdır.

Kalplerinde hastalık bulunan kişilerden biri olan Abdullah bin Ubey bin Selûl, yahudilerle dost kalma çabasına ve sevgisine, ayrıca onlarla dayanışmasına mazeret olarak; "Bir insan olarak ben başımı belaya sokmak istemekten korkarım" diyordu. Bunlar, kalpteki hastalığın, imandaki zayıflığın göstergesidir. Dost, Allah'tır. Yardım edecek olan Allah'tır. O'ndan başkasının yardımına bel bağlamak sapıklıktır, boşa kürek çekmektir. Ne var ki İbn Selûl'ün ileriye sürdüğü mazeretler, tarih boyunca pek çok kimse tarafından yinelenecektir. Kalplerinde hastalık bulunan her münafığın düşüncesi, İbn Ubey'in düşüncesiyle aynı olacaktır. Hiçbir münafık, iman gerçeğini kavrayamayacaktır. Ama öte yandan Ubade bin Samit, yahudilerin yapıp ettiklerini görünce onlara dostluktan nefret ediyor. Çünkü kalbinde iman vardır. Bunun için yahudilerle dostluğu tamamen bıraktı. O kalbini Allah'ın' buyruklarına açarken Abdullah bin Ubey bin Selul ise onun bu tutumuna tepki olarak öfkeyle dişlerini gıcırdatıyordu.

İşte iki farklı anlayıştan, iki farklı duygudan kaynaklanan iki faklı tutum. İman eden kalpler ile imanı bilmeyen kalpler arasında, bu iki olgu tarih boyunca sürgit yaşanacaktır.

Kur'an, dinlerine düşman olan kişilerle yardımlaşanları, onlarla sıkı fıkı olanları, Allah'a içtenlikle inanıp, bağlanıp güvenmeyen münafıkları tehdit ediyor. Onları fethin yaklaşmasıyla, Allah'ın, onların tutumlarını ortaya koyacak, gizledikleri nifak tohumlarını açığa vuracak buyruğuyla tehdit ediyor.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 26 Mayıs 2014, 02:23:48 ÖS 14
Ben ne anlatıyorum, sen ne anlıyorsun :)

Kur'an'da veli-evliya kelimesi bir çok anlama geliyor. Dost anlamına da gelir. Esas önemli olan anlamı "otorite"dir. Allah Yahudi ve Hristiyanları veli edinmeyin derken, onları otorite olarak kabul etmeyin, onlarla dostluk kurmayın, sırlarınızı paylaşmayın diyor.

Arkadaşım kafanız iyimi sizin kelimesini sana yakıştıramadım. Beni çelişkiye mi düşürmeye çalışıyorsun. Yukarıdaki ifade senin. Aşağıdaki ifade de :


Kuran 'da Veli, Evliya kelimesi bir çok anlama gelmez. Ya Veli diye geçer, ya da Evliya..!

Şimdi yorumunu yap. Kafası iyi olan kim.?

Kimin tefsirini okuyorsunuz .? Kuran 'ın tefsiri bir tek adet değil. Neredeyse 130 'a yakın Kuran tefsiri ve meali var. Hangi yazarın tefsirini okuyorsunuz .?

Bir tek Maide suresi 51. ayet tefsirindeki mana kirliliğini görebiliyor musunuz.?

Abdülbaki Gölpınarlı Meali   
Ey inananlar Yahudilerle Nasranileri dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur ve sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da onlardandır. Şüphe yok ki Allah zalim olan kavmi doğru yola sevk etmez.

Ali Bulaç Meali   
Ey iman edenler yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna hidayet vermez.

Abdullah Parlıyan meali   
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdırlar. Ve hanginiz onları dost edinirse kesinlikle onlardan olur. Allah yaratılış sebebine aykırı davranan toplumlara doğru yolu göstermez.

Ahmet Varol Meali
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.

Ahmet Tekin Meali   
Ey iman nimetine kavuşanlar yahudileri ve hristiyanları kamu görevlerini icraya yetkili kılmayın. Candan dost müttefik veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostu müttefikidirler birbirlerinin tarafını tutarlar. Sizden kim onların hâkimiyetini kabul eder dost edinirse o onlardandır. Allah düşmanlarını dost edinen başlarına otorite yapan zâlim bir kavmi doğru yola sevketme lütfunda bulunmayacak.

Ali Fikri Yavuz Meali   
Ey imân edenler! Yahudî'lerle Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onları dost ve yardımcı edinirse o da onlardandır. Allah düşmana dostluk etmekle nefislerine zulmedenleri hak yoluna eriştirmez.

Bayraktar Bayraklı Meali   
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyiniz. Çünkü onlar sadece birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları vekil edinirse onlardandır. Şüphesiz Allah zâlimler topluluğuna doğru yolu göstermez

Cemal Külünkoğlu Meali   
Ey inananlar! Yahudileri ve Hıristiyanları dost (sırdaş) edinmeyin. Zira onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden onları dost tutanlar onlardandır. Şüphesiz ki Allah zalimler topluluğunu (istemedikleri için) doğru yola eriştirmez.

Diyanet İşleri Meali (Eski)   
Ey İnananlar! Yahudileri ve hıristiyanları dost olarak benimsemeyin onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onlara dost olursa o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.

Diyanet İşleri Meali (Yeni)   
Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.

Diyanet Vakfı Meali   
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna yol göstermez

Edip Yüksel Meali   
İnananlar Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onlarla dost olursa onlardan sayılır. ALLAH zalim toplumu doğru yola iletmez.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali   
Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah zalim kavmi doğru yola iletmez.

Elmalılı Meali (Orjinal)   
Ey o bütün iyman edenler! Yehud ile Nesârâyı yar tutmayın onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar içinizden her kim onlara yardaklık ederse muhakkak onlardan ma'duddur Allah ise zulm edenleri doğru yola çıkarmaz

Hasan Basri Çantay Meali   
Ey îman edenler Yahudileri de Nasrânîleri de kendinize yâr (ve üstünüze haakim) edinmeyin. Onlar (ancak) birbirinin yaranıdırlar içinizden kim onları dost (ve haakim) edinirse o da onlardandır. Şübhesiz Allah o zaalimler güruhuna muvaffakıyyet vermez.

Hayrat Neşriyat Meali   
Ey îmân edenler! Yahudileri ve hristiyanları dostlar edinmeyin!(1) Onlar birbirinin yârânıdırlar. Buna rağmen içinizden kim onları dost edinirse artık şübhesiz o onlardandır. Muhakkak ki Allah zâlimler topluluğunu (inkârlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyeteerdirmez.

Kadri Çelik Meali   
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veliler edinmeyin; onlar birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları veli edinirse o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.

Ömer Nasuhi Bilmen Meali   
Ey imân edenler! Yehûd ile Nasâra'yı dost tutmayınız. Onların bazıları bazılarının dostudur. Ve sizden her kim onları dost edinirse muhakkak o da onlardandır. Şüphe yok ki Allah Teâlâ o zalimler olan kavme hidâyet etmez.

Muhammed Esed Meali   
SİZ EY imana ermiş olanlar! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin: Onlar yalnızca birbirlerinin dostlarıdır. 72 Ve hanginiz onları dost edinirse kesinlikle onlardan olur: Bilin ki Allah böyle zalimlere 73 doğru yolu göstermez!

Suat Yıldırım Meali   
Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları velî edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin velisidirler. Sizden kim onları velî edinirse o da onlardandır. Allah böylesi zalimleri doğru yola iletmez.

Süleyman Ateş Meali   
Ey inananlar yahudileri ve hıristiyanları veliler edinmeyin! Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları kendine veli yaparsa o onlardandır. Şüphesiz Allah zalim toplumu doğru yola iletmez.

Şaban Piriş Meali   
Ey İman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli / dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli kabul ederse o da onlardandır. Allah zalim topluma hidayet vermez.

Ümit Şimşek Meali   Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirinin velisidir. Sizden onları veli edinen onlardan olur. Allah ise zalimler güruhuna yol göstermez.

Yaşar Nuri Öztürk Meali   
Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları gönül dostları edinmeyin. Onlar birbirlerinin gönül dostlarıdır. Sizden kim onları gönül dostu edinirse oonlardandır. Allah zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.


Bir ayetin bir tek manası yok ki, siz de haklısınız. Birisinin yar dediğine, bir diğeri dost demiş. Birisinin Veli dediğine, bir diğeri gönül dostu demiş. Birisinin sırdaş dediğine, bir diğeri üzerinize haakim demiş...!


Sen de diyorsun ki, Veli diyelim ki istediğimiz tarafa kolayca çekelim. Çeksen de sana göre gidecek, aslına göre değil. Hiç düşündünüz mü, neden Kuran 'ın bu kadar çok tefsiri mevcut.

Hiç düşündünüz mü, Kuran 'ın bir olması gereken meali neden bu kadar çok. El ve ağız birliği edilmiş bir şekilde, BİR TEK olması gereken tefsir ve meal kirliliği, acaba ne mana ve anlam taşıyor .?

Halbuki ayetin orjinal metninde Hz. Allah "EVLİYA" buyurmuş.

İngilizcede, Fransızcada, Almancada.. Dünya üzerinde kullanılan bütün dillerde, kullanılan kelimenin karşılığını ifade etmeye yeterli olmayan tercümeler asla kullanılmaz. Kelimenin aslından başka tercüme edilmiş bir başka kelam asla kullanılmaz. Yalnızca aslı kullanılır.

Fakat her ne hikmetse bilinmez. Şu ayet her şeyi açıkça ifade ediyor.

‘‘Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye, din olarak Nuh’a tavsiye ettiğimizi, sana vahiy ettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve Îsa’ya tavsiye ettiğimizi, sizin için şeriat yaptı. Fakat kendilerini çağırdığın bu nizam Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.’’
Şura 13


Her ne kadar kabullene meseniz de Allah 'ın Evliya 'sı yeryüzünde kıyamete kadar eksik olmayacaktır. Kuran 'da geçen EVLİYA sözcüğünün yerini alabilecek başka bir karşılığı yoktur.

Kabul etseniz de, etmeseniz de Allah 'ın kuralı bu. Evliya, yol büyüğüdür, yol gösterendir, terbiye edicidir, vesile ve sebeptir.

Gerçek Evliya 'lar, Peygamber varisleridir. Kuran 'a acabasız bağlı, edilleyi şeriyeye uyumlu, kitap, sünnet, zamana uyumlu icma, kıyası fukuha prensibi ile tabii olanları yetiştirir.

De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız "BANA" uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."
Âl-i İmrân .31


Eğer ki Kuran kıyamete kadar geçerli ise, bu ayet Allah 'ın Evliyası için de geçerlidir.
 


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 26 Mayıs 2014, 02:39:38 ÖS 14
rabbim razı kalsın yazandan ve paylaşandan...


Hak divanında öğrenirsin amma, hiç bir değeri ve kıymeti olmaz. Burada idrak edemeyene ahirette zaten ettirilecek.

Yazık, Allah hidayet versin de bu dünyada idrak et.

Karşında beni görüyorsun değil mi.? Ayeti, ayetle çürütmeye çalışıyorsunuz.

Allah 'ın ayetlerini, birilerinin yazmış olduğu yazılarla kararta bileceğini, red ve inkar edebileceğini zannediyorsun. Paylaşmış olduğun yazının her harfinden sorumlusun.

Allah ıslah etsin, gerçekten de çok yazık.

EVLİYA ' KELİMESİNİN MANA KARŞILIĞI YİNE EVLİYA 'DIR.

Başka manası yok.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 26 Mayıs 2014, 02:48:25 ÖS 14


Allah'ın ayetlerinde hiç bir çelişki yoktur. Maide 5.ayet ile 51.ayet çok açık. Siz sap ile samanı karıştırırsanız çelişki gibi görürsünüz. Benim açımdan hiç bir çelişki yoktur. Maide 5.ayette Allah ehli kitap ile yeme içime ve nikah konusunu ele alıyor. Maide 51.ayette ise onlarla velayet ilişki olunmayacağını anlatıyor. Ehli kitap eşiniz de olsa , arkadaşınız da olsa onlarla sırlarınızı paylaşmayın, onları dost edinmeyin, onları otorite edinmeyin diyor. Mesele budur.
Çelişki olmayan ayetleri bile kendine çelişki gibi göstermek de neyin nesi olur. Apaçık bu iki ayet arasında çelişki zannına kapılıyorsanız işiniz/işimiz çok  zor.


Sap ve saman ilişkisi kuran kim.? Bak ve gör. Bu ne demek .?

onlarla velayet ilişki olunmayacağını anlatıyor. Ehli kitap eşiniz de olsa , arkadaşınız da olsa onlarla sırlarınızı paylaşmayın, onları dost edinmeyin, onları otorite edinmeyin diyor. Mesele budur.

Yapma gözüm Allah aşkına. Açıkladığını mı zannediyorsun. Onlarla ilişki ya olacaktır, ya olmayacak. Olacak diyorsan dost kelamı yanlış.

İlişki olmayacak diyorsan, ayeti inkar ..

Hangisi, onlarla ilişki var mı, yok mu .?


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: FECR üzerinde 26 Mayıs 2014, 02:59:11 ÖS 14
"kellim kellim la yenfa' "

Sana "selam" diyorum geçiyorum.
Allah selamet versin hepimize, sıratı mustakimden ayırmasın


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: .müslim. üzerinde 26 Mayıs 2014, 06:18:24 ÖS 18
rabbim razı kalsın yazandan ve paylaşandan...


Hak divanında öğrenirsin amma, hiç bir değeri ve kıymeti olmaz. Burada idrak edemeyene ahirette zaten ettirilecek.

Yazık, Allah hidayet versin de bu dünyada idrak et.

Karşında beni görüyorsun değil mi.? Ayeti, ayetle çürütmeye çalışıyorsunuz.

Allah 'ın ayetlerini, birilerinin yazmış olduğu yazılarla kararta bileceğini, red ve inkar edebileceğini zannediyorsun. Paylaşmış olduğun yazının her harfinden sorumlusun.

Allah ıslah etsin, gerçekten de çok yazık.

EVLİYA ' KELİMESİNİN MANA KARŞILIĞI YİNE EVLİYA 'DIR.

Başka manası yok.

amin inşallah..bizim şeyhımız yok bizi kurtarsın sen kurtuldun desene..evliye dediklerin kendilerini kurtarmiştir inşallah..


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 26 Mayıs 2014, 06:34:40 ÖS 18
"kellim kellim la yenfa' "

Sana "selam" diyorum geçiyorum.
Allah selamet versin hepimize, sıratı mustakimden ayırmasın



Ve aleyküm selam ..  Amin ,

Allah cümlemize de selametlikler versin, sırat-ı müstakimden ayırmasın inşaallah.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 26 Mayıs 2014, 07:03:04 ÖS 19

amin inşallah..bizim şeyhımız yok bizi kurtarsın sen kurtuldun desene. evliye dediklerin kendilerini kurtarmiştir inşallah..


Hala işin gırgırındasın. Evliya yazmak bile içini sıkıyor belli ki.

Benim şeyhim değil beni kurtaran. O yalnızca irşat eder, öğretir, bildirir, izah eder, ikaz eder..

Kısacası terbiye eder.

E D B Ya Hu ' yu öğretir. 

Allah 'ı bildirir, senin kendini buldurur. Nefsinle seni tanıştırır. Benlik, gurur, kibir, ucup 'tan sakınmayı öğretir. Peygamber terbiyesi verir.

Daha ne versin, daha ne yapsın. Ahiret yurdu için gerekli teçhizatla donatır. 

Peygamber efendimize gerçek manada tabii olanların sayısı kaçtı biliyormusun .?

Cennet ile müjdelenen on kişi..

İnsanlar yalnız "inandık" demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?
Ankebût .2


İman ve inancın da imtihanı var. İnandım demek yetmiyor. İman ettim demek de yetmiyor.

Şunu demek istiyorum, İnanmıyorsan da karalama, inanmıyorsan da aleyhte olma ki, hesap gününde bir tutar dalın olsun.

İslam Dini seninle bana kalsa sonucun ne olacağı ortada. Dahanın, dahası var. Yetmiyor.

Evliya yok demek, olmadı, olmayacak demek, Allah 'ın ilmine sınır çizmek olur.

Sen de ayetlerin manalarını bilmiyordun amma, birilerini kendine yakın buldun ve böylece bu yolda görmesen de, farketmesen de kendine bir MÜRŞİT edinmiş oldun.

Hiç kimsenin fikri, görüşü, düşüncesi kendisine ait değil.

Doğduğu ilk günden itibaren fikirler, düşünceler yüklenmeye başlıyor insana, ve belirlenip şekilleniyor istikamet, güzergah. Kendisine ait olan tek şey, iradesi ile seçtiği yol.

Fikirler hep başkalarına ait.

Bu yüzden kesin ve net ifadeler kullanmaktan kaçın.

Yalnızca bir tavsiye ..



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 26 Mayıs 2014, 07:24:32 ÖS 19
EVLİYA var, hep var olacak. Hz. Allah kainatı bir saniye bile boş bırakmadı, bırakmayacak.

Yol gösteren bir Mürşit, terbiye eden bir Veli, İrşat eden bir Evliya kainattan hiç eksik olmayacak. Her ne kadar sizler yok desenizde, Evliya 'nın karşılığı olarak dost tefsirini alsanız da
hem vallahi, hem billahi sonuç değişmeyecek.

Evliya 'ya biat eden, Resulullah 'a biat vecibesini yerine getirmiş olur.

Muhakkak ki, Sana Bi'at edenler, gerçekte Allah'a bi'at etmektedirler. Allâh'ın eli, onların ellerinin üzerindedir .Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah'a verdiği sözü tutarsa Allâh ona büyük bir mükâfât verecektir.
Fetih 10


Yukarıdaki ayette geçen, "Allah 'ın eli, onların eli üzerindedir" hitabını bir düşünelim.

Kul olarak nelere yormayız ki. Fakat gerçek bu. Hz. Allah 'ın Evliya 'ları Peygamber varisleridir.

Hz. Allah, her şeye gücü yetendir. Her yerden, her şeyden tecelli edebilir. Canlı veya cansız, (tabii bize göre) yarattığı her nesneden veya mahlukattan hitap edebilir.

Bunu, bizim cüz-i irade ile, külli iradeyi anlamamız, idrak edebilmemiz mümkün değil.

İsa a.s 'a doğuştan kör bir insanın gözlerini açtıran "O" idi.

Ölü insanı dirilten "O" idi.

Hz. Meryem 'i eşsiz hamile bırakan "O" idi.

Allah her şeyin hakimidir.

"Vehüveala külli şeyin kadir".


Konu Başlığı: Ynt: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: kutbay üzerinde 27 Mayıs 2014, 09:20:47 ÖÖ 09
Bazı insanlar vardır; duyduğu her haberi, yorumu, fikri, düşünceyi alır ve üzerine birşey koymadan dağıtır.

Bazı insanlar vardır; alır, kişiliğiyle, inancıyla,  bilgi ve tecrübesiyle harmanlar dağıtır

Bazı insanlar vardır; fikir yürütür, düşünür, yorumlar...


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 27 Mayıs 2014, 11:48:48 ÖÖ 11
Tasavvuf nedir?

Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir. Tasavvuf hâl işi olduğu için, yaşayan bilir, tarif ile anlaşılmaz.

Tasavvuf ilmi, kalp ile yapılması ve sakınılması gereken şeyleri ve kalbin, ruhun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna Ahlak ilmi de denir.

Tasavvuf ehli, kendi derecesine göre, tasavvufu tarif etmiştir.

Birkaçı şöyle:

Tasavvuf, dinin emirlerine uyup, yasaklarından kaçarak kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak demektir.

Tasavvuf, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid'atlerden kaçmaktır.

Tasavvuf, nefsin iman ve itaat etmesi, bütün ibadetlerin ve bütün hayırlı işlerin hakiki ve kusursuz olmasıdır. 

Tasavvuf, fâni olan her şeyden yüz çevirip, baki olana bağlanmaktır.

Tasavvuf, İslam ahlakı ile süslenmektir.

Tasavvuf, ölmeden önce ölmektir.

Tasavvuf, baştan başa edeptir, tamamen edepten ibarettir.

Tasavvuf, kadere rızadır.

Tasavvuf, Hak teâlâya inkıyaddır, kayıtsız şartsız teslimiyettir.

Tasavvuf, emeli bırakıp amele devam etmektir.

Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmaktır.

Tasavvuf, namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek demek değildir. Bunları yapmak her insanın kulluk vazifesidir. Tasavvuf, insanları incitmemektir. Bunu yapan, vasıl olmuş, yani maksada kavuşmuştur.

Tasavvuf, insanı, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karşı gereken güzel ahlaka kavuşturan yoldur. İnsana bu yolu mürşid-i kâmil öğretir.

Tasavvuf, her sözünde, her işinde, dine yapışmaktır.

Tasavvuf, ızdırap çekmektir. Sükun ve rahatlıkta, tasavvuf olmaz. Yani, aşıkın maşuku aramaya çalışması, maşuktan başkası ile rahat etmemesi gerekir.

Tasavvuf, kendi nefsinin ayıplarını, kusurlarını anlamaktır ve dine uymakta kolaylık ve lezzet hasıl olmaktır ve gizli olan şirkten, küfürden kurtulmaktır.

Tasavvuf, herkese merhametli olmak ve ruhsat olan ameli terk etmektir.

Tasavvuf, Allahü teâlâyı, görür gibi ibadet etmektir.

Hadis-i şerifde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâyı görür gibi ibadet et! Sen Onu görmüyorsan da, O seni görüyor.) [Buhari]

Tasavvufun hepsinin özü ehemmi, mühimme tercihtir. Yani çok önemli işi, önemli işten önce yapmaktır.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 27 Mayıs 2014, 12:04:21 ÖS 12
Tasavvuf nedir?

Tasavvuf, Yahudi veya Yunan filozoflarının uydurması değildir. Tasavvuf bilgilerinin hepsi Resulullah efendimizden gelmektedir.

Tasavvuf, İslam ahlakı ile ahlaklanmak için gereken bilgileri öğreten bir ilimdir. Tıp ilmi, beden sağlığına ait bilgileri öğrettiği gibi, tasavvuf da kalbin, ruhun, kötü huylardan kurtulmasını öğretir, kalb hastalıklarının alametleri olan kötü işlerden uzaklaştırır, Allah rızası için güzel iş ve ibadet yapmayı sağlar.

Zaten dinimiz, önce ilim öğrenmeyi, sonra buna uygun iş ve ibadetin Allah rızası için yapılmasını emreder. Kısaca din, ilim, amel ve ihlastan ibarettir.

İmam-ı Malik hazretleri buyurdu ki:
Fıkhı öğrenmeden tasavvuf ile uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkhı öğrenip tasavvuftan haberi olmayan bid'at ehli, sapık olur. Her ikisini edinen hakikate kavuşur. (Merec-ül bahreyn)

Kalbin, kötü huylardan temizlenmesi için, Allah için olmayan her şeyin sevgisini kalbden çıkarmak gerekir. Bu yolda ilerlemek Peygamberlerin ahlakındandır.

Tasavvuf yolunda ilerlemek, Allahü teâlânın ismini çok zikretmekle olur. Bu zikir de, İslam dininin emrettiği bir ibadettir. Zikretmek, âyet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde övülmüş ve emredilmiştir.

Tasavvuf yolunda ilerleyebilmek için, İslam dininin yasakladığı şeylerden sakınmak şarttır. Farzları yapmak, insanı bu yolda ilerletir.

Tasavvuf yolunu bilen ve yolculara önderlik edebilen bir Rehber Mürşid aramak da, İslam dininin emridir. Maide suresinin 35. âyetinde, "Ona kavuşmak için vesile arayınız" buyuruldu. Vesile, insan-ı kâmil demektir. Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, İslam dininin sureti de, hakikati de lazımdır.

Tasavvufun iki gayesi vardır: Birincisi, imanın yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Akıl ile, delil ve ispat ile kuvvetlendirilen iman böyle sağlam olmaz.

Allahû teâlâ buyurdu ki:
Kalplere imanın yerleşmesi ancak ve yalnız zikir ile olur. Rad 28

Zikir, her işte, her harekette Allahü teâlâyı hatırlamak, Onun rızasına uygun iş yapmak demektir.

İkinci gayesi, ibadetlerde kolaylık, lezzet hasıl olması için, nefsten doğan sıkıntıların giderilmesidir. İbadetleri kolaylıkla, seve seve yapmak ve günah olan işlerden de nefret edip uzaklaşmak, ancak tasavvuf ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemekle mümkündür.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 27 Mayıs 2014, 12:45:17 ÖS 12
Bazı insanlar da vardır, bir şeyi gözlerinin içine soksanız göremezler.

Bazı insanlar da vardır, etrafında dolaşıp da gerçeği asla fark edemezler.

Bazı insanlar vardır, gerçeğin üzerini, yine gerçekle örttüğünü zannederler.

Bazı insanlar vardır, fazla sorumluluk almaktan kaçar ve kurtulduğunu zannederler.


Bu yüzden "Sonuçları değil, başlangıçları değiştirmek gerek".

Doğrudan sonuca varmak mümkün değildir. Dorudan sonuca varmayı hesap etmek, yalnızca konu başlığını okuyup, konu hakkında yorum yapmaya benzer.

Allah 'û Teala, "inandım demenin insanlara yetmediğini, nice, nice imtihana tabii tutulacaklarını" buyururken, acaba neyi kastediyordu .?

Bir şeyi dilemek yetmiyor. Bir şeyi hem dileyip, hem de naçizane yerine getirmeye çalışmak, çabalamak gerekir ki, kişinin samimiyeti, sadakati, bağlılığı görünsün, ortaya çıksın.

Bal, bal demekle insanın ağzı tatlanmaz. İncir gibi tatlı meyveyi de her kuş yiyemez.
 
Samimi olalım, sağlam duralım ki, bizlere verilen karşılığı da sağlam olsun. Hz. Allah ilk adımı kulundan bekliyor. Gerçekten samimi isek Hz. Allah 'a soralım.

Hz. Allah her kulunun gönlüne hitap eder. Yeter ki istemesini bilelim, yeter ki samimi ve dürüst olalım. İnandım demek yetmiyor, samimiyet ve sadakat şart.

TARİK NEDİR : Yol demektir.

TARİKAT NEDİR : Çoğulu, yani YOLLAR demektir. Ayette ,

Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab’ı gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma.

Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde sizi denemek için. Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri O haber verecektir.
Maide 48



İman, yetmiş küsür derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.
(Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57, 58)

Gerçek manada Din nedir, İslam nedir, Müslüman kimdir, Mü-min kimdir, Ehli iman kime denir, Ehli takva (devam eder gider.... Bir çoğumuzun bunların manalarından haberi yok.    

Kalkıp laf ebeliği ile Din 'i anlatıyorum diye hava atmaya gerek yok. İnsan bildiğinin alimi, bilmediğinin cahilidir. Her ne kadar ilim sahibi olur ise olsun, bir insan karşısındakinin fikrini alır, uygulamaz ise de süzgeçten geçirir.

Bütün kapıları kapatmak çözüm değildir. İstediğin kadar kapıları kapat ve kilitle ..!

"Hırsız içeride olduktan sonra almış olduğun tedbirler ne işe yarar" .?

Düşünelim, tefekkür edelim, Allah 'tan samimi ve dürüstçe isteyelim ki, inşaallah lutfeder.




Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: FECR üzerinde 27 Mayıs 2014, 01:03:08 ÖS 13
İSLAM nedir?

İslam, kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir.

 İslam, kalp ile yapılması ve sakınılması gereken şeyleri ve kalbin, ruhun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna Ahlak ilmi de denir.

İslam, dinin emirlerine uyup, yasaklarından kaçarak kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak demektir.

İslam, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid'atlerden kaçmaktır.

İslam, nefsin iman ve itaat etmesi, bütün ibadetlerin ve bütün hayırlı işlerin hakiki ve kusursuz olmasıdır.  

İslam, fâni olan her şeyden yüz çevirip, baki olana bağlanmaktır.

İslam, Kur'an ahlakı ile süslenmektir.

İslam, ölmeden önce ölmektir.

İslam, baştan başa edeptir, tamamen edepten ibarettir.

İslam, Hak teâlâya inkıyaddır, kayıtsız şartsız teslimiyettir.

İslam, emeli bırakıp amele devam etmektir.

İslam, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmaktır.

İslam, namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek demek değildir. Bunları yapmak her insanın kulluk vazifesidir. İslam, insanları incitmemektir. Bunu yapan, vasıl olmuş, yani maksada kavuşmuştur.

İslam, insanı, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karşı gereken güzel ahlaka kavuşturan yoldur. İnsana bu yolu Kur'an ve Peygamber öğretir.

İslam, her sözünde, her işinde, Kur'an'a ve Sünnete yapışmaktır.


İslam, kendi nefsinin ayıplarını, kusurlarını anlamaktır ve dine uymakta kolaylık ve lezzet hasıl olmaktır ve gizli olan şirkten, küfürden kurtulmaktır.

İslam, Müminlere karşı şefkatli olmak, Kafirlere karşı sert olmaktır

İslam, Allahü teâlâyı, görür gibi ibadet etmektir.

Hadis-i şerifde buyuruldu ki:
(Allahü teâlâyı görür gibi ibadet et! Sen Onu görmüyorsan da, O seni görüyor.) [Buhari]

İslam, hepsinin özü ehemmi, mühimme tercihtir. Yani çok önemli işi, önemli işten önce yapmaktır.



İslam, Yahudi veya Yunan filozoflarının uydurması değildir. İslam bilgilerinin hepsi Kur'an ve Resulullah efendimizden gelmektedir.

İslam, Kur'an ahlakı ile ahlaklanmak için gereken bilgileri öğreten bir dindir. Tıp ilmi, beden sağlığına ait bilgileri öğrettiği gibi, İslam da kalbin, ruhun, kötü huylardan kurtulmasını öğretir, kalb hastalıklarının alametleri olan kötü işlerden uzaklaştırır, Allah rızası için güzel iş ve ibadet yapmayı sağlar.

Zaten dinimiz, önce ilim öğrenmeyi, sonra buna uygun iş ve ibadetin Allah rızası için yapılmasını emreder. Kısaca din, ilim, amel ve ihlastan ibarettir.

Kalbin, kötü huylardan temizlenmesi için, Allah için olmayan her şeyin sevgisini kalbden çıkarmak gerekir. Bu yolda ilerlemek Peygamberlerin ahlakındandır.

İslam yolunda ilerlemek, Allahü teâlânın hükmünü yeryüzüne halim kılmakla olur.

İslam yolunda ilerleyebilmek için, Kur'an ve Sünnetin yasakladığı şeylerden sakınmak şarttır. Farzları yapmak, insanı bu yolda ilerletir.

İslam yolunu bilen ve yolculara önderlik edebilen bir örnek olan Peygamberin yoluna uymak İslam dininin emridir. Maide suresinin 35. âyetinde, "Ona kavuşmak için vesile arayınız" buyuruldu. Vesile, salih amel demektir. Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, İslam dininin sureti de, hakikati de lazımdır.

İslamın iki gayesi vardır: Birincisi, imanın yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Akıl ile, delil ve ispat ile kuvvetlendirilen iman böyle sağlam olmaz.

Allahû teâlâ buyurdu ki:
Kalplere imanın yerleşmesi ancak ve yalnız zikir ile olur. Rad 28

Zikir, her işte, her harekette Allahü teâlâyı hatırlamak, Onun rızasına uygun iş yapmak demektir.

İkinci gayesi, ibadetlerde kolaylık, lezzet hasıl olması için, nefsten doğan sıkıntıların giderilmesidir. İbadetleri kolaylıkla, seve seve yapmak ve günah olan işlerden de nefret edip uzaklaşmak, ancak Kur'an ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemekle mümkündür.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 27 Mayıs 2014, 01:42:07 ÖS 13
Demek ki Tasavvuf, Din 'in dışında görülmemeli ..!
Demek ki Tasavvuf, farklı bir inanış gibi ifade edilmemeli ..!

Her ilmin, her bilimin, her konunun kendisine has bir eğiteni, öğreteni, öğretmeni, hocası var ise, Tasavvufun da, eğiteni, öğreteni, terbiyecisi, öğretmeni ... Mürşid-i Kamil ve Evliyaullah 'tır.

Tasavvufa girmeyen, Tasavvufu kabul etmeyenin "A" dediğine, Tasavvuf "B" demiyor.
 
Tasavvuf, İslam'î  yaşam olarak, Allah 'ın koymuş olduğu kuralları harfiyyen uygulamayı, ibadette, zikirde, devamlılığı mecburiyeti, sadakat ve samimiyeti gerektiriyor.

Bir nevi İslam 'ı yaşam biçimi de denilebilir.

Kelam değil, HAL işidir. Yaşamaktır, anlamak, idrak etmektir.








Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: kutbay üzerinde 27 Mayıs 2014, 01:59:47 ÖS 13
Hiç kimsenin fikri, görüşü, düşüncesi kendisine ait değil.

Doğduğu ilk günden itibaren fikirler, düşünceler yüklenmeye başlıyor insana, ve belirlenip şekilleniyor istikamet, güzergah. Kendisine ait olan tek şey, iradesi ile seçtiği yol.

Fikirler hep başkalarına ait.

Bu yüzden kesin ve net ifadeler kullanmaktan kaçın.

Yalnızca bir tavsiye ..

Bu mesajınızda, "kişinin kendisine ait fikri yoktur" "fikrini" savunuyor ve tavsiyede bulunuyorsunuz.  


Her ne kadar ilim sahibi olur ise olsun, bir insan karşısındakinin fikrini alır, uygulamaz ise de süzgeçten geçirir.

Bu mesajınızda ise, kişinin kendini geliştirebilmesi için bir başkasının fikrini alması gerektiğini savunuyorsunuz.

- Siz bu yazdığınız düşüncelerin (yorumlarınızın) kendinize ait olmadığını mı savunuyorsunuz ?
- Doğduğu ilk günden itibaren kendisine ait olmayan düşünce ve fikirleri kullananlar kimler ?
- Kendisine ait olmayan, savunulan düşünceler "kim"e ait ?
- Karşımızdakinin fikrini almalıyızdaki "karşımızdaki" kişi kim/kimler ?


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 27 Mayıs 2014, 02:24:29 ÖS 14
TASAVVUF

Evliya 'ya tabii olmak, biat etmek insanlara cazip, inandırıcı gelmediği için, farklı yorumlara maruz kalmakta. Dün peygamberler efendilerimizi kabul etmemek, onlara tabii olmamak, biat etmemekle, Evliya 'ya tabii olmamak, biat etmemek, Evliya 'yı kabul etmemek arasında hiç bir fark yoktur.

İlim sahibi olmak için, her insan kendisine farklı yollar, farklı yönler belirlemekte. Bazısı Din ile iştigal ederken, bir diğeri Tıp ile, bir diğeri Mühendislikle, bir diğeri Mimarlık, bir başkası serbest meslek tercihlerini kullanmakta.

Dünya için gerekli bu seçenekler ahiret için de aynen geçerlidir. Aksi düşünülemez. En üst derecesi Peygamberler efendilerimizin yaşantılarıdır. En alt derecesi ise "lailahe illallah" demektir.

İslam, inanmakla başlar, iman, ehli iman, takva, ehli takva, vera, beka, gurbiyet gibi devam eden imanın birden fazla şubeleri vardır. Bu yüzden inandım demek yetmez.

Tasavvuf erbabı olan kişiler, camii ile evi arasında geçirdiği zaman ile yetinmezler, abdest, namaz, oruç ve hac ibadetinin Allah 'ın vadettiği ebedi ahiret yurdu için yeterli olduğuna inanmazlar. (bu ibadetler İslam 'ın temel ibadetleridir ve her kişinin yapmakla mükellefliği zaten mevcuttur)

Peygamber efendimize buyrulan, vakit namazları dışında fazla namaz kılan, daimi ve sürekli Hz. Allah 'ın da hoşuna giden ve fedakarlık isteyen gece ibadeti ile meşgul olan kişilerdir.

Dervişleri, Zikri hiç bırakmayan, biat alınırken verdiği söze sadakat ve samimiyetle bağlı kalan,  Resulullah 'ın getirdiği ahkam üzere yaşama gayreti ve çabası içerisinde olan kişilerdir.  

Sadakat, samimiyet ve gayret işin aslıdır.

Tasavvuftan bahsederken, şalvarlı, sarıklı, cübbeli, şalvarlı ve bastonlu bir insan portresi çizmeyin.

İslam 'ı zaman uygun yaşayan kişilerdir.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: FECR üzerinde 27 Mayıs 2014, 02:27:33 ÖS 14
Demek ki Tasavvuf, Din 'in dışında görülmemeli ..!
Demek ki Tasavvuf, farklı bir inanış gibi ifade edilmemeli ..!

Her ilmin, her bilimin, her konunun kendisine has bir eğiteni, öğreteni, öğretmeni, hocası var ise, Tasavvufun da, eğiteni, öğreteni, terbiyecisi, öğretmeni ... Mürşid-i Kamil ve Evliyaullah 'tır.

Tasavvufa girmeyen, Tasavvufu kabul etmeyenin "A" dediğine, Tasavvuf "B" demiyor.
 
Tasavvuf, İslam'î  yaşam olarak, Allah 'ın koymuş olduğu kuralları harfiyyen uygulamayı, ibadette, zikirde, devamlılığı mecburiyeti, sadakat ve samimiyeti gerektiriyor.

Bir nevi İslam 'ı yaşam biçimi de denilebilir.

Kelam değil, HAL işidir. Yaşamaktır, anlamak, idrak etmektir.


İslam İslamdır,Tasavvufta İslam'ın bazı ilkelerinin olması ,Tasavvufun İslam olduğu anlamına gelmez


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 27 Mayıs 2014, 04:40:57 ÖS 16

mesajınızda, "kişinin kendisine ait fikri yoktur" "fikrini" savunuyor ve tavsiyede bulunuyorsunuz.  

Kendisine ait fikri yoktur dememdeki kasıt, fikirler yetiştiricilerden gelir. İçerisinden dilediğini seçer ve yaşarsın, konuşursun, savunursun.

Örneğin,

Tasavvuf aleyhine paylaştığınız, savunduğunuz bütün konular size, şahsınıza mı ait.?
Bu tezleri ortaya siz mi çıkardınız.?
Tarikata mı girdiniz ki Evliyaullah aleyhine sözler edersiniz.?
Evlya ile, Mürşid-i kamil ile teşviki mesainiz mi oldu ki, hüküm ve fikir beyan edersiniz.?
Bu savunmuş olduğunuz şeyler bir başkasından almış olduğunuz talim ve terbiye, görüş ve düşünce, fikir sonucu oluşmadı mı.?
Bana bunlardan bir tanesinin size ait olduğunu ispatlayabilir misiniz.? Yalnızca seçersiniz.

Bütün hadisenin özü Kuran ve Peygamberler etrafında dönmekte. Size ait olanını seçin ve belirtin. Bakalım şahsınıza ait olarak ortaya ne çıkacak .?

Ya da elinizde ne kalacak .?

Yapmış olduğum şey tavsiye değil, tamamı ile gerçeğin ta kendisidir.

Dilerseniz test edelim.

"AĞAÇ" kelimesinden ne anlıyorsunuz .? Yalnızca kendi görüş ve düşünceniz olarak ..! Bana anlatırmısın .?


Bu mesajınızda ise, kişinin kendini geliştirebilmesi için bir başkasının fikrini alması gerektiğini savunuyorsunuz.

Aynen öyle. Doğumundan ilk öğretime kadar anne, baba, aile büyükleri, konu ve komşu ..

Okula başladığınızda okuduğunuz kitap, öğretmeniniz, beraber büyüdüğünüz, değer verdiğiniz insanlar, arkadaşlar ..!

Daha sonrasında lise ve üniversite hayatı, arkadaşlığı, okuduklarınız, toplum, işyeri, ne bileyim aklınıza ne gelirse işte..

İnsanı, görüş, düşünce, yaşam olarak etkilemeyen bir tek olay gösterin.  

Anne ve babanın beğenip almış olduğu renk giyim kuşamın bile çocuk üzerinde etkisi oldukça fazladır. En fazla giydirilen renk, çocuk üzerinde büyük bir alışkanlık ve tutku oluşturur.


- Siz bu yazdığınız düşüncelerin (yorumlarınızın) kendinize ait olmadığını mı savunuyorsunuz ?
- Doğduğu ilk günden itibaren kendisine ait olmayan düşünce ve fikirleri kullananlar kimler ?
- Kendisine ait olmayan, savunulan düşünceler "kim"e ait ?
- Karşımızdakinin fikrini almalıyızdaki "karşımızdaki" kişi kim/kimler ?

Peki siz yaptığınız bu yorumları kendinize mi ait zannediyorsunuz.? Ailenizin, arkadaş çevrenizin, toplumunuzun, şu an bulunduğunuz forumun, eşinizin, çocuklarınızın size hiç birşey vermediğini mi zannediyorsunuz.?

Bütünüyle siz, size mi aitsiniz.?

Karşımızdaki her kim olursa olsun farketmez. Yeter ki insan olsun. Fikrine saygı duymak gerekir. Zaten insanları olduğu gibi kabul etmek gerekir. Aksi halde insanlar tornadan çıkmışcasına tek bir tip, model ve özellik arzederdi.


Yeter ki doğru bakalım, doğru düşünelim. "Niyet hayır olursa, akıbet de hayır olur". Her doğru, doğru değildir. Ancak bildiğimizi sandığımız doğru üzerine koyup, dışarıda kalan kısımları var mı, eksiklikleri neler.? Yalnızca bakmayıp, görmeye çalışalım.

Kendimize ait olmayan düşünceler "BİZLERİ VAR EDENE AİT". Bizler sadece uymak ve uygulamak zorundayız, mecburiyetindeyiz.

Ezel-i ervahta çizilmiş bir çizgi üzerinde, elimize verilmiş senaryoya göre hayat oyununu oynayıp göçüyoruz. Bize düşen sadece tercihler.

Dilersen imanın şartı olan, şu sözle konuyu pekiştirelim.

"Vel yevmil ahiri, vebil kaderi, Hayrihi ve şerrihi minAllahû teala velbasu badel mevt"

Bize kalan ne açıklarmısın .?

İnsanın bekar iken farklı, anne. baba olduklarında düşünce, görüş, fikir ve yaşantılar farklıdır, ebe, dede olduklarında bakış daha farklıdır. Bunları ne ve kim veriyor zannediyorsunuz.?


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 27 Mayıs 2014, 05:00:23 ÖS 17
İslam İslamdır,Tasavvufta İslam'ın bazı ilkelerinin olması ,Tasavvufun İslam olduğu anlamına gelmez


Tasavvufta İslam 'a aykırı bir şey olamaz.

Gerçek Evliya ve tasavvuf ehillerinde zıtlık olamaz. Tasavvuf İslam 'ın özüdür, İslam 'ı yaşamaktır.

Sizce İslam nedir .?

Üzerinde Tasavvuf yazan bir kapıdan içeri girdiniz mi.? Bu kadar bilgi, belge, bulguyu nereden aldınız.?


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: FECR üzerinde 28 Mayıs 2014, 08:41:43 ÖÖ 08
Alıntı
Tasavvufta İslam 'a aykırı bir şey olamaz.
Acaba??

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,8825.0.html (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,8825.0.html)

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,7874.0.html (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,7874.0.html)

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,7857.0.html (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,7857.0.html)

http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,9266.0.html (http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,9266.0.html)

Bu yazılar forumda daha önce yayınlanmıştı

Alıntı
Gerçek Evliya ve tasavvuf ehillerinde zıtlık olamaz. Tasavvuf İslam 'ın özüdür, İslam 'ı yaşamaktır.
Öz dediğiniz tanımlamayı ne Kur'an da ne de Sünnette göremiyoruz maalesef (terim olarak)

Alıntı
Sizce İslam nedir .?

Yukarılarda İslamın kısmî tanımı yapılmıştı. Biz indirilen İslam'a inanıyoruz, uydurulan İslama inanmıyoruz
Alıntı
Üzerinde Tasavvuf yazan bir kapıdan içeri girdiniz mi.? Bu kadar bilgi, belge, bulguyu nereden aldınız.?


Tasavvuf kapısından niye gireyim ki. Allah bize şehadet getirip İslama girmemizi ve İslam üzere ölmemizi emrediyor. Adımızın sadece "Müslüman" olması bize yeter. Başka tanımlar zaittir.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: kutbay üzerinde 28 Mayıs 2014, 10:01:40 ÖÖ 10
Sevgili osisko kardeşim,

Yazınızı dün okudum fakat, belki din kardeşimin bu çırpınışında atladığım birşey vardır. Bizlere fayda sağlamak için çırpınıyordur düşüncesiyle hemen yanıt vermedim. Şu saati bekledim ve tekrar tekrar okudum.

İyiniyetle güzeli paylaşmaya çalıştığınızdan endişem yok. Lakin içinde bulunduğunuz ortamdandır muhtemel, empatiye kapalısınız.

Zihninizde tamamladıklarınızı yazıya döktüğünüzde karşınızdakinin anlamasını bekliyorsunuz. Unuttuğunuz karşınızdakinin; size empoze edilenleri, yaşadıklarınızı, tecrübe ettiklerinizi, yaşamamış olmasıdır.

Bir üst mesajınızda, kişinin fikrinin oluşum süreçlerini açmışsınız, kişini "kişilik" süreçleridir. Dolaylı olarak düşünce ve fikre de sirayet etmektedir eyvallah.

Kendisine ait fikri yoktur dememdeki kasıt, fikirler yetiştiricilerden gelir. İçerisinden dilediğini seçer ve yaşarsın, konuşursun, savunursun.

Bütün hadisenin özü Kuran ve Peygamberler etrafında dönmekte. Size ait olanını seçin ve belirtin. Bakalım şahsınıza ait olarak ortaya ne çıkacak .?


İslami yaşamın elbette referans aldığı yerler vardır, iş hayatının, sosyal hayatın, ikili ilişkilerin vesair yaşantıların aldığı gibi...

Referansları olan bir fikir sahibinin, kendi kişiliği çerçevesinde bu fikri harmanlaması, referansları farklı yorumlaması, ne kadar nettir?

Niyet inancı doğru yaşamaksa, elbette ilim sahibi insanlarla istişare doğru bir adımdır.


"AĞAÇ" kelimesinden ne anlıyorsunuz .? Yalnızca kendi görüş ve düşünceniz olarak ..! Bana anlatırmısın .?

1- Ağacı anlatırken, Dünyanın varoluşundan bugüne tanımlanmış "kelimeleri" doğumumdan itibaren yaşadığım tüm olayların psikolojisiyle bir araya getirerek, izah edebilirim.

2- Tanımlama sonrasında, siz bana ağaç budur, öyle tanımlamamın uygun olduğunu "dayatırsanız", kendi yaşantımın öğretilerini değil, sizin yaşantınızın/psikolojinizin öğretilerini kullanmış olacağım gibi, hayatımdaki tüm adımları sizin işaret ettiğiniz şekilde atacağım.

3- Ben ağacı anlatırım, siz hatalı olduğu yerleri gösterirsiniz, ben tecrübenizden istifade eder ve sizin tamamlamalarınızla bir tanımlama ortaya koyarım. Bu sizin değil bilgi desteği almış benim tanımlamam olur.

Aynen öyle. Doğumundan ilk öğretime kadar anne, baba, aile büyükleri, konu ve komşu ..

Okula başladığınızda okuduğunuz kitap, öğretmeniniz, beraber büyüdüğünüz, değer verdiğiniz insanlar, arkadaşlar ..!

Daha sonrasında lise ve üniversite hayatı, arkadaşlığı, okuduklarınız, toplum, işyeri, ne bileyim aklınıza ne gelirse işte..

İnsanı, görüş, düşünce, yaşam olarak etkilemeyen bir tek olay gösterin. 

Anne ve babanın beğenip almış olduğu renk giyim kuşamın bile çocuk üzerinde etkisi oldukça fazladır. En fazla giydirilen renk, çocuk üzerinde büyük bir alışkanlık ve tutku oluşturur.

Bende tam bunu savunuyorum işte :) Bu bir kişilik oluşumudur. Kişinin hayatı boyunca alacağı kararlara sirayet etmesini sağlayacak, fikir ve düşünce sahibi yapacak bir oluşum.

Oysa siz bu oluşumun tümünü yok sayıp, fikir yetiştiricileri hak kabul ediyorsunuz.

Şu sözünüz gibi,
Kendisine ait fikri yoktur dememdeki kasıt, fikirler yetiştiricilerden gelir. İçerisinden dilediğini seçer ve yaşarsın, konuşursun, savunursun.

Buradaki dikkat edilmesi gereken, "ana fikri" alırsınız sonra kendi kişiliğiniz ile harmanlarsınız.
Sanırım bunu söylemek istediniz.

Yok öyle değil, size sunulan seçeneklere hiç katkı yapmadan alır kullanırsınız derseniz, o zaman sizin kişilik süreçlerindeki olguları çöpe atmak gerekir. Hiç uğraşmayalım nasıl olsa bir önder olacak, ne derse odur. Bitti !


Peki siz yaptığınız bu yorumları kendinize mi ait zannediyorsunuz.? Ailenizin, arkadaş çevrenizin, toplumunuzun, şu an bulunduğunuz forumun, eşinizin, çocuklarınızın size hiç birşey vermediğini mi zannediyorsunuz.?

Bütünüyle siz, size mi aitsiniz.?

Evet şuan yazdığım tüm yorumlar bana ait, fakat ben doğduğum andan itibaren bu fikre sahip değildim. Kişilik sürecindeki tüm alımlar sonrasında oluşan bir "kişi" olarak yorumluyorum. Dile getirdiğim tüm düşünceler içselleştirdiklerimle oluşan bir fikrin ürünüdür.


Karşımızdaki her kim olursa olsun farketmez. Yeter ki insan olsun. Fikrine saygı duymak gerekir. Zaten insanları olduğu gibi kabul etmek gerekir. Aksi halde insanlar tornadan çıkmışcasına tek bir tip, model ve özellik arzederdi.

Kesinlikle katılıyorum.

Bu yazdıklarınıza dikkat edin ! Yeterki insan olsun fikrine saygı duymak gerekir.
Fikre saygı kişiye saygıyı doğurur, kişiye saygı da fikre saygıyı.

Kendi kişilik oluşumundaki fikirleri kullanmayan başka birilerinin fikirlerini kullanan fikirsiz düşüncesiz kişilerin fikirleri, fikir desteğinin çekilmesi sonucu kişiliksiz fikirlerin ortaya çıkma riskini doğurur. Her daim bir fikre saplanan fikir taşıyıcı, terkediliş sonrasında yine hazır fikirler aramak zorunda kalır. Kimi zaman doğru adrese kimi zaman yanlış adrese gider.

 
Yeter ki doğru bakalım, doğru düşünelim. "Niyet hayır olursa, akıbet de hayır olur". Her doğru, doğru değildir. Ancak bildiğimizi sandığımız doğru üzerine koyup, dışarıda kalan kısımları var mı, eksiklikleri neler.? Yalnızca bakmayıp, görmeye çalışalım.
Lütfen

Dilersen imanın şartı olan, şu sözle konuyu pekiştirelim.

"Vel yevmil ahiri, vebil kaderi, Hayrihi ve şerrihi minAllahû teala velbasu badel mevt"

Bize kalan ne açıklarmısın .?

Âmentü billâhi ve melâiketihi ve kütübihi ve rüsülihi vel yevmil-âhiri ve bil kaderi hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ vel-ba'sü ba'delmevti hakkun, eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü.

Ben Allah’a ve meleklere ve kitaplara ve peygamberlere ve âhiret gününe, (Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana) ve kadere, hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna ve ölüme, öldükten sonra dirilmeye iman ettim. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın Onun kulu ve resulü olduğuna şehadet ederim.

Neyini açıklayayım ?
Herşey ortada değil mi ?


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: kutbay üzerinde 28 Mayıs 2014, 10:03:50 ÖÖ 10
Unutmayın ki fikrinize karşı sunulan tüm fikirler, üstünlük "ben bilirim" çabasıyla atılan adım değil, bir kardeşin diğer kardeşe doğruyu gösterme girişimidir.

Zaten sizde bu sebeple paylaşımdasınız değil mi ?


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: .müslim. üzerinde 28 Mayıs 2014, 11:41:39 ÖÖ 11

amin inşallah..bizim şeyhımız yok bizi kurtarsın sen kurtuldun desene. evliye dediklerin kendilerini kurtarmiştir inşallah..


Hala işin gırgırındasın. Evliya yazmak bile içini sıkıyor belli ki.

Benim şeyhim değil beni kurtaran. O yalnızca irşat eder, öğretir, bildirir, izah eder, ikaz eder..

Kısacası terbiye eder.

E D B Ya Hu ' yu öğretir. 

Allah 'ı bildirir, senin kendini buldurur. Nefsinle seni tanıştırır. Benlik, gurur, kibir, ucup 'tan sakınmayı öğretir. Peygamber terbiyesi verir.

Daha ne versin, daha ne yapsın. Ahiret yurdu için gerekli teçhizatla donatır. 

Peygamber efendimize gerçek manada tabii olanların sayısı kaçtı biliyormusun .?

Cennet ile müjdelenen on kişi..

İnsanlar yalnız "inandık" demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?
Ankebût .2


İman ve inancın da imtihanı var. İnandım demek yetmiyor. İman ettim demek de yetmiyor.

Şunu demek istiyorum, İnanmıyorsan da karalama, inanmıyorsan da aleyhte olma ki, hesap gününde bir tutar dalın olsun.

İslam Dini seninle bana kalsa sonucun ne olacağı ortada. Dahanın, dahası var. Yetmiyor.

Evliya yok demek, olmadı, olmayacak demek, Allah 'ın ilmine sınır çizmek olur.

Sen de ayetlerin manalarını bilmiyordun amma, birilerini kendine yakın buldun ve böylece bu yolda görmesen de, farketmesen de kendine bir MÜRŞİT edinmiş oldun.

Hiç kimsenin fikri, görüşü, düşüncesi kendisine ait değil.

Doğduğu ilk günden itibaren fikirler, düşünceler yüklenmeye başlıyor insana, ve belirlenip şekilleniyor istikamet, güzergah. Kendisine ait olan tek şey, iradesi ile seçtiği yol.

Fikirler hep başkalarına ait.

Bu yüzden kesin ve net ifadeler kullanmaktan kaçın.

Yalnızca bir tavsiye ..



osisko yakında uçar )

kardeşim terbiye eden şeyh veli evliya değil..allahın rab sıfatıdır..

yolu gösterende kurandır..
allah bize akıl vermiş ki biz aklımızı kullanalım kuranı anlayalım diye..
aklımızı başkasına kiraya verelim diye vermemiş..
kuran gayet açık bir kitaptır..

allaha kulluk yapanlar hepsi allahın dostlarıdır bunu böyle bağlasak artık..


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 29 Mayıs 2014, 12:40:29 ÖÖ 00

[url]http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,8825.0.html[/url] ([url]http://www.islamidusunce.net/forum/index.php/topic,8825.0.html[/url])

Tasavvuf kapısından niye gireyim ki. Allah bize şehadet getirip İslama girmemizi ve İslam üzere ölmemizi emrediyor. Adımızın sadece "Müslüman" olması bize yeter. Başka tanımlar zaittir.
Celâleddin Rûmî şeriatı ve onun yanı sıra tek hakikat kabul ettiği bâtını ifade eden sözleriyle konuyu ortaya koyar: Şeriat muma benzer, yol gösterir. Fakat mumu ele almakla yol aşılmış olmaz. Yola düzeldin mi o gidişin tarikattır, maksadına ulaştın mı o da hakikat. Bunun için "Hakikatlar meydana çıksaydı şeriatlar, yollar bâtıl olurdu" denmiştir.

Nitekim bakır, altın olur, yahut da aslında altındır; artık onun için kimya bilgisine ne hacet var, kendisini kimyaya sürüştürmeye ne ihtiyaç var? Kimya bilgisi şeriattır, kimyaya sürtünmek de tarikat. Nitekim "Ulaşılacak şeye ulaştıktan sonra delil aramak da kötüdür, ulaşmadan delil bırakmak da kötü" demişlerdir. Hasılı şeriat hocadan yahut kitaptan kimya bilgisini öğrenmeye benzer. Tarikat, kimya eczasını kullanmak, bakırı kimyaya sürtmek, onunla karmaktır. Hakikatsa bakırın altın olmasıdır. Kimya bilenler, biz bu bilgiye sahibiz diye sevinirler. Hakikati bulanlar biz altın olduk, bilgiden de kurtulduk, işlemeden de, biz Tanrı hürleriyiz diye sevinirler.''(Mesnevi, 5/1)



Arkadaşım, sizler Tasavvufi terimlere, deyimlere takılmışsınız.

Bakın alıntıladığım şu kısma cevap vermeye çalışayım :


BATIN  : İç, derûn, gizli alem demektir.

Arapça. İç, öz, gizli gibi anlamları vardır. Dış anlamına gelen zahir kelimesinin zıddıdır. el-Bâtın, Allah'ın güzel isimlerinden biridir. Alemin tümü Hak'tır. Zuhuru da âlemden ibarettir. Allah, bu âleme göre zâtı itibariyle el-Bâtın'dır.

Kur'an-ın, zahirî ve batınî manasının olduğu hususunda ittifak vardır. Sadece batınını kabul edip, zahirini te'vîl edenlere batınî denir. Aynı şekilde islam'ın namaz, oruç gibi emirlerinin vaz'ında da bir takım hikmetler bulunduğunu kabul eden tasavvuf ehli, şeriatın içyüzünü bilme yolunda oldukları için kendilerini "bâtın ehli" sayarlar.

Ancak, şeriatın iç yüzü dediğimiz bu hususların, kitap okumakla değil, öz doğruluğu ve Allah'a teslim olma sonucu bilinebilir. Bu bakımdan bu bilgi, gizli bir bilgidir, ve bu bilgiyi bilenler de gizlidir.

Mum şeriata benzetilmiş. Mum ele alındığında aydınlığa çıkılmış olur mu.? Sürekli aydınlıkta kalabilmek için, mumu korumak, muhafaza etmek, ateşini söndürmemek gerekmez mi.?

Yola düzeldin mi, yola, İslam 'a yönünü döndün mü, o yol tariktir, maksadına ulaşmışsın, hakikat üzeresin anlamındadır.

"Bunun için "Hakikatler meydana çıksa şeriatlar, yollar bâtıl olurdu" denmiştir.

Muhakkak ki buraya da takılısınız.  Hakikat nedir.? Hakkın kendisi değil mi .?

Peki soruyorum size; Hakikat ortaya çıktığı zaman, koymuş olduğu kurallar, kaideler, sevap ve günahlar kalır mı.? Hakkın yanında, Hakikatın yanında kuralların, kaidelerin hükmü kalır mı .?

Bir misal ile örneklendireyim.

Diyelim ki bir kişiye balı anlatıyoruz. Rengi şöyle, kokusu böyle, kıvamı şuna benziyor, damaktaki lezzeti ise böyle , bilmem ne ..!

Fakat balı insanla tanıştırdığımız zaman, kokusunu, rengini, tadını, kıvamını anlatmaya, tarif etmeye gerek kalır mı .?

İslam Dini 'nde amaç nedir .? Allah 'ı bilmektir. Allah 'ı bilen, O 'nu subuti sıfatları ile tanıyan, yaşamaya çalışan bir kişi ..! Kafasındaki gayrı hallerden bir an evvel kurtulmayı istemez mi.?

Almış olduğu bu hazzı, bu zevki hiç bir şeyin bozmasına, değiştirmesine, müsaade etmez. Bazı kelimeler sizlere yabancı gelebilir ancak işin gerçeği şu;

İnanmadığımız, bilmediğimiz Allah 'a ibadet etmeyelim. Önce inanalım, Allah 'ı bilelim ki, kime kulluk ettiğimizi, ne için ibadet ettiğimizi bilelim.

İşte bu yüzden gerçek ortaya çıktığı zaman, bütün yollar batıl olur. Gerçeğin kendisi yanında yolların değer ve kıymetinden bahsedilir mi.? İslam 'ın içinde İslam olur mu.? Ummanın içerisinde ummandan bahsedilir mi.?

Tasavvuf bakış açısı demektir. Farklı inanış değil. Örnek mi ;

Kainattaki bütün suların aslı "bir tek damladır". Fakat, damlaya umman diyemediğin gibi, ummana da damla diyemezsin. Her ikisi de birbirini içerisinde barındırır.

Fakat bütün suların aslı "bir tek damladır"..! Damla olmasa, umman olmazdı.

Hz. Allah 'ın subuti sıfatları insanda mevcuttur. Hz. Allah, "Hepinizi bir tek nefsten yarattık" buyurmuyor mu.? Adem a.s 'a ne verilmişse, sende, bende, bütün alemde var olan O ..! İşte bu yüzden insanın, insandan üstünlüğü yoktur. Üstünlük takvadadır.

ALTIN ve BAKIR MESELESİ :

Altını işleyebilmek için içerisine belli bir oranda bakır karıştırılır. Çünkü saf altının maddesi serttir ve işlenmesi mümkün değildir. İşte bu yüzden işlenecek altın miktarına belli bir oranda bakır karıştırılır ki, altını yumuşatsın ve işlenecek hale getirsin.  

Neticede, altının işlenmesini sağlayan bakırdır. Fakat aslı altın.

Altının işlenebilmesi için altın ve bakırın karıştırılması gerektiğini bilgisi kimyacıların ilmidir. Bu yüzden Şeriat 'ı kimyaya benzetiyor. Kimyanın aslını ise tarikata. Yani aslında her ikisi de iç içedir.

İnsan Hakikatı bulduktan sonra delil arar mı .? Allah 'ın varlığına delil aramak, şirktir, küfürdür. Allah 'ı bilmeden bırakmak da kötü değil mi.? İşte bu yüzden önce Allah 'ı bilelim, sonra bildiğimiz Allah 'aibadet edelim.  

"Tarikat, kimya eczasını kullanmak, bakırı kimyaya sürtmek, onunla karmaktır."

Hakikatı, gerçeği bulma yeri Tarikattır. Altındır bakırı kabul eden, bakıra değer kazandıran.

İnsanda Hakk 'ın subuti sıfatları tecelli eder. Bunlar;

HAYAT : DİRİ OLMAK O EZELİ VE EBEDİ BİR HAYATLA DİRİDİR .

İLİM : BİLMESİ ALLAH U TEALA OLMUŞU OLANI OLACAĞI BİLENDİR !

SEMİ : İŞİTMESİ İŞİTMEK ALLAH U TEALANIN EZELİ VE EBEDİ SIFATIDIR !

BASAR :GÖRMESİDİR !

İRADE : DİLEMESİDİR HER ŞEY CENABI HAKKIN DİLEMESİ İLE OLUR !

KUDRET : BÜTÜN MÜKEVVENATTA TESİR VE TASARRUF SAHİBİ OLMASIDIR !

KELAM : SÖYLEMESİ KONUŞMASIDIR !

TEKVİN : BÜTÜN MAHLUKATI YARATANDIR !

Hz. Allah subuti sıfatlarından insanoğluna bahşetmiştir. Allah c.c ancak ve ancak bu sıfatları ile bilinir. Baş gözü ile görülebilen değildir.

Allah idrak versin inşaallah.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 29 Mayıs 2014, 12:55:48 ÖÖ 00

osisko yakında uçar )

kardeşim terbiye eden şeyh veli evliya değil..allahın rab sıfatıdır..

yolu gösterende kurandır..
allah bize akıl vermiş ki biz aklımızı kullanalım kuranı anlayalım diye..
aklımızı başkasına kiraya verelim diye vermemiş..
kuran gayet açık bir kitaptır..

allaha kulluk yapanlar hepsi allahın dostlarıdır bunu böyle bağlasak artık..


Allah sana akıl vermiş doğru.

Bize verdiği Kuran-ı, eğer ki sen aklınla anlayabilecek olsaydın, O Kitabı sana okuyacak, tefsir edecek, yaşantısı ile örnek olacak, açıklayacak, idrak etmeni sağlayacak bir peygamberi sana rehber olarak göndermezdi.

Dost kelimesi senin şahsını ilgilendirir. Bu dünyada ama, ahirette ama..!

Hesap günü idrak ettirirler sen merak etme.

Evliyalık bir makamdır. Allah her yerden, her şeyden tecelli eder. Evliyası da Allah 'ın tecelli ettiği manevi makamdır. Tıpkı Peygamberlerinde olduğu gibi.

Hala işin kışrındasın ve beni kaçırabileceğini zannediyorsun.

Ben Hakikatten bahsediyorum, zahiri olan, beş duyu ile hissettiklerinden değil..!




Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: .müslim. üzerinde 29 Mayıs 2014, 03:59:12 ÖS 15
osiski kardeşim allah peygamberi bize rehber kılmış amenna peygamberin ahlakıda kurandı yani değişik bir şey yapmazdı..
tefsir kuranın özümü? yada o alimin kurandan anladığımı?
kardeşim senin veli evliya dediğin hangi şahsın tefsiri var..
ve dinde evliyalık velilik yeri yok.. alim ilim sahibi var sadece..
ruhbanlık ise Yahudi ve hırıstiyanlıkta var..


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 31 Mayıs 2014, 02:09:28 ÖÖ 02
osiski kardeşim allah peygamberi bize rehber kılmış amenna peygamberin ahlakıda kurandı yani değişik bir şey yapmazdı..
tefsir kuranın özümü? yada o alimin kurandan anladığımı?
kardeşim senin veli evliya dediğin hangi şahsın tefsiri var..
ve dinde evliyalık velilik yeri yok.. alim ilim sahibi var sadece..
ruhbanlık ise Yahudi ve hırıstiyanlıkta var..


Samimiyetsiz birisi olduğunu düşünmekte sanırım yanılmıyorum. Benim forumda geçen adımı doğru kullanmalısın. Kasıtlı yaptığından eminim. Yakışmıyor ..!

Sorunlarına gelince ; Tefsir Kuran 'ın özü olamaz. Bir ayete Kuran diyemezsin, fakat tek olarak bahsedilen hiç bir ayeti de Kuran dışında düşünemezsin. Alimlerin Kuran 'dan anladığı diye bir ifade olabilir mi.?

Kuran mana olarak değişmez. Veli, Evliya kelimelerini benim uydurduğumu düşünüyorsun. Kuran ayetlerindeki Hz. Allah 'ın ifadesi, kimin olacak.?

Aşağıdaki ayette Evliya ifade ediliyor.

Lâ yettehizil mu’minûnel kâfirîne evliyâe min dûnil mu’minîn, ve men yef’al zâlike fe leyse minallâhi fî şey’in illâ en tettekû minhum tukâta, ve yuhazzirukumullâhu nefseh, ve ilallâhil masîr.
Alî İmran .28

Aşağıdaki ayette Elçi, Mürşit anlamına gelen, Resul hitabı geçiyor,

Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn.
Alî İmran .164

Aşağıdaki ayette Evliya buyruluyor,

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızûl yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d ve men yetevellehum minkum fe innehu minhum innallâhe lâ yehdîl kavmez zâlimîn.
Maide .51

Aşağıdaki ayette Mürşit ifadesi geçiyor,

Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâh, men yehdillâhu fe huvel muhted, ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ.
Kefh .17


veliyyen : velî, dost  ( veli kelimesinin yanına dost kelimesini yapıştırıyor )

murşidâ : (ve hemen akabinde kelimesine) bir mürşid, irşad eden (açıklamasını kullanıyor)

Evliya, Resul, Mürşit, Veli, Uyarıcı,  gibi terimler sizleri ilgilendirmiyor.

Bana soruyorsun fakat, parantez ve tırnak içi yazıların ne ifade ettiğinden bi habersin. Ayetin aslını değil, yazarın fikrini, görüş ve düşüncesini alıyorsun. Farklılığın neden kaynaklandığı gayet açık ve net değil mi.?


Ve mâ kâne rabbuke muhlikel kurâ hattâ yeb’ase fî ummihâ resûlen yetlû aleyhim âyâtinâ, ve mâ kunnâ muhlikîl kurâ illâ ve ehluhâ zâlimûn.
Kasas .59

Yukarıdaki ayetin tefsiri,

Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir resülü memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
Kasas 59

Kendine göre bir sebep bulmuşsun. Daha evvel belirttim. Kimlerin Veli Evliya terimini kullandığını. Dinde Evliyalık da var, Veli 'lik de.

Sen alim diye ilahiyattan mezun, arapça bilen, Kuran tefsiri yapabilen, prof. veya doç. olmuş şahısları ifade ediyorsun değil mi.?

Ben de sana ilhiyattan mezun olmuş iki şahsı sorayım bakalım nasıl tanıyorsun .?

Zekeriya Beyaz ve Yaşar Nuri Öztürk ..? Her ikisi de iilahiyat mezunu, her ikisinin de yetiştirdiği ilim adamları mevcut. Bunlar bir zamanların en çok açıklama ve tefsirine başvurulan kişileriydi. Soruyorum sana bunları nasıl tanıyorsun.?

Tasavvuf 'u ruhbanlıkla eş göremezsin. O senin değer yargın, bakış açın. Bunu genele yaymak ise iftiradan başka bir şey değil. Allah 'ın gerçek Evliyası Peygamberinin izinden zerrece ayrılmaz. Her konuda tabii olanlarına örnektir.

Allah yolunda, Allah için sorumluluk almayı ne zannediyorsun.? Tasavvuf 'u, Yahudilik ve Hıristiyanlıkla bağdaştırmanın sana yüklediği vebali tahmin bile edemezsin. Allah 'a karşı duruş sergiliyorsun, bunu bil.

Hz. Allah Kasas 59. ayetinde ne buyuruyor ;

"âyetlerimizi okuyan bir resülü memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir".

Dilediğin kadar itiraz edebilsin. Sonuç hiç bir zaman değişmeyecek. Allah Evliya buyurdu ise Evliya, Elçi buyurdu ise Elçi, Veli buyurdu ise Veli.

Bunların ortak manası, yol gösteren, irşat eden, yetiştiren, bilgilendiren, eğiten öğreten manasındadır. Sen kabul etmiyorsun diye ayetin manası değişmez.

Fakat burada duymuş olduğun her kelimeden de sorumlu olduğunu unutma.





Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 31 Mayıs 2014, 03:08:28 ÖÖ 03

tefsir kuranın özümü? yada o alimin kurandan anladığımı?
kardeşim senin veli evliya dediğin hangi şahsın tefsiri var..
ve dinde evliyalık velilik yeri yok.. alim ilim sahibi var sadece..
ruhbanlık ise Yahudi ve hırıstiyanlıkta var..


by Müslim , sence gerçek ilim nedir.?

İslam ne demek.?

İnanç, Müslüman, iman, mü-min ve müttakiy deyimleri ne ifade eder.?

Yahudilik ve Hıristiyanlık, Allah 'ın gönderdiği kitap ve peygamberlerin şeriatları değilmiydi.?

Kesin ve net ifadelerin var. Kuran, o alimin anladığı mı diye soruyorsun. Peki aynı şeyi ben sana soruyorum. Bir kişiyi kendi itikadına yakın gördün ve o kişi senin için alim sıfatı taşıyor.

Bütün paylaşımlarını, savunmalarını o kişiden aldığınla (kendince ilim) yapmıyor musun.?

O kişiden almış olduğun bilgiler, Kuran 'ın özü mü sanıyorsun.?

Her şeyi öğreten, eğiten, yetiştiren bir kurum, bir eğitmeni olacak, lakin İslam 'ın yetiştiricisi, eğiteni olmayacak öyle mi.?






Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: .müslim. üzerinde 11 Haziran 2014, 07:07:41 ÖS 19



by Müslim , sence gerçek ilim nedir.?

İslam ne demek.?

İnanç, Müslüman, iman, mü-min ve müttakiy deyimleri ne ifade eder.?

Yahudilik ve Hıristiyanlık, Allah 'ın gönderdiği kitap ve peygamberlerin şeriatları değilmiydi.?

Kesin ve net ifadelerin var. Kuran, o alimin anladığı mı diye soruyorsun. Peki aynı şeyi ben sana soruyorum. Bir kişiyi kendi itikadına yakın gördün ve o kişi senin için alim sıfatı taşıyor.

Bütün paylaşımlarını, savunmalarını o kişiden aldığınla (kendince ilim) yapmıyor musun.?

O kişiden almış olduğun bilgiler, Kuran 'ın özü mü sanıyorsun.?

Her şeyi öğreten, eğiten, yetiştiren bir kurum, bir eğitmeni olacak, lakin İslam 'ın yetiştiricisi, eğiteni olmayacak öyle mi.?






by osisko ne anlama geliyorsa artık..

ilim gerçek yada sahtesi olmaz bilginin her çeşidi ilimdir..

islamı böyle anlıyoruz..allaha kayıtsız ve şartsız teslim olmaktır..

müslim ise islam inanç sistemine bağlı olan kişilere verilen isimdir..

allahın veli dost dediği  bütün müslümanlardır..

bizler kuranı kendimize uyduramayız ancak kurana uyarız..

şimdi vaktim yok sık sık görüşecez inş..


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 11 Haziran 2014, 11:53:36 ÖS 23
by osisko ne anlama geliyorsa artık..

Yalnızca görünenle ilgilisiniz. Ne anlam taşıdığı çok mu önemli.?

ilim gerçek yada sahtesi olmaz bilginin her çeşidi ilimdir..

Gerçek ilim, Allah 'ı bilmektir. Sen her çeşidinden bulundurabilirsin.

islamı böyle anlıyoruz..allaha kayıtsız ve şartsız teslim olmaktır..

Kayıtsız ve şartsız derken abartılı ifade kullanıyorsun.
İslam 'a teslim olmak  ile, yaşamak farklı noktalardır. Sen teslim olansın, biz yaşayan.

müslim ise islam inanç sistemine bağlı olan kişilere verilen isimdir..

Sallamışsın.

"Müslim, İslam inanç sistemine bağlı olan kişilere verilen isim" demek ne demek.? Açıklarmısın.?


allahın veli dost dediği  bütün müslümanlardır..

Senin imanın bunu gerektiriiyorsa diyecek bir şey yok.

Sana göre dost, bana göre aynen Kuran-ı Kerim 'de Allah 'ın buyruğundaki gibi "EVLİYA"..!


bizler kuranı kendimize uyduramayız ancak kurana uyarız..şimdi vaktim yok sık sık görüşecez inş..

Kullanmış olduğun ifadene kendin de inanmıyorsun. Vaktin yoktu madem laf olsun diye karalamak ta neyin nesi.? Kuran 'a uyan bir kişi Allah 'ın EVLİYA, VELİ kelimelerini ciddiye alır.

Bal arısı gibi her yerden bilginin her çeşidini toplamaya kalkışınca sonuç da böyle olur.

En doğrusunu Allah bilir.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: .müslim. üzerinde 13 Haziran 2014, 12:56:29 ÖS 12
isim beni pek alakadar etmez osisko..ilim sadece islami bilgimioluyor yanı tıp astronami var matematik tarih vs bunlar ilim olmuyormu ?

bazen kendinde kendinle çelişiyorsun ne dediğini bilmiyorsun..


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 14 Haziran 2014, 01:02:57 ÖÖ 01
isim beni pek alakadar etmez osisko..ilim sadece islami bilgimioluyor yanı tıp astronami var matematik tarih vs bunlar ilim olmuyormu ? bazen kendinde kendinle çelişiyorsun ne dediğini bilmiyorsun..


Biz burada neyi konuşuyoruz.? Allah 'ın ilmini. Kuran 'da geçen Veli, Evliya kelimelerini..

İlim birdir. Allah 'ın ilmi. Diğer, senin ilim olarak ifade ettiklerin Allah 'ın ilmi içerisinde olan zahiri ilimler.

Bakara 30

Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yapacağım," demişti. "Orada bozgunculuk yapan, kan döken birisini mi halife yapacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz?" dediler. Ben sizin bilmediklerinizi bilirim," dedi.


Bakara 31

Âdem'e isimlerin tümünü öğretti, sonra onları meleklere sunup: "Haydi, doğru iseniz onların isimlerini bana söyleyin," dedi.


İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmez isen
bu nice ilim bilmektir


Kendini biliyor musun.?


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 08 Temmuz 2014, 02:59:03 ÖÖ 02
Evliya 'ya biat, Peygamberler efendilerimize biat 'ın, yani asr-ı saadet ve öncesindeki emir ve buyruklar ile, günümüzdeki biat, biat-ı Resulullah arasında fark yoktur.

Biat günümüzde var, devam ediyor, kıyamete kadar da geçerli olacaktır. Biat için Evliya var, Veli var, Mürşid var, Uyarıcı var, Elçi var.

Kuran, dün ile bugün arasında kopukluğa müsaade etmez. Aksine birleştiricidir. Hem mana olarak, hem yaşanılırlık olarak. Hz. Allah dünde kalanlara neyi emretmişse, bugün de var, yarın da var, kıyamete kadar da var olacak.

Aksi bir durumda Kuran 'ın, İslam Dini 'nin evrenselliğinden bahsedilemez.

Hz. Allah 'ın adaleti, kanunu, yasası dün nasıldı ise, günümüzde de benzeri ile aynen devam etmektedir. Dünde kalanlar imtihan edildiler ve biz bundan muafız diye düşünmek Kuran 'a aykırıdır.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 08 Temmuz 2014, 03:05:44 ÖÖ 03
EVLİYA 'LAR, AŞAĞIDAKİ ŞU SEBEPLERDEN DOLAYI İNKAR VE REDDEDİLEMEZLER..!


Ey inananlar, Allah 'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allah 'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse o, delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136

Allah 'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara işte Allah onlara pek yakında mükafatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Nisa 152

Biz elçileri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve uslanırsa onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Enam 48


Hz. Allah geçmiş ümmetleri nasıl bir imtihana tabii tutmuş ise, kıyamete kadar izlenecek olan bu yolda imtihanlar aynı şekilde devem edecektir. Aksini düşünmek imana terstir.

Zebur, Tevrat 'ın devamı idi. Bunların devamı olarak İncil indirildi..! İncil 'in devamı olarak da, Kuran-ı Kerim indirildi.

Tevrat 'ta, Zebur, dolayısı ile Davud as. , Zebur 'da, İncil ve İsa a.s müjdelenmişti. İncil 'de ise Kuran ve Hz. Muhammed Mustafa s.a.v efendimiz müdelenmiştir.

Hz. Allah ayetinde şöyle buyurmakta;

Önündeki Tevrat 'ı doğrulayıcı olarak izleri üzerine, Meryem oğlu İsa 'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat 'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.
Maide 46


Bir başka ayetinde ise;

Hayy ve Kayyûm olan Allah 'tan başka ilah yoktur. O, sana Kitabı hak ile ve önceki kitapları tasdik edici olarak tedricen indirmiş; daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ile İncil'i hakkı batıldan ayırt eden hükümleri göndermiştir. Bilinmeli ki, Allah'ın ayetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, cezaları vermekte mutlak güç sahibidir.
Ali İmran 2.3.4

Buyrulmakta..

Birbirinin devamı olan her kitapta, Hz. Allah Elçi 'lerine iman etmeyi, onlara biatı, tabii olmayı emretmektedir. Geçmiş ümmetler gönderilen elçiler ile imtihan edildi ve bu iş burada kapandı mı.? Hayır..!

Bugün, yarın ve kıyamete kadar, Evliya 'yı, Allah 'ın Elçisi olarak kabul etmek, kabulden sonra Evliya 'ya biat etmek, biat etmese dahi Evliya 'yı inkar ve reddetmemek imanın gereğidir.

Kitaplar birbirinin devamı, müjdecisi ve tasdikçisi olacak, Peygamberler birbirinin atası ve izleri üzere gönderilmiş olacaklar..! Zamanlarında yaşayan ümmetlerinin, Peygamberlere ve kendilerine indirilene iman etme şartları olacak..

Bugün ve yarın yaşayacak insanoğlunun imtihanında ise Peygamber varisleri olan Evliyaullah olmayacak öyle mi.? Böyle bir düşüncede, Allah 'a noksan sıfat isnat edilmiş olunur. Bütünüyle tertip, tanzim, taktir edilen sinsile-i meratip bu şekildedir. Birbirini takip eder, edecektir.

Evliya 'yı kabul etmeyen, inkar eden, dün ile bugün arasındaki bağı kesmiş demektir.

Zamanımızda geçmişin imtihan modeli aynen devem etmekte. Peygamberlerle imtihan edilenlerin akıbeti aynen bizler için geçerlidir.


Be yüzden Kuran ayetlerinden Evliyaullah 'ı çıkarmak, reddetmek, inkar etmek küfürdür.


Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasası. Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.
İsra 77

Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sâhibi, hem de acı azâb sâhibidir.
Fussilet 43

Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: «Benden başka İlâh yoktur; bana kulluk edin» diye vahyetmiş olmayalım.
Enbiya 25


Ayetler yalnızca akıl sahipleri içindir.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: Ezhattım üzerinde 08 Temmuz 2014, 11:15:22 ÖS 23
Her şeyi yoktan var eden Allah’ın adı ile;

FECR hocanın yayınlamış olduğu makale ilmi olmakla birlikte gayet açıklayıcı da olmuştur.

İslam dinindeki birçok kavramlar o dönem toplumu içerisinde gündelik hayatta sık sık kullanılan kavramlar idi. Ancak nübüvvetin başlamışı ile birlikte bu kavramlara ıstılahi anlamlar yüklenmeye de başlanmıştır. Bu sebepten dolayı dini konularda hüküm çıkarılırken bu ıstılahi kavramların manalarının bilinmek zorunluluğu vardır. Kur’an’dan hüküm çıkarılırken bu bir usüldür.

Hüküm çıkarılırken usül ve kaidelerden uzak kavramlara Allah’ın yüklemiş olduğu manaların dışında anlamlar yüklemek cehillerin işidir. Bir ayetten hüküm çıkarılırken bir başka ayetteki hükümle çakışmamak adına konuyla ilgili tüm naslar ortaya konmak ve böyelece hüküm çıkarılmak mecburiyeti vardır.

Aksi durumda ayetlerden çıkarılan bir hükmün başka bir hükümle çakışması Kur’an’da tezat varmış imajı ortaya çıkarabilir ki böylesi bir durum küfre sebebiyet verebilir.. Burada ki küfür illeti Allah’ın sözünde çelişki varmış gibi bir algı ortaya çıkmasına vesile olmaktır.

Veli, dost, yaren, ahbap, arkadaş gibi kavramları daha evvelki bölümde de değindiğimiz gibi evet bu tür kavramlara hiç kimse kendi kafasına göre anlamlar yükleyemez. Çünkü bu kavramların ve daha başka Rab İlah Zikir gibi kavramların hangi anlamlarda geçtiğini de yine bizlere din öğretmektedir.

Allah’ın dostları denildiğinde Allah bu dostlarının vasıflarını askıda bırakmamış ve bu dostların kimler olduğunu hangi niteliklere sahip olduğunu da ortaya koymuştur.

Daha evvelki bölümde de delilleri ile birlikte aktardığımız Yahudi ve Hıristiyanların kendilerini Allah’ın dostları olarak vasıflandırmış olmalarını Allah hiçbir surette kabul etmemiştir. Ayrıca taptıkları bir takım nesneleri Allah katında ki aracılar (Şefaatçiler) Zümer/3 olduğunun iddiasını da Mekke putperestleri dile getirmiştir. Ancak tüm bu iddialar ve bu kavramlara insanlar tarafında yüklenen anlamlar ilahi kudret tarafından kabul edilmemiş bu iddia sahipleri müşrik olmakla itham edilmişlerdir.

Bugün ise hiçbir ilme sahip olmadan sağlam bir akide ve sağlam bir din üzerinde olmadan bazı zümreler kendilerini Allah’ın velileri olduğunun iddasını taşımakla kalmıyor ve Allah’ın  muvahhid kulları için hazırlamış olduğu cenneti insanlara maddi şeyler için parselleyip satmaya çalışmaktalar.

Bu tür iddia sahiplerini İslam dairesi içerisinde görmüyor ve bunlardan bunların küfürlerinden Rabbimize sığındığımızı açıklıyoruz.

“De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi: O da, sakınanlar için, ebedi olan ve kıyılarından ırmaklar akan, içinde tertemiz eşler bulunan bahçelerdir ve Allah'ın sizden razı oluşudur. Allah, kullarını görür.”Ali-İmran/15

Gece müridinin yatarken kaç kere sağa kaç kere sola döndüğünü ve müridini her türlü uzaklıkta gördüğünü iddia edebilecek kadar sapıklık içerisinde olan zevatların Allah’ın dostları olma özelliği taşımadıkları ap açık ortadadır.

(Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?” (103-104)

En güzel söz Allah’ın sözüdür. Kendilerini iyi işler yaptıkları hususunda beyhude bir inanca sahip olanların amelleri boşa gitmiştir. Demek ki amellerin makbul olabilmesinin en temel şartlarından bir tanesi de yapılan amelin Allah’ın dinine uygun olmasıdır. Vesselam


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 09 Temmuz 2014, 07:14:03 ÖS 19
Evliya, Veli, Mürşid, Elçi kıyamete kadar var olacak. Kimsenin en ufak bir tereddütü olmasın.

İşte sana Mürşid, işte Elçi demek, kişinin acizliğidir.

Hiç kimseyi aracı yapmadan, Mürşidini doğrudan Allah 'tan istemek, hem gönlün mutmain olması için, hem de kişinin nasibinde hangi mürşid var ise bunu doğrudan mülkün sahibinden sormak, sanırım teslimiyet için de büyük önem taşır.

Bunu öğrenmenin en güzel ve kestirme yolu, istihare yapmaktır. Allah 'a sor, O sana Mürşidini söylesin. Samimi olarak yapılan müracaatın çevrildiği hiç görülmemiştir.

Birilerinin çıkıp Tasavvuf ve Evliya karşıtı yazılar paylaşması, inanın Allah 'a noksan sıfat isnat etmekten başka kişiye bir şey kazandırmaz.

Bu gün, dünün devamı. Değişen hiç bir şey yok. Zaman, süre, mekan biz acizler için var edilmiş. Geçmişi olmayanın, bu günü olmayacağı gibi, geleceği, yarını da olmaz.

İstedikleri kadar dalga geçsinler, istedikleri kadar aşağılasınlar, istedikleri kadar Tasavvuf 'u Din dışı bir inanış gibi lanse etmeye çalışsınlar.. Bunu yapanlar için şunu söyleyebilirim;

Allah 'ı bilmiyorlar. İslam 'ı idrak edememişler. Gayb onları hiç ilgilendirmiyor. Kuran 'a ve Allah 'ın şer-i kurallarına aykırı davranıyorlar. Cüz-i akılları ile ...  Yani cüz-i irade ile Küllü iradeyi çözebileceklerini, idrak edebileceklerini, anlayabileceklerini zannediyorlar.

Kendi hesaplarını çok iyi yaptıklarını zannediyorlar amma, Allah 'ın hesabını kendi hesapları içerisine dahil etmiyorlar..!

Günü gelince, bu dünyada olmasa da ahirette idrak "ettirilecek".. Amma iş, işten geçtikten sonra neye yarar..? Bu kez de telafisi mümkün olmayacak..

Bilmediklerinden, bilemediklerinden yapıyorlar..


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: Ezhattım üzerinde 09 Temmuz 2014, 11:55:40 ÖS 23
içerik olarak tamamıyla olmasa da ifade açısından osisko'nun tahrik edildiğini ve üzerine çok gidildiğini düşünüyorum, bu da ona yarar sağlamak yerine inandıklarına daha çok sarılıp sahiplenmesini sağlıyor doğal bir tepkime olarak. böyle davet olmaz, sevdiği saydığı inandıklarına 'sapıklar' denilerek bir anlatım ne yapana ne yapılana yarar sağlamaz aksine itici olur. Kur'ana ve mushaflardaki tavsiyelere aykırıdır. ''Kimsenin kutsalına sövmemeli ki, kutsal olana saldırı olmasın.'' Rahmanın adıyla başlanılan sözde rahmet ve hayır olur, hakaret ve sövgü değil. esenlikler akledenler üzerine olacaktır kuşkusuz. İSRA-ALINTI

Dini konularda herkes Kur’an ve sünnetten yani dinin naslarında elde edebileceği kadar bir inanca sahiptir. Kimisi her türlü şirk ihtiva ve eden inançlar ile İslam dini arasında bir ortak dil bulabilir bu onların sorunudur. Kendilerince bir tebliğ metodlarıda olabilir yine bu onların sorunudur.

Nasrettin hoca misali senin dediğin doğrudur ancak senin de dediğin doğrudur demek bizim kullanacağımız bir dil değildir. Biz İslam dinine inanıyoruz bizim küfür ile küfür ehli ile din konusunda herhangi bir uzlaşmayı kabul etmez daha doğrusu batıl olan dinlerin varlığını dahi kabul etmez. Bizim dinimizin bir peygamberi ve alimleri vardır. Biz ne söylüyorsak hangi kavramları kullanıyorsak dinimizin kaidelerine uygun bir şekilde kullanmaya gayret sarf ediyoruz.

İbn-i Teymiyye Rahimehullah FARK adlı kitabında şunları zikr etmektedir.
 
Şanı büyük Allah mealen buyuruyor ki:

“De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun! Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Allah çok affedici ve çok merhamet sahibidir.” (Ali İmran: 31)

Hasan-ı Basri (r.a) buyuruyor ki:

“Bir millet Allah'ı sevdiğini iddia etmiş, onlara imtihan maksadıyla şu ayet indirilmiş:
“Kim Resule uyarsa, Allah onu sever.”

Evet, anlaşılıyor ki, Resulü sevmeden, ona uymadan, takibçisi Olmadan hiç kimse Allah'ın dostluğunu kazanamaz…”

Çok kişi bunun aksini düşünür ve itikad ederler. Halbuki ise, Allah'ın dostluğundan uzak kimselerdir bu kişiler. Yahudi ve Hıristiyanlar da Allah'ın dostu olduklarını iddia ederler. O'nun sevgili kulları olduklarını ileri sürerler.
Şanı yüce olan Allah, bunlara şöyle cevap veriyor mealen:

“Yahudi ve Hıristiyanlar “Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz, dediler. Öyleyse günahlarınızdan ötürü size niçin azab ediyor. Siz sadece Allah'ın yarattığı insanlarsınız, de. Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Göklerin ve yerin ve her ikisinin arasında bulunanların hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş ancak O'nadır.” (Maide: 18)

Başka ayetlerde de bu konu üzerinde durulmaktadır:

“Cennete ancak Yahudi ve Hıristiyan olanlar girecek” dediler; bu onların boş kuruntularıdır. Ey Resul! Sen de de ki: “Sözünüz doğru ise delillerinizi getirin. Hayır öyle değil; iyilik Rabbinin katındadır. Onlara hiçbir korku yoktur, onlar asla mahzun da olmazlar.” (Bakara: 111, 112).

Puta tapıcı oldukları halde, Araplar Mekke'de kaldıkları ve Kabe'ye yakın oldukları için, Allah'ın dostu ve yakını olduklarını ileri sürerlerdi ve kendilerine hiçbir faydası olmayan bu durumlarından ötürü başkalarına karşı üstünlük taslamaya çalışırlardı.

Allah Kur'anda onların bu budalaca böbürlenmelerine karşılık şöyle buyurmaktadır mealen:

“Ayetlerim size okunurdu. Fakat siz büyüklük taslayıp gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz.” (Müminun: 66)

“Hani o küfre sapanlar / kâfirler , seni bir yere kapamak veya öldürmek, yahut da sürmek için hile ve tuzak kuruyorlardı. Allah onlar düzen kurarken düzenlerini boşa çıkarıyordu (Allah da karşılığında tuzak kuruyordu). Allah düzen ve tuzak kuranların (tuzaklarına karşılık verenlerin) en hayırlısıdır.

Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman “İşittik, işittik; istesek biz de aynını söyleyebiliriz. Bu sadece eskilerin bir masalıdır.” derler”. (Enfal: 30, 31)

Bu ayetlerle, müşriklerin, yani Allah'a ortak koşanların, Allah dostları ve Allah evinin gerçekten komşuları olmadıkları beyan ediliyor. Gerçek dostların, Allah'dan gereği gibi korkanlar olduğu ifade ediliyor.
İtibar edilebilir hadis kitaplarımızdan Buhari ve Müslim'de, Ömer bin Abdülaziz'den şöyle naklolunmaktadır:
Allah'ın Resulünden duydum. O dedi ki:

“Doğrusu, falan soy benim dostlarım değildir. Benim gerçek dostlarım Allah ve salih müminlerdir.”
Bu hadis-i Şerif Allah'ın şu yüce buyruğuna uygun düşmektedir:

“Bilin ki Allah, kendi Resulünün dostudur; bundan sonra da Cebrail, salih müminler ve melekler onun yardımcısıdır.” (Tahrim: 4)

Salih müminler, takva sahibi olup Allah'ın dostluğunu kazanan gerçek bahtiyarlardır. Bunlar arasında, Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali (r.a.) ve ağaç altında Allah'ın Resulüne biad edenleri zikretmek gerekir. Bu biada katılanların sayısı bin dörtyüze yakındır ve hepsi de cennetliktir.

Nitekim Allah'ın Resulü buyurmuşlardır:

“Ağaç altında biad edenlerin hiç biri cehenneme girmeyecek.”

Bu hadise benzer bir de hadis-i kudsi vardır:

“Benim dostlarım nerede olurlarsa olsunlar ve ne hal üzere bulunurlarsa bulunsunlar takvadan ayrılmazlar.”
İnkarcılardan öyleleri vardır ki, Allah'ın dostu olduklarını söylerler. Gerçekte ise, bu dostluktan fersah fersah uzaklardadırlar. Tersine, Allah'ın düşmanlığını kazanmışlardır.

Münafıklar da böyledir. Zahirde Müslüman olduklarını iddia ettikleri halde, Allah'dan başka ibadete layık ilah yoktur, tevhid kelimesini söylerler. Fakat gerçekte, içlerinden bunun aksine inanmışlardır. Mesela, içlerinden;
“Allahın resulünün itaatkar bir melek olması gerekir, yahut Hz. Muhammed sadece ümmilere, gönderilmiş bir peygamberdir ve kitap ehline gönderilmemiştir.” dedikleri halde, dışlarında itikadlarını saklarlar. Yahudi ve Hıristiyanlar böyle olan topluluklardır. Sözleri şudur:

“O insanların sadece avam kısmına elçi olarak gönderilmiştir, Allah'ın veli kullarına değil. Zira velilerin elçilere ihtiyaçları yoktur. Onların tanrıya gidecekleri özel yolları vardır. Nitekim, kendine has bir yoldan Allah'a giden Hızır'ın da Musa'ya ihtiyacı yoktu.”

Gene:
“Biz de muhtaç olduğumuz bilgileri doğrudan doğruya Allah'dan alırız” iğrenç sözlerini tekrarlar dururlar.
Veyahut da şöyle söylerler:

“Peygamber, ancak zahiri anlamda yasaklar koyan bir din getirmiştir. Biz bu konuda ona hak vermekteyiz. Ama batını gerçeklere gelince, işte peygamber bu gerçeklerle birlikte gelmemiştir, onun için de batını alemin gerçeklerini bilmez. Bilse de, onun bildiği kadar biz de biliriz. Çünkü, biz, bizimle Allah arasında hiçbir vasıta olmadan, bu gerçekleri ilham yoluyla almaktayız.”

Bu sapıklardan bir kısmı da der ki:

(Dikkat edilirse İbn-i Teymiyye bu kesimden söz ederken onları sapıklıkla itham ediyor. Çünkü bunların sapıklığını örtmek ve böylesi şirkleri küfürleri yumuşak geçişlerle geçiştirmek küfrün bir çeşididir.)

“Sufiler çok yüksek bir derecede bulundukları için peygambere ihtiyaçları yoktur. Zaten peygamber de bunlar için gönderilmemiştir.”

Bir takımları şöyle söylemektedir:

“Sufilere batın ilminde indirilen vahiy, peygambere miraç gecesinde bile yapılmamıştır. Sufilerin derecesi, risalet derecesinden aşağıda değildir.”

Şu her biri iğrenç küfür taşıyan sözleri dinlemek bile insanı çileden çıkarır.

Bu sapık günahkarlar, aşırı bilgisizlikleri sebebiyle, İsra'nın Mekke'de vuku bulduğunu bile bilmezler. Halbuki, miracın Mekke'de başladığını bizzat Kur'an bildirmektedir:

“Kulu Muhammed'i gecenin bir kısmında Mescid-i Haram'dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için çevresini kutsal kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı ne yücedir.”

"Suffe", Medine'de Allah Resulünün mescidinin sol bitişiğindedir. Yoksul ve kimsesiz garipler oraya yerleşirlerdi. Peygamberin emriyle Medine'ye hicret edenlerden oturacak mesken bulamayanlar, kendilerine bir ev buluncaya kadar mescidin suffe bölümüne yerleşirlerdi. Suffe ehli sayılı ve belli kimselerden teşekkül etmiyordu. Bazan azalır, bazen de çoğalırlardı. Müslümanlardan biri gelip orada konaklar, yer bulunca da oradan ayrılırlardı.

Suffe ehlinin ilimde ve dinde hiçbir üstünlükleri yoktu. Onlar da diğer Müslümanlar gibi Allah'a ve Resulüne inanmış, ard niyetsiz Müslümanlardı. Onların içinden sonradan dinden dönenler bile olmuştur. Müslüman olduk diyerek Mekke'ye gelen İrniyn kabilesinden karın ağrısına tutulmuşlara şehrin kenarında yer ve çadır verilmiş; bozulan barsaklarını düzeltmek için, kendilerine deve sütü içmeleri Allah Resulü tarafından emredilmiş, gerekli bütün ihtimam gösterilmiş olmasına rağmen, iyileştikten sonra Allah Resulünün çobanını öldürüp develerini de sürüp götürmüşlerdi. Allah'ın Resulü de bu hain mürtedleri yakalatıp idam ettirmişti.

Bu olayların hikayeleri, Suffe ehlinin hayatları, Buhari ve Müslimde Enes Bin Malik'den naklen tespit edilmiştir.
İşte yukarıda naklettiğimiz olayın kahramanları da ehli Suffe'dir. Onlar da garip sayılmış, kendilerine barınak verilmiş, yardım edilmiş, fakat, onlar buna mukabil hırsızlık yapmışlardır. Resul çobanını öldürüp develerini yağma etmişler, hasılı dinden çıkmışlardı.

Elbette ki, ehl-i suffe içinde bunlar gibi sapıklar bulunduğu gibi, Sa'd bin Ebu Vakkas gibi Ebu Hureyre gibi seçkin müminler de bulunmaktaydı.

Ensar'ın bütünü, hicret edenlerin en büyüklerinden olan Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr, Abdurrahman bin Avf, Ebu Ebeyde bin Cerrah ve daha bir çok benzeri ehl-i suffeden değillerdir. Hatta bir rivayete göre, Muğire bin Şube'nin hizmetçisi bile Suffe ehli arasında bulunuyordu. Allah'ın Resulü bu hizmetçi hakkında;

“Bu köle yediden biridir” dediği de doğru değildir.

Ebu Nuaym bu resul sözünün doğru olduğunu Hülye'de kaydetmişse de, sahib-i selahiyet ilim adamlarının ittifakıyla bunun doğru olmadığı açık bir biçimde anlaşılmıştır. Tıpkı bu hadis gibi, böyle konularda ifade edilen daha bir çok hadisin de uydurma olduğu ortaya konmuştur. Mesela:

- Veliler, ebdal, nukaba, nüceba, evtad ve akdeb hakkında, Resule atfedilen haberler uydurmadır.
- Üçler, dörtler, yediler, onikiler, kırklar, yetmişler, üçyüzler, üçyüzonüçler gibi guruplanmâlar da uydurmadır.
- Kutb'un bir kişi olduğuna dair söylenen haberler de uydurmadır.

Selefden salih olanlardan hiç biri “Ebdal” dışında kalan hiçbir ifade kullanmamıştır. Onlara “Ebdal” dışındaki hiçbir sıfat isminden bahs etmemişlerdir.

Müsned adlı kitabda, Hz. Ali'den yapılan bir rivayette “Kırklar Şam'da bulunur” sözü de uydurmadır, sahih değildir. Çünkü, hem Hz. Ali, hem de onun ashab-ı kiramdan olan arkadaşları, hem Muaviye'den, hem de onun Şam'daki yoldaşlarından çok daha fazla üstündürler. Allah'ın gerçek dostlarını Hz. Ali'nin yanında değil de, Muaviye'nin yanında aramak, olacak şey değildir.

Buhari ve Müslim'de Ebu Said'den yapılan bir rivayete göre, Allah'ın Resulü buyurmuştur ki:

“Müslümanlar birbirinden ayrıldığında bir kısım kimseler dinden çıkar. İki taraftan daha haklı olanı onları katleder.”

Burada işaret edilen dinden çıkma olayının kahramanları Haricilerdir. Hz. Ali'nin zamanında bunlar baş kaldırdılar ve ortalığı adamakıllı karıştırdılar. Bu karıştırıcılıkları İslam dini için tehlikeli boyutlara ulaşınca da, Hz. Ali kılıç kullanmak zorunda kaldı.

Allah Resulünden nakledilen hadis Hz. Ali'nin haklı olduğunu göstermektedir. Onun için, Ebdal'ın Muaviye yoldaşları arasında değil de, Hz. Ali ve arkadaşları yanında bulunması çok daha uygun bir hükümdür.
Bunu teyid eden bir olay geçmiştir. Allah Resulün yanında. Şairlerden biri;

Aşk canavarı ciğerimi ısırdı gerçekten,
Bu yara için ne tabib var, ne de bir efsuncu,
Ancak çok şiddetli bir bağlılıkla bağlandığım bir dost var
Beni efsunlayıp tedavi eden odur.

Mısralarını söylediği zaman, Allah Resulünün vecde gelip sırtındaki hırkasını yere düşürdüğünü bildiren rivayetler de bütünüyle yalandır. Bundan daha yalan olanı, Allah Resulünün bu olayda elbiselerini parça parça yırtıp üzerinden attığını, Cebrail'in de bu parçalardan herbirini alıp arşın altına astığı rivayetidir.
Bu ve benzeri rivayetlerin gerçek değerini ilim erbabı çok iyi bilir.

Hz. Ömer'den nakledilen:

“Allah Resulü Ebu Bekir'le konuşuyordu. Ben onların arasında hiçbir şey bilmeyen bir zenci gibi idim” sözü de tamamen yalandır.

Bizim bunları nakledişimizdeki maksad; Allah'ın Resulünün risaletini genel bir kaide içinde kabul edip ikrar edenle, bunun aksine itikad edenlerin arasındaki farkı belirtmektir.

İkinci tipler, yani münafıklar, münafık oldukları halde Allah'ın dostu olduklarını iddia ederler. Böyle bir iddia kupkuru bir iddiadır, sadece aldatmaya matuf bir politikadır.

Nitekim, Yahudi ve Hıristiyanlar da, kendilerinin tanrı dostları olduklarını iddia ediyorlar, Allah Resulünün Resul olduğunu, fakat kendileri gibi ehl-i kitap dinlilere gönderilmediğini ileri sürüyorlar. Onun için Hz. Muhammed aleyhisselama uymanın onlar için bir mecburiyet olmadığını, çünkü ondan çok daha önce kendilerine peygamber gönderildiğini kabul ediyorlar.

İşte bunlar ve bunlara benzer kimseler, Allah dostu olduklarını ileri sürerler ama, kendilerini küfrün iğrenç bataklıklarından bile kurtaramamışlardır.

Allah'ın dostları, ancak Allah'ın Kur'anda tanımlamasını yaptığı ve “Veli Kullarım” dediği mümin kimselerdir.
Kur'an buyuruyor ki:

“Haberiniz olsun! Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur, onlar asla mahzun da olmazlar. Onlar Allah'a gereği gibi iman etmiş ve O'na karşı gelmekten de kesinlikle kaçınmışlardır.” (Yunus: 62)


Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye’den olan nakil burada sona ermiştir. Görüldüğü gibi İslam alimleri sapıklıkta sınır tanımyanlara sapık demekte herhangi bir beis görmemekteler.Vesselam


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 10 Temmuz 2014, 12:29:09 ÖÖ 00
O değil de İSRA adlı üyenin yorumu çok dikkatimi çekti.

Şimdi sormak lazım biz dini bir kaideyi konuşuyoruz şöyle olsa da böyle olsa da diyebilir miyiz? Allah ve Rasulu bunu böyle uygun görmüş/Ahzap/36 mesele bitmiştir. Din konularında ne şiş yansın ne de kebap mantığı olmaz. Din tek taraflıdır ancak teslim olunur.

Biz dinimizi ve dinimizin vecibelerini yerine getirirken şayet bu uygulamamız tefrikaya yol açıyorsa
ki açması olmaz olmazdır böylesi bir durumda tercihimizi Allah’ın rızası doğrultusunda kullanmamız gerekmektedir.

Dini konularda herkes Kur’an ve sünnetten yani dinin naslarından elde edebileceği kadar bir inanca sahiptir. Kimisi her türlü şirk ihtiva ve eden inançlar ile İslam dini arasında bir ortak dil bulabilir bu onların sorunudur. Kendilerince bir tebliğ metodlarıda olabilir yine bu onların sorunudur.

Nasrettin hoca misali senin dediğin doğrudur ancak senin de dediğin doğrudur demek bizim kullanacağımız bir dil değildir. Bizim dinimizin bir peygamberi ve alimleri vardır. Biz ne söylüyorsak hangi kavramları kullanıyorsak dinimizin kaidelerine uygun bir şekilde kullanmaya gayret sarf ediyoruz.

İbn-i Teymiyye Rahimehullah FARK adlı kitabında şunları zikr etmektedir.

Şeyhül İslam İbn-i Teymiyye’den olan nakil burada sona ermiştir.
Görüldüğü gibi İslam alimleri sapıklıkta sınır tanımayanlara sapık demekte herhangi bir beis görmemekteler.. Vesselam

)).. aleyke selam



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 10 Temmuz 2014, 02:55:48 ÖÖ 02
Yukarıdaki paylaşımda, BİR TEK AYETLE yapılan tahribata bakınız..!

Bir tek ayetle bütün Ehli kitap kafir gibi gösterilmeye çalışılıyor.


"Biz hıristiyanız" diyenlerin de sözünü almıştık, ama kendilerine öğütlenen şeyden pay almayı unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah, onlara, ne yaptıklarını haber verecektir.
Maide 14

Ey Kitap ehli, elçimiz size geldi, Kitaptan gizlediğiniz şeylerin çoğunu size açıklıyor, çoğundan da geçiyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve açık bir Kitap gelmiştir.
Maide 15

Allah, onunla rızasına uyanları esenlik yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletir.
Maide 16

"Allah, Meryem oğlu Mesih'tir." diyenler küfre gitmişlerdir. De ki: "Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde olanların hepsini helak etmek istese, Allah'a karşı kimin elinde bir şey var?" Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşey O 'nundur. O, dilediğini yaratır, Allah, herşeyi yapabilendir.
Maide 17

Yahudiler ve hıristiyanlar; "Biz Allah 'ın oğulları ve sevgilileriyiz." dediler. De ki: "O halde niçin günahlarınızdan ötürü (Allah) size azabediyor?" Hayır, siz de O 'nun yaratıklarından birer insansınız. O dilediğini bağışlar, dilediğine azabeder. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. Dönüş de O'nadır.
Maide 18

Ey Kitap ehli, elçilerin arasının kesildiği sırada size Elçimiz geldi, size gerçekleri açıklıyor ki; "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı geldi. Allâh, herşeyi yapabilendir.
Maide 19


Ayetin öncesini ve sonrasını almadan bütün Ehli kitabı kafirmiş gibi göstermeye çalışandan daha zalim kim vardır.?

Hz. Allah size bir Kitap ve bir uyarıcı gönderdik buyuruyor. Bunu dikkate alıp kendisini düzeltenlere Rahmeti ile muamele edeceğini, "Meryem oğlu mesihtir" diyenlerinse, küfürde olduklarını bildiriyor.

Sonrasında ise Peygamberlerin arasının kesildiği, peygamber dönemi bittiği zaman ise, uyarıcı gönderdiğini, "BİZE DE BİR MÜJDELEYİCİ VE UYARICI GELSEYDİ" demeyesiniz diye, işte "SİZE DE MÜJDELEYİCİ VE UYARICI GELDİ" buyuruyor.

İşte o müjdeleyici olarak ifade edilen, uyarıcı olarak ifade edilen, Peygamberlerin arasının kesildiği zaman gönderildiğini ifade ettiği elçiler..!

Allah 'ın Evliya 'sı, Veli 'si, Elçi 'si, Uyarıcı 'sı dır..!

Ayetler kıyamete kadar mana ve anlamından hiç bir şey kaybetmeyecek.

Sanki şu iki ayet ;

«Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve esbata indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere gelenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk» deyin.
Bakara 136


Gönderilen Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri “Allah'a, meleklerine kitaplarına peygamberlerine iman ettiler.” «Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız. Onları “İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, mağfiretini niyaz ederiz! Dönüş yalnızca sanadır» dediler
Bakara 285

Bunlara indirilmemiş, bunlara hitap etmiyor..

Gönderilen elçiler, indirilen kitaplar arasında fark görmeden iman etmek bu ise..!

Ya bütün Ehli kitabı kafir gibi göstermeye, imansız gibi göstermeye çalışan bu inanışa ne demek gerekir.?

Allah şerlerinden korusun..


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 10 Temmuz 2014, 03:49:34 ÖÖ 03
Kim Rahmân'ın zikrine karşı kör olursa ona bir şeytânı sardırırız; artık o, onun arkadaşı olur. Onlar onları yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.
Zuhruf 36-37


Şüphesiz, biz şeytanları inanmayanların EVLİYASI kıldık.’’
Araf 27


AŞAĞIDAKİ AYET BÜTÜN İNSANLIĞA HİTAP EDİYOR..!  "EY ADEMOĞULLARI"..!

Ey Âdemoğulları, size kendi içinizden elçiler gelip size âyetlerimi anlattıkları zaman korunup uslananlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Araf 35


‘‘Dikkat et! EVLİYAMA korku yoktur; onlar üzülmeyeceklerdir de.’’
Yunus 62


Evliya 'yı bilmeyen, Peygamber efendimizi bilemez. Evliya 'yı tanımayan, Peygamber efendimizi tanıyamaz. Evliya 'yı kabul etmeyen, Allah 'ın Kuran ayetlerine muhalefet ediyor demektir.

Arap yarımadasının şeyhlerini insanüstü bir yaratık gibi göstermeye çalışanlar, Allah 'ın ilmini, sanki kendi ilimleri gibi yorumlayanlar, kendileri bu Din 'in sahibiymiş gibi gösterip, insanları yalan, yanlış yönlendirmeye çalışanlara ..!

İşte onlar için Hz. Allah şöyle buyuruyor;


İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar da cehennem halkıdır.
Maide 86


Kitap ehliyle, -"haksızlık edenleri dışında"- en güzel tarzda tartışın ve deyin ki: "Bize indirilene de size indirilene de inandık. Tanrımız ve tanrınız birdir, biz de O'na teslim olanlarız."
Ankebût 46


Ey inananlar, Allah 'ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü Allah, sınırı aşanları sevmez.
Ankebût 47


Şu hadiste şöyle buyrulmuş, bu kıssada böyle denilmiş, teymiye şunlardan söz ederken, rivayet, varsayım...! Kucak dolusu hikaye..

Kim hakkında, ne için bütün bu uydurma hikayeler ..?

Allah 'ın Evliya dediği, Elçi, Resul, Uyarıcı, Veli dediği, Mürşid dediği her şeriata gönderilen, Peygamber varisleri için.. Dolayısı ile Allah 'a muhalefet için..

Suriye, Arabistan, Mısır aşkıyla yanıp tutuşan bu zihniyet, selefilik adı altında gizlenmiş olan vahhabiliği ön plana çıkarma gayreti içerisindeler.

selefîliğin hızını Tasavvuf kestiği için, karşı duruş sergilemek, bir nevi intikam alma duygusu ile her türlü enstrümanı rahatça kullanabilmekteler.

Bu enstrümanlar neler ;

Yalan, hurafe, bidat, hakaret, iftira, uydurma hadis, gıybet, karalama, kötüleme, meşhur teymiye, rivayet, kıssa..! Aklınıza ne gelirse..

Fıkha karşılar, kendi fıkıhlarını oluşturmuşlar. mezhebe karşılar, kendi mezheplerini kurmuşlar.

Tasavvufa, Evliya 'ya karşılar..!

Çünkü kendi şeyhleri, kendi teymiyeleri var.

Ondan bahsederken, haşa Allah 'ın ayetlerinden bahseder gibi ifadeler kullanmaktalar. Ondan bahsederken, onun sözü üzerine söz kabul etmiyor, kendi görüş ve düşüncesine uymayan, uygulamayanı, karşı çıkanı da, kafir ifadesi ile yaftalamaktan çekinmiyorlar.

Şu ayeti tekrar paylaşma ihtiyacı duydum;

Kitap ehliyle, -"haksızlık edenleri dışında"- en güzel tarzda tartışın ve deyin ki: "Bize indirilene de size indirilene de inandık. Tanrımız ve tanrınız birdir, biz de O'na teslim olanlarız."
Ankebût 46


"Ehli Kitaptan olup da haksızlık edenlerin dışındakilerle iyi geçinin" buyuran Rabbimizi, yalanlamaktan geri kalmıyorlar.

vahhabilik - selefilik ayrı bir inanıştır.


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 10 Temmuz 2014, 01:38:56 ÖS 13
osisko, teşekkür etmek isterim; kardeş öğüdünden rahatsızlık duymadığınız için, savunuma geçmek yerine kulak verdiğiniz için, hatanızda ısrar etmek yerine kusuru ve duyulan rahatsızlığı farkedip özür dilediğiniz için, ayrıca özrünüzün arkasında durup uslubunuza dikkat ettiğiniz için, daha özenli cümleler kurup -şahsa değil doğrunuzu aktarmaya odaklandığınız için...

şu ana kadar yapmadınız şükür, bundan sonrasında da yapmamanız için bir tavsiyem daha olacak. 'pireye kızıp yorgan yakmak' deyimi vardır ya, siz de böyle yapmayın!
seviyor.. sayıyor.. sözlerinden alıntı yapıyor diye şahsi husumet duyduğunuz birinden ötürü değerli bir şahsiyet, alim kişilik ve bir şehit olan İbn-i Teymiyye hakkında -sizin sevdiğiniz, değer verdiğinize sarfedilen sözlere benzer- kötü sözler sarfetmeyin!

{aramızda olmayan, ümmetin ortak değeri olan değerli şahsiyetleri ve isimlerini müslümanların hoyratça ve yakışıksızca kullanmasından bir hayli rahatsızım. bilhassa internet ortamında -sahabe yahut alim isimleri olsun- nick olarak alıp sosyal paylaşım sitelerinde cedelleşmelerine + her türlü ahlaksızlıklarına malzeme yapıp kullanan müslümanımsılardan iğrenme noktasındayız bir çoğumuz. hiç kimsenin, kendilerini savunup temize çıkaramayacak ölmüşleri, zenginliğimiz, tarihimiz, geçmişimiz olan şahsiyetleri hor ve hakirce nefsani mevzularla kirletmeye hakkı yoktur. böylesi müslümanların.. şerrinden Allah'a sığınıp, bu gibilerin çirkefliğinden İslam dinini koruması için kavli ve fiili bol bol dua edelim. sözlerim umumadır}


Allah razı olsun. Uyarı da olsa, eleştiri de olsa, yazılan yazıya cevap da olsa teşekkür ederim.

En başından beridir "E D B .. Edep ya Hu"  dedim durdum. Allah 'tan, Allah 'ın Dini 'nden, Allah 'ın peygamberi 'nden bahsederken, yine Allah 'ın sevdiklerini incitmeye kimsenin hakkı yok, olamaz.

Allah 'ın ilmini, kendi ilimleri yerine koyup, istedikleri gibi evirip, çeviriyorlar. Kuran ayetini, bir başka ayetle çürütmeye, hükümsüz göstermeye çalışıyorlar.

Falanın, filanın yazılarını, sözde Kuran ile uyumlu gösterip pazarlama gayretindeler. Fakat bunu yaparken de hala tahribata, tahrifata devam ediyorlar. İlk yaptıklarıyla durmuyorlar.

Çünkü, kişi bir yalan söyler, o yalanı kapatmak için başka bir yalan söylemek mecburiyetinde kalır. Sonrasında bir başka yalan daha, bir başka yalan daha derken koskoca bir dağ oluverir.

İlk defa kendi teymiyeleri var cümlesini kullandım. Kuran ayetindeki Evliya 'ları yoksa da, kendi evliyaları var anlamında.

Eleştiri olur, olsun da. Fakat haddi aşma noktasına taşımadan, başkalarının kutsalına dokunmadan, hakaret ve iftira şeklinde olmadan. 

Allah razı olsun kardeşim.

Pireye kızıp yorganı yakanın, yorgana ihtiyacı olduğu zaman, yaptığı tahribat anlaşılır.

Allah şerlerinden korusun.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 10 Temmuz 2014, 02:10:27 ÖS 14
TASAVVUF karşıtı olanların ellerindeki malzemeler;


Gerçeği aradığı halde bulamamış, sahtekarın kucağına itilmiş, ne yaptığını ve ne yapacağını bilmeyen dervişler..!

İstihzaya müsait, tarikat kaçkını, kendisine şeyh süsü verenler var.

Babadan evlada miras kalan, beşik kertmesi şeyhler var.

"Dini mübine hizmet ediyorum" zannı ile gerçekleri bilmediği için hakikatlere karşı tavır takınan, çok güzel kelam eden, korkunç zeka sermayeli filozoflar var.

"Sen benim gibi inanmadın" diye kimseye hayat hakkı tanımayan cahiller var.

Hep gazabı ilahiyi anlatan, rahmetten bahsetmeyen korkutucu ilim var.

Zamanın medeniyeti ile teknolojiye karşı, güzelliklere karşı göstermeye çalıştığın ki sen İslamiyet diyorsun, asla İslam ile bağdaşmayan, o şey var.

İçi bu türlü sermaye ile dopdolu, dışı "biliyorum" enaniyeti ile süslü bir torbanın kıvancı ile yaşıyorsun.

"Yazılı kağıda mektup yazılmaz" dedi Mevlana ve diğer Evliyaullah...

Kelam ilmi, kal 'den kurtulup "HAL İLMİ" ile hallenmedikçe hem kendini, hem de sana güvenenleri kandırmaya devam edeceksin.

Genelleme yapmak artık adap ve edebiniz olmuş. Allah ıslah etsin.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 10 Temmuz 2014, 02:49:47 ÖS 14

Bugün, yarın ve kıyamete kadar, Evliya 'yı, Allah 'ın Elçisi olarak kabul etmek, kabulden sonra Evliya 'ya biat etmek, biat etmese dahi Evliya 'yı inkar ve reddetmemek imanın gereğidir.


Bugün, Allah'ın Elçisi olarak kabul edeceğimiz kişi kimdir, isim verebilir misiniz?


Hiç kimseyi aracı yapmadan, Mürşidini doğrudan Allah 'tan istemek, hem gönlün mutmain olması için, hem de kişinin nasibinde hangi mürşid var ise bunu doğrudan mülkün sahibinden sormak, sanırım teslimiyet için de büyük önem taşır.

Bunu öğrenmenin en güzel ve kestirme yolu, istihare yapmaktır. Allah 'a sor, O sana Mürşidini söylesin. Samimi olarak yapılan müracaatın çevrildiği hiç görülmemiştir.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 10 Temmuz 2014, 04:17:01 ÖS 16

osisko, ne dediğinizi anlamak için soruyorum;

Allah'ın elçisi dediğiniz bu kişiler, vahiy alıyorlar mı?

bir de,

"Samimi olarak yapılan müracaatın çevrildiği hiç görülmemiştir." demişsiniz

tüm müracaatlardan ve verilen cevaplardan nasıl haberdar oluyorsunuz?


Vahiy 'den ne anlıyorsunuz ki.? Cebrail a.s ile karşılıklı oturmasını, peygamber efendimizle yapmış oldukları gibi muhabbet etmelerini mi.?

Allah 'ın sunumu, ulaştırması yalnızca vahiy yolu ile sınırlı değildir. Manen işaret eder, rüya aleminde sunar, hal-i ye-kaza da sunar. Sadrına verir, ilham eder.

Yapılan müracaat eğer ki samimi ise, bire bir yaşamış gibi mana aleminde sunarlar. Rüya aleminde işaret edilir, gösterilir. Fakat görmüş olduğu bu rüyayı ehline anlatması gerekir. Ehline gitmeden de, gideceği yer açıkça ifade edilir.

Hangi şekilde olursa olsun, Rüyayı yorumlamak iyi olmaz. Yorumlanan her şey, kişinin imtihanını zorlaştırır. Hz. Allah yaşanacakları, kişinin yapmış olduğu yoruma göre zuhur ettirir.  

Ölçü ve değer olarak bunu ehli bilir.

İslam, hal ilmidir. Kal ilmi, kelam ilmi değil.

Anlatılmaz, yaşanır. Yaşayacak ki, zevkini alacak. Bal, bal demekle insanın ağzı tatlanmaz.

Çok basit bir şey ifade edeyim.

Allah rızası için akan göz yaşı tatlıdır. İçerisinde tuz barındırmaz.

Fakat, Allah rızası için döktüğünü zannettiğin göz yaşı eğer ki tuzlu ise, hiç zahmet etme. O Rıza-i bari için akmamış demektir. Bu da Evliyaullah 'ın tavsiyelerindendir.


Resulullah (s.a.v.) buyuruyorlar ki:

“Allah Teala hazretleri diyor ki:
“Ben, kulumun benim hakkımda yaptığı zanna göreyim.
O , beni zikretti mi onunla beraberim.
Eğer o beni nefsinde zikrederse ben de onu onunkinden daha hayırlı bir cemaat içerisinde zikrederim.
O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım, o bana bir zira’ yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım.
O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.”


(Buhari, Tevhid 50; Müslim, Zikr 2, (2675); Tirmizi, Da’avat 142, (3598)


Konu Başlığı: Ynt: Öneri
Gönderen: osisko üzerinde 10 Temmuz 2014, 08:28:13 ÖS 20

siz yaptınız mı, rüyanızda şu an tabi olduğunuz evliyanızı ve ona biat ettiğinizi görüp de öyle mi müracaat ettiniz?

Ben geçmişi olan birisiyim. Bu yüzden Evliya, Mürşid kavramları bana yabancı değil. Fakat her ilmin, her bilimin bir okulu, hocası, öğreteni var ve bu öğretenlerden ders almadıkça, diploma sahibi olunamıyor.

"Ustasız sanat, haramdır".

Dansın bile öğretmeni var. Kainatta hiç bir zerre var edilmemiş ki, boşta, bir yere dokunmadan, bağlanmadan kendi başına ayakta durabilen. İnsanoğlu yaratıldığı, var edildiği ilk günden itibaren terbiyeye muhtaçtır.

Evliya, kişiyi dünya hayatında terbiye eden, yetiştiren, ahirete hazırlayan kişidir. Mürşid 'siz olmaz. Evliya şöyle ifade eder; "Cennet-i Âlâ ' hergele meydanı değil. Öyle elini, kolunu sallaya sallaya giremezsin".

Daha evvelki yazılarımda da ifade ettim. Peygamberler efendilerimizin zamanlarındaki yaşantı ile bu günkü yaşantı arasında hiç bir farklılık yoktur. Biat ve tabii olmak da en başta olanlar.
Evliya tanınmadan, peygamber tanınamaz. Kuran 'ın evrenselliği içerisinde asıl düşünülmesi, gereken taraf bu.




anlamanın yolu gösterilmiş, doğruluğunu merak ediyor ve öğrenmek istiyorsak istihareye yatarak pekâlâ bunu öğrenebiliriz. nasipse bu gece şahsen ben istihareye yatacağım ama görmezsem 'samimi olmadığımdan görmemiş olabilirim' mazereti öne sürülebilir tek kişi olduğumdan. bu sebeple, forum ahalisi olarak topluca bu gece istihareye yatıp bunu öğrenebiliriz, ne dersiniz chamdali? ve hiçbirimizde görmezsek osisko da bu iddiasından vazgeçip tekrarlamaz bir daha nasıl fikir, anlaşma? istişareye sunalım, önerilere açıktır.


Bu işin şakası olmaz. İstihareyi, müracaatını Allah 'a yapacaksın, bana değil. İstihare Allah 'tan başkasına yapılmaz.

Boşuna mı samimiyetten bahsediyoruz. Samimi ol, Rabbine teslim ol, sonucunu gör. İşin ciddiyetini kavrayamadın sanırım. Yoksa böyle bir konuda öneri getirmezdin diye düşünüyorum.


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 10 Temmuz 2014, 09:44:51 ÖS 21
Bu işin şakası olmaz. İstihareyi, müracaatını Allah 'a yapacaksın, bana değil. İstihare Allah 'tan başkasına yapılmaz.

Biliyorum, şaka yapmamıştım. İstihareyi size yapalım gibi bir şey söylediğimi de hiç sanmıyorum. Bunu da nereden çıkardınız? diye sormayacağım; çünkü siz bunu hep yapıyorsunuz, söylenmemiş sözleri kişiye atfedip söylenmiş gibi üzerine bir de cevap yazıyorsunuz. Bunu defaatle belirtmemize rağmen göründüğü kadarıyla ve ne yazık ki dikkate almamışsınız. Hüsnü-zanla yaklaşın ve öyle okuyun derim son kez olarak.


Boşuna mı samimiyetten bahsediyoruz. Samimi ol, Rabbine teslim ol, sonucunu gör. İşin ciddiyetini kavrayamadın sanırım. Yoksa böyle bir konuda öneri getirmezdin diye düşünüyorum.

Yanlış düşünüyorsunuz. Kavradım, 'uygulayalım böylece yakinen öğrenmiş oluruz, soru işaretleri de ortadan kalkar' diye düşünerekten öneride bulunmuştum. Muziplik olarak yansımış, addedilmiş olabilir; alayvari yaklaşım incitme olmadığı sürece bunda da hiçbir beis ve haramlık yok. İslamda mizah ve mizaha bakış ayrı bir konu, konumuz bu değil.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: Ezhattım üzerinde 11 Temmuz 2014, 01:03:24 ÖÖ 01
Ayetin öncesini ve sonrasını almadan bütün Ehli kitabı kafirmiş gibi göstermeye çalışandan daha zalim kim vardır.? Hz. Allah size bir Kitap ve bir uyarıcı gönderdik buyuruyor. Bunu dikkate alıp kendisini düzeltenlere Rahmeti ile muamele edeceğini, "Meryem oğlu mesihtir" diyenlerinse, küfürde olduklarını bildiriyor. Osiko-alıntı

Osiko şu kesin olarak anlaşılmıştır ki senin bir pisikiyatriye ihtiyacın vardır. Hemde derhal çünkü senin beynin öylesine yıkanmıştır ki sen okumadan cevaplar yazıyorsun başını kuma gömmüş rast gele Allah’ın ayetleri üzerinde manasız yorumlar yapıyorsun.

Usül,kaide, mana, kinaye, muhkem, mütaşabbih,mecaz,nuzül kurallarını hiçbir şekilde takmadan başı bozuk makine gibi ötüp duruyorsun.

Ya ben kaç kezdir yazıyorum sen hala neden anlamıyorsun? Gerek ehli kitap olsun gerek Mekke müşrikleri olsun gerek sabiler gerek Mecusiler ve gerek diğer dinlere mensup olan insanlar olsun peygamberlerin çağrısına kulak verdikleri zaman yani vahye tabi oldukları zaman artık onlar Müslüman olarak anılırlar.
Hz.Ebubekir daha evvel Mekke müşriklerinde bir zat idi ancak iman etti ve Müslüman oldu. Kişi iman edip peygambere uyduktan sonra artık ehli kitap olarak anılmaz yada müşrik olarak anılmaz o artık Müslüman ismi ile anılır be hey beakıl sen bunu neden anlamıyorsun?

Bak şu ayete şimdi;

“Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında)

“Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).” Bakara/62

Gördün mü ayeti osiko? Yani sen İslam dinini anlayana kadar bizimde göbeğimiz çatlayacak galiba; İslam dininin aslı anlaşılıp iman edilmeden Müslüman olunmaz bunu iyice bilmelisin.

Ayette Yahudilerden Hıristiyanlardan Sabilerden peygambere uyanlar ve iman edenler cennete gideceklerdir deniliyor. Yani anlayacağın Hz.İsa’ya Hz.Musa’ya iman edip salih amel işleyenler Müslümandırlar dolasıyla cennete gideceklerdir.

Ancak Hz.Muhammed bin Abdullah (s.a.s) in şeriati geldiğinde diğer şeriatlerin hükmü ortadan kalkmıştır. Zaten peygamberlerin ard arda gelmesi önceki şeriatlerin hükümlerinin tahrif olmasından dolayıdır. Bu yüzden sana diğer bölümde nakl ettiğim gibi Rasulullah (s.a.s) Hz.Ömer’in elinde Tevrata ait bir sahife görünce ona kızmış ve Musa yaşamış olsaydı bana uymaktan başka çaresi yoktu demiştir bunun delilini daha evvel vermiştim.

Osiko böyle laf kalabalığı yapacağına konuşulan mesele ekseninden cevaplar ver.

Senin evliyaların sapıklıkta sınır tanımazken sen ne yaparsan yap onları temize çıkaramazsın bunu unutma? Bir yandan sapık şeylerinin daha evvel aktardığımız sözlerinin üstünü perdelerken diğer yandan da Yahudi ve Hıristiyanları cennete götürme gayreti içerisindesin. Bu ne turşu bu ne lahana derler. Sen kime hizmet ediyorsun? sapık ilmi-leddün iddiasında bulunanlara mı? yoksa Yahudi ve Hıristiyanlara mı? Kime?

“Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık lâyık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı. “Araf/30

Allah Ehli-Kitap olanları Tevbe/30.ayette kafir Tevbe/31.ayette de müşrik olarak vasıflandırmaktadır. Yani Yahudi ve Hıristiyanlar hem kafir hem de müşriktirler.

Kafirdirler çünkü hakka karşı inkar içerisindeler.

Müşriktirler çünkü Allah’a ortak koşmaktalar. Bu konuda tek bir ihtilaf dahi yoktur ve ayetler muhkemdir.
 
"İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar." Bakara/16
    
İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, affedilmeyi bırakıp azabı satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar!”Bakara/175
    

"Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir."Bakara/256
    
"Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.”Ali-İmran/90


Konu Başlığı: Ynt: Öneri
Gönderen: osisko üzerinde 11 Temmuz 2014, 02:34:33 ÖÖ 02

anlamanın yolu gösterilmiş, doğruluğunu merak ediyor ve öğrenmek istiyorsak istihareye yatarak pekâlâ bunu öğrenebiliriz. nasipse bu gece şahsen ben istihareye yatacağım ama görmezsem 'samimi olmadığımdan görmemiş olabilirim' mazereti öne sürülebilir tek kişi olduğumdan. bu sebeple, forum ahalisi olarak topluca bu gece istihareye yatıp bunu öğrenebiliriz, ne dersiniz chamdali? ve hiçbirimizde görmezsek osisko da bu iddiasından vazgeçip tekrarlamaz bir daha nasıl fikir, anlaşma? istişareye sunalım, önerilere açıktır.


İstihareyi bana yapmayacaksın dememdeki kasıt, sizin anlamadığınız zannına kapıldığımdan değil, Allah 'a yapılacak olan bir müracaatın ciddiyet gerektirdiğini vurgulamak içindi.

"forum ahalisi olarak topluca bu gece istihareye yatıp bunu öğrenebiliriz, ne dersiniz..hiçbirimizde görmezsek osisko da bu iddiasından vazgeçip tekrarlamaz bir daha nasıl fikir, anlaşma? istişareye sunalım, önerilere açıktır. "

Kullanmış olduğunuz bu ifadede ciddiyetten biraz uzak kalınmış gibi hissettim "istihareyi bana yapmayacaksın" şeklinde ifade kullandım. Burada herkes anlamak istediği gibi anlıyor.

"Anlattıkların, karşıdakinin anladığı kadardır"..!  Herkes için geçerlidir.

Bakış açısı farklı olduğu için, yanlış anlaşılma olabilir.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 11 Temmuz 2014, 02:41:57 ÖÖ 02

Ezhattım şu kesin olarak anlaşılmıştır ki senin bir pisikiyatriye ihtiyacın vardır. Hemde derhal çünkü senin beynin öylesine yıkanmıştır ki sen okumadan cevaplar yazıyorsun başını kuma gömmüş rast gele Allah’ın ayetleri üzerinde manasız yorumlar yapıyorsun.

Usül,kaide, mana, kinaye, muhkem, mütaşabbih,mecaz,nuzül kurallarını hiçbir şekilde takmadan başı bozuk makine gibi ötüp duruyorsun.

Ya ben kaç kezdir yazıyorum sen hala neden anlamıyorsun? Gerek ehli kitap olsun gerek Mekke müşrikleri olsun gerek sabiler gerek Mecusiler ve gerek diğer dinlere mensup olan insanlar olsun peygamberlerin çağrısına kulak verdikleri zaman yani vahye tabi oldukları zaman artık onlar Müslüman olarak anılırlar.
Hz.Ebubekir daha evvel Mekke müşriklerinde bir zat idi ancak iman etti ve Müslüman oldu. Kişi iman edip peygambere uyduktan sonra artık ehli kitap olarak anılmaz yada müşrik olarak anılmaz o artık Müslüman ismi ile anılır be hey beakıl sen bunu neden anlamıyorsun?

Bak şu ayete şimdi;

“Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında)

“Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).” Bakara/62

Gördün mü ayeti Ezhattım? Yani sen İslam dinini anlayana kadar bizimde göbeğimiz çatlayacak galiba; İslam dininin aslı anlaşılıp iman edilmeden Müslüman olunmaz bunu iyice bilmelisin.

Ayette Yahudilerden Hıristiyanlardan Sabilerden peygambere uyanlar ve iman edenler cennete gideceklerdir deniliyor. Yani anlayacağın Hz.İsa’ya Hz.Musa’ya iman edip salih amel işleyenler Müslümandırlar dolasıyla cennete gideceklerdir.

Ancak Hz.Muhammed bin Abdullah (s.a.s) in şeriati geldiğinde diğer şeriatlerin hükmü ortadan kalkmıştır. Zaten peygamberlerin ard arda gelmesi önceki şeriatlerin hükümlerinin tahrif olmasından dolayıdır. Bu yüzden sana diğer bölümde nakl ettiğim gibi Rasulullah (s.a.s) Hz.Ömer’in elinde Tevrata ait bir sahife görünce ona kızmış ve Musa yaşamış olsaydı bana uymaktan başka çaresi yoktu demiştir bunun delilini daha evvel vermiştim.

Ezhattım böyle laf kalabalığı yapacağına konuşulan mesele ekseninden cevaplar ver.

Senin evliyaların sapıklıkta sınır tanımazken sen ne yaparsan yap onları temize çıkaramazsın bunu unutma? Bir yandan sapık şeylerinin daha evvel aktardığımız sözlerinin üstünü perdelerken diğer yandan da Yahudi ve Hıristiyanları cennete götürme gayreti içerisindesin. Bu ne turşu bu ne lahana derler. Sen kime hizmet ediyorsun? sapık ilmi-leddün iddiasında bulunanlara mı? yoksa Yahudi ve Hıristiyanlara mı? Kime?

“Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık lâyık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı. “Araf/30

Allah Ehli-Kitap olanları Tevbe/30.ayette kafir Tevbe/31.ayette de müşrik olarak vasıflandırmaktadır. Yani Yahudi ve Hıristiyanlar hem kafir hem de müşriktirler.

Kafirdirler çünkü hakka karşı inkar içerisindeler.

Müşriktirler çünkü Allah’a ortak koşmaktalar. Bu konuda tek bir ihtilaf dahi yoktur ve ayetler muhkemdir.
 
"İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar." Bakara/16
    
İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, affedilmeyi bırakıp azabı satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar!”Bakara/175
    
"Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir."Bakara/256
    
"Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.”Ali-İmran/90

[/b]

Kendi görüş, düşünce ve zannından başka hiç bir şey yok.

Kendini anlatmışsın.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 11 Temmuz 2014, 02:57:17 ÖÖ 02
Kuran kıyamete kadar geçerlidir.

AŞAĞIDAKİ GERÇEĞİ HİÇ KİMSE DEĞİŞTİREMEZ.


İman edenler; yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku olmadığı gibi onlar üzülmeyeceklerdir.
Bakara 62


Hepsi bir değildir; ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secde ederek kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar. Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar Salih insanlardandırlar. Onların hayır cinsinde yaptıkları şeyler karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.
Ali İmran 113.114.115


Ehl-i kitaptan öyleleri var ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın âyetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır.
Ali İmran 199


İncil sahipleri, Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
Maide 47


Bu ayetler İslam 'dan başka din anlayışına sahip olanlar için değildir. İslam 'ı kendi yan kuruluşu gibi görenler için hiç değildir. İslam 'ı kendi anladığı ile sınırlı zannedenler için de değildir.

Bu ayetler, Allah 'tan başka ilah tanımayanlara, Kainattaki Tek Din 'in İslam Dini olduğunu kabul edenlere, Tevhid inancına sahip olanlara, Allah 'ın indirdiği bütün Kitaplara iman edenlere, bütün Resullerine iman edip, onlardan birini, bir diğerinden üstün görmeyenlere..!

Kısacası "AMENTÜNÜN ALTI ŞARTINA DA" acabasız iman edenlere hitap ediyor.

Körle yatan, şaşı kalkarmış. Kendisindeki noksanlığı bende zannediyor. Yazık..


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 11 Temmuz 2014, 03:39:31 ÖÖ 03
Allah 'ın şer-i kurallarının tümüne verilen ad, İslam..

Allah 'ın varlığını ve birliğini kabul eden kişi Müslümandır.


Hz. Allah 'ın bedevilere hitabı bunu açıkça belirtmekte.


‘‘Bedeviler" dediler ki: ‘‘İman ettik.’’

Deki: ‘‘Siz iman etmediniz, amma ‘‘Müslüman olduk’’ deyin.

İman henüz kalplerinize yerleşmedi.

Şayet Allah’a ve peygamberine itaat ederseniz amellerinizden bir şey eksiltmez.

Muhakkak ki Allah çok esirgeyen çok bağışlayandır.’’
Hucurat 14


Müslüman olmak için yalnızca Allah 'ın varlığını kabul etmek yeter.. Dün ile bugünü bağdaştıramayanda bir sorun var demektir. Evrensellik neyi ifade ediyor hiç bakmıyor.

İslam 'da, Din 'in yaşanılırlığı bakımından, dün, bugün ve yarın diye bir kavram yoktur.

Tüm Peygamberlerle, indirilen kitap veya suhuflara, en başta indirilen ve gönderilen peygambere, en son indirilen ve gönderilen peygamber de dahil  iman etmesi şarttır...

Hiç bir şeriat iptal olmadı.

Hiç bir Kitap ve hiç bir Peygamber hükümsüz kılınmadı.

Kuran son Kitap olmasına rağmen, en son gönderilen Peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa s.a.v efendimizin böyle bir tebliği olmamıştır.. Kuran 'da da bunu ifade eder bir ayet yoktur.

İptal olmuş olsaydı, son diye bahsedilen Kitap ve Peygamber bunu insanlığa bildirirdi.

İmanın şartlarından birisi, indirilen bütün kitaplara iman, bir diğer şartı da bütün peygamberlere imandır. İlki ve sonu arasında hükümsüz kılınan ne bir peygamber vardır, ne de bir kitap.

Bunlardan bir tanesini hükümsüz kabul edenin imanında noksanlık var demektir.

Hala, Thomasın elindeki İncil, Zebur, Tevrat ile, Allah 'ın indindekini ayırt edemeyen zavallı..!

Kendisine bak kendine..

Ey inananlar, Allah 'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allah 'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse o, delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136

Kim Rahmân'ın zikrine karşı kör olursa ona bir şeytânı sardırırız; artık o, onun arkadaşı olur. Onlar onları yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.
Zuhruf 36-37


Şüphesiz, biz şeytanları inanmayanların EVLİYASI kıldık.’’
Araf 27



Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: İSRA üzerinde 11 Temmuz 2014, 05:02:46 ÖÖ 05
İstihareyi bana yapmayacaksın dememdeki kasıt, sizin anlamadığınız zannına kapıldığımdan değil, Allah 'a yapılacak olan bir müracaatın ciddiyet gerektirdiğini vurgulamak içindi.

Ciddiydim, hatta daha öncesinde düşünmüştüm yapmayı. Yani bu konuyu ilk yazdığınız mesajın akabinde ama nasip bugüneymiş.


Kullanmış olduğunuz bu ifadede ciddiyetten biraz uzak kalınmış gibi hissettim "istihareyi bana yapmayacaksın" şeklinde ifade kullandım.

Burada herkes anlamak istediği gibi anlıyor.

Yanlış hissetmenizde ifade ediş şeklim etken olmuş olabilir, sorun değil.

Sanıyorum öyle...bu konuda hemfikiriz.


"Anlattıkların, karşıdakinin anladığı kadardır"..!

Öyleymiş!


Bakış açısı farklı olduğu için, yanlış anlaşılma olabilir.

Muhtemelen olan bu...
Hususi rabıtaya karşı oluşum da Allah'tan başkasına mutlak kuvvet ve kudret yükleyip beklemeyi doğru bulmadığım içindir. Yalnız Allah'a iltica etmek gerekiyor, istiharede buna dahildir. Nebevi sünnette de bu şekilde yer almış, uygulanmıştır.


Konu Başlığı: Ynt:
Gönderen: osisko üzerinde 11 Temmuz 2014, 07:54:35 ÖS 19

ciddiydim, hatta daha öncesinde düşünmüştüm yapmayı. yani bu konuyu ilk yazdığınız mesajın akabinde ama nasip bugüneymiş.

istihare konusunda latife yapmamış olsam da mesajlarınızdan latifeyi pek kaldıramadığınız sonucuna ulaştım; bir noktada sizden helallik almam gerekiyor.

geçenlerde nickinizi kullanarak bir latife yapmıştım, okuyacağınızı düşünerekten.
'yanlış anlayıp da alınır mı acaba?' diye düşünmüş buna rağmen yinede yazmıştım.
siz bir şeyler yazmayınca, konuya bakmamış olduğunuza, bakmayıp görmeyeceğinize yorumlamış ve arkadan konuşmak olmasın düşüncesiylede silmiştim. merak eder ve dilerseniz içeriğinide yazarım? hakkınızı helal ederseniz sevinirim...


Benim hiç kimsede zerre kadar da olsa hakkım olamaz. Maneviyatın vermiş olduğu terbiyede kişinin, bir başkasından hakkı olsa dahi helal edilir. Ahiret yurdu için kuldan alacak, verecek hesabı yapılmaz.

Hak diye ifade ettiğiniz hakkım helaldir.

İstihare için Evliyaullah 'ın tavsiyesi şöyle;

Şöyle müracaat edebilirsin:

Tasvip ettiğin bir mürşit tanıyorsun, ama gene ALLAH 'a sormak istiyorsun. Tabi, bu mühim mevzuyu ALLAH 'a sormayacaksın da başka kime soracaksın.?

"Ya Rabbi, falan kuluna müntesip olur, evrad ve ezkarımı onun tarifi üzere yaparsam benden razı olur musun".? Diye tazarru ve niyazla yakarabilirsin.

Acabasız, samimi yapılan müracaat cevapsız kalmaz, inşallah. Çok çeşit istihare vardır. Hepsi güzeldir. Öz ALLAH 'a müracaattır. Usulünce yapılan müracaatlar daha makbul olup, rahmeti ilahiyi kalıplaştırmak kesinlikle değildir.

"Bu türlü yapamam" diyorsan, istihare namazını kıl. Hazreti ALLAH 'tan iste. Bu yolda nasip ve kısmetin iman şulesi samimiyetinde zuhur eder.

Ezeli ervahta tereddütsüz, şüphesiz "beli" dedin ise zikirsiz, şükürsüz, evradsız, ezkarsız, namazsız, niyazsız, hacsız ve zekat borcu ile kabre götürmezler.

Rahmeti ilahiye ters düşer. Bu nedenledir ki kesinlikle reddedilmez, cevabı verilir.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 11 Temmuz 2014, 08:11:42 ÖS 20

vahiyden söylediğiniz gibi bir şeyi peygamberler için bile anlamıyorum.

siz birine/birilerine Allah elçisi derken ne dediğinizin farkında mısınız? birine Allah elçisi dediğinizde aldığı/getirdiği mesajı sorarlar adama. aldıkları mesajı da duyurmaları gerekir toplumlarına.

hem siz Allahın vahiy dışındaki sunumlarına bizzat şahit oldunuz mu ya da tecrübe ettiniz mi de bu derece kesin konuşabiliyorsunuz?

İslam anlatılmaz yaşanır dediğiniz halde burada sayfalardır neyi anlatmaya çalışıyorsunuz? yine subjektif kriterler. muhatabınızı kolaylıkla anlamamazlıkla itham edebilirsiniz. ne yani söylediklerinizin doğruluğunu test için her dediğinizi yapacak mıyız gözümüz kapalı.

Allah gözyaşımızın tadına bakmaz emin olun. O sinelerin özünü bilendir.


İslam denince ne anlıyorsun ki.? Git arkadaşından yarının ödevini al, kopyala. Ertesi gün götür arkadaşının yapmış olduğu ödevin aynısı ile notunu al ve sınıfını geç..!

Birisi aradan çekilince, yerini sözde, "aklını kullanan"  başka birisine emanet ediyor. 

Maneviyat başıboşluluk demek değildir. Yol büyüğün, Mürşidin, tabii oldun Evliyaullah sana tarif eder, tarif üzere uygular ve yaşarsın. Ben umman içerisindeyim. Neden denizi aramak gibi bir gayret ve çaba içerisine gireyim.?

Aklın senin yol büyüğün olduğu müddetçe bu soru veya sorunlar azalmaz, aksine çoğalır.

Kuran- Kerim 'de buyrulan Evliya, yol gösteren, irşad eden, tarif eden bir kişiye tabii olduğunda, artık sen, sen olmaktan çıkmak zorundasın. Yani öğretmen ne derse, çalışman, bu yolda yürümen onun tarifi üzere olacaktır.

Kendinden bir şeyler katmaya, onun tarifinden dışarı çıkmaya başladığın zaman, maneviyat da seni bırakır. Madem ki biliyorsun, kendin git. Madem ki akıllısın, kendin bul.

Ama yok, madem ki biat ettin, tabii oldun, söz dinlemen, laf anlaman gerekir. Tabii olmak, teslimiyet demektir.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 13 Temmuz 2014, 01:49:42 ÖÖ 01
Arkadaşım, ne sormak istiyorsan sorabilirsin anlamında buradayım dedim. Dilediğin başlık altında ne soracaksan sor. Bildiğim, yaşadığım, bir konu olduktan sonra farketmez. Dilim döndüğünce cevaplamaya çalışırım. Her şeyi biliyorum iddiasında da olan birisi değilim.

Tasavvuf, İslam Dini 'ni, peygamber efendimizin yaşantısına yakın yaşama ve uygulama biçimidir. İstihare ise, Tasavvuf 'un kendi içerisinde uygulanılan bir müracaat şeklidir.

İstihare, kişinin kendi gördüğünden, kendi hissettiğinden başkasını kabul edememe, başkalarının telkinine sıcak bakamama durumunda doğrudan Allah 'a müracaatı demektir.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: Ezhattım üzerinde 14 Temmuz 2014, 02:34:05 ÖÖ 02
Hayatımda çok cahil gördüm ancak niye yalan söyleyeyim bugüne kadar senin gibi bir cahile hiç ama hiç rastlamadım. Ben orada bir şey iddia ediyorum ve diyorum ki Ali-İmran/suresi 113-114-115. Ayetlerde zikr edilenler Abdullah b. Selâm, Esed b. Ubeyd, Sa'lebe b. Şa'be ve Ka'b b. Malik olup bunlar daha evel ehli-kitap iken iman edip Müslüman oldular ve ayetler onları zikr etmektedir. Sen ise aklını yitirmiş medine çöllerinde yolunu kaybetmiş mecnunlar gibi dönüp duruyorsun.

Senin burada yapman gereken şey bu bilginin asılsız olduğunu ispat etmendir. Tabi buna ilmi olarak yetersiz kaldığın için buna çürütmek yerine kendini anlamamaya programlamış boş boş konuşup duruyorsun.

Allah’a gereği iman edenlere ehli-kitap denmez Müslüman denir sen bunu dahi bilmeyecek kadar koyu bir cehalet içerisindesin. Bak şu ayete bak;

"Kitap verilenlere ve ümmilere de ki: "Müslüman oldunuz mu?" Eğer (sizin gibi) müslüman olurlarsa hidayeti bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse sana sadece tebliğ etmek düşer. Allah kullarını (n halini çok iyi) görendir" (Al-i İmran: 20-21)   

Demek ki Müslüman olabilmenin yolu Müslümanlar gibi iman etmektir ehli-kitap gibi değil. Her türlü inanca sahip dinin aslında bile icma edememiş nice, hizipler, cemaatler, gruplar, arkadaşlıklar kendileri gibi inanmayan hatta demokratik laik düzenleri ayakta tutan sahte ilahlara ve işkal ettikleri makamlara Allah’tan başka hüküm koyma yetkisi tanıyan ve böylece Allah’a Rububiyet tevhidinde şirk koşan ibadet kapsamında olan amellerde hükmü Allah’a has kılmak noktasında da Allah’tan başkasını vekil tayin eden sahte ilahlara oy vererek onlara anayasalar (şeriatler)  tahsis etme hakkı tanıyan ve böylece Allah’tan başka sahte ilahları hem dost hem de veli edinen insanları İslam kapsamında görmek tam manasıyla imanına küfür karıştırmaktır.
Bu küfrün birçok illetleri vardır ancak hakkı batılla karıştırmak Bakara/159.ehli-kitabın en belirgin küfürlerinden biridir.

Bu küfür illeti maalesef günümüzde kendilerini İslam ehli olarak gören birçok cemaatte ve birçok insanda mevcuttur. Bu ayetler onları yalanlıyor ve iman iddialarının boş olduğunu bizlere haber veriyor.
Müslümanlara sizin gibi düşünmeyenleri siz hemen ötekileştiriyorsunuz onları hariç görüyor ve onları tekfir ediyorsunuz diyorlar. Bunu söylerlerkende bu söylediklerine maalesef hiçbir şekilde delil sunamıyorlar.


Oysaki bizim gibi düşünmeyenleri biz değil Allah ötekileştiriyor. Çünkü insanlardan; Bakara/Suresi 13.ayette onlara gelin Müslümanlar gibi iman edin denilince onlara biz o beyinsizler gibimi iman edeceğiz deyip Müslümanlarla Müslümanların akidesi ile alay etmektedirler. Demek ki bizim Müslüman olarak telaki ettiğimiz ehli-iman ulema gibi iman etmeyenler Müslüman değildirler.

Biz ya Allah’ın işaret ettiği Müslümanlar gibi yani ashap gibi iman edeceğiz ki onlar hiçbir surette Allah’tan başkasına anayasa koyma yetkisi vermemişlerdir yada bu sevdadan vaz geçeceğiz.

Allah böyle söylerken ehli-kitaba gelin Müslüman olun derken aklını yitirmiş birileri de kalkmış onların zaten Müslüman olduğunu söylüyorsun. Sen gerçekten feci bir şekilde hastasın.

Şimdi İbn-i Kesirde geçen şu kıssayı dikkatlice oku; Yalnız acele temeden sindire sindire oku olaki belki hidayet bulursun inşallah;

Muhammed İbn İshâk İbn Yesâr ve başkalarının da zikrettiği gibi bu sûrenin baş kısmını onlara bir reddiye sadedinde indirdi.

îbn îshâk meşhur es-Sîret'ün-Nebevî isimli eserinde ve başkaları şöyle diyorlar :

Necrân hıristiyanları hey'eti altmış binitli olarak Rasûlullah'a geldiler. Ulularından ondört kişi de içlerindeydi.

Bunlar:

1  — Âkıb —ki ismi Abd'ül-Mesîh idi—
2  — Seyyid —bu da Eyhem'dir—
3  — Bekir İbn Vâil kabilesinin kardeşi Ebu Harise İbn Alkame
4  — Üveys el-Hâris
5  — Zeyd
6  — Kays
7  — Yezîd
8  — Nebîh
9  — Hüveylid
10  — Amr
11  — Hâlid
12  — Abdullah
13  — Yuhannes idiler.

Bunların esâs söz sahibi olanları da şu üçüydü:

1  — Âkıb: Kavmin başkanı (emîri) görüşlerinin sahibi ve danışılan kişiydi. Ancak onun görüşüyle hareket ederlerdi.
2  — Seyyid: Âlimleri, binitlerinin ve toplantılarının sahibi idi.
3  —' Ebu Harise İbn Alkame: Râhibleri, imamları ve medreselerinin sahibi (hocası) idi. Ebu Harise okumuş olduğu eski kitaplardan Rasûlullah (s.a.) in sıfatının ve durumunu çok iyi öğrenmişti. Fakat bulunduğu makam ve gördüğü muamele sebebiyle cahilliği onu hıristiyan olarak kalmaya itiyordu.

İbn İshâk diyor ki: Muhammed İbn Ca'fer İbn Zübeyr bana anlattı ve şöyle dedi:

İkindi namazı kılınırken geldiler ve Rasûlullah (s.a.) in yanına, mescidine girdiler, üzerlerinde Yemenli elbiseleri vardı. Cübbeler ve ridâlarla develere binmişlerdi.

Rasûlullah (s.a.) in ashabından onları gören  diyorlar ki: «Onlardan sonra onların benzeri hiçbir böylesine şaşaalı o güne kadar bir hey'et görmedik.» Onların kendi ibâdet vakitleri gelince Rasûlullah (s.a.) in mescidinde ibâdet etmek üzere kalktılar. Rasûlullah (s.a.) «Bırakınız (kılsınlar)» buyurdu. Onlar da doğuya doğru ibâdet ettiler.

RasûluJlah (s.a.) onlardan Ebu Harise İbn-i Alkame ve Âkıb Abd'ül-Mesîh ile ya da Seyyid el-Eyhem ile konuştu.

İki râhib Rasûlullah ile konuştuklarında Allah Rasûlü (s a.) her ikisine de : Müslüman olun, buyurdu. Onlar da : Muhakkak ki biz (daha önce) müslüman olduk, dediler. Allah Rasûlü : Hayır, siz müslüman olmadınız; dedi (gelin) müslüman olunuz, buyurdular. Onlar yine : Evet, dediler. Biz senden önce (Zaten) müslüman olduk. (Dediler)

Rasûlullah (s.a.) : «Yalan söylediniz» buyurdular. «Allah'ın oğlu var demeniz, haç'a tapmanız ve domuz eti yemeniz sizin müslüman olmanızı engelliyor.» Onlar : Ey Muhammed (îsâ) nın babası kimdir? diye sordular.
Rasûlullah (s.a.) sustu ve onlara cevap vermedi. Allah Teâlâ da onların bu sözlerinin herbiri hakkında ve ayrılığa düştükleri konular için Âl-i İmrân sûresinin baş kısmını ve seksen küsur âyetini indirdi. Nakil burada bitmiştir.


Şimdi Rasulullah (s.a.s) onların ne o an nede daha evvel Müslüman olmadıklarını bildiriyor aklını yitirmiş misyoner derviş onların Müslüman olduğunu iddia ediyor.

Şimdi soracağım soruyu es geçmeden izah eder misin?

1-Ashap kimlerden meydana gelmişti? Yani daha evvel hangi dinden idiler de sonra Müslüman oldular.

2-Yahudi ve hıristiyanlardan peygambere uymayanların Müslüman hükmü aldıklarına dair bir delil göster. Çünkü peygambere uyanlar zaten Müslüman hükmü alırlar ve ashap statüsünde olurlar. Uymayanlardan bir tane isim vere bilir misin ki bu Müslüman olarak anılmış olsun.

3-Nisa/60.ayetin nuzül sebebindeki Kab bin Eşref ki bu zevat Yahudi idi Allah onu niçin tağut olarak vasıflandırdı?
4-   

Bak burada ne diyorsun? Allah 'ın şer-i kurallarının tümüne verilen ad, İslam..Allah 'ın varlığını ve birliğini kabul eden kişi Müslümandır.

Sonra diyorsun ki Müslüman olmak için yalnızca Allah 'ın varlığını kabul etmek yeter.
Sen böyle diyorsun.

Allah ise şöyle diyor mealen; Andolsun, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, tartışmasız: 'Onları üstün ve güçlü (aziz) olan, bilen (Allah) yarattı' diyecekler.”Zuhruf/9

Başka bir ayette

“Andolsun, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, elbette 'Allah' diyecekler….”Zuhruf/38

Yine başka bir ayette;

“Andolsun onlara; 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, şüphesiz; 'Allah' diyecekler. De ki; 'Hamd Allah'ındır.' Hayır, onların çoğu bilmezler.”Lokman/25

Oskio ne kadar yalancı olduğunu gördün mü? İşte gördüğün gibi  Mekke putperestleri Allah’ın varlığını kabul ediyorlar ancak bu onların Müslüman olmaları için yeterli olmuyor.

Oskio puta tapanlar kafirdirler. Putu sadece taştan ağaçtan alçıdan zan etme şeyhlerini put edinenlerde aynı hükmü alırlar.

Oskio durmadan "AMENTÜNÜN ALTI ŞARTINA " iman eden Müslümandır diyorsun. Ben bunun Müslüman olmak için yeterli olmadığını iddia ediyorum. Sana her sorduğumda cevap veremiyor kıvranıp duruyorsun sonra konuyu başka mecralara taşıyorsun.

İmanın şartlarını kabul edip tağutu red etmeyen nasıl müslüman olur bunu delillendir?

İbni Kuteybe (Rahimehullah) ne güzel demiş;

“İnsanlar koyun sürüsü gibidirler, birbirinin ardından giderler. Bu sebeple biri çıkıp, onlara kendisinin peygamber olduğunu veya rububîyyet (ilahlık) iddiasında bulunduğunu ilan etse bile, Rasulullahın son peygamber olduğu bilinmesine rağmen, yine de bu iddia sahibi, kendisine tabi ve taraftarlar bulur.”Hadis/Müdafası/

Sizi en güzel özetleyen söz kanımca budur;


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: Ezhattım üzerinde 14 Temmuz 2014, 02:39:14 ÖÖ 02
"Kitap verilenlere ve ümmilere de ki: "Müslüman oldunuz mu?" Eğer (sizin gibi)müslüman olurlarsa hidayeti bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse sana sadece tebliğ etmek düşer. Allah kullarını (n halini çok iyi) görendir" (Al-i İmran: 20-21)  

"Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam’a açar..." (En’am: 125)
"Haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır? Öyleyse (haktan) nasıl çevriliyorsunuz?" (Yunus: 32)    

İbni Teymiye şöyle demiştir:

"Bunun için Allah’a ibadet etmeyen kişi mutlaka Allah’tan başkasına ibadet eder.

Adem oğulları iki kısımdır.

Muvahhid olanlar, müşrik olanlar veya tevhidi ve şirki birbirine karıştıranlar ki bunlar; hristiyanlar, yahudiler ve kendilerini İslam’a nisbet eden sapık kimseler ve onların benzerleri olan tevhide şirki karıştırmış müşrik kimselerdir." (Fetvalar c: 14 s: 282)

İbni Teymiye başka bir yerde şöyle demiştir:

"Her kim Allah’a ibadet konusunda büyüklük taslarsa işte o kimse Müslüman değildir. Her kim de Allah’la birlikte bir başkasına ibadet ederse işte o kimse de Müslüman değildir." (Kitabu’n-Nübüvvet s: 127)

İbni Kayyım:

"Allah-u teala'ya ibadet etmeyen kimse" konusunda şöyle demiştir:

"İslam; Allah’ı birlemek, sadece O’na ibadet etmek, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak, Allah’a ve rasulüne iman etmek ve rasulün beraberinde getirdiklerine tabi olmaktır.Bunları yerine getirmeyen kul Müslüman değildir. Şayet bunları yerine getirmeyen kimse inatçı (yani bilerek inkar eden) kafir değilse cahil kafirdir.

Cahil grubuna giren bu kimseler hakka karşı inat etmemelerine rağmen cehaletleri sebebiyle küfre girdiler.

Onların inat etmiyor olmaları kendilerini kafir olmaktan kurtarmadı.



Zira kafir olan kişi; gerek inat, gerek cehalet ve gerekse inat edenleri taklit etmek suretiyle yapmış olsun, Allah’ın tevhidini inkar eden ve rasulünü yalanlayan kişidir.

İnat edenleri taklit eden kişiler inat etmedikleri halde inat ehlini taklit etmeleri sebebiyle küfre girmişlerdir.

İslam dinine bağlı olmayan kişinin kafir olduğuna inanmak kula farzdır.

Şüphesiz ki Allah-u teala bir rasulle hucceti ikame etmeden kıyamet gününde hiç kimseye azab etmez.

Genel olarak hüküm böyledir.

Kıyamet gününde belli kişilere huccetin ikame edilip edilmeyeceğine hüküm vermek Allah’a aittir ve ahiretteki azab ve sevap bu hükme bağlıdır. Fakat dünyada zahire göre hüküm verilir. Onun için kafirlerin çocukları ve onlardan deli olanların dünyadaki hükümleri kafirdir. Çünkü onlar velilerin hükmünü alırlar." (Tariku’l Hicreteyn 17. tabaka, s: 382)

Abdullatif ibni Hafiyd, İbn-i Kayyım’ın yukarıdaki sözünü şöyle açıkladı:

"İbni Kayyım bu sözünde hakkı öğrenme gücü olduğu halde hakkı öğrenmekten yüz çevirip küfür konusunda şeyhlerini taklit edenlerin kesin küfre girdiklerini  söylüyor. Fakat hakkı öğrenmeye gücü olmayan veya rasullerin tebliğine ulaşma imkanı olmayan kişiyi ise fetret ehlinden olan ve rasulün haberi kendisine ulaşmayan  kimse gibi sayıyor. Bu gibi kişiyi tekfir etmeyen alimler bile onu Müslüman saymamıştır.


(Necd Alimlerinin Fetvaları  c:3  s: 231)

Şeyh Ebu Batın kendisine:      

"Siz müslümanları tekfir ediyorsunuz" diyen kimselere karşı şöyle cevap vermiştir:

"Bizim hakkımızda: "Müslümanları tekfir ediyorsunuz" diyen kişi ne İslam’ı ne de tevhidi bilen bir kişidir. Bu kimsenin sözünden onun İslam’ının sahih olmadığı anlaşılmaktadır. Zira bu kimse günümüzdeki müşriklerin yaptığı şirki reddetmemekte ve yaptıklarının tevhidi bozucu bir şirk olduğunu görmemektedir. Bu durumda olan bir kimse ise Müslüman değildir." (Mecmuatü’r-Resail  c: 1 Kısım: 3 s: 655)

Abdullatif b. El-Hafid, şahadeti söylediği halde büyük şirk işleyen kişinin İslam’a girmediği konusunda  alimlerin icma ettiğini nakletmiştir. (El Minhac s: 10 Necd Alimlerinin Fetvaları c:3 s: 93)

"Allah’tan başka, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek olan kimselere dua edenden daha sapık olan kimdir? Oysa onlar, onların dua etmelerinden habersizdirler. İnsanlar haşrolundukları zaman (kendilerine dua edilenler) onlara düşman kesilirler ve kendilerine ibadet etmiş olmalarını inkar ederler." (Ahkaf: 5-6)  

Şeyh Süleyman b. Abdullah şöyle dedi:

"La ilahe ilallah"ın manasını bilmeyen, tevhidin gerekleriyle amel etmeyen, şirkin her çeşidini terkedip, tağutu da reddetmeyen kimsenin sadece dille bu sözü söylemesi alimlerin icma ile ona hiçbir fayda vermez." (Teysir’el Aziz’el Hamid s: 53)    

Şeyh Abdurrahman b. Hasan şöyle dedi:

"Sahabeler, tabiin, selefi salih ve ehli sünnet alimlerinin hepsi; bir kimsenin şirki terketmeden, ondan uzak durmadan müslüman olmayacağı konusunda icma etmişlerdir." (Ed-Dürerü’s-Seniye  c: 11 s:  545-546)

Kadı İyad şöyle dedi:

"Allah’ın birliğini reddeden, Allah’tan başkasına veya Allah’la birlikte bir başkasına ibadet etmeye davet eden her söz ve yazı müslümanların icmasıyla küfürdür." (Eş-Şifa Küfür Olan Makaleler Bölümü)  

Muhammed b. Abdulvahhab Karamita taifesi hakkında  şöyle dedi:

"Bu taife namaz, hac, oruç, zekat gibi İslam  şiarlarını zahiren yapmakta, Cuma namazını ve cemaat namazını zahiren kılmaktadırlar. Müftüler, halk arasındaki ihtilafları çözmek için İslam’a göre hükmeden  kadılar tayin etmişlerdir. Fakat bunlara rağmen şirk işlemişler ve İslam şeriatine muhalif hareketlerde bulunmuşlardır. Bunun için bütün alimler bunların kafir olduklarında icma ettiler." (Muhtasar Es-Siyre)    
  
Bu mertebenin daha iyi anlaşılabilmesi için zamanımızdan şöyle bir örnek verelim:

Bu mertebe laikliği, kominizmi, ırkçılığı, kapitalistliği, demokrasiyi terk etmeyi ve onları tekfir etmeyi insanları bundan sakındırmayı gerektirir. Allah’ın kanunlarıyla hükmetmeyen mahkemeleri terketmeyi ve insanları bundan sakındırmayı, teşri meclisini terketmeyi ve insanları bundan sakındırmayı, ve zamanımızdaki İslam’a zıt her türlü fikirleri terk etmeyi ve insanları bundan sakındırmayı gerektirir. Vesselam


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 14 Temmuz 2014, 03:47:35 ÖÖ 03

İbn-i Kesir,  
Muhammed İbn İshâk İbn Yesâr
İbni Kuteybe
İbni Teymiye
Fetvalar
İbni Kayyım
Tariku’l Hicreteyn
Abdullatif ibni Hafiyd
Şeyh Ebu Batın
Mecmuatü’r-Resail
Abdullatif b. El-Hafid
El Minhac  
Alimlerinin Fetvaları
Şeyh Süleyman b. Abdullah
Şeyh Abdurrahman b. Hasan
Ed-Dürerü’s-Seniye
Kadı İyad
Muhammed b. Abdulvahhab Karamita
Muhtasar Es-Siyre


SELEFİLİK ve  VAHHABİLİK propagandası yapan bu zavallıya acımamak elde değil.


-Hadis,
-rivayet,
-der ki,
-şöyle der,
-hüküm şöyledir,
-şöyle hükmeder...!

BU NE YAA..? Benim inanç ve imanımı kabul etmeyen sana derim ki;

Arkası gelmez senin şeyhlerinin bıktım illallah..! Birilerinin, kendince doğruları ile beni yargılamaya kalkışıyorsun. Gülerler adama..

Benim bir tek Mürşidimi kabul etmeyen adama bir bakın. Hz. Allah 'ın Kuran 'da buyurduğu Evliya 'yı kabul etmeyen zavallıya bir bakın..

Hangi edepten, hangi saygıdan, hangi imandan haberdar düşündürücü..!

İslam 'dan bi haber, bilmiyor
Din 'den bi haber, anlamıyor
İnaçtan bi haber, yok ki ne bilsin
İmandan bi haber, ettiğini zannediyor
Ehli iman, Ehli islam, Ehli Takva ile hiç bir ilgisi yok. yaşantı yok ki nerden bilecek.

İşin yalnızca felsefesi boyutu, görünen yanı ile alakalı, metafizik denilen olgudan habersiz, İslam 'ı yaşadığını zannediyor.

Mürşit, tertib-i lahidir: Varüsün Nebiy nedimi ilahi evliya, mensub olduğu Peygamberlerinin şeriatını manasını tahrip etmeden yaşantı ve uyarısını günahı kebairler dışında, asra uyumlu mana vazifelisi verilmiş kişiye Mürşit denir!..

Evliya 'lar, Peygamber varisleridir.


Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek MÜRŞİT bulamazsın.
Kefh 17


Kuran yeter..!


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 14 Temmuz 2014, 07:51:15 ÖS 19

"...Allah her kime hidayet ederse işte o, irmiştir, her kimi de saptırırsa artık onu irşad edecek bir veliy bulamazsın"[/color]

 begen1  Teşekkür ederim.

   
Veli : İbadet ve taat ile Allah 'ın yakınlığını kazanmış kul.
   
Mürşit : Rehber, yol gösteren.

Aklımda kaldığı kadarıyla yazmıştım. Fakat mana değişmiyor.

"(veli) İrşad edecek .. bir (mürşid) rehber bulamazsın".


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 15 Temmuz 2014, 03:15:41 ÖÖ 03
HZ. MUHAMMED MUSTAFA s.t.a.v efendimizden den birkaç Hadis;


"Benim hadislerim tartışılacak, tartışıldığı vakit siz KUR'AN 'a bakın, benim hadislerim Kur'an'ı Kerim‘e ters düşmez."
(El Cabir Müsnad)


"Benden Kur'an dışında hiç birşey yazmayın. Kim benden Kur'an dışında bir şey yazmışsa imha etsin."
(Müslim-Zühd bölümü, Müsned hanbel-3/12, 21-33)


"Benden sonra nebi gelmeyecek, alimler gelecek, halifeler gelecek, onlara tabi olan bana tâbî olur, onlara asi olan bana asi olur."
(Sahih buhari 9.cilt 1409.hadis, Sahih buhari 11.cilt sayfa 181)


Alimler, Resulullah'ın varisleridir, hikmet sahibi alimler, fıkıh açısından nebilerseviyesindedirler."
“4291...
Rasulullah (SAV)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti dedi.
Allah (c.c) bu ümmete her yüz yıl başında dinini yenileyecek birisini (bir müceddid) gönderecektir."
(Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/412. Melahim hadis no: 4291)


"Size Allah'a karşı takvayı, başınıza siyah bir köle bile gelse emrini dinleyip ona itaat etmenizi tavsiye ederim. İçinizden yaşayacak olanlar cok ihtilaflar göreceklerdir. Benim sünnetime ve MÜRŞİD, HALİFE, MEHDİLERİN sünnetlerinin yolundan ayrılmayınız. Bu yola sımsıkı sarılınız, sonradan ortaya çıkanlardan kaçınız, çünkü her bid'at dalalettir."
(Ebu Davud ve Tirmizi)


Şu bir gerçektir ki benden sonra peygamber yoktur. Ama halifeler gelecek hem de çok olacaklar."
Ashab: O halde bize ne emredersin? dediler.
"Birinciye ve Ondan sonra gelene (sıra ile) yaptığınız bey'ati tutun! “
(Müslim, imare 44 H.No.1842, 3/147 Buhari, Enbiya 5, Fethu'l, Bari 6/495, ibni Mace, Ci-had 42k, H.No. 2871, 2/958, Ahmed 2/97)




Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 15 Temmuz 2014, 01:28:22 ÖS 13
Sayın OSİSKO  sizin VELİ EVLİYA,MÜRŞİTTEN anladığınız ŞU MUDUR..

http://www.youtube.com/watch?v=TUGX8apOx5M# (http://www.youtube.com/watch?v=TUGX8apOx5M#)


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 15 Temmuz 2014, 02:01:46 ÖS 14
Kuran 'da geçen Veli kelimesinin anlamı, yardım eden, koruyan, gözeten, yol gösteren,  manasındadır.


Veli kelimesinin İfade ettiği genel anlam ise şu şekilde;

Bir kimsenin veya bir topluluğun, bir milletin menfaatleri ve elde etmek istedikleri amaçlar doğrultusunda dini, siyasi, içtimai, maddi, hukuki, kısaca her türlü işlerini üzerine alan ve bu konularda tam bir tasarruf hak­kına sahip olan idareci, hakim otorite, koruyucu, gözetici malik, yardımcı anlamlarında kullanılır.


İnanan erkekler ve inanan kadınlar, birbirlerinin Velisidirler. İyiliği emrederler, kötülükten men'ederler, namazı kılarlar, zekatı verirler, Allah 'a ve Elçisine itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Tevbe 71


Ey inananlar, eğer imana karşı küfrü seviyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi Veliler edinmeyin. Sizden kim onları Veli tanırsa işte zalimler onlardır.
Tevbe 23


Yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı üzre Kuran 'da Veli kelimesi, hem doğruya götürmede önderlik eden, hem de yanlışa götürmede öncülük eden manalarında kullanılmıştır.

Kulu Allah 'a yakınlaştırmaya sebep vesile olan kişiye Veli, kulu Allah 'tan uzaklaştırmaya çalışan kişi için de Veli ifadeleri kullanılmakta.

Her iki manada da yol gösteren, yönlendiren manaları ortaya çıkmakta. Biri artı, diğeri eksi yönde.

Şüphesiz, biz şeytanları inanmayanların EVLİYASI kıldık.’’
Araf 27


Hangi yönden bakarsanız bakın, kul ilahi terbiyeye muhtaç yaratılmıştır. Bu terbiye Allah 'ın ayetlerinde de sıkça belirttiği gibi, kişi, kendisi için yol gösteren, irşat eden, Veli, Evliya olarak kimi seçmiş ise, ya imana sevk eder, ya da imansızlığa.

Hırsızla arkadaşlık eden, ahlak ve yaşantı olarak herhalde camii imamına özenecek değil.  

Aynı şekilde içkiye ve gayri ahlak dışı işlere özenen bir kişi de, ne okunan Ezan ile ilgilenir, ne Ramazan orucu ile. Ne ırz, namus gözetir, ne de zarar, ziyan hesap eder. Kişinin kendisi için seçmiş olduğu örnektir önemli olan.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 15 Temmuz 2014, 02:15:22 ÖS 14
Sayın OSİSKO  sizin VELİ EVLİYA,MÜRŞİTTEN anladığınız ŞU MUDUR..



HAYIR..!

Bu video ,

"Titremene lüzum yok, Ben kral değilim.! Kureyş 'li, kuru ekmek yiyen bir Kadının Oğluyum".

Hadis-i şerifi ile uyuşuyor mu.?


Evliya 'ya tabii olmak, kula kulluk etmek değil.

Fakat makam olarak, vazifesine hürmet, edep ve terbiye icabıdır. 

Karşısında el bağlamaya bile karşı çıkan bir Evliya 'nın Derviş 'iyim. Benim dergahım bu gibi davranışlardan beridir.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 15 Temmuz 2014, 05:34:46 ÖS 17
Arkadaşım,

Doğru yolu gösteren, izah ve irşat eden, koruyup, kollayan bir Veli,

Evliya kelimesini değil, Veli kelimesini kullandığımız için ifadelerimde Veli olarak kullandım.

Veli : İbadet ve taat ile Allah 'ın yakınlığını kazanmış kul.

Evliya : İrşad ve velayet makamına haiz kişi. Veli kelimesinin çoğulu..

Paylaştığım bir çok yazıda, Peygamber, Elçi, Resul, Mürşid, Evliya, Uyarıcı kelimelerinin ayrı manaları olduğunu ifade ettim. Beni çelişkide mi göstermeye çalışıyorsun anlamadım.

Öğretmen nedir: Eğiten, öğreten, bildiren, yetiştiren, izah eden, ikaz eden, yol gösteren, terbiye eden, ders veren........  bilmem ne ..

Hırsızlığın da öğreteni var, kumarın da. Namazın da öğreteni var, imanın da. Her ikisine de aynı öğretmen gözü ile bakmak mümkün mü.?

Şeytan kötüye sevkediyor, mürşidin o.
Yalana, harama, zinaya, içki ve kumara sevkediyor öğretmenin o..


Veli, inanca çağırıyor, iman ve ibadet ile uğraşmaya sevkediyor, Mürşidin o.
Yalandan, haramdan, zina, içki, kumardan koruyor, öğretmenin o..


İman artıya, imansızlık eksiye sevkediyor. Akıl da bu bağlamda hem eksi, hem artıya mürşitlik ediyor.   

Bir bıçak, ekmek kesmede, yemek yapmada, işleri kolaylaştırmada kullanıldığı gibi, kurban kesiliyor, cinayet işleniyor, zarar ve ziyanda kullanılıyor. Hepsi de aynı bıçakla yapılıyor.

Hayırda, ibadette, yardımcı olarak kullanıldığı gibi, şerde, belada, eziyette de kullanılan aynı bıçak.

Görmek istediğin gibi bakma. Anlatılmaya, ifade edilmeye çalışıldığı gibi gör.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: müslümanlardan üzerinde 15 Temmuz 2014, 05:44:25 ÖS 17
Sayın OSİSKO  sizin VELİ EVLİYA,MÜRŞİTTEN anladığınız ŞU MUDUR..



HAYIR..!

Bu video ,

"Titremene lüzum yok, Ben kral değilim.! Kureyş 'li, kuru ekmek yiyen bir Kadının Oğluyum".

Hadis-i şerifi ile uyuşuyor mu.?


Evliya 'ya tabii olmak, kula kulluk etmek değil.

Fakat makam olarak, vazifesine hürmet, edep ve terbiye icabıdır. 

Karşısında el bağlamaya bile karşı çıkan bir Evliya 'nın Derviş 'iyim. Benim dergahım bu gibi davranışlardan beridir.


gerçekten merak ettim kimdir mürşitiniz...


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 15 Temmuz 2014, 05:59:27 ÖS 17

gerçekten merak ettim kimdir mürşidiniz...


O benim tercihimdir.

Doğruları paylaşmak adına buradayım. Taraftar toplamak için değil.

Bu kulun kendi iradesine bırakılmış. Mizacına, inanç ve imanına uygun birisini kesinlikle bulur.

Yeter ki samimi olsun.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: Ezhattım üzerinde 16 Temmuz 2014, 10:26:52 ÖÖ 10
Bismillahirrahmanirrahim.
Günümüzdeki bir takım cahillerin alim,evliya, yaren, tasavvuf,kafir, mümin, şehit gibi temel kavramlar üzerinde kendi ahbarlarını mutali kımaktalar. Halbuki şunun bilinmesi gereklidir ki alimin alimliğine,velinin veliliğine, şehidin şehitliğine,müminin müminliğine cahil karar veremez. Cahil bu tür bir seçim yapma yetisine sahip değildir. Çünkü yapısında bu donanım yoktur. Cahil ilimden bilgiden uzak bir anlayış içerisinde olduğundan dolayı neyin doğru neyin yanlış olduğunun tespitini de kendisi yapamaz.

Daha evvel delilleri ile birlikte ispat ettiğimiz Yahudi ve Hıristiyanların Allah’ın sevgili kulları olduklarını iddia etmeleri ne kadar boş bir iddia ise bugünde kendisini tasavvuf ehli olarak lanse eden kabirperestlerin iddiasıda bu kadar boş bir iddiadır.
Adam hala kalkmış Kur’an da dost evliya alim kavramlarının var olduğunu ispat etmeye çalışıyor. Yani cehaletin bu kadarına da pes doğrusu. Biz ısrarla Allah’ın dostları da velileri de vardır bunu kimse inkar etmiş değildir ancak bunların Kur’an ve sünnette vasıflarıda vardır. Sizin Allah’ın dostları evliyaları dediğiniz şirkperest (Şeyhlerinizin) kendi kaynaklarından bizzat Allah oldukları iddialarını oraya aktardık buna rağmen hala bu zevatların küfürlerini temizlemek adına kalkıp Kur’an’dan deliller arıyorsanızsa şunu bilin ki size herhangi bir delil yoktur.

Bu forumda çok sayıda takva sahibi ehli-sünnet alimlerine karşı hürmet edilmesi gerektiği onların din adına yaptıkları içtihatların Müslümanlar için büyük bir önem taşıması gerektiğini vurguladık.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu;

Ubâde b. eS-Sâmit'ten (Radıyallahu anh):

Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Büyüklerimize  hürmet, küçüklerimize merhamet   etmeyen ve âlimlerimizin konumunu kabul etmeyen kişi, benim ümmetimden değildir. (İmam Ahmed b.

Hanbel, El-Müsned)

Yine Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu;
 
İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallahu anhuma) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah ilmi [verdikten sonra], insanların [kalbinden] zorla söküp almaz. Fakat ilmi,  ulemâyı kabzetmek suretiyle alır. Ulemâ kabzedilir, öyle ki, tek bir âlim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur, onlar da ilme dayanmaksızın [kendi reyleriyle] fetva verirler, böylece hem kendilerini hem de başkalarını dalâlete (sapıklığa)  atarlar." [Buhârî, İlm 34, İ'tisam 7; Müslim, İlm)

İşte bizim ilim kapısına hürmetimiz Rasulullah (s.a.s) in bu altın gibi olan sözlerini bilmemiz hasebeyledir. Ancak bu öylesine bir meseledir ki eğer kantarın topuzunu kaçırırsanız kendinizi aynı oskio gibi şrik küfür dolu bir ruhbanlığın içerisinde bulursunuz.

Allah bu konuda biz kullarını uyarmıştır Tevbe/31.ayete göre alimlere din adamlarına  itaat şirk olarak ortaya konurken  Maide/44.ayette ve daha birçok ayette alimlerin büyük değerler olduğu vurgulanmaktadır.
O zaman bizlere düşen şey alim olarak bilinen zatların dinin ölçülerine göre tespit edilmeleiridir. Bugün tasavvuf adı altın da bir takım neyi düyü belli olmayan sözde ilim ehli olduklarını söyleyen ve bu ilmede bilmem ne ilmi diyen bir takım zevatlar türemiştir. Bunlara tasavvuf nedir? Bu kavramın sizdeki karşılığı nedir? Dediğimiz de. Aldığımız cevap tasavvuf anlatılmaz yaşanır. Anlatılamayan şey nasıl yaşanıyor? oda ayrı bir şey.

Onlara siz tasavvuf derken; Zühd, nefis tezkiyesi, İslam ahlakına sahip olmak,kalpleri pisliklerden arındırmak Allah’ın çok zikr etmek gibi şeyleri anlıyorsanız bunlara kimsenin bir itirazı olamaz. Çünkü bu gibi hallerin kaynağı Kitap, sünnet ve selefi salihindir.

Fakat günümüzde ki şirk bataklağındaki tarikatçı olarak bilinen sözde tasavvufçular evet bunlar denince akla hemen gelen daha çok Nakşibendilik, Kadirilik, Mevlevilik,Beşiktaşlılık Alevilik,gibi tarikatlar vasıtasıyla örgütlenen anlayıştır. Ancak aklı selim her insan azıcık kitap sünnete müracaat ettiğinde şunu kesin olarak bilir ki bunların İslam'la bir alakaları yoktur.


Bilakis bu tarikatlarda şeyhlere ilahi vasıflar verilmekte, onlardan medet (yardım) istenmekte, rabıta vb bir çok şirki unsur durumlar mevcuttur. Ayrıca bu tarikatlar kendilerine vahdeti-vücud veya bunun kamufle edilmiş şekli olan vahdeti-şuhud denilen bir akideyi esas alırlar ki bu akide -haşa- Allah’tan başka bir varlık olmadığı ve bütün mahlukatın Allahın parçası olduğu esasına dayanır ki bunun katmerli bir küfür olduğu aşikardır.

Bu manada tasavvufi hareketler daha çok Abbasiler döneminde eski Yunan felsefesine dair kitaplar tercüme edilmeye başlandıktan sonra yayılmaya başlamıştır.

Ayrıca Uzakdoğu felsefeleri, Hint dinleri (Panteizm) ve diğer batıl dinlerin de tasavvufun oluşumunda etkisi olmuştur. Kur’an’ın bir zahir anlamı bir de batın anlamı olduğunu iddia eden Batıniler bu batıl tasavvuf anlayışının ilk başlangıcını temsil eder.

Batıni anlayış ilk olarak Şiiler arasında yayılmış, sonra Sünni halk arasında da yayılmaya başlayınca ister istemez kendilerine çeki düzen vererek zahirde daha İslam’a yakın bir görüntüye bürünmüşlerdir ancak bu aldatıcıdır. Ehli sünnet olduğunu iddia eden tarikatlarda aynı küfür ve şirk akideleri görmek mümkündür. Ayrıca sema denilen müzikli zikir törenleri, sünnette aslı olmayan vird ve ibadetler gibi daha bir çok bidat hurafe bu tarikatlarda mevcuttur. Kafalarını emme tulumba gibi sağa sola vurmalarıda dinde aslı olmayan zikir adı altında şeytani bir bidattır.


Şeytanın ordusu kafir cinlerin en etkili olduğu sahalardan birisi olan tasavvufi akımlar halen insanları tevhidden uzaklaştırmaya devam etmektedirler. Vallahu a'lem.

Bunlara Tevhid nedir diye sorsan bunun anlamını dahi bilmiyorlar. Din nedir dinin aslı nasıl elde edilir gibi kavramlar bunların hiç duydukları şeyler değildir.

“Varsa yoksa şeyh, başkada şirk çok,tevhid hiç yok.”

Max bu cümle biraz karışık oldu galiba dur düzeltelim inşaAllah.

“Varsa yoksa şeyh,başkada bir şey yok,tevhid desen hiç yok” 


Bizim bildiğimiz İslam Alimleri dini kavramları açıklarken şu şekilde açıklarlar.;

Muhammed bin Abdulvehhab (rhimehullah) "Nevakiz'ul İslam" risalesinde İslam'dan çıkartan 10 tane maddeyi şöyle saymıştır;


İNSANI İSLAM DİNİNDEN ÇIKARAN ŞEYLER (NEVAKIZU'L İSLAM)


İslam Dini ile çelişen on madde vardır:

Şirk

1- Allah'a ibadette ortak koşmak:

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:


"Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar." (en-Nisa 4/48; en-Nisa 4/116)


"Kim Allah'a ortak koşarsa, muhakkak ki Allah ona cenneti haram kılar. Varacağı yer cehennem ateşidir. Zalimler için yardımcı yoktur." (el-Ma'ide 5/72)

Allah'tan başkası adına, cinler ve kabirler adına kurban kesmek bu kapsamdadır.

Allah İle Kişiler Arasında Vasıtalar Tayin Ederek Onlara İbadet Sunmak

2- Allah ile kendisi arasına aracılar koymak, bunlara dua etmek, bunlardan şefaat istemek, bunlara tevekkül etmek. İşte bütün bunlar alimlerin icmaıyla küfür olan amellerdir.

Müşrikleri Tekfir Etmemek

3- Müşrikleri tekfir etmemek, onların kafir olduklarında şüphe etmek, veya onların doğru yolda olduklarına inanmak küfürdür.

Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)'den Başkasının Yoluna Uymak

4- Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)'den başkasının yolunun Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)'in getirdiği yoldan daha iyi olduğuna, ya da ondan başkasının hükmünün onun hükümlerinden daha iyi olduğuna inanmak küfürdür. Mesela tağutların koymuş oldukları hükümleri, Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)'in hükmünden daha değerli ve üstün tutmak gibi.

Dini; Allah'ın Kitabı ve Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)'in Sünneti'ni Sevmemek

5- Allah'ın Kitabı ve Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)'in Sünneti'nden herhangi bir şeyi sevmemek veya beğenmeyen kimse bununla amel etse bile kafirdir.

Dinle Alay Etmek

6- Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)'in getirdiği dinle veya onun mükafat ve ceza olarak bildirdiği şeylerle alay etmek. Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:


"De ki: "Allah'la, ayetleriyle ve Rasulü'yle mi alay ediyorsunuz? (Boşuna) Özür beyan etmeyin. Çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kafir oldunuz." (et-Tevbe 9/65-66)

Sihir, Büyü Yapmak

7-  Sihir ya da büyü yapmak, Sarf ve Atf yani karı kocanın arasını açmak veyahut da birleştirmek amacıyla yapılan (muhabbet muskası vb) şeyler de bu kapsamdadır. Kim böyle bir şeyi yapar ya da buna rıza gösterirse küfre girer.

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

"...Biz ancak imtihan (fitne) için gönderildik, sakın (sihir yaparak) küfre girmeyin, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi." (el-Bakara 2/102)

Müşriklere Dinen Yasak Olan Vela Göstermek

8-  Müslümanlar aleyhinde müşriklere yardım etmek, onlara destek olmak. Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

"İçinizden kim onları dost tutar (onların yanında yer alır, velayet yetkisini onlara verir)se, o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna hidayet etmez." (el-Ma'ide 5/51)

Şeri'atden Muafiyete İnanmak

9-  Kim: "Hızır (aleyhi's-selam), Musa (aleyhi's-selam)'ın şeri'atıyla yükümlü değildi, gerektiğinde onun şeriatı dışında hareket etme serbestisine sahipti. Muhammed (sallalahu aleyhi ve sellem)'in şeri'atından da birtakım kimseler, ona uyup uymama konusunda serbesttirler, diledikleri takdirde Muhammed (sallalahu aleyhi ve sellem)'in şeri'atına göre hareket etmeyebilirler" der ve buna inanırsa, kafir olur.

Allah'ın Dini'ne Sırt Çevirmek

10- Allah'ın dinine sırt çevirmek, onu öğrenmemek ve onunla amel etmemek. Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

"Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Muhakkak ki biz, günahkarlara, yaptıklarının karşılığı olan cezayı vereceğiz." (es-Secde 32/22)

Bütün bu maddelerde açıklanan hususların şakayla, ciddi olarak yada korku ile yapılması yada söylenmesi arasında zerre kadar fark yoktur. Ancak ikrah Nahl/106 (zorlama) altında olan kişi bundan müstesnadır. Şeyh Muhammed bin Abdulvahhab


Bütün bu maddeler tehlike yönünden çok büyük olmakla beraber günümüzde özellikle tarikat yuvalarında çokça rastlanılan durumlardır. Müslüman bir kişi bütün bu hususlardan sakınmalı ve nefsinin bunlara bulaşmasından korkmalıdır. Allah (c.c)nun gazabını ve elem verici azabını gerektiren sebeplerden Allah (celle celaluhu)'ya sığınırız. Biz bu şirk ve şirklerden beriyiz onlrda bizden beirdir.Vallah-u alem.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 16 Temmuz 2014, 02:26:44 ÖS 14


osisko, şu üstteki iki cümleniz arasındaki çelişkiyi görebiliyorsunuz değil mi?

yine kavram kargaşası yaşıyorsunuz;

ya evliya kelimesi için dediğinize ne demeli;

nihayet veli'nin çoğulu olduğunu kabullenmişsiniz ama hâlâ irşad makamına sahip kişi deyip başka bir kelimeymiş gibi davranıyorsunuz.

tasavvuf ıstılahındaki kavramları kurân'a onaylatamazsınız. kelimelerin içini oyup dilediğinizi dolduramazsınız. üstte verdiğim örnek ayetlere ve diğerlerine tekrar ve tekrar bakıp uzunca düşünün derim. acaba? deyin.



İnanan erkekler ve inanan kadınlar, birbirlerinin Velisidirler. İyiliği emrederler, kötülükten men'ederler, namazı kılarlar, zekatı verirler, Allah 'a ve Elçisine itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Allah daima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Tevbe 71


Ey inananlar, eğer imana karşı küfrü seviyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi Veliler edinmeyin. Sizden kim onları Veli tanırsa işte zalimler onlardır.
Tevbe 23


Şüphesiz, biz şeytanları inanmayanların EVLİYASI kıldık.’’
Araf 27

Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri “EVLİYA” edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık Allah ‘tan rahmet beklemesin. Ancak onlardan korunmanız başka. Allâh sizi kendisinden sakındırır. Dönüş yalnız Allah'adır.
Ali İmran 28

Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; O yüzden rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu EVLİYA ediniyorsunuz?Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir!
Kehf 50


Yukarıdaki ayetlere bak arkadaş.

İyiye sevk edecek birisini kendine yakın, örnek seçtiğinde yol gösterenin o.! Velin, Evliyan o..

Kötüye sevk edecek birisini kendine yakın, örnek seçtiğinde yol gösterenin o ..! Velin o, Evliyan o ..

Hz. Allah yol gösterici olarak seçmiş olduğun, her iki farklı kişiyi de Veli edinmek olarak bildiriyor. Tercihin senin Veli edinmendir.

Niyetin Veli edinmendir. Arsızlığı, hırsızlığı, aşırılığı seçtiğinde Evliyan, yol gösterenin, seni kandıranın, yoldan çıkaranın, sözüne uyduğun, şeytandır Velin ve Evliyan....

Doğruyu tercih ettiğinde ise, Allah 'ın bildirisi ile Evliyan, Uyarıcın, Velin, Resulün, Elçin, Peygamber varisleridir.

Bu kadar açık ve net.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: maxpayna üzerinde 16 Temmuz 2014, 10:36:19 ÖS 22


“Varsa yoksa şeyh, başkada şirk çok,tevhid hiç yok.”

Max bu cümle biraz karışık oldu galiba dur düzeltelim inşaAllah.

“Varsa yoksa şeyh,başkada bir şey yok,tevhid desen hiç yok” 



abi şu max ben mi oluyorum yoksa algida max mı ?
beni niye karıştırıyorsun abi beni çekme bu konuya
işim olmaz tasavvufla bilmem neyle, ben müslümanım benden uzak olsun tasavvuf

bir kez daha görüyorum ki kuran tek başına yetmemektedir...!!!
zira insanlar kurana kendi ön yargı ve ön bilgileri ile bakmaktadırlar
bu nedenle allahın bak dediği yerden bakmadığımız sürece
her önüne gelen kurandan her düşünceyi rakamı isimi çıkaracaktır.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: Ezhattım üzerinde 17 Temmuz 2014, 12:43:07 ÖÖ 00
abi şu max ben mi oluyorum yoksa algida max mı ?
Max-abiden-alıntı

Max sence hangisi güzel sen mi yoksa algidamı?

Doğru söylüyorsun maxpanya abim: Kur'an öylesine bir kitaptır ki kimisinin imanını artırırken kiminin de küfrünü artırmaktadır.

"De ki: Ey kitap ehli, hiçbir şeye inanmış sayılmazsınız Tevrât'ın, İncil'in ve Rabbinizden size indirilen kitabın hükümlerini yerine getirmedikçe ve andolsun ki Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını, kâfirliğini arttıracak, artık o kâfir kavim yüzünden tasalanma sen."Maide/68


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 17 Temmuz 2014, 01:19:43 ÖÖ 01
osisko, ilk sırada yazdığınız ayet meali bile meseleyi ortaya koyuyor açıkça.

"İnanan erkekler ve inanan kadınlar, birbirlerinin velileridirr. İyiliği emrederler, kötülükten men'ederler,..." yani birbirlerine vahyi hatırlatırlar (bakınız asr suresi)

gösterdiğim çelişkilerinize karşın bir bakış açısı değişikliği olmadan sanırım aynı şeyleri söylemeye devam edeceksiniz, şu aşamada devam etmeyi gereksiz buluyorum.

 "Zira benim veliym o kitâb indiren Allahtır ve o hep salih kullarına velilik eder." 7/196



Allah 'ı bilmiyorsun. Yalnızca varlığını kabul ediyorsun.

Kuran-ı Kerim 'e de, kimin meal veya tefsirini kendi inancına, aklına ve mantığına yakın buluyorsan, onun sana sunduğu kadarına iman ediyorsun. Allah 'ın bildirdiği, peygamberin tebliğ ettiği gibisine değil..!


Peygamber Efendilerimiz de Mürşid 'idiler. Yol gösterdiler, ikaz ettiler, izah ettiler, irşat ettiler.

‘‘Andolsun ki, Resulullah sizin için, Allah ’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah ’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.’’
Ahzab 21


Hz. Allah dün, Peygamberler efendilerimizi kabulü ve onlara biat etmeyi emir buyuruyordu.

Peygamberler efendilerimizin hayatta, zahiri olmadıkları zamanlarda ise, varisleri olan Evliyaullah, bu iş için vazifeli kılınmışlardır. 

Dünküler Allah 'ın elçilerini kabul ve onlara biat ile imtihan edildiler. Bugün ve yarın, hatta kıyamete kadar da bu imtihan değişmeyecek.

Zamanın Evliya 'sını aradın, buldun, tabii oldun, biat ettin, ahirette gerçek manada kurtuluşa erdin. Diğer bir ifade ile imtihanını kazandın.

Yok, Evliya 'yı kabul etmedin, inkar ettin, veya önemsemedin, yahut şu an yapmış olduğun gibi farklı manalarla yorumladın..! Kuran 'a karşı oldun. Ayeti inkar ettin.

İşte o zaman senin bilmene gerek olmadan ahirette zaten bildirecekler.

Dünyada kör, ahirette de kör.

İfademin en başı nasıl ise akıbeti de aynı olacak.

Evliya, Veli, Mürşid, Uyarıcı, Elçi, Resul ...!

Manalarını nereye, hangi yana çekersen çek, sonuç değişmeyecek.

İkaz eden, İzah eden, İrşat eden. Yol gösteren. Tarif eden. Koruyan, kollayan, muhafaza eden.

Aksi bir durumda Kuran Kıyamete kadar geçerli olamaz. Dün, dünde kaldı. Bugüne bakacağız dersen, ne Kuran 'ın evrenselliğini kabul etmiş olursun, ne de Resulullah sana bir örnek teşkil etmiş olur.

Hangi yolu, hangi yönü seçersen seç, Allah işini rast getirsin.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: Ezhattım üzerinde 17 Temmuz 2014, 01:23:41 ÖÖ 01
Niyetin Veli edinmendir. Arsızlığı, hırsızlığı, aşırılığı seçtiğinde Evliyan, yol gösterenin, seni kandıranın, yoldan çıkaranın, sözüne uyduğun, şeytandır Velin ve Evliyan....Osisko-alıntı

Osisko şu cümlelerin nasılda oturmuş yerine: İşte bizde baştan bu yana sana bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Sen kalkmış bir evliya kalıbı çiziyorsun daha sonra bunun içerisine seninde dediğin gibi arsızlığı, hırsızlığı, aşırılığı ,hurafeyi bidatı, şirki,küfrü ayırt etmeden kendi şeyhlerini yerleştiriyorsun.

Bide sana diyoruz ki; Bu evliya yada Allah’ın dostları olarak tanımladığın zatların vasıfları bu verdiğin Kur’an ayetlerine uyuyor mu? Uymuyor mu? Bir bakta öyle o ayetleri aktar. Bak şu verdiğin ayete bak;

Ey inananlar, eğer imana karşı küfrü seviyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi Veliler edinmeyin. Sizden kim onları Veli tanırsa işte zalimler onlardır.
Tevbe 23

Demekki insanlar ne kadar ilim sahibi olurlarsa olsunlar bizlere dine aykırı bir şey emir ettiklerinde onlara itaat yoktur. Böylesi bir durumda alimlere itaat şirkin ta kendisidir.

Şimdi verdiğin diğer ayete bakalım;

Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri “EVLİYA” edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık Allah ‘tan rahmet beklemesin. Ancak onlardan korunmanız başka. Allâh sizi kendisinden sakındırır. Dönüş yalnız Allah'adır.
Ali İmran 28

Bu ayettede Allah; Müminleri bırakıpta kafirleri dostlar veliler edinmeyin diyor. Sen ise kalkıp Yahudi ve Hıristiyanların Müslüman olduklarına hükm ediyorsun ki bu itikadi bir meseledir ve açık bir küfürdür sonrada Allah’ın bu ayetini inkar edercesine onları dost ediniyorsun. Üstelik bunu yaparkende hiçbir bilgiye dayanmadan yapıyorsun.

Sana her türlü anlattık nafile Ehli-sünnet alimlerinden deliller nakiller yaptık yine nafile bunları  kabul etmedin şimdide senin dininin alimlerinin bu konuda söylediklerini sana aktarayımda belki hidayete gelirsin; Bak onlar bile seni tekfir ediyorlar ve seni cahil olmakla suçluyorlar buyur kanıtı;


http://www.youtube.com/watch?v=aR6NUwgOSWk# (http://www.youtube.com/watch?v=aR6NUwgOSWk#)

http://www.youtube.com/watch?v=xdar69rAZpE# (http://www.youtube.com/watch?v=xdar69rAZpE#)

http://www.youtube.com/watch?v=bq_upQYtkzQ# (http://www.youtube.com/watch?v=bq_upQYtkzQ#)

http://www.youtube.com/watch?v=9kX4s5wQFCQ# (http://www.youtube.com/watch?v=9kX4s5wQFCQ#)

Cübbeli diyor ki; Bir adam Yahudi ve Hıristiyanlar Müslüman olmadan cennete girecek diyorsa bu kişi sabaha kadar namaz kılsada yinede cennete giremez. Yani bu sözün açılımı şu şekilde de anlaşılabilir.

Bir kişi Yahudi ve Hıristiyanları tekfir etmezse kafir olur. Buyrun ses kaseti;Çünkü kafirler cennete gitmeyeceklerdir.

Allah iyi kötüyü dost ile düşmanın vasıflarını cahillere bırakmamış tüm yönleriyle açıklamıştır.

Allah (c.c) şöyle buyurdu:

“Ona iyi ve kötü iki yol gösterdik” (Beled: 10)

Sonrada mümüninin hangi yolda gideceiğini kimleri veli edineceiğinide göstermiştir.

Allah (c.c) şöyle buyurdu:

“Sonrada ona gideceği yolu gösterdik. Kimi şükrederek bu yoldan gider kimi de kafir olarak ondan sapar.” (İnsan: 3)

Daha sonrada kafirler müminlerin yolları renkleri düzenleri birbirine karışmasın diye yani hak ile batıl karışmasın diye kafirlerin yollarını net bir şekilde ortaya koymuştur.

Allah (c.c) şöyle buyurdu:

“Böylece (mücrimlerin) suçluların yolu belli olsun diye ayetleri açıklıyoruz.” (En’am: 55)

Her kim ki kafirlerle müminleri birbirine karıştırsa kendisi kafir olur.

Ebu Hanife'ye "Bir kimse kafiri kafir olarak bilmem derse?" diye soruldu,

"O kafir gibidir" cevabını vermiştir. (Ebu Hanife'nin Beş Eseri - sf: 40)

Bir kimse ben hiç kimseye böyle bir hüküm veremem kimin Müslüman kimin kafir olduğu beni alakadar etmez derse imam Azam’a göre kendisi kafir olur. Kafirlere saygı göstermek onları kutsamak onlara değer vermenin hükmü imam Azam (Rahimehullaha)a soruldu o şöyle cevap verdi;
Ebu Hanife bir başka yerde şöyle dedi:

Said b. Müseyyeb'den bana ulaştığına göre, kafirleri bulundukları mevkie indirmeyen onlar gibidir" (Ebu Hanife'nin Beş Eseri - sf: 43)

Kimisi de şirk küfür işleyenlere neden kafir diyorsunuz onların kalbini yarıp baktınızmı? Diye niyeti küfür olan amellere tahsis etmekteler. Bu konuda da Şeyhulislam İbn Teymiyye (rh.a) bu hususta şöyle demektedir:

“Kim küfür olan bir söz söyler veya bir fiil işlerse, kâfir olmayı kastetmese bile bununla kâfir olur. Zira Allah’ın dilediği dışında kimse küfrü kast etmez.”(es-Sârimu’l-Meslûl: s: 177-178.)

Max şu ayetin muazzamlığına bak; İbrahim/52

“İşte bu (Kur'an) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O'nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip duyurma (bir belağ)dır.” Bir ültimatomdur.

“Lailaheillallah” yerine “La mevcude İllallah” diyen sapık vahdeti-vücutculara alda bu ayeti göster.

Ebu’l Huseyn el-Malati el-Askalani eş-Şafii(rh.a) (v. 377) “et-Tenbih ve’r Redd” adlı eserinde şöyle demiştir:

“Kafir(in küfrü) hakkında şüphe edenin kafir olacağı hakkında bütün kıble ehli arasında bir ihtilaf yoktur.  Çünkü küfür hakkında şüphe eden kişinin imanı yoktur, zira bu kimse imanı küfürden ayırd edemiyor, imanla küfrün farkını bilmiyor demektir.”

Bu konuda ihtilaf vardır diyen varsa buyursun delil getirsin.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 17 Temmuz 2014, 01:30:39 ÖÖ 01
İman bir kişide, ya vardır, ya da yoktur. İkisinin arası bir durumdan bahsedilemez.


«Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve esbâta indirilene, Musa ve İsa'ya verilenlerle Rableri tarafından diğer peygamberlere gelenlere, onlardan hiçbiri arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk» deyin.
Bakara 136


Gönderilen Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri “Allah'a, meleklerine kitaplarına peygamberlerine iman ettiler.” «Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız. Onları “İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, mağfiretini niyaz ederiz! Dönüş yalnızca sanadır» dediler
Bakara 285


De ki: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmâ'il'e, İshak'a, Ya'kûb'a ve esbata indirilene; Mûsâ'ya, Îsâ'ya ve peygamberlere Rableri tarafından verilene inandık; onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz O'na teslim olanlarız."
Ali İmran 84



**********************************************************************


Sana da kendinden önceki Kitabı doğrulayıcı

ve onu kollayıp koruyucu olarak

Kitabı gerçekle indirdik.

Artık onların aralarında Allâh'ın indirdiğiyle hükmet ve

sana gelen gerçekten ayrılıp onların keyiflerine uyma!

Sizden her biriniz için bir şeri'at ve bir yol belirledik.

Allâh isteseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat size verdikleri içinde sizi sınamak istedi.

Öyleyse hayır işlerine koşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O

size ayrılığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir.

Maide 48




Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 17 Temmuz 2014, 01:52:30 ÖÖ 01

[url]http://www.youtube.com/watch?v=aR6NUwgOSWk#[/url] ([url]http://www.youtube.com/watch?v=aR6NUwgOSWk#[/url])

[url]http://www.youtube.com/watch?v=xdar69rAZpE#[/url] ([url]http://www.youtube.com/watch?v=xdar69rAZpE#[/url])

[url]http://www.youtube.com/watch?v=bq_upQYtkzQ#[/url] ([url]http://www.youtube.com/watch?v=bq_upQYtkzQ#[/url])

[url]http://www.youtube.com/watch?v=9kX4s5wQFCQ#[/url] ([url]http://www.youtube.com/watch?v=9kX4s5wQFCQ#[/url])




Evliya 'LARINI bulmuşsun..  

Ayetleri inkar ediyorsun, Yazık.

Allah 'ın buyruğuna karşı geliyorsun, Yazık.


Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sâhibi, hem de acı azâb sâhibidir.
Fussilet 43


Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: «Benden başka İlâh yoktur; bana kulluk edin» diye vahyetmiş olmayalım.
Enbiya 25


‘‘Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye, din olarak Nuh’a tavsiye ettiğimizi, sana vahiy ettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve Îsa’ya tavsiye ettiğimizi, sizin için şeriat yaptı. Fakat kendilerini çağırdığın bu nizam Allah’a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.’’
Şura 13


Allah'ın, öteden beri devam eden kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Fetih 23


İman edenler; yani Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve sâbiîlerden de Allah'a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku olmadığı gibi onlar üzülmeyeceklerdir.
Bakara 62


Hepsi bir değildir; ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secde ederek kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar. Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar Salih insanlardandırlar. Onların hayır cinsinde yaptıkları şeyler karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.
Ali İmran 113.114.115



İfadelerine göre (haşa) bu ayetler yanlış sunulmuş. Allah 'ın ayetlerini yalanlıyor, inkar ediyorsun.


Hz. Allah onların da ibadet yerlerini koruduğunu bildiriyor, sense "KAFİR OLARAK YAFTALIYORSUN"..!

Hesabın ağır olacak..!


Onlar, sırf "Rabbimiz Allah 'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah bazı insanları diğer bazılarıyle savunmasaydı, içlerinde Allah 'ın ismi çok anılan "MANASTIRLAR" , "KİLİSELER", "HAVRALAR" , ve  MESCİDLER" yıkılırdı.
Allah, kendisine yardım edene elbette yardım eder. Kuşkusuz Allah, güçlüdür üstündür.
Hac 40



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 17 Temmuz 2014, 02:00:18 ÖÖ 02
Bu , insanlara bir tebliğdir. Bununla uyarılsınlar; O 'nun yalnız Tek tanrı olduğunu bilsinler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar diye.
İbrahim 52


Kim Rahmân'ın zikrine karşı kör olursa ona bir şeytanı sardırırız; Artık o, onun arkadaşı olur. Onlar, onları yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.
Zuhruf 36-37



Öyle bir varlık, benlik, gurur ve kibir sarmış ki her yanını, Cennet-i Ala 'yı yalnız kendine tahsis etmişsin. Yalnız kendine ait zennediyorsun.

Hatta öyle ki,

Cennet senin bu kibrin ve ucubundan, kendini beğenmişliğinden dolayı küçük kalıyor.

Kapısından içeri sığmıyorsun bile.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 17 Temmuz 2014, 02:20:03 ÖÖ 02
Onca, bunca ayet varken hala Ehli kitap için genelleme yaparak kafir ifadesi kullanabilen kişiye Kuran 'da yetmez ise, daha başka hangi üslup ve kelam ile cevap vermek gerekir.?



“Rabbimiz Allah 'tır" deyip sonra doğru olanlar, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir..
Ahkaf 13


Allah sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve adil davranmanızı yasaklamaz Çünkü Allah adaletli olanları sever.
Mümtehine 8


Ey inananlar, Allah'a, Elçisine, Elçisine indirdiği kitaba ve  daha önce indirmiş bulunduğu kitaba inanın. Kim Allah 'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse o, delalete uğrayanlardandır.
Nisa 136


Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara işte Allah onlara pek yakında mükafatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Nisa 152


İşte böyle. Kim Allah 'ın buyruğuna saygı gösterirse, bu, kalplerin takvasındandır.
Hac 32


Sanki gitmiş, tek, tek iman ve inançlarını sorgulamış ...!

En enteresan ve göremediği yanı ise ..

"ALLAH 'IN ADINA, YALNIZ VE YALNIZ ZATININ HÜKÜM VERECEĞİ BİR KONUDA" insanları cehenneme dolduruyor, kafir olarak yaftalıyor.

Sormak lazım, "Acaba cenneti kazandığının garantisini kendisine kim vermiş"..?

Nasıl bir imandır anlamak mümkün değil.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 17 Temmuz 2014, 02:31:05 ÖÖ 02

“Kafir(in küfrü) hakkında şüphe edenin kafir olacağı hakkında bütün kıble ehli arasında bir ihtilaf yoktur.  Çünkü küfür hakkında şüphe eden kişinin imanı yoktur, zira bu kimse imanı küfürden ayırd edemiyor, imanla küfrün farkını bilmiyor demektir.”

Bu konuda ihtilaf vardır diyen varsa buyursun delil getirsin.



Sen kendine bak. Allah 'ın yaratmış olduğu kullar hakkında hüküm vermek sana düşmez. Mizanda sen mi tartacaksın.?

Zaten adaletin tek ve gerçek sahibi Hz. Allah 'da bu işe senin ne elini, ne dilini, ne de burnunu sokmana müsaade etmez.

Madem ki bu kadar kendinden eminsin.

EDİSON  cennete girecek mi..?


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 17 Temmuz 2014, 03:14:49 ÖÖ 03

“Kafir(in küfrü) hakkında şüphe edenin kafir olacağı hakkında bütün kıble ehli arasında bir ihtilaf yoktur.  Çünkü küfür hakkında şüphe eden kişinin imanı yoktur, zira bu kimse imanı küfürden ayırd edemiyor, imanla küfrün farkını bilmiyor demektir.”

Bu konuda ihtilaf vardır diyen varsa buyursun delil getirsin.



Ayırt etmemek başka, "EDEMEMEK" başka.

Fakat her iki durumda da hesap edemediğin, kendi hesabının dışında, bilerek veya bilmeyerek  hesabına katmadığın, "MERHAMETLİLERİN EN MERHAMETLİSİ OLAN" Yüce ALLAH 'ın hesabı buna dahil değil.


De ki: "Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah 'ın rahmetinden umut kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
Zümer 53


Ancak tevbe edip inanan ve faydalı bir iş yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
Furkan 70



Başka bir delil ister miydiniz.? Kul kelamlarını bırak, Allah 'ın ne buyurduğuna bak..



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 19 Temmuz 2014, 06:38:04 ÖS 18
Derler ki na'ehil rahmetin kadrini bilemez. Rahmet-i ilahi zuhur etse de zararına kullanırmış.

Şarlatan bir kul varmış. Ne istediğini, ne yapacağını bilemeyen bir kul. Daima müracaat edermiş ki, bilincinde olmadan.

Ve diyormuş ki:

-Ya Rabbi.! Hızırını bana gönder, bir dileğim var.

Bu istek ve müracaatı hayatı boyu vird edinmiş. Bir gün su getirmek için elindeki bel ile ark yani suyun istenilen yere akıtılması için toprağa kanal açıyormuş. Anında yanında bir zat belirmiş:

-Ben Hızırım, demiş. "Bir dileğin varmış, Hz. ALLAH kabul etti. Söyle, icra edilecek."

Hayatı itimatsızlıkla geçmiş, safdirik kul:

-Hızır olduğuna inanmam. Evvela beni inandır..! demez mi?

-Söyle, ben seni nasıl inandırabilirim.? Unutma ki, bir dileğin var.! Anlamsız, lüzumsuz icraata beni zorlama.

İçerisine su geçirmeyen granite benzer manadan yoksun, itirazında ısrarla:

-Hızır olduğunu ispat et, diyormuş.

-Nasıl ikna edeyim, söyle.? Unutma ki, bir dileğin var.!

Hızır a.s 'ın uyarılarına rağmen salaklıkla, bilgisizce, hayrı şerden ayırt edemeyen akıl fukarası:

-Elimdeki beli kürek yap ki, inanayım, demiş.

Hızır a.s üzülerek, verilen vazifeyi yerine getirmiş. İşe yarayan bel, işe yaramayan kürek olmuş. Vazifesi biten Hızır a.s artık görünmez olmuş.. Kaybını gören, sonunun hüsranla bittiğini iyi anlayan akıl fukarası:

-Hızır olduğunu iyi anladım. İtimatsızlık ve beceriksizliğimden, işime yarayan beli işe yaramayan kürek yaptırdım, diye hatasını anlamış. Fakat iş işten geçmiş. İmanındaki mana yoksunluğundan, dileğini zararına çevirmiş.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 22 Temmuz 2014, 03:27:39 ÖÖ 03
"Bana yönelenlerin yoluna uy."
Lokman 15


"Her insan topluluğunu önderleri ile birlikte çağıracağımız günde kimlerin amel defterleri sağından verilirse onlar en küçük bir haksızlığa uğramamış olarak amel defterlerini okurlar."
İsra 71


Ey iman edenler! ALLAH 'ın kendilerine gazaplandığı topluluğa tabi olmayın.
Mümtehine 13


"Ey iman edenler! Mü-minleri bırakıp da kafirleri Evliya edinmeyin. ALLAH 'a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
Nisa 144


"Ey iman edenler! ALLAH 'a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim ALLAH 'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkar ederse tam manası ile sapıtmıştır."
Nisa 136


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 22 Temmuz 2014, 03:36:12 ÖS 15
bilen biliyor.

Amenna ve saddakna ..


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 23 Temmuz 2014, 03:11:02 ÖÖ 03
Birkaç hadis-i şerif..

"El ulamau verasetul enbiya, hukemau ulamau kedau en enbiyaye min fekhihim.

Alimler, Resulullah'ın varisleridir, hikmet sahibi alimler, fıkıh açısından nebiler seviyesindedirler."

“4291...Rasulullah (SAV)'in şöyle buyurduğunu rivayet etti dedi.

Allah (c.c) bu ümmete her yüz yıl başında dinini yenileyecek birisini (bir müceddid) gönderecektir."
(Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/412. Melahim hadis no: 4291)


Şu bir gerçektir ki benden sonra peygamber yoktur. Ama halifeler gelecek hem de çok olacaklar."

Ashab: O halde bize ne emredersin? dediler.

"Birinciye ve Ondan sonra gelene (sıra ile) yaptığınız bey'ati tutun! “
(Müslim, imare 44 H.No.1842, 3/147 Buhari, Enbiya 5, Fethu'l, Bari 6/495, ibni Mace, Ci-had 42k, H.No. 2871, 2/958, Ahmed 2/97)

"Sahabem yıldızlar gibidir, hangisine tabî olursanız, hidayete erersiniz."

Muhacirlerden ve Ensardan ilk öne geçenler ile bunlara güzelce tabi olanlar... Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O 'ndan razı olmuşlardır. (Allah) onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.
Tevbe 100


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 23 Temmuz 2014, 03:18:08 ÖÖ 03
Birkaç Hadis-i şerif..

Hz.Muhammed (sav)'den sonra Vekaleten Devrin İmam‘ı Hz.Ebu Bekir'e (r.a) tâbîyet;

"Ömer bu sözleri söylerken öne doğru çıkıyor ve biat etmek üzere ellerini Ebu Bekir'e doğru uzatıyordu...Nihayet ensar da sanki gökten büyük bir haber almışçasına koşuşarak Ebu Bekir'e biat etti...!

Müslümanlar başlarında işlerini düzene sokacak bir halife olmaksızın bir gün bile geçirmeyi hoş görmemişler ve bu duruma bir çözüm bulmaya calışmışlardı...

Resulullah henüz defnedilmemişti...Fakat Allah İslam‘ı ve müslümanları o gün Ebu Bekir'le onurlandırdı.  (Beş Raşid Halife (Hulefaü'r Resul) Halid Muhammed Halid S.73)

(1737) Hz:Ömer atılarak; "Bilakis biz sana biat ediyoruz.Sen bizim Efendimizsin, en hayırlımızsın, üstelik Resulullah (a.s)'a da en sevgili olanımızsın!... dedi ve Hz.Ebu Bekir (r.a)'in elinden tutup ona biat etti.

Hz.Ömer (r.a)'i müteakip halk da ona biat etti."
 
(Buhari, Fedailu'l-Ashab 5, Cenaiz 3, Megazi 83; Nesai, Cenaiz 11, (4,11) Ibrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcag Yayınları:6/465-469)

(1738) Hz.Ömer derki; Ebu Bekir'e "Ey Ebu Bekir uzat elini" dedim. Elini uzattı ben ona biat ettim. Muhacirler de biat ettiler. Sonra de Ensar biat etti."

(Buhari, Muharibin 30,31, i'tisam 16 Mezalim 19, Menakibu'l-Ensar 46, Megazi 11; Müslim, Hudud 15, (1691) Ibrahim Canan, Kuzub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcağ Yayınları:6/465-469)



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 23 Temmuz 2014, 03:23:54 ÖÖ 03
Birkaç Hadis-i şerif..

Hz.Ebu Bekir'e (r.a)'dan sonra Vekaleten Devrin İmam‘ı Hz.Ömer (r.a)'a tâbîyet;

Umeyr b. Atiyye anlatıyor: Ömer b. Hattab'a geldim ve "Ey mü'minlerin emiri!....UZAT ELİNİ SANA BİAT EDEYİM." dedim.

(Hz.Ömer r.a.) Elini uzattı ve güldü: "BU BİZİM SİZE, SİZİN BİZE KARŞI HEPİMİZİN VAZİFESİDİR." dedi.

(Kenz'ul-Ummal: 1/81) (Hadislerle Hz.Peygamber ve ashabinin yaşadığı müslümanlık Timaş yayın M.Yusuf Kandehlevi sayfa 252)

Eshab'ın Hz.Ömer'e (r.a) biatı: "Enes (r.a) anlatıyor; Medine'ye geldim. Ebu Bekir vefat etmiş ve Ömer halife seçilmişti.

Ömer'e: Uzat elini senden önceki arkadaşlarıma biat ettiğim gibi gücümün yettiğince dinlemek ve itaat etmek üzere SANA BİAT EDEYİM dedim.“

(İbn-i Sa'd;İbn-i Ebi Şeybe; Tayalisi; Kenz'ul-Ummal:1/8)(Hadislerle Hz.Peygamber ve ashabı‘nın yaşadığı müslümanlık Timaş yayın M.Yusuf Kandehlevi sayfa 252)



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 23 Temmuz 2014, 05:11:23 ÖS 17
Hz.Ömer r.a 'dan sonra Vekaleten Devrin İmam ’ı Hz. Osman r.a 'a tabîyet;

"Bunun üzerine Abdurrahman onlara;....dedi. Sonra diğerine yönelerek, ona da buna benzer sözler söyledi. Her ikisinden de misak (yani söz) aldıktan sonra,

"Ey Osman kaldir elini!" dedi ve ona biat etti. Ali r.a.'de biat etti.

Sonra (kapılar açıldı) Medine halkı da gelip Hz.Osman'a biat etti."

(Buhari, Fedailu'l-Ashab 8, Cenaiz 96, Cihad 174, Tefsir, Haşr 5, Ahkam 43.)(İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcağ Yayınları:6/490-493. H.no: 1744)


"Bunun üzerine insanlar koşup Osman'a biat etmeye başladılar. Osman r.a 'a biat etmek için O 'nun elini tutan ilk Ali oldu... ardından diğer müslümanlar gelerek Osman'a biat ettiler...."
 
(Beş Raşid Halife (Hulefaü'r Resul), Halid Muhammed Halid S. 280,281)



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 23 Temmuz 2014, 05:17:02 ÖS 17
Hz. Osman r.a' dan sonra Vekaleten Devrin İmam’ı Hz.Ali r.a 'a tabîyet;

"İyiyle kötüyü birbirinden ayırabilen, akıl ve izan sahibi Medineli insanlar ileri atılıp isyancılardan önce imam Ali'ye halife olarak biat etmeye başladılar..."
 
(Beş Raşid Halife (Hulefaü'r Resul), Halid Muhammed Halid S. 438)

"İbni Kesir şöyle diyor; Seyf b. Ömer bir grup hocasından nakletti:...

Neticede yine Hz. Ali 'ye müracaat ettiler, onun üzerinde ısrar ettiler. El-Esturu'n -Nehai elini tuttu ve O'na bey'at etti." (El-Eidaye ve'n-Neihaye 7/227, Taberi 4/434)



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 23 Temmuz 2014, 05:21:50 ÖS 17
Hz.Ali r.a 'dan sonra Vekaleten Devrin İmam’ı Hz. Hasan r.a 'a tabîyet;

"Hasan Basri demiştir ki; Ben Ebu Bekir r.a 'ı işittim. Şöyle demişti;

"Resulullah a.s' ı minberde gördüm, yanında Hz.Hasan ibnu Ali vardı. Bazen halka yöneliyor, bazen Hasan'a yöneliyor ve "Şu oğlum seyyiddir. Umulur ki Allah bununla iki muazzam müslüman orduyu sulha kavuşturacak" diyordu."

(Buhari, Sulh 9, Menakib 25, Fedailu'l-Ashab 22, Fiten 20) (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcağ Yayınları:6/500-5001. H. no:1746)


"Hz.Hasan r.a Resullullah a.s 'in torunudur. Babası Hz. Ali, annesi Hz. Fatıma r.a' dir... Babası Hz. Ali r.a şehid edildiği zaman (hiçreti 40.yılı Ramazan'ı) kendisine biat edilmişti.

Biat akdi babasının ölüm anlarında tamamlanmıştır. Biat edenlerin sayıca 40 binden fazla olduğu belirtilir."

(İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcağ Yayınları:6/501. 1746. hadisin açıklaması)


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: Ezhattım üzerinde 24 Temmuz 2014, 02:39:35 ÖÖ 02
Yine İmam Şafi-i (rh.) ın sözü aklıma geldi

Şöyle ki;

“Ben zaman bir alim ile karşılaştıysam onu hep yendim ne zamanki bir cahil ile karşılaştıysam oma hep yenildim”

İmam Şafi-nin dediği gibi en cahil ne asıl bilir ne usül bilir nede kaide bilir. Rast gele konuşur ezbere konuşur Aklını din edinir.

Şimdi şu cümlelerime karşılık verilen cevaba bakın;

“Kafir(in küfrü) hakkında şüphe edenin kafir olacağı hakkında bütün kıble ehli arasında bir ihtilaf yoktur.  Çünkü küfür hakkında şüphe eden kişinin imanı yoktur, zira bu kimse imanı küfürden ayırd edemiyor, imanla küfrün farkını bilmiyor demektir.”

Biz bunu söylerken şimdi cevaba bakın.

“Ayırt etmemek başka, "EDEMEMEK" başka.

Fakat her iki durumda da hesap edemediğin, kendi hesabının dışında, bilerek veya bilmeyerek  hesabına katmadığın, "MERHAMETLİLERİN EN MERHAMETLİSİ OLAN" Yüce ALLAH 'ın hesabı buna dahil değil.


De ki: "Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah 'ın rahmetinden umut kesmeyin. Allahbütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
Zümer 53Ancak tevbe edip inanan ve faydalı bir iş yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
Furkan 70-osiko-alınıtı”


Benim o cümlelerimde hesaba katmadığını söylediği şeyi nasıl çıkarabildin gerçekten hayret. Aslında bu bile bir ustalık olsa gerek.

Ben diyorum ki kafirin küfrü hakkında şüphe eden kafir olur çünkü  küfre sapan kişi demektir. O halde küfür olan şey hakkında şüphe etmek küfürdür. Bu bu kadar açık iken vatandaş kalkmış şu ayetleri bu sözü çürütmek için delil getirmektedir.

De ki: "Ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah 'ın rahmetinden umut kesmeyin. Allahbütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
Zümer 53

Şimdi benim söylediğim söz ile Allah’tan umut kesmenin ne alakası vardır? Bu nasıl koyu bir cehalet böyle yaw. Zümer 53.ayette Allah bütün günahları bağışlar demektedir. Ayeti Kur’an bütünlüğünde değerlendirmediğimiz takdirde dünyadaki gelmiş geçmiş tüm kafirlerin cennete girebileceği ve günahlarının bağışlanabileceği sonucu çıkmaktadır.

Yani ateistler,Yahudiler,Hıristiyanlar,sabiler,Mecusiler,dehriler vs vs evet bunların hepsi günah işlemekteler fakat bazı aklını yitirmiş ve Allah’ın ayetlerini hoyratça alakasız meselelere haml eden bazı dervişlerin iddiasına göre bunlar bağışlanacaklardır.
Peki işin aslı bumudur?

Şimdi şu ayetlere bakalım.

Andolsun, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur."Maide/72

“Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır”Nisa/116

“Doğrusu Allah, kendine eş koşulmasını (eş koşanın günahını) bağışlamaz. …”Nisa/48


İşte cehillerin cehaletinin belgesi. Allah şirk işleyenlerin günahlarının bağışlanmayacağını ifade etmektedir. Kur’an ayetleri hususunda bir metodoloji takip edilmediği takdirde sanki Kur’an da çelişki varmış sonucu ortaya çıkar ki bunu iddia edenler aslı itibarıyla kafirdirler.

Vermiş olduğu Furkan/70.ayete bakkalım;

Ancak tevbe edip inanan ve faydalı bir iş yapanlar, işte Allah onların kötülüklerini iyiliklere değiştirecektir. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.Furkan /70

Biz ne demiştik sözümüzü tekrar hatırlatalım.

Küfür hakkında şüphe eden henüz iman ile küfür çizgisini ayırt edemediği için Müslüman olamaz. Buna İslam hükmü verilmez. Amcam bizim bu sözümüzü çürütmek için bu ayeti delil getirdi. Ayet ne diyor.

Küfre sapıp ancak bu küfürden rücu edenler yani tevbe edenler yani küfürlerini terk edenler evet bunlar bağışlanacaktır. Bu zaten İslamın belkide binlerce ayetinde geçmektedir. Hatta Kur’an da Tevbe adında birde sure mevcuttur. Tevbe etmek Müslüman olmak demektir. Müslüman olan insanların geçmiş tüm günahları bağışlanır Müslüman olduktan sonra şirk ve küfür hariç diğer günahları da dünyada çekmiş olduğu günahlarına karşılık af edilir.

Daha evvelde dedim ya bu yaşıma geldim ben hayatımda böyle bir cahil akılla hiç karşılaşmadım. Bazı inswanların birçok yönü düzgündür bazı düşüncelrinde arızi durumlar mevcuttur anck bunun her bir tarafı tam bir bataklıktır.

Deveye sormuşalra neden boynun eğri devede benim nerem düz ki demiş” Aynen bunun misalı. Biri lazım ki bilgisayarın başına otursun ve bu adamın batıl fikirlerine cevap versin. :Ben şahsen yoruldum. Bundan sonra şeyhül İslam İbn-i Teymiyye “Rahimehulla”ona cevap versin.

İbn-i Tevmiyye diyor ki;

Onlardan kimi, Alîm, Kadir, Semî', Basîr gibi sıfatları eş anlamlı özel isimler olarak değerlendirirken, kimi de ilim olmaksızın, Alîm, kudret olmaksızın Kadîr, duyma ve görme olmaksızın Semî' ve Basîr'dir derler. Böylece ismi kabul eder, ama sıfatların ihtiva ettiğini reddederler.

Bunların görüşlerinin geçersizliği ve apaçık aklî kurallarla ve sahih rivayetlerle çelişkisi başka yerlerde açıklanmıştır.

Bunlar, bir şeyden kaçayım derken başkasına ve daha kötüsüne yakalanıyor ve sonuçta tahrif ve ta'tile sapıyorlar.

Eğer daha iyi düşünebilseler aklî kuralların gerektirdiğine uyarak benzer şeyleri bir tutar ve benzemeyenlerin arasını ayırırlardı. İşte o zaman Resûlüllah'a Rabbimiz tarafından indirilenin hak olduğunu görenlerden ve kendilerine ilim verilenlerden olurlardı. O zaman Azîz ve Hamîd olan Allah'ın yoluna hidâyet ettiren şeyin Resulüne indirilmiş olan şey olduğunu görürlerdi.

Ancak onlar ne dediklerini bilmez cahillerdendir.

- Akıl edilebilir şeylerde Müşebbihe,
- aklî değerlendirmelerde Sofist,
- nakli şeylerde ise Karamita'dandırlar.

Çünkü aklî bir zorunluluk olarak bilinmektedir ki, başkasına ihtiyacı olmayan kadîm bir varlığın bulunması kaçınılmazdır. Zira hayvan, maden ve bitki gibi sonradan meydana gelenlerin meydana gelişlerini bizzat müşahade ediyoruz. Sonradan meydana gelenin bir var edicisinin ve mümkünü yaratan birinin varlığı kaçınılmazdır.

Yüce Allah'ın buyurduğu gibi:

"Yoksa kendileri, hiçbir şey olmadan  mı yaratıldılar? Yoksa yaratanlar kendileri midir?". (52 Tûr 35)

Yaratıcısız yaratılmadıklarına ve kendi kendilerini yaratmadıklarına göre kaçınılmaz olarak onları yaratan bir yaratıcının bulunması ortaya çıkmaktadır.

"Allah'ın sıfatları hakkında söylenenler, zâtı hakkında söylenenlerin aynı olmalıdır", kuralıdır.

Çünkü nasıl ki O'nun zâtı konusunda eşi ve benzeri yoksa, sıfatları ve fiilleri konusunda da bir benzeri yoktur. Zâtlara benzemeyen gerçek bir zâtı olunca, zâtı da diğer sıfatlara benzemeyen gerçek sıfatlarla muttasıftır.

Nakil sona ermiştir.

Yaw insan bu kadar mı cahil olur yaw?;

Kalkmış alimlerin peygamber varisi olduklarına dair bana hadis getiriyor. Ya be ey insan önce benim alimler hususundadaki fikrimi bir sor ondan sonra o delilleri getir. Benim bu forumda alimlerin peygamber varisleri olduklarını ve Allah'ın kitabının korunma görevinin bu alimlere verildiğini Maide/44 belkide onlarca sayfadan oluşan yazılarım var maklallerim var.

Evet bu forumda Mülsüman ve Rahmetli nickleriyle yazan bazı kişiler vardır bunlar alim filan takmıyorlar kendilerini alim statüsünde görüyorlar sen o kişilerle konuştuğun vakit git o delilleri onlara göster.

Benim alimlerle ilgili bir sıkıntım yoktur ki;

Ben sana diyorum Kur'an ve sünnette hem alimlerin hemde alim kisvesindeki sapıkların zalimlerin sıfatları var senin alim dediklerin hangi sınıfa giriyor ona bak diyorum? Be hey insan göbeğimi çatlattın yaw.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 24 Temmuz 2014, 03:22:30 ÖÖ 03
İmam Şafi-nin dediği gibi en cahil ne asıl bilir ne usül bilir nede kaide bilir. Rast gele konuşur ezbere konuşur Aklını din edinir.

Bütün cehalet şu cümleyi kuranın kendisindedir;

Diyor ki;

(Yani ateistler,Yahudiler,Hıristiyanlar,sabiler,Mecusiler,dehriler vs vs evet bunların hepsi günah işlemekteler fakat bazı aklını yitirmiş ve Allah’ın ayetlerini hoyratça alakasız meselelere haml eden bazı dervişlerin iddiasına göre bunlar bağışlanacaklardır.
Peki işin aslı bumudur?)

Evet budur..

Ben demiyorum, ayetler bunu ifade ediyor. Genelleme yaparak kullandığın her bir kelimeden sorumlusun. Sen kimsin ki, Allah 'ın adına hüküm veriyorsun. Sen kimsin ki, insanları kendince cehennemlik diye sınıflandırıyorsun.

(Haşa) Ya Allah bu iş için seni görevlendirdi.? Ya da Allah 'ın işine burnunu sokuyorsun.?

Andolsun, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir"
diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur."Maide/72

“Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır”Nisa/116

“Doğrusu Allah, kendine eş koşulmasını bağışlamaz. …”Nisa/48


Ayetlerdeki ifadeyi algılamanda sorun var. Aslında bende gördüğünü zannettiğin, hasar, kusur, özür kendinde..!




Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 24 Temmuz 2014, 03:38:50 ÖÖ 03
Adam İsa a.s 'ın şeriatına tabii olmuş ve, Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir demediyse..!

Allah 'a ortak koşanlardan değilse..!

Allah 'a şirk koşanlardan değilse..!

Allah 'a eş koşanlardan değilse..!

Yapmış olduğun bu tahribatın, tahrifatın vebalini kime ve nasıl vereceksin.?

Senin bildiğin İslam Dini, Senin anladığını, idrak ettiğini ifade edip durduğun Kuran bilgin bu ise, bırak sen kendine bak. Hiç bir ayetin, ayetteki sunulan ifadesini anlamıyorsun.

Yarım doktor insanı candan,
Yarım hoca, insanı dinden edermiş.

Başkalarına bakma, kendini gör yeter. Allah seni bunun için yarattı. Başkalarının inancını ölçmek, başkalarının imanını tartmak için var edilmedin. Kendine bak, kendine..

Hangi Yahudinin, hangi Hıristiyanın inanç ve imanını sorguladın.?

Sen iman ölçermisin..? Kendi burnunun ucunu göremeyen şu adamın yaptığına bakın..!



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 25 Temmuz 2014, 03:24:04 ÖÖ 03
“Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tabi olun, onların sözlerine kulak verin. Çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir. ”
Yasin 21

 
“ALLAH ile kul arasına girilmez” diye ahkam kesenler...

Evliya 'nın, dost diye manasını değiştirenler...

Bilsinler ki, bu alem beni Adem Hazret-i insan için yaratıldı. Çünkü Hazret-i insan ayineyi Rahman ’dır.

Hazret-i insanda Allah-u Teala , hazretlerinin fiili ve subuti sıfatlarının beni Adem’de zuhur ve tecelli eylediği gibi hiçbir eşyada zuhuru görülemez!

Hazret-i insan alemin küçültülmüş nüvesidir. Manası ile “yeryüzünde halifemi yaratacağım” hitabının tecellisi ve sırrı ilahidir!

Nuru Muhammedinin zuhur mercii hazret-i insan, nazargahı ilahi olan insan-ı kamil!

İnsan-ı kamilin en büyük rütbe ve makamı ise ne kadar rahmet-i ilahi ile yücelirse yücelsin Hz. Allah ’ın zatına karşı yokluktur, abd 'iyettir.

“La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü vehüve alâ kulli şey’in kadir.”

Allah’dan başka ilah yoktur. Şeriki, benzeri de yoktur. Mülk onundur. Ancak hamd ona mahsustur. Zira her şeylere kadir olan Hz. Allah ’ın zatıdır.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 26 Temmuz 2014, 01:40:49 ÖÖ 01
Din-i İslam 'ın manasını Asr-ı Saadet gibi yaşamaksa muradımız,

İçtihatsız şeriat, ehlini doyurmadığı gibi, cehennemden başka görgüsü olamayan, mecrasından saptırılmış Din-i İslam 'ı anlatan na-ehlin izahı..!

Gerçeği yaşayanları tatmin etmediği gibi, geçici hayatın garnitürü imiş gibi göstermekten ileriye yol bulamadığı zamanımızda çarpık yaşanılan bir vakıadır.

"Ben sizin Rabbınız değil miyim".? Hitabına "Evet" demeyen, dünyada cesetlenmiş ruhlar, sonsuz rahmet-i ilahiyenin zuhuru ile aralanan mağfiret kapısından geçmeye yeltenirler.

Her halinde samimi olanların da rahmet kapısından geçtikleri görülebilir. Bu yönlü rahmet-i ilahiyeden istifade edenler çoğunluktadır.!

Adem a.s: "Rabbenâ, zalemnâ" dedi: "Ey Rabbımız, biz nefsimize zulmettik" diye tövbe, istiğfar etti. Derecesi yüceldi.

Kıyamete kadar ALLAH 'ı bilen evlatlarına aczini bilmekte örnek oldu.

Şeytan da: "Beni azgın kılışın hakkı için diye, hakikati idrak edemedi.

ALLAH 'ı suçladı. Huzurdan kovuldu ve lanetlendi. Çünkü gerçek ilim bu değildi.

ALLAH 'ı yeteri kadar bilmeyenlerin nefis duygusundan başka bir ilme sahip olamamanın yenemeyecek kadar acı ürünü idi ..!

"Yedullâhi fevka eydîhim" (Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir.)
Fetih 10


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 26 Temmuz 2014, 01:42:15 ÖÖ 01
"Müsavidir seni sevmek, güzel sultanı sevmekle,
Yüzün ayine-yi nuru Hüda 'dır, ya Resulallah
".


Dünya ve ahirette değeri olmayan, geçici şeylerle lüzumundan fazla meşgul olanlardan olmayalım!.

Dünya ve ahiret faydası olmayan ilim ve anlamsız meşguliyetle zamanı boşa geçiren gafillerden de olmayalım.

Rabbimiz, Rahmetinle, bizler hakikat fakiri, ahiret müflisi olmaktan sana sığınırız!..

Hazret-i ALLAH 'ı sever isek, onun emirlerine göre hareket edebiliyor isek, dikkat edelim!

İstisnai yaratılışın şükrünü eda edelim. Duygusuzca hakikat garibi olmayalım!..

Hamd ve şükrümüzü Yaratanımıza karşı ihmal etmeyelim.

Dünya ve ahiret güzellikleri, say-i gayretimizden zuhur edecektir. Zuhur eden güzelliklerde rahmet tecellisine dikkat edelim.. Umulur ki gerçeği görelim!..

Her gün hayatı yeni doğmuş gibi yaşayalım. Sıhhat ve selametimiz için, kapanmış maziyi, meçhul istikbali bırakıp..!

Günü yaşayalım. Hal bugündür. Dem bu demdir.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 02 Ağustos 2014, 01:33:17 ÖÖ 01
"Hz. Hasan r.a Resullullah a.s 'ın torunudur.

Babası Hz. Ali, annesi Hz.Fatıma r.a'dir... Babası Hz. Ali r.a şehid edildiği zaman (hicretin 40.yılı Ramazan'ı) kendisine biat edilmişti. Biat akdi babasının ölüm anlarında tamamlanmıştır.

Biat edenlerin sayıca 40 binden fazla olduğu belirtilir."
(İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akcağ Yayınları:6/501. 1746. hadisin açıklaması)

"Sahabe ve tabiin denilen ehli sünnet topluluğuna sarılın."

Peygamber Efendimiz sav.buyuruyor ki; "Veysel Karani Kutbiyeti Kübradır (En büyük Kutuptur).

Veysel Karani Tabiinin ulusudur (Beni değil sahabeleri gören mü'minlerin ulusudur)."

Peygamber Efendimiz s.a.v 'in şöyle söylediği nakledilmiştir;

"Herkes kendi zamanlarının İmam ları ile Rablerinin kitabı, Peygamberlerinin de sünneti ile çağrılacaklardır."
(Suyuti, ed-Durru'l-Mensur, V, 317)

"Ve ene nefahatun fetearadu ve men lem narif imame zamanihi felyemutu meyteten cahiliyetten.

Size ruh verenler gelecek, onları arayıp bulun. Kim zamanın İmamı 'na tabi olmazsa cahiliyet üzere ölür."
(Sahihi Müslim 58, hadis no. 1851)


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 02 Ağustos 2014, 01:35:13 ÖÖ 01
... Abdullah b.Amr r.a 'den; Rasulullah s.a.v 'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

"Bir imama biat edip de ona elinin "safkasını" ve kalbinin semeresini veren (samimi olarak biat eden) kişi, gücü yettiğince ona itaat etsin."
( Müslim, imare 46; Nesai, Biat 25; ibn Mace, Fiten 8, Ahmed b. Hanbel, 2-161,191,193.; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14 / 346-347)

"Her kim bir eli taattan çıkarırsa kıyamet gününde Allah'a hiç bir hücceti olmadığı halde kavuşur. Ve her kim boynunda bir bey'at olmadığı halde (devrin İmam’ına biat etmeden veya bir hidayetciye tâbî olmadan) ölürse, cahiliyye ölümü gibi (bir ölümle) ölür."
(sahih-i Müslim 58-hadis no: 1851)

Amir b. Rabia'dan r.a : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu:

"Kim (bir hidayetçiye, devrin İmam’ına tabî olmadığı cihetle) itaatsiz/biatsız ölürse cahiliye üzere ölür ve kim de bunu kabul ettikten sonra cıkarır-atarsa, yanında (kurtarıcı) bir delil olmaksızın Allah'a kavuşur.“
(Müsned-i Ahmed b. hanbel hadis no:34/76)

"Ve innemâ liküllimriin mâ nevâ, femen kânet hiçretühû ilallàhi ve rasûlihî, fe hiçretühû ilallàhi ve rasûlihî."

"Muhakkak ki her kişi niyetlendiğini bulacaktır. Kim Allah'a ve Rasûlüne hicret ederse, onun hicreti Allah ve Rasûlünedir."

"Şüphesiz alimler, sizinle Rabbiniz arasında elçilik görevi yapmaktadırlar"

‘‘Benim sünnetime ve benden sonraki raşit ve hidayete mazhar olmuş halifelerin sünnetlerine yapışınız.‘‘ (Hadis-i şerif, Sünen-i Ebu Davut)

‘‘Namazlarınızın kabul edilmesi sizi sevindirirse, alimleriniz imam olsun. Zira Onlar, sizinle Rabbiniz arasında sizi (temsil eden) heyetinizdir.‘‘
(Hadis-i şerif, Taberani, Mu’cem’ul-Kebir)


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 03 Ağustos 2014, 01:31:59 ÖÖ 01
Peygamber Efendimiz s.a.v buyuruyor ki; "Allah ’ın nebîlerine en yakın olanlar cihad ehliyle, ilim ehlidir."

"ALLAH'IN EVLİYASINA TABİ OLANLAR ŞAKİLERDEN OLMAZLAR."

"Başkalarını Allah ’a Davet Eden Kişiye, Tabî Olanların Sevabı Kadar Sevap Verilir. Ama Tabî Olanların Sevabından Allah Hiçbir Şeyi Eksiltmez."
(İbn Kesîr, Tefsir, IV, 258.)

"Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Takvaya erenler, ulu kişiler, alimler, fakihler, ilmi tebliğ edeceklerine dair kendilerinden katı söz alınmıştır.Yanlarında oturmak bereket, yüzlerine bakmak ise aydınlıktır.” (Ramuzel Hadis S.289. 2873 Nolu Had.Şer.)

"Allah'ın öyle sevgili kulları vardır ki, onlar, Allah'a, Allah'ın kullarını; Allah'ın kullarına da Allah'ı sevdirirler."

"Alemlerin Haliki c.c buyurur ki: "Ben insanın sırrıyım, sırrım onun sırrındadır. İşte bu sultanlar diridirler, hiç ölmezler…" (C.İslam S.61)

“Ben bir kulumu seversem onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dili ben olurum.” (Sahih-i Buhari Tecrîd-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2042)

"Ulema meclisinde oturmalısınız. Hakimlerin sözünü dinlemelisiniz. Allah-ü Teala, yağmur suyu ile, yeri yeşerttiği gibi, hikmetle de ölü kalbleri ihya eder."

‘‘Muhakkak ömrünüzün günlerinde Rabbinizin nefhaları (Allah’a yaklaştırıcı tecelliyatı) vardır.

(Kalplerinizi tasfiye, nefislerinizi tezkiye suretiyle o tecelliyata) taarruz ediniz, (elde etmek için gafletten uyanık bulunarak yakalayınız).‘‘ (Hadis-i Şerif, Taberani, Mu‘cem’ul-Kebir)

"Aklı başında alim olan kişilerden doğru yolu göstermelerini isteyiniz. Onları dinleyiniz. Söz ve nasîhatlarına uyun, gösterdikleri yoldan dışarı çıkmayınız. Aksi halde pişman olursunuz."


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 03 Ağustos 2014, 01:37:22 ÖÖ 01
"Hikmet, müminin yitiğidir, bulduğu yerde alır."

Hadis-i kudsî’de Hakk Celle ve Ala Hazretleri şöyle buyuruyor:

“Sonra ben yüzümle onlara yönelirim. Yüzümle yöneldiğim bir kimseye neyi vermek istediğimi, herhangi bir kimsenin bileceğini mi sanırsınız?”

Allah-u Tealâ devamla şöyle buyurdu.

“Onlara ilk vereceğim şey, nûru kalplerine akıtmaktır. İşte o zaman ben onlardan haber verdiğim gibi, onlar da benden haber verirler.” (Hâkim)

"En üstününüz, görüldüklerinde Allah’ın hatırlandığı kimselerdir."

"İnsanlar arasında hayrın anahtarı ve şerrin kilidi olan kişiler vardır. Allah'ın; hayrın anahtarını ve şerrin kilidini kendisinin eline verdiği kişiye ne mutlu."

“Ben yere, göğe sığmadım. Mümin kulumun kalbine sığdım.”
(K: Aliyyu’l-Kārî, Esrâru’l-Merfûa, 301).

“Her şeyin bir kaynağı vardır.Takvanın kaynağı ariflerin (evliyaların) kalbleridir.”
(Ramuzel Hadis 4339 Nolu Had. Şer)

"Dostun hayırlısı sen Allah'ı zikrettikce yardım eden, unuttukça da hatırlatandır. Allah'ın velileri görüldüğü zaman Allah zikredilir."

"Nebiler Nebisi s.a.v Efendimiz: “Bazı insanlar Zikrullahın anahtarlarıdır. Bunlar görülünce Allah c.c Hz.leri anılır.” buyurunca;

Ashab-ı Kiram ra. sordular: “Ya Resulallah s.a.v .! Zikre anahtar mesabesinde olan kimseler kimlerdir? Bunları nasıl bilelim?”

Buyurdu ki: “Zikre anahtar olan kimseler şu kimselerdir ki, görüldükleri vakit Allah c.c Hz. leri hatırlanır, yadedilir, zikrolunur. İşte bu salih ve nurlu kimseleri görünce Allah c.c Hz. leri’ni anıyorsanız, onlar Zikrullahın anahtarıdır."
(Camiüssağir Şerhi Feyzül K. C.2. S.528 (İbn-i Mesud (RA) Hz.leri rivayet etti)

"Allah'ın birtakım kulları vardır ki; onların bedeni dünyadadır, ama kalbleri arş altında."

"Salacağınız bir ip, sizi mutlaka Allah'a ulaştırır."


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 06 Ağustos 2014, 01:25:49 ÖÖ 01
"Ebû Hüreyre: Resûlullah s.a.v şöyle buyurmuştur:

Zaman yaklaşınca (ve kâinat son günlerini yaşamağa başlayınca) mü'minin rü'yâsı yalan çıkmaz; çünkü mü`minin rü`yâsı nübüvvetin kırk altı cüz`ünden bir cüz`üdür. Nübüvvetten cüz`ü olan şey ise yalan olamaz."

“Benden sonra peygamberlik kalmadı, ancak bazı müjdeler olur; bunu ya müminler rüyada görür; yahut o müjdeler onlara görünür.”

"Bir kimsenin Allahü Teâlâ‘dan veya benîâdemden (insanoğlundan) bir hâceti olursa, tertemiz bir abdest alsın. Sonra iki rek'at hâcet namazı kılsın. Sonra Allahü Teâlâ‘ya senâ (hamd)da bulunsun ve Peygambere salevât getirsin... (Hadîs-i şerîf-Tirmizî)

"Men ra'ni fegad ra'ni feinneş şeytane lâ yetemesselü bî velâ bî sûretişşeyhi tâbian linnebiyyi sallallâhu teâlâ aleyhi vesellem.

“Beni gören, mutlaka beni görmüş demektir. Zira, şeytan benim suretime giremez ve benim gibi görünemez. Bana tâbi olan Şeyhlerde aynen böyledir.” (Hadis-i şerif; Müzekkin-Nüfus, s.551)

Ebu Katade'den Rasulullah şöyle buyurdu;

"Rüyalar üç çeşittir; birisi kişi kendi kendisine konuşur bunda bir şey yoktur. Kimisi şeytandandır eğer kötü ve hoşlanmadığı birşey görürse şeytanın şerrinden Allah'a sığınsın. O zaman o gördüğü rüya ona zarar vermez. Kimisi de ALLAH'TAN BİR MÜJDEDİR VE MÜ'MİNİN RÜYASI peygamberliğin kırkaltı parçasından bir parçadır.

Rüyasını tabir etmek istediğinde onu salih ve nasihat eden birisine anlatsın. O da hayır söz söylesin ve hayra yorsun."
(İshak, İbn-i Hacer el-Askalani, Metalibu Aliye, Tevhid Yayınları:3/3.Rüya tabirleri bölümü H.no:2821)


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 06 Ağustos 2014, 01:27:18 ÖÖ 01
Ebû Hureyre, Resûlullah s.a.v’in şöyle buyurduğu rivâyet etmiştir:

“Gecenin (üçte ikisi geçip de) son sülüsü kaldığında Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ (keyfiyyeti bizce meçhul bir halde) her gece dünyânın semâsına inerek buyurur ki: “Hani bana kim duâ eder ki, onun duâsına icâbet edeyim! Benden kim hâcet ister ki, dileğini vereyim! Benden kim mağfiret diler ki, onu mağfiret edeyim!” (Sahihi Buhari, 5. bölüm, 590)

Peygamber Efendimiz s.a.v buyurmaktadır:

“Cebrail kardeşimin bana öğrettiği iki namazdan biri İSTİHARE, diğeri HACET namazıdır.”

“Enes b. Melikten aldığı bir rivayete dayanarak, Ebu Haşim Eyli Rasulullah (s.a.v) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:

--Bir kimsenin yüce Allah'tan önemli bir dileği olur ise, güzelce abdest alıp iki rek'at namaz kılsın; Bu namazın birinci rek'atında; fatiha sonra ayetel kürsi okunur ikinci rek'atta ise fatiha sonra amenerresulüyü okur kişi. Bundan sonra teşehhüde oturup selam verir...."

“Üstâdlarımız (hocalarımız); "Biz bu hâcet namazını kıldık ve ihtiyaçlarımız, dileklerimiz görüldü" demişlerdir.” (İbn-i Âbidîn)

“Tecnîs ve diğer kitaplarda, hâcet namazının yatsıdan sonra dört rekât olarak kılınacağı ve bir hadîs-i şerîfe göre ilk rekâtta; bir fâtiha, üç âyet-el-kürsî, kalan üç rekâtin her birinde birer Fâtiha, İhlâs ve Muavvizeteyn okunacağı, bunlar yapılırsa, kılınan namaz Kadir Gecesinde kılınmış gibi olacağı kaydedilmiştir. “ (İbn-i Âbidîn)

“Ben Hatemül Enbiya’yım, Ben’den sonra nebî gelmeyecek. Ama Ben’den sonra halifeler gelecek. Benden sonra nebî gelmeyecek ama Ben’den sonra imamlar gelecek ve o imamları arayın bulun.”.

"Ve ene nefahatun fetearadu ve men lem narif imame zamanihi felyemutu meyteten cahiliyetten. Size ruh verenler gelecek, onları arayıp bulun. Kim zamanın imamına tâbî olmazsa cahiliyet üzere ölür." (Sahihi Müslim 58, hadis no. 1851)


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 29 Ağustos 2014, 08:39:21 ÖS 20
"Veren yalnız Allah-u Teâlâ’dır.“

Abdulkadir Geylani Hz. "El-Fethu'r Rabbani" Huzur sohbetleri 26.sohbet s.182,183 huzur Yayınevi tercüme Sıdkı Gülle:

"YÜCE KAPIYA VARMIŞ BİRİSİNİ BUL".!

Fasıklar ile münafiklardan uzak dur, sıddık nitelikli salih zatların peşine takıl. Kimin salih, kimin münafık olduğunu farkedemediğinde geceleyin kalk iki rekat namaz kıl ve ardından:

RABBİM! BANA SALİH KULLARINI GÖSTER, BANA BENİ SANA GETİRECEK KILAVUZU, bana senin yemeğinden yedirecek, senin meşrubatından içirecek, gözümü Sana yakınlık nuru ile sürmeleyecek beni, bana başkalarının gördüklerini anlatan değil, bizzat gördüklerini bana haber verecek BİR KILAVUZA İLET" de."


Abdulkadir Geylani Hz. "El-Fethu'r Rabbani" Huzur sohbetleri s.530,531, huzur Yayınevi tercüme Sıdkı Gülle:

"Gözlerin uykuya daldığı sırada güzelce abdest al, sonra namaz için divana dur.Namazın kapısını abdestinle Rabbinin kapısını da namazınla aç ve NAMAZIN ARDINDAN İSTEĞİNİ ARZEYLEYEREK ŞÖYLE YALVAR:

Rabbim! Kiminle arkadaşlık edeyim? KILAVUZ KİM? SENDEN HABER VEREN KİM? VEKİL KİM?

O, Al-i Cenaptır, Senin zannını boşa çıkarmaz, hiç kuşkusuz o kalbine ilhamda bulunur, sırrına vahiyle yapar., SANA YOL GÖSTERİR; kapıları açar, yolunu aydınlatır.

"ÖYLE YA CİDDİ ŞEKİLDE ARAYAN, İSTEYEN AMACINA ULAŞIR."

Abdulkadir Geylani Hz. Müridlerin kitabı;
S.1065: “Mürid, şeyhini, Aziz Celil Rabbi ile bir vasıta bilmelidir.

RABBİNE ULAŞTIRAN BİR YOL ve bir sebeb bilmelidir...

...Bir ŞEYH ola, bir de Mürid. Bir sahip ola , birde onun sahip olduğu kişi. Bir uyan ola, bir de uyulan. BU DURUM, ADEM (a.s)'den BERİ BÖYLEDİR , KIYAMETE KADAR DA BÖYLE SÜRECEKTİR.“


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 29 Ağustos 2014, 08:47:03 ÖS 20
Abdulkadir Geylani Hz. Müridlerin kitabı;

Sayfa-1102: “Gençler şeytanın sevgisine daha yakındır. Şeytan tarafından daha çok kabul görürler. Şerre, fitneye, hevai arzulara tabi olmaya, nefsin fesadına, töhmete daha meyillidirler.

Bütün bu anlatılan sebeplerden ötürü; onlarla arkadaşlık etmek çok tehlikelidir. Meğer ki, onunla arkadaş olan zat, kendisine mana yolunda tabi olunan bir zat, Allah ‘ı bilen bir alim, PEYGAMBERLERİN VEKİLİ, HİDAYET İMAMI, ALLAH TARAFINDAN KORUNMUŞ BİR KİMSE OLA.

 Zira, hali anlatıldığı gibi olan bir zat, hayır öğretendir. Halk-ı kötülüklerden çekindiren ve onları terbiye edendir.

"ONLAR YÜCE HAKK İLE HALKI ARASINDA BİR ELÇİ VE ONLARI GÖZETİCİDİRLER

Vekaleten Devrin İmami (Hidayet İmami) Gavsül Azam Abdulkadir Geylani Hz.lerine tâbîyet;

"Hepiniz birbirinize hizmet ediyorsunuz; peki Allah'a kim hizmet edecek? Ey ölü! Ey Toprak Yakında üzerinde gezilen bir toprağa dönüşeceksin! Topraktan geldin yine toprağa döndürüleceksin, beşikten mezara taşınacaksın.!

Ama sen bunun farkında değilsin, bunun sebebi senin sağır olmandır!... Benzin solukluğuna bakılmaz, başkalarına öğütte bulunmamın ilk şartı senin inanmış (Allah'a ulaşmayı dileyerek hakiki iman etmiş) olmandır.

"KULUN KENDİSİ HAKK 'A (ALLAH 'A) ULAŞMADIKÇA, HALKI HAKKA ÇAĞIRMASI UYGUN DEĞİLDİR"...

...Allah'ım! Herkesi islah eyle. Allah 'ım! Bizi salih kişiler eyle. Bize salah ver, ihtiyaçlarımızı sana arzettir, YÖNELİŞİMİZİ SANA ÇEVİR.

Hazret daha sonra el-imam izzeddin Medresesinin üstazına (öğretmenine) işarette bulunarak;

"KALK ELİNİ ELİME KOY, bu harap diyardan malından, evladından ayrılıp KOŞARAK RABBİMİZ 'E GİDELİM. ALLAH'A YÖNEL, AMELE YÖNEL, yakında Hakk'a götürüleceksin.

O seni amellerinden sorgulayacak. O seni, kendisini bilmen için yaratmıştır, dünya ve ahiret için yaratmamıştır..."
(el-Fethu'r Rabbani Huzur sohbetleri s.594,595,596 huzur Yayınevi tercüme Sıdkı Gülle)


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 13 Eylül 2014, 01:41:46 ÖÖ 01
Selamûn aleyküm ..

Allah 'ın rahmeti, bereketi, merhameti, mağfireti cümle kullarının üzerine olsun.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 13 Eylül 2014, 02:02:56 ÖÖ 02
Evliya 'sız olmaz.

Evliya 'ya tabii olmadan, Evliya 'ya biat etmeden İslam 'ın özünü yaşayabilmek mümkün değildir.

Peygamberler efendilerimizin zamanı geçmiş, bitmiş, o tertip ve düzen yürürlükten kalkmış değildir. Asr-ı saadet zamanını bu gün yaşayabilmek, ancak ve ancak Evliya 'ya tabii olmakla mümkün olabilir.

İzah etmek gerekirse;

Bir kişi Allah 'ın varlığına inandıktan sonra, şeriatına tabii olduğu peygamberini kabul ediyor ise, kabul ettiği şeriatındaki Evliya 'ya biat ettiği, tabii olduğu andan itibaren,

"lailahe illallah Muhemmeden Resulullah" 'ın, (Muhammedi 'ler)

"Lailahe illallah Musa Kelimullah" 'ın, (Musevi 'ler)

"Lailahe illallah İsa Ruhullah" 'ın  (İsevi 'ler) anlamını yaşıyor demektir.


İndirilen bütün kitaplara, gönderilen bütün peygamberlere iman eden bir kişi, imanın altı şartından dört tanesini yerine getiriyor demektir.

İmanın altı şartını kabul etmek, kişiye Mü-min sıfatını kazandırır.

Bu imandan sonra, İslam 'ın temel ibadetlerini yerine getiren bir kişi ise, Müttakiy 'dir, İttika sahibidir.

Biat eden kişi, kelime-i şehadetin mana ve anlamını idrak eden kişi demektir.

Şahitliğin manası ve anlamı budur.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 13 Eylül 2014, 02:56:22 ÖÖ 02
İslam, "yaşamak 'tır".

İslam, kal (kelam) değil, "hal 'dir".

İslam, "suret" değil, "siret" 'tir.

Bal, bal demekle insanın ağzı tatlanmayacağı gibi, inandım demek de, Allah 'ın kullarından beklediği, Kuran-ı Kerim 'de biz insanlara buyurduğu, bildirdiği, tebliğ ettirdiği bir inanış şekli değildir.

İnandım demek, Allah indinde karşılıksız kalır mı .? Umulur ki, inşaallah kalmaz. Fakat dünya hayatı için hep bir adım ötesi, hep biraz daha fazlası için çalışıp duran insanoğlu, nefsin heva ve hevesine kapılıp ahiret ve ebedi hayatı için az ile yetinmeye kalkışırsa...!

Sonu hiç de beklenildiği gibi olmasa gerek.

Bu yüzden İnsanoğluna, Elhamdülillah Müslümanım demek yetmez, icraat lazım. Hz. Allah Mü-min 'leri Kuran 'da şöyle bildiriyor;

Gönderilen Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler. Onlardan her biri “Allah'a, meleklerine kitaplarına peygamberlerine iman ettiler.” «Allah'ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız. Onları “İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, mağfiretini niyaz ederiz! Dönüş yalnızca sanadır» dediler
Bakara 285


Buyuruyor ve Müttakiy 'ler için ise ;

Kendisinde hiçbir şekilde süphe olmayan o kitap, Muttakiler için bir hidayet kaynağı ve yol göstericidir.
O müttakîler ki, gaibe inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz mallardan infak ederler...
Onlar ki, Sana indirilenlere ve senden önce indiren kitap ve peygamberlere ve ahiret gününe iman ederler
Onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.
Bakara 2-3-4-5

Buyuruyor..

Evliya 'sı, Veli 'si  içinse ;


Ey Âdemoğulları, size kendi içinizden elçiler gelip size âyetlerimi anlattıkları zaman korunup uslananlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Araf 35


Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir resülü memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
Kasas 59


Evliya 'sız bir zaman dilimi düşünmek, Allah 'a noksan sıfat isnat etmektir. Kıyamete kadar bu tertip ve düzen devam edecektir. Hz. Allah ilk yarattığı insana ne gibi bir rahmet bahşetmiş ise, son yaratacağı insanoğluna da kuşkusuz aynı rahmetini bahşedecektir.

Bunda kuşkusu, tereddütü olan kişinin imanında noksanlık var demektir. Çünkü Hz. Allah adalet sahibidir. Bir kararda kalan Hz. Allah 'tır. Allah 'ın dünü, bu günü, yarını yoktur, olamaz. Zamandan ve mekandan münezzehtir.

Zaman ve mekan biz insanoğlu için vardır.

Asr-ı saadette yaşayan insanları ihya edip, diğerlerini bundan mahrum edeceğini düşünmek, Allah 'ı bilmemek, idrak edememek, rahmetini, lütuf ve ihsanını kavrayamamak manasına gelir.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 23 Eylül 2014, 11:52:52 ÖS 23
İlmin her dalı güzeldir.

Mürşide intisap, mürşidin şahsına olmayıp, şeriatı ile yükümlü olduğun ALLAH 'ın elçisinedir.

"Vârisün-Nebi"nin anlamı budur.

 Hazreti ALLAH hiç bir kulunu adaleti icabı rahmetinden mahrum koymamış. Yeryüzüne elçi göndermediği zaman veraset taşıyan varis-ün Nebi ki, ALLAH 'ın Evliya 'ları ile, kullarının Peygamberinin getirdiği şeriat üzere yaşamaları ve biat rahmetinden mahrum koymamış.

 Cümle güç kuvvet Hazreti ALLAH 'a mahsustur. Peygamber efendilerimizin, ne de Evliyaullah 'ın gazabı ilahiden kişiyi kurtaracak gücü, ne de dilediğini cennetlik yapacak yetkisi vardır...

Bu gücü kendinde varmış gibi göstererek mürşitlik iddia eden kişi sahtekar ve zındıktır...

 Güç, kuvvet, afvu mağfiret, yaşatmak, öldürmek, diriltmek, rızıklandırmak yalnız ve yalnız Hazreti ALLAH 'a mahsustur. Bu yönlü, peygamber efendilerimiz de selahiyyetli değildir:

Resulullah s.a.v kızı Fatıma'ya;

"Ya Fatıma, kalk, namaz kıl. Sakın, babam peygamber, diye ihmal etme. ALLAH 'ın rahmeti olmadan ben de bir şey yapamam." buyurmuşlardır.

ALLAH 'a sadık kul olmak, Ademlikten kurtulup insan olmak için enbiya vesile, evliya vesile, namaz vesile, oruç vesile, zekat vesile, hac vesile, "evim" buyurduğu beytullah vesile.

 Kullarının bağışlanması için tövbe, istiğfar, Arafat vesile, Müzdelife vesile. Ebraha'nın ordusunun gazabı ilâhi ile helak olduğu yer Mina hüccacın rahmetine vesile.

Kurban kesmek de rahmete vesile. Saymakla bitmez... Hem akıl ermez. Bütün madde vesile, mana vesile. Sebepsiz bir zuhurat vaki değildir.

Yaratılmış küllî rahmeti ilâhi olan peygamber efendilerimiz de, cümle Evliya, Veli, mü'min, müslim, daha nice nicelerde zuhur eden rahmeti ilâhi... Kıyamete kadar devam edecek nuru Muhammedi vesile...



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 24 Eylül 2014, 12:15:34 ÖÖ 00
İnsan madde ve mananın birleşimi ile insandır.

 Manasını, niçin yaratıldığını düşünemeyen beniadem daima ziyandadır.

 Maddesini ayarlamak yetkisi, her kulun yaratılışında bu güç mevcut olup, manasını da ihya etmesi için yetkili kılınmıştır. Maddesinde sebebe tevessül edildiği gibi, manası da sebeplere tevessül ederek elde edilir. Bu yönlü cüz'î irade her beni ademe verilmiştir.

"Baki ALLAH fani evsaf ile düşünülemez",  yani, fani malzeme ile ALLAH bilinmez.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 25 Eylül 2014, 01:25:45 ÖÖ 01
Ustasız sanat haramdır.

Eğitimsiz öğrenci olunamayacağına göre,

Öğretmensiz eğitim alınamayacağına göre,

İlk okulsuz orta okul,

Orta okulsuz, lise,

Lise 'siz, üniversite okunamayacağına göre,


İnsan, doğumundan itibaren ölümüne kadar eğitim ve öğretime muhtaçtır. Eğitim, maddede olduğu kadar, manada da olmazsa, olmazdır.

Yeni doğmuş bir bebeği ele alacak olur isek, kainatta, hangi kabileye, hangi ırka, hangi ülkeye, hangi mezhep ve meşrebe mensup bir aileye verilirse verilsin, verilmiş olduğu bu aile, hangi inanç ve itikada mensup ise, çocuk bulunmuş olduğu şartlar altında yetişir ve almış olduğu eğitime göre de şekillenir.

Yani, terbiyecisi ne ise, çocuk o minval üzere yetişir. Fakat işin özü ve aslı şudur;

Her çocuk "İSLAM" fıtratı üzere dünyaya gelir..! Terbiyecisi onu şekillendirir.

Eğitim ve terbiye insan hayatının olmazsa, olmazıdır.

Tasavvuf ve buna bağlı olarak Evliya 'nın terbiyesi de mananın olmazsa olmazıdır.

Allah c.c, kendi zamanlarındaki şeriatlarını  yaşayabilmeleri için, insanların, gönderilen peygamberlere, elçilere, resullere, uyarıcılara, evliya 'lara tabii olunmasını, biat edilmesini emretmiştir.

Bu emir, Adem a.s 'dan başlar, Hz. Muhammed Mustafa s.a.v efendimize, ve onun irtihalinden sonra da kıyamete kadarki süreçte hiç bir değişiklik arzetmeden devam eder gider.

Hz. Allah, bir zamana bütün rahmetini bahşetmiş ve diğer bütün zamanlarda yaratmış olduğu insanları bu rahmetten mahrum etmiş olmaz, olamaz. Ayette;


Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin de yasası. Bizim yasamızda bir değişiklik bulamazsın.
İsra 77


Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sâhibi, hem de acı azâb sâhibidir.
Fussilet 43


Allah'ın, öteden beri devam eden kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
Fetih 23


Buyrulmakta....

Evliya 'lar, Veli 'ler, Elçi 'ler, Uyarıcı 'lar da, Allah 'ın asla değişmeyen bu kanunun birer parçasıdırlar.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 29 Eylül 2014, 11:43:25 ÖS 23
Elçi , Evliya , Resul , Mürşit , Uyarıcı , Müjdeleyici , ..



Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitab'ı ve hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir Elçi gönderdik.
Bakara 151


‘‘Ey İman edenler Yahudi ve Hıristiyanların Evliyalarını Evliya edinmeyin. Zira onlar kendilerinin evliyasıdır. İçinizde onların evliyalarını evliya edinenler onlardandır. Allah zalımlar toplumuna yol göstermez.
Maide 51


Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resülü memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.
Kasas 59


Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek MÜRŞİT bulamazsın.
Kefh 17



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 30 Eylül 2014, 12:30:48 ÖÖ 00
Elçi , Evliya , Resul , Mürşit , Uyarıcı , Müjdeleyici , ..




De ki: "Ben kendime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbete çok hayır elde ederdim. Bana kötülük dokunmamıştır. Ben sadece inanan bir kavim için, bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
Araf 188


De ki: "Ben türedi bir elçi değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim."
Ahkâf 9


Biz elçileri sadece müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim inanır ve uslanırsa onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Enam 48


Biz seni, şahid, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ki Allah'a ve Resulüne inanasınız, O'nu destekleyesiniz. Ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam ALLAH’ı tesbih edesiniz....
Fetih 8.9



Yukarıdaki ayetler üzerinde biraz düşünelim, biraz tefekkür edelim. Kainat bir an olsun boş bırakılmamıştır. Allah 'ın Evliya 'sı, Mürşid 'i, Veli 'si, her zaman var olmuştur, kıyamete kadar da hep var olacaktır.

Evliya yoktur demek küfürdür.

Evliya yoktur demek, Allah 'ın Rahmet sıfatını idrak edememek, dün ile bu gün arasındaki bağı koparmak demektir.

Asr-ı saadet zamanını bu gün yaşamak, Evliya ile mümkündür. O zamanı idrak edebilmek, yine Evliya ile mümkündür. Biat, hayatta olan Allah elçisine yapılır. Ahirete irtihal etmiş Elçiye, Peygambere, Resule, Evliya 'ya biat olmaz.  

Kelime-i şehadetin mana ve anlamını yaşamak, Evliya 'yı kabul ve Evliya 'ya biat ile mümkündür. "Ve Eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Rûsûluhi" 'nin zamanımızda anlamını yaşamak budur.

Bir insan, ancak ve ancak, gördüğünün, işittiğinin, dokunabildiğinin şahidi olabilir. Başkasından duyulan bir sözün, bir kelamın telafuzu ile Allah Resulünün şahidi olabilmek, kişinin lisanından dökülen kelamdan başka bir şey değildir.

Bu yönlü kelime-i şehadetin manasını yaşamak mümkün değildir. Kişi yaşadığını zannetse de bu hali sadece zanda kalır. Hal değildir, yaşamak hiç değildir.

Yaşamak, tatbik etmek, uygulamak, hayata geçirmektir ki, İslam 'ın buyruğu olan "biat ve kelime-i şehadetin manasını yaşıyor olmak" , ancak Evliya 'ya tabii olmakla mümkündür.

Geçmişimizi biraz karıştırdığımızda her şey ortaya dökülecek, gerçekler açığa çıkacaktır. Ecdadımızın yaşantılarında bunu bariz bir şekilde görmek mümkündür.

Günümüzde Tasavvuf ve Evliya karşıtlığı, geçmişi örtmeye, dün ile bu gün arasındaki köprüleri yıkmaya, hakikatten insanları koparmaya ve uzaklaştırmaya çalışmakta. Günümüze kadar nakli gelen Din-i İslam 'ı, akli bir dine çevirmeye çalışmaktalar.

Çünkü ancak bu yönlü davrandıklarında yapmak istediklerine, amaçlarına ulaşabilirler.

Nakli bağı kurmak ise ancak Peygamberler ve Evliyaullah arasındaki bağı kurmakla mümkündür. Aradaki bir tek halkanın kopması, eksilmesi, çıkarılması, geçmişten günümüze gelen bağın kopması demektir.

Evliya bunun için vardır ve kıyamete kadar da her daim de var olacaktır.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 05 Ocak 2015, 02:37:14 ÖÖ 02
"BU ZAMANDA MÜRŞİT YOKTUR" DEMEK, KÜFÜRDÜR..
 

 
  Zikrullahı icra etmemek için Hazreti ALLAH hiç bahaneyi kabul etmiyor.

 "Kulum Beni zikret, kesir zikret".

  Nasıl bir şekilde olursan ol, zikretmeye mani hiçbir hadise yaratmadım buyuruyor. Ayakta zikret, oturarak zikret, yan üzeri yatarak da zikret. En güzel edepli yatış, sağ yanına yatıştır. Duygusuz olmayalım ve tefekkürle zikredelim.

  Bariz, açık olan tecelliyatı ilahiden nasip alamıyorsak göklerin ve yerin yaratılışı hakkında bakalım ve düşünelim. O, kuvveti, kudreti ilahiyi kabiliyetimiz nispetinde tefekkür ettiğimiz ve Yüce Varlığın karşısında imanımız nispetinde aczimizi bilmek bizi zikri ilahi rahmetine nasipli kılar.

  "Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu" (Nefsini bilen Rabbını bilir) hitabını, nefsin terbiyesini hayatı boyunca kendisine vazife edinen âdem insanlığa namzettir.

  O anlamıştır ki, âdem terbiyeye muhtaç yaratılmıştır. Peygamber efendilerimiz de mekarimi ahlâk-ı anlatmak ve öğretmek için ALLAH'ın rahmeti olarak gönderilmiştir.

  Peygamberimiz Efendimiz de; "Ben mekarimi ahlâk-ı tamamlamak için gönderildim" buyurdular. Hiçbir zaman dünyayı boş bırakmamış âdili mutlak olan Rabbımız. Gerek Peygamber efendilerimiz zamanında, gerekse sonrasında ALLAH'ın bu türlü rahmetini ihsan ettiğini her an müşahede etmek mümkündür.


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 05 Ocak 2015, 02:54:47 ÖÖ 02
Sahte şeyhlerden, sahte dindarlardan, ALLAH 'a yeteri kadar inanmayan dinsiz, mezhep ve meşrep kabul edemeyen,

 ALLAH'ın kitabı Kur'an-ı Azimüşşan'ı nefsinin hazzına göre değerlendiren,

 "ALLAH'ın kulu yalnız biziz" deyip, rahmeti ilâhiyi dar çerçevede gören ve göstermeye çalışan,

 bilge geçinen, hakikatları tahrif ederken zevk alan, dünyanı ve ahiretini karartmak için programlanmış, insan suretinde alim geçinen zalımdan da kaçmak gerek.

Her mevcudun güzel bir tarafı vardır. Onu bul. Onu bil. Onunla bir ol, denildi.

 Topluma ve inançlarına ters düşen fikrini, "yetkim var" diye, "benim gibi düşünmüyor" diye gayrıya tahakküm etmek, ne İslâm'a, ne de insana yaraşır.

 Bu tür kişinin insan haklarından bahsetmesi düzenbazlık değil de, nedir?

 O kişiler, konuşmalarından ve icraatlarından tanınırlar.

 "Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın, konuşmalarından daha iyi tanırsın"

 Hazreti ALLAH 'ın buyurduğunu, zamanımızda daha açık seçik tanımak mümkün. Bu türlü şahsiyetlerin, imansız ve inançsızlığını açıklamakla "aydın ve ilericiyim" hazzı ile hayatını düzene koymuş, hakikat bilgisi olmayan, iman fukaralarının da şerlerinden Rabbıma sığınırız.

 Bazı gerçekleri bilmeden dindar yaşadığını zanneden hakikat fukaraları, iman fukaralarının yaptıkları icraatların, hareketlerin, sözlerin ister hayır, isterse şer aksini yapmakla ibadet ve taat yapmış gibi zevk aldığını zannedenler bu tutumları ile kanun-u ilahinin hikmet yönlerini göremezler.

 Aldığı tedrisatın hikmeti ilahiyi yeteri kadar yansıtmadığını ehli her an müşahede eder. Gerçeği yaşamaya çalışır ve yaşar. Bu gerçek yaşantıyı umuma yansıtamamasının sıkletini taşır.

 "Hikmet mü'minin kayıp malıdır. Nerede bulursa alsın" hitabını iyi düşünelim.

 İnsan, arif olmak için irfaniyyet tedrisatına muhtaçtır. Bu ilim ise ALLAH 'ın yed-i kudretindedir ve tertibi tanzimi ilahidir.

 İrfaniyyet tedrisatı görmeyen arif olamaz.

 Arif olmayan kişi de maddenin felsefesini yapıp izah etmekte mahirdir fakat mananın, özün garibidir.



Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 05 Ocak 2015, 08:55:17 ÖS 20
- Şu kadarını bilmemiz lazım; tasavvufsuz, tarîkatsız, şeriatsiz, mârifetsiz, din yaşanmaz.

 - Bunların birleşimleri hakikattir.

 - Hakikatin zahire yansıması şeriattır.

 - Şeriatın kolları mezheplerdir. 

 - Tasavvufun kolları ise tariklerdir. Bu gerçekler inkar edildiği zaman din akla dönüşür. Gerçek mecrasından çıktığı gibi, akıl ilahlaşır.

İbadet ve taatlar lüzumsuzmuş gibi, her an akla uymayan yönleri tahrif edilir. ALLAH elçilerine ve elçi varislerine dahi lüzum görülmediği gibi ...

 Aklı ilahlaştırdık !..  Bugün Din-i İslam'ın yaşantısında imanı doyuran, itminan-ı kalpten bahsedebilir miyiz? Edemeyiz.

 Çünkü kaptanın beceriksizliğinden gemi karaya vurdu. Kaptan pişkin ... Ne yaptın? diye sorulduğunda, sıkılmadan; ''deniz tükendi" diyor! ...

 Beş duygudan ileriye yolu olmayan materyalistin denizi o kadar!...

İmamı Malik (r.a) der ki:

"Tasavvuf bilmeyen fakih fıska, tasavvufu bilip de fıkhı bilmeyen sûfi zındıklığa dûçar olur".

Dîn-i İslâm beşer îcadı olsa idi, akla mantığa göre bir şeyler yapmak elbet mümkün olurdu. Ama değil.

Tasavvufsuz dinî yaşantının, imana yapılan en büyük zulüm olduğunu bilmenin zamanı geldi de geçiyor bile!..

Şeriatlar ademin yaşayacağı zamana göre ALLAH tarafından tanzim edilmiş, elçileri vasıtasiyle merhamet-i ilahiyeden kullarına gönderilen yaşam tarzının düsturudur.

İçtihatla değerini muhafaza eder. İçtihatsız içinden çıkılmaz hale gelir.

Aynen bu zamanda yaşanılanlar gibi..


Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: asiminnos üzerinde 09 Mayıs 2015, 12:49:01 ÖÖ 00
Tasavvufsuz din yaşanmaz. Bir ayette şöyle buyrulmakta,


"Muhâkkak ki, sana biat edenler, ancak ALLAH'a biat etmektedirler.
ALLAH'ın eli onların ellerinin üzerindedir.
Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur.
Kim de ALLAH'a verdiği ahde vefâ gösterirse ALLAH ona büyük bir mükafat verecektir."
Fetih 10




Konu Başlığı: Ynt: "Veli" ve Evliya" Terimleri
Gönderen: osisko üzerinde 10 Mayıs 2015, 06:23:51 ÖS 18
Evet, Tasavvuf 'suz din yaşanmaz, yaşanamaz.


De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."
Ali İmran 31


Allah 'ı seven, O 'nun emrettiği gibi yaşamayı kendisine düstur edinen, hem dünya, hem de ahirette kurtuluşa ermek isteyen ..!

Allah 'ın Evliya 'sını bulup, biat etmesi, tabii olması gerekiyor.

Bu, tertip ve tanzim-i ilahinin bir parçasıdır. Ustasız sanat haramdır denilmiş. Her işin ustası, erbabı, mühendisi, profesörü, okulu, öğretmeni ve öğrencisi mevcuttur.

Mananın da öğrenim dalı Tasavvuf, öğreten, eğiten, yetiştiren hocasının, yol büyüğünün adı Evliyaullah 'tır.

Akıl ve mantık çerçevesinde düşünen, ona göre karar veren, Evliya 'ya ihtiyacı olmadan da hakikati yaşadığını iddia eden ziyandadır.

Çünkü mana alemi madde ilmi ile çözülemez, bilinemez, anlaşılamaz, kavranamaz, yaşanamaz..! İllaki ve illaki bir Mürşid-i Kamil 'in eteğinden tutmak, dergah adap ve edebini öğrenmek ve buna göre yaşamaya çalışmak gereklidir.

Taa ki Adem a.s 'dan beri Allah 'ın buyruğu bu veçhiledir. Bütün kitap ehline de Allah 'ın buyruğu, "Resullerime kulak verin, onların sözlerini dinleyin, onlara tabii olun " olmuştur.

Kıyamete kadar bu tertip ve tanzim devam edecek, biat kapısı her daim var olmuş, var olacak ve kıyamet kopmadan da bu kapı kapanmayacaktır.